Hakkari University
Discipline

Islamic History and Arts

Hakkari University

737

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Kadrî'nin Menâzilü't-Tarîk ilâ Beyti'llâhi'l-Atîk adlı eseri (İnceleme ve edisyon kritikli metin)

Hac ibadeti, hac edebiyatının oluşmasına kaynaklık etmiş ve bu konuda birçok edebî tür kaleme alınmıştır. Hac ibadetini konu alan türlerden biri de menâzil-i hac muhtevalı eserlerdir. Bu tür eserlerde hac yolları, hac kervanlarının konakladığı menziller, ziyaret edilecek dinî, tarihî ve ticari mekânlar, menzillerin coğrafi ve ticari özellikleri ile şehir halkı hakkında bilgiler verilmiştir. Türk edebiyatında birçok manzum, mensur ve manzum-mensur menâzil-i hac kaleme alınmıştır. Bu mahiyette yazılan eserlerden biri de Menâzilü't-Tarîk ilâ Beytillâhi'lAtîk'tir. Eserin müellifinin adının Abdülkadir Çelebi, mahlasının Kadrî olduğu ve XVII. yüzyılda yaşadığı anlaşılmıştır. Eserin üç nüshası tespit edilmiştir: Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Ayasofya 01469, Millet Yazma Eser Kütüphanesi 34 Ae Tarih 892 ve Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi Y/0377. Çalışmada Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi nüshası esas alınmıştır. Mensur olarak yazılan eserde yer yer nazım parçaları serpiştirilmiştir. Eser içerisindeki manzum kısımlar toplam 32 beyitten ibarettir. Manzum kısımlarda yer alan şiirlerin sadece üçünde mahlas zikredilmiştir. Bab ve fasıllar hâlinde tertip edilen eserde hac yolculuğu güzergâhındaki 97 menzil yer almaktadır. Menziller suyunun olup olmaması, havası, coğrafi ve ticari yönüyle ele alınmış, menzillerdeki dinî ve tarihî mekânlar ile şahıslar zikredilmiş, menziller arası mesafeler saat cinsinden ifade edilmiştir. Eserde menzil isimleriyle ilgili hikâyeler anlatılmış, ayet ve hadislerden iktibas yapılmış, menzillerdeki gelenek ve göreneklere değinilmiştir. Ayrıca menziller hakkında bilgiler verilirken kalıplaşmış ifadeler ve cümle yapısı tercih edilmiştir. Eser, hacı adaylarına faydalı bilgiler vermek amacıyla yazılmıştır. Bu sebeple eserde sade ve anlaşılır bir üslup hâkimdir. Bu çalışmada hac içerikli eserler ve özellikle menâzil-i hac sahasına dair literatür bilgisi verildikten sonra Menâzilü'tTarîk ilâ Beyti'llâhi'l-Atîk adlı menâzil-i hac eserinin incelenmesi ve edisyon kritiği yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Abdulkadir Çelebi, Kadrî, Menâzilü't-Tarîk, Menâzil-i Hac, Hac Seyahatnameleri

Abdulkadir ÇelebiEdebi incelemeHac+5
Muhammed Musab Tiryaki
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Memlük-Haçlı ilişkileri (1250-1291)

Asker olarak yetiştirilmek üzere Mısır topraklarına getirilen Memlükler, kabiliyet, liyakat, disiplin, cesaret ve savaşçılık gibi üstün vasıflarıyla ön plana çıkmıştır. Tıbak denilen özel okullarda eğitim gören Memlükler, ilk önce hakim askeri sınıf, daha sonra ise yönetici elit kesimi oluşturmuştur. Memlükler, Haçlı şövalyelerini Mansûra'da bozguna uğratarak Eyyûbî Devleti'nin de otorite boşluğunu değerlendirip kendi isimleriyle adlandırılan Memlük Devleti'ni Mısır'da 648/1250 yılında kurmuşlardır. Müslümanların sıkıntılı bir dönem geçirdiği bir zaman diliminde kurulan Memlük Devleti, Moğol ve Haçlılarla yapmış olduğu mücadeleyle Müslümanların hamiliğini üstlenmiş ve İslam tarihinde önemli bir yere sahip olmuştur. Şecerüddür ve Aybek dönemi devletin kuruluş yılları olduğu için Haçlılarla mücadele edilmemiştir. Sultan Kutuz, 657/1258 yılında Bağdat'ı yerle bir eden, Abbasi halifeliğini ortadan kaldıran, Müslümanlar için büyük bir felaketin habercisi olan Moğolları, 1260 yılında tarihte ilk kez Aynicâlût savaşında yenerek Müslümanları büyük bir felaketten kurtarmıştır. Sultan Baybars, yeni kurulan Memlük Devleti'ni kısa zamanda teşkilatlandırarak, disiplinli bir ordu kurup Moğolların Müslümanlar üzerindeki baskısını kaldırmıştır. Haçlılarla mücadeleye Kaysâriyye'yi alarak başlayan Baybars, Haçlıların en önemli şehri olan Antakya'yı ele geçirmiştir. Daha sonra sahildeki ve diğer kalelerini almıştır. Antakya alındıktan sonra Suriye topraklarındaki Haçlılar giderek zayıflamıştır. Baybars, yaptıkları suikast ve cinayetlerle devlet adamlarına ve toplumun her kesimine korku salan İsmailiyye'leri (Haşhaşi) de ortadan kaldırarak topluma rahat bir nefes aldırmıştır. Ayrıca Moğol ve Haçlılara her türlü desteği sağlayan, Anadolu-Mısır ticaretine engel olan Ermenilere de büyük bir darbe vurarak Memlük Devleti'ni ekonomik yönden rahatlatmıştır. Sultan Kalavun, Memlük tahtına geçtikten sonra siyasi iç karışıklıklarla mücadele etmiştir. Kalavun, siyasi birliği sağladıktan sonra Müslümanlar için bir tehdit olan Moğolları, Humus savaşında yenmiştir. Daha sonra ise Suriye sahil bölgesindeki Haçlılarla mücadele ederek onlara ait stratejik öneme sahip Markab, Merrakiye, Lazkiye ve Trablus gibi önemli şehirleri ele geçirmiştir. Ermenistan üzerine yaptığı seferle de Müslüman tüccarların güvenliğini sağlamıştır. Sultan Kalavun, Akkâ kuşatması için hazırlık yaparken vefat etmiştir. Eşref Halil, Memlük tahtına geçince babası Kalavun'a söz verdiği Akkâ kuşatması için gerekli olan hazırlıkları yapmıştır. Daha sonra bütün Müslümanların desteğiyle Akkâ kuşatılmış ve diğer Haçlı kalelerini alarak Haçlıları Suriye topraklarından tamamen çıkarmıştır. Yine Memlük Devleti için tehlike arz eden, Moğol ve Haçlılarla iş birliği yapıp Müslüman tüccarlara saldıran Ermeniler üzerine de sefer düzenleyerek Ermeni tehlikesini ortadan kaldırmıştır. Anahtar Kavramlar: Memlük, Haçlı, Baybars, Kalavun, Eşref Halil.

13. yüzyılHaçlı seferleriHaçlılar+5
Musa Demir
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hulafâ-yi Râşidîn dönemi komutanları

Hulefâ'yi Râşidîn döneminde görev alan komutanların hayatını ve İslâm Tarihi'ndeki yerini konu alan bu çalışma giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Hz. Ebû Bekir döneminde Ridde hadiselerinde görevlendirilen komutanlar, Sâsânîler'in elinde bulunan Fırat'ın aşağı taraflarındaki bölgelere gönderilen komutanlar ve Suriye'nin güney ve güneydoğu sınırlarına gönderilen komutanların biyografileri ele alınmış ve savaşlardaki mücadelelerine yer verilmiştir. Bu dönemin ön plana çıkan komutanları şunlardır: Hâlid b. Velîd, Yezîd b. Ebî Süfyân, Ebû Ubeyde b. Cerrâh, Amr b. el-Âs, Şürahbil b. Hasene, Müsennâ b. Hârise'dir. İkinci bölümde Hz. Ömer döneminde Irak-İran, Suriye, Mısır, Filistin, Azerbaycan ve Cezîre fetihlerinde aktif rol alan komutanların biyografileri ele alınmış ve savaşlardaki mücadelelerine detaylı bir şekilde yer verilmiştir. Bu dönemin ön plana çıkan komutanları Sa'd b. Ebî Vakkâs, Ebû Mûsâ el-Eş'arî, İyâz b. Ganm, Nu'mân b. Mukarrin'dir. Ebû Ubeyde b. Cerrâh ve Amr b. el-Âs gibi komutanlar bu dönemde de önemini korumuştur. Üçüncü bölümde Hz. Osman'ın halifeliği döneminde (644-656) İslâm toprakları Ermenistan ve Horasan'dan Sind -Hint sınırlarına, diğer yandan da Kızıldeniz ve Akdeniz sahillerinden Sudan, Libya ve Tunus'u içine alacak şekilde genişlemiştir. Bu fetihlerde görev alan komutanların hayatları hakkında bilgi verilmiştir. Bu dönemin ön plana çıkan komutanları ise Muâviye b. Ebî Süfyân, Abdullah b. Âmir'dir. Dördüncü bölümde Hz. Ali'nin Cemel, Sıffîn, Nehrevan ve Muâviye'nin kuvvetlerine karşı görevlendirdiği komutanlar incelenmiştir. Bu dönemin öne çıkan komutanları Mâlik b. Eşter en-Nehaî ve Eş'as b. Kays'tır.

Hamza Yıldırıcı
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İtalya'da Müslüman fetihleri

Bu tezin amacı, Müslümanların İtalya üzerine yapmış olduğu fetihler hakkında bilgi vermektir. Bu sebeple önce İtalya'nın coğrafyası ve Müslümanların fethine kadar bölgede hakim olan topluluklarından kronolojik sıraya göre bahsedilmiştir. Ardından Sicilya Adası'nın fethi sonrası İtalya topraklarına yapılan fetihlere değinilmiştir. Müslümanların İtalya'da Ağlebîler ile başlayan fetihlerden, onların kurmuş olduğu emirliklerden, Ağlebîler'in bölgedeki hakimiyetine son vererek yerlerine geçen Fatımîlerden ve Norman hakimiyetinde varlıklarını devam ettiren Müslümanlardan bahsedilmiştir. Müslümanların bu süreçte Sicilya ve İtalya'da medeniyete yapmış olduğu katkılar ile Rönesansa etkileri de ele alınmıştır.

AğlebilerFatimilerFetihler+4
Merve Karagöz
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Endülüs-Fransa bölgesi ilişkileri

Emeviler'in kuzey Afrika fetihlerinin sonucunda İspanya'da kurmuş olduğu medeniyet uzun yıllar yaşamıştır. Ancak tarih tekrar tekerrür etmiş ve kurulan bu medeniyet zirveye ulaştığı bir dönemde yıkılmaktan kurtulamamıştır. Müslümanların Fransa'da bulunan Narbonne bölgesini üst edinmesiyle beraber, Kuzey Endülüs'te ve çoğunlukla bugün ki Fransa topraklarında varlıklarını arttırmışlardır. Marsilya, Lyon, Toulouse gibi şehirlerde uzun yıllar kalan Endülüslü Müslümanlar buralarda önemli zaferler kazanmışlardır. Şam merkezli Emevi devletinin yıkılmaya yüz tutmasıyla beraber ortaya çıkan Endülüs Emevi devleti de Fransa topraklarında kalabilmiştir. Ancak Endülüs Emevi devletinin de gerilemeye başladığı bu dönemde, bir grup Müslüman denizci Fraxinetum'da küçük bir emirlik kurmuş ve Güney Fransa'da hatırı sayılır işler yapmışlardır. Son olarak hem güney Fransa'da hem de İspanya'da ki güçlerini kaybeden Müslümanlar, sürgün edilmeye başlamıştır. İspanya'dan kara yoluyla Fransa'ya göç eden Moriskolar, Fransa'da da umduğunu bulamayınca Osmanlı devletinden yardım talebinde bulunmuştur. Osmanlı devletini girişimiyle de Fransa'da yaşayan Moriskolar güvenli bir şekilde farklı yerlere göç edebilmiştir. Fakat ne acıdır ki büyük başarılar kazandıkları Endülüs'te, Müslümanlar artık mülteci konumuna düşmüş ve nice eziyete maruz kalmışlardır.

