
4
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Tüketicilerin besin seçimi ve beden kütle indeksleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, normal ağırlıktaki ve hafif şişman/şişman tüketicilerin besin seçimlerini etkileyen faktörlerinin belirlenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Bununla birlikte katılımcıların sosyodemografik özellikleri, beslenme durumları, fiziksel aktivite durumları, besin etiketi okuma alışkanlıkları ve beslenme eğitimi durumları da değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Gaziantep Üniversitesi'nde çalışan ve yaşları 18-65 yaş arası değişen 100 gönüllü kadın katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılar beden kütle indekslerine göre normal ağırlıklı ve hafif şişman/şişman olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, sosyodemografik özellikleri, besin tüketim kaydı, fiziksel aktivite kaydı alınmış, boy ve ağırlık ölçümleri kaydedilmiştir. Besin seçimi motivasyonlarının belirlenmesi amacıyla, daha önce geçerlilik ve güvenirliliği sağlanmış olan, dörtlü likert ölçeği biçiminde 36 maddelik Besin Seçim Testi ( Food ChoiceQuestionnaire/ FCQ) kullanılmıştır. Tüm katılımcılar için besin seçimini etkileyen en önemli üç faktör sırasıyla doğal içerik, duyusal çekicilik ve sağlık olarak bulunmuştur. Besin seçimini etkileyen faktörler arasında en az öneme sahip olan belirleyicinin ise fiyat faktörü olduğu gözlenmiştir. Katılımcılar iki grupta (BKI<25 ve BKI≥25) incelendiğinde, normal ağırlık bireylerde besin seçimini etkileyen en önemli üç etken sırasıyla duyusal çekicilik, doğal içerik ve sağlık iken, hafif şişman/şişman bireylerde bu sıralama doğal içerik, duyusal çekicilik ve sağlık olarak bulunmuştur. Ayrıca gruplar arasında fiziksel aktivite düzeyleri ve bazı besin öğeleri bakımından da anlamlı farklar bulunmuştur (p<0,05). Çalışmada BKI'ye göre FCQ testinde doğal içerik, ağırlık kontrolü, sağlık ve etik kaygı faktörleri bakımından anlamlı farklar gözlenmiştir (p<0,05).
Yetişkin bireylerde obezitenin depresyon, benlik saygısı, yeme tutumu ve beslenme durumu üzerine etkisi
Obezite ve depresyon toplum sağlığını olumsuz etkileyen ve geniş yaygınlığı olan halk sağlığı sorunlarıdır. Bu çalışma, normal ve obez yetişkin bireylerin beslenme durumlarını karşılaştırarak, obezite ile depresyon, yeme davranış bozukluğu ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya İstanbul'da özel bir hastaneye başvuran beden kütle indeksi (BKİ)'ne göre 190 obez (BKI 30kg/m2 üzeri) ve 190 normal (BKİ 18.5-25 kg/m2) birey olmak üzere toplam 380 gönüllü yetişkin (yaş ortalaması 39.0±10,67 yıl) birey katılmıştır. Bireylerin depresyon durumu, benlik saygısı, yeme tutum ve davranışları karşılaştırılması amacıyla ölçekler (Beck Depresyon Ölçeği/BDÖ, Cooper Smith Özsaygı Envanteri/CSÖE, Yeme Tutum Testi) uygunlanmış, bir günlük besin tüketimi ve antropometrik ölçümleri ile beslenme durumları değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan tüm bireylerde yeme davranış bozukluğu görülme oranı %9,9 olup bu oranın obez grupta yer alan erkek ve kadın bireylerde daha yüksek olduğu (sırasıyla %10,8 ve %17,5) saptanmıştır (p<0,05). Duygusal yeme durumu incelendiğinde özellikle stres durumunda obez grupta (%46,8) normal ağırlıktaki gruba (%22,1) göre iştah/besin alımında istatiksel olarak önemli oranda bir artış olduğu gösterilmiştir (p<0,05). Her iki gruptada yer alan bireylerin BDÖ puan ortalamaları (8,1±7,4 puan) benzer bulunmuştur (p>0,05). Çalışmada orta/şiddetli depresif belirtiler (≥17 puan) gösterme oranı normal grupta yer alan erkeklerde ve kadınlarda (%15,9 ve %14,9) obez gruptaki bireylere göre (%8,7 ve 11,3) daha fazla olduğu görülmüştür. Şiddetli depresif belirtiler görülme durumu açısından obez kadınların daha yüksek bir eğilime sahip oldukları saptanmıştır. Her iki grupta da yer alan bireylerin CSÖE' göre özsaygılarının yüksek (%79,3, CSÖE puan ort. 86,5±14,1) olduğu ancak cinsiyete göre değerlendirildiğinde özsaygılarının düşük olan kadın bireylerin oranının (%7,3) erkek bireylerden (%5,5) daha fazla olduğu görülmüştür. Obez ve normal ağırlıkta bireylerin enerji ve makro besin ögeleri alımları arasında istatiksel olarak önemli bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Bu çalışmanın sonucunda özellikle kadın bireylerde obezite ile depresyon, yeme davranış bozukluğu ve benlik saygısı arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Obezitenin önlenmesi ve tedavisinde en önemli yaklaşımlardan birisi de, obezite ile depresyon, yeme davranış bozukluğu ve beslenme durumu arasıdaki neden/sonuç ilişkisinin değerlendirilmesidir.
