İstanbul 29 MayIs University
Discipline

Philosophy and Religious Studies

İstanbul 29 MayIs University

1,784

Archived Theses

3

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

İbn Sînâ'da nefsin yetkinliği meselesinin Salaman ve Absal kıssası üzerinden incelenmesi

Bu çalışma, İbn Sînâ'nın nefs teorisi bağlamında yetkinleşmenin nasıl meydana geldiğini "Salaman ve Absal" kıssasını merkeze alarak incelemektedir. İbn Sînâ, "Salaman ve Absal" kıssasına el-İşârât ve't-Tenbîhât eserinin "Makâmâtü'l-Arifîn" bölümünün girişinde işaret etmektedir. Söz konusu işaretten anlaşılan kıssanın, ariflerin yetkinleşmesinin sembolik dildeki anlatımı olduğudur. nefsin yetkinliği konusunu "Salaman ve Absal" kıssası bağlamında ele alan bu çalışmada öncelikle, kıssanın İbn Sînâ felsefesindeki yeri ve İbn Sînâ'nın kıssayı oluştururken dikkate aldığı hususlar değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeler, "Salaman ve Absal" kıssası günümüze ulaşmadığı için kıssanın mahiyetini belirginleştirmek adına önem taşımaktadır. İkinci olarak "Salaman ve Absal" kıssası İbn Sînâ'nın nefs teorisi ve el-İşârât kitabının "Sevinç ve Mutluluk", "Makamâtü'l-Arifîn" ve "Olağanüstü Hadislerin Sırları" bölümleri bağlamında tahlil edilmektedir. Böylece hem kıssanın sembolik dilinin kapsamının ortaya çıkması hem de nefsin yetkinleşmesi konusunun ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Din felsefesiKıssalarNefs+5
Hasan Hüseyin Çaçan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tevrat'ın çeviri tarihi ve Türkçe çevirilerinin mukayeseli incelenmesi

Bu tez çalışması, Yahudiliğin en önemli kutsal kitabı olan Tevrat'ın çeviri tarihi üzerinden özellikle modern dönemde Yahudi ve Hıristiyan gruplar tarafından yapılan Türkçe çevirilerini inceleme konusu yapmaktadır. Çalışmada, Hıristiyanlar tarafından kurulmuş Kitab-ı Mukaddes Şirketi'nden çıkan eski ve yeni Kutsal Kitap çevirileri ile Moşe Farsi editörlüğünde Yahudi çevirmenler tarafından yapılan Tora ve Aftara esas alınarak Türkçe yapılan Tevrat çevirileri arasındaki farklar incelenmektedir. Kitab-ı Mukaddes Şirketi çevrilerine kaynaklık oluşturması ve ifadelerin çevirilerinin zaman içerisindeki dönüşümünü göstermesi için Ali Ufkî Bey tarafından yapılmış ilk Türkçe Tevrat çevirisi ve zaman zaman tefsir kısmında karşılıklı bir mukayese yapılabilmesi için yine Hıristiyanlar tarafından Eski Ahit tefsiri niteliğinde yapılan ve Türkçe çevirisi Haberci Yayınları'ndan çıkan Kutsal Kitap Bugün Konuşuyor isimli çeviri de kullanılmıştır. Birinci bölümde Tevrat'ın çeviri tarihi ortaya konduktan sonra ikinci bölümde özellikle teolojik pasaj ve ifadeler bağlamında farklı inanışlara ve teolojik mülahazalara sahip olan çevirmenlerin çevirilerindeki farklar incelenmiştir. Bu bağlamda konu, esas alınan kaynak metin, ana dile sadık kalma, çeviri diline uygunluk, kutsal dilin çevrilme biçimi ve modern dil kullanımı gibi başlıklar üzerinden ele alınmıştır. Yapılan çalışma sonunda farklı dinî inanışlara sahip çevirmelerin elinden çıkan Kutsal Kitap çevirilerinin arasında farklar olduğu ve kendi görüşlerini çeviriye yansıttıkları sonucuna ulaşılmıştır.

Akile Serra Tüzgen
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Doğruluk ve çelişkinin sınırlarında İslam düşüncesinde yalancı paradoksu: Hüseyin Hânsârî merkezli bir inceleme

Çelişmezlik ilkesine dair bir şeylerin ters gittiğini ihsas eden bir problem olan yalancı paradoksu, İslam düşünce tarihinde birçok veçhesiyle ele alınmış, bu sayede bir yandan problemin farklı boyutları tespit edilmiş bir yandan da çeşitli çözüm teklifleri ortaya konmuştur. Bunlar arasında Âgâ Hüseyin Hânsârî'nin (ö. 1098/1687) paradoks incelemesi, gerek paradokstaki problemi vazediş biçimi gerekse probleme getirdiği çözüm önerisi açısından özel olarak ele alınmayı hak etmektedir. Hânsârî'ye göre paradoksal ifade, bir haber cümlesidir. Bununla birlikte cümlenin anlatımı vakıaya ulaşmadığında bu haber cümlesi doğruluk ve yanlışlık değerlerinden birini alamaz. Öte yandan lafzî düzeyde aynı olan paradoks ifadesinin farklı itibarlarla doğru veya yanlış olması da mümkündür. Hânsârî'nin söz konusu çözümüne odaklanan bu tez iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Hânsârî'ye kadarki süreçte ortaya konan paradoks çözümleri sunulmuş, ana bölüme tekabül eden ikinci bölümde ise Hânsârî'nin çözümü mantıkî ve semantik uzantılarıyla ele alınıp tahlil edilmiştir. Bu sayede bir yandan Hânsârî'nin problemi kavrayış biçimine dair bir yorum sunulmuş, diğer yandan da özgün çözüm önerisine dair bir okuma teklifinde bulunulmuştur. İnceleme boyunca hem Hânsârî'nin önceki âlimlerden ilham aldığı noktalara işaret edilmiş hem de ilk defa kendisinin dikkat çektiği hususlara temas edilmiştir. Böylece önceki düşünürlere nazaran Hânsârî'nin çözümünde aynı kalanın ne olduğu ve nelerin farklılaştığı soruları cevaplanmıştır.

Aga Hüseyin HansariDoğrulukYalancı paradoksu+4
Fahrettin Arı
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Sînâ'da var olmayanın konumu

Bu çalışmada düşünce tarihimiz boyunca yeterli ilgiyi görmediğini düşündüğümüz madumların bilhassa da imkânsızların durumu, İbn Sina felsefesi merkeze alınarak incelenmektedir. İlk olarak İbn Sina öncesi dönemde maduma dair genel bir tasvir sunulurken daha sonra filozofun sisteminde madum ve imkânsız kavramları varlık, mahiyet ve imkân kavramlarına nispetle ele alınmaktadır. Madum ve imkânsızların tahlilini takiben var olmayanların nefste nasıl meydana geldikleri ve nasıl tümel akledilir oldukları gibi sorular kurgusal suretlerin idrak süreci takip edilerek cevaplandırılmaktadır. Son olarak Faal Akıl ve suretler arası ilişki kurgusal suretlerin sudûru açısından tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: İmkânsız, Madum, Şey, İmkânsız Mahiyetler, Vehim Gücü, Mütehayyile, Kurgusal Suretler

Muhammed Abdurrahman Kahraman
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı gençlik merkezlerinin yaygın din eğitiminde yeri: İstanbul örneği

Bu araştırma, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı İstanbul ilindeki Diyanet Gençlik Merkezlerindeki faaliyetlere katılım sağlayan kişilerin beklenti ve memnuniyet düzeylerini incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmada kullanılan betimsel, karşılaştırmalı tarama ve olgu bilimsel araştırma yöntemleriyle, katılımcıların ilgili merkezin dinî ve din eğitimini destekleyici faaliyetleri ve eğitimlerine yönelik beklenti ve memnuniyetlerini objektif bir şekilde belirlemesi hedeflenmiştir. Araştırma konusu seçiminde, yaygın din eğitimi literatüründe bu konuya dair herhangi bir araştırmaya rastlanılmaması belirleyici olmuştur. Araştırmanın örneklemi, on iki farklı Diyanet Gençlik Merkezinde çeşitli faaliyetlere katılan 155 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket ve gözlem formu kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen anket; araştırmaya katılan katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim durumu bilgilerini kapsayan ve katılımcıların Diyanet Gençlik Merkezleri faaliyetlerinden memnuniyet ve beklentilerini belirleyen sorulardan oluşmaktadır. Verilerin analizinde SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Katılımcıların demografik bilgilerine ve Diyanet Gençlik Merkezlerinden memnuniyetlerine dair maddelerin frekans ve yüzde dağılımları çıkartılmış ve alt boyutlar kendi içinde değerlendirilmiştir. Katılımcıların ilgili merkezlerden aldıkları hizmetler konusunda memnuniyet düzeylerinin cinsiyet, yaş ve merkezlere göre farklılık analizi yapılmıştır. Farklılık analizi için parametrik test koşullarını sağlayamayan maddelerle ilişkili iki alt gruplu değişkenlerde farklılık analizinde non-parametrik testlerden Mann-Withney U; diğer maddelerde ise Independent Samples t Testi kullanılmıştır. Üç ve daha fazla değişkenli alt gruplu değişkenlerde ise parametrik koşulları sağlayan maddelerde One Way Anova; bu koşulları sağlayamayanlarda ise Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Farkın kaynağını tespit için Anova testinde Tukey HSD testi kullanılmıştır. Bu bulguların, Diyanet Gençlik Merkezi yöneticileri ve organizatörleri tarafından faaliyetlerin daha etkili ve katılımcı odaklı hale getirilmesi için dikkate alınabileceği düşünülmektedir.

İlayda Eker
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Teymiyye'de isim ve müsemma

Selef düşüncesinin en önemli temsilcilerinden biri olan İbn Teymiyye, lafızcı perspektifini başta kelâm olmak üzere İslami ilimlerde sürdürürken felsefe ve mantık alanlarında da elden bırakmamıştır. O söz konusu lafızcı yaklaşımını sıfatlar düşüncesinde de devam ettirerek sıfatların hakikatini olduğu gibi kabul etmektedir. Öte yandan ilahi isim ve sıfatların yaratılmışlarınkine benzerlik cihetini yalnızca lafzî benzerlik olarak ele almış, her ismi kendi müsemmasına; her sıfatı ise kendi mevsufuna mahsus kılmıştır. Her iki varlık alanında mevcut olan benzer adlandırmalarda ortak anlamı kabul etmeyerek nominalist sıfat anlayışına, sıfatların hakikatini kabul ederek ise realist sıfat anlayışına yakın durmaktadır. İbn Teymiyye mantıkta ise lafızcı perspektifinin bir devamı olarak nominalist yaklaşımdan kopmamıştır. Hariçte tümel anlamların bulunuşunu kabul etmezken tümellerin zihindeki varlığını kabul eder. Bu meyanda mahiyetin parçalarının zihinde birleşik halde bulunduğu fikrini kabul etmeyerek şeyin mantıksal mahiyetine eşit olmadığını ifade etmektedir. İsme bir öz atfetmeksizin müsemmaya delâletini ve dahi ismin müsemmaya ait olduğunu bildiren İbn Teymiyye, mantıkta izah ettiği bu düşüncelerini isim ve müsemma meselesinde de benzer şekilde ele almış, lafzî düzlemdeki temsillerin hariçtekiyle özdeşlik/ayniyet içerisinde olmadığını belirtmiştir. Bu tez İbn Teymiyye'nin lafızcı perspektifinin yansımalarını sırasıyla sıfatlar ve tanıma yönelik eleştirilerinde göstermekte olup söz konusu yaklaşımın izlerini isim ve müsemma bahsinde araştırmaktadır. Bu bağlamda İbn Teymiyye'nin isim ve müsemma meselesinde yürüttüğü tartışmalarda, ismin müsemmaya ait olduğunu ifade ederek muhafaza etmeye çalıştığı lafızcı ve dahi nominalist perspektifi gösterilecektir.

Allah'ın isimleriAllah`ın sıfatlarıEl-Esma ve`s-sıfat+1
Erva Agâh
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Antik felsefeden islam felsefesine dokunma duyusunun dönüşümü

Bu tez, Antik Yunan felsefesi içinde dokunma duyusuna dair tartışmaları ayrıntılı bir biçimde ele almayı ve bu tartışmaların İslam felsefesi geleneğindeki yansımalarını Aristoteles şârihleri aracılığıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Dokunma duyusunun, canlılığın varlığı ve sürekliliği için kritik bir role sahip olduğu düşüncesi, dokunma hakkındaki felsefi tartışmaların güncel akademik çalışmalada güçlü bir temelde sürdürülmesine imkân tanır. Felsefe tarihi içinde bu gerçeği daha belirgin hâle getirmek amacıyla özellikle dokunma duyusu özelinde yapılan klasik duyu araştırmalarına katkı sağlamak ve şârihler döneminin İslam filozofları tarafından nasıl alımlandığını özgül bir konu özelinde göstermek hedeflenmektedir. Antik Yunan felsefesi ile İslam felsefesi arasındaki bu önemli felsefi alakanın somutlaştırılması, dokunma duyusu üzerinden gerçekleştirilerek bu iki felsefi geleneğin karşılaştırmalı bir analizine katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, genel olarak dokunma duyusu üzerine yapılan araştırmaların derinlemesine anlaşılmasına ve bu alandaki bilgi birikiminin artmasına yönelik bir teşebbüs olarak görülebilir.