EndülüsFransaMorisko+3
Bahadır Şahin
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sûrnâme-i Hümâyûn'da el sanatlarını konu alan tasvirlerin incelenmesi

Sûrnâme-i Hümâyûn (İntizâmî Sûrnâmesi 1582, TSMK H.1344); Osmanlı kültür hayatı, sanat tarihi ve edebiyat tarihi açısından çok zengin bir kaynaktır. Sultan III. Murad Han'ın şehzadesi Mehmed'in sünnet düğününü konu alan el yazmasıdır. El yazması eserde zanaat içeren meslek erbablarının tasvirleri; biçim, içerik ve renk çözümlemesi bu tez kapsamında araştırılmıştır. Tez çalışmasında Sûrnâme-i Hümâyûn'daki (1582) tasvirlerin; şeker işleri (24b-25a), camcılar (32b-33a), Hz. Eyyubi Ensari dervişleri (53b-54a), eski bezistan ehli (79b-80a), peştamal dokuyanlar (81b-82a), mühreciler (99b-100a), aynacılar (105b-106a), Süleymaniye Camii maketi (190b-191a), hattatlar (213b-214a), kutucular (217b-218a), bakırcılar (254b-255a), hakkâklar (268b-269a), Simurg kuşu (280b-281a), divitçiler (326b-327a), kemhacılar (330b-331a), kuyumcular (356b-357a), sandıkçılar (369b-370a) ve çömlekçiler (405b-406a) el sanatlarına ait meslek grupları ve özellikleri incelenmiştir. Sûrnâme-i Hümâyûn ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Sûrnâme-i Hümâyûn'daki özellikler, mekânın, kullanılan renklerin ve sahnelerin özellikleri üzerinde durulmuştur. Mekânsal derinliği kuran ögeler incelenmiştir. XVI. yüzyıldan günümüze ulaşmış olan Sûrnâme-i Hümâyûn tasvirleri; dönemin özelliklerini, meslek erbablarının kıyafetlerini, kıyafetlerinde kullanılan renkleri ve mekânın kuruluşu ile sünnet düğününün yapıldığı At Meydanında düğünde olup biten her şeyi sunmuştur. Tasvirlerde verilmek istenen duygu, düşünce ve imgelerin tümü biçim, içerik ve renk açısından incelenmiştir. Tezin araştırma sürecine kaynaklar taranarak başlanmıştır. Konunun bulunduğu kaynağa ulaşmak için Topkapı Sarayı ile görüşülmüştür. Pandemi nedeniyle el yazması eser, yerinde görülüp incelenememiştir. Pandemi sonrasında eser yerinde incelenmek istendiğinde koleksiyon sayım sürecinde olduğundan buna izin verilmemiştir. E-posta yolu ile eserin envanter bilgileri, ilk 100 varakı ile literatürde bulunmayan yedi adet tasvirli sayfası Topkapı Sarayından temin edilmiştir. Tasvirlerin çoğuna Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı Arşivi (Topkapı Sarayı Yazma ve Matbu Eserler Koleksiyonu) H.1344 numara ile kayıtlı "Sûrnâme-i Hümâyûn" kitabından ve N. Atasoy'un "1582 Sûrnâme-i Hümâyûn Düğün Kitabı" adlı eserinden ulaşılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde; tasvir sanatının tanımı, tarihçesi, temel özellikleri ve tasvirin yapımı anlatılmıştır. Türk tasvir sanatının başlangıcından, Osmanlı Dönemi tasvir sanatına kadar olan süreçteki eserlere değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Sûrnâmenin tanımı, tarihçesi ile ilgili araştırma yapılmıştır. Günümüze kadar ulaşan tasvirli ve tasvirsiz sûrnâmeler hakkında bilgi verilmekle birlikte, Sûrnâme-i Hümâyûn'un diğer sûrnâmelerden farkı ve özelliği üzerinde durulmuştur. Nakkaş'ın Sûrnâme-i Hümâyûn analizinden sonra tasvir tekniği tespit edilerek kullanılan teknik malzeme, renk değişimleri vb. dönemin kültürel özelliklerine göre tasvirlerin özellikleri belirlenmiştir. Tezin temel bölümünü oluşturan, üçüncü bölüm katalog kısmında ise; At Meydanı'ndaki geçişlerde sunulan el sanatları tasvirleri tanıtılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde değerlendirme, karşılaştırma ve sonuç başlığı altında Sûrnâme-i Hümâyûn'da el sanatlarını konu alan tasvirler kendi sayfaları bağlamında karşılaştırılmış ve değerlendirilmiştir. Sûrnâme-i Hümâyûn'un, Vehbî Sûrnâmesi'ne nasıl etkisi olduğuna, iki eser arasındaki benzerlikler ve farklılıklara değinilmiştir. Sûrnâme-i Hümâyûn ve Sûrnâme-i Vehbî, düzen (kopmozisyon), derinlik (perspektif), çizgi, renk ve ışık özellikleri bakımından karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, aralarında yüzyıl farkı olmasına rağmen Sûrnâme-i Hümâyûn ve Sûrnâme-i Vehbî Osmanlı dönemine kaynaklık eden, günümüze kadar gelmiş, belge niteliğinde eserler olduğu görülmüştür. Nakkaş Osman ve Levnî, Osmanlı tasvir sanatına düzen şeması ve renk açısından çok şey kazandırmıştır. Anahtar Kavramlar: At Meydanı, İntizâmî Sûrnâmesi, Nakkaş, Sûrnâme, Tasvir Sanatı, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi.

El sanatlarıSurname-i HümayunSurnameler+3
Nesrin Çiftçi Çal
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni cami çeşme yazılarının anatomik açıdan değerlendirilmesi ve mustafa râkım üslubuyla mukayesesi

ÖZET "Yeni Cami Çeşme Yazılarının Anatomik Açıdan Değerlendirilmesi ve Mustafa Râkım Üslubuyla Mukayesesi" başlıklı bu tezin amacı; celî sülüs hattı ile ilgili yazı dünyasında klasik anlamda ölçülendirilerek yapılmış olan bir çalışmanın olmaması ve Yeni Cami sebil yazılarının hendesi açıdan bir analizinin sanat dünyasına kazandırılmasıdır. Çalışmalar on iki satırlık sebil yazıları, harekeler, tezyinî unsurlar, Lafz-ı Celâl, İsmi Nebî ve imza ile sınırlı olmakla birlikte günümüz hattatlarının görüşleri alınmış ve hat sanatı tarihinde Sâmi Efendi'nin takip ettiği üslubun yazı üstadı Hattat Mustafa Râkım Efendi yazıları ile mukayesesi yapılmıştır. Daha önce sebil ile ilgili yapılan çalışmalarda mimariye ve kitâbenin tercümesine yer verilmiş olmasına rağmen, Hattat Sami Efendi'nin celî sülüs yazı türünde yazmış olduğu kitâbenin sanatsal özelliklerinden ayrıntılı olarak bahsedilmemiş ve hendesi değerlendirmesi yapılmamıştır. Bu bağlamda yapılan bu çalışma ile öncelikli olarak kaynak taraması yapılmış, sebil yerinde incelenmiş ve fotoğrafları çekilmiştir. Topkapı Sarayı Müzesi güzel yazı koliksiyonunda bulunan orijinal yazılara ulaşılarak çizimler aslına uygun olarak yapılmıştır. On iki parçadan oluşan kitâbede her satır kendi içerisinde değerlendirilmiş ve bu satırları oluşturan her harfin teknik çizimleri günümüz hattatlarının da görüşü alınarak yapılmıştır. Yapılan çizimlede hata payını en aza indirmek amacı ile Autocad programından faydalanılmıştır. Farklı satırlarda mükerrer olarak geçen harflerin çizimleri tek sefer yapılmıştır. Ölçülendirmelerin anlaşılır olması ve karışmaması amacıyla her harf için iki ya da üç çizim yapılmış, birinci çizimde harfin genişlik ve yükseklik gibi en görünür özelliklerine, ikinci çizimde kalem hareketlerinin oluşturmuş olduğu derinliklere ve altın oran uyumuna yer verilmiştir. Harfin durumuna göre açı değerlerine ikinci ya da üçüncü çizimde yer verilmiştir. Ölçülendirme kriteri olarak nokta kullanılmıştır. Harfin yatayda ve dikeyde yapmış olduğu açı değerleri, altın oran uyumları belirlenmeye çalışılmıştır. Bunlara ilave olarak harflerde uygulanan bütün ölçülendirme çalışmaları harekelerde ve tezyini unsurlarda da yapılmıştır. Değerlendirme bölümünde ise Sâmi Efendi'nin mütemmimi olduğu Mustafa Râkım Efendi ile mukayesesi yapılarak üslup farklılıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Mukayeseyi anlaşılır kılma amacı ile çizimler aynı kalem kalınlığı ile yan yana verilmiş ve tablo ile desteklenmiştir. Hareke ve tezyini unsurların satırlardaki adetlerini istatiksel olarak verme amacı ile tablolar hazırlanmıştır. Muhteva ve istif değerlendirmesi yapılmış, kitâbenin harflerden ve tezyini unsurlardan oluşan müstakil çizimleri yapılmıştır. Râkım Efendi'nin stilize haline getirdiği ve Sâmi Efendi'nin de aynı üslupla kitâbede kullandığı imza karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, Hz. Peygamber döneminden itibaren hat sanatı tarihi, Osmanlı dönemindeki ekol olmuş hattalar, yazı türleri Hattat Sami Efendi'nin hayatı, sebilin mimari özellikleri incelenmiş, bütün harf, hareke ve tezyini unsurların teknik çizimleri yapılmış, tablolarla desteklenmiş, Mustafa Râkım Efendi ile üslup farklılıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: Sebil, Hüsn-i Hat, Celî Sülüs, Mimari, Anatomi

Hatice Turhan SultanSami EfendiSülüs yazı
Muharrem Gökşen
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

21. yy. Almanca siyer literatüründe Hz. Muhammed tasavvuru (Tilman Nagel örneği)

Tarih boyunca oryantalistler, farklı perspektifler ve metodolojiler kullanarak Batı dünyasında Hz. Peygamber ile ilgili kapsamlı çalışmalar ortaya koymuş ve zamanla zengin bir literatür oluşturmuşlardır. Bu literatürün ilk müellifleri, İslâm dünyasında ve Bizans'ta kaleme alınan eserlerden faydalanmak suretiyle doğrudan veya dolaylı olarak Hz. Peygamber'in hayatına temas eden çalışmalar üreten din adamları olmuştur. Ancak bu yazarlar eserlerini genellikle reddiye niteliğinde hazırlamış ve Hz. Peygamber'e değinmelerine rağmen onu anlama gayreti içinde olmamışlardır. Aydınlanma ile kilise otoritesine ait etkinin azalması, bazı yazarların Hz. Peygamber hakkındaki çalışmalarında üslup ve söylem açısından farklı bir yönelime kapı aralamıştır. Bu değişimin temel nedenlerinden biri, Arapça siyer kaynaklarının Batılı akademisyenler tarafından keşfedilmesi ve süreç içerisinde Batı dillerine çevrilmesi olmuştur. 18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başlarını kapsayan ve daha çok bilimsel oryantalizm olarak tanımlanan dönemde, özellikle Almanya'da yürütülen İslâm araştırmaları büyük önem kazanmıştır. Siyer alanında kayda değer gelişmeler yaşanmış ve birçok Alman oryantalist yetişmiştir. Bu süreçte hem Batı'da hem de İslâm dünyasında etkili olan kurucu metinler kaleme alınmış, bu eserler temel alınarak 20. yüzyılda siyer malzemelerinin otantikliği ve güvenilir bir Hz. Peygamber biyografisinin yazılabilirliği konusunda metodolojik tartışmalar yürütülmüştür. Bahsi geçen geniş literatür ve süregelen metodolojik tartışmaların üzerine Almanca kaleme alınan modern çalışmalar ve müellifler dikkat çekmektedir. Bu çalışmaların arasında, Emekli İslâm Bilimci ve Şarkiyatçı Prof. Dr. Tilman Nagel'in eserleri öne çıkmaktadır. Bu nedenle araştırmamız da Tilman Nagel'in Hz. Peygamber'e ilişkin sunduğu bilgilerin analiz edilerek onun peygamber algısının ortaya konmasını amaçlamaktadır. Nagel'in kaynak tenkidine dayalı yaklaşımı ve tarihsel bağlam analizleri dikkat çekicidir. Ayrıca metodolojisi, oryantalist geleneğin klasik yaklaşımlarını sürdürmekle birlikte modern tarih anlayışının yöntemlerini içermesi bakımından özgün bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızın hedefleri doğrultusunda Nagel'in aktardığı veriler, temel siyer ve İslâm tarihi kaynaklarındaki rivayetlerle titizlikle karşılaştırılmıştır. Bir yandan rivayetler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar değerlendirilirken, diğer yandan Nagel'in ileri sürdüğü iddiaların kökenleri incelenerek kapsamlı bir çerçeve oluşturulmuştur. Araştırma, oryantalist düşüncenin Hz. Peygamber algısına genel bir perspektiften yaklaşırken, Tilman Nagel'in Hz. Muhammed'e dair görüşlerini özel düzeyde ayrıntılı biçimde ele almaktadır. Çalışmamızda nitel araştırma yöntemlerinden metin merkezli inceleme teknikleri kullanılmıştır. Nagel'in akademik siyer metinleri, söylem analizine dayalı eleştirel içerik çözümlemesi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi, kapsamı ve sınırlılıkları ortaya koyulmuştur. Birinci bölümde Tilman Nagel'in hayatı ve eserleri ele alınarak Siyer metodolojisi ve kaynaklara yönelik yaklaşımına değinilmiştir. İkinci bölümde Hz. Peygamber'in Mekke'deki hayatı çerçevesinde vahiy öncesi hayatı ile bi'set'ten hicrete kadar yaşanan olaylar analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde Hz. Muhammed'in askerî faaliyetleri ele alınırken, dördüncü bölümde ise şahsiyeti, özel hayatı ve getirdiği mesaj incelenmiştir. İddialar çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz araştırmada şarkiyatçı ve aynı zamanda Emekli İslâm Bilimci Prof. Tilman Nagel'in siyer ilmine ve Hz. Peygamberin hayatına yaklaşımı İslâm Tarihi kaynakları temelinde tespit edilmeye çalışılmıştır.

İslam tarihi
Fahrettin Haliloğlu
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yekgûş Dîvânı (İnceleme, edisyon kritikli metin, indeks)

Klasik Türk edebiyatı çalışmalarının merkezini temsil eden metin esaslı çalışmalar içerisinde nadide bir konuma sahip dîvânlar, hangi asırda kaleme alınırsa alınsın mühim bir kıymeti haizdir. İster mürettep olsun ister olmasın yüzyıllardır belli bir usule tabi olarak devam ettirilen dîvân yazma geleneği, geçmişle gelecek arasındaki güçlü irtibatın devam etmesini sağlamaktadır. Hem ortak bir dilin hem de toplumsal değişim ve dönüşümlerin izlerinin görüldüğü bu türden eserler, sağlam bir medeniyetin edebî sahadaki mihenk taşıdır. Bu bakımdan dîvânlar, her dönemde araştırmacıların ilgisine mazhar olmuştur. On dokuzuncu yüzyılın son çeyreği ile yirminci yüzyılın ilk yarısında yaşamış Abdülkâdir Bilgiç (M 1880-1957), Nakşî-Hâlidî ekolünün önemli temsil mekânlarından biri olan Nehrî Medresesinde yetişmiş, ilmî ve tasavvufî yönüyle tebarüz etmiş bir aileye mensup âlim ve şairdir. İçinde bulunduğu çevrenin ve edindiği kültürel mirasın bir yansıması olarak kaleme aldığı ve 1955 yılında tamamlandığı düşünülen Yekgûş Dîvânı, dinî ve tasavvufî hususiyetleri barındırmakla birlikte müellifin ilmî yönünü ortaya koyan, büyük bir kısmını methiye ve mersiyelerin oluşturduğu biri 107 diğeri 147 varak olmak üzere iki nüshadan müteşekkil bir eserdir. Bilgiç, eserini geçmiş büyüklerin adını ve şanını yaşatmak, gelecek nesilleri bu yüce değere yönlendirmek, böylece kültürel mirasın devamlılığını sağlamak için kaleme aldığını ifade etmektedir. Dîvân'da farklı nazım biçimlerinde ve türlerinde yazılmış çok sayıda Türkçe, Farsça ve Kürtçe şiir bulunmaktadır. Bu çalışma, biyografik kaynaklarda hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmayan Abdülkâdir Bilgiç'in hayatının ve edebî şahsiyetinin ortaya konulmasının yanı sıra Yekgûş Dîvânı adlı eserinin çeviri yazılı metninin ve tahlilinin araştırmacıların istifadesine sunulması gayesini taşımaktadır. Bu bağlamda, evvela yazılı üç kaynaktan ve Dîvân'ından elde edilen bilgiler v doğrultusunda müellifin hayatı ve edebî kişiliğine dair bir çerçeve çizilmiş; ardından eser şekil ve muhteva yönünden tahlil edilmiş, söz konusu iki nüshadan hareketle oluşturulan transkripsiyonlu metne yer verilmiştir. Hazırlanan indeks, Abdülkâdir Bilgiç'in resmî hizmet döküm belgesi ve yazma nüshalardan örnekler ise ekler bölümünde sunulmuştur.

