Gaziantep University
Discipline

Sociology

Gaziantep University

1,409

Archived Theses

4

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Suriyelilerin göçü ve kentsel yaşamın yeni örüntüleri: Gaziantep örneği

2011 Suriye iç savaşının patlak vermesiyle birlikte Türkiye'ye yönelen Suriyeli göçüne bağlı olarak toplumsal, ekonomik, politik v.b. gibi alanlardaki kaygılardan hareketle, kaotik durumların oluşacağı düşüncesine bağlı olarak oluşan genel kanı bir takım olumsuzlukları içermektedir. Ancak kaos üzerinden tartışılan bu dinamikler, yeni "fırsatları"da üretmekte midir? Ekonomik, siyasal ve toplumsal dinamikler bu perspektifte yeni örüntülerde doğurmakta mıdır? Dolayısıyla, olguya ilişkin "sağlıklı analizler" yapabilmek, süreç içerisinde gerekli düzenlemeleri gerçekleştirebilmek ve yeni oluşumlar için alternatifler üretebilmede göçmenlerin takibi sistem adına zorunluluk gibi dururken yukarıdaki sorulara verilebilecek cevapların içeriği sürecin kendisini anlayabilmek adına önemlidir. Hal böyle olunca bu çalışma Suriyeli göçüne bağlı olarak ortaya çıkan kentsel saçaklanmanın durum katmanları halinde nasıl bir görünüm ortaya çıkardığını; bağlı olarak kentin ve kentsel yaşamın örüntülenme biçiminin nasıl dönüştüğünü sorgulamaktır. Çalışmadaki temel amaç Suriyeli göçüne bağlı olarak kentlerde meydana gelen saçaklanmaları durum katmanları halinde analiz ederek kentsel yaşamın yeniden nasıl örüntülendiğini irdelemektedir.

GaziantepGöçlerGöçmenler+4
Burcu Aydoğdu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancı ile bir arada yaşama ve ötekileştirme: Mardin halkının bakışından Suriyeli sığınmacılar

2011 yılında başlayan Suriye'de meydana gelen iç karışıklar sonucu Suriye halkının çok önemli bir kısmı komşu ülkelere iltica etmek zorunda kalmıştır. Suriyeli mültecilerin en çok iltica ettikleri ülke olan Türkiye'deki kayıtlı Suriyeli sayısı Ağustos 2019 tarihi itibarıyla toplam 3 milyon 643 bin 870 kişidir. Dolayısıyla, Türkiye'de neredeyse nüfusun %5'lik bir kısmına tekabül edecek sayıda Suriyeli mülteci bulunmaktadır. Türkiye'deki Suriyelilerin belli bir kısmı çeşitli illerde devlet tarafından kurulan sığınmacı kamplarında yaşamlarını sürdürmeye çalışırlarken önemli bir kısmı da kamp dışında yerleşik halk ile iç içe yaşamaktadır. Başlangıçta misafir olarak kabul edilen ve tanımlanan Suriyeli sığınmacıların aradan geçen sekiz yıllık süre sonrasında yavaş yavaş Türkiye'de yerleşik hale gelmeye başlaması hiç şüphesiz yerli ile yabancı arasındaki başlangıçtaki ilişkilerin de değişmesine neden olmaktadır. Zira, misafirlikten yerleşikliğe geçiş aynı zamanda yabancının yerli toplum tarafından zaman zaman birçok konuda günah keçisi olarak ilan edilmesini ve dolayısıyla ayrımcı ve dışlayıcı söylem ve davranışlarla karşılaşmalarını daha olası hale getirmektedir. Bu anlamda, Türkiye'ye gelen sığınmacıların etkileşimleri sonucunda yerel halkın tutumlarında oluşabilecek dışlama veya ayrımcılık temelindeki pratikler yaygınlaşabilmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'de siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda derinlemesine etkiler yaratan bu kitlesel göçün ve misafirlikten yerleşikliğe doğru evrilen sürecin yerleşik halkta nasıl etkiler yarattığı ve yerel halkın perspektifinden Suriyeli sığınmacıların başlangıçtan farklı olarak artık nasıl karşılandığının incelenmesi önemlidir. Bu çerçevede, araştırmanın konusunu Suriyeli sığınmacılar özelindeki göçler sonucunda gerçekleşen toplumsal etkileşimlerin özellikle algısal boyutta yarattığı gerilimler, bunların yerel halkın gündelik toplumsal pratiklerine nasıl yansıdığı ve dış göçle gelen dezavantajlı nüfusa yönelik olası olumlu veya olumsuz algıların biçimlenmesinde rol oynayan faktörler veya dinamikler oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle, uzunca bir zamandır yoğun bir Suriyeli sığınmacı akınıyla karşılaşan Türkiye'de sığınmacılara yönelik inşa edilen tutumların somut söylemlere ve eylemlere yansıma biçiminin sosyolojik olarak değerlendirilmesi araştırmanın/tezin merkezi noktasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, araştırmada, Türkiye'ye yönelen bu göç hareketleri sonucunda sığınmacılarla ilgili yansıyan negatif yöndeki çok sayıdaki gündelik etkileşimin, haberin veya deneyimin yerel halkta "karşıt konum kimliklerinin oluşması"na ve dolayısıyla bir "karşı grup yabancılaştırması"na yol açıp açmadığı veya bu süreçte nasıl bir etkiye sahip olduğunun irdelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, Suriyeli sığınmacılarla yerel halkın gündelik karşılaşmalarının ve etkileşimlerinin yüksek olduğu sınır bölgesi yerleşim yerlerinden biri olan Mardin ili araştırmanın evreni olarak seçilmiştir. Mardin'deki Suriyeli sığınmacı nüfusu Mardin ilinin toplam nüfusunun %10,55'ini oluşturmaktadır. Suriyeli sığınmacıların toplam nüfusa oranı bakımından Mardin Türkiye'de yedinci en çok Suriyeli barındıran il durumundadır. Çalışmada nitel metodolojiye uygun olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmış ve katılımlı gözlem tekniği ile ampirik veriler elde edilmiştir. Teorik örnekleme ve maksimum çeşitlilik örnekleme tekniklerinin kullanıldığı bu çalışmada demografik çeşitlilik göz önünde bulundurulmakla beraber yeteri veri elde edilene kadar görüşmeler devam ettirilmiş ve toplamda 36 katılımcıyla alan araştırması tamamlanmıştır. Dolayısıyla, araştırma, genel olarak yerel halk arasında Suriyeli sığınmacılar özelinde yabancı göçmelere yönelik algıların hangi yönde olduğu ve sığınmacılara yönelik inşa edilen tutumların somut söylemlere ve eylemlere yansıma biçiminin nitel verilere dayalı olarak sosyolojik eksende sınır bölgesi olan Mardin ili örneği üzerinden değerlendirilmesini kapsamaktadır. Nitekim, bu araştırma ile yerlinin bakış açısından yabancı ile yerli arasındaki ilişkilerin detaylı olarak ortaya konulması ve henüz ne zamana kadar Türkiye'de kalacakları belli olmayan Suriyeli sığınmacıların uzun vadede Türkiye'de kalmaları ve yerleşik hale gelmeleri durumunda ileride ilişkilerin ne yönde şekilleneceğinin öngörülmesi noktasında katkı sağlaması hedeflenmiştir.

GöçlerGöçmenlerMardin+4
Fatima Doğan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kültürel bir grup olarak Makedonya göçmenleri: Çoklu-kimlikler ve aidiyetler (Manisa örneği)

Türkiye'de Balkan göçmen gruplarından biri olan Makedonya göçmelerinin kuşaklararası farklılıklar temelinde, çoklu kimlikler, çifte vatandaşlık ve aidiyet bağlamında nasıl bir kimlik inşası gerçekleştirdikleri araştırmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda araştırma, Manisa ilinde yaşayan Balkan göçmen grubu olan Makedonya göçmenleriyle sınırlandırılmıştır. Manisa ilinde yaşayan Makedonya göçmenlerinin kültürel kimliklerini, aidiyetlerini, çifte vatandaşlığa ilişkin duygu ve tutumlarını inceleyebilmek için araştırmaya birinci, ikinci ve üçüncü kuşak göçmen bireyler alınmıştır. Çalışmada nitel ve nicel yöntemlerin birlikte kullanılması tercih edilmiştir. Nitel araştırma tekniklerinden derinlemesine görüşme tekniği, nicel araştırma tekniklerinden ise anket tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda, nicel araştırma doğrultusunda anket tekniği ile toplanan veriler, SPSS programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Böylece genelleme yapma konusunda daha sınırlı olan nitel araştırma sonuçları kısmen de olsa güçlendirilmeye çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlara göre, Balkan göçmen gruplarından olan Makedonya göçmenleri Türk toplumuna sosyo-kültürel anlamda uyum sağlamaktadırlar. Kuşaklararasındaki farklılıklar temelinde ise çoklu aidiyet, çifte vatandaşlık ve dil kullanımına ilişkin olarak birinci ve ikinci kuşaklarda göçmen kimliği tanımlaması görülürken, son kuşaklarda bu kimliğin silikleştiği ifade edilebilir. Dil kullanımlarına ilişkin ise birinci kuşaklarda ve ikinci kuşaklarda çok dillilik mevcut iken bir sonraki kuşaklara aktarım arzusu bulunmaktadır. Üçüncü kuşaklarda ise, Makedoncanın kullanımı, devamlılığı ve aktarımı oldukça düşmektedir. Çokkültürlülük kavramı ekseninde ise kuşaklararasında kimlik ve aidiyet tanımlamalarında farklılaşmaların olduğu söylenebilir. Son olarak, Makedonya göçmen bireylerinin toplumla tamamen bütünleştiği ve uyum sağladığından söz edilebilmektedir.

AidiyetBalkan TürkleriBalkan savaşları+7
Damla Çetin
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mekânın üretimi, kentsel haklar ve mekânın paylaşımı: Sivil haklar hareketi üzerine bir inceleme

Günümüzde kentler kapitalist sermayenin temel dinamiklerinin şekillendirdiği mekânlar haline gelmiştir. Kapitalist sermayenin temel dayanağı ise sermaye birikimdir. Üretim ve tüketimin artmasına koşut olarak varlığını daha geniş alanlara yayan sermaye birikiminin büyük oranda kendini var ettiği mekânlar olan kentler, metaların üretildiği alanlar olmanın ötesinde kendileri de bir meta haline gelmişlerdir. Ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve artan rekabet ile birlikte sermaye mekândaki mesafe engeli olabildiğince hızlı bir şekilde aşmak durumunda kalmıştır. Bu nedenle kapitalist üretim tarzı mekân üzerinde yayılmayı gerçekleştirebilmek için kentsel mekânda uygun düzenlemelere ihtiyaç duymuştur. Kent merkezleri arasındaki kesintisiz ulaşım sistemlerinin kurulması bu düzenlemelerin başında gelmektedir. Bu bağlamda kent mekânında kapitalist ideolojinin üretiminde önemli bir paya sahip olan unsurlardan biri başta otomobil olmak üzere motorlu taşıtlardır. Otomobil, temel işlevi olan ulaşım aracı olmaktan öte zamanla stilistik bir objeye dönüşmesinin yanı sıra gerek kendisine ayrılan devasa bütçelerle gerekse kentin kurulmasında merkezi öneme yerleşmesiyle, kapitalizm-kent ilişkisini anlamada kilit bir noktaya yerleşmektedir. Bu çalışmanın temel amacı da kapitalist sermayenin kentsel mekânı dizayn etme biçimini tartışmak, otomobilin kent mekânın kapitalist inşasındaki rolünü ortaya koymak ve otomobil merkezli kent tasarımına karşı kent mekânının adil paylaşımını talep eden Critical Mass Hareketi'nin, kent ve kentli hakları bağlamında dönüştürücü bir kentsel-toplumsal hareket olarak okunmasıdır. Buna bağlı olarak da araştırmanın sorunsalının somutlanabileceği alan olarak Türkiye'de Critical Mass eylemlerinin düzenli olarak gerçekleştiği şehirlerden birisi olan İzmir ili seçilmiştir. Critical Mass eylemlerinin kent hakkı ve mekânın adil paylaşımı bağlamında gerçekleştirdiği dönüşümlerin saptanabilmesi için nitel araştırma yöntem ve tekniklerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu araştırma sonucunda, CM eylemlerine katılan bisiklet kullanıcılarının kent hakkı kavramı üzerinden bu hareketi bir kent hakkı mücadelesi olarak değerlendirip değerlendirmedikleri sorgulanmıştır. Çalışmaya yansıyan veriler ışığında çalışmanın temel savı kentlerin motorlu taşıtlar merkezli dizayn edildiği, Critical Mass hareketinin de bu duruma çeşitli direniş mekanizmalarıyla itiraz ederek kent hakkını ve kentin adil paylaşımını talep eden bir yeni sosyal hareket olduğudur.

Kent sosyolojisiKentsel haklarMekan+5
Gökhan Pirli
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Orta sınıf ve finansallaşmanın sosyo-mekansal yansımaları

Neo-liberalizmin etkisini her alanda gösterdiği günümüz toplumlarında, kentler de bu sürecin bir parçası haline gelmektedir. Neo-liberal küreselleşme ile birlikte finansal işlemler artmış ve gündelik hayatın içine kadar girmiştir. Bu durum, bireylerin finansal işlemlerle daha yakından ilişki içinde olmasını ve kredi kullanımını birçok alanda arttırmasını beraberinde getirmiştir. Finansallaşmanın artması, bir taraftan bir borçlanma kültürünün oluşumunu beraberinde getirirken diğer taraftan da kentsel mekânda konut tüketimi üzerinde kendini göstermektedir. Günümüzde konut sahibi olmak, artış gösteren kredi olanaklarıyla birlikte daha ulaşılabilir bir hale gelmiştir. Böylece, maaşlarının verdiği güvence ile orta sınıflar konut kredisinden yararlanıp uzun süreli borçlanarak konut sahibi olabilmektedir. Bu süreç, özellikle borçlanarak konut satın alan orta sınıfların mekânda konumlanması üzerinde görünür olmakta ve bir takım sosyo-mekânsal yansımaları ortaya çıkarmaktadır.

Finansal faaliyetlerFinansal farkındalıkFinansallaşma+4
Elif Özgür
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Neo-liberalizmin sirayeti, mekan ve yerel yansımalar

Tüm dünyada belirleyici olan küreselleşme süreci ve neo-liberal uygulamalardan hareketle şimdiye kadar kamuya ait malların şirketleştirilmesi, metalaştırılması ve özelleştirilmesinin yanı sıra, günümüzde artık sermaye birikimi için insanların içinde bulunduğu mekâna kadar müdahale edildiği görülmektedir. Mekânlar üzerinde uluslararası ve ona bağlı işleyen sermaye ilişkilerinin giderek egemen olduğu gerçeğinden hareketle, bu mekâna sermaye tarafından müdahaleye birtakım yerel tepkilerin ortaya çıktığı yadsınamaz bir gerçekliktir. Neo-liberal küreselleşmenin yerinden eden unsurlarına karşıt olarak yerelin yeniden yerleştirici unsurları arasında sürekli bir ilişki söz konusudur ve yerelin yeniden yerleştirici güçleri genellikle küresel olana bir tepki olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de 1980'lerden itibaren neo-liberal ekonomi politikalarının temel dinamiklerini benimsemiş, küresel işleyişle eklemlenebilmenin gereklerini yerine getirmeye başlamıştır. Özellikle yapısal uyum programları bu süreçte önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada, küreselleşme süreci ve onun ekonomik görünümü olan neo-liberal politikalar aracılığıyla sermayenin mekana ve yerelliklere nasıl sirayet ettiği ve yerelin bu sirayete verdiği tepkiyi tartışmak temel amaç durumundadır.

EkonomiEkonomi politikalarıKüreselleşme+7
Ecem Eskicioğlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tüketim mekanı olarak kent, mekanın dönüşümü ve üniversite öğrencileri

Her ne kadar tarihsel süreçte 15. Yüzyıl'a kadar geriye götürülebilse de bu çalışmada 1980 sonrası süreç üzerinden irdelenmiş olan küreselleşme, çok boyutlu ve karmaşık bir süreçtir. Genel anlamda siyasal, kültürel, ekonomik görünümleri üzerinden tartışılan süreç, yine bu başlıklar üzerinden daha da daraltılarak açıklanabilir. Küreselleşmenin ekonomik görünümleri içerisinde açıklanabilecek olan piyasaların küreselleşmesi, gerçekleşme düzeyi ve yol açtığı sonuçlar açısından çok önemlidir ki küreselleşmenin çok yönlülüğü üzerinde duranlar çoğunlukla piyasanın küreselleşmesinin gerçekliğini yadsımaksızın, diğer boyutların varlığına da dikkat çekmektedir. Hal böyle olunca finansal küreselleşme ve tüketim mekanı olarak kent üzerine yoğunlaşılan olan bu çalışmada, Türkiye'de tüketim mekanının öznelerinden biri konumunda olan üniversite öğrencileri üzerinden mekanın yeniden nasıl üretildiği ve bu sürecin mekanda nasıl bir sosyal gerçeklik yarattığı sorgulanmıştır. Temel hak durumundaki hizmetlerden biri olan eğitim çerçevesinde sosyal devlet, sunduğu hizmetler ile üniversite öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarını karşılarken sosyal refah politikalarının terk edilmesiyle birlikte yapı gereksinimleri karşılayamaz hale gelmiştir. Bu noktada temel ihtiyaçlardan biri olan barınma ihtiyacının karşılanmasında özel sektör ya da inşaat sermayesi devreye girmektedir. Araştırmada; öğrenciler üzerinden yaratılan mekan ekonomisinin inşa edilme sürecine ve tüketim-mekan ilişkisini üreten ve sürdüren toplumsal mekanizmalara odaklanılmıştır. Bu bağlamda yaratılan mekan ekonomisi ile birlikte ortaya çıkan sosyal gerçeklik üzerinden üniversite öğrencilerinin barınma sorunu, öğrenci kimliğinin ve yaşam tarzının tüketim üzerinden yeniden inşa edilmesi, öğrencilerin finansallaştırılması süreci ve üniversite öğrencileri aracılığıyla yaratılan neo-liberal kentsellik araştırılmıştır.

Kentsel mekanMekanMekansal değişim+6
Can Öztürk
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sekülerleşme tartışmaları sürecinde Türkiye'de dindarlaşma sürecine bir dair değerlendirme

Tez konusu olarak sekülerleşme tartışmaları sürecinde Türkiye'de dindarlaşma süreci seçilmiştir. Son yirmi otuz yıllık süreçte tüm dünyada dindarlaşmanın arttığına dair yoğun tartışmalar sürüp gitmektedir. Bu tartışmaların 1990'lı yılların ortalarından itibaren ülkemizde de fazlasıyla yaşandığına tanıklık etmiş bulunuyoruz. Bu çalışmada Cumhuriyet Türkiye'sinin, Osmanlı'dan devraldığı aydınlanmacı, modernleşmeci, seküler, lâik toplum kurgusunun geldiği toplumsal durumu görmek amaçlanmıştır. 1980'lerden itibaren kapitalizmin en son uygulaması olan neoliberal politikalar Türkiye'de de uygulanmaya başlanmıştır. Buna bağlı gelişen kırdan kente göçün artması, gecekondulaşma, köksüzleşme, geleneksel dayanışma ağlarının çöküşüyle ortaya çıkan boşluğun modern kurumlarca karşılanmasındaki eksiklikler hem özel hem de kamusal alanda dine yönelimi artmıştır. Dünyada yükselişe geçen dine dönüş-dine başvuru- ile birlikte ülkemiz özelinde dinin toplumsal görünürlüğünün ve etkilerinin araştırılarak ortaya çıkarılması bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Araştırma stratejisi olarak araştırma problemimizin yapısına en uygun olan nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nitel araştırmanın alt çalışma gruplarından "betimsel araştırma" tekniğine uygun toplamda 27 görüşmeci ile yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Aydın örnekleminde bizim temel araştırma yöntemimiz olarak belirlenmiştir. Sahada elde edilen verilerin tekrar etmeye başladığında görüşmeler sonlandırılmıştır. Mevcut literatür, bilimsel çalışmalar ve çeşitli dokümanlar da analizlerimizde kullanılmıştır. Sekülerleşme tartışmaları ekseninde Türkiye'de görülen dindarlaşmanın arkasındaki nedenler tartışılarak, Türkiye'deki dindarlaşma gerçeğinin dünya genelindeki dindarlaşma vi süreciyle bağıntısını anlamak ve Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimin dindarlaşmasekülerleşme tartışmaları bağlamında anlamaya çalışılmıştır. Bulgularımız araştırmamızın başlangıcında ortaya konulan gözlemlerimiz ve sayıltılarımızı büyük oranda doğrular niteliktedir. Buna göre tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de dindarlaşmanın arttığı, dine yöneliminin olduğu görülüyor, ancak, 'görünürlüğü' artmış olan bu dindarlaşmanın muhtevası hususunda aynı şeyi söylemek pek mümkün görünmemektedir. Yani görünürde artan dindarlaşmanın nitelik anlamda İslam'a uygunluğu tartışma konusudur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Din, Dindarlaşma, Dini Kimlik, Laiklik, Modernleşme, Muhafazakârlık, Sekülerleşme.

DindarlıkDini kimlikModernleşme+4
Mehmet Semerci
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siber gerçekliğin mekan ve ilişkilerde cisimleşmesi: League of legends" örneği

"Siber Gerçekliğin Mekân ve İlişkilerde Cisimleşmesi: "League of Legends" Örneği" başlıklı tez çalışmamızda Manuel Castells'in 'Ağ Toplumu' kuramı ve oyun olgusunun tarihsel dönüşümü analiz edilerek, 'League of Legends' oyununun mekân ve ilişkiler boyutu ele alınmaya çalışılmaktadır. Araştırmamızın birinci bölümünde Castells'in ağ toplumu tartışması detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bu bağlamda, ağ kavramı, bilgisayar ve İnternet teknolojisi, zaman ve uzam tartışmaları, siber gerçeklik ve siber kültür tartışmaları incelenmektedir. Araştırmamızın ikinci bölümünde ise 'oyun' olgusu detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bu bağlamda, oyun kavramı, oyun kültür ilişkisi, video oyunları, dijital oyunlar ve son olarak League of Legends oyunu bağlamında kavramlar ele alınarak oyunun kültürünün tarihsel bazda dönüşümü ve etkilerinin neler olduğunu açıklamak amaçlanmaktadır. Araştırmamızın üçüncü bölümünde ise İstanbul ve Aydın illerinde 12 kişiyle yapılan derinlemesine görüşme sonuçları analiz edilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Ağ toplumu, İnternet, Mekân, Oyun, League of Legends.

Ağ toplumuKültürMekan+5
Murat Dilek
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Post-truth dönemde siyasal içerikli bilgi arayışı, içerik teyidi ve sinizm

Bilgi teknolojilerinin son derece ilerlediği ve içinde yaşadığımız bu dijital çağda yurttaşlık, siyasal bilgi edinimi, siyasal katılım ve elde edilen bilgilerin doğruluğu konusunda pek çok belirsizlikler ortaya çıkmıştır. Yeni internet teknolojileri sayesinde, diğer toplumsal alanlarda olduğu gibi, siyasal alanda da enformasyon üretimi ve paylaşımı ile başkalarınca üretilmiş bilgilere erişim çok kolay bir hale gelmiştir. Yurttaşlar olarak bireylerin böyle bir olanağa sahip olması demokrasi için olumlu bir olgu olarak görülmekle birlikte, erişimi çok kolay olan bu kadar fazla "doğru" ve "yanlış" bilginin aynı mecrada aynı anda ve bazen de yan yana var olması, onların gerçekliği ve doğruluğu konusunda dikkatli olunması gerekliliğini beraberinden getirmektedir. Bu araştırmada, böyle bir ortamda katılımcıların özellikle siyasal bilgiyle ilgili olarak "doğru ve gerçek olan bilgi" bağlamında nasıl bir tavır içinde oldukları incelenmiştir. Araştırmanın odağını, bireylerin siyasal alanın aktörlerini nasıl değerlendirdikleri, genel olarak medya, özellikle de web 2.0 teknolojisinin sunduğu dijital mecralardan elde ettikleri siyasal alana dair bilgileri nasıl değerlendikleri, bu bilgilerin doğruluğu konusunda nasıl bir tavır takındıkları ile bu bilgilere alternatif olabilecek siyasal bilgi arayışına ne derecede giriştikleri konuları oluşturmaktadır. Bu amaçla, hem nitel hem de nicel veriler toplanmıştır. Nicel veri toplama yöntemi genellenebilir bilgilere ulaşmak amacıyla tercih edilirken, sosyal olguları bağlamları içinde keşfetmeye çalışan yorumlayıcı anlayışa dayanan nitel yöntem konunun derinlemesine anlaşılmasına yardımcı olması amacıyla kullanılmıştır. Nicel araştırma kapsamında, çalışma evreni, İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması ikinci düzey (IBBS-2) seviyesinde Ege Bölgesi temsiliyetine sahip illerden olan Aydın ilindeki 18 yaş ve üstü bireylerle sınırlandırılmıştır. Araştırmaya dâhil edilecek kişiler belirlenirken kolay ulaşılabilir durum örneklemesi ile orantılı tabakalı örneklem seçme yönteminin bazı ilkeleri kullanılmıştır. Bu amaçla örneklem için Aydın merkez ilçe ve diğer ilçelerden nüfus sayılarına oranla katılımcı tabakaları belirlenmiş ve alt tabakalarda da katılımcıların siyasi aidiyet, yaş, cinsiyet ve gelir grubu açısından orantılı bir şekilde dağılmasına dikkat edilmiştir. Bu amaçla, 723 kişiden oluşan bir örneklem grubuna ulaşılmış ve elde edilen 703 anket geçerli sayılarak değerlendirilmeye alınmıştır. Araştırmanın anlama ve yorumlamaya yönelik bakış açısından hareketle tasarlanan nitel araştırma kapsamında ise veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır ve 20 katılımcı ile görüşülmüştür. Bu amaçla görüşme yapılacak kişilerin seçilmesinde cinsiyet, yaş, gelir algısı ve siyasal aidiyet kriterleri çerçevesinde 'maksimum çeşitlilik örneklemesi' yöntemi kullanılmıştır.

BilgiBilgi aramaHakikat+6
Rıdvan Korkut
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynliğin dönüşümü ve paronoyak ebeveynliğin sosyo-kültürel temelleri

Tarihsel süreçte aile, ebeveynlik ve çocukluğun tanımı, çocuğa yüklenen anlamlar değişiklikler göstermiştir. Yerleşik yaşama geçişle birlikte toplumların temel kurumlarından birisi halini almış olan aile kurumu hem evrensel bir nitelik kazanmış hem de binlerce yıldır varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Aile ve ebeveyn toplumsallaşma sürecinde ilk basamak olması ve kültürel değerlerin kuşaklar arası aktarımını sağlaması nedeniyle oldukça önemli bir araştırma konusudur (Nomaguchi K., ve Milkie M.A., 2017; Chan, T. W ve Koo, A., 2011 ). Toplumsal alandaki yapısal değişim ve dönüşümler bireylerin düşünme biçimini tutum ve davranışlarını doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemektedir. Bu süreç aile içi ilişkilerde sadece ebeveynler arası ilişkileri değil, çocuğun aile içindeki ve toplumdaki konumlarını da dönüştürmektedir. 1990'lı yılların sonlarından bu yana Batı Avrupa'da ortaya çıkan ve artarak devam eden 'paranoyak ebeveynlik' yeni bir ebeveynlik sitili olarak 2000'li yılların ortalarından itibaren ülkemizde de görünürlük kazanmıştır. Yaygın olarak karşımıza çıkan bu ebeveynlik sitili, çocukların nasıl yetiştirilmesi gerektiği, çocuğun psikolojik, bilişsel ve fiziksel gelişimlerinin nasıl olmasına dair hemen her şeyi ebeveynlerin temel sorumluluğu olarak tanımlamıştır. Ebeveynliği yeni baştan öğrenilmesi gereken bir göreve dönüştürmesi beklenebileceği gibi, ebeveynliğin anksiyete, kaygı, güvenlik endişesi ve paranoyaklığın gelişmesine zemin hazırlamıştır. Araştırmanın amacı paranoyak ebeveynliği ortaya çıkaran sosyo-kültürel nedenlerinin ortaya konularak ebeveynlerin düşünme biçimlerine, tutum ve davranışlarına, gündelik yaşam pratiklerine yansımalarının incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmada nicel araştırma tekniği üzerinden kotalı anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi, kotalı örneklemle dayalı olarak seçilmiş olan 341 ebeveyne anket uygulanmıştır. 18 yaş ve üzeri, evli, 25 yaş altı çocuk sahibi olan Aydın ilinde ikamet eden ebeveynlerle görüşülmüştür. Araştırma sorunsalı üç bağlam üzerinden incelenmiştir. Birinci bağlam ailenin tanımı, tarihçesi, çocuğun tanımı, tarihçesi ve çocukluğa yüklenen anlamlar olarak ele alınmıştır. Ailenin ve çocuğun tanımı ve tarihçesini anlamak araştırmada ebeveynlik süreçlerinden bahsetmeden önce anlaşılması gereken önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci bağlam bireylerin yaşamlarını risklere yüklenen olumsuz anlamlar üzerinden değerlendirerek düşünme biçimlerini ve gündelik yaşam pratiklerini risk toplumu perspektifinden değerlendirmeleri üzerine kurulmuştur. Araştırmanın üçüncü ekseni geçmişten günümüze ebeveynlik tutumları ve tanımlamaları, uzmanlığın toplumsal yaşam üzerindeki etkisi paranoyak ebeveynliğin ortaya çıkışında etkili olan diğer süreçler üzerinde durulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Aile, Çocuk, Ebeveynlik, Paranoya, Risk, Güven.