Abdurrahim Karabulut
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Zernûcî‟nin Ta„lîmü‟l-Müte„allim adlı eseri ile İbn İsmail‟e atfedilen şerhi (karşılaştırmalı bir inceleme)

Zernûcî (ö.VI./XII. yüzyılın sonları), Ta'lîmü'l-Müte'allim Tarîka't-Teallüm adlı eserini öğretim yöntem ve tekniklerini sistematik biçimde inceleyen âlimlerdendir. Söz konusu eser Osmanlı döneminde yankı uyandırmış ve üzerine çok sayıda tercüme ve şerh çalışması yapılmıştır. Tezimize konu olan ve İbn İsmail'e atfedilen Şerhu Ta'limi'l-müte'allim ise matbu nüshaları ve el yazması nüshalarının fazlalığı sebebiyle Ta'lîmü'l-müte'allim'in en meşhur şerhi olarak kabul görmektedir. Bu çalışmanın amacı başta Zernûcî olmak suretiyle Ta'lîmü'l-müte'allim ile ilgili genel bir çerçeve çizerek akabinde İbn İsmail'e atfedilen şerhi incelemek ve İbn İsmail'in görüşlerini Zernûcî ile karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Bu amaçla araştırmada Ta'lîmü'l-müte'allim ve İbn İsmail'e atfedilen şerhin el yazması nüshaları, konu ile ilgili yazılmış akademik tezler, makaleler ve eserler incelenmiş ve tez bu kaynaklar üzerine yapılandırılmıştır. Bu çerçevede araştırmada Zernûcî'nin hayatı kapsamlı şekilde incelenmiş, Ta'lîmü'l-müte'allim'in İslam eğitim tarihindeki yeri tespit edilmeye çalışılmış, İbn İsmail'in eğitimle ilgili görüşleri Ta'lîmü'l-müte'allim şerhinden hareketle ortaya konulmuş ve son olarak şârihin görüşleri Zernûcî ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir.

Zehra Kumru
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Skolastik düşüncenin İslam düşüncesinden istifadesi: Meister Eckhart'ın varlık anlayışı örneği

Bu çalışma, Ortaçağ Avrupa Skolastik düşüncesinin, özellikle Alman teolog ve filozof Meister Eckhart'ın varlık anlayışını merkeze alarak, İslam filozoflarının etkilerini ele almaktadır. Meister Eckhart, 13. yüzyıl sonları ve 14. yüzyıl başlarında, Skolastik felsefenin doruk noktasına ulaştığı bir dönemde yaşamıştır. Bu bağlamda, onun yaşam tecrübesi ve ilmi münazaraları, dönemin derin teolojik ve felsefi sorgulamalarını içermektedir. Eckhart, Opus Tripartitum eserinin Prologus Generalis bölümünde varlığı (esse) Tanrı (deus) ile özdeşleştirerek her şeyin mutlak varlık olan Tanrı'dan türediğini ileri sürmektedir. Varlığın ontolojik yapısı Tanrı'nın ebedi ve değişmez doğasını yansıtan İbn Sina'nın vacibü'l-vücûd kavramı etrafında ele almıştır. Eckhart, Tanrı'nın kendinde varlık (das Sein an sich) olarak her şeyi kapsadığını ve her şeyin O'ndan türediğini savunmuştur. Ayrıca İbn Rüşd'ün varlık ve mahiyet ayrımını yapmaksızın Tanrı'nın bilgisi ve varlığı kavramları arasındaki özdeşlik düşüncesi Eckhart'ın ontolojik görüşlerinin şekillenmesinde kritik bir rol oynamıştır. İbn Rüşd, Tanrı'nın bilgisi olmadan varlığın düşünülemeyeceğini ve Tanrı'nın bilgisiyle varlıkları bildiğini belirtir. Eckhart, bu düşünceyi benimseyerek özellikle Paris Münazaraları metninde, ontolojik hiyerarşik bakımından varlıktan önce bilgiyi konumlandırmaktadır. Bu bağlamda Eckhart, dolaylı ve dolaysız olarak İslam filozoflarına atıfta bulunur ve onların yorumları aktarmaktadır. Çalışmamız, Eckhart'ın temel metinlerinden Opus Tripartitum eserinin Prologus Generalis bölümü ve Paris Münazaraları metinlerini merkeze alarak, İslam filozoflarından istifade ettiği hususları dakik bir şekilde takip ve tahlil etmeyi amaçlamaktadır.

Md Mosaddek Bıllah
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Zihin ve gerçeklik: İbn Sînâ felsefesinde insan aklının sınırları üzerine bir inceleme

Aristotelesçi felsefeyi Arapçada yeniden yazmaya teşebbüs eden İbn Sînâ (ö. 428/1037), devraldığı miras sayesinde eş-Şifâ/Kitâbu'n-Nefs'te geniş kapsamlı bir nefs (psykhê) araştırması yürütmüştür. Nefsin tanımı ve fiilleri hakkındaki bir soruşturmanın ardından bu araştırma, faal aklın (nous poietikos) rolünün ne olduğu sorusunu gündemine almıştır. Nefse dair araştırmanın ucu açık kalmaması için önemli olan, insan aklı ve faal akıl arasındaki ilişkinin sınır durumlarının tespit edilmesidir. Bu çalışma, eş-Şifâ/Kitâbu'lBurhân'ın zihin ve gerçeklik arasındaki mesafeye odaklanan pasajlarına başvurarak İbn Sînâ'nın insan aklı ve faal akıl arasındaki ilişkiyi tutarlı bir şekilde nasıl tesis ettiği sorusunu cevaplamayı amaçlamaktadır.

Halil İbrahim Şen
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Güzellik kavramı ile tasvir problematiği çerçevesinde İslâm ve resim sanatı ilişkisi

Bu çalışma, İslâm metafiziğindeki güzellik kavramıyla tasvir problemi çerçevesinde incelenen İslâm resim sanatı ilişkisini ele almaktadır. İslâm metafiziği ile resim sanatı arasında bir bağlantı kurulmasının mümkün olup olmadığı amaçlanmıştır. İlk olarak güzellik kavramı incelenmiş, ardından önemli Grek filozoflarının ve İslâm filozoflarının güzellik kavramına dair görüşlerine yer verilmiştir. Sonrasında güzellik kavramının İslâm sanatındaki yerine ve resim sanatının İslâm dünyasındaki tarihsel sürecine değinilmiştir. Bunun yanında tasvir probleminin İslâm resim sanatına olan etkileri gözlemlenmiştir. Son olarak İslâm resim sanatının metafiziksel boyutunun varlığı meselesi ve sanat eserlerindeki güzelliğin maneviyata etkileri incelenerek ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Güzellik, Mutlak Güzellik, İslâm metafiziği, resim sanatı, tasvir problemi.

Fatime Ganıja
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Antik felsefeden İbn Sînâ'ya teşkîkî yüklemlemenin kavramlaşması

Teşkîkî yüklemleme genel olarak bir anlamın delâlet ettiği şeylere dereceli olarak yüklemlendiğini, müşekkek lafzın örneğinin mevcûd olması dikkate alındığında ise varlık anlamının delâlet ettiği şeylere eşit olarak değil, dereceli olarak yüklemlendiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla zorunlu ve mümkün varlıklar söz konusu olduğunda varlığın teşkîkî niteliğinin Tanrı-âlem arasındaki farkın belirginleşmesinde önemli bir rolü bulunmaktadır. Nitekim teşkîk kavramı mantık, ontoloji ve nihayetinde metafizik çalışmaları açısından oldukça önemli bir noktada durmaktadır. Bu çalışma, Antik dönemde ve İslam düşüncesinde söz konusu olan lafızlar taksimini ve yüklem türlerini ele alarak müşekkek lafızların ve teşkîkî yüklemlemenin felsefe tarihindeki oluşum seyrini ana hatlarıyla ortaya koymayı hedeflemiştir. Bu bağlamda Aristoteles ve Antik dönem şârihlerinden Porphyrios, Afrodisisaslı İskender, Ammonios ve Simplikios'un metinlerinde söz konusu kavramın izi sürülerek İbn Sînâ öncesinde bu kavramın kullanımının olup olmadığı araştırılmıştır. Dolayısıyla bu çalışma, Antik dönemde ve İslam düşüncesinde söz konusu olan yüklem türlerini ortaya koyarak teşkîkî yüklemlemenin sistematik olarak nerede ve niçin kavramlaştığını göstermeyi amaçlamıştır.

Sümeyye Aydın Kots
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Değerler eğitiminde çocuklar için felsefe (P4C) yaklaşımının kullanım imkânı ve sınırlılıkları

Bu çalışma, değerler eğitiminde Çocuklar İçin Felsefe (P4C) yaklaşımının kullanım imkânlarını ve karşılaşılan problemleri incelemektedir. P4C, Matthew Lipman tarafından geliştirilen ve çocuklarda eleştirel, yaratıcı ve etik düşünme becerilerini teşvik eden bir eğitim yaklaşımıdır. Araştırma, P4C'nin değerler eğitiminde nasıl kullanılabileceğini analiz etmekte ve bu yaklaşımın değerler eğitiminde kullanımının imkânını, sınırlılıklarını ve karşılaşılan zorlukları ele almaktadır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen çalışmada, doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Bulgular, P4C'nin değerler eğitimi açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu, ancak bu yaklaşımın uygulanmasında belirli sınırlılıkların ve zorlukların bulunduğunu göstermektedir. Özellikle öğretmen eğitimi, kültürel farklılıklar, uygulama materyallerinin uygunluğu ve eğitim politikalarının yetersizliği gibi konular, P4C'nin etkin bir şekilde uygulanmasını engelleyen başlıca problemler olarak ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, P4C'nin değerler eğitimine katkı sağlama potansiyeli vurgulanmakla birlikte, değerler eğitiminde kullanımıyla ilgili daha fazla eleştirel çalışmaya ihtiyaç duyulduğu belirtilmiş, bu yaklaşımın değerler eğitiminde kullanımında karşılaşılan zorluklara öneriler sunulmuştur.

Ahlak eğitimiAhlaki değerlerDin eğitimi+3
İbrahim Esad Ergen
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Pesah bayramının kökeni, ritüel boyutu ve Yahudi kimliği açısından önemi

Bu tez çalışması, Yahudiliğin en önemli bayramlarından biri kabul edilen Pesah bayramı, diğer bir isimlendirmeyle Mayasız Ekmek bayramının kökenine yönelik gelenek içi ve dışı görüşleri, aynı zamanda Pesah'ın ritüelleşme süreci ile Yahudi kimliği ve hafızasını oluşturmadaki rolünü inceleme konusu yapmaktadır. Çalışmada Pesah bayramının, Tanrı'nın Musa aracılığıyla İsrailoğullarını Mısır'daki kölelikten kurtarması ve her yıl bu hadisenin hatırlanmasını emredişi, Kudüs'teki Mabet ve kurban merkezli ritüel şeklinde icra edilişi, Mabet yıkıldıktan sonra ev ritüeli haline dönüşümü ve günümüz Pesah bayramının seder ve buna bağlı Hagada metni temelinde uygulanışı incelenmiştir. Birinci bölümde bayramın kökenine ilişkin farklı Tanah anlatıları ve modern akademik tartışmalara yer verilirken ikinci bölümde bayramın ritüel bazda geçirmiş olduğu değişimler ve bu değişimlerin Yahudi kimliğini ve hafızasını dönüştürmedeki rolü ele alınmıştır. Bu bağlamda, Mabet döneminde kurban ritüeliyle ilişkilendirilen bayramın, Mabet yıkıldıktan sonra icrasına son verilen kurban ritüeli yerine hangi ritüel üzerinden yeniden üretildiği ve bayramı icra etmek için ne tür unsurların devreye sokulduğu araştırılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, Rabbani otoriteler tarafından ihdas edilen Pesah sederi ve Hagada gibi uygulamaların yalnızca bayramın kutlanmasını devam ettirmediği, aynı zamanda bu ritüeller kullanılarak Yahudi kimliğinin muhafaza edildiği ve bu yolla kolektif bir hafıza inşa edildiği hususu ortaya konmuştur.