Fatma Zehra Kurt
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

13. yüzyıl Anadolu siyasi-kültürel ortamının anadolu selçuklu sanatına yansımaları

1071 Malazgirt Zaferi sonrası, Anadolu'nun kısa süre içerisinde bir Türk yurdu haline geldiğini görmekteyiz. Büyük Selçuklu Devleti'ne tabi olarak Anadolu'ya gönderilen Türk beyleri, burada çeşitli iskân ve imar faaliyetlerinde bulunmuştur. Gerek Orta Asya ve İran'da sahip oldukları birikim gerekse Anadolu'da karşılaşılan gelenek ve kültürler, Türklerin Anadolu'da yeni bir sentez ortaya koymasına zemin hazırlamıştır. Bu tarihi gerçeklikten hareketle; Anadolu'da birçok farklı unsur bulunmasına rağmen Türklerin kısa süre içerisinde orijinal ve etkilerini bugün dahi görebildiğimiz bir medeniyet atılımı gerçekleştirmesi, üzerinde dikkatle durulması ve titizlikle incelenmesi gereken bir konudur. Hititlerden Sümerlere, Hıristiyanlıktan pagan dinlere, Helenist gelenekten Greko-Romen kültürüne uzanan bir coğrafyada millî kimliklerini kaybetmeyerek bütün bu zenginliğin üzerine inşa edilen Anadolu Selçuklularının, nasıl ortaya çıktığı ve geliştiği her yönden değerlendirilmelidir. Sanat faaliyetlerinin bir milletin yaşadıklarından, içerisinde bulunduğu ortamdan, sahip olduğu karakterden bağımsız olamayacağı gerçeği ve o döneme dair birincil kaynakların yetersizliği, Anadolu Selçuklu sanatının önemini artırmaktadır. Bu çalışmamızda, Anadolu Selçuklu dönemindeki siyasi-kültürel ortamın sanat üzerinden yorumlanması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Anadolu, Kültür, Medeniyet, Sanat, Selçuklu.

Onur Çelik
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bursa şehr-engîzlerinde mekân tasvirleri

Çalışmamız, 16. ve 18. yüzyıllar arasında Klasik Edebiyatımız içerisinde yer alan Bursa Şehr-engîzlerinin mekân tasvirlerini konu edinmektedir. Giriş kısmında; çalışmanın amacı, niteliği, Klasik Türk Edebiyatımızda yer alan şehr-engîzler ve Bursa'nın kültür tarihimizdeki yeri ile araştırmanın metodu, konuyla ilgili yayın ve kaynaklar üzerinde durulmuştur. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Bursa Şehr-engîz yazarlarımızın bibliyografik bilgilerinin yanısıra şehr-engîzlerinin muhtevalarına ve nüsha bilgilerine yer verilmiştir. İkinci bölümde, Şehr-engîzlerdeki Bursa'ya dair mekânlarla ilgili beyitler belirlenip, bu yerler hakkında tanıtıcı resim, konum karekod bilgisi ve ansiklopedik bilgiler paylaşılmıştır. Üçüncü bölümde Şehr-engîzlerdeki mekâna ait mefkumlar belirlenerek dini mekân, sosyal mekân ve tabiatla ilişkin olmasına göre beyitler 3 ana kategoride sınıflandırılmıştır. Akabinde bu mefhumların ıslahat anlamlarıyla birlikte örnekleri verilmiştir. Son olarak, Bursa Şehr-engîzlerinin; kültürümüze ve edebiyatımıza kattığı öneme değinilmiş ve özellikle yaşadığı şehre göre şekil alan insanın mekânla kurduğu ilişki tasvirlerle incelenmiştir.

BursaMekanTasvir+1
Zeynep Ceylan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım ve Âdile Suldan dîvânlarında tasavvufî müşterekler

Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım ve Âdile Sultan dîvânlarında, mutasavvıf şâirlerin şiir ve hikmetlerinde zikrettikleri mananın, dîvân edebiyatının mefhum ve kalıplarıyla ifade edilmiş olması, dikkatimizi çekmiştir. Bu üç şâirimizin Halvetî, Mevlevî ve Nakşî dervişi olmalarının şiirlerindeki etkilerini görmek istememiz bizi bu çalışmayı yapmaya yöneltmiştir. Mihrî Hâtun, XV. yüzyılda Amasya'da yaşamış önemli bir dîvân şâirimizdir. Osmanlı şehzâdelerinin meclislerinde bulunmuş, ilim geleneği olan bir ailede yetişmiş, irfan sahibi bir hanımdır. Osmanlı topraklarında ilk Halvetî hareketini başlatan Pir İlyas, Mihrî Hâtun'un dedesidir. Çalışmamızda, Mihrî Hâtun'nun şiirlerindeki cesur ifadelerin Halvetî meşrep olmasından kaynaklandığına dair düşüncelerimiz kuvvet kazanmış ve Mihrî'nin bir Halvetî dervişi olduğuna dair deliller verilmiştir. Leylâ Hanım, seçkin bir aileden gelmiş, sarayla yakın ilişkileri bulunan, ilmî ve edebî birikime sahip, hüner sahibi şâirlerimizdendir. Mevlevî olan sûfî şâirimiz, Hz. Mevlânâ'ya atfen yazdığı şiirleriyle dikkat çekmiştir. Onun şiirlerindeki düzen, ahenk ve mûsiki Mevlevî dervişinin ruhundaki ilâhî raksın yansımalarıdır. Âdile Sultan, Osmanlı Sultanı II. Mahmud'un kızıdır. Saray içerisinde yetişmiş bir hanım sultandır. Kendisi Nakşibendiyye tarikatı müntesiplerindendir. Nakşîliğin ilme ve sohbete verdiği önemin yansımaları Âdile Sultan'ın şiirlerinde kendini göstermektedir. Yaptığımız çalışma neticesinde, Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım ve Âdile Sultan dîvânlarında müşterek olarak kullanılan kavramların derin tasavvufî manalar içerdiği tespit edilmiştir. Günümüze kadar yapılan çalışmaların büyük bölümünde şâirlerimizin sûfî kimliklerinin göz ardı edildiği görülmüştür. Şiirlerinde kullandıkları tasavvufî metaforların, çoğunlukla dîvân edebiyatının mefhum ve remizleri çerçevesinde ele alınmasıyla, anlaşılması güç şerhlerin, zorlama açıklamaların yapıldığı ve şâirlerimiz hakkında asılsız iddiaların ortaya atıldığı anlaşılmıştır. Çalışmamızda, şâirlerimizin dîvânlarında sıkça kullandıkları kavramlar, tasavvufun ana kaynaklarından sayılan klasik eserlerimizdeki ana konular ve açıklamalar doğrultusunda ele alınarak şerh edilmeye çalışılmıştır. Şâirlerimizin şiirlerine, Halvetî, Mevlevî ve Nakşîliğin neşvesini aksettirdiği görülmüştür. Bu çalışmada sûfî şâirlerin neden metaforik anlatımı, sembolik ifadeleri kullanmayı tercih ettikleri tartışılmış, Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım, Âdile Sultan ve bağlı oldukları Halvetîlik, Mevlevîlik, Nakşîlik hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Mihrî, Leylâ ve Âdile'nin dîvânlarındaki müşterek kavramlar tasavvuf kapsamında inceleme tâbî tutulmuştur. Anahtar Kelimeler: Mihrî Hâtun, Leylâ Hanım, Âdile Sultan, Dîvân, Tasavvuf, Müşterek, Metafor

Adile SultanDivan edebiyatıDivan şiiri+6
Sevil Dağcı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bursa Mustafakemalpaşa'daki Osmanlı mezar taşları

Bu çalışmamızda, Bursa iline bağlı olan Mustafakemalpaşa ilçe merkezinde, belde ve mahallelerinde (Lalaşahinpaşa, Tatkavaklı, Kestelek, Ormankadı, Karaoğlan, Tepecik, Aliseydi, Üçbeyli, Yamanlı, Melik, Sünlük, Ocaklı ve Yumurcaklı mezarlıklarında) yapılan araştırmalar sonucunda 136 adet Osmanlı Dönemine ait mezar taşı tespit ettik. 92 tanesi erkeklere, 43 tanesi kadınlara ait olan mezar taşlarının 17, 18, 19 ve 20. yüzyıllara ait oldukları görülmüştür. Mezar taşlarının en erken tarihlisi 1027 H./ 1617- 1618 M. en geç tarihlisinin ise 1928 M. yıllarına ait olduklarını tespit ettik. Çalışmamızın birinci bölümünde, incelemeler sonucunda tespit ettiğimiz 136 mezar taşının katalog bilgileri yer almıştır. İkinci bölümünde, mezar taşlarının form bakımından incelemesi, üçüncü bölümde ise süsleme, yazı türü ve metin içeriği bakımından incelemeleri iki başlık altında yer almıştır. Sonuç olarak bu yöredeki, Türk tarihini ve kültürünü yansıtan, arşiv belgesi değerindeki Osmanlı dönemine ait olan mezar taşları kayıt altına alınmıştır. Araştırmanın sonunda bahsi geçen mezar taşlarının ait olduğu dönemlerin form, süsleme ve yazı türü değişimleri ve bu değişimlerin sebepleri üzerinde bir sonuca ulaşılmıştır.

Bursa-MustafakemalpaşaEl sanatlarıMezar taşları+3
Hatice Kübra Budak
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Abbâsiler Döneminde uygulanan politikaların Islam'ın yayılışına etkileri

"Abbâsîler Döneminde Uygulanan Politikaların İslam'ın Yayılışına Etkileri" adlı bu tezimizde Abbâsîler döneminde uygulanan siyasi, ekonomik ve sosyal politikaları inceleyerek bu politikaların devletin hâkimiyeti altında olan coğrafyalarda İslam'ın yayılışına etkilerini inceledik. Temel amacımız Abbâsîler döneminde uygulanan bu politikaların devlet içerisinde sayıları azımsanamayacak kadar çok olan gayrimüslim halkın İslam dinini benimsemesi yolunda ne kadar etkili olduğunu göstermektir. Abbâsîlerin İslam dinini yayma hususunda etkileşimde bulunduğu ülkelerin halkları üzerindeki etkisine de ayrıca yer verilmiştir. Araştırmamızın kapsamını Abbâsîler dönemi genel tarihi, Abbâsîler döneminde uygulanan siyasi, ekonomik ve sosyal olarak gruplandırdığımız politikaların devlet bünyesinde yaşayan ve etkileşimde bulunulan gayrimüslimlerin İslamiyet'i tanıma ve Müslüman olmaları üzerinde nasıl etkilerinin olduğunun konu bazında incelenmesi oluşturmaktadır. Abbâsîler dönemi üzerinde yapılmış oldukça fazla çalışma bulunmakla beraber Abbâsî Devleti gibi bünyesinde farklı etnik kültürlere sahip pek çok insanı barındıran bir toplumda İslam dininin yayılışının incelendiği spesifik bir eser yazılmamıştır. Tezimizde İslam Tarihi temel kaynakları esas alınarak güncel ve yabancı kaynaklardan edinilen bilgiler ile konunun farklı noktalarını açığa çıkarmak hedeflenmiştir. Abbâsîler dönemi, Batı medeniyetinin karanlık çağ olarak adlandırdığı bir dönem yaşarken kuşkusuz İslam medeniyetinin en parlak çağının yaşandığı bir dönemdir. Bu dönemde halifeler uyguladıkları politikalarda İslam dininin emirlerini temel hareket noktası yapmışlardır. Gerek halifelerin gayrimüslim halka tanıdığı imkân ve ayrıcalıklar gerekse Abbâsî Müslüman toplumunun hoşgörü temelli yaklaşımı İslam'ın bu gruplar üzerinde yayılışını önemli ölçüde etkilemiştir.

Abbasilerİslam tarihi
Nefise Gülden Göncü
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İslam'ın ilk asrında göç ve şehir: Kûfe ve Basra örneği (Hicri 3. asra kadar)

Bu çalışmada insanlığın ilk döneminden itibaren varlığını koruyan göç olgusuna şehirdeki dönüşümleri üzerinden konu edinilmiştir. Göç ve şehrin tanımları yapılarak, Kur'an'da peygamberler tebliğ vazifelerini gerçekleştirirken halkları tarafından uğradıkları inkar ve zulüm sonrası Allah'ın emriyle göç etmişlerdir. Hz. Muhammed (sav) ve ilk Müslümanlar da Mekke'de uğradıkları zulüm sonrası Medine'ye hicret etmişlerdir. Peygamber (sav) yapılan göçün ardından Medine'yi bir devlet başkanı olarak yönetmiş, şehri kalkındırmak adına birçok çalışmalar yapmış, çevre kabile ve devletlerle antlaşmalar imzalamıştır. Siyasi açıdan kısa zamanda Medine'nin Arap Yarımadası ve diğer devletler tarafından duyulmasını sağlamıştır. Hz. Ömer döneminde fetih hareketleri sonucu kurulan Kûfe ve Basra şehirlerinin coğrafi konumları, inşası, göç hareketleri, Medine'den farklı yönleri, oradaki ilmi çalışmalar, kültür etkileşimleri, yaşanan siyasi olaylar ve bunun sonucu oluşan sosyal yapısı değerlendirilmiştir. Farklı medeniyetlerle etkileşime giren İslam devleti böylece kurulduğu andan itibaren bir İslam Medeniyeti inşa etmiştir.