Aile içi rollerEbeveyn-çocuk ilişkisiEbeveynler+7
Şeyda Kankurdan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tüketim toplumu bağlamında Türkiye'de yeni medyanın muhafazakârlığın dönüşümü ve dini değerlerin metalaşması üzerine etkisi

Günümüzde, internet teknolojisinin hayatın her alanına nüfuz etmesi, kaçınılmaz olarak dini alanı da etkilemektedir. Özellikle, sosyal medya platformlarının sayısının artması ve kullanımının yaygınlaşması, dinsel olanın dijital ortamlarda görünürlüğünü daha çok arttırmaktadır. Ancak, sosyalleşme dışında, tüketimin gerçekleşmesinde de önemli bir role sahip olan sosyal medya, piyasa mantığı çerçevesinde her şeyi birer tüketim nesnesine çevirirken; dini değerler de tüketim nesnesi haline gelmekte ve böylece, metalaşmanın en çarpıcı ve görünür hali burada gözlemlenebilmektedir. Bu doğrultuda sosyal medya, diğer kesimler gibi muhafazakâr bireyi de sadece gösterişçi ve hazcı tüketim ile sahip oldukları inanç ve geleneksel değerlerinden koparmamakta; aynı zamanda, yaydığı kültür ile onu, modern kodlarla yeniden inşa etmektedir. Bu dönüşümü tespit etmek amacıyla, çalışmada nitel yöntem ile yarı- yapılandırılmış sorularla ve 50 kişi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Böylece, çalışma, bireylerin davranış ve tutumlarından ziyade, sosyal medyanın düşünce yapılarındaki değişim üzerinde ne derece etkili olduğunu ve dijital ortamlarda dini değerlerin metalaşması sorununu incelemektedir. Elde edilen bulgulara göre, sosyal medya, dini değerler ve bireyin dindarlığı üzerinde etkili olup; dönüştürücü ve yeniden üretici bir güce sahip olmaktadır. Bu tezin, sosyal medya, din, tüketim kavramları çerçevesinde yapılan din sosyolojisi araştırmalarına katkı sağlayacağı umulmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Tüketim, Yeni Medya, Muhafazakârlık, Dini Değerler, Metalaşma

Dini değerlerMetalaşmaMuhafazakarlık+3
Didem Gazneli
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Muhafazakar demokrasi muhafazakar turizm (mi?): Kimlik siyaseti ve Türkiye'de turizmin dönüşen önceliklerinin incelenmesi

Turizm, tarihsel, kültürel, ekonomik ve siyasal boyutları olan güçlü bir karışımıdır; Zygmunt Bauman'ın akışkan modernite kavramının kapsadığı belirsizliklerle yüklü çoklu anlamlara ve uygulamalara sahiptir (2005). Turizm bugün dünya ticaretinin en büyük ikinci kalemi olarak büyümeye devam ediyor. Devam eden büyümesi, turistleri şimdiye kadar hayal bile edilemeyen bir ölçekte şaşırtıcı bir dizi görüntü, destinasyon ve kararla karşı karşıya bırakıyor. Aynı zamanda Turizm hem uluslararası hem de ulusal siyasette sert bir tartışma odağı da olmaya devam ediyor. Bu haliyle turizm ülke ekonomileri için iyimser tahminler ve aynı zamanda en sert eleştirilerle dolu bir siyaset alanıdır. Ancak, ülkemizde siyaset sosyolojisi tarafından neredeyse tamamen göz ardı edilmiş durumdadır. Turizm yerinde hizmet özelliğinden dolayı ülkelere ekonomik kalkınma sağlar ve aynı zamanda siyasetle doğrudan ilişkilidir. Türkiye'nin siyasi konumunun ve politikalarının turizme yön verdiği ve açıkça etkilediği söylenebilir. 1990'lı yıllardan bu yana hâkim olan kimlik ve kültüre dönüşün ülkemizde de hâkim bir siyasal ayrışma, çatışma ekseni olduğu gerçeğinden hareketle turizm ve turizm politikalarının da bu süreçten etkilenmesi kaçınılmaz görülmektedir (Delibaş, 2008). Doğrudan doğruya kültürden ve sosyal yapıdan beslenen turizmin dönüşüme uğraması ve turizm politikalarının yaşam biçimi siyaseti bağlamında şekillenmesi beklenebilir bir durum olarak gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, kültür ve kültür üzerindeki muhafazakarlaşma tartışmalarından hareketle, turizm sektöründeki muhafazakarlık iddialarını turizm sektörüne yansımaları ve turizm politika ve uygulamalarının sektördeki görünümü ile araştırmak ve bunlara ışık tutmaktır. Çalışmada 'kimlik siyaseti', 'muhafazakarlaşma', 'toplumsal değişim' ekseninde turizm çalışanlarıyla yapılan görüşmeler İstanbul, Antalya, İzmir/Çeşme ve Aydın/Kuşadası olmak üzere dört farklı şehirde gerçekleştirilmiştir. Toplamda 773 kişiyle anket tekniği ile gerçekleştirilen saha araştırması, 19 kişiyle derinlemesine mülakat tekniğiyle beraber paralel bir çalışma yürütülmüştür. Araştırma kapsamında hedeflenen kimlik siyasetinin yansımalarından turizmde muhafazakarlaşmadan söz edilebilir. Ancak muhafazakarlaşma tartışmaları ilk olarak helal turizmi akla getirse de bu tartışmalar bununla sınırlı değildir. Dolayısıyla turizme yapılan müdahale daha çok yaşam biçimi siyaseti olarak karşımıza çıkmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Turizm ve kültür, Turizm politikaları ve öncelikleri, Kültürel değişim, Muhafazakâr demokrasi, Helal turizm, Kimlik siyaseti ve Turizmde dönüşüm

DönüşümHelal turizmKimlik politikaları+6
Esin Pınar Usluer
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ilaç firması çalışanlarının iş tecrübeleri, algıları ve nitelikli emeğin değersizleşmesi karşısındaki stratejileri

1990'ların başından bugüne sosyal bilimlerin en fazla tartıştığı kavramların başında hiç kuşkusuz küreselleşme ve neoliberal ekonomik dönüşümler gelmektedir. Çok farklı şekillerde tanımlansa da küreselleşme kapitalizmin yeni bir evresi olarak ortaya çıkmış ve dünyanın her köşesine sirayet ederek küresel çapta dönüşümlere sebep olmuştur. Farklı boyutları bulunan bu sürecin en başta gelen yönü neoliberal piyasa ekonomisinin küresel çapta etkinlik kazanması olmuştur. Yine bu dönemde gelişen neoliberal ekonomik politikalarla birlikte sermayenin küresel çapta hareketliliği ve yayılmasını da sağlarken emek ve sermaye arasındaki ilişkileri de derinden etkilemiştir. Ayrıca, bu politikalar II Dünya Savaşından beri gelişen üretim modelini, yani Fordist üretim modelinin yerine postfordist modeli geçirmiştir. Diğer bir deyişle sürekli, güvenceli kitlesel üretim modeli yerine süreksiz, güvencesi, örgütsüz, oldukça esnetilmiş bir üretim modeli ve iş gücü ortaya çıkmıştır. Bu dönem 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan emek ve sermaye arasındaki göreli uzlaşmanın bozulduğu dönem olmuştur: önce mavi yakalı emeğin değersizleşmesi sürecini çok geçmeden beyaz yakalı emeğin dönüşümü izlemiştir. Nitelikli emeğin prekaryalaşma süreci 2000'li yılların başından itibaren ülkemizde de da yaygın olarak görülmektedir. Araştırma, küresel ekonominin başat aktörlerinden ilaç firmalarını temsil eden 'tıbbı satış temsilcilerinin' kendi anlatımlarından yola çıkarak; iş tecrübeleri, algıları, iş güvencesi ve mesleğin dönüşümü karşısında stratejilerinin incelemeyi amaçlamıştır. Türkiye'de faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin, serbest piyasa koşullarında pazarın lider şirketleri olduğu bilinmektedir. Bu anlamda ilaç sektörünün çalışanları olan Tıbbi Satış Temsilcileri, sermayenin emek gücü üzerindeki değişimlerini inceleyebileceğimiz bir sektörü temsil etmektedir. Özellikle yeni çalışma koşullarının nitelikli emek gücü üzerindeki etkilerini esneklik, güvencesizlik ve belirsizlik ekseninde etkilerini incelemek çalışmanın merkeze koyduğu irdeleme alanları olmaktadır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada farklı illerden ve farklı firmalardan otuz dört (n= 34) 'tıbbi satış Temsilcisi'yle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Pandemiden dolayı her türlü kısıtlamanın olduğu dönemde dahi, yoğun piyasa rekabetinde sermayenin nitelikli emek gücü üzerindeki otorite ve baskısı, iş güvencesizliğinin yarattığı kaygı netlikle görülebilir durumdadır. Sektörün çalışanlarında ortaya çıkan bu baskı ve kaygıyı nasıl yönettiklerine dair içerikler bulgularımızda ortaya çıkmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Tıbbi Satış Temsilcileri, Belirsizlik, Esneklik, Güvencesizlik, Küreselleşme, Nitelikli Emek, İlaç Şirketleri

BelirsizlikEsneklikGüvencesizlik+6
Filiz Feryal Petek
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Etkileşim ritüeli bağlamında Asghar Farhadi sineması: The Salesman, About Elly ve A Separation filmleri üzerine bir inceleme

İran'da sinema, ülkedeki baskıcı rejime rağmen halkın aydınlatılmasında kurtarıcı olarak görülmüştür. Yönetmenler, sansür mekanizması tarafından ağır kısıtlamalar altında kalsalar da üretmeye devam etmişlerdir. Ülkeye dair dertlerini, eleştirilerini sansüre uğramadan işleyebilmek için, alegorik anlatım sıklıkla tercih edilip İran sinemasının tarzı olagelmiştir. İran'daki rejimi, kurumları doğrudan eleştiremeyen yönetmenler, merceklerini gündelik yaşamdaki sıradan hikayelere çevirerek ve çetrefilli insan ilişkilerine odaklanarak ülkenin sosyolojik yapısına dair derinlikli gözlemler sunmuşlardır. Ana akım İran sinemasında genellikle didaktik öykülemeler yolu ile vicdan sahibi, dini itikatları yerine getirme konusunda hassas davranan, ne olursa olsun iyi olanı seçen insan tipolojisi çizilmiştir. İranlı yönetmen Asghar Farhadi ise, farklı olarak, benliği ve inançlarıyla çelişen, durum gereği menfaatini ya da konumunu korumak için 'yanlış'ı tercih edebilen, birden fazla durumda birden fazla ve birbiriyle çelişen benlikler sergilemek zorunda kalan bireyleri ve ilişkilerini anlatmak istemiştir. İlişkilerin çatışmalı yanlarını, zedelenen benlikleri ve yüzleşmeleri dramatik öykülere işleyerek sahneye aktarmıştır. Farhadi, gündelik hayatta karşılaştığımız insan profillerini ve onların sıradan hikayelerini izleyiciyle buluşturma konusunda oldukça başarılı bir yönetmendir. Bu yönüyle Farhadi'nin filmleri, Goffman'ın kuramsal alet çantasının sunduğu kavram ve perspektiflerle okunmaya elverişli hikayeler sunmaktadır. Goffman perspektifiyle izlendiğinde, Ferhadi'nin sıradan kahramanlarının sürekli benlik ve izlenim müzakereleri yapmak durumunda kalmaları; seyircinin olayları, durumları ve bunlara maruz kalan bireylerin seçimlerini sorgulamasına yol açmaktadır. Seyirci, hikâye geliştikçe, kızdığı karakterlerle empati kurup onlara hak verebilmekte; en azından hikâye içinde konumlanmaya, olayların gelişimini sorgulamaya ve anlamaya çağrılmaktadır. Farhadi, her karaktere eşit söz hakkı vererek insanı, "içinde bulunduğu durumun insanı" olarak görmemizi sağlamaktadır. Seyircinin yaşadığı bu deneyim, iyiliğin ve kötülüğün durumsallığının yanı sıra iyi ve kötü karakterin kim olduğu sorusuna verilecek yanıtın kolay bir yanıt olmadığını vurgulamaktadır. Sosyolog Erving Goffman ise toplumsal dünyanın hakikatine ulaşabilmek için bireyin gündelik hayatına katılımcı gözlem metoduyla yaklaşılması gerektiğini savunmaktadır. Goffman'ın sosyal bilimci, Farhadi'nin ise sinemacı kimliğiyle bireyin gündelik hayatını izlerken vardıkları sonuç, söylemek istedikleri sözler benzerlik taşımaktadır. Goffman, bireylerin en sıradan etkileşim anlarında bile benlik müzakeresine ve inşasına girdiğini vurgularken, inşa edilen bu benliklerin durumsal ve geçici olduğunu da göstermeye çalışmıştır. Geçici olan bu benliklerin bir başkasına nasıl aktarıldığını önemseyen Goffman, bireyin benlik sunarken tek amacının başarılı olmak olduğunun altını çizer. Goffman sosyolojisi bireyin dahil olduğu etkileşimleri ve etkileşim anında başarılı olabilmek için geliştirdiği taktikleri incelemeyi görev edinmiştir. Goffman'ın katılımcı gözlem metoduna benzer şekilde, Farhadi de insan hikayelerini tüm gerçekçiliği ile kadrajına alarak insan ve davranışlarını anlatır. Bu benzerlikten yararlanarak çalışmada, Farhadi sinemasının Goffman merceğiyle incelenmesi amaçlanmıştır.

DramaturjiEtkileşimFarhadi, Asghar+4
Kübra Kopuzlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir'de kültürler arası evlilikler ve kimlik sorunu

Çok kültürlü bir yapıya sahip olan ülkemiz, farklı etnik köken ve farklı mezheplere mensup kişilerin, kentleşme ve modernleşme süreci ile birlikte bir araya gelmeleri bazı belirgin özellikleri göstermektedir. Bu bağlamda kültürlerin hoşgörü içerisinde yaşamaları gibi olumlu özelliği olması ile birlikte çatışma ve ötekileştirme gibi durumlar da ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışma, farklı etnik ve dinsel kültür geleneklerinden gelen bireylerin, evlilik süreçleri ve gruplar arası temasları üzerindeki etkileri ele almaktadır. Kültür, gelenek ve mezhep farklılıklarının bu bireylerin aile ve sosyal yaşamları üzerindeki etkileri incelenmektedir. Bu araştırmada, İzmir'de ikamet eden, farklı kültürlerden gelen bireylerin evlilik yaşamları içerisinde çeşitli demografik özelliklerden etkilenerek, kendi kültürlerini ne kadar yerine getirdiği ve farklılıktan dolayı çiftlerde veya çocuklarda kimliğin bir sorun olup olmadığı incelemek amaçlanmaktadır. İzmir'de yaşayan, kültürler arası evlilik yapmış olan 60 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sonunda, İzmir'de yaşayan çiftlerin kültürlerarası evlilikler yaklaşımlarında belirgin birtakım farklılıklar saptanmıştır. Çalışma ile birlikte ailelerin ve yakın çevrelerin tepkisi, aile içinde dini ritüellerin yerine getirilmesi, geleneklerin yerine getirilmesi, çocukların dini eğitimi, çocukların ileride farklı mezhepten biri ile evlenmesi ve aileler ile görüşme sıklığı gibi sorun alanları saptanmıştır. Aile içinde bireylerin kültürel farklılıklarının değerlendirilmesi ile birlikte yeni bir kimliğin inşası ya da baskın kimliğin diğer aile bireyleri üzerindeki yeniden inşası üzerine sosyolojik olarak bir inceleme gerçekleştirilmiştir. Gruplar arası temas ile birlikte karma evlilik yapan bireylerde, ön yargıların azaldığı ve olumlu temasların da ortaya çıktığı görülmektedir.