Şule Özkan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Amsterdam Yahudi cemaati ve Baruch Spinoza'nın heremi: Dinî ve siyasi dinamikler

Bu tez çalışması, 17. yüzyılda Hollanda'da varlık gösteren Amsterdam Yahudi Cemaati'nin toplumsal yapısı ile Baruch Spinoza'nın cemaatten dışlanma süreci arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Tezin temel amacı, Spinoza'nın herem cezasına çarptırılmasının yalnızca bireysel düşüncelerine değil, aynı zamanda bu düşüncelerin dönemin cemaat yapısı ve cemaatin Amsterdam otoritesiyle olan ilişkisine dayandığını ortaya koymaktır. Bu bağlamda, çalışmada Sefarad Yahudilerin İber yarımadasından ayrılma süreci ve bu tarihsel arka planın Amsterdam Yahudi Cemaati'nin oluşumuna etkisi incelenmiş ve cemaatin kurumsal yapısı, özellikle Mahamad adlı yönetim kurulunun otoritesi ve herem uygulamasının cemaat içindeki yeri değerlendirilmiştir. Ayrıca, Spinoza'nın cemaatle yaşadığı gerilim, herem belgesinin içeriği ve söz konusu cezanın gerekçeleri, Spinoza'nın düşüncelerinden ve dönemin dinî, toplumsal ve siyasal durumundan hareketle tartışılmıştır. Araştırmada birincil kaynak olarak Spinoza'nın eserleri, dönemin cemaat belgeleri ve herem metni; ikincil kaynak olarak ise tarihsel ve sosyolojik analiz içeren ilgili İngilizce literatür kullanılmıştır. Yapılan çalışma sonunda Spinoza'nın hereminin yalnızca dinî-felsefi görüşlerinden değil, bu görüşlerin şartlı bir tolerans ortamındaki siyasi gelişmelerden etkilenen ve yönetimi altında yaşadığı otoriteyle uyumu korumaya çalışan bir cemaat yapısında yarattığı tehdit algısından da beslendiği sonucuna ulaşılmıştır.

Sevdenur Yıldız
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Erich Fromm'un sahip olmak ve olmak ayrımının ahlak felsefesi açısından değerlendirilmesi

Bu tez, Erich Fromm’un “sahip olmak” ve “olmak” kavramları çerçevesinde modern toplumun ahlaki yapısını felsefi açıdan incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, insan değerinin sahip olunan nesneler, statü ve başarı üzerinden belirlenmesinin bireysel ve toplumsal ahlaki yaşam üzerindeki etkileri Fromm’un varoluşsal yaklaşımı bağlamında ele alınmıştır. Bu kapsamda sahip olmak ve olmak yönelimlerinin insanın kendisiyle, diğer insanlarla ve dünyayla kurduğu ilişkilerde ortaya çıkardığı ahlaki sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırmada betimleyici ve çözümleyici yöntemlerden yararlanılarak Fromm’un ilgili kavramlara ilişkin görüşleri incelenmiş; söz konusu varoluş yönelimlerinin özgürlük, üretkenlik, sorumluluk, sevgi ve yabancılaşma üzerindeki etkileri çözümlenmiştir. Sahip olmaya dayalı yaşam biçiminin insanı mülkiyet, tüketim ve tahakküm ilişkileri üzerinden tanımlamasının yol açtığı ahlaki sorunlar ortaya konulmuş; olmak yöneliminin ise üretkenlik, özgürlük ve kendini gerçekleştirme ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra modern toplumda tüketim kültürü, rekabet ve başarı odaklı yaşam anlayışının insanın benlik algısı ve ahlaki tercihleri üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Fromm’un olmak yöneliminin bu sorunlara karşı eleştirel ve insancıl bir alternatif oluşturma imkânı tartışılmıştır. Sonuç olarak Fromm’un yaklaşımının kavramsal sınırları ve iç gerilimleri eleştirel biçimde değerlendirilmiş; sahip olmak ve olmak ayrımının çağdaş ahlaki sorunların anlaşılmasına yönelik açıklayıcı imkânları ortaya konulmuştur. Bu bağlamda çalışmada, insanın değerini sahip olduklarıyla değil, üretkenliği, özgürlüğü ve ilişkileri ve sorumluluk bilinciyle temellendiren bir ahlak anlayışının önemi vurgulanmıştır.

Erich FrommAhlakSahip Olmak ya da Olmak
Abdulmuttalip Koçak
Erzincan Binali Yıldırım University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
31
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.287
Master'sOpen AccessTR

Deprem kaynaklı travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ile başa çıkmada din eğitiminin rolü

Deprem kaynaklı travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ile başa çıkmada din eğitiminin rolünün incelendiği bu çalışmada yarıyapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır.Veri toplama yöntemi olarak mülakat yöntemi tercih edilmiş konu ile ilgili Kahramanmaraş, Hatay, Malatya, Adıyaman ve Gaziantep'te, 20 katılımcı ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir.Verilerin analizinde MAXQDA 24.2.0 sürümünden faydalanılmıştır.Araştırmanın bulgularına göre, en etkili din eğitimi kaynağı "aile" olarak belirlenmiştir. Katılımcılar, aldıkları din eğitimi ile en çok "dua etme" yöntemine başvurduklarını belirtmişlerdir. Din eğitimi yaşantıları farklı olan tüm katılımcıların bu süreçte ortaya çıkan TSSB belirtileri ile başa çıkmada en fazla dini başa çıkma yöntemlerine başvurduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucu, deprem kaynaklı travma sonrası stres bozukluğu belirtileriyle başa çıkmada din eğitiminin "iç huzur" sağladığı tespit edilmiştir.Erkeklerin kadınlara göre dini başa çıkma yöntemlerine daha az başvurdukları, evli katılımcıların ise bekâr, boşanmış veya dul katılımcılara göre daha fazla dini başa çıkma yöntemlerine yöneldikleri belirlenmiştir. Bununla birlikte eğitim düzeyi ile dini başa çıkma arasında pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiş olup, din eğitiminin dini başa çıkma yöntemlerini kullanmada ve travma sonrası stres bozukluğu belirtileriyle başa çıkmada olumlu bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Emel Asoğlu
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Diyanet Aylık Dergi'nin dışlayıcılık, kapsayıcılık ve çoğulculuk açısından değerlendirilmesi

Din olgusu, insanlık tarihi boyunca her zaman var olmuştur. Günümüzde, küreselleşen dünyamızda çeşitli ırklar, diller ve dinlere mensup insanlar bir arada yaşamaktadır. Bu farklılıklar ve insanlar arasında yakın iletişimi zorunlu kılan küreselleşme, bazen olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Çalışmada bu sorunların din felsefesini ilgilendiren yönüyle yani dini çoğulculukla ilgili bir araştırma yapılmıştır. Konunun sosyal bir anlam çerçevesi olsa da din felsefesi, söz konusu problemi birbiriyle rekabet eden farklı dini geleneklerin mutlak hakikat ve kurtarıcılık iddiaları açısından incelemektedir. Bunu yaparken çalışma alanı olarak Diyanet Aylık Dergi seçilmiştir, çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar din alanında hizmet veren tek resmi kuruluştur. Böyle bir kurumun düşünce ve fikir planında meselelere yaklaşım biçiminin, özellikle farklı inanç ve kültürler söz konusu olduğunda ortaya çıkan bakış açısının din felsefesi formasyonuyla araştırılması ve incelenmesi çalışmamızın amacı olacaktır. Bu amacı gerçekleştirme doğrultusunda küreselleşmenin sebep olduğu sosyolojik, felsefi ve teolojik bir problem olan dini çoğulculuk meselesinin geçmişten bu güne süregelen serüvenini incelerken ülkemiz açısından Diyanet Aylık Dergi bağlamında, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dini çoğulculuk problemine nasıl yaklaştığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni kullanılmıştır. Bu kapsamda, Diyanet İşleri Başkanlığı süreli yayınlarından olan Diyanet Aylık Dergi'nin 1999 ve 2016 yıllarına ait sayılarında dışlayıcılık, kapsayıcılık ve çoğulculuk konularının nasıl ele alındığı doküman incelemesi tekniğiyle tespit edilmeye çalışılmış ve ilgili sayılar içerik analizine tabi tutulmuştur. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, dinlerin çokluğu problemi sosyolojik ve felsefi açıdan incelenmiş ve diğer dinlere karşı takınılan üç felsefi bakış açısı, yani dinsel dışlayıcılık, dinsel kapsayıcılık ve dinsel çoğulculuk konuları ele alınmıştır. İkinci bölümde, Diyanet İşleri Başkanlığı kısaca tanıtılmış ve ana materyalimiz olan Diyanet Aylık Dergi hakkında kısa bir bilgilendirme yapılmıştır. Ardından, dergiler içerik bakımından incelenmiştir. Çalışma sonucunda, dergilerde dışlayıcı, kapsayıcı ve çoğulcu yaklaşımların tamamına rastlanmış, ancak ağırlıklı olarak kapsayıcı bir tutumun benimsendiği tespit edilmiştir. Ayrıca, dergilerde 'öteki' ile ilgili tutumların, güncel olaylardan önemli ölçüde etkilendiği gözlemlenmiştir.

DinDin felsefesiDini çoğulculuk+2
Fatime Zehra Güneş
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

1930-1946 yılları arasında yazılmış çocuk hikâye kitaplarının dini motifler ve değerler açısından incelenmesi

1930-1946 yılları arasında yazılan çocuk hikâye kitaplarında dinî motiflerin ve değerlerin kullanım şekillerinin incelendiği bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni kullanılmış ve veri toplama yöntemi olarak doküman incelemesi tercih edilmiştir. Araştırma kapsamında, 1930-1946 yılları arasında yazılmış 14 çocuk hikâye kitabı içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Söz konusu analizde, dinî motifler ve değerler başlıkları altında kitaplarda yer alan kavramlar incelenmiştir. Araştırma sonucu elde edilen bulgular, incelenen kitaplarda Allah, peygamber, melek, ahiret, kader gibi inançla ilişkilendirilen kavramlar ile namaz, hac, oruç,kurban, dua gibi ibadet motiflerinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, incelenen kitaplarda, masallarda yaygın olarak kullanılan cin, peri, büyü, sihir gibi kavramların bulunduğu tespit edilmiştir. Motiflerin kullanım sıklığı ve çeşitliliği kitaptan kitaba değişiklik göstermektedir. Özellikle Allah kavramının kullanımı kitaplarda değişkenlik göstermiş; bazı kitaplarda yoğun, bazılarında sınırlı kalmıştır. İncelenen kitaplarda, dinî motifler arasında dua ve günlük dilde kullanılan dini motiflerin, namaz, hac, oruç ve kurban motiflerinden daha sık yer aldığı tespit edilmiştir. Ancak genel olarak dini motifler kitaplarda az kullanılmıştır. İncelenen kitaplarda, değerlerin (adalet, dostluk, dürüstlük, öz denetim, sabır, saygı, sevgi, sorumluluk, vatanseverlik, yardımseverlik) dinî motiflere göre daha fazla yer aldığı tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, ele alınan dönemde din eğitiminin sınırlandırılması ve kısmen yasaklanmasının çocuk hikâyesi kitaplarına da yansıdığı ve bu kitaplarda dini motiflerin az yer aldığı tespit edilmiştir.

Fatime Nur Polat
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaöğretim Öğrencilerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersindeki Değerler Eğitimine Bakışı (Şanlıurfa Örneği)

Değerler eğitimi gerek ülkemizde gerekse dünya genelinde üzerinde yoğun olarak durulan ve öğretim programlarında her geçen gün daha fazla yer bulan konulardan biridir. Eğitimin temel işlevlerinden biri ideal insan, ideal vatandaş yetiştirmektir. Bu hedefe ulaşmada başvurulan araçlardan biri temel eğitim sürecinde kullanılan öğretim programlarıdır. Ülkemiz özelinde incelendiğinde, değerlere ilişkin kazanımların Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi müfredatında diğer derslere nazaran daha fazla yer bulduğu görülmektedir. Bu derste kazandırılmaya çalışılan değerler birçok araştırmaya konu olmuştur. İlgili çalışmalarda bu değerlerin yıllar içinde müfredattaki değişimleri incelenmiş, hangi değerlere daha fazla yer verildiği ve öğretim kademelerindeki durumu tespit edilmiş, ilk ve ortaöğretimde değerler hakkında çalışmalar yapılmış, bu dersi yürüten Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri ve öğretmen adaylarının görüşlerine başvurularak değerler eğitiminin mahiyeti ortaya konulmaya çalışılmıştır. Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersi ilk ve orta öğretimde toplam dokuz yıl boyunca okutulmaktadır. Buna rağmen genel olarak ders kazanımlarının özel olarak da bu derste verilmek istenen değerler eğitimin öğrencilerde ne oranda karşılık bulduğuyla ilgili az sayıda çalışma bulunduğu gözlenmektedir. Yapılan çalışmalar incelendiğinde eğitimin en önemli ögelerinden biri olan öğrencilerin bu konudaki görüşlerine, bu dersin öğrenenler üzerindeki yansımalarına dair müstakil bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada Ortaöğretim öğrencilerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde verilmek istenen değerler eğitimine ilişkin görüşleri incelenmiştir. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği kullanılmıştır. Veriler, 10 sorudan oluşan yarı-yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilmiştir. 28 ortaöğretim öğrencisiyle gerçekleştirilen görüşmelerden elde edilen verilerin analizinde betimsel ve içerik analizi teknikleri kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre öğrenciler genel olarak DKAB derslerinde yer alan değerlere ilişkin kazanımları gerekli ve önemli görmektedirler. Buna rağmen öğrencilerle yapılan görüşmeler sonucunda değerlere ilişkin kazanımların gerçek hayatta kullanılmasına yönelik birtakım eksikliklerin olduğu görülmektedir. Bunun yanında öğrenciler okulda ve çevrede edinilen değerlerin çoğu zaman birbirleriyle uyuşmadığı yönünde görüş bildirmişlerdir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, öğrenci merkezli bir öğrenme ortamının değerlerin içselleştirilmesinde önemli bir rolü olduğunu ortaya koymaktadır.