Merve Çelik Daşkın
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sadreddin Özçimi'nin günümüz ebru sanatındaki yeri

Kültür ve sanat mirasımızın önemli unsurlarından biri olan Türk Ebrusu'nun korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere en doğru şekilde aktarılması kültürel bir sorumluluktur. Bu bağlamda yapılmış olan tez çalışmasının konusu, ebru sanatına emekleriyle bilinen ve halen geleneksel yöntemle (meşk usulü) çalışmalarını sürdürmekte olan Sadreddin Özçimi'nin ebru sanatının gelişimi üzerindeki payının değerlendirilmesidir. Bu amaçla, ilk olarak Sadreddin Özçimi ile görüşmeler yapılmış ve konu ile alakalı soruların cevapları bizzat kendisinden alınmıştır. Ardından, ulaşılabilen talebeleriyle çeşitli görüşmeler yapılmış ve kendilerine, hocaları hakkında hazırlanmış bir grup anket sorusu yöneltilmiştir. Bu yolla Özçimi'nin izlediği eğitim metodu hakkında da bilgiler alınmış ve sanatçı yönü kadar hocalık yönü de ortaya çıkarılmaya gayret edilmiştir. Çalışmada, 25 yılı aşan ebru hocalığı boyunca kendisinin ve talebelerinin ebrunun günümüzdeki yerine ulaşmasındaki rolleri tartışılmıştır. Son olarak, Özçimi'nin eserlerinin bulunduğu pek çok sergi kataloğu incelenmiş ve toplamda 222 eser kategorize edilerek sanatçının kullandığı ebru teknikleri, boya renklerine göre değerlendirilmiş ve Türk Ebru sanatı içerisindeki çalışmaları belgelenmeye çalışılmıştır. Sanatçı battal ebruda ilk kez 22 ayar altın kullanmış, çeşitli çiçek ve minyatürlerden oluşan akkase ebru koleksiyonları ile yazılı akkase ebru formunda çok sayıda önemli çalışmaya imza atmıştır. Çalışmanın ortaya koyduğu en önemli sonuç, Sadreddin Özçimi'nin geleneksel ebrunun devamı niteliğinde çalışmalar yapmakla birlikte, gerek kendisinin gerekse yetiştirdiği öğrencilerin eserlerinde görülen kişisel dokunuşlar sayesinde geleneksel ebrunun özünü kaybetmeden kendi üsluplarını geliştirmiş olduklarını göstermektedir. 2022, xii+ 176 SAYFA ANAHTAR KELİMELER: Sadreddin Özçimi, Akkase Ebru, Meşk Usulü, Türk Ebrusu.

Esra Aslantürk
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu mimarisindeki Şamanist figürler (1077-1308)

Türk Mitolojisinde ve inanç sisteminde önemli bir yeri olan Şamanizm'in öyküsü antik çağlara kadar uzanmaktadır. Anadolu'daki uzantısı Asya kökenli olan, içerisinde mistik unsurlar taşıyan, Tanrıyla, yeraltındaki ve yerüstündeki ruhlarla iletişim kurulabilen, hastalıkları tedavi eden kısaca halkın en önemli manevi ihtiyaçlarını gidermeye gayret eden şamanın bağlı olduğu inanç biçimi olan Şamanizm, varlığını ve etkilerini günümüzde de sürdürmektedir. Tez konumuzu "Anadolu Selçuklu Mimarisindeki Şamanist Figürler (1077-1308)" olarak belirleme amacımız, kadim bir inanış olan Şamanizm'in gerek dini gerek sosyal ve gerekse mimari alanda, tarihin sonraki dönemlerine önemli etkilerde bulunduğunu tespit etmemiz ve bu izlerin Anadolu Selçuklu Dönemi Türk İslam Mimarisindeki yansımalarını ortaya koymayı hedeflememizdir. Çalışmamızda ele aldığımız eserler, Anadolu Selçuklu Devletinin ve bu devlete bağlı Beyliklerin hakimiyet kurduğu 1077-1308 yılları arasında inşa ettikleri eserlerdir. Orta Asya topraklarından Anadolu'ya ulaşan Türklerin bu topraklarda inşa ettikleri eserlere baktığımızda, bu yapılarda stilize edilmiş ve çeşitli zihinsel altyapılarla üsluplaştırılmış pek çok Şamanist figürün var olduğu gördük. Bu figürler bazen yapıların dış cephelerinde bazen yapıyı süsleyen çinilerde bazen de yapıların iç mekanlarında karşımıza çıkmaktadır. Karşılaştığımız bu motifler ve figürleri Şamanizm'de var olan inançlarla temellendirmeye, yorumlamaya ve değerlendirmeye gayret ettik. Bu sayede Anadolu Selçuklu mimarisindeki Şamanist figürleri ortaya koymuş olduk. ANAHTAR KELİMELER: Anadolu Selçuklu, Şaman, Şamanizm, Figür, Motif.

Anadolu SelçuklularıBanilikFigür+6
Safiyye Damgacıoğlu
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Defterdar Sarı Mehmed Paşa'nın "Nesâyihü'l Vüzerâ ve'l Ümerâ" adlı eserinin günümüz devlet yönetimi ve toplum hayatına etkisi bağlamında analizi

Osmanlı İmparatorluğu'nun teşkilat yapısı 'dâire-i adliye' olarak isimlendirilen bir anlayış üzerine kurulmuştur. Devlet, Kanuni Sultan Süleyman döneminden sonra eski ihtişamlı yıllarını gittikçe kaybetmiş idari, mali, eğitim ve hukuk alanlarında çağının gerisinde kalmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti'nin tekrar eski gücüne kavuşması amacına yönelik devlet adamları, düşüncelerini ihtiva eden raporlar hazırlamışlardır. Lütfi Paşa, "Âsafnâme" adlı eseri Kâtip Çelebi ise "Düstûrü'l Amel" isimli eserleri kaleme alarak devletin bekası için çözüm önerilerinde bulunmuşlar ve bozulmaların nedenlerini açıklamışlardır. XVIII. yüzyılda Defterdar Sarı Mehmed Paşa ise "Nesâyihü'l-Vüzerâ ve'l- Ümerâ" adlı eseriyle yaşadığı dönemi iyi analiz ederek çözüm önerilerinde bulunmuştur. Çalışmada müellifin bu eserinden yola çıkarak XVI. yüzyılın sonlarından XVIII. yüzyıl' ın ortalarına kadar Osmanlı devletinin yönetim sisteminde ve toplum düzeninde meydana gelen problemlerin neler olduğu ve bunlara ne gibi çözüm önerilerinde bulunduğu ele alınacak bunun yanında eserde yer alan konuların günümüzün devlet yönetimi ve toplum hayatına etkisi bağlamında analizi yapılacaktır.

18. yüzyılIslahatnameKamu yönetimi+5
Rahime Toraman
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Vakfiyelere göre XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde (1701-1725) Bursa'da vakıflar ve işlevleri

Vakıflar, İslâm Tarihi boyunca Müslümanlar tarafından kurulan sembol ve örnek kuruluşların başında gelmektedir. Geçmişten günümüze dek tüm İslâm coğrafyası ve toplumları arasında âdeta yardımlaşma ve dayanışmanın merkezleri ve öncü kurumları hâline gelen vakıflar, dinî, ilmî ve içtimaî yönü ağır basan kuruluşlardır. İslâm kültüründe çok köklü bir yere sahip olan "sadaka-i cariye", yani "süreklilik arz eden hayır ve iyilik" inancından kaynaklanarak yaygınlaşan vakıf kurma geleneği, Osmanlı'yı altı asır ayakta tutan dinamiklerin ilklerinden biriydi. Bu arada Bursa şehri, Osmanlı Devleti'nin en eski başkenti olması (1326-1362) itibariyle vakıf müessesesi açısından çok önemli bir konumda bulunmaktadır. Buna göre Bursa, vakfiyelere ait belgeler/dokümanlar bakımından oldukça zengin malzemeyi bünyesinde barındıran bir kent olma özelliğini taşımaktadır. Dolayısıyla Bursa Şer'iyye Sicilleri Arşivi, Osmanlı Tarihi araştırmacıları için vazgeçilmez değeri haizdir. Bu gerçekten hareketle "Vakfiyelere Göre XVIII. Yüzyılın İlk Çeyreğinde (1701-1725) Bursa'da Vakıflar ve İşlevleri" üst başlığını taşıyan bir konuyu çalışmaya karar verdik. 25 yıllık bir süreyi kapsayan bu çalışma bir giriş, üç bölüm ve bir sonuçtan meydana gelmektedir. Girişte, bilimsel araştırma teknikleri açısından çalışma(nın) yöntemi ile vakıf kurumları ve vakfiye kayıtları hakkında ön bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda araştırmanın konusu, amacı, kapsamı, temel kavramları ve ana kaynakları üzerinde kısaca durulmuştur. Birinci bölümde "Kurucularına veya Vakfeden Kişilere Göre Vakıflar", ikinci bölümde "Mevkûfâta (Vakfedilen Mallara) Göre Vakıflar", üçüncü bölümde ise "Vakfetme veya Hizmet Amaçlarına Göre Vakıflar" ele alınmış ve incelenmiştir. Sonuçta da genel bir değerlendirme yapılarak çalışma bitirilmiştir.

18. yüzyılBursaOsmanlı Devleti+3
Fatma Uçucu
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yozgat Çapanoğlu Camii

Çapanoğulları, Yozgat'a gelip yerleşerek burayı imar etme çabasına girdiler. Zamanla daha da güçlenen ve Yozgat'a hâkim olan Çapanoğulları, dönemlerinde muhteşem birçok eser ortaya koydular. Bu dönem Osmanlı Devleti'nde ise Batılılaşma dönemi olarak tarihe geçmiştir. Batılılaşma İstanbul'u etkisi altına aldığı gibi Anadolu'yu da etkisi altına aldı ve mimari eserlere bu dönemin üslupları yansıtıldı. Çapanoğulları da Yozgat'ta yaptırdıkları birçok esere, Batılılaşma döneminin üslupları olan barok ve rokokoyu yansıttılar. Tez konumuzu "Yozgat Çapanoğlu Camii" seçmemizdeki amacımız Yozgat'ımızın ölümsüz sembolü olan bu caminin, İstanbul'da sayısız örneklerini gördüğümüz abide eserlerin sade karakterli bir örneği olarak, Anadolu'da Avrupa etkisinde yapılan ilk eserlerden biri olmasıdır. Çalışmamızda ele aldığımız bu eseri incelediğimizde caminin barok ve rokoko etkilerinin altında şekillendiği özellikle de mihrabında, minberinde ve süslemelerinde bu üslupların oldukça fazla kullanıldığı görülmektedir. Çalışmamızın özü bu etkiler altında inşa edilerek yüzyıllar öncesinden bize miras bırakılan bu tarihi eseri mimari ve süslemeleriyle ele alıp yorumlamak ve değerlendirmektir.

Fermudiye Çelik
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Maniheizm tasvirleri ile Safevi İranındaki 12 İmam tasvirleri

Şiîliğin kökenleri önemli bir tartışma konusu olarak varlığını sürdürmektedir. Kimi görüşlere göre farklı din ve kültürler Şiîliğin ortaya çıkması ve gelişiminde önemli rol oynamışlardır. Hristiyanlık, Yahudilik ve Hinduizm'le birlikte eski İran kültürünün de Şiîlik üzerinde önemli tesirleri olduğu; Zerdüştlük, Maniheizm gibi inançların Şiîliği etkilediği iddia edilmektedir. Çalışmamız, herhangi bir dinî tesirin sanat alanına da sirayet edeceği düşüncesinden hareketle On İki İmam Şiîliğinin bir devlet mezhebi haline geldiği Safevîler dönemindeki Hz.Muhammed ve On İki İmam Tasvirlerinin tespit edilerek, bu tasvirlerin Maniheist tasvirler ile benzerlikler taşıyıp taşımadığını incelemeyi ve böylece bu dönemdeki Şiî karakterli tasvirlerde herhangi bir Maniheist tesir olup olmadığını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, öncelikle Şiîlik ve Maniheizm'in ortaya çıkışı ve inanç esasları ele alınmış, ardından On İki İmam Şiîliğinin altın çağı olan Safevîler dönemindeki dinî siyaset incelenmiş ve bunun ışığında yine Safevîler döneminde ortaya çıkarılan tasvirler değerlendirilerek söz konusu tasvirlerin Maniheist eserlerle bir benzerlik taşıyıp taşımadığı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Kübra Ölger Elmas
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Edebiyatımızda hadîs-i şerîfler ve Âsâr-ı Kemâl'deki Bin Ehâdîs Şerhi (İnceleme-transkripsiyonlu metin)

Hadîsler, İslâmî Türk Edebiyatının ilk dönemlerinden itibaren edebî eserlerde yer almışlardır. Âsâr-ı Kemâl, 19. yüzyılda yaşayan İsmail Sadık Kemâl tarafından yazılan dinî-tasavvufî içerikli bir eserdir. Bin Ehâdîs Şerhi 3 ciltlik bu eserin içerisinde yer almaktadır. Çalışmamızda edebiyatımızda bin hadîs ihtiva eden ender sayıdaki örneklerden birisi olan bu eser konu edilmiştir. Çalışmamız beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusu, kapsamı, amacı ve yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Bunun yanında edebiyat ve hadîs ilişkisi ele alınarak edebiyatımızda hadîslerin yeri üzerinde durulmuş, edebiyatımızda hadîslerle ilgili ortaya çıkan türler ve eserler hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölüm, İsmail Sadık Kemâl'in hayatı, çalışmaları ve Düğümlü Baba ile aralarındaki ilişki hakkında kaynaklarda ve araştırmalarda ulaşılan farklı bilgilerden oluşmaktadır. Üçüncü bölümde ise İsmail Sadık Kemâl'in eseri Âsâr-ı Kemâl ve eserin içerisinde yer alan Bin Ehâdîs Şerhi ve içeriği hakkında bilgiler yer almaktadır. Dördüncü bölümde ise eserin nüshaları hakkında bilgi verilmiş ve Bin Ehâdîs Şerhi'nden oluşan metnin transkripsiyonu yapılmıştır. Son bölüm ise sonuç bölümünden oluşmaktadır. Keywords: Tafsīr al-Manār, the Qor'ānic parables, contemporary period, Muhammad Abduh, M. Rashīd Ridā.