EvlilikGruplararası temasKimlik+4
Sevinç Kalender
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yalnız yaşayan yaşlı kadınların Covid-19 pandemi süreci deneyimlerinin toplumsal cinsiyet perspektifinden analizi: Manisa Şehzadeler ilçesi Göktaşlı Mahallesi örneği

Yaşam süresinin uzaması, ölüm ve doğum oranlarının düşmesiyle birlikte tüm dünyada yaşlı nüfusun toplam nüfus içerisindeki oranı artmaya başlamıştır. Hızla artış gösteren yaşlı nüfus içerisinde kadınların erkeklerden daha uzun süre yaşaması yaşlı nüfusun çoğunluğunun kadınlardan oluştuğunu göstermektedir. Yaşlı nüfus içerisindeki kadınların çoğunluğunun eş kaybı yaşamış olması ve sonrasında tekrar evlenmemesi veya boşanması durumu yalnız yaşamaya başlamalarına neden olmaktadır. Yalnız yaşayan yaşlı kadınların yaşlı nüfusun önemli bir kısmını oluşturması söz konusu kadınların deneyimlerinin önemini ortaya çıkarmaktadır. Deneyimlerin şekillenmesinde etkili olan bir faktör ise yaşanan toplumsal olaylardır. Bu olaylardan olan covid-19 pandemisi toplumun tümünde deneyimlerin farklılaştığı bir süreç olmuştur. Covid-19 pandemi sürecinde yaşlı bireylere yönelik yapılan yasal düzenlemeler ve kısıtlamalarla birlikte yaşanan deneyimler farklılık göstererek yalnız yaşayan yaşlı kadınların gündelik hayatlarını değişime uğratmıştır. Dolayısıyla araştırmanın amacını 2020 Mart ayından itibaren, Türkiye'de ilk covid-19 vakasının ortaya çıkmasıyla yaşlılara yönelik tedbirler kapsamında yapılan yasal düzenlemeler ve toplumsal düzeyde yaşlılara vefadan yaş ayrımcılığına kadar çeşitlenen söylemlerden ve uygulamalardan yalnız yaşayan yaşlı kadınların nasıl etkilendiğini ve bu süreci nasıl deneyimlediklerini anlamak oluşturmaktadır. Bu kapsamda yapılan çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm çalışmanın giriş bölümü olup çalışmanın amacını ve daha önce yapılmış araştırmaları, çalışmanın teorik arka planını ve bu kapsamda oluşturulan araştırma sorularını ve çalışmanın önemini içeren bölüm olmaktadır. İkinci bölüm yaşlılık çalışmalarının gelişimi, yaşlılığa ilişkin teorik yaklaşımların ve toplumsal cinsiyet ile yaşlılık ilişkisinin bulunduğu literatür kısmından oluşmaktadır. Üçüncü bölümde araştırmanın metodolojik yaklaşımı ve araştırma tasarımı yer alırken dördüncü bölümde alan çalışması ve yalnız yaşayan yaşlı kadınların deneyimlerinden oluşan saha bulguları ile analiz bulunmaktadır. Feminist metodoloji kullanılarak yapılan bu çalışma, yalnız yaşayan yaşlı kadınlara odaklanmakta ve yalnız yaşayan yaşlı kadınların pandemi sürecindeki yaşlılara yönelik yasal düzenlemelerle birlikte bireylerin yaşamış olduğu çeşitli deneyimlerini toplumsal cinsiyet boyutu ile ele almaktadır. Nitel bir yaklaşımla yapılan çalışma, Manisa'nın Şehzadeler İlçesi Göktaşlı Mahallesi'nde 16 yaşlı kadın katılımcı ile gerçekleşmiş olup, mahalle örneklemi içerisinde yalnız yaşayan yaşlı kadınlara kartopu yöntemi ile ulaşılmış ve yüz yüze yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sırasında katılımcının onayı ile ses kaydı alınmış ve veriler toplanmıştır. Yüz yüze yapılan görüşmeler sosyal mesafe ve maske kurallarına uyularak katılımcının sağlığını riske atmayacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen veriler betimsel analiz ve anlatı analiz yöntemleri ile analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın analizi sonucunda yalnız yaşayan yaşlı kadınların geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini benimsemiş ve içselleştirmiş olmaları ve geçmişten günümüze gelen eşitsizliklerin bugünkü deneyimlerini şekillendirdiği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık Sosyolojisi, Toplumsal Cinsiyet, Yaşlı Kadın

COVID 19KadınlarManisa+5
Beyza Demirdöven
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Madunun sesi ve temsili: Kavramsal ve teorik değerlendirmeler

Bu çalışmada Maduniyet Çalışmalarının madunun temsili ve sesine nasıl bir katkı sunabildiği, Türkiye'deki Maduniyet Çalışmaları bağlamında değerlendirilmektedir. Maduniyet Çalışmalarının, Gramsci'nin madun tarihine atfettiği önemin getirdiği motivasyon ile, Hindistan'ın kapitalizme geçişi esnasında ve bağımsızlığını elde ettiği süreç boyunca, kulak ardı edilen madunun sesini ortaya çıkarma çabası ele alınmaktadır. Bu bağlamda, Hindistan'daki kolonyalizm karşıtı ayaklanmalar, bu ayaklanmaları ortaya çıkaran ulusal bilinç, Benedict Anderson'un milliyetçilik nosyonu üzerinden değerlendirilmektedir. Gayatri Spivak'ın, 'Madun Konuşabilir mi?" sorusu ile madun temsiliyeti-konuşması(sesi), politik öznenin iktidar ile kurduğu edilgen ilişki ve bunun ortaya çıkardığı kısır döngü tartışılmaktadır. Ortadoğu'da Otoriter Modernleşme çerçevesinde Asef Bayat'ın madun yoksulluğu ve kent yoksulluğu üzerine değerlendirilmelerine yer verilmektedir. Edward Said'in oryantalizm yaklaşımının Türkiye'deki Maduniyet Çalışmalarına etkisi ve Türkiye'deki maduniyet çalışmalarının bir öncülü olarak Şerif Mardin'in merkez-çevre analizi ve bunun Hindistan'daki maduniyet çalışmaları ile ilişkisi incelenmektedir. Toplum ve Bilim, İletişim Yayınları çevresi'nden Türkiye'deki Maduniyet çalışmalarına yapılan katkılar, madun öznenin Göç, Kent Yoksulluğu, İktidar ve Resmi Söylem, Cinsiyet Eşitsizliği, Kültürel Alan ile ilişkisi incelenmektedir. Son olarak Maduniyet Çalışmalarına getirilen eleştiriler ve Vivek Chibber'in bu eleştirilere yaptığı kanonik katkılar ele alınmaktadır. Anahtar kelimeler: Madun, Maduniyet, Türkiye'de Maduniyet, Merkez-Çevre ayrımı, postkolonyalizm çalışmaları, kent yoksulluğu ve maduniyet

Gramsci, AntonioMadunMaduniyet+3
Fatih Mehmet Aydın
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erkeklik söylemleri ve ötekileştirilenlerin gündelik pratikleri

Bu çalışma erkeklik söylemlerinin gündelik hayat pratikleri içinde nasıl inşa edildiğine dair yapılan bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkmıştır. Öncelikle toplumsal cinsiyet çalışmaları üzerine kuramsal yaklaşımlar incelenmiştir. Toplumsal cinsiyet çalışmalarının başat sorunsalı olan gündelik davranış kodlarının oluşmasında biyolojik ve kültürel yaklaşımlar ele alınmıştır. Erkeklik çalışmalarının sosyolojinin içinden ve toplumsal cinsiyet tartışmalarından nasıl ortaya çıktığı çalışılmıştır. Kuramsal tartışmaların izleğinde bir hegemonya olarak erkeklik söyleminin nasıl üretildiğini karşılaştırmalı olarak ele alan bu çalışmanın olgusal araştırma kısmında farklı erkeklik söylemlerinin anaakım ve anaakım dışında nasıl belirdiği üzerinde durulmuştur. Normatif beklentiler, kültürel kodların gündelik hayata uygulanması ve anaakım erkekliğin söylemsel analizi üzerinden gündelik pratikler irdelenmiştir. Sosyolojik kimliklerin, toplumsal hayatta bazı göstergelerle ve imgelerle desteklendiği yaptığımız derinlemesine görüşmeler üzerinden analizlerle incelenmiştir. Türkiye'de ve dünyada erkeklik alanı görece yeni bir sosyolojik çalışma nesnesidir. Anaakım erkeklik rollerine göre hareket edenler ve hareket etmeyenler olarak incelediğimiz söylem öbekleri benzerlikler ve farklılıklar göstermiştir. Erkeklik rolleri, farklı alt-kültürlerin oluşumu, kimlik inşası ve erkeklik söyleminin yaygınlığı öne çıkan sosyolojik bulgulardır. Anahtar kelimeler: Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi, Erkeklik Çalışmaları, Gündelik Hayat Çalışmaları, Habitus, Hegemonya, Söylem Analizi

ErkeklikGünlük yaşamSosyolojik analiz+3
Mustafa Yaşargün
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep Organize Sanayi Bölgelerinde çalışan işçilerin mekânsal habitusu

Bu çalışma, Türkiye'de özellikle yirminci yüzyıl ortasından itibaren, dünyada ise on dokuzuncu yüzyıl başında sanayileşme ve kentleşmeyle beraber belirleyici bir sosyolojik olgu hâlini alan konut sorununu, özellikle işçilerin ev sahipliği meselesini, faillerin anlam dünyaları içinden ele almayı amaçlamaktadır. Türkiye'de kentleşmenin ve sanayileşmenin getirdiği nüfus baskısıyla birlikte gecekondulaşma etraflı bir biçimde çalışılmıştır. Ancak, işçilerin kentleşme deneyimini ve konut mülkiyetine dair geliştirdikleri anlam dünyasını çalışan akademik literatür kısıtlıdır. Bu tezde, Pierre Bourdieu'nün habitus kavramını kullanarak, Gaziantep Organize Sanayi Bölgelerinde çalışan işçilerin mekânı nasıl kavradıkları ele alınmıştır. İşçilerin mekânsal habitusu olarak belirlediğimiz çerçevede, işçilerin fabrika odağında şekillenen gündelik hayat örüntüleri, konut ve hayat beklentileri, komşuluk ilişkileri, akrabalığın dönüşümü, toplumsal cinsiyet ilişkileri, gelecek beklentileri ve ideal ev beğenileri işlenmiştir. Burada, kavramsal olarak konut sorununun salt ekonomi-politik bir sorun olmadığı, aynı zamanda toplumsal aktörler olan işçilerin mekânın üretiminde bilfiil rol aldıklarının üzerinde durulmuştur. Bourdieu'nün orta sınıf habitusu hakkında tespitlerinin, Gaziantep'te sanayi işçilerinin mekânla girdikleri ilişki için de geçerli olduğu savı, bu tezin önemli katkılarındandır.

GaziantepHabitusKentleşme+6
Mehmet Hakan Dolma
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep'te esnaflar ve kamusal alan

Bu çalışmada, Gaziantep örneği üzerinden kamusallığın yapısal dönüşümüne ilişkin bir yaklaşım geliştirildi. Kamusal alanda bireylerin, grupların ve karmaşık ilişkiler aracılığıyla bir arada bulunan eyleyenlerin, gündelik yaşam etrafında organize olmuş toplumsallaşma dinamikleri değerlendirildi. Üzerinde durulan toplumsallaşma dinamikleri ve karmaşık sosyal ilişkiler, toplumsal sınıflar ve sınıfsal özellikler üzerinden yorumlandı. Günümüzdeki konjonktürün ve ilişkilerin ortaya çıkış koşullarını ve nasıl dönüştüğünü anlayabilmek için Osmanlı dönemi, Cumhuriyetin ilk yılları ve ilerleyen dönemler üzerinde duruldu. Sosyokültürel dokunun ve deneyimlenen sosyal hayatın yanı sıra, sosyoekonomik ve iktisadi koşullar, çeşitli kaynaklardan ulaşılan bilgiler eşliğinde değerlendirildi. Bu koşullarla beraber, neredeyse tüm dünya üzerinde etkili olan, küreselleşme, neoliberalizm, kitle demokrasileri, teknolojik gelişmeler, ortaya çıkan ve hızla organize olmaya devam eden yeni haberleşme ağları ve siyasi gelişmeler gibi olgulara dikkat çekildi. Bahsi geçen tüm konular, çalışmada mekânla ilişkisi üzerinden yorumlandı. Jürgen Habermas'ın 'Kamusallığın Yapısal Dönüşümü' adlı yapıtı ve onun içerdiği dönüşüme ilişkin çözümlemeler sonucu üretilen kavramlar referans olarak kabul edildi. Çalışmada kullanılmak üzere Gaziantep Sanayi Odası, Gaziantep Ticaret Odası ve Kent Konseyi gibi kuruluşlara üyeliği bulunan kişilerle derinlemesine mülakatlar yapıldı. Ayrıca, farklı kişilere ulaşmak amacıyla, kartopu örneklem yöntemine başvuruldu. Anahtar Kelimeler: Kamusal alan, yapısal dönüşüm, orta sınıf, sermaye, kamusallık, kültür, tüketim, neoliberalizm, küreselleşme, statü, mekân, yerelden kalkınma, girişimci kent, gündelik yaşam.

EsnaflarGaziantepKamusal alan+2
Turgay Taş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Devrim sonrası Iran sinemasında aile ve evlilik

İran sineması yerli ve yabancı piyasada kazanmış olduğu yer itibariyle sinema sektörünün yükselen yıldızları arasına girmeyi başarmaktadır. Bu başarısının tezahürünü yerli ve yabancı piyasada aldığı ödüller ile destekleyen yönetmenler filmlerinde doğal ve samimi görüntüler kullanarak izleyicisiyle gönül bağı oluşturmaktadır. Buna filmlerindeki olay ve olguları yer yer eleştirel bir dille yer yer övmek suretiyle egzotik ve gerçekçi bir zeminde seyircisiyle buluşturmaktadırlar. İran sinemasının doğuşundan günümüze kadar İran'da birçok siyasi, sosyal ve ekonomik buhran yaşanmıştır. Bu buhranlı yılların etkileri sinema sektörüne de yansıyarak baskı ve sansür şeklinde kendini göstermiştir. Her ne kadar sinemacılar için olumsuz koşullar hakim olsa da yönetmenler sinema aracılığıyla hükümeti ve sosyal olguları eleştirmekten geri durmamıştır. Araştırma özelinde ele alınacak olan aile ve evlilik konusu sinemada oldukça önemli görülerek, geçmişten günümüze aile ve evlilik olgusunun ne tür dönüşümler geçirdiği, aile bağların güçlendiğimi yoksa zayıfladığımı, evliliklerde boşanmaların neden artışta olduğu ve günümüzde nikahsız bir beraberlikle aynı evde yaşamayı temsil eden beyaz evlilik türünde yeni bir olgunun oluşmasına sebep olan etmenler araştırılmaya çalışılarak bunun sinema sektöründe nasıl ele alındığı incelenmektedir.