Serap Altuğ Aslan
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin çokkültürlü eğitime ilişkin görüşleri

Bu araştırmanın amacı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) öğretmenlerinin çokkültürlü eğitime ilişkin görüşlerini belirlemeye çalışmaktadır. Araştırma 2022-2023 eğitim-öğretim yılında çeşitli illerde görev yapan 31 DKAB öğretmeni ile gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma desenlerinden durum çalışmasının kullanıldığı araştırmada, veriler DKAB öğretmenleri ile yapılan bireysel görüşmelerle elde edilmiştir. Verilerin analizinde betimsel ve içerik analizi yöntemleri kullanılmıştır. Veri analizi sonucunda ulaşılan bulgular sekiz tema ile sınıflandırılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre katılımcılar genel itibariyle çokkültürlülük anlayışını ırk, etnik köken ve mezhepsel açıdan ele almaktadırlar. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre DKAB öğretmenleri, farklı kültürlerin yer aldığı bir sınıf ortamında çalışmaya ilişkin olumlu bir tutuma sahiptirler. Bununla beraber öğretmenlerimize göre çokkültürlü bir sınıf ortamında görev yapmanın zorlukları geçmiş yıllara oranla daha düşük seviyelerdedir. Katılımcıların farklı kültürlerden oluşan bir sınıf ortamında eşit başarıyı sağlamak ve öğrencinin kendini rahat hissetmesi için farklı yöntem ve teknikleri işe koydukları ve aktif katılımı sağlamaya çalıştıkları görülmektedir. Yapılan görüşmelerde öğretim programlarında çokkültürlülüğe yeterince yer verilmediği dile getirilmiştir. Çokkültürlü eğitime yönelik olumlu bir tutuma sahip olan öğretmenlerinin daha çok ortaöğretimde görev yapan öğretmenler olduğu görülmüştür. Özellikle eğitim sistemimizin çokkültürlülük bağlamında nitelikli bir yapıda olmadığını belirtilmiştir. Ayrıca hizmet öncesi veya hizmet içi eğitim süreçlerinde çokkültürlülüğe ilişkin yeterli düzeyde bir eğitime tabi tutulmadıklarını dile getirmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Çokkültürlülük, Çokkültürlü eğitim, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenleri, DKAB Öğretim Programları

Esra Tepe
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gazâlî Bergson epistemolojisinde akıl sezgi ilişkisi

Bu tez çalışmasında İslam düşünürü Gazâlî ile Fransız Filozof Henri Bergson'un epistemolojik sistemlerindeki akıl ve sezgi ilişkisi ele alınmıştır. Bu kapsamda her iki düşünürün bilgi teorileri, akıl ve sezgi arasındaki etkileşimleri ve bu etkileşimlerin bilgi edinme süreçlerindeki rollerini anlamak, epistemolojideki farklı yaklaşımları karşılaştırmak ve kavramsal farklılıkları ve benzerlikleri ortaya koymak amaçlanmıştır. Gazâlî'nin epistemolojisi, akıl ve sezgi arasındaki ilişkinin tasavvufî ve teolojik bağlamlarda nasıl şekillendiğine odaklanmaktadır. Gazâlî, akıl ve sezgiyi bir bilgi edinme aracı olarak kullanırken, bu iki yöntemi dinî ve metafizik deneyimlerin aydınlatılması için bir bütün olarak değerlendirmektedir. Bu noktada sezgi, Gazâlî'nin düşüncesinde, ilahî bilgiyi doğrudan ve mistik bir şekilde edinmenin yolu olarak öne çıkmakta ve Gazâlî'nin tasavvufî deneyimi, akıl ile sezgi arasındaki gerilimi ve bu iki yöntemin nasıl bir arada çalıştığını ortaya koymaktadır. Özellikle Gazâlî'nin 'İhya' ve 'El-Munkız' adlı eserlerinde, akıl ve sezginin bilgiye ulaşmada nasıl bir rol oynadığı detaylı bir şekilde ele alınmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Gazâlî, Sezgi, Akıl, Epistemoloji, Bergson

Dilan Akıl Bilgiç
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin 21.yüzyıl becerilerine ilişkin yeterlik algıları

Bilgi ve teknoloji çağına uyum sağlamak bazı becerilerin kazanılmasıyla mümkündür. 21. yüzyıl becerileri olarak isimlendirilen bu beceriler bireyin öğrenmede aktif olmasında ve yaşadığı topluma katkı sağlamasında önemli rol oynamaktadır. Bilgiyi doğru yerde kullanan, analiz ve sentez yapabilen bireylerin yetiştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Eleştirel düşünme ve yaratıcılık, iletişim ve medya okuryazarlığı, sosyal-kültürel beceriler ve liderlik gibi beceriler Millî Eğitim Bakanlığı'nın daha yakından takip ettiği kazanımlar arasına girmiş bulunmaktadır. Ülkemizde 21. yüzyıl becerileri Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) branş bazında incelenmemiştir. Çalışmamızın özgün yanı bu alanda yapılan ilk nitel çalışma olmasıdır. Çalışmanın amacı DKAB öğretmenlerinin 21. Yüzyıl becerilerine ilişkin yeterliklerini araştırmaktır. 2023-2024 yılları arasında çalışmakta olan 28 DKAB Öğretmeni örneklem olarak seçilmiş, bulgular nitel araştırma yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre DKAB öğretmenlerinin 21. yüzyıl becerileri hakkında yüzeysel bilgilere sahip olduğu görülmüştür. Çalışmanın birinci bölümünde kavramsal çerçeve oluşturulmuş, 21. yüzyıl becerileri bağlamında öğrenci, öğretmen, öğrenme ortamları ve öğretim programları ele alınmıştır. İkinci bölümünde araştırmanın saha çalışması sonucu yapılan analizler, bulgular, genel değerlendirme, sonuç ve öneriler kısmı yer almaktadır. Araştırma sonuçlarına göre DKAB öğretmenlerinin 21. yüzyıl becerileri hakkında yüzeysel bilgilere sahip olduğu görülmüştür. 21. Yüzyıl becerileri kapsamında DKAB öğretmenlerine eğitim ve iş hayatında yapılacak eğitimler bu becerilerin kazandırılmasına katkı sağlayacaktır. Belli periyotlarla aynı konuda yapılacak çalışmalar da gelişim seyrini mukayese etme imkanını verecektir. ANAHTAR KELİMELER: Din, Bilgi İletişim Teknolojileri, Eğitim, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenleri, 21. Yüzyıl becerileri

Mihriban Betül Erdoğan
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kutsal yolculuğun hafızası: Hac umre hatıraları üzerine sosyolojik bir inceleme

Hac ibadeti, tarih boyunca dinî ritüel boyutunun yanı sıra eğitsel, sosyo-kültürel ve kolektif hafızayı inşa edici yönleriyle de merkezi bir öneme sahip olmuştur. Bu kutsal yolculuk, şekilsel ve sembolik farklılıklar gösterse de, toplumları bir araya getiren ve yapılandıran güçlü bir sosyolojik olgu olma özelliğini korumaktadır. Hacı, çıktığı bu yolculukta haccın dönüştürücü gücüyle yalnızca bireysel olarak etkilenmekle kalmaz; kutsalın tesiri, çevresine yayılarak kolektif bir bilinç ve manevi bir atmosfer yaratır. Hac yolculuğu, bireyi gündelik hayatın ve profan zamanın bağlarından sıyırarak, varoluşsal bir kopuşu gerekli kılar. Bu içsel kopuş, hacının hayatının merkezinden uzaklaşarak varlığın dışına doğru manevi bir yolculuk gerçekleştirmesini sağlar ve gündelik olanı yeniden gözden geçirme fırsatı sunar. Bu süreçte hacı, farklı duygular ve beklentiler ile kutsalla bütünleşir; arınma duygusunu yoğun bir şekilde deneyimleyerek yolculuğuna devam eder. Hac yolculuğunun tamamlanmasının ardından ferdin ruhunda canlanan dini atmosfer ve duygusal yücelme hali, bireyin kimliğinde kalıcı bir dönüşüm yaratır. Bu çalışmanın temel konusu, Hac yolculuğunun seyahat ve mekân bağlamında sosyolojik bir olgu olarak incelenmesidir. Birinci bölümde, yolculuk ve kutsallık ilişkisi, yol, yolcu ve seyahat kavramlarının izinde ele alınmış, yolculuğun kimlikle olan ilişkisi ve kutsal yolculuğun mekâna varış ile sonlanmasının ardından ikinci bölümde hac ve yolculuk ilişkisi tartışılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise, kutsal yolculuğa çıkmış olan kişilerin kaleme aldığı hatıratlar duygu sosyolojisi ışığında nitel analize tabi tutularak bu metinler üzerine derinlemesine çözümlemeler yapılmıştır. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemi kapsamında teorik tarama ile tematik analiz ve içerik analizi teknikleri kullanılmıştır. Hac literatürü, İslam dinini içerecek biçimde teorik olarak tarandıktan sonra, Türkçe'ye kazandırılmış veya Türkçe yazılmış hatırat kitapları incelenmiştir. Bu kitaplardaki içerikler, kutsal yolculuk ve duygu sosyolojisi ekseninde analiz edilmiştir. Çalışmada, tanınmış yazar ve düşünürlerin hatıratlarının yanı sıra, sıradan insanların bir duygu coşkunluğu göstergesi olarak kaleme aldıkları kitaplara ulaşılması ve analiz de edilmesi amaçlanmıştır. Yapılan analizler, hac ve umre deneyiminin hatıratlarda çoğunlukla duygusal yoğunlaşma, mekânsal karşılaşma ve dönüşüm temaları etrafında anlamlandırıldığını göstermektedir. Kutsal mekânların bireysel hafızayı ve manevi yönelimi şekillendiren sembolik alanlar olarak temsil edildiği; hatırat yazımının ise bireylerin yaşadıkları yoğun deneyimi anlamlandırma ve kalıcı bir hafızaya dönüştürme süreciyle ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede çalışma, hac ve umre deneyiminin ritüel boyutun ötesinde, bireysel ve toplumsal hafıza bağlamında çok katmanlı bir anlam üretim süreci olarak değerlendirilebileceğine işaret etmektedir.

Din sosyolojisi
Büşra Taşkın
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Eğitsel oyun yönteminin din kültürü ve ahlak bilgisi dersindeki dini ifadelerin öğrenilmesi üzerindeki etkisi

Bu araştırmanın amacı, ilkokul 4. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine ilişkin eğitsel oyun yönteminin öğrencilerin akademik başarı düzeylerine etkisini incelemektir. Çalışma, nitel ve nicel veri toplama yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem ile yürütülmüştür. Araştırmanın nicel boyutunda, eğitsel oyunların öğrencilerin başarısına etkisini tespit etmek amacıyla başarı testi (ön-test-son-test) uygulanmıştır. Nitel boyutunda ise, öğrencilerin eğitsel oyun yöntemine ilişkin deneyimlerini aktarabilmeleri için görüşme formu verilerinden faydalanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Kocaeli ili Gebze ilçesinde bulunan bir ilkokulun 4. sınıfında öğrenim gören toplam 54 öğrenciden oluşmaktadır. Deney grubunda bulunan 27 öğrenciye eğitsel oyun yöntemi; kontrol grubunda bulunan 27 öğrenciye ise geleneksel öğretmen merkezli yöntem uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak başarı testi ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen nicel veriler SPSS 24 istatistik paket programında değerlendirilmiş; bağımlı ve bağımsız örneklem t testinden yararlanılmıştır. Nitel veriler için ise betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Uygulama sonunda elde edilen bulgulara göre, 4. sınıf Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi için uygulanan iki yönteminde benzer etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formlarında deney grubundaki öğrencilerin derse daha aktif katıldıkları, sosyal etkileşim sağlayan bir ortam oluşturdukları, derse daha istekli katıldıkları ve öğrenme sürecinden keyif aldıkları sonuçlarına ulaşılmıştır. Elde edilen bu sonuçlara göre eğitsel oyun yöntemi, öğrencileri derste aktif kıldığı için ve öğrenme ortamını keyifli hale getirdiği için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde destekleyici bir yöntem olarak tercih edilmelidir. Bu bağlamda, eğitsel oyunlar öğretim sürecinde yalnızca bir yöntem olarak kısıtlanmadan, dersin genel planına dengeli bir şekilde dâhil edilerek uygulanabilir ve benzer uygulamalar farklı kademelerde yapılan çalışmalarla desteklenebilir.

DinDin eğitimiDin kültürü+2
Safiye Nur Aykut
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İlahiyat fakültelerindeki demokratik iklimin öğrenci görüşleri çerçevesinde incelenmesi

Bu çalışmada ilahiyat fakültelerindeki demokratik iklimin değerlendirilmesi amacıyla, Türkiye'de bulunan ilahiyat fakültelerinde eğitim gören ve mezun olan öğrencilerin söz konusu iklime ilişkin algıları incelenmiştir. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada veri toplama aracı olarak yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları, ilahiyat fakültelerinde demokratik iklimin varlığının öğrenciler tarafından farklı şekillerde algılandığını göstermektedir. Katılımcıların büyük çoğunluğu fikirlerini özgürce ifade etmekte çekindiklerini, bazı zamanlarda sınıf arkadaşları ve öğretim elemanları tarafından tepkilere maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca araştırma verileri, karar alma süreçlerinde öğrenci katılımının düşük düzeyde olduğunu göstermektedir. Katılımcıların önemli bir bölümü bazı öğretim elemanlarının otoriter tavırlar sergilediğine, cinsiyete dayalı pozitif ayrımcılık yaptıklarına ve iletişim kurma noktasında kendilerini yeterince özgür hissetmediklerine değinmişlerdir. Buna karşılık demokratik tutum sergileyen öğretim elemanları ile kurulan iletişimin, öğrencilerin eleştirel düşünce gelişimi açısından olumlu yönde etkiye sahip olduğu da bulgular arasındadır. Bulgular dikkate alındığında çalışma, ilahiyat fakültelerindeki demokratik iklimin geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Fikir özgürlüğünün, eleştirel düşünce gelişiminin, fırsat eşitliği ve adaletin teşvik edildiği bir eğitim ortamının oluşturulması demokratik eğitimin hedefleri doğrultusunda son derece önemlidir.

AdaletDemokrasiDemokrasi eğitimi+4
Züleyha Baysal Bedir
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

The role of The Qur'an courses in understanding The Qur'an and shaping student behaviors (Van case)

Religious education institutions have an important place in the understanding of the messages of the Quran. Quran courses are one of these institutions. In this context, it is important to examine the role of Quran courses in understanding the Qur'an and shaping student behaviours. In the research, the sample group includes 390 students who attend the Quran courses of Edremit, Tusba, İpekyolu, Ercis, Gurpinar and Çaldıran districts, their 25 instructors and 30 parents which are representative of socio-economic and socio-cultural differences. By applying a questionnaire to the students and interviewing the parents and instructors, data has been collected. By analysing these findings, it is understood that the Qur'an courses have an effect on the individual's understanding of the Qur'an, his behaviour in social life, his perception of value, his regular worship and having basic religious knowledge. As a result of the findings, it is found out that according to the opinions of the students, their parents and the instructors, the Qur'an courses have a positive effect on shaping student behaviours but there are shortcomings such as "reading and focusing more on memorizing" due to the course programs. Accordingly, the participants share their opinions and make some suggestions. They state that the courses should aim at shaping students' behaviours, understanding the Quran, teaching the Quranic stories and the lives of the prophets. In accordance with the results and the suggestions, in the education and teaching activities of the Quran courses, it is necessary to use the educational methods, materials and technology used in modern education. It is thought that the study will contribute to the development of the curriculum and educational activities of the Quran courses program. Key Words: Religion education, Religion, Qur'an education, Qur'an course, Understanding the Qur'an.

Religious educationTheological schoolsKoran+4
Mücahit Daştan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İhyâu 'Ulûmi'd-din eserinde bireysel ahlak eğitimi

Birçok yetenekle dünyaya gelen insanın yaşadığı toplumsal hayatta mutlu olabilmesi için birlikte yaşadığı insanlarla olumlu ilişkiler gerçekleştirmesi gerekir. Ahlak, bireyler arasındaki bu ilişkileri ayakta tutan önemli temel noktalardan biridir. Zira ahlaki özellikleri taşıyan bireyler Allah'la, kendileriyle ve diğer insanlarla olumlu ilişkiler gerçekleştirme sorumluluğu taşıdıklarından ahlaki davranışlar sergilerler. Ahlaki değerlerin bulunmadığı bir sosyal yapıda ise bozulmalar ve çöküntüler meydana gelir. Bu sebeple birey ve toplumun varlığını mutluluk üzere devam ettirebilmesinde ahlak önemli bir yere sahiptir. Gazâlî'nin de yaşadığı dönemdeki toplumun, bireysel ve toplumsal ahlaki problemlerinin çözümü için kaleme aldığı İhyâu 'Ulûmi'd-Din eseri ahlakın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın temel amacı ise ahlaki değer kaybının yaşandığı günümüzde, Gazâlî'nin İhyâ'u 'Ulûmi'd-Din isimli eserinden hareketle bireylerin manevi değerlerini yeniden kazanmalarına destek olmaktır. Bu amaç doğrultusunda yapılan araştırmada kendisine, çevresine ve Allah'a karşı sorumluluklarını bilen, kötü davranışlardan kurtulan ve ahlaki değerleri kazanmayı öğrenen bireylerin yetişmesi için çözüm önerileri sunulmaktadır. Çalışmada bireysel ahlak eğitimi kapsamında nitel araştırma yönteminde yer alan içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Bu kapsamda Gazâlî'nin İhyâ'u 'Ulûmi'd-Din isimli eseri merkeze alınmış, çalışmaya temel oluşturması açısından diğer kaynaklardan da faydalanılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda bireysel ahlak eğitimi çerçevesinde Gazâlî'nin görüşlerinin modern eğitim yöntemleriyle genel olarak örtüştüğü görülmüştür. Yine Gazâlî'nin görüşleri etrafında bireyin olumsuz davranışlardan kurtulup dini ve ahlaki erdemleri elde etmesi için çeşitli yöntemler ve pratik çözüm önerileri sunulmuştur. Çalışmada sunulan çözümlerin günümüzde bireylerin başta zararlı alışkanlıklar olmak üzere, kötü davranışlardan kurtulma noktasında din eğitimi sahasına katkıda bulunarak toplumsal düzeyde sorumlu ve bilinçli bireylerin yetişmesine fayda sağlayabileceği düşünülmektedir.

AhlakAhlak eğitimiBireysel eğitim+4
Mehmet Çam
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dilencilik-dindarlık ilişkisi üzerine bir araştırma:Bitlis/ Tatvan örneği

Dilencilik, insanlık tarihinin devam edegelen en büyük problemlerinden birisi olmuştur. Yüzyıllar boyu neredeyse tüm devletlerin ve hükümetlerin gündemini işgal eden bu sorun, günümüzde de farklı şekillerde devam etmektedir. Toplumsal bir sorun olan dilencilikle etkin bir şekilde mücadele edilmek isteniyorsa öncelikle dilenciliği oluşturan ve devamlılığını sağlayan dinamikler iyi analiz edilmelidir. Bu dinamikler kapsamlı bir şekilde tahlil edilmeden, doğru teşhisler konulmadan, uygulanmak istenen tüm sosyal politikalar eksik kalacaktır. Yapılan saha çalışmasında sosyolojik olarak mevcut problemin süreğenliğinin en büyük nedenlerinden biri olan dindarlık kavramı ele alınmıştır. Buradan yola çıkılarak dindarlık olgusuyla dilencilik olgusu ayrı ayrı incelenmiştir. Daha sonra dilenciliğin hinterlandı durumunda olan dindarlığın; dilencilik ile ilişkisi üzerinde durulmuştur. Hali hazırda ortaya konan araştırmadaki temel amaç, kronik hale gelmiş dilencilik sorunsalı ile onu besleyen dindarlık arasındaki bağı ortaya koymak, böylece bu soruna farklı bir açıdan yaklaşarak çözüme katkıda bulunmaktır. Araştırmanın evreni Bitlis'in Tatvan ilçesidir. Örneklem; tesadüfi yollarla farklı meslek gruplarından seçilmiş kendisini dindar olarak tanımlayan 10 kadın ve 10 erkek katılımcıyı kapsamaktadır. Bu katılımcılarla yarı yapılandırılmış mülakat tekniğiyle çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmada dilencilik probleminin devam etmesindeki en önemli faktörlerden birinin din olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada katılımcıların büyük çoğunluğunun dilenme davranışından rahatsız olduğu, ancak gerek dini gerekse vicdani kaygılarla dilenciye para vermeyi sürdürdüğü görülmüştür.

Bitlis-TatvanDilencilerDilencilik+4
Burhan Yağşi
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Necip Fazıl Kısakürek ve eğitim anlayışı

Cumhuriyet dönemi Türk düşüncesinin önemli şahsiyetlerinden biri olan Necip Fazıl Kısakürek, bireysel ve toplumsal birçok konu ve sorunla ilgilenmiş ve bu sorunlara çözüm önerileri sunmuştur. Necip Fazıl'ın özgün ve dikkate değer çalışma alanlarından biri de eğitim alanı ile ilgilidir. Kendisinin eğitime dair görüş ve yazıları incelendiğinde, bu fikirlerinin ve düşüncelerinin genellikle eğitimin manevi ve inanca dair alanlarında kümelendiği, dolayısıyla din eğitimi ile alakalı görüş ve düşüncelere sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda Necip Fazıl'ın eserleri merkeze alınmış, çalışmaya temel oluşturması açısından farklı kaynaklardan da faydalanılmıştır. Bu çalışmayla, Necip Fazıl Kısakürek'in gerek ilmi kişiliğinin gerekse eğitim görüşlerinin din eğitimi anabilim dalına kazandırılması, bu görüşlerin de bazı eğitim problemlerine çözüm getirmesi için dikkate alınması ve onun bir kürsü öğretmeni olarak din eğitimcilerine rol model olarak sunulması amaçlanmıştır. Bu anlamda din eğitimi bilim dalına yeni bir konu ve yeni bir şahsiyet kazandırma gayreti güdülmektedir.

Din eğitimiEğitimEğitim düşüncesi+1
Şehnaz Düzce
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Molla Fenari'nin Fevaid el-Fenari adlı eserinin tercüme tahlil ve değerlendirilmesi

Mantığı sistemli bir şekilde öğretmek amacıyla tarih boyunca çalışmalar yapılmıştır. Porphyrios'un Aristoteles'in Kategoriler'ine giriş olarak yazmış olduğu İsagoci adlı eser de bu çalışmalardan biridir. İslam dünyasında ortaya çıkan İsagoci üzerine şerh ve haşiye yazma geleneğinde en çok şöhret bulmuş olan eser; on üçüncü yüzyılda yaşamış olan Esirüddin el-Ebherînin İsagoci'sidir. Bir hayli itibar görmüş olan bu eser, İslam dünyasında İsagoci'nin şerh ve haşiyeleri ile kendine has ayrı bir gelenek oluşturmuştur. Osmanlı Devletinin en önemli ilim adamlarından biri olan Molla Fenârî, birçok ilim dalında değerli eserler kaleme almıştır. Mantık ilmi alanında kaleme aldığı Fevaid el-Fenari isimli eseri bunlardan biridir. Esîrüddin el-Ebherî'nin İsagoci adlı eserine şerh niteliğindeki bu çalışması, gerek Mantık ilminin tartışmalı konularına getirdiği açıklamalar, gerekse de eğitim kurumlarında yüzyıllarca Mantık öğretimi için kullanılması nedeniyle önemli bir yere sahiptir. "Molla Fenari'nin, Fevaid El-Fenari Adlı Eserinin Tercüme Ve Değerlendirilmesi" adlı bu çalışmamız, Fenârî'nin mantık anlayışını ortaya koymayı hedeflemektedir. İki ana bölümden oluşan bu tez çalışmasının birinci bölümü, Molla Fenârî'nin Mantık ilmi ile ilgili görüşlerine, eserin değerlendirmesine ve konu hakkındaki anlayışının tespitini kapsamaktadır. İkinci Bölüm, Fevaid El-Fenari adlı Eserinin Tercümesine ayrılmıştır. Sonuç olarak, Fenârî'nin mantık ilmi anlayışına dair bu çalışmamız ile onun İslam mantık geleneğinin bir takipçisi olduğu ve alana yeni perspektifler kazandırdığı bilgisine ulaşılmıştır.

FelsefeMolla Fenariİslam felsefesi
Mustafa Akdeniz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Din eğitiminde din dili

Bilimsel disiplinlerce interdisipliner (disiplinlerarası) ölçekte değerlendirilen, özellikle felsefe ve din felsefesine konu olan din dili, din eğitimi bilim sahasında da çalışılması gereken önemli konulardandır. Din dilinin özellikle eğitim ve din eğitimi bağlamında ele alınmasının temel amacı; bilimin başlangıcı kabul edilen duyusal tecrübe perspektifinde, duyguların ve algıların ne kadar önem arz ettiğinin ifâde edilebilmesidir. Bu itibarla Din Eğitiminde Din Dili başlıklı bu tezle; çocuk, ergen, genç, yetişkin ve yaşlı kitlelerine yönelik din eğitiminde, din dilinin duygular ve algılar üzerindeki etkileri araştırılarak genelde eğitim, özelde ise din eğitimi bilim sahasına (küçük de olsa) katkı sağlamak amaçlanmaktadır.