19. yüzyılAsar-ı KemalEdebiyat+5
Fatih Işıl
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'nun kültürel dönüşümü: Moğol istilasının dinî etnik ve sosyokültürel sonuçları (13-14. yüzyıl)

Dünyanın gördüğü en büyük istila hareketlerinden biri olan Moğol istilasının diğer coğrafyalara nazaran belki en yoğun tesiri Anadolu üzerinde olmuş, bu tesirler sadece siyasî olmakla kalmayıp birçok alanda kendini göstermiştir. Moğol tahakkümü sonrası daha da artan bu tesir dinî, etnik ve sosyokültürel olarak büyük bir dönüşüme vesile olmuştur. Devlet teşkilatında ve idarî sahada hukukî, iktisâdî ve askerî olarak Moğol etkisi hissedilmiş, bu etki kendisini Cengiz Yasası, mali vergiler ve askeri unvanlar konusunda göstermiştir. Yaşanan diğer bir gelişme ise demografik değişimdir. Anadolu'daki Türk nüfusu bu göçlerin sonucunda artmış, daha sonra da gelen Moğol boylarının iskân edilmesiyle Moğollar zamanla Türkleşmişlerdir. Coğrafi ve lisan olarak benzerlik taşıyan bu iki ırk bu coğrafyada kaynaşmış ve karşılıklı etkileşime girmiştir. Bu koşullarda Türkçe de doğal olarak ehemmiyet kazanmıştır. Bilhassa istila sonucunda Batı Anadolu'ya göç eden ve beylikler kuran Türkmen unsurlar Türkçeye önem vermişlerdir. Bununla beraber Moğolcadan dilimize kelime girmesi ve Anadolu'nun pek çok yerindeki Moğolca yer adları da bu etkileşimin bir sonucudur. Din konusu ise bu etkinin en bariz yaşandığı ve dönüşümün en fazla olduğu alandır. Yaşanan göçler vesilesiyle Anadolu'da yeni tasavvufî yapıların meydana gelmiş olması bu coğrafyadaki İslam tasavvuru ve algısını köklü değişime uğratmıştır. Daha önceleri kısmen kitabî ve medrese temelli olan İslâm anlayışı Moğol zulmünden kaçan şeyh ve dervişlerin Anadolu'ya akın etmesiyle birlikte değişime uğramıştır. Bu gelen insanlar eski dinleri ile İslâm arasında ortak noktaları çoğaltan heterodoks ve uzlaşmacı din anlayışına sahiptiler. Ayrıca eski Şamanizm kalıntısı adetlerini de muhafaza ediyorlardı. Anadolu'ya gelen Moğol boylarının hoşuna giden bu durum onların da kısmen ihtida etmelerini sağlamış böylece tasavvuf temelli anlayış Anadolu'nun geneline yayılmıştı.

AnadoluMoğol istilasıMoğollar+5
Furkan Şahin
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yozgat'ın Esenli, Gelingüllü, Divanlı ve Türkmen köylerindeki köy odaları

Zengin bir kültüre sahip Anadolu coğrafyasında yer alan bölgedeki inceleyeceğimiz köy odaları hem sanat tarihi açısından hem de Yozgat tarihi açısından önemli bir yer teşkil etmektedir. Yozgat coğrafyasında toplumsal birlikteliğin sağlandığı en önemli mekânların başında köy odalarını görmekteyiz. Köylülerin burada bir araya geldikleri içerisinde türlü faaliyetlerin yapıldığı bu odalar genellikle köyün zengin kimseleri tarafından inşa edilmiştir. Türk halk mimarisinde önemli bir yere sahip olan köy odalarını gelecek nesillere aktarabilmek amacıyla bu konu seçilmiştir. Yozgat bölgesinde bulunan Türk halk mimarisinin en önemli yapılarından köy odalarını çalışmamızdaki en önemli neden gerektiği ilgi alakayı görmemiş olan bu yapıların tanıtılmasına öncülük etmektir. Birçoğu yıkılmaya yüz tutmuş olan bu yapıların yok olup gitmeden akademik bir çalışmayla gün yüzüne çıkarılması hedeflenmiştir. Bu vesileyle de ayakta duran bu halk mimarisinin öncü yapıları olan köy odalarının korunma altına alınarak gereken özenin gösterilmesine bir katkısı olacaktır. Bu eski yerleşkede bulunan köy odaları hakkında; odaların inşa tarihi, plan tipleri, mimari özellikleri, süslemeleri, kullanılan inşa malzemesi ve teknikleri, geçirdikleri onarımlar ve bugünkü durumları ile odalarda hangi faaliyetlerin yapıldığı detaylı olarak incelenmiştir. Türk halk mimarisinde önemli bir yere sahip olan köy odaları günümüzde belli başlı sebeplerden dolayı yok olmuştur. Bu sebeple ele aldığımız bu çalışmada yer alan köy odalarının kayıt altına alınması ve korunması amaçlanmıştır. Kültürel miras olan köy odalarının hem Yozgat mimarisinde hem Türk mimarisinde sanat tarihi açısından ne derece önem arz ettiğini ortaya konulmaya gayret edilmiştir.

Halk mimarisiKöy odalarıKültürel miras+1
Emrullah Saylan
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

San'at ve Kültürde Kök Dergisinin Türk din musikisi literatürüne katkısı

San'at ve Kültürde Kök dergisi 1981-1982 yılları arasında çıkarıldığı dönemde çeşitli zorluklarla karşılaşmış ve bir süre sonra yayın hayatını sonlandırmıştır. Bu sebeple günümüze kadar gelememiş ve unutulmaya yüz tutmuş bir hale gelmiştir. Çalışmamızı yaparken öncelikle San'at ve Kültürde Kök dergisini yeniden gün yüzüne çıkarmış oluyoruz. Tezimizde ilk olarak San'at ve Kültürde Kök dergisi içerisinde musiki alanında yazı kaleme almış sanat erbabının biyografilerine ardından San'at ve Kültürde Kök dergisi içerisinde bulunan musiki üzerine yazıların konuları ve işlenişine yer verdik. Son olarak kısa bir değerlendirmede bulunduk. Son bölümde katkılarıyla beraber göze çarpan yarım kalmış ya da akılda soru işareti bırakacak şekilde işlenmiş konulara da yer vermiş bulunmaktayız. San'at ve Kültürde Kök dergisi içerisinde Türk musikisinin hangi dönemlerde hangi yeniliklerle karşılaştığı ya da hangi handikaplara uğradığına dair yine birden fazla yazı ile karşılaşılmış ve bu yazıların da nasıl işlendiği ele alınmıştır. Türk musikisini hem tarihini hem unsurlarını kapsayacak şekilde imkânları dâhilinde detaylarıyla ele almış olan San'at ve Kültürde Kök dergisi çıkarılmaya devam ediyor olsa çok daha fazla katkı sunmuş olacaktır. Tezimizde bu katkının çıkarıldığı dönemde neler olduğu ve çıkarılmaya devam etseydi neler olabileceğine de aralarda değinmiş olduk

Türk dini musikisi
Atiye Doğru
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesinde bulunan bazı yazma eserlerin cilt kapakları

"Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesinde Bulunan Bazı Yazma Eserlerin Cilt Kapakları" isimli tez çalışmamızda 116 adet cilt kapağı bilimsel yöntemlerle incelenmiştir. İncelenen her eserin demirbaş numarası, adı, müellifi, yaprak sayısı, satır sayısı, ölçüleri, yazıldığı tarih, istinsah tarihi, yazı türü, dili, cilt yapım malzemesi, cilt süslemesinde kullanılan renkler, bezeme, kâğıt türü, konuları içeren her bir eser hazırlanan katalog fişine göre detaylı bir şekilde incelenmiştir. Her cildin fotoğraf ve çizimi de yan yana getirilerek katalog kısmına eklenmiştir. Üç bölümden oluşan tezin birinci bölüm giriş kısmında; konunun tanımı, amacı ve önemi, çalışmanın yöntem ve sınırlandırılması, konu ile ilgili yayınlar, Çorum'un tarihçesi Kütüphanenin tarihçesi, Hasan Paşa'nın hayatı ve el yazması nedir? Başlıkları ile ele alınmıştır. İkinci bölümde cilt sanatının tanımı, cilt sanatının tarihçesi, cilt sanatında kullanılan malzemeler, mücellitler ve teşkilatı, cilt sanatı ve üslupları, kitap cildini oluşturan bölümler, cilt çeşitleri, cilt sanatında kullanılan süslemeler, cilt sanatında kullanılan yapım ve teknikler başlıkları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde belirlenen eserlerin katalog bilgilerine ve fotoğraflarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde hazırlanan katalog fişine göre konumuza dahil ettiğimiz 116 adet cilt kapağı detaylı bir şekilde incelendikten sonra değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgu ve veriler sonuç kısmında derlenmiş, kaynakça ve ekler ile tezimiz son bulmuştur.

Cilt sanatı
Ümmügülsüm Eda Yaşar
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Şehâdet-Nâme-i Veysî(İnceleme-tenkitli metin)

Şehâdet-nâme-i Veysî veya Düstûrü'l-ʿAmel/Fezâil-i Kelime-i Tevhîd adlarıyla da tanınan eser XVII. yüzyıl münşîlerinden Veysî Üveys B. Mehmed-i Alaşehrî tarafından kaleme alınmıştır. Eserin konusu, İslâm'ın beş şartına ve şartlar arasında mertebe tartışmasına dairdir. Eserde söz konusu münâzara neticesinde Kelime-i Şehâdet'in üstünlüğü ortaya konmuştur. Yazar eserini telif ederken yer yer konuyla ilgili âyet, hadîs, kıssa, hikâye ve şiirlere de yer vermiştir. Eserdeki şiirler genelde Farsça, âyet ve hadîs iktibasları ise Arapçadır. Ayrıca Kur'ân-ı Kerim'de yer alan kimi kıssalara da atıfta bulunulmuştur. Çalışmamızı beş bölüme ayırarak şairin hayatı, edebî kişiliği ve eserleri, Şehâdet-nâme'nin içeriği, dil ve üslûp özellikleri, eserde yer alan Farsça şiirler, eserin nüsha tavsifi, tenkitli metnin kurulmasında izlenen yol ortaya koyulduktan sonra, eserin tenkitli metni verilmiş ve metnin sözlüğü oluşturulmuştur. Tenkitli metin hazırlanırken yurtiçinde ve yurtdışında bulunan nüshalar gözden geçirilmiş, bir matbu nüsha (Bayerische Staatsbibliothek München, A.or. 7481Z) yanı sıra (Vakıflar Genel Müdürlüğü, 67 Saf 273/2; DTCF Kütüphanesi, No: 297.7; Milli Kütüphane, 06 Mil Yz A 698/1) üç yazma nüsha tenkitli metnin kurulabilmesi için seçilmiştir. Bu çalışmayla süslü nesir üstâdı olan Veysî'nin, münâzara tarzında kaleme aldığı şimdiye kadar çok da bilinmeyen bir eseri tanıtılmıştır. Anahtar kelimeler: Veysî, Şehâdet-nâme, Düstûrü'l-ʿAmel, nesir, münâzara

17. yüzyılDini edebiyatEdebiyat+6
Sevinj Musayeva
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Âsâr-ı Kemâl'deki Şerh-i Esmâ'-i Hüsnâ, Esmâ'-i Nebî ve Na't-ı Enbiyâ(İnceleme-transkripsiyonlu metin)

Bu çalışmada, XIX. asırda yaşamış, dinî-tasavvufî eserler vermiş bir şair olan İsmâil Sâdık Kemâl b. Muhammed Vecîhî Paşa'ya ait olan Âsâr-ı Kemâl'deki Şerh-i Esmâ'-i Hüsnâ, Esmâ'-i Nebî ve Na't-ı Enbiyâ'yı inceledik. Ayrıca müellifin hayatı, eserleri ve edebî kişiliği hakkında kısaca bilgi verdik. Çalışmamız beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırmamızın konusunu, amacını ve araştırmada kullandığımız yöntem ve teknikleri açıkladık. İkinci bölümde İsmâil Sâdık Kemâl b. Muhammed Vecihî Paşa'nın hayatı, eserleri ve edebî kişiliği hakkında bilgi verdik. Üçüncü bölümünde eserin şekil ve muhteva yönünden incelemesini yaptık. Dördüncü bölümde ise eseri transkripsiyonlu olarak yazdık. Beşinci bölüme de sonuç kısmını aldık. Anahtar kelimeler: İsmâil Sâdık Kemâl b. Muhammed Vecîhi Paşa, Esmâ'-i Hüsnâ, Esmâ'-i Nebî, Na't-ı Enbiyâ.

19. yüzyılAsar-ı KemalDini edebiyat+7
Yasin Karakuş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Oğuz Ergeç Koleksiyonu Mecmû'ası(inceleme-1A-80A transkripsiyonlu metin-tıpkıbasım)

Bu çalışmada 18. yy.'ın sonu ile 19. yy.'ın başlarında peyderpey derlendiği düşünülen ve 330 varaktan oluşan bir mecmû'anın 1a-80a varaklık kısmı incelenmiştir. Mecmû'anın mürettibini tespit için eser taranmışsa da herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Eserin geneli incelendiğinde eserin adına dair herhangi bir kayda ulaşılamamıştır. Eser şahıs elinde bulunduğundan kütüphane yahut katalog kaydı da bulunmamaktadır. Mecmû'a ağırlıklı olarak gazel, kaside, tevârîh, müseddes, tahmîs ve müfred gibi çeşitli nazım şekillerini içinde barındırmakla birlikte mensur metinler de ihtiva eden hacimli bir eserdir. İncelediğimiz kısım olan 1a-80a varakları arasında 12. yy. ile 19. yy. arasında yaşamış 208 şaire ait 563 şiir yer almaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde çalışmanın konusu, kapsamı ve önemi belirtildikten sonra "Türk Edebiyatında Mecmû'alar" adını taşıyan ikinci bölümde kelime ve kavram olarak mecmû'a, mecmû'aların tasnifi, şiir mecmû'alarının önemi hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde mecmû'a hakkında genel bilgilerden sonra 1a-80a varakları arasında yer alan şair kadrosuna, nazîrelere ve bu varaklar arası kullanılan aruz kalıplarına yer verilmiş, incelediğimiz kısmın muhteva özellikleri değerlendirilmiş, son olarak da çalışılan kısmın içeriğini yansıtan bir tablo ilâve edilmiştir. Dördüncü bölümde 1a-80a varakları arası mecmû'a metni transkribe edilmiş, son bölüm olan beşinci bölümde ise çalışma neticesinde elde edilen sonuçlar sıralanmıştır. Anahtar kelimeler: Mecmû'a, mecmû'a-i eş'âr, dîvân şiiri, gazel.

DergilerDivan edebiyatıDivan şiiri+5
Aygül Düzenli
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ömer Tuğrul İnançer'in musikişinas kişiliği ve Türk din musikisine katkısı

Bu tez çalışması, Ömer Tuğrul İnançer'in hayatı, mûsikîşinas kişiliği, eserleri ve Türk Din Mûsikîsine katkılarını gelecek nesillere aktarmak, örnek olmasını sağlamak ve akademiye katarak koruma altına almak gayesi ile çalışılmıştır. Nitel araştırma modelinden olan mülakat metodu kullanılarak bilgiler toplanmıştır. Yakınları ile yapılan mülakatlardan ve literatürde bulunan bilgilerden istifade edilmiştir. Ömer Tuğrul İnançer, yazar, mutasavvıf, müşavir, hukukçu, avukat, müzisyen, araştırmacı yazar ve mûsikîşinas kişiliği ile Türk Din Mûsikîsine, Türk Tasavvuf Mûsikîsi ve Folklorunu Araştırma ve Yaşatma Vakfı'yla, İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu'yla ve bireysel olarak birçok hizmetleri ve önemli katkıları olmuştur. Küçük yaşlarından itibaren almış olduğu mûsikî eğitimleri ve daha sonra edinmiş olduğu çevreler sayesinde kendisini mûsikî alanında geliştirmiştir. Katılmış olduğu konserlerde ve programlarda kudümzenlik ve bendirzenlik yapmıştır. Mûsikî alanında çeşitli makaleler ve kitaplar yazmıştır. Yine bu alanda birçok TV ve radyo programları yapmıştır ve konuk sanatçı olarak programlara katılmıştır. Vakıf bünyesinde mûsikî alanında basılan eserlerin edebi yönden tasnifini yapmıştır. Türk Din Mûsikîsi repertuarının devamlılığı amacıyla tespit etmiş olduğu güftelerin bestelenmesi için bestekârlara dağıtmıştır. Yapılan besteler için güfte tanzimi yapmıştır. Bestelenen eserlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılmasına vesile olmuştur. Türk Din Mûsikîsini geliştirmek, ilerletmek, tanıtmak ve gelecek nesillere aktarmak gayesi ile hem ülkemizde hem de dünyanın dört bir yanında önemli çalışmalar yapmıştır.

Türk dini musikisi
Ferhan Özcan
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Vahyin başlangıcıyla ilgili siyer kaynaklarındaki rivayetlerin değerlendirilmesi

Hz. Peygamber'e ilk inen vahyin ne olduğu meselesi Siyer, Hadis ve Tefsir alanlarının ortak çalışma alanlarına girmektedir. İlk vahyin ilk dönem kaynaklarında nasıl ele alındığı konusunu İslâm tarihi açısından ele aldığımız bu çalışmamız esas itibariyle giriş ve iki bölümden müteşekkildir. Girişte konunun amacı, önemi ve kapsamı hakkında bilgi verilmiş, ayrıca özet bir şekilde hicrî ilk üç asırda Siyer yazıcılığının tarihî seyrinden, vahiy ve nübüvvet kavramlarından bahsedilmiştir. Birinci bölümde Mekke toplumunun dinî yapısı, mevcut dinler ve müntesipleri, dinî uygulamalar ile Hz. Peygamber'in risâlet öncesi dinî hayatı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise Hz. Peygamber'in nübüvvetle görevlendirilmesinden önce tehannüs gibi hazırlık safhası olarak nitelenen konular ve nübüvvet alâmetleri meselesi ele alınmıştır. Daha sonra ilk vahiyle ilgili hicrî ilk üç asra ait siyer kaynaklarındaki rivayet malzemeleri belirli bir tasnif içerisinde ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Son olarak Câhiliye'den başlayarak İslâmî dönemde de devam eden Arap kıssacılık geleneğinin bahsi geçen rivayetlere etkilerinin bulunup bulunmadığına dair değerlendirmelerin yer aldığı bir kısım eklenmiştir. Anahtar kelimeler: İlk vahiy, peygamber, kıssa, tehannüs, cahiliye.

Hz. MuhammedKur'an-ı KerimPeygamberlik+5
Şükran Adıgüzel
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yozgat'ın Şefaatli ilçesi köy odaları

Köy odaları, köy sakinlerinden, hali vakti yerinde, varlıklı ve seçkin aileler tarafından yaptırılan, köy dışından gelen yolcu ve misafirlerin yeme, içme, barınma gibi temel ihtiyaçlarının karşılandığı sivil mimari yapılardır. Genellikle köy merkezine yakın yerlerde bulunan bu yapılar köye gelen misafirlerin fizyolojik ve sosyolojik ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra köy halkının düğün, cenaze, bayram sevinçleri, asker uğurlama gibi merasimlerinde, aşıkların atışmaları ve köy toplantılarının yapıldığı, köy sorunlarının çözüme bağlandığı, gerektiğinde mahkeme olarak kullanıldığı, yaygın eğim ve öğretim faaliyetlerinin gerçekleştiği çok yönlü ve bir o kadar da önemli fonksiyonel özelliklere sahip sivil mimari yapılardır. Bir nevi şehirlerde külliyenin görevini köylerde köy odaları üstlenmiştir. Bu denli önemli bir yere sahip olan bu odalar maalesef günümüzde çeşitli sebeplerle eski değerini kaybetmiş durumdadır. Zaman içinde ulaşım sorunlarının ortadan kalkması, teknolojik gelişmeler, hızlı bir fabrikalaşmayla beraber miras yoluyla bölünen tarım arazileri, köyden kente hızlı bir göç ve bununla beraber sosyal medyanın da etkisiyle bu odalar; köylünün bir araya gelerek vakit geçirdiği ve sosyal mekan olma özelliğini büyük ölçüde kaybetmiştir. 2019-2020 yıllarında başlayan covid-19(corona virüs) pandemi süreci de bu odaların işlevini kaybetmesinde olumsuz diğer bir etkendir.

Mustafa Sami Derin
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yozgat'ın merkez köylerindeki köy odaları

Zengin bir kültüre ve mirasa sahip olan Anadolu coğrafyası eşsiz bir birikime ve değerler bütününe sahiptir. Her köşesinde ayrı bir sürpriz barındıran bu kadim topraklarda sadece doğal güzellikler, hanlar, hamamlar veya saraylar değil onlar kadar kıymetli başka bir hazine daha yatmaktadır. Bu öyle bir değer ve kültür birikimidir ki bulunduğu yerin eğlence kültüründen tutalım ki iklimine kadar bize her şeyden bilgi aktaracaktır. Bu konumuz ise köy odalarıdır.

Kamil Karabulut
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Lüzûmî Ahmed Efendi Dîvânı (İnceleme-transkripsiyonlu metin-dizin)

Asıl adı Ahmed olan Lüzûmî, XIX.yüzyılda yaşamış bir Dîvân şairidir. Memuriyet hayatı doğup büyüdüğü Diyarbakır'da başlamış sonrasında Siirt'te devam etmiş nihayetinde memleketine dönerek muhasebe memuru olarak memuriyete devam etmiştir. Bu vazifede iken 6 Mayıs 1893 tarihinde vefat etmiştir. Arapça ve Farsçaya aşina olduğu Dîvânında bulunan Farsça şiirlerinden ve Türkçe şiirlerinin dilinden anlaşılmaktadır. Yusuf u Zeliha adlı Farsça bir mesnevisi ile üzerinde çalıştığımız Dîvânı bilinen iki eseridir. Söz konusu Dîvânın da bilinen tek nüshası İstanbul Millet Kütüphanesi 34 Ae Manzum 384 arşiv numarasında kayıtlıdır. Çoğunlukla gazellerden oluşan Lüzûmî Dîvânı'nda gazellerde Sebk-i Hindî akımının kasidelerde ise Nefî'nin etkileri görülür. Bu çalışma, Lüzûmî Dîvânı'nın transkripsiyonlu metnini ve incelemesini içermektedir. Tez, giriş ve üç ana bölüm ile dizinden oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Lüzûmî Ahmet, Diyarbakır, XIX. Yüzyıl, Dîvân şiiri, Dîvân

19. yüzyılDivan edebiyatıDivan şiiri+3
Davut Ertem
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyıl Osmanlı ulemasından Abdullah Eyyubi'nin Miftahu's-Sa'adeti'l-Medine adlı eserinin transkripsiyonu ve muhteva analizi

Bu çalışmanın amacı Abdullah Eyyûbî'nin Miftâhu's-Sa'adeti'l-Medîne adlı eserin günümüzde kullandığımız Latin alfabesine çevirisini yaparak, eserin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Bu eser Semhûdi'nin kaleme aldığı Vefâ'ül-Vefâ bi-Ahbâri Dâri'l-Mustafâ adlı Arapça eserin Osmanlıca Türkçesi ile yazılmış muhtasar (özet) bir eserdir. Osmanlı Türkçesi için farkındalık oluşturmak hedeflenmiştir. Mescid-i Nebi ve Medînenin Müslüman Türkler tarafından daha iyi tanınabilmesi için müellif bu eseri kaleme almıştır. Eser günümüzde yazma olarak üç nüsha olarak bulunmaktadır. Birincisi Ankara Milli Kütüphanede, ikincisi Çorum Hasan Paşa Yazma Eser Kütüphanesi Müdürlüğünde, üçüncüsü ise Balıkesir Mutasarrıf Ali Bey Kütüphanesinde kayıtlı eserdir. Biz Ankara Milli Kütüphanede bulunan yazma eseri esas alarak çalışmamızı yaptık. Bu eserin transkripsiyonu yapılırken bilimsel transkripsiyon kuralları esas alınmıştır. Eser giriş, sekiz bölüm ve bir hatimeden oluşmaktadır. Birinci bölümde Medîne'nin isimleri, ikinci bölümde şehrin özellikleri ve faziletleri hakkında, üçüncü bölümde, beldenin ilk sakinleri ve Peygamberimize kadar kimlerin ikamet ettiği hakkında, dördüncü bölümde Ravza-i Mutahhara'nın ilk yapılışı ve zikredilen tarihe gelinceye kadarki minare ve surların yapımı hakkında, beşinci bölümde şehirdeki çarşılar, dağlar ve kuyular hakkında, altıncı bölümde Medine'deki mescitler hakkında, yedinci bölümde Baki' mezarlığı ve etrafında meşhur olmuş zatların kabirleri şehitlikler hakkında, sekizinci bölümde Medine'nin ziyaretinin vücubiyeti hakkında, hatimede ise ziyaret adabı ve okunacak dualardan bahsedilmektedir. Eserin transkripsiyonu ile Mescid-i Nebi ve Medînenin tarihi süreçte geçirdiği değişimler, günümüz ilim dünyasının hizmetine sunmak amaçlanmıştır. 2025, x + 155 Sayfa Anahtar Kelimeler: Medîne, Miili Kütüphane, Miftâh, Ḫatime

Mesut Gür
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

998/1590 tarihli Mekke ve Medine surre defterleri (Tahlil ve transkripsiyon)

Surre, İslâm âlemi nezdinde kutsal beldelere gönderilen çeşitli para ve hediyelerin genel adıdır. Haremeyn'e surre gönderilmesi, Abbâsîler zamanında başlatılmış olup sonraki İslâm devletleri tarafından da devam ettirilmiştir. Osmanlı Devleti'nde Yavuz Sultan Selim döneminde Mısır ve mukaddes beldelerin hakimiyet altına alınması (923/1517) sonrasında düzenli hale getirildiği bilinmektedir. Tez çalışmamızda 998/1590 tarihli Mekke ve Medine surre defterleri incelenmiştir. Tez, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte; araştırmanın çerçevesi, önemi, amacı, kaynakları ve yöntemi açıklanmıştır. Birinci bölümde ise surre kavramı izah edilerek İslâm tarihinde surre uygulamasının ortaya çıkışı ve tarihi süreci hakkında genel bilgiler verilmiştir. Bu kapsamda Osmanlı surre geleneğine ait kavramlar açıklanmış; surre teşrîfâtının detayları verilerek surre irsalinde görev alan memurlar ve görevleri izah edilmiş ve Osmanlı uygulamasında surre gönderilen yerler belirtilmiştir. İkinci bölüm, tezin asıl konusunu teşkil eden surre defteri incelemesine tahsis edilmiştir. Mekke ve Medine Surre Defterlerinin Muhteva Analizi başlığını taşıyan bu bölümde, surre defterlerinin içerikleri ele alınmıştır. Buna göre Mekke ve Medine'de surre payı alanlar şeklinde altı grupta tasnif edilmiştir. Medine Surre defterinde zikredilen surre vakıfları, kuruluş şartlarına göre gruplandırılarak işlenmiştir. Üçüncü bölümde ise, 3485 numaralı Mekke surre defterinin transkripsiyonuna yer verilmiştir. Sonuç olarak, surre defterlerinin Osmanlı'nın Haremeyn'e yönelik ilgi ve yardımlarını anlamada orjinal bilgiler ihtiva ettiği anlaşılmıştır.

SurreSurre Defterleri
Meryem Çoşgun
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Abbasi halifesi Müstain Billah ve dönemi (m.862-866).