AileEvlilikSinema+2
Nure Arslan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Anadolu bölgesinde kadının değişen sosyal konumu: Muş Varto örneği

Toplumsal cinsiyet bağlamında inşa edilen cinsiyet temelli roller, gerek egemen ataerkil refleksler gerekse de bu rollerin organize edilişini sağlayan patriarkal sistem içerisindeki dinamiklerle şekillenmektedir. Bu çalışmada son yıllarda Doğu Anadolu Bölgesinde kadınların yaşam standartları ile değişen sosyal konumlarını belli başlı dinamikler bağlamında Muş Varto örneği ile ele alındı. Toplumsal hayatın her alanında bütün etkinlikleriyle bulunan kadınların, tarihsel süreç içerisinde değişen yaşam pratikleri, karşılaştığı zorluklar ve bu zorlukların yaşanmasında etkili olan sosyal, kültürel ve ekonomik dinamikler toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında çözümlendi. Çalışmanın sunduğu veriler vasıtasıyla günümüzde kadınların yaşam pratikleri, bu pratikleri oluşturan kültürel örüntüleri ve bu örüntülerin toplumsal karşılığını var eden bütün simgesel kodları, yerel ulusal ve evrensel dinamiklerin ışığında sunulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda daha eşitlikçi temelde düzenlenmiş bir cinsiyet rejiminin imkânı için kadınlardan ziyade erkeklere daha çok iş düştüğü görülmektedir. Bundan dolayı sosyokültürel anlamda kadın kimliğinin toplumsal anlamda özneleşmesi için erkekler tarafından oluşturulan ataerkil tahakküm biçimlerinin çözülmesine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Daha adil ve güzel bir dünya için ötekileştirilen ve en basit yanıyla bedeni üzerinden her türlü cinsel politikanın üretildiği kadınların daha sürdürülebilir yaşam standartlarına ulaşması için bunun gibi toplumsal anlamda farkındalık yaratacak çalışmalara daha fazla ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, erkek, toplumsal cinsiyet, feminizm, toplumsal değişme, ekonomi, kültür.

Doğu Anadolu bölgesiKadın-erkek eşitliğiKadınlar+4
Rohat Tüzün
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya'da geçici işçilik: Tarım, inşaat ve turizmde sosyal ağlar

Bu çalışmada kayıtdışı istihdam pratikleri çerçevesinde şekillenen işçi stratejilerine, enformel uygulamalar neticesinde yaygınlaşan aracılık mekanizmalarına, bu mekanizmaların günümüz işgücü piyasasına ve çalışanlara yansımasına, işgücü piyasasına özgü birtakım stratejileri içeren hemşerilik kurumuna ve sayılan tüm niteliklerin gerçekleştiği "aracı mekânlar" olan kahvehanelere Antalya kent merkezi baz alınarak değinilmektedir. Antalya kent merkezinde yer alan işçi kahvehanelerini, kırsal tarımsal faaliyetleri kapsayan çalışma yerlerini ve turistik faaliyetlerin yürütüldüğü mekânları içeren bir alan araştırması neticesinde elde edilen bulgular ışığında oluşturulan araştırmada, değişen piyasa koşullarının işçilerin gözünden nasıl anlamlandırıldığı açıklanmaya çalışılmaktadır.

AntalyaGeçici işçilerMevsimlik işçiler+5
Vedat Tosun
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme, popüler kültür ve İslami adaptasyon: İslami müzik ve zikrin dönüşümü

Bu çalışma heterodoks olarak nitelenebilecek olan İslami müziğin ve İslami tarikatların zikir pratiklerinin 1980'den günümüze kadar olan dönüşümünü incelemektedir. Küreselleşme ve popüler kültürün, bu dönüşümün gerçekleşmesindeki rolü ve etkisinin yanında ayrıca İslami kesimin bu konuda sergilediği roller ve Türkiye'nin yakın geçmişteki toplumsal dönüşümü de göz önünde bulundurulmuştur. Bu bağlamda İslami ilahilerin ezgi, ritim ve tınılarının, popüler ilahi sanatçılarının ve tarikatların zikir pratiklerinin popüler kültür formları doğrultusundaki dönüşümleri araştırılmıştır. Anahtar kelimeler: Popüler Kültür, Küreselleşme, İslami Müzik, Zikir

Dini müzikDönüşümKüreselleşme+5
Rıdvan Öner
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi döneminde göçmen ev-işçilerinin deneyimleri

Bu araştırma Türkiye'deki göçmen ev içi bakım işçisi kadınların Covid-19 pandemi döneminde değişen çalışma koşullarına ve deneyimlerine odaklanmaktadır. Hali hazırda güvencesiz çalışmanın yaygın olduğu ev içi bakım alanında pandemi döneminde çalışma koşullarının daha da kötüleştiği ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddetin arttığı bilinmektedir. Ev içi bakım hizmetlerinde çalışan göçmen kadınların pandemi döneminde yaşadıkları sorunlar Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi uluslararası kuruluşların raporlarında işaret edilmektedir. Bu araştırma da Türkiye'de ev içi bakım emeği alanında çalışan göçmen kadınların Covid-19 pandemi sürecinde değişen çalışma koşullarını ve karşılaştıkları sorunları bir örnek çalışma üzerinden ve toplumsal cinsiyet perspektifinden incelemektedir. Bu çalışmada nitel bir yaklaşım benimsenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış soru rehberi eşliğinde derinlemesine görüşmeler, gözlem ve enformel sohbet kullanılmıştır. Araştırma kapsamında öncelikli görüşülenler ev içi bakım alanında çalışan Özbekistan ve Kırgızistanlı göçmen ev işçisi kadınlar olmakla birlikte aracı şirketler ve bu alanda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile de görüşülmüştür. Toplamda 11 ev işçisi göçmen kadın, bir aracı şirket çalışanı ve ev işçileri sendikası üyeleri ile görüşülmüştür. Araştırmacının bursiyer olarak yer aldığı bir TUBİTAK-1002 araştırması sırasında tanışılan göçmen kadınlar ile yapılan ön görüşmeler sonucu kartopu yöntemi kullanılarak özellikle pandemi döneminde ev içi alanda çalışan göçmen kadınlara erişim sağlanmıştır. Görüşmeler Düzce ve İstanbul ili içerisinde bulunan görüşmecilerle yüz yüze, Ankara ve Antalya'da bulunan görüşmecilerle web tabanlı olarak gerçekleştirilmiştir. Görüşme esnasında alınan ses kayıtları Türkçe olarak deşifre edilmiş, analiz yapılmış ve araştırmanın bulgular ve raporlama kısmı oluşturulmuştur. Bu çalışma ile göçmen kadınların özellikle Covid-19 pandemi dönemindeki çalışma koşullarını kendi deneyimleri üzerinden anlamak, yaşadıkları sorunlara dair farkındalık yaratmak ve önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Araştırma bulguları yatılı bakım alanında çalışan göçmen kadınların Covid-19 pandemi döneminde mesai saatlerinde ve iş yüklerinde artış, daha yoğun çalışma, daha sağlıksız koşullarda düşük ücretlerle çalışmak ve daha fazla işten çıkarılma ile karşı kaşıya kaldığını göstermektedir. Bu çalışma ayrıca göçmen kadınların hem göç sürecinde hem de yaşadıkları sorunların çözümünde başvurabildikleri sosyal ağlarının büyümesine ve kurumsallaşmasına işaret etmektedir.

COVID 19Ev içi emeğiEvde bakım hizmetleri+5
Evser Çağla Aykanat
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi döneminde göçmen ev-işçilerinin deneyimleri

Bu araştırma Türkiye'deki göçmen ev içi bakım işçisi kadınların Covid-19 pandemi döneminde değişen çalışma koşullarına ve deneyimlerine odaklanmaktadır. Hali hazırda güvencesiz çalışmanın yaygın olduğu ev içi bakım alanında pandemi döneminde çalışma koşullarının daha da kötüleştiği ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddetin arttığı bilinmektedir. Ev içi bakım hizmetlerinde çalışan göçmen kadınların pandemi döneminde yaşadıkları sorunlar Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi uluslararası kuruluşların raporlarında işaret edilmektedir. Bu araştırma da Türkiye'de ev içi bakım emeği alanında çalışan göçmen kadınların Covid-19 pandemi sürecinde değişen çalışma koşullarını ve karşılaştıkları sorunları bir örnek çalışma üzerinden ve toplumsal cinsiyet perspektifinden incelemektedir. Bu çalışmada nitel bir yaklaşım benimsenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış soru rehberi eşliğinde derinlemesine görüşmeler, gözlem ve enformel sohbet kullanılmıştır. Araştırma kapsamında öncelikli görüşülenler ev içi bakım alanında çalışan Özbekistan ve Kırgızistanlı göçmen ev işçisi kadınlar olmakla birlikte aracı şirketler ve bu alanda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile de görüşülmüştür. Toplamda 11 ev işçisi göçmen kadın, bir aracı şirket çalışanı ve ev işçileri sendikası üyeleri ile görüşülmüştür. Araştırmacının bursiyer olarak yer aldığı bir TUBİTAK-1002 araştırması sırasında tanışılan göçmen kadınlar ile yapılan ön görüşmeler sonucu kartopu yöntemi kullanılarak özellikle pandemi döneminde ev içi alanda çalışan göçmen kadınlara erişim sağlanmıştır. Görüşmeler Düzce ve İstanbul ili içerisinde bulunan görüşmecilerle yüz yüze, Ankara ve Antalya'da bulunan görüşmecilerle web tabanlı olarak gerçekleştirilmiştir. Görüşme esnasında alınan ses kayıtları Türkçe olarak deşifre edilmiş, analiz yapılmış ve araştırmanın bulgular ve raporlama kısmı oluşturulmuştur. Bu çalışma ile göçmen kadınların özellikle Covid-19 pandemi dönemindeki çalışma koşullarını kendi deneyimleri üzerinden anlamak, yaşadıkları sorunlara dair farkındalık yaratmak ve önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Araştırma bulguları yatılı bakım alanında çalışan göçmen kadınların Covid-19 pandemi döneminde mesai saatlerinde ve iş yüklerinde artış, daha yoğun çalışma, daha sağlıksız koşullarda düşük ücretlerle çalışmak ve daha fazla işten çıkarılma ile karşı kaşıya kaldığını göstermektedir. Bu çalışma ayrıca göçmen kadınların hem göç sürecinde hem de yaşadıkları sorunların çözümünde başvurabildikleri sosyal ağlarının büyümesine ve kurumsallaşmasına işaret etmektedir.

COVID 19Evde bakım hizmetleriEvde çalışanlar+6
Evser Çağla Aykanat
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli sığınmacıların yerel toplumla kültürel uyum pratikleri: Şanlıurfa örneği

Bu araştırmada Mart 2011'de Suriye'de başlayan iç savaş sonucu Şanlıurfa iline göç eden Suriyeli sığınmacıların, kaldıkları süre içerisinde yerel toplumla olan ilişkisi ele alınmış, karşılıklı iki toplum arasında kültürel uyum olup olmadığı, yerel toplumun sığınmacılara, sığınmacıların de yerel topluma bakış açısı irdelenmiştir. Göçmenlerin varış kültürüyle nasıl bir ilişkide olduğu, yerel kültürün hangi unsurlarını benimsediği, hangilerini ret ettiği, göçmenlerin yerel toplum tarafından kabul görüp görmedikleri, dışlanıp dışlanmadıkları incelenmiştir. Farklı etnik ve din gruplarına mensup Suriyeli sığınmacıların yerel toplum ile kültürel uyumunu sosyolojik olarak analiz etmek için Şanlıurfa merkez ilçeleri Karaköprü, Haliliye ve Eyyübiye ilçelerinden 5 Arap, 5 Kürt, 5 Türkmen, 5 Yezidi (bir aile Zerdüşt) inancına mensup 20 sığınmacı aile ve yerel toplumdan 10 aile ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışmada 2014 ve 2015 yıllarında Ay Işığım Derneği adı altında ve Açık Toplum Vakfı'nın desteğiyle yapılan Suriyeli Sığınmacıların Sosyo-Ekonomik Yapısı ve Savaşın Yarattığı Sosyo-Psikolojik Etkiler (SE-SP Etkiler) adlı araştırmanın yayınlanmayan verilerinden gerekli izinler alınarak yararlanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda Suriyeli sığınmacılar ile yerel toplum arasında karşılıklı kültür alışverişin olduğu ancak bunun isteğe bağlı olmasından çok zorunlu bir biçimde gerçekleştiği görülmüştür. Birlikte yaşamanın getirdiği yükümlülükler, varış ülkesinde resmi iş ve işlemlerin karşılıklı bir etkileşimi zorunlu kıldığı izlenmiştir. Anahtar kelimeler; Sığınmacı, kültür, uyum, toplumsal kabul, dışlanma

DışlanmışlıkKültürel uyumMülteciler+4
Mehmet Dolaş
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gündelik yaşamda kadınların tüketim algısının dönüşümü: Mobil uygulamalar

Bu tez çalışması, kadınların ikinci el moda uygulamalarından alışveriş yapma nedenlerini ve bu nedenler arasındaki ilişkiyi nicel araştırma yöntemlerinden faydalanarak incelemeyi hedeflemektedir. Çalışmada, kadınların bu tür uygulamalara yönelmesi neticesinde ortaya çıkan avantajlar ve dezavantajlar değerlendirilmiştir. Kadınların tüketim davranışlarındaki dönüşümü ele alan bu çalışma, 4 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın genel çerçevesi incelenmektedir. Literatür kısmında, moda ve tüketim kavramı derinlemesine ele alınmıştır. İlgili araştırmaya katkı sağlayacağı düşünülen bilimsel çalışmalara ve alanda yer alan kuramlara yer verilmiştir. Yöntem kısmında; araştırmanın izlediği yol, örneklem ve verilerin analizi vs. bilgiler ele alınmıştır. Yapılan araştırmada elde edilen veriler bulgular kısmında değerlendirilerek analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde, bu çalışma, ikinci el moda uygulamalarını kullanan kadınların öncelikle ekonomik sebeplerden dolayı uygulamalara yöneldiği, bu tür uygulamalarda tene temas eden eşyaların daha az satın alındığı, satış yapan kadınların kazandıkları geliri temel giderleri için kullandığı ve ikinci el moda uygulamaları kullanan kadınlarda mağazadan alışveriş yapma davranışlarının değiştiği vb. sonuçlara ulaşılmaktadır. İkinci el moda uygulamaları hususunda yapılan çalışmaların az olması nedeniyle, alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Gül Demir
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Erkek şiddetiyle başa çıkma deneyimleri: Düzce Kadın Konukevi örneği

Bu araştırmanın temel amacı, şiddete uğrayan ve kadın konukevlerinden hizmet alan kadınların şiddeti yaşama biçimleri, şiddete karşı geliştirdikleri baş etme yöntemleri ve günlük yaşam pratiklerini anlamak ve kadın konukevlerinden hizmet alma süreçlerindeki deneyimlerini tespit etmektir. Çalışmada, şiddet, kadına yönelik aile içi şiddet, baş etme yöntemleri, şiddet biçimleri gibi kavramlara açıklık getirilerek yasal mevzuata da yer verilmiştir. Çalışmanın alan uygulaması, Kadın Konukevi olup, görüşmeler Düzce Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı, Düzce Kadın Konukevi Müdürlüğü'nde, gizlilik kurallarına uygun olacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler, mülakat şeklinde, ses kaydı alınmaksızın yapılmıştır. Bu doğrultuda kadın konukevinden hizmet alan 18 kadınla görüşülmüş, ancak 15 kadının görüşmesi veri elde etmek üzere uygun görülmüş ve değerlendirmeye alınmıştır. Mülakat sonucunda, her bir kadının, baş etme biçimleri, hizmet alma süreçlerindeki deneyimleri ve beklentileri değerlendirilmiştir. Mülakat sonuçları doğrultusunda, kadına yönelik şiddet konusunun çok kapsamlı bir boyut içerdiği, baş etme biçimlerinin de bu yönde farklılıklar gösterdiği ortaya konularak, konuya katkı sağlayacağı düşünülen öneriler üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Aile içi şiddet, Şiddetle baş etme biçimleri, Sembolik şiddet, Kadına yönelik şiddetle ilgili yasal mevzuat

Ayşe Güler
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Zihinsel engelli çocuğu olan annelerin toplumsal konumlarını etkileyen unsurlar; İstanbul ili Bağcılar ilçesi örneği

İstanbul ili Bağcılar ilçesinde yapılan bu araştırma zihinsel engelli çocuğu olan annelerin ekonomik, psikolojik ve sosyal anlamda deneyimlerinin anlaşılmasını, günlük yaşamlarında karşılaştıkları olayların anneler tarafından nasıl algılandığını ve toplumsallaşmalarını nasıl etkilediğini açığa çıkarmayı; sosyolojik kuramlar ve kavramlar çerçevesinde aktarılmasını amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında konuyla ilgili literatür taraması ve İstanbul Bağcılar Haypader Özel Eğitim Uygulama Okulu'nda nitel araştırma yapılmıştır. Araştırma evrenini Haypader Özel Eğitim Uygulama Okulu'nda çocuğu eğitim alan yirmi altı anne oluşturmaktadır. Annelerin her biriyle derinlemesine mülakat tekniğiyle görüşülerek zihinsel engelli bir çocuğun annesi olmayı nasıl deneyimledikleri araştırılmıştır. Araştırmada annelerin ev içi sorumlulukları tek başlarına üstlendikleri, toplumda bu konuda yeterli düzeyde bilinç ve anlayış oluşmadığı, annelerin kendilerine özel zamanları bulunmadığı, sosyo-ekonomik sıkıntılar çektikleri, negatif ayrımcılığın ön plana çıktığı, bu süreçte annelerin psikolojik sorunlar edindiği ve sosyal dışlanma yaşadıkları, fiziksel olarak ailelerinin istek ve ihtiyaçlarına yetişmekte zorlandıkları, tanıdıklarından destek göremedikleri, yaşadıkları semtlerde sokak ve parkların, kent yaşamının çocuklarına ve kendilerine uygun olmadığı, eğitim desteğinin annelerin beklentilerinin altında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda ulaşılan bir diğer sonuç da annelerin zorlandığı asıl noktanın çocuklarının engelli olması değil toplum tarafından engelli bireylere olan bakış açısı ve tutumdur. Anahtar Sözcükler: Aile, Toplumsal Cinsiyet, Toplumsal Konum, Zihinsel Engellilik

Arife Kale
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlerin serbest zamanlarını değerlendirmelerinde sosyal medyanın etkisi: Düzce Üniversitesi örneği

Bu araştırmanın amacı, üniversiteli gençlerin serbest zamanlarını nasıl değerlendirdiğini öğrenmek ve sosyal medya kullanımlarının, serbest zamanlarını değerlendirmede etkisinin olup olmadığını anlamaktır. Araştırmada, tesadüfi örneklem ile belirlenen 506 üniversite öğrencisine, serbest zamanı değerlendirme durumlarını ve sosyal medya kullanımlarını ölçmek için oluşturulan anket formu uygulanmıştır. Anketlerin cevapları SPSS veri programına girilmiş, çeşitli değişkenler karşılaştırılmış ve Ki-kare analizi yapılarak sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmada, gençlerin çoğunluğunun (%33,7) günde 6 saat ve üzeri serbest zamana sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Üniversiteli gençlerin serbest zamanlarında en çok internette vakit geçirdiği ve müzik dinlediği; genç kadınların daha çok dizi-film izlediği, sinema ve tiyatroya gittiği ve kitap-dergi okuduğu; genç erkeklerin ise daha çok bilgisayar ve telefonda oyun oynadığı, bireysel ya da takım sporları yaptığı sonucuna ulaşılmıştır. Gençler, serbest zaman etkinliklerine katılmamalarının en önemli nedeni olarak bulundukları şehirde imkân olmaması ve maddi yetersizlik olduğunu belirtmişlerdir ve bu sonuçlarda gençlerin ailelerinin ekonomik durumlarının da etkisi olduğu gözlenmiştir. Maddi durumu düşük gençler, maddi yetersizlik nedeniyle serbest zaman etkinliklerine katılmazken, maddi durumu yüksek gençler bulundukları şehirde imkân olmaması nedeniyle serbest zaman etkinliklerine katılmadıklarını belirtmiştir. Üniversiteli gençlerin çoğunluğu (%39,7) günde 3-4 saat sosyal medya kullandıklarını belirtmiştir. Gençlerin en sık kullandığı ilk üç sosyal medya platformu Whatsapp, Instagram ve Youtube olmuştur. Genç kadınların, genç erkeklere göre çeşitli sosyal medya platformlarını daha sık kullandığı sonucuna ulaşılmıştır. Genç kadınların sosyal medyada arkadaş edinmeyi güvenli bulmadığı, genç erkeklerin ise sosyal medya üzerinden arkadaş edinme fikrine sıcak baktığı gözlenmiştir. Üniversiteli gençler, sosyal medyayı daha çok eğlenmek, rahatlamak ve serbest zamanlarını değerlendirmek için kullandıklarını ve sosyal medyanın kendileri için bir alışkanlık olduğunu belirtmişlerdir. Araştırmada, üniversiteli gençlerin genel olarak serbest zamanlarının çoğunu sosyal medya platformlarında ve dijital ortamlarda geçirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Boş zamanBoş zamanları değerlendirmeSosyal medya
Fatma İrem Acar
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Serbest zamanların karanlık yüzü: Dijital oyun bağımlılığı ve sapma ilişkisi

Bu araştırma sapkın serbest zaman olgusunun yaşam kalitesi ile olan negatif ilişkisini ortaya koymayı ve tahammül edilebilen serbest zaman aktivitesi olarak dijital oyun oynama bağımlılığının sapma ile ilişkisini amaçlamaktadır. Araştırma, sapkın serbest zaman olgusunu "karanlık yüz" metaforuyla ele alarak, hem olumlu ve olumsuz yönlerine değinmeyi hem de görünmeyen, perdenin arkasında kalan yönünü ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Bu araştırmada, nicel veri toplama araçlarından yararlanılmıştır. Araştırma çevrimiçi link oluşturularak katılımcılara dağıtılmış, tesadüfi örnekleme ulaştırılmıştır. Araştırmaya katılımda gönüllülük esas alınmıştır. Anket toplamda 450 kişiye uygulanmıştır. Anketin uygulanmasının ardından SPSS programı aracılığıyla araştırmanın verilerinden frekans tabloları oluşturulmuş ve Ki-kare analizleri yapılmıştır. Araştırmanın katılımcıları cinsiyet, yaş, eğitim durumu, aile yapısı gibi bağımlı değişkenler bağlamında karşılaştırmalı analiz edilmiştir. Cinsiyet değişkeni ile bilgisayar oyunlarına bütçe ayırma, bilgisayar oyunlarının güncelliğini takip etme, iddia ve benzeri şans oyunlarına ilişkin eğilim gibi konulara yer verilmiştir. Ayrıca cinsiyet değişkenine göre madde kullanımına dair bulgular, internet kafeye gitme eğilimi, bilgisayar oyunlarında hakarete uğrama ve en çok mutlu olunan şeylere ilişkin toplumsal cinsiyet perspektifini de içine alan karşılaştırmalar yapılmıştır. Örneklemin eğitim durumu değişkenine göre madde kullanma durumları, oyun süresini azaltmada çevredekilerin etkisi, ailenin bilgisayarda geçirilen vakte etkisi gibi konular ekseninde karşılaştırmalar yapılmıştır. Örneklemin yaş değişkenine göre ise kendine ait bilgisayarı olma durumu, arkadaş ilişkilerine dair bulgular, çevrenin oyun süresine olan etkisi ve ailenin bilgisayarda geçirilen süreye etkisi karşılaştırılmaktadır. Araştırmanın bulguları kapsamında dijital oyun oynama sıklığı ile serbest zaman yoksunluğu arasında anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmaya göre pandeminin de etkileriyle birlikte bilgisayar başında geçirilen sürelerin artması dijital oyun bağımlılığını tetikleyen bir diğer unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Anahtar kelimeler: Oyun bağımlılığı, Tahammül edilebilen sapkın serbest zaman, Serbest zaman yoksunluğu.

Şeyma Coşkun
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yemek kültüründeki değişimin sosyalleşme üzerine etkisi

Yaşamı devam ettirmenin olmazsa olmaz koşulu olan biyolojik anlamda ihtiyaç olan yemek, insanoğlunun gündeminin ilk sıralarında olmuştur. Fizyolojik bir gereklilik olan bu olgu zamanın hızlı ve acımasız seyri içerisinde nasıl bir yolculuk yapmıştır? Nereye evirilmiştir? En mutlu anlardan en hüzünlü acılara eşlik eden yeme olgusu değişen biçim ve anlamlarıyla varlığını sürdürmüştür. Değişmeyen tek şeyin değişim olması ilkesi yemek için de geçerli olmuştur. Mağarada taş blok üzerinden ihtişamlı, gösterişli ziyafet masalarına, restoranlara doğru yolculuğu hâlâ devam etmektedir. Günümüz dünyasında sosyalleşmenin en önemli basmağı haline gelen yemek; yaş, ekonomik gelir düzeyi, coğrafya, inanç vb. pek çok olgu ile uyumlanarak her dönem ve her çağda "birlikteliğin", "birleştiriciliğin", "arkadaşlığın", "destek olmanın", "sosyalleşmenin" gerçekleştiği anlara eşlik etmiştir. Bu çalışma, yemek yemenin sosyalleşme üzerindeki etkilerini ve rolünü araştırmayı amaçlamıştır.

Emine Şahin
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bilinçaltı eğitimlerinin gündelik hayata etkileri: Bilinçaltı eğitimi almış bireyler üzerine bir saha araştırması

Bu çalışmada Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT), Ulusal Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Merkezi tarafından şu anda geleneksel tıbbın bir parçası olarak kabul edilmeyen çeşitli tıbbi ve sağlık sistemleri, uygulamaları ve ürünleri grubu olarak tanımlanmaktadır. GETAT, insanlığın var olduğu zamandan beri kullanılmasına rağmen 90'lı yıllardan sonra yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. GETAT, insanların duygusal ve fiziksel rahatsızlıklarını iyileştirme ihtiyaçlarının bir sonucudur. GETAT, çok sayıda yerli halkın dini inançlarından ve sosyal yapılarından yararlanarak, çevrelerindeki doğal ürünleri kullanarak ve son zamanlarda bilimsel yöntemi kullanarak terapötik ve önleyici yaklaşımlar geliştirmiştir. Öze yönelme ve insanların doğum haritalarına bakıldığında zihinsel özgürleşme üzerinde daha çok kadim bilgeliğin de etkisi olduğu söylenebilir. Yani öze daha çok dönme üzerine bütün eğitimler ve çalışmalar gerektiği gibi yapılmasıyla mümkün olacaktır. Özellikle zihinsel konuda ne olduğu tam olarak bilinemeyen bilinçaltı konusunda ne yapılması gerektiği konusunda Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp'tan faydalanılabilinir. Sosyal medyanın ve çevrenin aracılığıyla Kadim Bilgelik eğitimiyle tanışan insanın bilinçaltı dünyası da değişebilmektedir. İnsanların bilinçaltını daha küçük yaşlardan itibaren demaneviyat ile etkileyebilmektedir. Daha sonraki yıllarda daha bilimsel daha ilimsel ilerler. Örneğin; İnsanın bilinçaltı alanı zihinsel dönüşüm geçirmekte olduğu için çevreden alıntı sözlerle, kitap ağzıyla değilde bilinçaltının; insanın kendisinin bizzat yaşamış, görmüş olarak değişebilir. Bu araştırma, bilinçaltı eğitimlerinin bireylerin günlük hayatlarına nasıl bir etkisi olduğunu incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Saha araştırması yöntemiyle gerçekleştirilen bu çalışmada, bilinçaltı eğitimi almış bireylerle derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Kadim Bilgelik ve Access Bars bilinçaltı eğitimleri alan bireylerle görümeler yapılarak, bu görüşmelerin neticesinde verilerin analizleri yapılmıştır. Bu çalışma kapsamında; bireylerin psikolojik ya da fiziksel sağlık durumları için modern tıbbın dışında başka arayışlara yönelmelerinin sosyolojik nedenleri açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışma sonunda bireylerin bu tür arayışlara katılımlarının altında var olma, kendini keşfetme, aydınlanma ve psikolojik ruh durumlarının etkili olduğu görülmüştür.

Buket Büyükyonga
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Modernleşme ve değer değişimi: Mr. Erbil örneği

Günümüzde sosyal ve kültürel değerler hızlı bir şekilde değişmektedir. Özellikle 21. yüzyılın meydana getirdiği teknolojik gelişimler ve genişleyen sosyal ağlar dünyada var olan toplumsal etkileşimi sınırlayan çizgileri ortadan tamamen kaldırabilecek kadar ilerleme göstermiştir. Bundan dolayı modernleşme olguları sınırları aşarak dünya genelinde yaygınlaşmaya başlamıştır. Benzer dönüşümlerin yaşandığı yerlerden biri olan Kürdistan Bölgesel Yönetiminde (KBY) de etkileşim ağı ile birlikte değişimler yaşanmaya başlamıştır. Bu bağlamda ele alınan bu tez çalışması Kürdistan Bölgesel Yönetiminde meydana gelen kültürel ve sosyal değer değişimlerini ele almaktadır. Analiz birimi olarak seçilen Mr. Erbil moda grubu üzerinden hem moda olgusu hem de yaşanan sosyo-kültürel değerler üzerindeki değişimi kültürün yeniden üretimi çerçevesinde ele alınacaktır. Bunların yanı sıra modernite ve modernleşme kuramları Kürdistan Bölgesel Yönetiminde yaşanan kültürel, sosyal ve mekânsal değerler üzerinden tartışılmıştır. Bu bağlamda Kürdistan Bölgesel Yönetiminde özellikle 2003 sonrası gözle görünür bir şekilde kültürel değişme olmuştur.