Din diliDin eğitimiEğitim
Hamza Toprakoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Murtaza Mutahhari'de ilahi adalet

Teodise (adlî ilâhî), en genel anlamda her şeye rağmen Tanrı'nın adaletini sürdürülebilir olduğuna işaret eden Yunanca bir kavramdır. Hem İslâm dünyasında hem de Batı'da hakkında çok şey yazılıp çizilen bu problem din, felsefe, sanat, mitoloji, siyaset gibi eşitli alanlara konu olmuştur. Adlî ilâhî meselesinin elbette birçok bileşeni vardır. İrade, ihtiyar, cebr, ayrımlar ve imtiyaz, kaza ve kader, kötülük vs. bunlardan en önemlileridir. Bu başlıklardan en önemli olanı şüphesiz kötülüktür. Bu mevzu teodisenin en zor imtihan noktalarından birini oluşturmaktadır. Klasik İslam düşünce geleneğinde felsefi teodise tecrübesi Antik Yunan Felsefesi'nin de katkısını ihmal etmeden İbn Sînâ ve Fârâbî üzerinden tartışılmıştır. Gazzâlî'den Leibniz'e geçen bu mesele Batı'da yoğun tartışmalara sahne olmuştur. Yirminciyüzyıla gelindiğinde konu her zamanki varlığını sürdürüp müstakil eserlerin meydana gelmesine sebebiyet vermiştir.Bu eserlerden biri de Mutahharî'nin Adlî İlâhî eseridir. Bu eserde kilit bir yer işgal eden şer problemi adl ilkesi çerçevesinde, burhan (felsefî) yöntemiyle soruşturulmaktadır.

AdaletFelsefeMutahhari, Murtaza+2
Tahir Karaç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hüseyin Vâiz el- Kâşifî'nin Ahlâk-ı Muhsinî'si

İslâm ahlâk düşüncesinde ahlâk ile ilgili farklı türlerde birçok eser verilmiştir. Ahlâk-ı Muhsinî de siyasetnâme türü olarak dönemin sultanı Hüseyin Baykara'nın isteği üzerine Hüseyin Vâiz el- Kâşifî tarafından Ebü'l Muhsin'e ithafen yazılmıştır. Bu anlamda birçok İslâm ahlâkçısı ve eserinin akademik çalışmalara konu edildiği görülmektedir. Diğer taraftan yapılan incelemelerde Ahlâk-ı Muhsinî adlı eserin çok az sayıda akademik çalışmaya konu edildiği tesbit edilmiştir. Böylece bu çalışma kendi alanındaki bir açığın kapatılmasına katkı sağlamak amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda çalışmanın konusunu Osmanlı dönemi ahlakçılarından biri olan ve yazdığı eserlerle klasik dönem ahlak anlayışını önemli ölçüde yansıtan Hüseyin Vâiz el- Kâşifî'nin Ahlâk-ı Muhsinî' adlı eserinin incelenmesi oluşturmaktadır. Çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Hüseyin Vâiz el- Kâşifî'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgiler verilmektedir. İkinci bölümde Ahlâk-ı Muhsinî etraflıca ele alınmakta ve İslâm ahlâk düşüncesindeki yeri, içerik ve üslup açısından incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise eserde geçen belirli erdemler çerçevesinde Ahlâk-ı Muhsinî'nin içerik analizi yapılmaktadır. Anahtar Sözcükler : İslâm ahlâk düşüncesi, Ahlâk-ı Muhsinî, Siyasetnâme, Kâşifî, Erdem Sayfa Adedi : 70 Tez Danışmanı : Dr. Öğr. Üyesi Yunus KAPLAN

AhlakAhlak-ı MuhsinHüseyin Vaiz Kaşifi+3
Kasım Çazım
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bir eğitim kurumu olarak Ohin medresesi

Mensubu olduğumuz İslam dini, mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bütün ibadetlerden önce, bize okumayı emir buyurmuştur (Alak, 96/1). Bizleri yokluk karanlığından varlık âlemine çıkaran Rabbimiz, Peygamberler göndererek yaratılışımızın sırrını bizlere bildirmiştir. Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) vahyin ilk gelişiyle beraber, insanların cehaletten kurtulması için mescitlerde, camilerde ve sahabe evlerinde, İslami eğitim ve öğretim faaliyetlerini başlatmıştır. Müslümanların sayılarının artmasıyla beraber, İslami eğitim ve öğretim faaliyetleri için mescitler, camiler ve evler yetersiz kalmıştır. Ancak süreç içerisinde daha düzenli eğitim kurumu olarak medreseler ortaya çıkmıştır. Medreselere dair genel bilgiler birçok çalışmada bulunmaktadır. Yapılan bu çalışmanın amacı ise, medereselerin önemli bir parçası olan, ilgili ciddi akademik çalışmaların yapılmadığı ve yüz elli yıldan beri faaliyet gösteren Ohin Medresesi'ni gün yüzüne çıkarmak, özellikle toplumun ve din eğitimcilerinin istifadesine sunmaktır. Bu çalışmada Ohin Medresesini ele almadan önce medreselerin ortaya çıkış sebepleri, tarihsel süreç içerisindeki genel seyri kısaca ele alınmıştır. Daha sonra Ohin Medresesinin kurucuları, müderrisleri, yetiştirdiği âlimler, ürettiği eserler ve burada okutulan ilimler, ele alınmaktadır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme ile literatür tarama yöntemi kullanılmıştır. Ohin Medresesi ziyaret edilip, Ohin kütüphanesi hakkında inceleme yapılmıştır. Medresesinin müderrisleriyle görüşülmüştür. Ohin Medresesi ziyaret edildiğinde, Alaiyye Medresesinde iki yüz öğrencinin medresedeki sıralı kitapları okudukları, ayrıca hafızlık eğitiminin yapıldığı, Mısır'dan getirilen birikimli bir âlim olan Mustafa İbrahim tarafından pratik Arapça ve İngilizce konuşma eğitiminin de verildiği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ohin, medrese, müderris, tasavvuf, din eğitimi, eğitim, öğretim, âlim

Din eğitimi kurumlarıEğitim kurumlarıEğitim tarihi+5
Mehmet Aydın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Felsefi bir problem olarak ölümsüzlük düşüncesi ve Turan Koç örneği

İnsanlık tarihi boyunca birçok tartışmaya konu olan ölümsüzlük düşüncesi bu tezin temel tartışma alanını oluşturmaktadır. Hiç kuşkusuz ölümsüzlük düşüncesi dini inançların da önemli konularından biridir. Öyle ki İslam düşünce tarihinde ölümsüzlük hadisesi imanın altı şartından biri olarak kabul edilmektedir. Ölümsüzlük genel itibarıyla bir inanç olarak ele alınmıştır.Ölümsüzlük düşüncesinin temeli ruh-beden ilişkisi kapsamında ele alınır.Ruhun bedenden ayrı bir varlık olduğuna ilişkin düşüncenin ölümsüzlüğün önkoşulu olduğunu söylemek mümkündür. Ölümsüzlüğü kabul edip ruhun bedenden ayrı olduğu iddia edenlerin büyük çoğunluğu ölümsüzlüğün cismani olduğuna inanır. Cismani ölümsüzlük diriliş olarak da isimlendiriliyor. Ayrıca ölümsüzlüğün yalnızca ruh için geçerli olduğunu savunanlar da olmuştur. Benzer biçimde tenasüh öğretisinde de ölümsüzlük vardır. Buna göre iyi insanların ruhu iyi bir varlıkta tekrar dünya gelir, kötü insanların ruhu da kötü bir varlıkta bedenlenir. Bu çalışmada (i) ölümsüzlük düşüncesi, ahlaki, metafizik ve bilimsel açıdan değerlendirildi. (ii) Turan Koç'un 'ölümsüzlük düşüncesi'adlı eserinden hareketle ölümsüzlük düşüncesine yönelik felsefi bir bakış açısı geliştirilerek söz konusu tartışmanın din felsefesi literatürüne katkı sağlanması amaçlanmıştır.

Din felsefesiKoç, TuranTürk-İslam felsefesi+2
Ubeydullah Yaylacı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nüzûl sıralı sûrelere göre şahsiyet eğitimi (ilk beş sure)

Kur'an-ı Kerim, hayatın her alanına dokunan, emsali bulunmayan yegâne bir kitaptır. Vücut bulduğu Allah Resulüyle (s.a.v.), hayatın her alanına sözü olan ve pratiğe dökülebilen bu ilahi gök sofrası, hemen hemen her ayetinin merkezine insanı alarak örnek bir şahsiyetin eğitim sürecini başlatmaktadır. Zira vahiyle inşa olan bir şahsiyet, ancak gerçek manada kemalâtâ yol alabilir. Bu çalışmanın gayesi, bu ilahi mesajın inşa sürecinde vahyin indiği ortamı da göz önünde bulundurarak nüzûl sırasına göre inen sûrelerin, bir insanı nasıl mümtaz bir şahsiyet haline getirdiğini irdelemektir. Bu çalışmada, şahsiyet eğitimini ilgilendiren temel kavramlar konumuz mahiyetinde ele alınmış ve gereksiz açıklamalara girilmeden tanımlar yapılmaya çalışılmıştır. Bu tanımları yaparken, konumuza ışık olacak anlamlar bulabilmek için geniş kaynaklardan yararlanılmıştır. Şahsiyeti eğitimi yolunda inen sûrelere geçmeden önce bu sûreleri içinde barındıran vahyin tanımını yapıp, nüzûl ortamı hakkında bilgiler vermeye gayret edilmiştir. Bu ortamda inen vahyin, bahsettiği olumlu-olumsuz şahsiyet tipolojilerinin özelliklerini Kur'an perspektifinden hareketle ayetler ışığında açıklanmıştır. Bu tipolojileri açıklarken, özellikle şahsiyet eğitimine direk temas edecek ayetler verilmeye çalışılmıştır. Bu tez sonucunda eşkıyadan evliyalığa dönüşümün yolculuğunda vahyin nasıl bir yol izlediğini, nesne olmaktan kurtulup özne olmaya çalışan her insanın vahiyle inşa olmaya karar verdikten sonra nasıl şahsiyet haline geldiğini ayetler ışığında ve Allah Resulü' nün (s.a.v.) örnekliğinde açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Şahsiyet, Eğitim, Nüzûl, Kur'an-ı Kerim, Din, İnsan

KişilikKişilik eğitimiKur'an-ı Kerim+3
Mehmet Ali Timur
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ahlâkî bir erdem olarak hikmet -İbn Miskeveyh örneği-

Hikmet, düşünce tarihinde sıkça rastlanılan ve hemen hemen her filozof tarafından kullanılmış bir kavramdır. Bu kavramın ahlâk felsefesinde de kullanıldığı görülmektedir. Araştırmamızın ilk amacı hikmet kavramının tanımı, mahiyeti, kısımları ve İbn Miskeveyh öncesi dönemde nefis ve hikmetin nasıl ele alındığını belirlemek olacaktır. Çalışmamızın ikinci amacı, özellikle İslam ahlâk felsefesi tarihinde, Muâllim-i Sâlis ünvanına sahip olan, ahlâk felsefesine özellikle Tehzîbü'l-ahlâk, Tertîbü's-saâdât ve Fevzü'l-asgar ile büyük katkı yapan İbn Miskeveyh'in nefis anlayışını ele almak olacaktır. Çalışmanın sonunda ise ahlâkî bir erdem olan hikmetin kaynağı, hikmet olarak görülen erdemler ve hikmet ile mutluluk ilişkisi İbn Miskeveyh'in görüşleri doğrultusunda ortaya konulmaya çalışılacaktır. Hikmet kavramı, felsefenin teorik kısmını teşkil etmesiyle beraber bu ilmin uygulanması açısından pratik yönünü ortaya koymuştur. Bu çalışmada hikmetin bir erdem olarak nerede olduğu, neyi kapsadığı ve İbn Miskeveyh'in pratik hikmet düşüncesi, onun nefis teorisi üzerinden aydınlatılmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: İbn Miskeveyh, Felsefe, Hikmet, Nefis, Ruh, Ahlâk, Erdem.