Abbâsîler, günümüz tarih araştırmalarında büyük bir ilgi odağıdır. 508 yıl boyunca Abbâsî hanedanlığının yönetiminde bulunan birçok halîfe, araştırmacılar tarafından incelenmiştir. Abbâsî devletinin derinlemesine anlaşılabilmesi için her halîfenin detaylı bir şekilde incelenmesi gereklidir. Özellikle, İslâm tarihinde önemli bir yeri olan Abbasi tarihinin ikinci asrında iktidarda bulunan halîfe Müstain Billah ve döneminin araştırılması, devletin politik işleyişini ve kurumsal yapılarını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.Müstaîn dönemi, literatür taramasında ayrı bir araştırma konusu olarak genellikle ihmal edilmiştir. Bu dönemin detaylı bir şekilde incelenmesi, kuruluş döneminin tam olarak anlaşılabilmesi için önemlidir. Bu tezde, Abbâsî halîfesi Müstaîn Billâh ve dönemi genel hatlarıyla ele alınmıştır. Araştırmada, bu döneme ışık tutan tarihi kaynaklar titizlikle taranmış ve elde edilen veriler kronolojik sırayla sunulmuştur.

Tuncay Taş
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Abbasiler'de Türk etkinliğine karşı ilk muhalefet Abbas b. Me'mûn ve İslam tarihindeki yeri

Yapılan çalışma ile Abbâsî hanedanlığı içerisinde adına az rastladığımız Abbas b. Me'mûn'un hayatını, babası Abdullah el-Me'mûn ve amcası Ebu İshâk el-Muʻtasım dönemindeki faaliyetlerini aktarmayı amaçladık. Çalışma, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın kapsamı, amacı, önemi ile ilgili bilgiler yer almaktadır. Birinci bölümde Abbas b. Me'mûn'un nesebi, ailesi, kişiliği ve veliahtlık meselesi üzerindeki tartışmalara yer verilmiştir. İkinci bölümde ise hilafet sürecinde Abbas b. Me'mûn'un mukavemette etkisiz kalmasında büyük payı olan Türklerin, Me'mûn ve Muʻtasım dönemlerindeki durumuna kısaca değinilmiştir. Ardından, Abbas b. Me'mûn'un bir dönem sorumluluğunu üstlenmiş olduğu Sugûr ve Avâsım şehirleri hakkında kısa bilgi verilip son olarak ona destek olan meşhur kumandanların hayatına ve rolüne değinilmiştir. 2025, ix + 61 Sayfa Anahtar Kelimeler: İslâm Tarihi, Abbâsîler, Türk Asabiyeti, Türk Etkinliği, Abbas b. Me'mûn'un İsyanı, Abbas b. Me'mûn, Me'mûn, Muʻtasım.

Yunus Emre Yılmaz
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kanuni Sultan Süleyman dönemi şeyhülislamları ve siyasete olan etkileri

Osmanlı Devleti, İslâm Devletleri arasında en uzun ömürlü devletlerden biri olmuştur. Bu başarı, siyaseten güçlü idareciler ile birlikte köklü kurumlar sayesinde gerçekleşmiştir. Güçlü idarecilerden biri, XVI. asır hükümdarlarından Kanûnî Sultan Süleyman'dır. Kanûnî Sultan Süleyman dönemi şeyhülislâmlarının siyaset ve idareye etkisini konu alan bu çalışma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte; tezin konusu, amacı, önemi, kaynakları ve yöntemi tanımlanmıştır. Birinci bölümde, Kanûnî'nin hayatına ve dönemin özelliklerine dair genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, şeyhülislâmlık kurumunun kökenleri ile Osmanlı Devleti'nde şeyhülislâmlık kurumu ele alınmıştır. Bununla birlikte Kanûnî döneminde görev alan yedi şeyhülislâmın biyografilerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise, fetvanın kökenine dair genel malumat aktarılmış ve incelenen dönemde görev alan şeyhülislâmların siyasete etkileri; iç siyaset ve dış siyaset açısından ele alınmıştır. İç siyaset kategorisinde; şeyhülislâmların padişah kararları, şehzade katlleri, aykırı tasavvufi akımlar, hukukî mevzuat ve vakıflar hakkındaki fetvalarına yer verilmiştir. Dış siyaset alanında ise, onların savaş kararı alınmasındaki etkileri aktarılmıştır. Sonuç olarak şeyhülislâmların birçok siyasi meseleye dair fetvaları olduğu tespit edilmiştir. Onların görüş ve fetvaları ile hem iç siyasette hem de dış siyasette üstlendiği önemli roller ortaya konulmuştur. 2025, ix + 124 Sayfa Anahtar Kelimeler: Kanûnî Sultan Süleyman, Şeyhülislâm, Dinî otorite, Siyaset, Fetva, Kanunnâme, Kızılbaşlık.

Hasan Karaer
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğü Bölge Yazma Eserler Koleksiyonu BY0000006448 numarada kayıtlı tabir-nâme nüshası (Giriş-inceleme-transkripsiyonlu metin-günümüz Türkçesine çeviri-dizin)

Eski Türk Edebiyatında birçok alanda eser kaleme alınmıştır. Bu alanlardan bir tanesi de rüyalar olmuştur. Rüyalar, insanlığın varoluşundan bugüne kadar toplumun hemen her kesiminde ilgi görmüştür. Görülen rüyalar, rüya yorumlamada mahir olan kimseler tarafından tabir edilmiş ve zamanla tabir-name olarak adlandırılan eserler kaleme alınmaya başlanmıştır. Asurlulardan itibaren, Mısır, Hindistan ve Yunan medeniyetlerinde rüyaya önem verilmiştir. Türk kültüründe rüya ve rüya tabiri İslamiyet'ten önce de sonra da önem görmüştür. Dede Korkut, Oğuz Kağan, Uygur ve Türeyiş destanlarında rüya ile ilgili çeşitli unsurlara denk gelinmiştir. Çalışmamızda da tabir-name türü eserlere örnek olması için Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğü Bölge Yazma Eserler Koleksiyonu'nda kayıtlı olan tabir-name nüshası işlenmiştir. Çalışmamız giriş, inceleme, transkripsiyonlu metin, günümüz Türkçesine aktarma, dizin ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Bu çalışmayla tabir-name külliyatına bir yenisini daha eklemek amaçlanmıştır

Eski Türk edebiyatıTürk-İslam edebiyatı
Elif Döne Güneşer
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa'nın XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'ndeki gelişmelere dair tespit ve önerileri

Bu çalışma Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli devlet ve fikir adamlarından biri olan Ahmed Cevdet Paşa'nın tarih alanında yazmış olduğu eserlerinden üçünü, Tarih-i Cevdet, Ma'rûzat ve Tezâkir'i temel alarak hazırlanmıştır. Bahsedilen kitaplar incelenerek Cevdet Paşa'nın Osmanlı Devleti'ne ve de özellikle kendi yaşadığı döneme dair tespit, önerileri ve eleştirileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde, çalışmanın konusu, kapsamı ve önemi belirtildikten sonra Cevdet Paşa'nın hayatı ve eserleri incelenmiş, daha sonra XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Osmanlı Devleti'nin siyasi tarihi kısaca işlenmiş en son da Cevdet Paşa'nın ıslahat anlayışı ile onun döneminde yapılan ıslahatlara değinilmiştir. İki bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde Cevdet Paşa'nın devlet ve hükümet anlayışı ile hizmetinde bulunduğu padişahlar ve dönemin önde gelen devlet adamları hakkındaki görüşleri işlenmiştir. Bölümün devamında onun döneminde saray yönetimi ve bürokraside meydana gelen değişiklikler, bu değişikliklere dair görüşleri en sonra da memuriyet, hariciye, ordu ve taşra yaşamına dair tespit, öneri ve eleştirileri açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Cevdet Paşa'nın Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyıldaki malî, iktisadî hayatına dair tespitlerinden sonra yine bu dönemde sosyo-kültürel alanda yaşanan değişimler ve onun bu değişimleri nasıl değerlendirdiği açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Cevdet Paşa, ıslahat, memur, iktisat, Osmanlı idaresi.

19. yüzyılAhmed Cevdet PaşaDevlet idaresi+5
Cevdet Gören
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Âsâr-ı Kemâl'deki Şerh-i Esmâ'-i Evliyâ'nın kıssası (İnceleme - transkripsiyonlu metin)

Bu çalışmada, XIX. yüzyılda yaşamış İsmâil Sâdık Kemâl bin Muhammed Vecîhî Paşa'nın Âsâr-ı Kemâl adlı eserinin üçüncü ve son bölümü olan Şerh-i Esmâ'-i Evliyâ'nın Kıssası incelenmiştir. Eserde; ashâb, evliyâ ve ulemâ hakkında yazılmış manzum menkabeler, na't-ı şerîfler, kasîdeler, kıt'alar ve Arapça yazılmış tahmîs bulunmaktadır. Giriş bölümünde; çalışmamızın konusu, kapsamı, amacı ve yöntemi açıklanmıştır. Birinci bölümde, İsmâil Sâdık Kemâl'in hayatı, eserleri ve edebî kişiliği hakkında bilgi verilmiş; ikinci bölümde, eserin yazım özellikleri, dil ve anlatım özellikleri, nazım şekilleri ve türleri ile birlikte muhtevası incelenmiş, eserde yer alan kerâmet motifleri listelenmiştir. Üçüncü bölümde, çalışmamızın esasını teşkil eden Şerh-i Esmâ'-i Evliyâ'nın Kıssası, transkripsiyonlu metne çevrilmiştir. Sonuç bölümünde ise eser, eserin yazarı, dili ve içeriğine dair genel bilgiler değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: İsmâil Sâdık Kemâl, Âsâr-ı Kemâl, Şerh-i Esmâ'-i Evliyâ'nın Kıssası, evliyâ kıssaları, menâkıb.

Asar-ı KemalEvliyalarKıssalar+2
Zeliha Erçen
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Oğuz Ergeç koleksiyonu mecmûası (80b-150a inceleme-transkripsiyonlu metin-tıpkıbasım)

Çalışmamızda 330 varaktan oluşan Oğuz Ergeç Koleksiyonu Mecmûası diye adlandırılmış olan şiir mecmûasının 80b-150a varakları arasındaki bölümü incelenmiştir. Mecmûanın incelenen ilk 150 varağında eserin mürettibine ve derleme tarihine dair herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Ancak 18. yy.ın sonu ile 19. yy.ın başlarında peyderpey derlendiği düşünülmektedir. Mecmûanın incelediğimiz bölümü gazellerden oluşmaktadır. Bu bölümde toplam 236 şair, 620 şiir yer almaktadır. Bu şiirlerin 48'i nazîre, 90'ı Farsça şiirdir. İlk 150 varakta en çok şiiri bulunan şair Nâbî'dir. İncelediğimiz bölümde divanlarda mevcut olmayan 20 şiir tespit edilmiştir. Bunların üçü Nâbî'ye aittir. Giriş bölümünde çalışmanın konusu, kapsamı, önemi, yöntem ve sınırlılıkları belirtilmiş; mecmûalar hakkında genel bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde ise çalışmamıza konu olan varaklar arasındaki şairler, şiirleri, aruz kalıpları ve nazîreler tablolar halinde verilmiştir. Bu tablolarda beliren veriler ışığında değerlendirmeler yapılmış; eserin içeriği, dil ve imlâ özelikleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde 80b-150a varakları arasındaki şiirlerin çevriyazı metni verilmiştir. Varılan sonuçların değerlendirmesi ve kaynakça ile çalışma tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: Mecmûa, şiir mecmûası, divan edebiyatı, gazel.

Divan edebiyatıDivan şiiriGazeller+3
Ülkü Sucu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Münif Paşa'nın İlm-i Belâgat- La Rhétorique adlı eseri (İnceleme- çeviri yazılı metin- tıpkıbasım)

Tanzimat dönemi her alanda ilerlemenin ve gelişmenin olduğu bir dönemdir. Belâgat ilmi de bundan nasibini almıştır. Klâsik belâgat anlayışı yerini artık Batılı retorik anlayışına bırakmaya başlamıştır. Çalışma konusu olan eser de bu yeni anlayışla yazılan ilk eserlerden biridir. Bu eser XIX. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı aydını olan Münif Paşaʼnın "İlm-i Belâgat- La Rhétorique" adlı kitabıdır. Müellif nüshası olduğu düşünülen eserin herhangi bir yerinde yazılış tarihine ilişkin bir bilgi bulunamamıştır. Ancak konuyla ilgili yapılan araştırmalarda söz konusu eserin Münif Paşa'nın 1878-1880 yılları arasında Mekteb-i Hukuk hocalığı esnasında belâgat derslerinde ders kitabı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla eserin 1870'li yılların sonunda yazılmış olabileceği tahmin edilmektedir. Bu çalışmada yazma hâlinde 34 varaktan oluşan bu kitap çeviri yazıya aktarılmış ve kitabın içerik incelemesi yapılmıştır. Bu tez beş ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusu, kapsamı, önemi, yöntemi ve sınırlılıklarına değinilmiştir. İkinci bölümde Türk edebiyatında belâgat konusu ve çalışmaları ile ilgili bilgi verilerek, retoriğin tanımı ve tarihçesine, belâgat-retorik ilişkisine, 19. yüzyılda yazılmış belâgat kitaplarına değinilmiştir. Üçüncü bölümünde Münif Paşa'nın biyografisi ve eserleri hakkında bilgi verildikten sonra üzerinde çalışılan yazma eserin fizikî özellikleri tanıtılarak, muhtevası ve eserde geçen belâgat ve retorik terimleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise eserin çeviri yazılı metni verilmiştir. Son bölümde bu çalışma neticesinde dokuz asırlık belâgat geleneğinin nasıl kırıldığı, nasıl bir değişim yaşadığı ve Batı retoriğinin Türk edebiyatına nasıl uyarlandığı hakkında elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Münif Paşa, belâgat, retorik, 19. Yüzyıl.

19. yüzyılBelagatDers kitapları+6
Merve Özsarı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kınalızâde Hasan Çelebi tezkiresi (Tezkiretü'şşuarâ I. cilt)'nde hikâye unsurları: Şahıs, mekân, zaman

Bu çalışmanın konusu, Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiresi'nin I. cildindeki hikâyelerin şahıs, mekân, zaman yönünden incelemesidir. Çalışmada ana kaynak, İbrahim KUTLUK'un yayınladığı iki ciltten oluşan tıpkıbasımın birinci cildidir. Bu çalışma tematik olup kaynak eserdeki hikâyeler tespit edilmiş ve her hikâye kendi içerisinde şahıs, mekân ve zaman özellikleri yönünden değerlendirilmiştir. Çalışmada bu hikâyeler kendi içerisinde kategorize edilerek dönemin ruhu şahıs/kişi, mekân ve zaman üzerinden ortaya konulmaya çalışılmıştır. Hikâyelerdeki şahıslar; bazen bir padişah, şehzâde ya da vezir, bazen ulema içerisinden bir şair ya da halkın içerisinden biridir. Ancak edebî hikâyeler kısmındaki kişiler şair ve yazarlardan oluştuğu için edebiyat tarihine malzeme olacak bilgiler ihtiva etmektedir. Kınalızâde Hasan Çelebi'nin eserinde anlattığı şair ve yazarlarla ilgili olan bu kısım aynı zamanda onların birbirleri ve çevreleriyle ilgili münasebetlerini, arkadaşlıklarını-dostluklarını, nüktedanlıklarını-esprilerini, cömertliklerini; dönemin padişahı ya da şehzâdesi ile olan irtibatlarını; geçirdikleri manevî dönüşümlerini anlatmaktadır. Hikâyelerin mekân yönüne gelince, açık, kapalı, somut ve soyut mekânlar belirlenirken somut olması gereken bir mekânın soyut anlamda kullanıldığı görülmüştür. Bazı mekânlar ise metafizik mekân özelliğindedir. Bazı hikâyelerde bir mekân görünüşte somut iken aslında soyut niteliktedir. Mevcut hikâyelerin zamanı, çoğu kez açıkça belirtilmediği için ilgili hikâyedeki zaman ifade eden sözcüklerden, dönemin padişahından, kişilerin hayatından, varsa olayın gerçekleşme anından elde edilen ipuçlarıyla tespit edilmiştir. Bu zamanların; kimi yerde nesnel zaman, kimi yerde hatırlatılan zaman, kimi yerde de yaşatılan güncel zaman özelliklerini bulundurduğu görülmüştür. Bazı yerlerde ise psikolojik anlam taşımaktadır. Sonuç olarak, Kınalızâde Hasan Çelebi tarafından kaleme alınan Tezkiretü'ş-Şu'arâ adlı eserin, bir yandan yazıldığı dönem olan 16. yüzyılı anlatırken, diğer yandan aktardığı rivâyetlerle kendisinden önceki dönem olan 15. yüzyılı da günümüze taşıdığı anlaşılmıştır. Bu hikâyelerden birçoğunun eserde istitrâd üslûbuna uygun olarak "rivâyet olınur ki, hikâyet iderler ki ve nakl olınur ki " şeklinde başladığı görülür. Sonuçta denilebilir ki, bu üslûpla metin içerisine yerleştirilen hikâye parçaları Kınalızâde Hasan Çelebi'nin tezkiresini içerik bakımından zenginleştirmiş ve içerisinde bulunduğu dönemin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmuştur. Anahtar Kelimeler: Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkire, Hikâye Unsurları, İstitrâd

16. yüzyılEski Türk edebiyatıHikaye+5
Atike Kaya
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Medine şehri bağlamında şehir-mezar-ma'bed ilişkisi (h.1-41/m.622-661)

İslam içerisinde gerek din olarak gerekse de gelenek olarak belirli kutsallar barındırır. Konumuz bağlamında diyebiliriz ki İslam'da belirli mekânlar kutsal ile bağı sağladığı için diğer mekânlardan daha da önemlidir. Bu bağı sağlayan en önemli üç şehir Mekke, Medine ve Kudüs iken mekân olarak ise Kâbe, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ'dır. Bu üç şehrin çalışmamız açısından en temel özelliği mezar ve ma'bed ilişkisinin mevcudiyeti ve kutsallığıdır. Kâbe'nin bitişiğinde Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail'in, Mescid-i Nebevî'nin iç kısmında Hz. Muhammed'in, Mescid-i Aksâ'nın yakınında Yahudi peygamberlerin mezarları bulunmaktadır. Biz çalışmamızı Medine şehriyle sınırlandırarak mezarın, ma'bedin ve kabrin şehri oluşturmadaki rolünü ele almaya çalışacağız. Çalışmamızda mezarın ve ma'bedin şehri oluşturmadaki rolüne değinerek bu durumun yalnızca İslam tarihinde vuku bulan bir hadise olmadığını kadim geleneklerden örneklerle ortaya koymaya çalıştık. Bu sebeple İslam tarihini hareket noktası kabul edip farklı disiplinlerin verilerinden azami ölçüde faydalandık. Hz. Peygamber'in şehir kurma tecrübesinin insanlığın birikiminin bir sonucu olduğu ve Medine'nin somutlaştırma, bağlanma, ritüel, mit dediğimiz dörtlü aşamadan sonra kutsal mekân hüviyeti kazanan Mescid-i Nebevî ve Ravza-i Mutahhara, etrafında gelişimini sağladığı neticesine vardık.

Hz. MuhammedKutsal yerlerMescid-i Aksa+3
Barışcan İnik
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Memlükler döneminde Siyer Yazıcılığı İbnü'd-Devâdârî (Ö. 736/1336'dan sonra) örneği (1250-1382)

Memlükler (648¬¬-923/1250-1517) tarihinde kurulmuş Müslüman Türk devletinden biri olmakla birlikte İslâm bilim tarihi açısından büyük öneme sahiptir. Bu dönemdeki eserler ve tarihçiler incelendiğinde İslâm tarihçiliğinin altın çağı olarak tanımlandığı görülür. Özellikle Türk Memlükler devrinde Hz. Peygamber'in hayatına dair derinlemesine inceleme yapan pek çok siyer eseri zikretmek mümkündür. Bu çalışmanın amacı VIII. (XIV.) yüzyılda Memlük coğrafyasındaki siyer yazıcılığını İbnü'd-Devâdârî özelinde inceleyerek, bu dönemdeki Hz. Peygamber algısını ortaya koymaktır. Çalışmada ana hatlarıyla Memlükler dönemindeki ilmî hayat ve Memlükler dönemine kadarki siyer yazıcılığından kısaca bahsedilmiştir. Daha sonra İbnü'd-Devâdârî'nin ed-Dürrü's-semȋn fȋ ahbâri Seyyidi'l-mürselȋn ve'l-hulefâʾi'r-râşidîn adlı siyer eseri muhtevası, usulü ve kaynakları bakımından incelenmiştir. Bunların ardından bizim ele aldığımız müellifin siyeri muasırlarından İbn Seyyidünnâs'ın (ö. 734/1334) 'Uyûnü'l eser fî fünûni'l-megâzî ve'ş-şemâil ve's-siyer isimli kitabı ve Zehebȋ'nin (ö. 748/1348) Siyeru a'lâmi'n-nübelâ'sının Hz. Peygamber'in hayatına ayırdığı kısımla belli başlı özellikler açısından mukayeseli bir şekilde ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Türk Memlükler Dönemi, siyer yazıcılığı, İbnü'd-Devâdârî, edDürrü's-semȋn fȋ ahbâri Seyyidi'l-mürselȋn ve'l-hulefâʾi'r-râşidîn

MemlüklerMemlükler DönemiSiyer+1
Elif Dağtekin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Moğol istilası sonrası Türkiye Selçuklu Devletinde görülen Türkmen kökenli isyanlar

Türkiye Selçuklu Devleti 627/1230 yılında Yassı Çimen Savaşı'nda Hârizmşahlar'ı mağlup ederek bu devletin yıkılmasına zemin hazırlamıştır. Savaş sonrasında Türkiye Selçuklu Devleti Moğollar ile komşu devlet olmuştur. Bunun sonucu olarak da Moğollar istilâ faaliyetlerini gerçekleştirmek için yönünü zayıflamaya başlayan Anadolu topraklarına çevirmiştir. II. İzzeddin Keykâvus dönemine kadar az sayıda görülen dini-siyasi ya da sadece dini kökenli gerçekleşen Türkmen isyanları II. İzzeddin Keykâvus döneminden sonra sayısal olarak ani bir artış göstermiştir. İsyanların sebepleri arasına ekonomik sıkıntılar da girmiştir. Türkmen isyanlarının bu derece artması ve amacının değişiklik göstermesinin temel sebebini 634/1243 Kösedağ Savaşı ile devletin gerileme ve çöküş dönemine girmesinin ardından Moğollara verilen yüklü vergilere bağlayabiliriz. Moğol istilâları Türkiye Selçuklu Devleti'ni dıştan parçalamaya çalışırken; Türkmen isyanları, kabiliyetsiz devlet adamları, devleti yönettiği bilincinde olmayan Sultanlar da devletin içten çökmesine sebep olmuştur. Çalışmamızda Moğolların Anadolu topraklarını istilâ etmesinin akabinde Türkiye Selçuklu Devleti'nin yıkılmasına zemin hazırlayan önemli etkenlerden Türkmen kökenli isyanlar ve bunlara neden olan faktörler birlikte ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Türkiye, Selçuklu, Türkmen, İsyan, Anadolu

Anadolu SelçuklularıMoğol istilasıSelçuklular+2
Zeynep Kayan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Oğuz Ergeç Koleksiyonu Mecmûası 150b-200a (İnceleme-transkripsiyonlu metin)

Yüksek Lisans çalışmamızda 330 varaktan oluşan Oğuz Ergeç Koleksiyonu Mecmûasının 150b-200a varakları arasındaki bölümü incelenmiştir. Üzerinde çalıştığımız bu mecmûanın, 18. yy.'ın sonu ile 19. yy.'ın başlarında birbiri ardınca derlendiği düşünülmektedir. Mecmûanın incelenen varakları arasında ve çalışılan bölümü olan 150a-200b varaklarında eserin mürettibine ve adına ilişkin herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Mecmûanın çalıştığımız bölümünde ağırlıklı olarak (223) gazel bulunmakta olup bunun yanı sıra eserde kasîde, tercî-i bend, terkîb-i bend, müsemmen yer almaktadır. İncelenen bölümde toplam 125 şair ve (3'ü Arapça, 20'si Farsça olmak üzere toplam) 287 şiir yer almaktadır. İncelenen varaklarda en çok şiiri bulunan şair ise Emrî'dir. Mecmûanın (150a-200b) varakları arasında 159 nazîre şiir yer almaktadır. Birinci bölüm olan giriş bölümünde çalışmanın konusu, kapsamı, önemi, yöntem ve sınırlılıkları ile mecmûalar hakkında genel bilgiler verilmiş; ikinci bölümde Oğuz Ergeç Koleksiyonu Mecmûasının fiziksel özellikleri açıklanmış, ayrıca Yüksek Lisans çalışmamıza konu olan varaklar arasındaki şairler ve şiirleri, aruz kalıpları ve nazîreler tablolar halinde verilmiştir. Bu tablolarda belirtilen veriler ışığında değerlendirmeler yapılmış; eserin içeriği, dil ve imlâ özelikleri açıklanmıştır. Üçüncü bölümde metnin nasıl kurulduğu belirtilmiş ve 150b-200a varakları arasındaki şiirlerin çevriyazı metni verilmiştir. Varılan sonuçların değerlendirmesi, kaynakça ve tıpkıbasım ile çalışma tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: Klâsik Türk edebiyatı, mecmûa, şiir mecmûası, gazel, kasîde

Ergeç, OğuzGazellerKaside+4
Kerime Belkis Dinç
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Safedî'nin (Ö. 764/1363) el-Vâfî bi'l Vefeyât adlı eserinde Hz. Peygamber'in hayatı

İslâm tarihinde büyük devletler arasında yer alan Memlükler (648-923/1250-1517), Şam, Hicaz, Mısır gibi önemli bölgeleri uzun süre hâkimiyetleri altında bulundurmuşlardır. Memlükler Haçlılara karşı kazanılan zaferler ile Moğollar'ı Ayn-ı Câlût (658/1260) savaşında yenmeleri neticesinde kayda değer başarılar elde etmiştir. Bu başarıların neticesinde Kahire'ye farklı yerlerden gelen ilim adamları buraya sığınmıştır. Buna Endülüs'te yaşanan siyasî sıkıntılarda eklenince Memlükler Dönemi, çeşitli ilim sahalarında İslâm tarihinde görülmeyen bir eser üretimine sahne olmuştur. Bu dönemde en çok üretim yapılan sahalardan biri de şüphesiz tarihtir. Memlükler Döneminde yetişmiş pek çok tarihçi, ya müstakil olarak ya da eserlerinin bir bölümünde Hz. Peygamber'in hayatını kaleme almıştır. Bu dönemde Resûlullah'ın hayatını yazan müelliflerden biri de Safedî (ö. 764/1363)'dir. Onun dönemin âlimleri ve devlet adamlarına dair yazdığı meşhur biyografi eseri el-Vâfî'nin ilk cildinin küçük bir kısmı Resûlullah'ın hayatına ayrılmıştır. Müellifin bu eseri, dönemin genel tarihçilik anlayışına ışık tutmakla birlikte Memlükler Döneminde siyer yazımının anlaşılmasına da katkı sağlar niteliktedir. Çalışmamızda, önce Safedî'nin hayatı ve eserleri hakkında bazı bilgilere yer verilmiştir. Ardından Safedî'nin el-Vâfî'de Resûlullah'ın hayatını yazdığı küçük kısım, muhteva, usul-üslup ve kaynaklar bakımından değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bu değerlendirme esnasında el-Vâfî'nin ilgili bölümü, İbn Seyyidünnâs (ö. 734/1334) ve İbnü'd-Devâdârî (ö. 736/1336'dan sonra)'nin siyer eserleriyle mukayese edilmiştir. Bu çalışma, Safedî'nin el-Vâfî adlı eserinin ilgili bölümünün bir bütün halinde ortaya konulması ve dönemin siyer yazım anlayışına dair bazı değerlendirmeler yapmaya imkân sağlamak amacındadır. Anahtar Kelimeler: Memlükler, Safedî, el-Vâfî, İbn Seyyidünnâs, İbnü'd-Devâdârî.

Halil es-SafediHz. MuhammedMemlükler+4
Nesibe Hümeyra Yavuz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00