DeğerlerIrak Kürdistan Bölgesel YönetimiIrak-Erbil+2
Abdalla Rasul Ababakr
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep'te öğretmenlerin gözünden yerli ve Suriyeli ilişkilerinde önyargılar ve toplumsal mesafe

Öğretmenlerden oluşan bir grupla yapılan derinlemesine görüşmelere dayanan araştırmanın neticesi olan bu çalışma, önyargılar ve ötekileştirme bağlamında Gaziantep'te yerli halkın Suriyeli göçmenlerle kurdukları ya da kaçındıkları toplumsal teması ele almaktadır. Diğer birçok çalışmada da ortaya çıkan çok sayıda kalıpyargı (stereotip) ve önyargı bir kez daha teyit edilmektedir. Bu çalışmayı ayıran yönü ise, bu tutumların arkasında yatan faktörlere daha çok odaklanmasıdır. Bu vesileyle, tarihi miras, cinsiyet kimliği, sınıfsal konum, mesleki ve ideolojik kaygılar gibi faktörlerin ötekileştirme arkasındaki rolleri sorunsallaştırılmıştır. Nihayetinde, kişinin önyargılı ve empatik duruşları üzerinden ötekileştirmeye dair bir işlemsel model ortaya konmaya çalışılmıştır.

EmpatiGaziantepKalıp yargılar+7
Ümran Açıkgöz
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmen kadınların gündelik hayat deneyimlerinde komşuluk ilişkilerinin incelenmesi: Düzce örneği

Göç, bir yer değiştirme eylemi olarak bir sürece tekabül etmektedir. Farklı ülkelerden göç eden göçmen kadınların gündelik hayat deneyimlerinde komşuluk ilişkilerinin incelenmesini ele alan bir tez araştırmasıdır. Araştırmanın amacı, göçmen kadınların gündelik hayat deneyimlerinde komşuluk ilişkilerinde yaşadıkları deneyim ve zorlukları ortaya çıkarmaktır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak elde edilen bulgular betimsel analiz tekniğiyle yorumlanmıştır. Örneklem seçimi için ise kartopu örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Araştırmaya 27 göçmen kadın gönüllü olarak katılmış ve Düzce ilindeki göçmen kadınlarla sınırlı tutulmuştur. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmış ve yüz yüze gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerle veri toplama süreci tamamlanmıştır. Bulgular, göç etme ve karar süreci, gündelik hayat deneyimleri, komşuluk ilişkileri, komşuluk ilişkilerinde dilin rolü ve geleceğe yönelik beklentilerine ilişkin görüşleri gibi temalar altında sunulmuştur. Araştırmanın sonucunda, göçmen kadınların gündelik hayat deneyimlerinde ve komşuluk ilişkilerinde çeşitli zorluklarla karşılaştığını, bu süreçleri bu süreçleri her bir göçmen kadının farklı şekilde deneyimlediği, bazı göçmen kadınların bu süreçte kendilerini geliştirerek yeni yerleşim yerlerine adapte oldukları ve gündelik hayatlarını yeniden inşa ettikleri görülmüştür. Yapılan çalışmayla, göçmen kadınların gündelik hayatlarında komşuluk ilişkilerinin incelenmesi perspektifiyle, göç ve kadın konulu akademik çalışmalara katkı sağlamayı hedeflemektedir.

Sosyal hayatUluslararası göçYabancı uyruklu kadınlar+1
Aysun Yıldız
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kurumun monografisi Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi

Mevcut araştırma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde gerçekleşmiş bulunmaktadır. Araştırmanın amacı var olan sağlık sistemini ne denli bir tarihten şekillendiği ve mevcut düzen yapısının bireylere nasıl benimsetildiğidir. Sağlık sistemi içerisindeki bireyleri hem makro hem de mikro şekilde incelememiz gerekmektedir. Ayrıca mevcut sağlık sisteminin birey üzerindeki gücüne odaklanılmalıdır. Bundan dolayı bireylerin birbiriyle olan ilişkileri, davranışları, tutumları çok önemlidir çünkü sağlık sistemi bunun üzerine yavaş yavaş dönüşmekte ve değişmektedir. Mevcut değişim beraberinde yeni düzenlemeleri getirmekte buradan da kaynaklanan bir statüsel düzen sistemi oluşturulmaktadır. İşte bu noktada mevcut sağlık sisteminin bireye ne gibi sorumluluklar yüklediğine ve birey üzerindeki gücüne daha iyi bakılması gerekmektedir. Karma toplumlarda nasıl bir davranış örüntüsü gösteriyor, insanların onlara karşı gösterdikleri davranışları nasıl algılıyor onlara odaklanarak çalışmamın devamlılığı sürdürüldü. Ayrıca Foucault'un kuramını ele alacak olursak birey var olan iktidarın gücünü nasıl içselleştiriyor ve itaati sağlıyor bakılması gerekmektedir. Bundan dolayı hastane içerisinde ki hekimler ve hemşirelerle anket gerçekleştirildi ve gözlem yapıldı. Bu bireyler var olan sağlık sistemini nasıl algılıyor ve hangi izlenim denetimini seçiyor, sosyo-kültürel yapıları, cinsiyete yönelik meslek ve branş seçimleri gibi sorulara değinildi. Bunun askeri yapı ile benzerliğinin olup olmadığına da bakıldı. Bu denli köklü bir yapı olan sağlık kurumunun kendi içsel sistemine odaklanıldı elde edilen veriler tablolaştırılıp sunuldu.

BireyDoktorlarFoucault, Michel+7
Büşra Sinem Karadağ
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kültürelarası duyarlılık ve etkileşimli okuma

Bu araştırmanın amacı, farklı kültürlerden öğretmen adaylarının göç ve kültürlerarası duyarlılık temalı resimli çocuk kitapları ile gerçekleştirilen etkileşimli okumalar aracılığı ile kültürlerarası duyarlılık düzeylerinin geliştirilmesidir. Fenomonolojik bir araştırma deseninin kullanıldığı bu araştırmadaki veriler 2022-2023 eğitim öğretim yılında, Erasmus+ 2022-1-TR01-KA210-YOU-000081735 kodlu Avrupa Birliği Projesi aracılığı ile elde edilmiştir. Çalışma kapsamında sınıf öğretmenliği bölümünde lisans, yüksek lisans veya doktora öğrenimi gören öğretmen adaylarından oluşan 15 katılımcı ile deneyimsel öğrenme doğrultusunda atölyeler gerçekleştirilmiştir. Türkiye'den 4, Yunanistan'dan 6 ve İspanya'dan 5 öğretmen adayının katılımıyla gerçekleştirilen etkileşimli okuma atölyelerinde 5 adet göç ve kültürlerarası duyarlılık temalı resimli çocuk kitabı kullanılmış; çalışma 1 hafta sürmüştür. Uygulama araştırmacı tarafından yürütülmüştür. Verileri toplamak için Wang ve Zhou (2016) tarafından geliştirilen "Kültürlerarası Duyarlılık" ölçeği ve katılımcıların yansıtıcı günlükleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçları göç ve kültürlerarası duyarlılık temalı resimli çocuk kitaplarının etkileşimli okuma yöntemiyle seslendirilmesinin katılımcıların kültürlerarası duyarlılık düzeylerine olumlu yönde katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuçlar göç ve kültürlerarası duyarlılık temalı resimli çocuk kitaplarıyla gerçekleştirilen etkileşimli okuma atölyelerinin öğretmen adaylarının kendilerinden farklı olanları anlamaları ve onlarla empati kurmaları için iyi bir araç olduğunu göstermiştir.

Fatih Çetin Çetinkaya
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Etiyopya, Harari Bölge Devletinde kamu kuruluşlarında çalışan kadınların cinsiyet deneyimleri

Cinsiyetle ilgili çalışmalar dünya genelinde araştırılmakta olan konulardan biridir. Cinsiyet sorunlarıyla, farklı pek çok yer ve koşullarda karşılaşmak mümkündür. Bunlardan biri de istihdam alanıdır. Cinsiyetle ilgili sorunlar tarihsel bir problemdir. Bu sorunların izlerinin binlerce yıl öncesine dayandığı ve çağlar boyunca nesilden nesile aktarıldığı söylenebilir. İnsan topluluklarının yerleşik yaşam tarzını benimsemeye başlamasıyla oluşan erkek egemen toplumsal yapı ve bunun üzerine kurulu devlet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temellerini oluşturmaktadır. Bu araştırma, Harari Bölgesel Devleti'nde, kamu kurumlarında çalışan insanların, özellikle kadın çalışanların, cinsiyet faktörünü göz önünde bulundurarak çalışma koşullarını araştırmaktadır. Bu koşullar içerisinde kadın çalışanların cinsiyet kaynaklı eşitsizliğe uğrayıp uğramadığı sorusuna aranan cevaptan hareketle bu çalışma tasarlanmıştır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemi seçilen dört kamu kurumunda (Harari Denetim Bürosu, Eğitim Bürosu, Kamu Hizmeti Bürosu ve Harari Kadın, Çocuklar ve Gençlik Ofisi) çalışan 20 erkek ve 20 kadından oluşmaktadır. Görüşmeler yarı yapılandırılmış görüşme sorularıyla gerçekleştirilmiş ve analiz edilmiştir. Seçilen dört kamu kurumunda çalışmakta olan kadınların çok az bir kısmı yüksek kademelerde bulunmakla birlikte cinsiyete dayalı ataerkil tutum ve düşünceler dolayısıyla eşitsizliğe ve şiddete maruz kaldıkları görülmüştür. Buna ek olarak, işyerinde etnik köken, din, eğitim ve ekonomi gibi faktörler de çeşitli ayrımcılıklara yol açmaktadır. Böylece yalnızca kadın-erkek farkından kaynaklı değil kadınların hemcinsleri arasında da ötekileştirmeye ve mobbinge maruz kaldıkları görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Etiyopya, Feminizm, Harari, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkil, Kamu Kuruluş, Görüşülen, Kadın, Erkek, Cinsiyet Deneyimi

AtaerkilCinsel ayrımcılıkEtiyopya+5
Mina Abubaker Ahmed
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Sub Saharan African students in Gaziantep: Economic and cultural challenges

In this globalized world, the internationalization of higher educational institutions became a trend. Countries around the world —mostly developed countries— recruiting a high number of international students in their highly qualified educational institutions. The trend attracts many talented students who want to pursue their education in the international arena. Scholarships, student exchange programs, internships, and fellowships have been playing a role in the internationalization of universities around the world. To be a part of this phenomenon and acquire quality education, students started striving for better opportunities. International students' movement in recent times has increased with the emergence of technologies facilitating the accessibility of opportunities offered by higher educational institutions. The study focuses particularly on the Sub Saharan African students in Gaziantep — one of the biggest cities in Turkey. Even though the recruitment of international students in Turkey started decades ago to recruit students, primarily from Turkic Republics, the country became one of the top international students' destinations in recent times. As a part of international students, Sub Saharan African students share a certain number in this educational movement. This study stress on assessing and understanding the living condition of Sub Saharan African students in Gaziantep. The study explains the push and pull factors for Sub Saharan African students' migration to Turkey, the cultural adaptation process, and the challenges they face as African students in a different environment. For this research, semi-structured deep interview data collection method was applied. Twenty-one students were selected purposely and took part in the interview. The study found out the cultural and economic challenges, which the students encounter in Gaziantep during their stay. Language, cultural adaptation, shortage of finance, stereotypes and negative attitudes were discovered as the most important challenges for the Sub-Saharan African students. Keywords: Acculturation, Cross-cultural adaptation, Ethnocentrism, Stereotype, Discrimination

DiscriminationEthnocentrismGaziantep+7
Halıd Zewdu Feleke
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tamamlayıcı alternatif tıpa yönelimde sosyal etkileşimin rolü

İnsan yaşamının her anında karşısına çıkan ve bununla başa çıkmak zorunda kaldığı hastalık kavramı insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahiptir. Her toplum kendi inanç sistemine ya da değerlerin uygun olarak bu kavrama karşı çeşitli yöntemler geliştirmişlerdir. Örneğin, bitkisel tedaviler, büyü, meditasyon, dua ve ibadetler, hastalıkların tedavisinde ve semptomlarının hafifletilmesinde kullanılan tedavi yöntemlerinden bazılarıdır. Toplumların kültürel mirası ve inanç sistemleri, bu geleneksel yöntemlerin nesilden nesile aktarılmasını ve devam etmesini sağlamıştır. Fakat bu durum 19. yüzyıldan itibaren modernizmin hayatımızda yer alarak, bilimdeki rolünü giderek güçlendirmesiyle değişmeye başlamıştır. Gelişen teknoloji beraberinde bilimsel temellere dayalı olan modern tıbbı getirmiştir. Ancak daha sonra modern tıp birçok eleştiriye maruz kalmıştır. Aşırı medikalizasyon, gereksiz reçete yazılması, ilaçların yan etkileri, doktorların sert tutumları ve bireylerin tedavi süreçlerine yeterince dahil edilmemesi gibi modern tıbba yüklenen bu eleştiriler bireyleri farklı tedavi arayışlarına yönlendirmiştir. Doğal kaynaklarla tedavi imkânı sunan, vücudun kendi kendini iyileştirme potansiyeline odaklanan Tamamlayıcı Alternatif Tedaviler (TAT) bireylerin başvurmuş olduğu tedavi yöntemlerindendir. Ülkemizde ve tüm dünyada giderek yaygınlaşmakta olan bu TAT yöntemlerinin bu denli artmasının sebeplerinden biri de sosyal etkileşimlerdir. Sosyal etkileşim, bireylerin veya grupların karşılıklı iletişim, etkileşim içerisinde oldukları, toplum içinde yer aldıkları her türlü sosyal ortamı içerisine alan süreçlerdir. Bu süreçler arkadaş çevresi, akrabalar, komşular ve sosyal medyadaki platformlardır. Bireyler bu süreçlerde birbirleri ile etkileşimli bir şekilde TAT yöntemleri hakkında bilgi ve deneyim paylaşımı yaparak insanların bu tedaviler hakkında daha kolay ve daha fazla bilgi edinmelerine ve TAT yöntemlerine olan ilginin artmasına sebep olmaktadırlar.