Farklı tür diyetlerle beslenen farelerin ince bağırsak yağ asidi kompozisyonlarının karşılaştırılması
Bu tez çalışmasının amacı; yüksek yağlı veya yüksek fruktozlu diyetlerle beslenen farelerin ince bağırsak yağ asidi kompozisyonundaki değişimlerin incelenmesidir. Bu kapsamda; C57BL/6 erkek farelere (n=40, 8 haftalık) adaptasyon amaçlı 2 hafta boyunca ad libitum standart diyet uygulanmıştır. Daha sonra fareler rastgele 4 gruba ayrılarak 15 hafta boyunca her gruba ayrı ad libitum olarak; standart diyet (STD), yüksek fruktoz içeren diyet (YF), yüksek tekli doymamış yağ asidi içeren diyet (YTD) ve yüksek doymuş yağ asidi içeren diyet (YD) uygulanmıştır. Diyet müdahalesi sonunda, izole edilen bağırsaklardan yağ asidi metil esterleri elde edilerek, gaz kromatografisi yöntemiyle yağ asidi miktarları belirlenmiştir. En yüksek yem tüketiminin YF grubunda olduğu ve yüksek enerji alımı ile vücut ağırlığındaki artışların STD grubu hariç, diyet müdahalesi gruplarında olduğu bulunmuştur (p<0,05). Dokulardaki en yüksek toplam doymuş yağ asidi (SFA) ve en düşük toplam tekli doymamış yağ asidi (MUFA) yüzdesi YD grubunda tespit edilmiştir (p<0,05). Toplam çoklu doymamış yağ asidi yüzdelerinde ise gruplar arası farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Kaproik asit (C6:0) en yüksek YF grubunda görülerek, YTD grubundan farklı bulunmuştur (p<0,05). En yüksek miristik asit (C14:0) YD grubunda tespit edilmiştir (p<0,05). Oleik asit (C18:1) en düşük YD grubunda bulunarak YTD grubuna benzer, diğer gruplardan ise farklı bulunmuştur (p<0,05). Linoleik asit (C18:2) ve dihomo gamma linolenik asit (C20:3) yüzdeleri STD ile YD grubu arasında farklı bulunmuştur (p<0,05). Dokozahekzaenoik asit (DHA)(C22:3) değerleri ise en düşük YD grubunda görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak farklı tür diyetlerin, ince bağırsak yağ asidi kompozisyonunda farklılıklara neden olabileceği bulunmuştur. Ayrıca diyetle yüksek yağ ve SFA tüketiminin; ince bağırsaklardaki toplam SFA oranını arttırırken, toplam MUFA oranını azalttığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Doymuş yağ asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, fruktoz, ince bağırsak
Tip 2 diyabetli hastalarda serum irisin düzeyleri ve diyet kalitelerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, serum irisin düzeyi, diyet kalitesi ve tip 2 diabetes mellitus (T2DM) ilişkisini incelemektir. Çalışmaya Nisan 2017-Şubat 2018 tarihleri arasında Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Bölümü'ne başvuran 19-64 yaş aralığında, gerekli muayeneler ve testler sonucunda T2DM tanısı almış, araştırma kriterlerini sağlayan 40 birey ve kontrol grubu olarak sağlıklı 40 birey dahil edilmiştir. Sağlıklı kontrol grubu yaş, cinsiyet ve beden kütle indeksine (BKİ) göre çalışma grubu ile eşleştirilmiştir. Bireylere genel özelliklerini, beslenme alışkanlıklarını ve fiziksel aktivite durumlarını belirlemek amacıyla yüz yüze görüşme tekniği ile anket uygulanmıştır. Bireylerin beslenme durumlarını saptamak amacıyla 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı alınmış ve son altı ay baz alınarak besin tüketim sıklığı sorgulanmıştır. Bireylerle yapılan görüşme sırasında antropometrik ölçümleri alınmış ve kan örnekleri toplanmıştır. Toplanan kan örneklerinden serum irisin düzeyleri analiz edilmiştir. Vaka grubunun serum irisin düzeyi (2,53 ng/mL %95 Cl: 2,25-2,99) kontrol grubuna (2,11 ng/mL %95 Cl: 1,93-2,41) göre yüksek olup, bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Çalışmaya katılan tüm bireyler değerlendirildiğinde yaş ile serum irisin düzeyi arasında pozitif ilişki bulunmuştur (p=0,020). Antropometrik ölçümler ile serum irisin düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Açlık plazma glikozu ve HbA1C ile serum irisin düzeyi arasında pozitif ilişki bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin diyet kaliteleri Sağlıklı Yeme İndeksi (SYİ)-2015 ile hesaplanmıştır. Vaka grubunda SYİ-2015 skorunun (48,7±10,67) kontrol grubuna (56,9±11,41) göre düşük olduğu saptanmıştır (p=0,001). Serum irisin düzeyi ile SYİ-2015 skoru arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak serum irisin düzeyinin T2DM'de bozulan metabolik süreçlere karşı telafi edici mekanizma olarak yükselmiş olabileceği düşünülmekte, hastalığın izlenmesi ve tedavisinde yeni bir yaklaşım olabilmesi için daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.