AhlakAhlak felsefesiErdem+4
Fatma Sena Kara
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki dinler tarihi çalışmalarında Mehmet Aydın'ın yeri ve önemi

Ülkesini ulusal ve uluslararası alanlarda temsil eden, yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren ilim insanlarını tanımak, tanıtmak; başkalarına ilham olması açısından önemli ve gerekli bir çabadır. Her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de böylesi önemli şahsiyetler olmuş ve bu şahsiyetlerinde yetiştirdiği kuşaklar var olmaya devam etmektedir. Dinler Tarihi sahasına bakıldığında ilk Türk dinler tarihçisi ünvanına sahip olan Hikmet Tanyu'nun, Dinler Tarihi alanının günümüzdeki halini almasında rolü çok büyüktür. Onun danışmanlığında birçok akademisyen yetişmiştir ve bunlardan biri de bu çalışma konusunu oluşturan Mehmet Aydın'dır. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; konular arasında bütünlük olması açısından, öncelikle Türkiye'deki Dinler Tarihi çalışmalarının tarihsel seyrine yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Mehmet Aydın'ın kısaca hayatına değinilmiş ve yaptığı çalışmalar hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Yaptığı çalışmalardan kasıt, yazdığı ve çevirilerini yapıp okurlarına sunduğu kitaplar, kendi yazdığı yahut çevirisini yaptığı makaleleri, ulusal ve uluslararası bildirileri, yurt dışı yayınları, ansiklopedik madde yazarlığı gibi başlıklandırmalar bulunmaktadır. Üçüncü bölümde onun çalışmaları dışında ayrıca Dinler Tarihi çalışmalarına katkısı ve düşüncesinin ana hatlarına da yer verilmiştir. Asıl olarak hangi konuları çalıştığı, hangileri üzerinde daha çok durduğu ya da neden bunları çalışmayı gerekli gördüğü hususlarına değinilmiştir. Dinler Tarihinde birçok metot kullanılmaktadır fakat bu bölümde Aydın'ın çalışmalarında özellikle belirgin olan metotlar ele alınmıştır. Bunlar sırasıyla; filolojik, deskriptif, karşılaştırmalı ve fenomenolojik metotlardır. Bu konunun ele alınmasındaki asıl neden, geniş çapta çalışmaları olan Mehmet Aydın'ın, bir iki makale dışında Dinler Tarihi sahasına yeterince tanıtılmamış olmasıdır. Bu yüzden Mehmet Aydın'ın hayatı, eserleri, yetiştirdiği öğrencileri; Dinler Tarihine katkıları, düşüncesinin ana hatları ve çalışmalarında kullandığı metodlar, doğrudan onun eserleri esas alınarak hazırlanmıştır.

Aydın, MehmetDinler tarihiYöntemler
Ferya Elçi Ekmekçi
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Annemarie Schimmel and her contributions to the science of history of religions

Between the years 1955-1959, Annemarie Schimmel (1922-2003) was appointed as the head of the History of Religions Department of Ankara University Faculty of Theology. Schimmel has made significant contributions to the development of History of Religions Science in Turkey and has trained the first doctoral student of Turkey in the History of Religions. She has taught History of Religions for five years in Turkey and written a book on this science to be taught in the History of Religions Course. On the other hand, Schimmel presided the International Association of the History of Religions (IAHR) that has a significant impact on the institutionalization of the history of Religions for a decade and she has given many conferences about History of Religions and contributed to this branch with her studies. The aim of this study is to examine Schimmel's contribution to the History of Religions and view her thoughts, studies and methodology in this field. The first part includes Schimmel's life, personality and studies. In the second part, her thoughts on issues related to the History of Religions are emphasized. In the final part, Schimmel's contributions to the History of Religions and how she used the methods of this science are studied. While conveying information about Schimmel's life and works, her autobiographical work and articles written after her death were used. The part including the main lines and methodology of her perspective among with her contributions to the History of Religions were formed by making inferences from her own works. During the preparation of the study, historical and phenomenological methods were used. Schimmel's Religious Scientist aspect was tried to be given without neglecting her motto : "Human being fathoms as much as he talks!".

BiographyHistory of religionsPhenomenology+3
Hatice Çelik Bartın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Peyami Safa'nın genel eğitim bağlamında din eğitimi ile ilgili görüşleri

Türk edebiyatının ve Türk fikir hayatının önemli şahsiyeti olan Peyami Safa'nın hayat mücadelesinde genel eğitim anlamında din eğitimi için verdiği mücadele bu tezin ana esasını oluşturur. Milli, maneviyatçı, mukaddesatçı düşünceleriyle bilinen Peyami Safa zor yaşam koşullarında yetişmiş olmasına rağmen, bu zorluklar, onu yıldırmamış, bildiği doğruları söylemekten alı koymamıştır. Özellikle de döneminin birçok ilmini kalem oynatacak kadar öğrenmiştir. Edebiyat, edebi akımlar, felsefe, sosyoloji, psikoloji ve mantık alanlarında kendini yetiştirmiş makale, fıkra, roman, hikaye ve tiyatro gibi edebi türlerde eserler yazmıştır. Türk inkılabının doğru bir şekilde anlaşılması için etkin bir mücadele vermiş, döneminde din eğitiminin yapılması hususunda gayret etmiştir. Peyami Safa, yazılarında "terbiye" ve "din terbiyesi" kavramlarını kullanmıştır. Genel eğitim anlamında Maarif Vekâletinde (Milli Eğitim Bakanlığı) gördüğü aksaklık ve eksiklikleri yazmıştır. Ayrıca din eğitimin yapılmasına yönelik ülke genelinde konulan engeller ve oluşturulan manipülasyon ile dezenformasyona karşı mücadele etmiştir. Safa, din ve bilimin bir arada olabileceğini dolayısıyla eğitim sistemimin her kademesinde genel eğitim ile birlikte din eğitimin de verilebileceğini din eğitimi ve öğretiminin genç nesle gerekli olduğunu karakter, nitelik, ahlak kazandırılması açısından son derece önemli ve elzem olacağını düşünmüştür. Ayrıca din ile bilimin birbirinden ayrı olmadığını söylemiş, bunun için dünya bilim tarihine damga vurmuş şahsiyetleri örnek olarak vermiştir. Peyami Safa, bunun yanında özellikle gençler arasında yayılan ateizmle de mücadele etmiştir.

Din eğitimiEdebiyatEğitim+2
Nebi Kaçira
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yapay zeka ile ilgili iddiaların Tanrı tasavvurları açısından değerlendirilmesi

Yapay zekâ teknolojilerindeki gelişim hızla devam etmektedir. Bu gelişim hem niceliksel hem de niteliksel boyutlarda kendini göstermektedir. Bu durum, geçmişten günümüze yapay zekâ ile ilgili pek çok iddianın tekrar gündeme gelmesine ve yeni iddia ve teorilerin ortaya atılmasına sebep olmuştur. Din felsefesinin en önemli konularından biri olan Tanrı tasavvurları, âlemdeki olaylar ve olguların etkisiyle şekillenmektedir. Yapay zekâ teknolojilerindeki gelişim, âlemde gözlemlediğimiz yeni bir olgudur ve bu yeni olgu teolojik açıdan incelenmelidir. Bu bağlamda, teolojik iddialar Tanrı tasavvurları açısından değerlendirilmelidir. Konumuzla ilgili iddialar şunlardır: Yapay zekânın bilinç ve irade sahibi bir varlığa dönüşeceği, yapay zekânın insandan üstün bir konuma ulaşacağı, yapay zekânın kendisinden daha zeki yapay zekâlar üreteceği ve transhümanizmin iddialarıdır. Bu iddialar her ne kadar teknoloji ile ilgili görünse de aslında ontolojik iddialardır, çünkü insanın yeryüzündeki istisnai konumunu sorgulatan ve klasik Tanrı anlayışlarını etkileyen bir mahiyet taşımaktadırlar. Bu iddialar, Tanrı'nın âleme nasıl müdahil olduğu ile ilgili düşüncemizi ve dolayısıyla Tanrı tasavvurumuzu etkileyecek gibi görünmektedir. Yapay zekâ, insanın varlık âlemine, kendisine ve Tanrı'ya dair birçok sorunun cevabını bulabileceği ve belki de yeni soruların üretileceği bir alandır. Bu çalışmada, yapay zekâya kaynaklık eden bilgisayar teknolojisi ve yapay zekâ programlarının tarihsel süreci kısaca anlatılmıştır. Daha sonra, yapay zekâ ile ilgili gelecekte gerçekleşmesi beklenen iddialar ortaya konmuş ve bu iddialara yönelik eleştiriler ele alınarak, iddiaların gerçekçiliği değerlendirilmiştir. Başlıca Tanrı tasavvurlarından teizm, deizm, panteizm ve panenteizmin, varlıkların ortaya çıkmasında, varlıklarını devam ettirmesinde, gelişmesinde, kısaca yeryüzündeki bütün olaylarda Tanrı'ya atfettikleri roller kısmen betimlenmiştir. Ardından, yapay zekâ ile ilgili iddialar bu Tanrı tasavvurları açısından değerlendirilmiş ve yapay zekâ ile ilgili iddiaların bu Tanrı tasavvurları ile uyumlu veya çelişkili yönleri ortaya konmaya çalışılmıştır.

Hurşit Erbek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Din eğitiminin depresyonu azaltıcı etkileri

Din Eğitimi bireyin doğumundan ölümüne kadar hayatın her alanında bireyle ilişkisi olan bir alandır. Bu açıdan disiplinler arası bir nitelik taşımaktadır. Din eğitimi ve depresyon arasındaki bağlantı bu disiplinler arası özelliğe dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı din eğitiminin insanı disiplinize ve motive eden yönünü depresyonu azaltıcı etkiler ile bütünleştirmektedir. İnsanın sağlığına olumlu etkileri bulunan dini bilgilerin önemini vurgulamak ve bu alanda yapılan çalışmaların genişletilmesine kaynaklık etmek bu araştırmanın en temel amaçları arasındadır. Önemli bir problem durumu olan depresyon hayatın her alanına etki etmektedir. Yapılan bazı araştırmalar Dindarlık seviyesi yüksek olan insanların, kalp ve damar hastalıklarına daha az yakalandıkları, ölüm nedenlerinin strese bağlı hastalıklardan kaynaklanmaması ve daha uzun süre yaşadıklarını ortaya koymuştur. Bireye verilen dua, tevekkül, inanç, gibi birçok çeşitli öğretinin manevi boyutu ruh sağlığı ile bağlantılıdır. Bu eğitimin depresif belirtiler gösteren bireylere tesirleri bilimsel araştırmalar ışığında ele alınarak depresyonu azaltacak sonuçları ortaya koymayı hedeflemekteyiz. Gerek ülkemizde gerekse yurt dışında yapılan istatistiksel çalışmalarla elde ettiğimiz neticelerle disipliner arası bir faydalı bir çalışma ortaya koymayı umut etmekteyiz.

Başa çıkmaDepresyonDin+7
Esma Nur Bezek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kuşak farklılaşması açısından Tatvan'da sekülerleşme eğilimleri: Sosyolojik bir araştırma

Sekülerleşme, düşünsel kökenleri itibariyle Batı'da modernleşme ile birlikte ortaya çıkan bir süreç olsa da modernleşmenin küreselleşmesiyle birlikte Batı dışı toplumlarda da deneyimlenmeye başlanmıştır. Yaklaşık iki asırlık bir modernleşme tecrübesine sahip Türkiye'nin sekülerleşme sürecinden uzak kaldığı düşünülemez. Türkiye'de yaşanan sekülerleşme süreci bugün geleneksel kültürün halen hâkimiyetini sürdürdüğü düşünülen Doğu bölgelerindeki yerleşim birimlerinde de kendisini hissettirmektedir. Doğu Anadolu'nun ve Van Gölü havzasının en önemli yerleşim birimlerinden biri olan Bitlis'in Tatvan ilçesinde de önceki kuşaklara kıyasla yeni kuşakların dine ve bununla bağlantılı olan geleneksel kültür formlarına yaklaşımlarında son yıllarda gözle görülür bir dönüşüm yaşanmaktadır. Tatvan'da yeni kuşaklar göç, kentleşme, küreselleşme, kapitalizm, modern eğitim, politik tartışmalar ve teknolojideki hızlı değişimler gibi dinamiklerin etkisiyle sekülerleşmeye doğru bir eğilim göstermektedirler. Bu çalışmada da Tatvan'da genç kuşağın yaşadığı bu sekülerleşme süreci kuşak farklılaşması bağlamında çözümlenerek ortaya konmaya çalışılmıştır. Örneklem grubu olarak seçilen farklı yaş, meslek ve eğitim düzeyine sahip 15 ebeveyn katılımcı ve onların çocuklarıyla nitel araştırma yönteminin fenomenoloji deseni doğrultusunda derinlemesine görüşmeler yapılmış ve elde edilen veriler çeşitli temalar üzerinden mukayese edilerek analiz edilmiştir. Ulaşılan sonuçların çalışmanın hipotezini doğruladığı görülmüştür. Tatvan'da kuşaklar arasında derin bir farklılaşma yaşanmakta ve genç kuşak sekülerleşme eğilimi göstermektedir.

Bitlis-TatvanDin sosyolojisiKuşak farklılıkları+3
Enez Şulan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Modern değerler eğitimi ile İslâmî değerler eğitiminin mukayesesi

Değer, insanın varlığa ve olaylara bakışını ve algılayışını etkileyen en önemli etkenlerden biridir. Değerleri algılama biçimlerindeki farklılıklar, olguların, olayların ve davranışların farklı yorumlanmasının temel nedenidir. Her Eğitim sistemi kendi değerlerini benimsemiş bireyleri yetiştirmeyi hedeflediğinden değerler, eğitilenlerin eğitimlerindeki temel dinamikleridir. Modern değerler Eğitiminin fikri altyapısı ilgili düşünürlerin görüşlerine ve siyasi ortama bağlı olmaktadır. Bu bağlamdaki düşünürlerin görüşleri ile siyasi ortamı bilmek önem arz etmektedir. İslami değerlerin fikri alt-yapısı, vahye ve Hz Muhammed'e dayanmaktadır. Her iki eğitim sisteminin değer kaynaklarına ve fikri alt yapılarına bağlı, iki eğitim sistemi arasındaki temel farklar ve bu farkların sonuçları ile benzer yönleri ortaya çıkmaktadır. Bu durumun ortaya konulması, İslami değerler eğitimi ve din eğitimi bilim dalı için önem arz ettiğinden konumuz gereği çalışmamızda İslami değerler eğitimi ile Batı değerler eğitiminin üze-rinde durulmaktadır. Ayrıca her iki eğitim sisteminin değerler fikir alt yapılarının dayandığı kaynaklar ve kişiler dile getirilmektedir.

DeğerlerDeğerler eğitimiDini değerler+4
Sinan Levent
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Mostarî'nin Şerhu Îsâgûcî adlı eserinin tasavvurât bölümü üzerine bir inceleme

Daha önce nüveleri olmakla birlikte mantığın asıl kurucusu Aristoteles'tir. Mantık, doğru düşünmenin ilkelerini konu edindiğinden kurucusundan günümüze kadar ehemmiyetinin korumuş bir yöntembilim olarak karşımıza çıkmaktadır. Aristoteles'ten beri oluşan mantık külliyâtı içerisinde Porphyrios'un Îsâgûcî'si önemli bir yere sahiptir. Bu önem İslâm mantık dünyasında da karşılık bulmuştur. Ebherî'nin yazdığı Îsâgûcî, İslâm dünyasında yazılmış en önemli çalışmalar arasında yer almaktadır. Ebherî'nin Îsâgûcî'sine tarih boyunca pek çok şerh yazılmıştır. Zamanla oluşan bu şerh geleneğine katkı sunan eserlerden biri de tezimizin konusunu teşkil eden, Bosnalı ilim adamı Mostarî'nin yazmış olduğu Şerhu Îsâgûcî adlı eserdir. Şerhu Îsâgûcî, tasavvurât ve tasdikât olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Bu tezin konusunu bölümlerden ilki oluşturmaktadır. Mostarî, bu bölümde ilk olarak mantığın kelime anlamı, işlevi, tanımı ve konuları üzerinde durmuştur. Ardından tasavvurât bölümüne, Îsâgûcî kelimesinin etimolojik çözümlemesini yaparak geçmekte son olarak delâlet, lafız çeşitleri, beş tümel ve tanım teorisiyle bölümü tamamlamaktadır. Bu çalışmada, söz konusu kronoloji takip edilerek adı geçen konular incelenmiştir. Çalışmanın sonunda, incelenen eserin tercümesi verilerek çalışma tamamlanmıştır. Böylece, Mostarî'nin İslâm mantık geleneği içerisinde nerede konumlandırılabileceğine dair bir fikir verilirken aynı zamanda bu geleneğe yapmış olduğu katkı ve eleştiriler de belirginleştirilmeye çalışılmıştır.

DelaletLafızMantık+4
Leyla Dündar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Hazm'da tanrı hakkında konuşmanın imkânı

Din felsefesinin tartışmalı konularında yer alan din dili, Tanrı hakkında konuşmak diye de adlandırılabilmektedir. Din dili konusunda Tanrı başta olmak üzere O'nun varlığı, sıfatları insan ile olan ilişkisi ve mahiyeti yer almaktadır. Bunun yanı sıra Tanrı'ya atfedilen dinî söylem ve ifadeler ve bunların anlamlılığı bakımından yapılan değerlendirmeler din dilinde önemli bir konuma sahip olmaktadır. Tanrı hakkında konuşmanın imkanı üzerine Batı düşünce dünyasında hararetli tartışmalar yapıldığı gibi İslâm düşünce dünyasında bilhassa kelâm alanında da aynı duruma şahit olmaktayız. Mu'tezile, Mücessime, Dehriyye, Müşebbihe gibi itikâdi mezhepler başta olmak üzere diğer mezhepler tarafından konuyla ilgili ortaya koyulan görüşler din dili tartışmalarını ortaya koymaktadır. Tanrı hakkında konuşmanın imkanı üzerine Zâhirîlik düşüncesiyle hareket ederek görüşlerini öne süren İbn Hazm, ilâhî sıfatlar ve Tanrı'nın varlığı meselelerinde din dili tartışmalarına dolaylı olarak dahil olmaktadır. O, itikâdi mezheplerin görüşlerine dair tenkitlerini aklî ve naklî delillerle dile getirirken Tanrı hakkında konuşmanın tenzih edici şekilde imkanı olabileceği üzerinde durmaktadır. Savunduğu bu görüşün temeline ise nassları ve mantıkî ilkeleri koymaktadır. Bu çalışmamızda İbn Hazm'ın, din dili tartışmalarındaki yaklaşımını değerlendirip Tanrı hakkında konuşmanın ancak tenzihî dil ile olabileceği görüşünü günümüz din dili tartışmaları üzerinden karşılaştıracağız. İbn Hazm'ın, tenzihî dil anlayışına dair farklı yaklaşımı ve kendine has yöntemi üzerinde durmayı din dili tartışmalarına yeni bir bakış açısı oluşturacağını düşündüğümüz için bu hususu geniş tutmaya çalışacağız. Konuya ilişkin önemli hususları öne sürmeden önce onun İslâm kelâmındaki İlahi sıfatlar ve Tanrı'nın varlığı konularına dair görüşlerini ele alıp dinî metinleri anlama ve yorumlamada benimsediği Zâhirî yöntemini değerlendireceğiz. Çalışmamız, din dili tartışmalarına dair öne sürülen Batı düşünce dünyasının ve İslâm kelâmının görüşleriyle sınırlı olmakta ve İbn Hazm'ın ilgili konuya dair tavrını ortaya koymaktadır.

Bahar Kızıl
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaöğretimde eğitim gören Z Kuşağı öğrencilerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine yönelik tutumlarının incelenmesi (Van ili örneği)

Bu çalışmada, Türkiye'deki Z Kuşağı'nın önemli bir bölümünü oluşturan, ortaöğretimde öğrenim gören Z Kuşağı öğrencilerinin farklı değişkenler doğrultusunda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) dersine yönelik tutumlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, ortaöğretimde öğrenim gören Z Kuşağı öğrencilerinin DKAB dersine yönelik tutumları; cinsiyet, sınıf kademesi, okul türü, baba eğitim düzeyi, anne eğitim düzeyi, baba mesleği, anne mesleği, ailenin sosyoekonomik düzeyi, DKAB dersinin seçmeli olması durumunda dersin seçilme durumu, günlük teknoloji kullanım süresi, bu yaşa kadar cami ziyaret etme sıklık düzeyi olmak üzere on bir farklı değişken doğrultusunda incelenmiştir. Z Kuşağı öğrencilerinin DKAB dersine yönelik tutumlarını inceleyen özgün çalışmalardan biri olması nedeniyle bu çalışmanın literatürdeki boşluğu doldurarak alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmanın evrenini, Van İlindeki ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrenciler oluştururken; örneklemini ise 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Tuşba Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Fen Lisesi, İki Nisan Anadolu Lisesi, Van Güzel Sanatlar Lisesi, Van Spor Lisesi, Münci İnci Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören (406'sı kız ve 321'i erkek) 727 Z Kuşağı öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri uzman görüşüne dayalı olarak hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" ve Kaya (2001) tarafından geliştirilen "DKAB Dersi Tutum Ölçeği" aracılığıyla toplanmış; SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde "Bağımsız Grup t Testi", "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)" ve gruplar arası karşılaştırmalarda "Games-Howel" ve "Scheffe" testleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, okul türü, anne-baba eğitim düzeyi, anne-baba mesleği, aile sosyoekonomik düzeyi, DKAB dersinin seçmeli olması durumunda dersin seçilme durumu, günlük teknoloji kullanım düzeyi ve cami ziyareti yapma düzeyi değişkenlerinin öğrencilerin DKAB dersine yönelik tutumları üzerinde anlamlı etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Din eğitimiDin kültürü ve ahlak bilgisi dersiTutumlar+1
Banur Arslan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tevhid ve Sünnet Cemaati'nin anlayışında kadınların toplumsal konumu: sosyolojik bir alan araştırması

Kadın ontolojik statüsü ve sahip olduğu hak ve sorumluluklar bağlamında günümüze değin süregelen tartışma konularından biri olmuştur. Bu tartışmanın şekillenmesinde, kuşkusuz, egemen inanç ve düşünce sistemleri belirleyici rol oynamaktadır. Bu bağlamda yürütülen bu araştırma, mevcut inanç ve düşünce sistemlerinden ayrıştığını ve kadın konusuna özgün bir yaklaşım sergilediğini öne süren Tevhid ve Sünnet Cemaatinin kadın anlayışını incelemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu bu inceleme, 13 cemaat üyesiyle yarı yapılandırılmış mülakat, katılımcı gözlem ve belgesel analiz tekniklerinden yararlanarak gerçekleştirilmiştir. Bu incelemeden elde edilen verilerin analizinde tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırma bulguları, cemaatin kadını ontolojik düzeyde erkekle eşit bir birey olarak kabul ettiğini göstermektedir. Ancak toplumsal alana geçildiğinde, ilahi kaynaklı olduğuna inanılan yapısal farklılıklar vurgulanarak "cinsiyet eşitliği" kavramı reddedilmektedir. Bunun yerine, cinsiyetler arasındaki farklılıkları kabul eden ve bu farklılıkları göz önünde bulunduran "cinsiyet adaleti" kavramını çağrıştıran "denge ve tamamlayıcılık" kavramları tercih edilmektedir. Bu bağlamda, kadın ve erkeğin yapısal özellikleri itibarıyla birbirinden farklı şekilde yaratıldığı kabul edilmektedir. Bu farklılığa binaen, cinsiyetlere özgü hak ve sorumlulukların ilahi kaynaklı olduğu belirtilmektedir. Yanı sıra kadınların konumuna dair üretilen söylem ise, dinî normlara sadakati önceleyen ancak pratikte modern toplumsal gerçekliklerle sınırlı ölçüde temas kuran bir denge arayışını yansıtmaktadır. Cemaatin bu kadın anlayışı, kendisiyle selefi kimliği paylaşan diğer cemaatlerde de gözlemlenmektedir. Cemaat, kadın anlayışı bakımından "yeni selefilik" düşünce yapısı içerisinde konumlandırılabileceği görülmektedir.

Din sosyolojisiKadınlarSelefiye+1
Mehtap Deniz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Fârâbî ve Sühreverdî'de kötülük sorunu ve ilâhî adalet

Bu çalışma, İslam düşünce dünyasının iki önemli felsefe geleneğini temsil eden Fârâbî ile Sühreverdî'nin kötülük sorunu ve ilâhî adalet konusuna dair yaklaşımlarını ele almaktadır. Fârâbî, sudûr nazariyesi bağlamında varlık âlemindeki eksiklik-noksanlık-zıtlık gibi durumlardan kaynaklı kötülüğü değerlendirerek, onun varlığını iyiliğin yokluğuna göre izah etmekte; ilâhî adaleti her bir varlığın liyakatleri ölçüsünde paylarını alacak şekilde yetkinleşmesine bağlamaktadır. Nûr metafiziğine dayandıracak şekilde bir varlık anlayışına sahip olan Sühreverdî, kötülüğü, nûrun yokluğu olarak ifade etmekte; ilâhî adaletin ise varlıkların ilâhî nûra yakın olmalarıyla gerçekleştiğini beyan etmektedir. Fârâbî bunu nedensel bağlamda akıl ile açıklarken; Sühreverdî, keşf ve iç aydınlanma üzerinden nûr- zulmet ilişkisi bağlamında açıklamaya çalışmaktadır. Her iki filozof da varlık âleminde hiçbir çarpıklığın olmadığını, her şeyin aslında bir liyakat ve yetkinlik üzere ilâhî adaletle gerçekleştiğini vurgulayarak ahlâkî iyilik ve kötülüğe dikkat çekmektedirler. İslam düşüncesinde birbirinden farklı iki ekolün temsilcileri olan Fârâbî ile Sühreverdî'nin bu konuya dair özgün yorumlarının yanı sıra; bu sorunun felsefe ve kelam tarihinde tartışılıyor olması, çıkan tartışmalarla beraber her bir farklı görüşün çeşitlilik olarak literatüre katkısı çalışmanın önemini arttırmaktadır. Amacımız, bir Meşşâî, bir de İşrâkî ekol temsilcisi olan önemli iki filozofun kurmuş oldukları sistem içerisinde kötülük sorunu ile ilâhî adalete dair bakış açılarını ele alarak, benzer ve farklı yönleri üzerinden mukayeseye dayalı bir çözümleme yapmaktır.

Emine Sarıhan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00