Elif Nur Keskin
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların perspektifinden aldatma nedeniyle biten evlilikler üzerine nitel bir araştırma: Süreçler ve deneyimler

Bu araştırma, aldatılmış ve aldatılma sonucu boşanmış kadınların aldatılma ve boşanma süreçlerini ve bu süreçlerin kadınların yaşamlarına etkilerini nitel yöntemle inceleyen bir tez araştırmasıdır. Araştırmanın amacı, kadınların deneyimlerini, zorluklarını, duygularını, baş etme stratejilerini, aldatılma ve boşanma olgusunu nasıl anlamlandırdıklarını ve hayatlarına nasıl yansıttıklarını ortaya koymaktır. Araştırmada fenomenolojik yaklaşım ve betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırmaya Zonguldak, Düzce, Kocaeli ve İstanbul illerinde yaşamakta olan yedi gönüllü kadın katılmıştır. Araştırmanın bulguları, kadınların aldatılma ve boşanma süreçlerinde yaşadıkları sorunlar, duygusal etkiler, sosyal sorunlar, ekonomik sorunlar, çocuklarla ilişkiler, boşanma sonrası yaşam, sosyal hayat ve çevre değişikliği, ikinci bir evlilik yapma imkânı, evlilik ve aile kavramlarına ilişkin görüşleri gibi temalar altında sunulmuştur. Araştırmanın sonucunda, aldatılma ve boşanmanın kadınların yaşamlarında ciddi değişikliklere ve zorluklara neden olduğu, ancak kadınların bu süreçleri farklı şekillerde deneyimledikleri ve baş ettikleri, bazı kadınların bu süreçlerden olumsuz etkilendikleri, bazı kadınların ise kendilerini geliştirdikleri ve hayatlarını yeniden kurdukları görülmüştür. Araştırma, aldatılma ve boşanma konularına kadınların perspektifinden bakarak, bu konuların sosyolojik açıdan analizini yaparak mevcut literatüre katkı sağlamayı hedeflemektedir. Anahtar Sözcükler: Aldatma, Boşanma, Evlilik, Sadakatsizlik, Toplumsal cinsiyet, Zina

Saniye Soyyiğit Akçay
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Meslek liseleri ve disiplin sistemi: Öğretmenlerin perspektifinden bir inceleme

Bu araştırma meslek liselerinde çalışan öğretmenlerin disiplin kurma deneyimlerine odaklanmaktadır. Meslek liseleri genel olarak disiplin olaylarının yoğun yaşandığı, çoğunlukla işçi sınıfı kökenli, akademik başarısı düşük ve dezavantajlı öğrencilerin tercih ettiği okullar olarak kabul edilmektedir. Araştırma meslek liselerinde çalışan öğretmenlerin deneyimlerimden yola çıkarak okullarda karşılaştıkları disiplin olaylarını, disiplin olaylarına yaklaşımlarını ve disiplin kavramsallaştırmalarını eleştirel bir perspektiften incelemektedir. Araştırma aynı zamanda öğretmenlerin geleneksel ve otoriter disipline etme yöntemleri konusunda farkındalık yaratarak çağdaş pozitif disiplin anlayışları çerçevesinde politika önerileri sunmayı hedeflemektedir. Araştırma kapsamında Düzce ilinde genellikle disiplin olaylarının yoğun yaşandığı bilinen iki meslek lisesinde çalışan on iki öğretmen ve dört yönetici ile görüşülmüştür. Araştırma nitel araştırma türünde ve olgubilim deseni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış mülakat formu eşliğinde yapılan görüşmeler, enformel sohbetler, araştırmacı tarafından okullarda yapılan gözlemler kullanılmıştır. Katılımcıların belirlenmesinde amaçsal örnekleme ve kartopu örnekleme yöntemleri kullanılmıştır. Örnekleme alınma ölçütleri meslek lisesinde çalışıyor olmak ve daha önce disiplin kurullarında görev yapmış olmaktır. Görüşmeler okullarda öğretmenlerin ders yükümlülüklerinin olmadığı saatlerde yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulguları birkaç önemli sonuca işaret etmektedir. Meslek liselerinde öğretmenler kural koyma, kurallara uymaya zorlama, ceza verme gibi geleneksel yöntemleri kullanmaktadır. Karşılaştıkları disiplin suçlarını sıklıkla karşılaşılan ve ağır disiplin suçları olarak iki kategoriye ayırmaktadır. Sıklıkla karşılaşılan disiplin suçları karşısında ceza verme, görmezden gelme gibi geleneksel disiplin yöntemlerini tercih etmektedirler. Ağır disiplin suçları karşısında genel olarak öğrencinin okuldan alınması, ailesinin ikna edilerek açık liseye kaydının yaptırılması, öğrenciye tavır yapma ve ilişkiyi değiştirme şeklinde psikolojik baskı yapma gibi enformel cezalandırma yöntemleri tercih edilmektedir. Disipline etme pratiklerinde gözetleme, suçüstü yakalama gibi hata bulucu şekilde davranmaktadırlar. Bu pratikler öğretmenin bekçi veya polis öğretmen rolüne büründüğünü göstermektedir. Eğitimcilerin sorunlara çözüm getirmeyen, öğrencilerin akademik hayatlarına zarar veren geleneksel disiplin yöntemlerinden vazgeçerek öğrenci ile öğretmenin karşılıklı saygı içinde olduğu, cezalandırmaya dayalı olmayan, özgür bir eğitim ortamında kendi potansiyellerini geliştirmeye katkı sunan çağdaş pozitif disiplin anlayışını benimsemelerini sağlayacak düzenlemelerin yapılması büyük önem taşımaktadır.

Disiplin cezasıDisiplin suçlarıMeslek liseleri
Ahmet Güzel
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yükseköğretimde kadın akademisyenlerin yaşadığı eşitsizlik deneyimleri üzerine nitel bir araştırma

Bu çalışmada, kadın akademisyenlerin gündelik ve akademik yaşamda deneyimledikleri çeşitli engeller ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada, kadın akademisyen olmanın anlamına odaklanılmaktadır. Kadın akademisyenlerin yaşamış olduğu eşitsizlik deneyimlerini ortaya koyabilmek adına, nitel araştırma kullanılmıştır. Derinlemesine görüşmeler sonucunda elde edilen veriler, betimsel analiz kullanılarak sunulmaktadır. Betimsel analiz ile verilerin özgün biçimine bağlı kalınarak doğrudan alıntılar ile veriler sunulmaktadır. Bu çalışmada, elde edilen verilerden çıkarılan anlamlar ve yorumlamaların önemi noktasında fenomenoloji araştırma deseni kullanılmıştır. Bu araştırmada, Düzce Üniversitesi öğretim elemanı olan, 25 kadın akademisyen ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, gündelik ve akademik yaşamda kadın akademisyenler, erkek akademisyenlere göre dezavantajlı konumda yer almaktadır. Bu durumun nedenleri ise bireylerin sosyalleşme süreçleri, toplumdaki ataerkil bakış açısı, kalıp yargılar ve toplumsal beklentilerin olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Kadınlara ve erkeklere atfedilen roller ve beklentiler birbirinden farklılaşmakta ve bu durum kadın akademisyenlerin gündelik yaşamına olduğu gibi akademik yaşamına da yansıyarak toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini oluşturmaktadır. Dolayısıyla ataerkil toplum yapısı, bakış açıları ve kalıp yargılar nedeniyle, kadın akademisyenlerin akademik yaşam içerisinde yönetim mekanizmalarında yer alamama, kraliçe arı sendromunu yaşama, kadro dağılımında eşitsizlik ile karşılaşma, bilimler arasında cinsiyete dayalı ayrışma yaşama, mobbinge maruz kalma, vb. sorunlarla karşılaştığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu gibi çeşitli nedenlerin varlığı, kadın akademisyenlerin yükseköğretim kurumlarında toplumsal cinsiyet eşitsizliği yaşadığı ve ayrımcılık ile karşılaştığı sonucuna götürmektedir.

Gamze Karadere
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bir biyoiktidar aygıtı olarak aile: eğitimci ebeveynler üzerine bir araştırma

Biyoiktidar, modern ulus devletlerin nüfus kontrolünde kullandıkları iktidar araçlarını ifade eden bir kavramdır ve günümüz toplumlarında, ailelerin çocukları üzerindeki etkilerini tanımlamak için de kullanılmaktadır. Araştırmanın temel amacı, aile içindeki iktidar ilişkilerinin nasıl oluştuğunu ve nasıl işlediğini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda kurgulanan araştırma nitel araştırma yöntemi ile yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini amaçlı örnekleme yöntemi olan maksimum çeşitlilik örneklemesi yöntemi oluşturmaktadır. Bu araştırmada, bilgi ve iktidarın birbirine eklemli olması perspektifinden yola çıkarak, iktidarı mesleki bilgi ve yaşam pratikleri üzerinden üreten ve aktaran eğitimci ebeveynlerin, çocukların özneleşme süreçleri üzerindeki etkilerini incelemek önceliklidir. Araştırmacının katılımcı grubun doğal bir üyesi olarak aynı zamanda katılımcı gözlemci rolünü üstlenmesinden dolayı, eğitimci ebeveynler araştırmanın örneklemi olarak belirlenmiştir. Mevcut araştırma Düzce ilindeki eğitimci ebeveynler ile sınırlandırılmıştır. Araştırmanın verileri, yarı yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılarak toplanmıştır. Veri toplama süreci ise Zoom© platformu üzerinden gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerle yürütülmüştür. Elde edilen veri setinin analizinde ise içerik analizinden yararlanılmıştır. Bu araştırmanın bulgularına göre, aile kurumu, iktidarın en temel aygıtı olarak bireylerin düşünce ve davranışlarını şekillendirir, toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretir ve öznelliğin oluşumunda merkezi bir rol oynar. Bu araştırma, ailelerin her birinin özgün iktidar dinamiklerine sahip olduğunu ve aynı zamanda toplumsal iktidar ilişkilerinin üretilmesi ve sürdürülmesinde önemli bir rol oynadığını göstermiştir. Özellikle öğretmen ebeveynlerin yer aldığı ailelerdeki iktidar ilişkileri üzerine daha derinlemesine çalışmalar yapılması, bu bulguları daha zengin bir perspektifle değerlendirmemize olanak sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Biyoiktidar, İktidar Aygıtı, Eğitim, Ebeveyn, Aile

Aile eğitimiAna-baba çocuk ilişkileriBiyoiktidar+3
Vehbi Arslan
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet modernleşmesinde Milli Mimarlık Akımı'nın tasfiyesi: Monografik bir inceleme

Osmanlı modernleşmesinin gündelik hayatta görünür olduğu alanlardan biri de mimariydi. 1900'lü yılların başına kadar devam eden yabancı mimarların kamuya ait yapılardaki hakimiyeti, bir Türk mimarisi arayışıyla sonuçlanmış ve Milli Mimari Akımı ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet modernleşmesinin ilk yıllarında, Osmanlı ile devamlılığın taşıyıcısı ve yeni rejime meşruiyet sağlayan unsurlardan biri olarak görünür kılınan Milli Mimari Akımı üslubundaki kamuya ait binalar, Cumhuriyet modernleşmesinin farklı bir aşamaya geçerek inkılap mimarisi ile yeniden inşa faaliyetine başlanılmasıyla birlikte ikincil konuma itilmiş ve nihayetinde devletin bütün mekânlarından uzaklaştırılmıştır. Bu akımın taşıyıcısı iki Türk mimarın monografik bir incelemesini esas alan tez çalışması, mimarların hayatlarında bu tasfiyenin izlerine odaklanmaktadır.

Mehmet Fatih Kutan
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal muhalefet aracı olarak tüketici boykotları üzerine nitel bir saha araştırması

Toplumsal hareketler, bireylerin veya grupların belirli bir amaca ulaşmak ya da mevcut duruma tepki göstermek amacıyla gerçekleştirdikleri kolektif eylemler olarak tanımlanabilir. Bu hareketler, tarih boyunca çeşitli şekillerde ve amaçlarla ortaya çıkmış olup, günümüzde küreselleşen dünyada daha yaygın hale gelmiştir. Boykot ise tarih boyunca toplumların haksızlık, eşitsizlik ve adaletsizliğe karşı kolektif tepkilerini dile getirme ve değişim sağlama amacıyla kullandıkları güçlü bir muhalefet aracı olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, tüketici boykotları da toplumsal muhalefet aracı olarak kullanılan önemli bir strateji olarak kullanılmaktadır. Tüketicilerin belirli ürünleri veya markaları satın almaktan kaçınarak belirli bir mesaj vermeyi amaçlamaktadır. 2023 yılı Ekim ayında İsrail'in Filistin'e saldırısının ardından dünya genelinde tüketici boykot çağrıları artmıştır. Bu çağrılar, Türkiye'deki tüketiciler arasında da yankı bulmuş ve sosyal medya platformları aracılığıyla hızla yayılmıştır. Bu çalışmada 7 Ekim tüketici boykotu örnek olay olarak ele alınıp, tüketicilerin boykota katılımı etkileyen faktörler saptanmaya çalışılmıştır Araştırma nitel veri yöntemi kullanılarak, örnek olay incelemesi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde boykot kavramı ve kökeni açıklanırken, tüketicilerin boykot katılımlarını etkileyen faktörler hakkında bilinmesi gereken kavramlar açıklanmıştır. İkinci bölümde ise, yöntem hakkında açıklamalı bilgiler verilmiştir. Son olarak üçüncü bölümde, boykota katılımı etkileyen faktörler toplanan verilerle analizi yapılmıştır. Yapılan analizler ve görüşmeler sonucunda tüketicilerin boykota katılımını etkileyen faktörler, toplumsal duyarlılık ve etik değerler etrafında şekillenirken, katılmayanların nedenleri ise ekonomik kaygılar ve kişisel alışkanlıklarla ilişkilendirilmiştir.

Şeyda Demirci
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal devlet bağlamında sosyal politika ve projelerin sosyolojik bir incelemesi

Sosyal refah devleti toplumsal yaşamın sağlıklı işleyişi amacıyla, sosyal adaletsizlikleri, eşitsizlikleri, yoksulluğu, işsizliği, her türlü ayrımcılığı vb önlemeye dönük kurumlar ve politikalar geliştiren ve bunun için de toplumsal ve ekonomik yaşama müdahale eden devlet biçimi olarak tanımlanabilir. Sosyal politikalar ise sosyal devletin uygulanma ve pratiğe dökülme araçlarıdır. Sosyal politikalar, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında geniş kabul ve uygulama alanı bulmuştur. Sosyal devlet ve politikalar günümüzde hemen hemen dünyanın bütün ülkelerinde değişik şekillerde de olsa uygulanmaktadır. Toplumun doğası ve işleyişine ilişkin çalışmalara dayanarak ortaya çıkan çeşitli sosyolojik kuramlar ve yaklaşımlar mevcuttur. Toplumu açıklamaya / anlamaya yönelik ortaya çıkan önemli üç temel yaklaşım (açıklayıcı (pozitivistik) yaklaşım, anlamacı (hermeneutik) yaklaşım ve eleştirel yaklaşım) vardır. Toplumsal sorunların çözümlenmesi noktasında ortaya konan toplumsal müdahale biçimleri gerek imkân gerekse de yöntem açısından incelenmelidir. Sosyal politika / proje uygulamaları sosyolojik açıdan mümkün olmakla birlikte, uygulanacak olan sosyal politika ve projelerin başarısı için sosyolojik ilke ve dinamiklerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Türkiye'de özellikle son dönemlerde toplumsal sorunların çözümüne yönelik olarak çeşitli sosyal projeler geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Bunların başında da Avrupa Birliği projeleri ve Türkiye'de kurumsal ve teknik alt yapı açısından iyi organize olmuş olan ?Bölgesel Kalkınma Ajansları Projeleri? gelmektedir. Kalkınma ajanslarının sosyal proje uygulamalarına çeşitli açılardan bazı eleştirileriler yapılsa da, bu ajansların yaklaşım ve uygulamalarına genelde olumlu bakılmaktadır. Benzer şekilde, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) de bazı sorunlarıyla birlikte sosyal projeler arasında önemini korumaktadır.Anahtar Kelimeler: Sosyal Devlet, Sosyal Politika, Sosyal Proje, Sosyoloji

Sosyal devletSosyal politika
Behçet Batur
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00