
2
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Siyatik sinir hasarı oluşturulan ratlarda elektriksel stimülasyonun etkilerinin araştırılması
Sunulan çalışmada, siyatik sinir hasarı oluşturulan rat modelinde, elektriksel stimülasyonun sinir sistemi üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada 28 adet Wistar Albino rat (2 aylık, erkek, 250-300 g) kullanıldı. Her bir grupta 7 hayvan olup, 4 grup oluşturuldu; kontrol (K) grubu, elektriksel stimülasyon (ES) grubu, siyatik sinir hasarı (SSH) grubu ve siyatik sinir hasarı + elektriksel stimülasyon (SSH+ES) grubu. Deneysel siyatik sinir hasarı modeli, siyatik sinir 50 g/cm'lik bir kapanma kuvveti olan Yasargil FE 693 geçici anevrizma ile 2 dakika boyunca sıkıştırılarak yapıldı. Elektriksel stimülasyon 200 μs akım süresinde, 20 Hz frekansta, 2mA amplitude ile 20 dk 15 gün boyunca uygulandı. Çalışmanın sonunda tüm ratlar sakrifiye edildi. Siyatik sinir hasarı oluşturulan ratlarda elektriksel stimülasyonun sinirler üzerine olan etkileri, serum ve beyin dokusu beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) ve sinir büyüme faktörü (NGF) düzeylerinın belirlenmesi, ELİSA analizleri ile ortaya konuldu. Beyin BDNF düzeyleri SSH grubunda, diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksek ve K grubunda ise diğer gruplara göre anlamlı derecede düşük olduğu belirlendi (p<0,001). ES ve SSH grupları serum BDNF düzeylerinin, K ve SSH+ES gruplarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu bulundu (p<0,01). SSH grubu beyin NGF düzeyinin, K ve SSH+ES gruplarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). SSH grubu ve SSH+ ES grubu serum NGF düzeylerinin, K ve ES gruplarına göre anlamlı derecede düşük olduğu bulundu (p<0,01). Siyatik sinir hasarı oluşturulmasından sonra elektriksel stimülasyon uygulamasının beyin BDNF düzeyinin artmasına, serum NGF düzeyinin ise azalmasına neden olduğu belirlendi. Sonuç olarak, siyatik sinir hasarı sonrası BDNF ve NGF nörotrofinlerinin salınımının ve elektriksel stimülasyonun bu salınıma etkisinin olabileceği düşünülmektedir.
İn vitro hidrojen peroksit uyarımlı karaciğer oksidatif stres modelinde 3-(4-hidroksifenil) propiyonik asidin etkinliğinin araştırılması
Polifenollerin insan mikrobiyota ürünlerinin antioksidan özellikleri birçok araştırmada ortaya konulmuştur. Karaciğer temel metabolizan organ olduğu için oksidatif strese yoğun olarak maruz kalmaktadır. Araştırmanın amacını birçok çalışmada oksidan molekül olan hidrojen peroksitin (H2O2) karaciğer hücrelerine uygulanımı sonrası oluşturulan in vitro oksidatif stres modelinde, bir mikrobiyota metaboliti olan 3-(4-hidroksifenil) propiyonik asit (4-HPPA)'in antioksidan kapasitesinin ortaya konulması oluşturmaktadır. Araştırmada insan orijinli karaciğer HepG2 hücreleri materyal olarak kullanıldı. Deneme modelllemesinde hidrojen peroksit ve 4-HPPA temin edilerek ve farklı konsantrasyonlarda karaciğer hücrelerine 1 gün süreyle uygulandı. Bu maddelerin etkin miktarları, canlılık analizleriyle tespit edildi. Deneme süreleri sonunda gruplardan alınan RNA örneklerinden cDNA dönüşümleri gerçekleştirilerek; süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve katalaz (CAT) gen ekspresyon düzeyleri gerçek zamanlı kuantatif polimeraz zincir reaksiyonlarıyla (QRT-PCR) ortaya konuldu. Çalışmadan elde edilen verilere göre H2O2'in farklı konsantrasyonları hücrelere uygulanarak kontrol grubuna göre %23 hücre kayıpları meydana getiren 100 μM'lık konsantrasyonu etkin olarak tespit edildi. Bununla birlikte 4-HPPA'nın 25 μg/ml bu kayıpları %17 oranında önlediği tespit edildi. Bu bulgulara göre gen ekspresyon analizleri bu konsantrasyonlar kullanılarak hücrelere uygulandı. Gen ekspresyon analizleri incelendiğinde hidrojen peroksitin 1 gün süreli uygulanımı GSH-Px ve CAT ekspresyonlarını relatif misli değerlerde baskılarken, 4-HPPA'nın bu olumsuz tabloyu önemli derecede geri çevirdiği tespit edildi. Bununla birlikte konu ile ilgili literatür incelendiğinde SOD sonuçlarının doz ve zamana bağlı olarak değişkenlik gösterebileceği görüldü. Sonuç olarak çalışmadan elde edilen bulgulara göre, 4-HPPA'nın oksidatif stres kaynaklı akut karaciğer hasarında tedaviye katkı sağlayabileceği tespit edildi. Ancak elde edilen bulgular ile tam olarak etkinliğinin söylenebilmesi için in vivo denemelere ve ileri moleküler yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır.