İstanbul 29 MayIs University
Discipline

Psychology

İstanbul 29 MayIs University

2,807

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Annelerin çocukluk çağı ruhsal travmaları ile çocuklarındaki depresif semptomlar arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü ve kapsayıcı işlevlerinin aracılık etkisinin incelenmesi

Bu araştırmada, çocukluk çağı travması yaşayan annelerin duygu düzenleme güçlükleri ile kapsayıcı işlevlerindeki zorluklar nedenli çocuklarında görülebilecek depresif semptomun tespit edilebilmesi amaçlanmıştır. Katılımcılara; demografik bilgi formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33), Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği (DERS-16), Ebeveyn Kapsayıcı İşlevler Ölçeği (KİO) ve Çocuk Depresif Semptom Ölçeği (CDSÖ) uygulanmıştır. 688 kişiden oluşan 37-80 aylık çocukların annelerinden alınan bilgi ile hipotezler Yapısal Eşitlik Modellemesi tekniğiyle seri çoklu aracılık modeli yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. İki aracı değişkenin olduğu bu modelin 1 doğrudan ve 3 dolaylı etki içerdiği görülmüştür. Araştırma sonucuna göre, annelerin çocukluk çağı travmaları ile çocuklarında görülebilecek depresif semptom arasındaki ilişki doğrulanabilmiş ve bu ilişkiye annenin duygu düzenleme güçlükleri ile kapsayıcı işlevlerinin aracılık ettikleri tespit edilmiştir. Bu sonuçlarla birlikte, annenin çocukluk çağı travmasının annenin kapsayıcı işlevleri üzerinden çocuk depresif semptoma olan etkisi de istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Fakat, annenin çocukluk çağı travmasının duygu düzenleme güçlüğü aracılığı ile çocuk depresyonuna etkisi istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Modelde yer alan tüm iç ve dış değişkenlerin birbirleri üzerindeki doğrudan, dolaylı ve toplam etkileri rapor edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk depresyonu, Çocukluk çağı travması, Duygu düzenleme güçlüğü, Kapsayıcı işlevler

AnnelerDepresyonDuygu düzenleme güçlüğü+4
Ayşe Ceviz Turan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde aleksitimi ile yeme tutumları ve sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Tez kapsamında öncelikli olarak; aleksitimi, yeme tutumları ve sosyal medya kullanımı kavramları çeşitli kuramlar çerçevesinde incelenecektir. Sonrasında Türkiyede öğrenim görmekte olan üniversite öğrencilerinin aleksitimi düzeyleri ile yeme tutumları ve sosyal medya kullanım motivasyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda üniversite öğrencilerine 4 farklı ölçek uygulanacaktır. Veriler internet ortamında toplanacak ve bilgisayar ortamında analiz edilecektir. Kullanılacak olan ölçekleri ise yaş, cinsiyet, vs. gibi demografik verilerin yer aldığı bir Demografik Veri Formu; Toronto Aleksitimi Ölçeği, Hollanda Yeme Davranışı Anketi ve Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeği olarak belirlenmiştir.

Üniversite öğrencileriAleksitimiAffektif semptomlar+3
Yunus Emre Demir
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kendiliknesnesi ihtiyaçlarının arkadaşlık ilişkileri ile ilişkisinde ebeveynlik biçimlerinin aracılık rolünün incelenmesi

Bu araştırmada üniversite öğrencilerinde kendiliknesnesi ihtiyaçlarının arkadaşlık ilişkilerine ilişkisinde algılanan ebeveynlik biçimlerinin aracılık rolü incelenmiştir. Araştırma grubu, 2020-2021 eğitim/öğretim yılında Ankara ilindeki üniversitelerde öğrenime devam eden 614 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma grubu tesadüfi-rastgele örnekleme yoluyla seçilerek oluşturulmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Kendiliknesnesi İhtiyaçları Envanteri (Yurduşen ve Gençöz, 2018); "Arkadaş İlişkileri Ölçeği (Kaner, 2000); Young Ebeveynlik Ölçeği (Soygüt, Çakır ve Karaosmanoğlu, 2008); ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişkiler Pearson Korelasyon Katsayısı ile, kendiliknesnesi ihtiyaçlarının arkadaşlık ilişkileri ile ilişkisinde ebeveynlik biçimlerinin aracılık etkisi ise yapısal model ile test edilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 22.0 ve LISREL 8.80 paket programları kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, kendiliknesnesi ihtiyaçları alt boyutlarından idealizasyon/ikizlikten kaçınma ihtiyacı ve idealizasyona yaklaşma ihtiyacı ile anne baba ebeveynlik biçimleri arasında anlamlı ilişkiler elde edilmiştir. İdealizasyon/İkizlikten kaçınmanın arkadaşlık ilişkisine olan etkisinde algılanan anne ve babanın ebeveynlik biçimlerinin kısmi aracılık etkisi olduğu saptanmıştır ve bu etki negatif yöndedir. Diğer yandan idealizasyona yaklaşma ihtiyacının arkadaşlık ilişkisine etkisinde, algılanan baba ebeveynlik biçimlerinin kısmi aracılık etkisi olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kendiliknesnesi İhtiyaçları, Akran İlişkileri, Ebeveynlik Biçimleri, İkizlik Aktarımı

Akran ilişkileriArkadaşlıkEbeveynler+5
Kamil Tuzgöl
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

The mediatory role of ontological well-being in association of rational emotive self-determination with mental health of adolescents

Irrational beliefs (IBs) and satisfaction of basic psychological needs (BPNs) have been shown to be universal and important predictors of mental health. The association of IBs with both ill-being and well-being has been well documented. Similarly, the degree of satisfaction of BPNs has been shown to be highly correlated with both ill-being and well-being indicators. In this regard, Rational Emotive Self-Determination (RESD) defined IBs within the context of BPNs which provides an integrated approach for understanding mental health. Although the associations of IBs and BPNs with mental health have been demonstrated in numerous studies, there is still a need to investigate the underlying mechanisms responsible for these relations. In the present study, RESD was used to evaluate IBs within the context of BPNs and ontological well-being (OWB, or personal life projects) were proposed as a potential mediator in association of RESD with ill-being on the one hand and well-being on the other. Data were collected from 429 adolescents (243 females, 186 males) with the mean age of 16 and analyzed by using structural equation modeling. Participants were completed Rational Emotive Self-determination Scale for Adolescents, Ontological Well-being Scale, Psychological Well-being Scale and Depression, Anxiety and Stress 21 scale. Both the analysis of the measurement model and structural model showed an acceptable fit. Results indicated that the association of RESD with well-being was partially mediated by OWB and similarly the association between RESD and ill-being was partially mediated by OWB. These findings revealed that the IBs about satisfaction of BPNs contributed the well-being and ill-being of adolescents directly and also through personal life projects (OWB).

Irrational beliefsAdolescentsPsychological needs+4
Hilal Akçay Usun
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuk saldırganlığına yönelik anne baba tutum ölçeği

Günümüzde saldırganlık ve şiddetin tüm dünyada ve ülkemizde her geçen gün artış gösterdiği yazılı, görsel ve dijital medya aracılığıyla ortaya koyulmaktadır. İnsan yıkıcılığının bireysel ve toplumsal bağlamda ortaya çıktığı; savaş, salgın hastalıklar, doğanın tahrip edilmesi, kadına, çocuklara, hayvanlara yönelik şiddet, ayrımcılık ve zorbalık gibi durumlar saldırganlığın kökenlerini araştırmayı ve bu konuda önleyici çalışmalar yapmayı önemli kılmaktadır. Alanyazında şiddet ve saldırganlığın sebeplerini ortaya koyan bilimsel araştırmalar incelendiğinde, anne ve baba tutumlarının çocuk saldırganlığı üzerinde önemli bir etkisi olduğuna dair çeşitli bulgulara rastlanmaktadır. Saldırganlık ve anne baba tutumları üzerine araştırma yapabilmek adına çeşitli ölçme araçları incelendiğinde, bu iki konuyu ayrı ayrı değerlendiren ölçekler olmasına karşın, çocuk saldırganlığı karşısında anne ve babaların nasıl tepkiler verdiğini bir arada inceleyen bir ölçeğe rastlanamamıştır. Bu bağlamda, araştırmanın temel amacı çocuk saldırganlığına yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Ölçeğin teorik alt yapısı psikanalitik kurama dayanamaktadır. Ölçek geliştirme sürecinin geçerlik ve güvenirlik analizleri çatısı altında; kapsam geçerliği, yapı geçerliği ve ölçüt geçerliği; güvenirlik analizleri kapsamında ise; iç tutarlılık kat sayıları (cronbach alpha) hesaplanmış ve test tekrar test uygulaması yapılmıştır. Açımlayıcı, doğrulayıcı faktör analizleri ve test tekrar test uygulaması toplam 1048 kişiden oluşan üç farklı örneklem üzerinde gerçekleştirilmiştir. Yapı geçerliği kapsamında uygulanan açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri sonucunda 5 faktörden ve 36 maddeden oluşan bir ölçek ortaya çıkmıştır. Ölçeğin geneline ait güvenirlik katsayısı olan cronbach alpha değeri .80 olarak bulunmuştur. Ölçeğin alt boyutlarına ait iç tutarlılık kat sayıları ise; Saldırgan Tutum: Sözel/Eylemsel için .81, Kapsayıcı Tutum için .88, Doyum Odaklı Tutum için .73, Çöken Tutum için .76 ve 2 son olarak Katı/Kuralcı Tutum için .80 olarak tespit edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda ortaya çıkan uyum iyiliği indekslerinin; χ2/Sd (1715.47/584) = 2.93, IFI=.95, NFI=.93; CFI=.95; SRMR: .066; RMSEA=.058 değerlerine sahip olduğu gözlenmiştir. Ölçüt geçerliği kapsamında ölçeğin, Kapsayıcı İşlev Ölçeği (KİÖ) ile olan ilişkisini değerlendirek için Pearson Korelasyon analizi uygulanmış ve her iki ölçeğin alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. Ölçeğin farklı uygulamalardaki kararlılığını ölçen test tekrar test uygulamasında tutarlı sonuçlar elde edilmiştir. Tün bu veriler ışığında Çocuk Saldırganlığına Yönelik Anne Baba Tutum Ölçeği'nin iyi düzeyde psikometrik özelliklere sahip ve geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: Saldırganlık, anne baba tutumları, çocuk yetiştirme, ölçek geliştirme, yaratıcılık, davranım problemleri

Ebeveyn-çocuk ilişkisiEbeveyn-çocuk çatışmasıSaldırganlık+4
Petek Halman Kara
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

9-11 yaş arası çocuklarda ekran kullanım düzeyleri ile ilişkili faktörler; Algılanan stres, yaşam doyumu, otomatik düşünceler

Bu araştırmada, 9 – 11 yaş arası çocukların ekran karşısında geçirdikleri süre ile algıladıkları stres, yaşam doyumları ve otomatik düşünceleri arasındaki ilişkiyi incelenmiştir. Araştırmada 9 – 11 yaş arası 852 çocuğa (498 kız 354 erkek) Kişisel Bilgi Formu, Ekran Kullanımı Belirleme Çizelgesi, Çocuklar İçin Yaşam Doyum Ölçeği Otomatik Düşünceler Ölçeği, Çocuklarda Algılanan Stres Ölçeği uygulanmıştır. Korelasyon ve regresyon analizleri ve karşılaştırma testleri yapılmıştır. Araştırmada çocukların büyük çoğunluğunun bilgisayar sahibi ve yarısından fazlasının akıllı telefonu ile tableti olduğu görülmüştür. Çocukların büyük çoğunluğunun sosyal medya hesabının olduğu görülmüştür. Sosyal medya kullanım düzeyi arttıkça hem okul hem tatil döneminde algılanan stres ve otomatik düşünceler puanı artmakta yaşam doyumu puanı da azalmaktadır. Mesajlaşma düzeyi arttıkça, algılanan stres ve otomatik düşünceler artmakta yaşam doyumu da azalmaktadır. Youtube üzerinden video izlemede de sonuçlar sosyal medya ve mesajlaşma kullanımında olduğu gibi gözlenmiştir. Okul günü TV izlemek düzeyleri ile yaşam doyumu ve otomatik düşünceler arasında, tatil gününde ise TV izleme ile algılanan stres ve otomatik düşünceler arasında fark gözlenmiştir. Algılanan stres ile; ekrandan dizi film izleme, sosyal medya kullanımı, mesajlaşma, Youtube üzerinden video seyretme arasında hem okul hem tatil gününde okul gününde tekli ve online oynama, tatil günü tekli oyun oynama ,tatil günü ekrandan gazete okuma ile arasında fark görülmüştür. Yaşam doyumu ile; ekrandan dizi film izleme, gazete dergi okuma, sosyal medya kullanımı, mesajlaşma, Youtube üzerinden video seyretme arasında hem okul hem tatil günü arasında okul günü TV izleme, okul günü tekli ve online oyun, tatil günü tekli ve online oyun arasında fark görülmüştür. Otomatik düşünceler ile; TV izleme, sosyal medya kullanımı, mesajlaşma, Youtube üzerinden video seyretme ile hem okul hem tatil günü ,okul günü ekrandan dizi film izleme, okul günü tekli ve online oyun, tatil günü tekli oyun tatil günü ekrandan ödev yapma düzeyleri arasında da fark görülmüştür.

Ekran bağımlılığıEkran kullanımıOtomatik düşünce+5
Ramazan Çağlar Ercen
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromu olan bireylerde, çocukluk çağı travmatik yaşantılar, şema modları ve kendini susturmanın genel psikopatoloji üzerindeki etkisi

Bu çalışmanın amacı, psikosomatik bir görünüş olarak değerlendirilebilecek olan fibromiyalji sendromuna sahip olan bireylerde, çocukluk çağı travmaları, şema modları ve kendini susturmanın genel psikopatoloji açısından rolünü inceleme ve sağlıklı bir örneklem grubuyla karşılaştırmaktır. Araştırma katılımcıları, katılım kriterlerini karşılayan 96'sı deney ve 96'sı kontrol grubu olmak üzere 192 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada çocukluk çağı travmatik yaşantıları değerlendirebilmek amacıyla Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantılar Ölçeği, bireylerin kendilerini susturma düzeylerini inceleyebilmek amacıyla Kendini Susturma Ölçeği, şema modlarını ölçebilmek amacıyla Şema Mod Ölçeği ve genel psikopatoloji düzeylerini değerlendirebilmek amacıyla Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Kendini Susturma Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri puanlarının fibromiyalji sendromuna sahip olan bireylerde daha yüksek olduğu görülmüştür. Gerçekleştirilen çoklu regresyon analizi sonuçları, fibromiyalji sendromuna sahip olan katılımcılarda, Şema Mod Ölçeği alt ölçekleri açısından İncinmiş Çocuk ve Öfkeli Çocuk boyutu ve Kendini Susturma Ölçeği alt ölçekleri açısından, Bölünmüş Benlik boyutu puanlarının Kısa Semptom Envanteri puanlarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordadığını ortaya koymaktadır.

FibromiyaljiKendini susturma davranışıPsikopatoloji+3
Büşra Birtane Doyum
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Özel okulda okuyan liseli öğrencilerin öz yeterlilik algısı ve anksiyete seviyeleri: Duygu düzenlemenin aracı rolü

Araştırma da amaç, lisede okuyan öğrencilerin öz yeterliliklerinin ve kaygı seviyelerinin, duygu düzenleme ile ilişkisini ortaya çıkarmaktır. Yaşamımız boyunca geçirdiğimiz gelişimsel dönemlerden biri olan ergenliği kısaca yetişkinliğe doğru giden yol olarak tanımlayabiliriz. Bireyin bu dönemde yaşadığı bocalamada yüksek öz yeterlilik duygusu zorlu durumlarla baş etmesini kolaylaştıracak ve yaşam görevlerini daha sağlıklı atlatmasını sağlayacaktır. Eğer birey duygu, davranış ve bedenini yeteri kadar kontrol edemiyorsa tehlike hissi artacak ve bu da bireyi kaygıya yönlendirecektir. Özel okulda öğretim gören lise kademesindeki 250 öğrencinin öz yeterlilik algısına ve anksiyete seviyesine ayrı ayrı bakılarak daha sonra bu iki değişken karşılaştırılıp birbirleri ile ilişkisi ortaya konulacaktır. Daha sonra bu iki değişkenin ayrı ayrı duygu düzenleme ile ilişkisi ortaya konulacaktır. Duygu düzenlemenin, öz yeterlilik ve anksiyetede yerinin ne olduğunu anlamak, aralarında anlamlı bir fark olup olmadığına bakmak amaçlanmaktadır. Bu sonuçlardan yola çıkarak lise kademesinde rehberlik servisi anlamında ne çalışmalar yapılabileceği öneri kısmında yer alacaktır.

AnksiyeteDuygu düzenlemeEğitim psikolojisi+4
Ceren Akdeniz
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlikte anne baba algısının ergenin ontolojik iyi oluşuyla ilişkisinin boylamsal olarak incelenmesi

Bu araştırmada ergenlik döneminde ergen tarafından algılanan anne baba tutumlarının (anne baba katılımı, anne baba yakınlığı ve anne baba özerklik desteği) ergenin ontolojik iyi oluşuyla ilişkisi boylamsal olarak incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 15-17 yaş arası 116'sı kadın 102'si erkek olmak üzere 218 ergen oluşturmaktadır. Araştırma verileri birer yıl arayla üç yıllık bir zaman diliminde toplanmıştır. Araştırma verileri 'Kişisel Bilgi Formu', 'Anne Baba Algısı Ölçeği' ve 'Ontolojik İyi Oluş Ölçeği' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde çalışmanın amacına uygun olarak, ergenlik döneminde bireylerden üç farklı zamanda alınan ölçümlerin ölçme değişmezliği analizi ve bu ölçümlerin zaman içindeki değişimini incelmek için de örtük büyüme analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, üç farklı zamanda ölçüm yapılan tüm değişkenlerin ölçme eşdeğerliği sağlanmıştır. Örtük büyüme analizlerinin sonuçlarına göre, anne yakınlığı her iki cinsiyet için de ergenlerin ontolojik iyi oluş düzeylerindeki değişimi yordamaktayken, anne katılımı ve anne özerklik desteği değişimi yordamamaktadır. Baba katılımı her iki cinsiyet için de değişimi yordamaktadır. Ayrıca algılanan baba yakınlığı ve baba özerklik desteği kadın ergenlerin ontolojik iyi oluş düzeylerini başlangıçta yordarken, yıllar içinde ortaya çıkan içindeki değişimi yordamamaktadır. Erkek ergenler içinse algılanan baba yakınlığı ve baba özerklik desteği hem başlangıçta hem de yıllar içindeki değişimi yordamaktadır. Bulgular alanyazın ışığında tartışılmış, çalışmanın sınırlıkları dikkate alınarak araştırmacılara ve uygulayıcılara önerilere sunulmuştur.

Ana-baba algısıErgenlerErgenlik+1
Yaşar Kuzucu
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

14-17 yaş aralığındaki ergenlerde aleksitimik özellikler ile sosyal kaygı düzeyi arasındaki ilişkide çocukluk yaşantıları ve algılanan ebeveyn kabul-reddinin aracı rolünün incelenmesi

Bu çalışmada 14-17 yaş aralığındaki ergenlerde aleksitimik özellikler ile sosyal kaygı düzeyi arasındaki ilişkide çocukluk yaşantılarının ve algılanan ebeveyn kabul ve reddinin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini İzmir Gazi Anadolu Lisesi 9.,10.,11. sınıflarda öğrenim gören 429 öğrenci (222 kadın, 207 erkek) oluşturmuştur. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden olan ilişkisel tarama modeli uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği (ESKÖ), Çocukluk Deneyimleri Ölçeği (ÇDÖ) ve Çocuk-Ergen Ebeveyn Kabul-Red/Kontrol Ölçeği (Anne-Baba Formu) kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre aleksitimi, sosyal kaygı, olumsuz çocukluk deneyimleri ve algılanan ebeveyn kabul-reddi değişkenleri arasında istatistiksel açıdan pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Olumsuz çocukluk deneyimleri ve algılanan ebeveyn kabul ve reddinin bu ilişkide kısmi aracılık rolü olduğu tespit edilmiştir. Aleksitimi ve sosyal kaygı arasındaki ilişkinin gücünü olumsuz çocukluk deneyimleri ve algılanan baba reddi azaltırken, algılanan anne reddi arttırmaktadır. Alan yazın incelendiğinde, tüm bu değişkenlerin bir arada ve ergen gruplar üzerinde incelendiği, çocukluk deneyimlerinin ve ebeveyn kabul-reddinin aracı rolünün araştırıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle bu çalışmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ergenlik, Aleksitimi, Sosyal Kaygı, Çocukluk Deneyimleri, Ebeveyn Kabul ve Reddi

Ece Naz Kaya
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemide Türkiye'de yaşayan 11-15 yaş arası Suriyeli mültecilerin travma ve depresif semptomlarının incelenmesi

Suriye'de yaşanan savaş sebebiyle mülteciler ülkelerinde ciddi kayıplar vermiş ve yerlerinden edilmişlerdir. Bununla birlikte, daha iyi ve yaşanabilir bir hayat hayaliyle başka ülkelere göç etmişlerdir. 2020 senesinde tüm dünyada ortaya çıkan Covid-19 pandemisi ise zor şartlar altında yaşamaya çalışan Suriyeli mültecileri daha da etkilemiştir. Bu etkinin bazı psikolojik değişkenlerini tespit etmek amacıyla bu araştırma dizayn edilmiştir. Araştırma kapsamında yaşları 11-15 arasında değişkenlik gösteren 224 ergen mülteci ile yüzyüze görüşmeler sağlanmıştır. Araştırmanın verileri, Demografik Form, Çocuklarda Umut Ölçeği (ÇUÖ), Çocuk Semptom Değerlendirme Envanteri (COSDE), Çocuk ve Ergen Travma Değerlendirme Anketi (CATS) ve Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği (CDI) kullanılarak ölçülmüştür. Araştırma ilişkisel tarama modeline bir örnektir. Bulgular neticesinde katılımcıların travma düzeyi, travma sonrası belirtiler, psikolojik belirtiler, depresyon ve umut düzeyleri arasında ilişkiler olduğu ve değişkenlerin araştırmada yer alan demografik değişkenlere göre de farklılık gösterdiği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: mülteci, pandemi, travma, depresif semptom, ergen

Depresif belirtilerDepresyonGöçmenler+4
Gizem Önen
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadına yönelik şiddet alanında çalışan psikologların deneyimlerinin tematik analiz yöntemi ile incelenmesi

Kadına yönelik şiddet sonrası yaşanan ruhsal zorluklar, psikoloji yazınında genel olarak psikopatoloji tanı kategorileri ile tanımlanmakta ve müdahaleler bu doğrultuda yapılmaktadır. Bu müdahaleler toplumsal dinamiklerden arınmış şekilde, kadının deneyimini göz ardı edebilen sonuçlar doğurabilmektedir. Ortaya çıkan sonuçlarsa ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların şiddet mağduru kadınlara sundukları hizmetlerin niteliğini derinden etkilenmesine yol açabilir. Bu araştırmanın amacı kadına yönelik şiddet alanında ruh sağlığı hizmeti veren psikologların mesleki deneyimlerinin, onların bakış açılarıyla ve niteliksel yöntemle derinliğine anlaşılmasını sağlamaktır. Böylece alanda çalışan psikologların yaşadığı deneyimleri görünür kılmak ve ihtiyaçlarının tespit edilmesi hedeflenmiştir. Bu doğrultuda alanda çalışan 9 psikologla görüşülmüştür. Elde edilen niteliksel verilerle üç ana temaya ve dokuz alt temaya ayrışmıştır. Araştırmanın bulgularında; psikologların çoğunlukla çaresizlik ve tükenmişlik yaşadıkları, sosyal ilişkilerinde zorluklar yaşamaya başladıkları sıkça gündeme gelmiştir. Şiddet mağduru kadınlarla çalışan psikologlarda eş duyum yorgunluğu, ikincil travmatik stres belirtileri gözlemlenmiştir ancak koruyucu faktörlerin etkisiyle iyilik hallerinin desteklenebileceği ve öz bakımın son derece önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmanın sonucunda alanda çalışan psikologların psikoterapi ve süpervizyon desteği alması, sosyal desteğin artırılması, eğitimlerle desteklenmesi ve öz bakım stratejileri geliştirmesinin önemi anlaşılmıştır. Bununla birlikte kadına yönelik şiddet alanında çalışırken, toplumsal cinsiyet dinamikleri üzerine çalışmanın, kadına yönelik şiddet alanında dayanışma içinde bulunmanın, disiplinler arası ve bütüncül bir yaklaşımla şiddet olgusunu ekonomik, politik, sosyokültürel boyutlarıyla ele almanın önemi anlaşılmıştır. Bu yaklaşımların ve eleştirel bir duyuşun, alanda çalışan psikologları da koruyacağı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Eşduyum yorgunluğu, Kadına yönelik şiddet, Niteliksel araştırma, Öz bakım

Hatice Çevik
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromlu kadın hastalarda grup pozitif psikoterapi tedavisi ve etkileri

Bu çalışmanın amacı grup pozitif psikoterapi tedavisinin fibromiyalji sendromu teşhisi almış hastaların yaşadıkları psikolojik sorunların azaltılmasındaki etkililiğini araştırmaktır. Araştırmada uygulanan grup pozitif psikoterapi tedavisi, Nossrat Peseschkian tarafından geliştirilmiş olan "Beş Basamaklı Terapi" yöntemi dikkate alınarak geliştirilmiştir. Araştırmada, araştırma kapsamında uygulanan terapinin fibromiyalji sendromu teşhisi almış kadın hastaların depresyon, anksiyete ve aleksitimi düzeyi, öfke duygusu ve öfke duygusunu ifade etme, genel öz-yeterlilik, ağrı öz-etkinlik, ağrı ile baş etme, yaşam kalitesi, yaşam doyumu düzeyi ve algılanan sağlık durumu, nezaket ve açıklık-dürüstlük (ikincil yetenekler) değişkenlerinde anlamlı bir değişiklik meydana getirip getirmediği; eğer anlamlı bir değişiklik meydana getirmişse, bu değişikliklerin kalıcı olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırma nicel araştırma yöntem ve tekniklerinden ön test-son test, deney-kontrol gruplu yarı deneysel modellerden eşleştirmeli desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, Yenibosna Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'ne tedavi için başvuran, Amerikan Romatoloji Derneği kriterlerine göre fibromiyalji sendromu tanısı almış, 18-65 yaş aralığında olan, İstanbul'da yaşayan, Türkçe konuşabilen, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 35 kadından oluşmaktadır. Katılımcılar 17'si deney, 18'i kontrol grubunda yer almaktadır. Araştırmada kullanılan veriler 3 aşamada (ön test, son test, izleme) toplanmıştır. Katılımcılara uygulanan ön test sonrasında deney grubunda yer alan katılımcılara, her biri 120 dakikadan oluşan grup pozitif psikoterapi tedavisi seansı haftada 1 kez olmak üzere 12 hafta boyunca uygulanmıştır. Uygulama sonrasında son test, son testten 12 hafta sonra ise izleme testi uygulanmıştır. Araştırma süreci COVID-19 salgınının yoğun olarak yaşandığı bir döneme denk geldiği için seanslar ve veri toplama süreci çevrimiçi ortamda yürütülmüştür. Araştırma kapsamında toplanan veriler SSPS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların ön test puanlarının deney ve kontrol gruplarında farklılaşmasını sınamak için Mann Whitney U testi, son test ve izleme testi puanlarının deney ve kontrol gruplarında farklılaşmasını sınamak için ise Wilcoxon İşaretlenmiş Sıralar testi uygulanmıştır. Ön test puanlarının deney ve kontrol gruplarında farklılaşmasını sınamak için uygulana analizlerin sonucunda, gruplar arasındaki farklılaşmaların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Araştırma kapsamında 12 hipotez test edilmiş ve bu hipotezlerden 3 tanesi doğrulanmıştır. Uygulanan terapi, deney grubunda yer alan katılımcıların depresyon puanlarında (H1), sağlık algısı puanlarında (H10) ve nezaket puanlarında (H11) anlamlı düzeyde azalmaya neden olmuştur. Terapi tamamlandıktan 12 hafta sonra yapılan izleme testi sonuçları ile son test sonuçları karşılaştırıldığında ise terapinin sağladığı faydanın devam ettiği görülmüştür. Bu bulgulara dayanarak, araştırma kapsamında geliştirilmiş olan grup pozitif psikoterapi tedavisinin, Amerikan Romatoloji Derneği kriterlerine göre fibromiyalji sendromu tanısı konmuş kadınların depresyon, sağlık algısı ve nezaket puanlarının düşürülmesinde etkili sonuç ürettiği ve oluşan etkinin kalıcı olduğu söylenebilir.

FibromiyaljiGrupla psikolojik danışmaHastalar+6
Nurdan Gündoğdu Altın
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İnfertil hastalarda infertilite stresinin yordanmasında toplumsal cinsiyet algısı, cinsel mitler ve psikiyatrik belirtilerin rolü

Bu çalışma, infertilite sürecinde yaşanılan stresi ve infertilite stresinin toplumsal cinsiyet algısı, cinsel mitler ve psikiyatrik belirtiler üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, ilişkisel tarama modeline sahiptir. Araştırmaya, 403 kadın infertil hasta dahil edilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında Demografik Bilgi Formu, Cinsel Mitler Formu, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği, İnfertilite Stresi Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS 26 istatistik programı kullanılmıştır. Normal dağılım varsayımını incelemek amacıyla çarpıklık katsayıları incelenmiştir. Analizde, çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda infertilite stres puanı 37,51±11,92 olarak belirlenmiştir. Çalışan, 7 yıl ve daha uzun süredir evli olan, geniş ailede yaşayan, eşi ile ilişkisi kötü olan, infertilite süresi 7 yıl ve üzeri olan, infertilite tedavi süresi 7 yıl ve üzeri olan kadınların, stres puanları diğerlerine göre daha yüksektir. Toplumsal cinsiyet algısı, cinsel mitler ve psikiyatrik belirtilerin infertilite stresini yordama gücünü belirlemek için kurulan model istatistiksel olarak anlamlıdır (F(3-399)=103.91, p=.000). İnfertilite stresini en fazla yordayan değişkenin psikiyatrik belirtiler olduğu (β =.671), bunu cinsiyet mitlerin takip ettiği (β =-.229) görülmektedir. Toplumsal cinsiyet algısının modele sunduğu katkı (β =.065) istatistiksel olarak anlamlı değildir. Çalışma sonuçlarımız doğrultusunda, psikiyatrik belirti gösteren hastalara psikoterapi desteğinin sağlanması, infertilite stresi ve cinsel mitleri azaltmak için psiko-eğitimlerin verilmesinin önemli olduğu gözlenmektedir.

Cinsel mitCinsel tutumlarKısırlık+4
Birgül Emiroğlu Bakay
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travması ve bilişsel duygu düzenleme arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemaların aracı rolü

Bu araştırmada, çocukluk çağı travmaları ve bilişsel duygu düzenleme arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemaların aracı rolü incelenmiştir. Araştırmaya 406 kişi katılmıştır. Katılımcılara "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Young Şema Ölçeği Kısa Formu", "Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği" ve "Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği" uygulanmıştır. Katılımcıların yanıtları SPSS 25.0 paket programına girilerek veri analizi yapılmıştır. Sosyodemografik değişkenler bakımından erken dönem uyumsuz şemalar, bilişsel duygu düzenleme ve çocukluk çağı travmaları puanlarındaki farklılıkları incelemek için bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü ANOVA uygulanmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar, bilişsel duygu düzenleme ve çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson korelasyonu uygulanmıştır. Çocukluk çağı travmaları ve bilişsel duygu düzenleme arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemaların aracı rolünü incelemek için PROCESS eklentisi ile dördüncü model uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, sosyodemografik değişkenler bakımından çocukluk çağı travmaları, erken dönem uyumsuz şemalar ve bilişsel duygu düzenleme puanlarında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Korelasyon bulguları doğrultusunda, çocukluk çağı travmaları ile uyumsuz bilişsel duygu düzenleme ve erken dönem uyumsuz şema alanları arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır. Ayrıca, uyumsuz bilişsel duygu düzenleme, çocukluk çağı travmaları, kopukluk ve reddedilmişlik ile aşırı tetikte olma şema alanları tarafından pozitif yönlü ve anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Oluşturulan model, varyansın %39'unu açıklamaktadır. Ayrıca, erken dönem uyumsuz şema alanlarının çocukluk çağı travmaları ve uyumsuz bilişsel duygu düzenleme arasındaki ilişkide aracı rolüne ilişkin bulgulara göre, tüm şema alanlarının kısmi aracı rolü olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Duygu Düzenleme, Duygu Düzenleme, Çocukluk Çağı Travmaları, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Şema, Travma.

Havva Nuray Fidanboy
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin üst düzey kişilik özellikleri ile öznel iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkide büyüme korkusu ve dürtüselliğin aracı rolünün incelenmesi

Bu çalışmada, beliren yetişkinlik döneminde yer alan bireylerin kişilik özellikleri ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkide büyüme korkusu ve dürtüselliğin aracı rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma kapsamında, yaşları 18- 29 aralığında değişen 300 kadın ve 280 erkek olmak üzere toplamda 580 katılımcıdan oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında Demografik Bilgi Formunun yanı sıra, Beş Faktörlü Kişilik Ölçeği, Büyüme Korkusu Ölçeği, Barratt Dürtüsellik Ölçeği ve Öznel İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 25 programı ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin betimsel analizinde (descriptive analysis), aritmetik ortalama (mean), standart sapma, yüzde ve frekans değerleri kullanılmıştır. Verilerin normalliği 'çarpıklık' ve 'basıklık' değerleri ile ölçülmüştür. Verilerin normal dağılması göz önünde bulundurularak parametrik testler uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde ise, korelasyon ve çoklu regresyon analizi uygulanmasının yanı sıra, gruplar arası farklılıklarda ise ANOVA ile Bağımsız Örneklem t-Testi uygulanmıştır. Varyansların homojenliğine bakılmış ve homojen olup olmama durumlarına uygun testler kullanılmıştır. Buna göre doğru verinin elde edilmesi için aracılık etkisinin incelendiği analizde, PROCESS SPSS Makro programı kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, üst düzey kişilik özelliklerinden esnekliğin öznel iyi oluş üzerindeki etkisinde büyüme korkusunun ve dürtüselliğin kısmi aracı rolün olduğu bulunmuştur. Üst düzey kişilik özelliklerinden bir diğeri olan durağanlığın ise öznel iyi oluş üzerindeki etkisinde büyüme korkusunun kısmi aracı rolü olduğu bulunmuştur, ancak durağanlığın öznel iyi oluş üzerindeki etkisinde dürtüselliğin tümden aracılık ettiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: üst düzey kişilik, durağanlık, esneklik ve öznel iyi oluş, büyüme korkusu, dürtüsellik,

Nurgül Salman Öztürk
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Orta çocuklukta bilinçli farkındalık gelişiminin bilinçli farkında ebeveynlik ve çocuğun sosyo-duygusal ve sosyo-bilişsel becerileri bağlamında incelenmesi

Çalışmanın amacı, orta çocukluk döneminde bilinçli farkındalık becerisinin gelişimini etkileyen sosyo-bilişsel, sosyo-duygusal ve çevresel faktörleri incelemektir. Bu bağlamda annenin bilinçli farkında ebeveynliği ile çocuğun bilinçli farkındalık becerisi arasındaki ilişki ele alınmıştır. Buna ek olarak annenin bilinçli farkında ebeveynliği ile çocuğun bilinçli farkındalık becerisi arasında kurulması beklenen ilişkiye çocuğun duygu bilgisi (duygu tanıma, anlama ve ifade etme), duygusal kontrol-ketleme (duygu düzenleme ve duygusal ketleme) ve zihin kuramı becerilerinin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi, 8-11 yaş aralığında toplam 78 çocuk (nkız = 39, nerkek = 39) ve annelerinden oluşmaktadır. Çalışmanın veri toplama sürecinde annelere, ailenin temel bilgilerini içeren Demografik Bilgi Formu, annenin bilinçli farkında ebeveynlik düzeyini tespit etmek üzere Kişilerarası Bilinçli Farkındalık-Ebeveynlik Ölçeği ve çocuğun duygu düzenleme becerisini değerlendirmek üzere Duygusal Becerilerin Değerlendirilmesi Testi uygulanmıştır. Bunun yanı sıra çocukların bilinçli farkındalık becerilerini ölçmek için Çocuklar İçin Bilinçli Farkındalık Ölçeği, duygu tanıma becerilerini değerlendirmek için Kusche Duygu Envanteri ve Duygusal Becerilerin Değerlendirilmesi Testi, duygusal ketleme becerisini incelemek için Emosyonel Stroop Testi ve son olarak zihin kuramı becerisini değerlendirmek için "Çikolata" zihin kuramı hikayesi kullanılmıştır. Çalışmanın veri toplama süreci pandemi koşulları sebebiyle çevrimiçi ortamda gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın korelasyon analizi sonuçlarına göre çocukta bilinçli farkındalık becerisi, Duyguların Değerlendirilmesi Testi duygu anlama alt boyutu ve duygusal ketleme becerisi ile pozitif yönde ilişki göstermiştir. Bununla beraber annenin bilinçli farkında ebeveynliği, çocuğun Kusche Duygu Envanteri ile değerlendirilen duygu tanıma, duygu düzenleme ve zihin kuramı becerileri ile pozitif yönde ilişkiye sahiptir. Bu ilişkiler bağlamında gerçekleştirilen Hiyerarşik Regresyon Analizi sonuçlarına göre çocuğun Duyguların Değerlendirilmesi Testi duygu anlama alt boyutu sonuçları ve duygusal ketleme becerisi, çocuğun bilinçli farkındalık becerisini yordamaktadır. Son olarak annenin eğitim düzeyinin çocuğun Kursche Duygu Envanteri ile değerlendirilen duygu tanıma ve duygu düzenleme becerilerini yordadığı görülmüştür. Bilinçli farkında ebeveynlik yalnızca çocuğun duygu düzenleme becerisini yordamaktadır.

Bilinçli farkındalıkBilişsel becerilerEbeveyn davranışı+7
Eda Karadoğan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gruplar arası bağlamda sosyal bilinçli farkındalık: Sosyo-bilişsel becerilerin rolü

Sosyal bilinçli farkındalık, içinde bulunulan anda bir karar vermeden önce başkalarının istek ve tercihlerini gözeterek hareket edebilme becerilerini ifade eden bir prososyal davranış biçimidir. Bu çalışmanın amacı, ilkokul döneminde sosyal bilinçli farkındalık becerisinin gelişimi ile ilişkili bağlamsal (gruplar arası/iç grup-dış grup) ve sosyo-bilişsel (zihin kuramı ve ketleyici kontrol becerisi) faktörleri incelemektir. Araştırmanın örneklemi, 7-9 yaş aralığında toplam 100 çocuk (nkız= 48) ve annelerinden oluşmaktadır. Çalışmanın veri toplama sürecinde annelerden Onam Formu ve Demografik Bilgi Formu'nu doldurmaları istenmiştir. Bunun yanı sıra çocukların sosyal bilinçli farkındalık becerilerini değerlendirmek için Sosyal Bilinçli Farkındalık Görevi, ketleyici kontrol becerilerini ölçmek için Ok Görevi ve son olarak Zihin Kuramı becerisini incelemek iki adet İkinci Dereceden Yanlış İnanç Görevi kullanılmıştır. Çalışmanın veri toplama süreci çocukların eğitimine devam ettiği okulda yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda çocukların iç gruba ve dış gruba eşit düzeyde sosyal bilinçli farkındalık sergiledikleri görülmüştür. Korelasyon analizi sonuçlarına göre çocukta sosyal bilinçli farkındalık becerisi, yaş, ketleyici kontrol ve zihin kuramı becerisi ile pozitif yönde ilişki göstermiştir. Bu ilişkiler bağlamında gerçekleştirilen hiyerarşik regresyon analizi sonuçlarına göre çocuğun yaşı ve zihin kuramı becerileri çocuğun sosyal bilinçli farkındalık becerisini yordamaktadır. Bununla birlikte çocuğun yaşı, zihin kuramı ve ketleyici kontrol becerileri çocuğun iç gruba yönelik sosyal bilinçli farkındalık becerisini yordarken, çocuğun dış gruba yönelik sosyal bilinçli farkındalığını zihin kuramı becerisi yordamaktadır. Genel olarak, çocuklar iç gruba ve dış gruba yönelik eşit düzeyde sosyal bilinçli farkındalık gösterseler de çocukların iç gruba yönelik sosyal bilinçli farkındalığı yaşla ve daha yüksek zihin kuramı ve ketleyici kontrol becerileriyle birlikte artmıştır. Bununla birlikte yalnızca zihin kuramı becerisi dış gruba yönelik sosyal bilinçli farkındalık becerisine katkıda bulunmuştur. Sonuç olarak bu bulgular zihin kuramı becerisinin sosyal bilinçli farkındalığın hem iç gruba hem de dış gruba yönelik olarak sergilenmesinde önemli bir rolü olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: sosyal bilinçli farkındalık, iç grup, dış grup, zihin kuramı, ketleyici kontrol.

Bilinçli farkındalıkBilişsel farkındalıkDış grup yanlılığı+4
Ömür Özden Koçyiğit
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal statünün zihin kuramına etkisinde duygu durumun ve grup üyeliğinin rolü

Yetişkinlerin zihin kuramı becerilerini sergilemeleri için bilişsel kapasiteleri olgunlaşmış olsa dahi başkalarının davranışlarının altındaki zihinsel süreçleri bulundukları sosyal duruma bağlı olarak daha doğru yorumlayabilirler. Bu sosyal durumlar arasında kişilerin sosyal statüleri zihin kuramı becerilerini etkileyebilecek önemli bir değişken olarak görünmektedir. Mevcut çalışmanın amacı, yetişkinlerde sosyal statünün zihin kuramına etkisinde duygu durum ve grup üyeliğinin moderatör rolünü incelemektir. Bu bağlamda, sosyal statü ile zihin kuramı arasındaki ilişki bahsedilen moderatör değişkenler ile birlikte ele alınmıştır. Buna ek olarak, sosyal statü ile zihin kuramı ilişkisinde kişilerin depresif semptomları, sözcük bilgileri ve anlık kaygı düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, 18-30 yaş aralığında 112 yetişkinden (nerkek = 32) oluşmaktadır. Çalışmada katılımcıların sosyal statüleri ve duygu durumları manipüle edilmiş ve ardından zihin kuramı becerisini ölçen Tuhaf Öyküler Görevi, anlık kaygıyı ölçen Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri Durumluk Kaygı Alt Testi, Demografik Bilgi Formu ve sözcük bilgisini ölçen AÇEP Sözcük Bilgisi Ölçeği uygulanmıştır. İşlem laboratuvar ortamında yüzyüze gerçekleştirilmiştir. Ön analizler sonucunda zihin kuramı becerisinin depresif semptomlar ile negatif ve sözcük bilgisi ile pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Ana analizler kapsamında gerçekleştirilen 2x2x2 karışık desen Varyans Analizi sonucunda sosyal statü ve grup üyeliğinin zihin kuramına anlamlı ana etkisi bulunamamış ancak duygu durumun anlamlı ana etkisinin olduğu görülmüştür. Basit etki analizlerinde düşük statü grubunda pozitif duygu durumdaki katılımcıların zihin okuma puanlarının negatif duygu durumdaki katılımcıların puanlarından anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bununla beraber, düşük statü hikayelerini okuduklarında pozitif duygu durumdaki katılımcıların zihin okuma puanlarının negatif duygu durumdakilerin puanlarından anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Benzer şekilde, yüksek statü hikayelerini okuduklarında pozitif duygu durumdakilerin zihin okuma puanlarının negatif duygu durumdakilerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca, düşük statüdeki katılımcılar arasında pozitif duygu durumda olanlar negatif duygu durumda olanlara kıyasla dış grup üyelerinin zihinlerini daha doğru anlamışlardır.

DuygudurumGrup üyeliğiSosyal statü+2
Elif Şevval Yaşaroğlu
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde tütün kullanımı, duygudurum ve bilişsel süreçler arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Tütün ürünlerinin yaygın bir şekilde kullanımı, küresel bir sağlık sorunudur. Özellikle Türkiye'de sigara içen ergen ve yetişkin sayısı oldukça fazladır. Dünya Sağlık Örgütü'ne (2016) göre, Türkiye'deki 15 yaş üzerindekilerin %31.6'sı ve erkeklerin %44.1'i sigara, nargile ve elektronik sigara gibi tütün ürünleri kullanmaktadır. Tütün kullanımı ile ilişkili olan sağlık sorunları düşünüldüğünde, tütün kullanımının bilişsel süreçler üzerindeki etkisini inceleyen araştırmalar, büyük öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencileri arasında Bilişsel Yansıma Testi (BYT) ile değerlendirilen sezgisel ve analitik (yansıtıcı) akıl yürütme yöntemleri ve tütün kullanım alışkanlıkları arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. BYT'de başarılı bir performans, katılımcının sezgisel ancak yanlış olan yanıtı bastırmasını ve analitik/yansıtıcı bir problem çözme yaklaşımını kullanmasını gerektirmektedir. Analitik akıl yürütme, düşüncelerin engellenmesini ve kontrolünü gerektirirken; sezgisel akıl yürütme daha dürtüsel bir bilişsel yapıyı yansıtmaktadır. Bu araştırmada, tütün ürünü kullanmayan katılımcıların doğru ve analitik cevaplar vererek BYT'de yüksek puan alması, tütün ürünü kullanan katılımcıların ise bu testte daha fazla yanlış ve sezgisel yanıtlar vermesi beklenmiştir. Katılımcıların BYT performanslarının genel zekadan, sayısal becerilerden, ketleyici kontrolden (renk-kelime karışımına dayalı), alt klinik depresif belirtilerden ve durumluk kaygıdan etkilenip etkilenmediğini kontrol etmek için ek bilişsel testler ve öz bildirim ölçümleri uygulanmıştır. Bu ölçümler ile tütün ürünü kullanan ve kullanmayan katılımcılar arasında bahsedilen bilişsel işlevler ve durumluk kaygı açısından anlamlı bir farklılığın olup olmadığını, varsa bu farklılığın BYT performanslarını etkileyip etkilemediğini test etmek amacıyla analizler yapılmıştır. Beklenmedik bir şekilde, tütün ürünü kullanan katılımcılar (n=63), BYT'de tütün ürünü kullanmayan katılımcılara (n=94) göre daha yüksek puanlar almış fakat grupların BYT performansları arasında anlamlı fark gözlemlenmemiştir. Araştırma grupları arasında genel zeka, depresif semptomlar ve durumluk kaygı düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmamıştır; ancak grupların cinsiyet dağılımlarına bakıldığında orantısız olarak tütün ürünü kullanan grupta daha fazla sayıda erkek katılımcının olduğu görülmüştür. Tütün ürünü kullanan katılımcılar, kullanmayan katılımcılara göre, sayısal becerileri değerlendirmek için kullanılan Aritmetik Ölçeğinin genel ölçek alt boyutunda anlamlı olarak daha yüksek puanlar almıştır. Bu nedenle, BYT'de anlamlı fark elde edilmemiş olsa da araştırma grupları arasındaki performans farklılığının cinsiyet ve sayısal becerilerden kaynaklanabileceği düşünülmüştür. Cinsiyet değişkeni kontrol edildiğinde, araştırma gruplarının BYT ve Aritmetik Ölçeğindeki performansları arasında anlamlı fark elde edilmemiştir. Tütün ürünü kullanan katılımcılar, tütün ürünü kullanıp bırakmış gruba göre ketleyici kontrolü değerlendirmek için yapılan ölçümlerde, daha az kendilerini düzelttikleri hata puanı almıştır, cinsiyet kontrol edildiğinde gruplar arasındaki bu anlamlı farklılığın devam ettiği görülmüştür. Katılımcıların, BYT ve kontrol ölçümlerindeki performansları cinsiyetlerine göre karşılaştırıldığında, erkeklerin kadınlara göre BYT'de daha fazla doğru cevap ürettikleri, daha az hesaplama hatası yaptıkları, Aritmetik Ölçeğinde daha iyi performans gösterdikleri, ketleyici kontrol ölçümlerinde testleri daha yavaş tamamladıkları bulgulanmıştır. Erkek ve kadın katılımcıların yaş ortalamaları karşılaştırıldığında anlamlı farkın olduğu görülmüş, erkeklerin yaş ortalamasının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Diğer yandan genel zeka ve kaygı düzeyleri karşılaştırıldığında cinsiyetler arasında anlamlı fark görülmemiştir. Literatürdeki çalışmaların aksine, kadınlar BYT'de anlamlı derecede sezgisel yanıtlar vermemiştir. Analizler sonucunda, sayısal becerilerin katılımcıların BYT performanslarını etkilediği görülmüştür; ancak katılımcıların yaş ve sayısal becerileri kontrol edildiğinde BYT performansları arasındaki anlamlı farklılığın cinsiyetten kaynaklandığı anlaşılmıştır. Araştırma bulguları, katılımcıların cinsiyet ve sayısal becerilerinin BYT performanslarını etkilendiğini, akıl yürütme eğilimleri ile tütün kullanım alışkanlıkları arasında anlamlı bir ilişki olmadığını göstermiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu çalışma, Türk üniversite öğrencileri arasında tütün kullanımı, cinsiyet, sayısal beceriler ve BYT performansı arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk araştırmadır.

Şeyma Aydın Öztürk
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin uykuya dair bilişlerinin bebek uyku sorunları üzerindeki etkisi: Bebek uyutma davranışının aracı rolü ve anne duyarlılığının moderatör etkisi

Çalışmanın amacı annelerin, bebek uyku durumları üzerindeki etkisini; annelerin uykuya dair bilişleri, uyutma davranışları ve anne duyarlılığı faktörleri bağlamında incelemektir. Çalışmanın bir diğer amacı çalışmada kullanılacak olan Annenin Bebek Uykusu İle İlgili Bilişleri Anketi (ABUİBA) ve Ebeveyn Etkileşimli Yatma Zamanı Davranış Ölçeği (EEYZDÖ) ölçeklerinin Türk popülasyonu için uyarlama çalışmalarını yapmaktır. Bu doğrultuda araştırma iki çalışma halinde yürütülmüştür. İlk çalışmada (Çalışma 1) Annenin Bebek Uykusu İle İlgili Bilişleri Anketi (ABUİBA) ve Ebeveyn Etkileşimli Yatma Zamanı Davranış Ölçeği (EEYZDÖ) ölçeklerinin Türk popülasyonu için geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini sıfır-üç yaş arası en az bir çocuğu olan 321 anne oluşturmuştur. Annelere, annenin temel bilgilerini içeren Demografik Bilgi Formu, Annenin Bebek Uykusu İle İlgili Bilişleri Anketi (ABUİBA) ve Ebeveyn Etkileşimli Yatma Zamanı Davranış Ölçeği (EEYZDÖ) uygulanmıştır. Ayrıca geçerlilik ve güvenilirlik analizlerinde kullanılmak üzere annelere Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) ve Anne Duyarlılığı Ölçeği (ADÖ) uygulanmıştır. Çalışmanın veri toplama süreci çevrimiçi ortamda gerçekleştirilmiştir. Uyarlama çalışmaları sonucunda hem Annenin Bebek Uykusu İle İlgili Bilişleri Anketi (ABUİBA) hem de Ebeveyn Etkileşimli Yatma Zamanı Davranış Ölçeği'nin (EEYZDÖ) Türk toplumu için geçerli ve güvenilir olduğu bulunmuştur. İkinci çalışmada (Çalışma 2) ise annelerin uykuya dair bilişlerinin, bebek uyku sorunları üzerindeki etkisi; bu etki üzerinde annelerin uyutma davranışının aracı rolü incelenmiştir. Ayrıca annelerin uyutma davranışı ile bebek uyku sorunları arasındaki ilişkide anne duyarlılığının düzenleyici etkisi ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini, sıfır-üç yaş arası en az bir çocuğu olan 208 anne oluşturmuştur. Çalışmanın veri toplama sürecinde annelere, annenin temel bilgilerini içeren Demografik Bilgi Formu, anne duyarlılık düzeyini tespit etmek üzere Anne Duyarlılığı Ölçeği (ADÖ) ve annenin uykuya dair bilişlerinin belirlendiği Annenin Bebek Uykusu İle İlgili Bilişleri Anketi (ABUİBA) ile annenin uyutma davranışının belirlendiği Ebeveyn Etkileşimli Yatma Zamanı Davranış Ölçeği (EEYZDÖ) uygulanmıştır. Ayrıca bebek uyku sorunlarını tespit etmek amacıyla Bebek/Çocuk Uyku Sorunu Kısa Tanılama Formu (BUKF) kullanılmıştır. Çalışmanın veri toplama süreci çevrimiçi ortamda gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda annenin bebek uykusu ile ilgili bilişleri toplam puanının, ebeveyn etkileşimli yatma zamanı davranışı toplam puanını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Ayrıca annenin bebek uykusu ile ilgili bilişlerinin bebek uyku sorunlarını yordadığı tespit edilmiştir. Ancak bu ilişkide ebeveyn uyutma davranışının aracı rolü olmadığı görülmüştür. Öte yandan ebeveyn uyutma davranışı ile bebek uyku sorunları arasındaki ilişkide anne duyarlılığının düzenleyici etkisine rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: bebek uyku düzeni, uyku tutumları, uyku bozuklukları, uyku alışkanlıkları, anne duyarlılığı, uyutma davranışı, uyku düşünceleri, anne bilişleri

Zeynep Yavuz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İki dillilik ve sahte anılar: Olay sonrası yanlış bilgilendirme etkisi ve DRM paradigması

Sahte anı, bireyin gerçek bir olayı olduğundan farklı bir şekilde veya hiç gerçekleşmemiş bir olayı gerçekleşmiş gibi hatırlaması olarak tanımlanır. Bu olgu genellikle iki analitik çerçevede incelenmiştir: yanlış bilgilendirme etkisi ve Deese-Roediger-McDermott (DRM) paradigması. Birincisi, bir olayı deneyimledikten sonra sunulan yanlış bilginin neden olduğu deformasyon etkisi iken, ikincisi, gerçekte duyumlanmamış bir kelimenin ("kritik çeldirici" olarak anılır) görüldüğüne ya da duyulduğuna dair bir anının oluşturulmasıdır. Araştırmada, öncelikle DRM paradigması ile yanlış bilgilendirme etkisinin ilişkisine bakılmıştır. İkinci olarak, iki dilli katılımcıların konuştukları dilin (Kürtçe veya Türkçe) sahte anı skorlarına etkisi incelenmiştir. Üçüncü olarak ise iki dilliler ile tek dilliler arasında Türkçe sahte anıları karşılaştırılmıştır. Araştırma 18-45 yaşları arasında Mardin ilinden Türkçe ve Kürtçe dillerini bilen 100 iki dilli katılımcı (48'i kadın) ve Türkçe bilen 90 tek dilli (63'ü kadın) katılımcı ile yürütülmüştür. DRM Paradigması Kelime Listesi Görevi, Olay Sonrası Yanlış Bilgilendirme Etkisi Görevi materyalleri Türkçe ve Kürtçe versiyonlarıyla kullanılmıştır. Materyaller bilgiyasar ekranında, zamanlanmış slayt gösterileri ve seslendirmeler aracılığıyla sunulmuştur. Sonuçlarda, DRM ve yanlış bilgilendirme etkisi arasında bir ilişki saptanmamıştır. DRM paradigması tipi sahte anılar karşılaştırıldığında, tek dillilerin de iki dillilerden daha yüksek, iki dillilerin ise Türkçede Kürtçeye göre daha yüksek skorlara sahip olduğu görülmüştür. Yanlış bilgilendirme etkisinde ise iki dilli olmak ya da kullanılan dil ile ilişkili bir farklılaşma görülmemiştir. Ek olarak, iki dilli kadınların iki dilli erkeklere göre daha yüksek yanlış bilgilendirme etkisi tipi sahte anı oluşturduğu saptanmıştır. Son olarak, iki dillilerde Kürtçe DRM sahte anı değerlerinde kadınların erkeklere göre daha yüksek skorlar gösterdiği yönünde bir etkileşim gözlenmiştir. Bulgular DRM paradigmasında baskın olan dilde sahte anının arttığını ve iki dilli olmanın sahte anı oluşumunu azaltıcı etki gösterdiğini işaret etmektedir. Sahte anılar arasında ilişkisizlik açıklanırken ise Aktivasyon-İzleme Teorisi'nin yaklaşımı benimsenmiş ve ek olarak epizodik bellek ile anlamsal bellek arasındaki fark vurgulanmıştır.

Anlamsal bellekEpisodik bellekÇarpıtma
Muhammed İkbal Güler
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi dönemdeki çocukların annelerinin iyi oluş ve psikolojik sağlamlıkları ile çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, annelerin iyi oluş ve psikolojik sağlamlık düzeyleri ile çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılıp tasarlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, 36-72 ay aralığında toplam 262 çocuğun annelerinden oluşmaktadır. Çalışmanın veri toplama süreci annelerle yürütülmüş olup; veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, annelerin iyi oluş düzeyleri için PERMA ölçeği, annelerin psikolojik sağlamlık düzeyleri için Kısa Süreli Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve çocukların duygu düzenleme becerileri için Duygu Düzenleme Becerisi Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın verileri 2022 Ekim -2023 Eylül yılları arasında online google form üzerinden toplanmıştır. Analiz sonuçlarına göre annelerin iyi oluş ve psikolojik sağlamlıkları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunurken; çocuklarının duygu düzenleme becerileri ile arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır. Annelerin psikolojik sağlamlıkları üzerinde çalışma durumlarının etkili olduğu bulunmuş, çalışan annelerin psikolojik sağlamlıkları çalışmayan annelere göre yüksek bulunmuştur. Mevcut çalışma annelerin iyi oluş ve psikolojik sağlamlık düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından farklılaştığını ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: iyi oluş, psikolojik sağlamlık, duygu düzenleme, annelik

Psikolojik dayanıklılıkPsikolojik iyi oluş
İrem Şura Çağlıoğlu
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Grup dinamiklerinde insandışılaştırma: Minimal gruplarda grup büyüklüğü ve grup statüsünün etkisi

Gruplar arasındaki çatışma ve üstünlük iddiaları, ayrımcılık süreçlerinin temelini oluşturmaktadır. Bu çalışma, iç grup ve dış gruba yönelik "biz" ve "onlar" kategorizasyonunun gruplar arası ayrımcılık süreçlerini nasıl etkilediğini incelemektedir. Sosyal Kimlik Kuramı ve İnsandışılaştırma kuramları temelinde, grup üyeliği, grup büyüklüğü ve grup statüsünün insani özellik ve duyguların iç ve dış gruplara atfını nasıl etkilediği araştırılmıştır. Üç deneysel çalışma ile bu faktörlerin etkileri laboratuvar ortamında oluşturulmuş minimal gruplar üzerinden incelenmiştir. Birinci çalışmada, katılımcılar nokta tahmini göreviyle minimal gruplara atanmış ve grup büyüklüğü manipüle edilmiştir. İkinci çalışmada estetik tercih yöntemi kullanılarak benzer bir desen tekrarlanmıştır. Üçüncü çalışmada ise nokta tahmini göreviyle hem grup büyüklüğü hem de grup statüsü manipüle edilmiştir. Sonuçlar, bireylerin iç gruplarına karşı olumlu bir sosyal kimlik algısı oluşturma eğiliminde olduklarını ve bu eğilimin Sosyal Kimlik Kuramı'nın varsayımlarıyla doğru orantılı olduğunu göstermiştir. Araştırma, iç gruba daha fazla olumlu insan özelliği ve ikincil duygular atfedildiğini, dış grubun ise daha fazla olumsuz insan özellikleriyle değerlendirildiğini ortaya koymuştur. Grup büyüklüğünün doğrudan bir etkisi tespit edilemezken, yüksek statülü azınlık grupların iç gruplarına daha fazla birincil insani duygu atfettiği bulunmuştur. Bulguların minimal grup koşullarında insandışılaştırma süreçlerinin anlaşılmasına yönelik katkı sunmasıyla birlikte gerçek hayattaki grup dinamiklerinden farklı olarak minimal grup koşullarının duygusal bağlamdan yoksun olması ve bazı değişkenlerin analizlere dahil edilememesi gibi sınırlılıkları bulunmaktadır. Gelecekteki araştırmalar, farklı örneklem grupları ve bağlamsal faktörleri dikkate alarak bu bulguları derinleştirmelidir.

Esra Yalçın
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Eşitsizlikten kaçınma davranışının gelişimini etkileyen olası faktörler ve itibar kaygısının rolünün incelenmesi

Adaletin temel bileşenlerinden biri olan eşitsizlikten kaçınma davranışı, insanların eşitsizliği ortadan kaldırmak için, bedel ödeme pahasına bile olsa, gösterdikleri tutumları tanımlar (Fehr ve Schmidt, 1999). Eşitsizlikten kaçınmanın iki biçimi vardır: dezavantajlı eşitsizlikten kaçınma (DEK) ve avantajlı eşitsizlikten kaçınma (AEK) (Fehr ve Schmidt, 1999). Araştırmalar, yetişkinlerin eşitsiz kazanç dağıtımına karşı güçlü bir isteksizliğe sahip olduğunu ve kişisel kazançlarından fedakârlık ettiklerini gösterse de (Fehr ve Schmidt, 1999; Dawes ve diğerleri, 2007), çocuklardaki eşitsizlikten kaçınma davranışının farklı gelişimsel süreçlerden geçtiği düşünülmektedir (Blake ve McAuliffe, 2011). DEK'in farklı kültürlerde en geç orta çocukluk döneminde ortaya çıktığı bilinmesine rağmen, AEK'in çocuğun içinde yetiştiği kültüre bağlı olarak değişen yaşlarda ortaya çıktığı belirtilmektedir (Blake ve diğerleri, 2015; Schäfer ve diğerleri, 2015). AEK'in sosyal bağlamlarda ve çocukluğun ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkması, çeşitli sosyo-bilişsel yeteneklerin bu davranışı etkileme potansiyeli olduğuna işaret etmektedir (McAuliffe ve diğerleri, 2013). Adalete ilişkin kararlar için gelişimsel olarak etkili olabilecek sosyo-bilişsel özelliklerden birisinin ketleyici kontrol diğeri ise zihin kuramı olabileceği düşünülmektedir. Fakat bu iki becerinin anaokulu çağında adalet gelişimi üzerindeki etkileri henüz detaylıca incelenmemiştir. Özel olarak AEK'in ortaya çıkmasını kolaylaştıran faktörlerden birisinin itibar kaygısı olduğu öne sürülmüştür. Fakat bilindiği kadarıyla itibar kaygısının etkisini çocukluk döneminde adalet gelişimine etkisini deneysel olarak inceleyen yalnızca bir çalışma mevcuttur (McAuliffe ve ark., 2020). Ancak erken çocuklukta itibar kaygısının eşitsizlik kaçınma üzerindeki rolü deneysel olarak henüz test edilmemiştir. Bu çalışmada, bu konuda bilindiği kadarıyla ilk kez erken çocukluk döneminde itibar kaygısının nedensel rolü deneysel bir desenle ele alınmıştır. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı, 4-5 yaş grubundaki çocuklarda eşitsizlikten kaçınma davranışının gelişimini etkileyen bilişsel faktörler (zihin kuramı ve ketleyici kontrol becerileri) ve itibar kaygısının rolünü deneysel bir desenle incelemektir. Bu amaçla dört farklı itibar manipülasyon grubu oluşturulmuştur: Alıcı ve deneycinin dağılım sonuçlarını gördüğü birinci grup, alıcının sonuçları gördüğü ancak deneycinin görmediği ikinci grup, deneycinin sonuçları gördüğü ancak alıcının görmediği üçüncü grup ve her iki tarafın da sonuçları görmediği dördüncü grup. Araştırmanın örneklemi, 4-5 yaş aralığında 137 çocuktan (nkız = 62, nerkek= 74, nkayıp = 1) oluşmaktadır. Katılımcılar, daha önce bağlantı kurulan öğretmenler ve anaokulu müdürleri aracılığıyla çalışmaya davet edilmiştir. İstanbul'un farklı ilçelerindeki beş anaokulundan veri toplanmıştır. Katılımcılar, yaş ve cinsiyet olarak eşit, farklı sınıflardan bir akranla eşleştirilmiş ve rastgele dört itibar manipülasyon grubundan birine atanmıştır. Eşitsizlik Oyunu'nun (Blake, McAuliffe, 2011) sonunda, katılımcılara "Oyun partnerini ne kadar sevdin?" sorusu 5'li Likert ölçeği ile puanlanmış ve "Neden bu dağılımları seçtin?" sorusu sözlü olarak yanıtlanmıştır. Ardından, Sally ve Anne Görevleri (Wimmer, Perner, 1983) ve Yürütücü İşlevler Bataryası'nın (Hamamcı, 2020) ketleyici kontrol görevleri uygulanmıştır. Deney sonunda katılımcılara teşekkür edilerek kazandıkları şekerler verilmiştir. Teşvik amacıyla, çalışmaya katılan her çocuğun zihin kuramı ve ketleyici kontrol becerileri ile ilgili rapor hazırlanarak anaokuluna iletilmiştir. Analizler, katılımcıların dezavantajlı eşitsizlik dağıtımlarını eşit dağıtımlardan anlamlı olarak daha fazla reddederek DEK davranışı sergilediklerini, ancak AEK davranışı göstermediklerini ortaya koymuştur. AEK skoru ile zihin kuramı ve ketleyici kontrol puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Deney grupları arasındaki olası farklar göz önünde bulundurularak her deney grubu için ilişkiler ayrı ayrı da test edilmiştir. Sonuçlara göre, alıcı ve deneycinin dağılım sonuçlarını gördüğü birinci itibar manipülasyon grubunda, AEK skoru ile ketleyici kontrol puanları arasında negatif yönde bir ilişki bulunmuştur. Alıcının dağılım sonuçlarını gördüğü fakat deneycinin görmediği ikinci manipülasyon grubunda anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Deneycinin dağılım sonuçlarını gördüğü fakat alıcının görmediği üçüncü manipülasyon grubunda, AEK puanları ile yaş arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Alıcı ve deneycinin dağılım sonuçlarını görmediği dördüncü manipülasyon grubunda ise anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. İtibar manipülasyon gruplarının, ele alınan bağımlı değişkenler açısından birbirlerinden anlamlı şekilde farklılaşmadıkları bulunmuştur. Yaş ve eşitsizlikten kaçınma arasındaki ilişkide zihin kuramının, ketleyici kontrolün ve deney gruplarının moderatör rolünün test edildiği dört ayrı model sonucunda; ikinci ve üçüncü deney grubunun yaş ve AEK davranışı değişkenleri arasındaki ilişkide anlamlı bir düzenleyici rolü olduğu olduğu tespit edilmiştir. Ketleyici kontrolün ve zihin kuramının düzenleyici etkisinin olmadığı görülmüştür. Deneycinin sonuçları görmesi ama alıcının görmemesi durumu ve alıcının sonuçları görmesi ve deneycinin sonuçları görmemesi durumu, yaş ile AEK davranışı arasındaki ilişkinin düzenlenmesinde önemli bir rol üstlenmektedir. Yaş ile DEK davranışı arasındaki ilişkide, itibar gruplarının ve ketleyici kontrol becerisinin düzenleyici etkisi bulunmamış, ancak zihin kuramının düzenleyici rolü olduğu belirlenmiştir. Yaş ve DEK puanları arasındaki negatif ilişki, zihin kuramı puanlarının artmasıyla pozitif olmuştur.

Nilsu Candan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tehdit algısının zihin kuramına etkisi: Duygu düzenleme becerisinin rolü

Zihin Kuramı, başkalarının arzu, niyet, inanç, düşünce ve hedef gibi öznel zihin durumlarını anlama ve başkalarının davranışlarını bu öznel zihin durumlarına atıfta bulunarak açıklama yeteneğidir. Çocuklar gelişmiş ve yetişkinler ise olgunlaşmış zihin kuramı becerisine sahip olsalar da başkalarının davranışları altında yatan zihinsel süreçleri açıklarken sosyal durumlara ve etkenlere bağlı olarak yorum yapabilirler. Bu sosyal durumlar arasında tehdit algısı zihin kuramı becerisini etkileyebilecek bir değişken olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın amacı, ilkokul çağındaki çocukların ve yetişkinlerin tehdit algısının zihin kuramı performansları üzerindeki etkisini ve bu etkinin duygu düzenlemeye bağlı olarak değişip değişmediğini incelemektir. Bu bağlamda, tehdit algısı ve zihin kuramı ilişkisi ve bu ilişkide duygu düzenleme becerisinin rolü araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 8-11 yaş aralığında olan toplam 160 çocuk (nerkek= 79) ve 18-47 yaş aralığında olan 128 yetişkinden (nerkek=41) oluşmaktadır. Çocuklarla yapılan çalışmanın veri toplama süreci çocukların eğitimine devam ettiği okulda yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Veri toplama sürecinde, anneler Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu ve çocukların duygu düzenleme becerisini değerlendirmek için Duygu Düzenleme Ölçeği'ni doldurmuşlardır. Çocuklara sırasıyla tehdit ve kaygı uyandıran etkileşimlerin bulunduğu ve bulunmadığı senaryolar ve senaryolardaki karakterlerin zihin durumlarına ilişkin soruların yöneltildiği Zihin Kuramı Görevi sunulmuştur. Yetişkinlerle yapılan çalışmada, veriler Google Forms üzerinden çevrimiçi olarak toplanmış, ölçümler aynı sırada sunulmuştur. Ana analizler kapsamında gerçekleştirilen 2X2 iki faktörlü Varyans Analizi sonucunda grubun zihin okuma üzerinde sadece yetişkinlerde ana etkisi görülürken grubun niyet atfı üzerinde her iki örneklemde de ana etkisi görülmüştür. Duygu düzenleme becerisi düzeyinin zihin okuma üzerinde sadece çocuklarda ana etkisi görülürken duygu düzenleme becerisi düzeyinin niyet atfı üzerinde her iki örneklemde de ana etkisi görülmemiştir. Basit etki analizlerinde, deney grubundaki çocuklar arasında duygu düzenlemesi yüksek olan kişilerin duygu düzenlemesi düşük olanlara kıyasla zihin okuma performanslarının anlamlı olarak daha iyi olduğu bulunmuştur. Duygu düzenlemesi düşük olan yetişkinler arasında ise kontrol grubunda olan kişilerin zihin okuma performanslarının deney grubunda olanlara kıyasla anlamlı olarak daha iyi olduğu bulunmuştur. Hem çocuklarda hem de yetişkinlerde duygu düzenleme becerisinin yüksek veya düşük olması farketmeksizin deney grubundaki katılımcıların niyet atıflarının kontrol grubundakilere kıyasla anlamlı olarak daha olumsuz olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: zihin kuramı, tehdit algısı, duygu düzenleme.

Algılanan tehditDuygu düzenlemeTehdit+2
Merve Coşar
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İkinci dilde doğruluk algısı ve bilgi paylaşımı

Bu çalışma, tekrara dayalı doğruluk etkisinin (truth effect) geçen zaman ve kullanılan dil bağlamında nasıl değiştiğini ve bilgiyi paylaşma davranışının doğruluk algısındaki bu değişimi takip edip etmeyeceğini incelemektedir. Deneysel bir yönteme sahip olan bu çalışmaya, ana dili Türkçe olan ve ileri düzey Arapça bilgisine sahip 99 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılar seçkisiz olarak Türkçe veya Arapça koşullarına atanmış, her iki oturumda da hem tekrar eden hem de yeni cümlelere maruz bırakılarak bu cümlelerin doğruluğunu ve sosyal medyada paylaşmayı tercih edip etmeyeceklerini değerlendirmişlerdir. Katılımcılardan bu değerlendirmeyi hem maruz kalmanın hemen ardından hem de iki hafta sonrasında yapmaları istenmiştir. Bireysel farklılıkların tespiti için Bilişsel Yansıma Testi ve Stroop Testi uygulanmıştır. Arapça dil yeterliliği için hem katılımcıların kendisine sorulmuş hem de Arapça Kelime-Resim Eşleştirme Testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, tekrar eden cümlelerin daha doğru değerlendirildiğini göstermektedir. Ayrıca bu etkinin Türkçe koşulunda daha belirgin olduğu, Arapça koşulunda iki oturumda da tekrar eden ve yeni cümlelerin doğruluk değerlendirmelerinin arasındaki farkın Türkçe koşuluna kıyasla daha küçük olduğu bulunmuştur. İkinci oturumda yeni cümlelerin doğruluk değerlendirmelerinde gözlenen artışla birlikte, tekrar eden ve yeni cümlelere dair doğruluk değerlendirmeleri arasındaki farkın azaldığı görülmektedir. Paylaşma davranışı, doğruluk algısındaki değişimi doğrudan takip etmemiş, tekrarın paylaşma davranışı üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı görülmüş ve Türkçe koşulunda tekrar eden cümleler daha fazla paylaşılırken, Arapça koşulunda yeni cümleler daha fazla paylaşılmıştır. Ayrıca, ikinci oturumda genel olarak daha fazla paylaşım eğilimi görülmüştür. Bu bulgular, tekrarın etkisiyle oluşan doğruluk değerlendirmelerindeki artışı, yabancı dil kullanımının zamanla azaltabileceğini göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, hem doğruluk etkisine ilişkin literatüre katkı sağlamakta hem de paylaşım kararı ölçümüyle birlikte sosyal medyadaki haberlerle etkileşimimize dair çıkarımlar yapılmasını sağlamaktadır.

Beyzanur Kunt
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çerçevelemenin ve duyguların politik kararlar üzerindeki etkisi

Çerçeveleme etkisi, mantıksal olarak aynı olan ifadelerin semantik yollarla farklı şekilde sunulmasını ifade eder (Krishnamurthy, 2001). Çerçeveleme etkisini politik bağlamda inceleyen çalışmalarda eşdeğer ifadeler kayıp ve kazanç çerçevelemesi ile sunulmaktadır. Kayıp ve kazanç kavramının önemi, bireylerin güdülenme motivasyonlarına bağlı olarak değişmektedir. Düzenleme Odağı Kuramı'na göre koruma odağına sahip kişiler için kayıplar önemliyken, gelişme odağına sahip kişiler için kazançlar önemlidir. Koruma odağına sahip olan kişiler negatif sonuçların varlığında korku deneyimlerken, gelişme odağına sahip kişiler pozitif sonuçların yokluğunda öfke deneyimlemektedirler (Shah ve Higgins, 2001). Bu tez kapsamında çerçevelemenin, düzenleme odağının ve duygunun (öfke ve korku) politik kararlar üzerindeki etkisi iki çalışmada incelenmiştir. Her iki çalışmada 2 (Çerçeveleme: Kayıp, Kazanç) X 2 (Duygu: Öfke, Korku) deneklerarası desen kullanılmıştır. Ayrıca katılımcıların kronik düzenleme odakları belirlenip analize dahil edilmiştir. Çalışmanın bağımlı değişkenlerini siyasi lider değerlendirme, mesajların ikna ediciliği ve mesajlara karşı tutum oluşturmaktadır. Birinci çalışmada mesajlar ekonomi politikası hakkında, ikinci çalışmada ise göçmen politikası hakkında sunulmuştur. Her iki çalışmada da çerçevelemenin, duygunun ve düzenleme odağının bağımlı değişkenler üzerinde etkileşimi bulunmamıştır. Ancak mesajların ekonomi politikası bağlamında sunulduğu birinci çalışmada kazanç çerçevelemesi (kayıp çerçevelemesine kıyasla) daha olumlu değerlendirilirken, mesajların göçmen politikası bağlamında sunulduğu ikinci çalışmada kayıp çerçevelemesi (kazanç çerçevelemesine kıyasla) daha olumlu değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular bireylerin politik karar verme süreçlerinde kişisel eğilimleri veya doğrudan kişisel düzeyde deneyimledikleri öfke ve korku duygularından çok, mesajların sunuluş biçimi ve bağlamının belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Gelecek araştırmaların politik mesajların sunulduğu bağlama, düzenleme odağının durumsal olarak belirlenmesine, farklı duyguların kullanımına ve bu duyguların kişisel değil politik düzeyde indüklenmesine odaklanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: çerçeveleme, düzenleme odağı, öfke, korku, ekonomi, göçmen

Muhammet Reveha Attila
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Pragmatik çıkarımlarda tutarlılığın sahte anılar üzerindeki etkisi

Sahte anılar; bireyin belleğindeki bilgilerin değişmesi sonucunda, daha önce yaşamadığı olayları yaşamış gibi ya da yaşadığı olayları daha farklı biçimde hatırlaması şeklinde tanımlanmaktadır. Literatürde sahte anıları inceleyen çok sayıda yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemlerden biri de pragmatik çıkarımlardır. Pragmatik çıkarımlar, bireyin belirli cümlelere maruz kaldıktan sonra, bu cümlelerin anlamını yorumlayarak ulaştığı dolaylı sonuçlardır. Bu araştırmada pragmatik çıkarımların ve pragmatik çıkarımlarda tutarlılığın sahte anılar üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu doğrultuda, 18-30 yaş aralığındaki 60 kişilik bir katılımcı grubuyla, yarısı pilot çalışmada, yarısı ana çalışmada yer almak üzere iki ayrı çalışma yürütülmüştür. Bu çalışmalarda veri toplama araçları olarak demografik bilgi formu, 69 adet pragmatik çıkarım cümlesi (pilot çalışmada 37 cümle, pragmatik çıkarım tutarlılığına göre sınıflandırılmış 32 cümle) ve 36 adet soyut görsel kullanılmıştır. Pragmatik çıkarım cümleleri, Brewer (1977), McDermott ve Chan (2006) ve Carneiro ve arkadaşları (2020) tarafından oluşturulan cümlelerden seçilerek hazırlanmıştır. Soyut görseller ise renkli geometrik desenlerden oluşmaktadır. Uygulama aşamasında katılımcılara ilk olarak belirli cümleler sunulmuş, ardından üç dakikalık bir ara görev olan soyut görseller sırayla gösterilmiş ve son olarak cümlelerin ne kadar yanlış hatırlandığını ölçen bir tanıma testi yapılmıştır. Araştırmanın verileri iki bağımlı örneklem için t testiyle analiz edilmiştir ve bu analizler sonucunda iki temel bulgu elde edilmiştir. Birinci olarak, orijinal cümlelerin pragmatik çıkarımlardan anlamlı derecede daha az yanlış hatırlandığı saptanmıştır. İkinci olarak, pragmatik çıkarım tutarlı ve pragmatik çıkarım tutarsız cümlelerin yanlış hatırlanma düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Pragmatik çıkarımların ve pragmatik çıkarımlarda tutarlılığın sahte anılar üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmaması, geçmiş birçok araştırmanın sonuçlarıyla çelişmektedir. Ancak literatürde yer alan bazı açıklamalara göre, şema uyumlu bilgilerle şema uyumsuz bilgilerin farklı açılardan daha iyi hatırlamayı tetiklediği söylenebilir. Bu sonuçlar, ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.

Sahte anılarSözel bellek
Zeynep Apaydın
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İş birliği yapmak çocukları israftan mı yoksa adaletsizlikten mi uzaklaştırır: Gelişimsel bir inceleme

Bu çalışma, çocukların avantajlı oldukları haksız durumlardan kaçınmalarını etkileyen motivasyonları, Türkiye bağlamında yaşa ve bağlamsal koşullara göre incelemeyi amaçlar. Türkiye, bireyselci ve toplulukçu değerlerin iç içe geçtiği kültürel yapısıyla çocuklukta adalet tercihlerinin gelişimini araştırmak için özgün bir bağlam sunar (Kağıtçıbaşı ve Ataca, 2005). Özellikle, israftan kaçınmanın önemli olduğu toplulukçu kültürlerde (Zhang ve Benozio, 2021), çocukların eşitlik ile kaynakları israf etmeme arasında nasıl denge kurduğu farklılık gösterebilir. Aynı şekilde, kaynakların iş birliği yoluyla kazanılması gibi bağlamsal unsurlar da çocukların dağıtımsal adalet davranışını şekillendirebilir (Hamann vd., 2011). Türk kültüründe sosyal yansımaların önemine dair hassasiyet (Cross vd., 2013), çocukların paylaşım kararlarında hem kaynakların nasıl elde edildiğini hem de israf edilip edilmediğini dikkate alma potansiyelini artırabilir. Mevcut tez çalışması, 4–10 yaş aralığındaki çocukların avantajlı haksızlıktan kaçınma (AHK) davranışlarını; kaynakların elde edilme biçimi (iş birliği ve paralel), kaynakların israf durumu (israf edilen ve edilmeyen) ve yaş grubu [4–5 (Ortyaş = 4.98, SS = .373, N = 130); 6–8 (Ort.yaş= 7.35, SS = .705, N = 136); 9–10 (Ortyaş= 9.30, SS =.462, N = 141)] bağlamında denekler arası 2×2×3 deneysel bir desenle incelemiştir. Bağımlı değişken, katılımcıların kendilerine avantaj sağlayan haksız dağılımlara verdikleri tepkilere göre hesaplanan AHK puanıdır. Puanın yüksek olması, katılımcının avantajlı olduğu bu tür bir dağılımı reddettiğini; düşük olması ise avantajlı konumunu kabul ettiğini gösterir. Bulgular, çocukların eşit paylaşım koşullarında kaynakları daha fazla kabul ettiklerini, avantajlı haksızlık durumlarında ise AHK puanının yaş ve israf durumuna bağlı olarak farklılaştığını gösterir. Kaynakların israf edilmediği koşullarda çocuklar daha fazla AHK davranışı sergilemiş, 9–10 yaş grubu ise bu koşullarda anlamlı şekilde daha yüksek AHK puanları göstermiştir. Kaynağın elde edilme biçimi tek başına anlamlı bir etki göstermemekle birlikte, yaş grubu ile etkileşiminde özellikle iş birliği koşullarında AHK puanları artmıştır. Bu çalışma, çocukların paylaşım kararlarının yalnızca kaynak edinimi bağlamına ve gelişimsel faktörlere duyarlı olmadığını, israf gibi kültürel normların da dahil olduğu toplumsal bağlamlarda beklenen gelişimsel seyirden farklı davranışların gözlendiğini gösterir. Ayrıca, mevcut tez çalışmasının, gelişimsel perspektif ile israf ve iş birliği motivasyonlarının etkileşimini inceleyen ilk deneysel araştırma olarak da literatüre katkı sunması beklenmektedir.

Sema Merve Balçık
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Erken çocukluk döneminde ortak eylemlerin gruplar arası bağlamda paylaşma davranışı üzerindeki etkisi

Erken çocukluk döneminde prososyal davranışların gelişimi, sosyal etkileşimler ve grup dinamikleriyle yakından ilişkilidir. Paylaşma davranışı, bu dönemde gözlemlenen temel prososyal davranışlardan biri olup, çocukların bireysel özelliklerinden ve sosyal bağlamdan etkilenmektedir. Literatürde, çocukların genellikle iç grup üyelerine dış grup üyelerinden daha fazla paylaşımda bulundukları gösterilmiştir. Bununla birlikte, son yıllarda ortak eylemlerin, yani bir başkasıyla birlikte gerçekleştirilen ve karşılıklı koordinasyon gerektiren aktivitelerin, çocukların paylaşma eğilimlerini nasıl etkilediği araştırılmaya başlanmıştır. Ortak eylemlerin, çocuklarda birliktelik duygusunu ve sosyal bağlılığı artırarak prososyal davranışları teşvik edebileceği öne sürülmektedir. Bu doğrultuda bu çalışma, erken çocukluk döneminde ortak eylemlerin, çocukların gruplar arası bağlamda paylaşma davranışı üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmanın örneklemi 4-5 yaş aralığında olan toplam 80 (Nkız = 40) çoktan oluşmaktadır. Veri toplama süreci, çocukların devam ettiği okul öncesi eğitim kurumlarında yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılım için öncelikle ebeveynlerden Bilgilendirilmiş Onam Formu ve Demografik Bilgi Formu alınmıştır. Katılımcı çocukların öğretmenleri ise, çocukların sosyal ve bilişsel özelliklerini değerlendirmek amacıyla Çocuk Prososyallik Ölçeği Öğretmen Formu ve Yürütücü İşlevler Envanteri Öğretmen Formu 'nu doldurmuştur. Çocuklar, elde edilen prososyallik ve yürütücü işlevler skorlarına göre, bireysel olarak oynanan Standart Simon Görevi veya bir yetişkinle oynanan Ortak Simon Görevi koşullarından birine, gruplar arası bireysel faktörler arası denge gözetilerek rastgele atanmıştır. Her bir ana grup, paylaşım yapılacak kişinin grup kimliğine göre (iç grup veya dış grup) iki alt gruba ayrılmıştır. Böylece, deneysel tasarımda hem Simon Görevi türü (bireysel/ortak) hem de paylaşım yapılan grubun kimliği (iç/dış grup) faktörleri çaprazlanmıştır. Katılımcılar, ilk olarak atandıkları koşula uygun şekilde bilgisayar üzerinden Simon Görevini tamamlamış ve bu görev sonucunda on adet çıkartma kazanmıştır. Simon Görevi sonrasında, çocuklara kazandıkları çıkartmalar üzerinden Diktatör Oyunu uygulanmıştır. Bu aşamada, çocuklara, isterlerse atandıkları gruptaki kişiye (iç grup: Ahmet/İpek; dış grup: Suriyeli Omar/Lana) paylaşım yapabilecekleri belirtilmiştir. Paylaşım davranışı, çocukların paylaştığı çıkartma sayısı üzerinden nicel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular, ortak eyleme katılan çocukların, bireysel olarak görev yapanlara kıyasla anlamlı düzeyde daha fazla paylaşımda bulunduğunu göstermiştir. Özellikle, ortak oyun oynayan çocukların dış gruba yönelik paylaşım miktarının, bireysel oynayanlara göre anlamlı biçimde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Buna karşın, iç grupla paylaşımda ortak ve bireysel eylem koşulları arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Ayrıca, varyans analizi sonuçları hem Simon görevi türünün hem de paylaşım yapılan grubun paylaşım davranışı üzerinde anlamlı etkileri olduğunu ve bu iki değişken arasında anlamlı bir etkileşim bulunduğunu ortaya koymuştur.

Sevde Nur Yetgin
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ailede duygu sosyalleştirmenin erken çocuklukta dijital medya kullanımına etkisi: Duygu düzenleme becerisinin aracı rolü

Dijital medya, teknolojinin ilerlemesiyle birlikte günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası olmuş ve çocuklar da bu dijital dünyanın aktif katılımcılarına dönüşmüştür (Rideout, 2017). Çocukların dijital medyayla kurdukları ilişki ve kullanım biçimleri, gelişimsel çıktılar açısından kritik bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, ebeveynin duygu sosyalleştirme davranışlarını çocukların problemli medya kullanımı (PMK) üzerindeki etkisini incelemek ve bu ilişkide çocukların duygu düzenleme becerilerinin aracı rolünü araştırmaktır. Araştırmanın örneklemi, 4-8 yaş aralığında toplam 298 çocuğun (Nkız=156) ebeveynlerinden elde edilen verilerden oluşmaktadır. Veriler; Demografik Bilgi Formu, Problemli Medya Kullanımı Ölçeği (PMKÖ), Duygu Düzenleme Ölçeği ve Çocukların Olumsuz Duygularıyla Baş Etme Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Ebeveyn duygu sosyalleştirme tutumları destekleyici tepkiler (DT) ve destekleyici olmayan tepkiler (DOT) olarak; duygu düzenleme becerileri ise duygu düzenleme kontrolü (DDK) ve değişkenlik/olumsuzluk boyutlarıyla ele alınmıştır. Ön analizlerde DOT'un PMK ile pozitif, DDK'nin ise negatif yönde anlamlı ilişkili olduğu; DT'nin DDK ile pozitif ilişkili bulunduğu; ayrıca değişkenlik/olumsuzluk boyutunun hem PMK hem de DOT ile pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Cinsiyetin PMK ile anlamlı ilişkili olduğu ve erkek çocukların PMK puanlarının daha yüksek olduğu saptanmış, bu değişken analizlerde kontrol edilmiştir. Çoklu doğrusal regresyon analizleri, DOT'un PMK'yı anlamlı şekilde yordadığını ve varyansın yaklaşık %17,4'ünü açıkladığını göstermiştir. Değişkenlik/olumsuzluk boyutunun ise PMK'yı yordayarak varyansın yaklaşık %30,4'ünü açıkladığı; buna karşın DDK'nin anlamlı bir yordayıcı olmadığı belirlenmiştir. Aracılık analizleri, DOT'un PMK üzerindeki etkisinde değişkenlik/olumsuzluk boyutunun kısmi bir aracılık rolü oynadığını ortaya koymuştur. Öte yandan, DT'nin DDK üzerinde anlamlı bir etkisi ve DDK'nin PMK üzerindeki negatif yönde anlamlı etkisi bulunmuş; DT'nin PMK üzerindeki doğrudan ve toplam etkileri anlamsız kalırken, dolaylı etkinin anlamlı ve negatif olması bu modelde tam aracılık etkisini göstermiştir.

Ana-babaların duyguları sosyalleştirme davranışlarıBilişsel duygu düzenlemeSayısal medya+1
Elzem Rumeysa Kahveci
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bir zihni şekillendirmek: Kültürel bağlamda annelerin zihin durumu ifadeleri ve çocukların zihin kuramı becerileri

Zihin kuramı, kişinin kendisinin ve diğerlerinin zihinsel durumlarını ve bu durumların davranışlar üzerindeki etkilerini anlamasını sağlayan temel bir beceridir. Bu becerinin gelişimini etkileyen önemli bir çevresel faktörün ebeveynlerin çocuklarıyla etkileşimlerinde kullandıkları zihin durumu ifadeleri olduğu bilinmektedir. Mevcut çalışmanın amacı Türkiye gibi hem Doğu kültürlerinin toplulukçu özelliklerini hem de Batı kültürlerinin bireyci özelliklerini harmanlayan bir yapı içerisinde annelerin kültürel değerleri benimseme derecelerini doğrudan ölçerek bu değerler ile annelerin zihin durumu ifadeleri, demografik değişkenleri ve çocukların zihin kuramı becerileri arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu doğrultuda nicel araştırma yöntemlerine dayalı, kesitsel ve korelasyonel bir desen kullanılarak yaşları 36 ila 64 ay arasında değişen 112 çocuk (nerkek = 53) ve annelerinin katılımı ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Annelerin zihin durumu ifadeleri hikâye okuma ve serbest oyun etkinlikleri aracılığıyla ölçülmüş, sıklıkları, çeşitleri ve referansları bakımından kodlanmıştır. Kültürel değerleri ölçmek için Bireycilik-Toplulukçuluk Ölçeği ve Özerk-İlişkisel Benlik Ölçeği kullanılmıştır. Çocukların zihin kuramı becerileri ise bilgi erişimi, birinci düzey içerik yanlış inanç ve inanç temelli duygu atfı görevleri ile ölçülmüştür. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon analizi ile incelenmiştir. Zihin durumu ifadelerinin kültürel değerlerle doğrudan ilişkisi sınırlı olsa da bu değerlerin yansıdığı sosyoekonomik düzey ve aile yapısı gibi demografik değişkenlerle anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Yüksek sosyoekonomik düzey ve çekirdek aile yapısı, biliş ifadelerinin sıklığıyla; özgünlük değerinin benimsenmesi ise duygu ifadelerinin sıklığı ile ilişkili bulunmuştur. Ayrıca istek ifadelerinin kullanımı çocukların yaşı ile negatif yönde ilişki göstermiştir. Bununla birlikte, bazı bireyci değerlerin zihin kuramı performansı ile negatif yönde ilişkili bulunması, kültürel değerlerin bağlamdan bağımsız olarak zihin kuramı gelişimine etkisinin her zaman beklenen yönde olmayabileceğini düşündürmektedir. Mevcut çalışma Türkiye bağlamında kültürel değerler, demografik özellikler, zihin durumu ifadeleri ve çocukların zihin kuramı gelişimi arasındaki ilişkiye ışık tutmaktadır. Anahtar kelimeler: Kültür, zihin durumu, zihin kuramı, bireycilik, toplulukçuluk

Merve Taşdelen
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigating the effects of executive functions and social cognition on the relationship between autistic traits and mental health

The primary objective of the research reported in the current thesis is to design and examine the impact of an online training program that includes executive functions and social cognition targeting mental health symptoms. Additionally, it aims to investigate the mediating role of these factors in the relationship between autistic traits and mental health symptoms. In line with these objectives, four different studies were conducted. In the first study, a preliminary study was carried out to increase the reliability and validity of the online training program, and it was found that the online data collection method did not differ from the pencil-and-paper method. The second study examined the roles and relationships of executive functions and social cognition before designing the online program to understand their impact, particularly in the relationship between autistic traits and mental health symptoms. The results showed that personal distress, a part of affective empathy, plays a significant mediating role between attention switching, an autistic trait, and mental health symptoms. In the third study, the efficacy of the online training program in reducing mental health symptoms and improving executive functions and social cognition was evaluated through a pilot study. In the fourth study, the six-week online training program was tested by randomly assigning participants to either an experimental or control group. As a result, a significant decrease in mental health scores was observed in the experimental group. Additionally, significant improvements in affective empathy were achieved. These results suggest that the designed online intervention has the potential to reduce mental health symptoms and that the interaction between autistic traits and mental health should be considered. This study, despite some limitations, highlights the importance of designing effective online intervention programs and indicates that such programs could support mental health in both neurotypical and neurodiverse individuals.

Dilruba Sönmez
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Siberkondri düzeyinin sağlık kaygısı düzeyine etkisinde duygu düzenlemenin moderatör rolü

Dünya genelinde internet kullanımının artması birçok psikolojik sorunu da beraberinde getirmektedir. Giderek artan kaygı ve endişe ile birlikte aşırı ve tekrarlayan bir biçimde çevrimiçi sağlık bilgisi arama davranışı şeklinde tanımlanan siberkondri, bu sorunların başında gelmektedir. Siberkondri birçok fiziksel ve psikolojik etkisinin yanı sıra bireylerde düşük düzeydeki sağlık kaygısını arttırma potansiyeline de sahiptir. İlgili literatür incelendiğinde siberkondrinin sağlık kaygısını nasıl tetiklediği ya da düşük düzeydeki sağlık kaygısı düzeyini nasıl artırdığına ilişkin çalışmaların oldukça sınırlı olduğu görülmektedir. Mevcut çalışmada siberkondri düzeyinin sağlık kaygısı düzeyi üzerindeki etkisinde duygu düzenlemenin moderatör rolü incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini internet kullanan ya da internete erişimi olan, çevrimiçi ortamda anket yanıtlayabilen, okuma yazma ve Türkçe bilen 18 yaş ve üzeri bireyler oluşturmaktadır. Katılımcılara Sağlık Kaygısı Ölçeği-Kısa Formu, Duygu Düzenleme Anketi, Siberkondri Ciddiyet Ölçeği ve kişisel bilgileri içeren Sosyo-demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Çalışmanın korelasyon analizi sonuçları siberkondri düzeyinin duygu düzenlenmenin bilişsel yeniden değerlendirme ve baskılama alt boyutları ile herhangi anlamlı bir ilişkisinin bulunmadığını göstermiştir. Sağlık kaygısı düzeyi ile baskılama alt boyutu arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken sağlık kaygısı düzeyi ile bilişsel yeniden değerlendirme arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Basit doğrusal regresyon analizine göre siberkondri düzeyinin sağlık kaygısı düzeyinin %18.6'sını yordadığı saptanmıştır. Düzenleyici değişkenli çoklu regresyon analizinden elde edilen sonuçlar siberkondri düzeyi ile sağlık kaygısı düzeyi arasındaki ilişkide duygu düzenlemenin bilişsel yeniden değerlendirme ve baskılama alt boyutlarının anlamlı bir moderatör etkisinin bulunmadığını göstermiştir.

Mustafa Raşit Karabağ
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dissosiyatif kimlik bozukluğu hastalarının hayal kurma deneyimlerinin incelenmesi: Nitel bir çalışma

Hayal kurmak, insanların sıklıkla deneyimlediği normal bir fenomendir. Ancak yaşın ilerlemesi ile birlikte hayal kurmaya ayrılan sürenin azalması beklenmektedir. Bu süre azalmazsa, hayal kurma uyumsuz bir hale gelebilir ve kişide sosyal, akademik, mesleki işlevsizliklere sebep olabilir. Dissosiyatif kimlik bozukluğu (DKB) toplumda %1 oranında görülmesine rağmen ruh sağlığı çalışanları tarafından tanısı ve tedavisi eksik olan bir bozukluktur. Daha önce birçok çalışmada, uyumsuz ha yal kurma ve dissosiyasyon arasındaki ilişki gösterilmiştir. Ancak şimdiye kadar dissosiyatif kimlik bozukluğu ve uyumsuz hayal kurma arasındaki ilişki incelenmemiştir. Bu çalışmanın amacı DKB hastalarının hayal kurma deneyimlerini derinlemesine incelemektir. Çalışmada 6'sı kadın, 2'si erkek toplamda 8 katılımcı yer almıştır. Katılımcılar ile online görüşmeler yapılarak yarı yapılandırılmış görüşme soruları sorulmuştur. Çalışmanın analizinde, kişilerin hayal kurma deneyimlerini incelemeyi amaçladığı için, niteliksel araştırma yöntemlerinden Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz kullanılmıştır. Analiz için MAXQDA 2022 programından yararlanılmıştır. Analiz sonucu 5 ana tema ve 14 alt tema bulunmuştur. Ana temalar (1) hayallerin içerikleri, (2) hayal kurma nedenleri, (3) hayal kurmanın yol açtığı sorunlar, (4) hayal kurarken yapılan fiziksel hareketler ve (5) dissosiyatif kimlik bozukluğunun hayal kurmalarındaki etkisi şeklindedir. Hayallerin içerikleri ana teması; fantastik hayaller, ideal benlik hayalleri, arkadaşlık ve romantik ilişkilere yönelik hayaller şeklindedir. Hayal kurma nedenleri ana teması; duygusal ihtiyaçları karşılama, sıkıntı ve stresten kaçınma alt temalarından oluşmaktadır. Hayal kurmanın yol açtığı sorunlar gerçek hayatla uyumsuzluk, işlevselliklerinin bozulması, olumsuz psikolojik etkiler ve hayal kurmaya harcanan vakit alt temalarını içermektedir. Hayal kurarken yapılan fiziksel hareketler hayalin içeriğine uygun hareketler ve hayalin içeriğinden bağımsız hareketlerden oluşmaktadır. Son olarak DKB'nin hayal kurmalarındaki etkisi ana teması ise detaylandırma, alterlerin hayal kurmadaki etkisi ve süreklilik alt temalarını içermektedir. Araştırma sonucu elde edilen bulgular, DKB hastalarının hayal kurma deneyimlerinin uyumsuz hayal kurma ile pek çok benzerlik gösterdiği ve alterlerin hayallerini çeşitli şekillerde etkilediğini göstermektedir.

Dissosiyatif bozukluklar
Betül Sena Likoğlu
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet oyun oynama bozukluğu, akılcı olmayan inançlar, başa çıkma stratejileri ve öz-denetim becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı Patolojik İnternet Kullanımının Bilişsel Davranışçı Modeli'ni temel alarak akılcı olmayan inançlar, başa çıkma stratejileri, öz-denetim becerisi ve İnternet Oyun Oynama Bozukluğu arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Örneklem bağımlı (N=31) ve klinik olmayan (N=30) olmak üzere iki gruptan oluşmuştur. Bağımlı grup, Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi İnternet Bağımlılığı Kliniği'ne başvuran ve İnternet Oyun Oynama Bozukluğu tanısı alan, klinik olmayan grup ise Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran ve dahil edilme kriterlerini sağlayan 14-18 yaş aralığındaki ergen bireylerden oluşmuştur. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, İnternet Oyun Oynama Bozukluğu Kısa Formu, Akılcı Olmayan İnanç Ölçeği-Ergen Formu, Ergenlerde Öz-Denetim Becerileri Ölçeği ve Ergenler için Başa Çıkma Ölçeği uygulanmıştır. Veriler dört analiz ile değerlendirilmiştir. Temel değişkenleri demografik değişkenler açısından incelemek için karşılaştırmalı analizler, bağımlı ve klinik olmayan gruplar arasındaki olası farklılıkların tespiti için bağımsız gruplar t-testi, temel değişkenler arasındaki ilişkiler için korelasyon analizi ve son olarak, genel örneklem üzerinden temel değişkenler arasındaki yordayıcı ilişkileri incelemek için Çok Değişkenli Doğrusal Regresyon Analizi yapılmıştır. Analizlerin sonuçlarına göre, internet oyun oynama bozukluğu dışında veya yanısıra psikiyatik bozukluğu olan katılımcıların internet oyun oynama bozukluğu düzeyi ve başarısız öz denetimleri diğer katılımcılara göre daha yüksek bulunmuştur. İlgili bulguyu destekler nitelikte oyun oynama bozukluğu ve öz-denetimin düzenli ilaç kullanımına göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Akılcı olmayan inançlar ve başa çıkma stratejileri demografik değişkenler açısından farklılaşmamıştır. Bu iki değişken için bağımlı ile klinik olmayan grupların karşılaştırılmasında da farklılık tespit edilmemiş olmakla birlikte internet oyun oynama bozukluğu düzeyi ve başarısız öz-denetim bağımlı grupta daha yüksek bulunmuştur. Bu çalışma kapsamında modele dahil edilen öz-denetim becerilerinden başarısız öz-denetimin internet oyun oynama bozukluğunu önemli düzeyde yordadığına ulaşılmıştır. Diğer değişkenler ile benzer şekilde ilişki tespit edilmemiş olmasının olası nedenleri, sınırlılıklar ve doğurgular tartışma bölümünde ele alınmıştır.

Akılcı olmayan inançlarBaş etme stratejileriBilgisayar oyunları+5
Hatice Betül Yücekaya
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Postpartum depresyonun gelişimindeki risk faktörleri ve koruyucu faktörler

Postpartum depresyon, doğumdan sonraki ilk bir yıl içinde en sık rastlanan duygudurum bozuklarındandır ve annenin, bebeğin ve eşin üzerinde olumsuz etkiler bırakabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, postpartum depresyonunun sıklığını, postpartum depresyonun gelişimindeki risk faktörlerini ve koruyucu faktörleri tespit etmektir. Araştırma kapsamında, İstanbul Eğitim ve Araştırma hastanesine başvuru yapmış, bebeği 1 ila 12 ay arasında değişen, 168 anneye ulaşılmıştır. Katılımcılara, Edinburgh Postnatal Depresyon Ölçeği (EPDÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RSES), Genel Öz Yetkinlik İnancı Ölçeği (GSE), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS) ve Doğum Memnuniyeti Ölçeği (DMÖ) uygulanmıştır. Katılımcıların %35'inde postpartum depresyon geliştirme riski olduğu tespit edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda daha önce depresyon geçirmenin, ilk defa gebe olmanın ve son doğumu dışında yaşayan çocuğa sahip olmamanın postpartum depresyon geliştirme riskini yükselttiği bulunmuştur. Ayrıca ailenin gelir durumunun gider durumundan fazla olmasının ve hamilelikte çalışmış olmanın postpartum depresyon geliştirme riskini azalttığı bulunmuştur. Korelasyon analizleri sonucunda, öz saygı, genel öz yetkinlik inancı, aileden, arkadaştan, özel insandan algılanan sosyal destek ve toplam algılanan sosyal destek, bakım hizmetinin kalitesi, kadınların kişisel özellikleri, doğum sırasında yaşanan stres ve toplam doğum memnuniyeti arttıkça postpartum depresyon belirtilerinin azaldığı bulunmuştur. Yapılan lojistik regresyon analizleri sonucunda, psikolojik özelliklerden depresyon geçmişine sahip olmanın postpartum depresyon geliştirme riskini yükselten bir risk faktörü olduğu, yüzsek öz saygıya sahip olmanın ise postpartum depresyon geliştirme riskini düşüren bir koruyucu faktör olduğu tespit edilmiştir. Sosyoekonomik özelliklerden hamilelikte çalışma ve ailenin gelir durumunun gider durumundan fazla olmasının; gebelik süreçleri ve psikolojik özelliklerden gebeliğin planlı olmasının, doğum sırasında yaşanan stresin az olmasının, genel öz yetkinlik inancının yüksek olmasının ve aileden gelen sosyal desteğin yüksek olarak algılamasının postpartum depresyon geliştirme riskini düşüren koruyucu faktörler olduğu tespit edilmiştir. Postpartum depresyon gelişimini arttıran risk faktörleri ve azaltan koruyucu faktörleri tespit etmek, postpartum depresyona isabetli müdahale stratejilerini geliştirebilmek için ilk adım olduğu düşünülmektedir.

Affektif bozukluklarAlgılanan sosyal destekBenlik saygısı+7
Feyzanur Taştekne
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Beş basamaklı öfke kontrol eğı̇tı̇mı̇nı̇n yetı̇şkı̇nlerdekı̇ öfke düzeyı̇ne etkı̇sı̇

Bu araştırmanın amacı Beş Basamaklı Öfke Kontrol Eğitimi'nin yetişkinlerde görülen öfke kontrol problemine yönelik etkililiğini incelemektir. Buradan yola çıkarak hem literatürde hem de pratik alanda gözlemlenen boşluğu doldurmak ve öfke kontrolünü sağlamak adına kullanılabilecek müdahalelerin yaygınlaşmasını sağlayarak toplumsal ruh sağlığına yönelik çalışmalara katkıda bulunmak diğer amaçlar arasında yer almaktadır. Prof. Dr. Medaim Yanık tarafından geliştirilen Beş Basamaklı Öfke Kontrol Eğitimi çalışma kapsamında katılımcılara uygulanmış; ön test, son test ve izleme testi ile programın etkililiği ölçülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul'da yaşayan, 18 yaş üstü yetişkin kadın ve erkekler oluşturmaktadır. Başakşehir'de bulunan İbn Haldun Üniversitesi Psikoterapi Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin (İPAM) aracılığıyla belirlenen tarihlerde öfke kontrol eğitimi verileceği duyurusu sosyal medyadan ve billboardlar üzerinden yapılmış, öfke kontrol problemi olduğunu düşünen, eğitime kayıt yaptıran ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 38 kişiden eğitim öncesinde, eğitimden bir ay sonra yapılan bireysel görüşmelerde ve eğitimden iki ay sonra yapılan izleme testinde veriler toplanmıştır. Araştırmanın verilerine Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği ile "Son bir ayda öfke patlamalarımı kontrol etme düzeyim" sorusuna katılımcıların 0 ve 10 arasında likert tipi yaptıkları puanlama aracılığıyla ulaşılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 21 istatistik paket programı kullanılmış, hipotezlerin sınanması Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ile yapılmıştır. Tüm bu işlemlerin sonucunda katılımcıların son testinde ön test puanlarına göre sürekli öfke ve dışa yöneltilen öfkelerinde anlamlı derece azalma, öfke kontrollerinde de anlamlı v derecede artış olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca eğitimden iki ay sonra yapılan izleme testinde her bir değişkendeki etkinin devam ettiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Öfke, Öfke Kontrolü, Beş Basamaklı Öfke Kontrol Eğitimi

Beş basamaklı öfke kontrol eğitimiEğitimEğitim programları+5
Yağmur İskit
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin psikolojik sağlamlığı üzerine bir inceleme: Algılanan ebeveyn tutumu, kontrol odağı, algılanan sosyal destek ve stresle başa çıkma stilleri

Psikolojik sağlamlık, bireylerin hızlı bir şekilde zorlukların üstesinden gelebilme gücüdür ve ruh sağlığı üzerinde önemli etkilere sahiptir. Bu çalışmanın amacı, yaşı 18-65 arasında değişen 365 bireyin psikolojik sağlamlık düzeylerinin algılanan ebeveyn tutumları, kontrol odağı, algılanan sosyal destek ve stresle başa çıkma stilleri açısından incelenmesidir. Bu amaçla katılımcılara, Ego Sağlamlığı Ölçeği, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları-Çocuk Formu (KAET-Ç), Kontrol Odağı Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği uygulanmıştır. Katılımcıların %70.7'si (n=258) kadınlardan ve %29.3'ü (n=107) erkeklerden oluşmuştur. Yapılan analizler sonucunda, yaşı 1954-1975 arasında olan, gelir düzeyi yüksek, geçmişte psikolojik destek almamış ve güncel durumda psikolojik destek almayan bireylerin psikolojik sağlamlığının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Korelasyon analizleri sonucunda, psikolojik sağlamlığın duygusal sıcaklık ebeveyn tutumu, iç kontrol odağı, aile, arkadaş, özel birinden algılanan sosyal destek ve toplam algılanan sosyal destek, kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım ve sosyal destek arama ile pozitif yönde ilişkili olduğu; reddedici ebeveyn tutumu, çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşımla negatif yönde ilişkili olduğu; aşırı koruyucu ebeveyn tutumu, dış kontrol odağı ve toplam kontrol odağı ile anlamlı bir ilişkisinin olmadığı bulunmuştur. Yapılan regresyon analizleri sonucunda, babaların duygusal olarak sıcak olmasının, iç kontrol odağının, aileden algılanan sosyal desteğin, kendine güvenli yaklaşımın ve iyimser yaklaşımın bireylerin psikolojik sağlamlığını yordadığı bulunmuştur. Çalışma bulguları, ilgili literatürdeki araştırma sonuçlarıyla büyük oranda tutarlılık göstermektedir. Psikolojik sağlamlığın üzerinde etkisi olan faktörlerin incelenmesinin, risk altındaki bireylerin tespit edilmesinde, psikolojik sağlamlığı koruyucu önlemlerin alınmasında ve müdahale programlarının geliştirilmesinde önemli olduğu görülmektedir.

Algılanan ebeveynlik biçimleriAlgılanan sosyal destekAna-baba tutumu+4
Şeyma Ebru Varıcıer
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medya kullanımı eğı̇tı̇mı̇nı̇n kı̇şı̇ler üzerı̇ne etkı̇sı̇nı̇n ı̇ncelenmesı̇

Bu araştırmanın genel amacı klinik gözlemlerden ve araştırmalardan yola çıkarak, sosyal medya ve internet kullanımının psikolojik bakış açısı ile değerlendirmek ve nitelikli kullanımına dair kişilerin, ailelerin bilinçlenmesine yol açmaktır. Özellikle internet ve sosyal medya kullanımının aile ilişkilerine ve kişinin kendi iyi olma haline olumsuz etkilerinin azaltılması amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma evreni, İbn Haldun Üniversitesi Psikoterapi Merkezi'nin desteği ile ulaşılan İstanbul İli'nde ikamet eden yetişkinler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise evreni temsil edecek nitelikte eğitimimize kayıt yaptıran ve katılmış olan 32 yetişkin oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcılara tek oturumdan oluşan üç saatlik bir eğitim verilmiştir. Çalışmada yetişkinlerin internet bağımlılığı düzeyini ölçmek için "Bapint Ölçeği" ve dijital oyun bağımlılığını tespit etmek için "Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği", ayrıca "Sosyal Medya Bozukluğu Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi aşamasında, SPSS 22 istatistik paket programı kullanılmıştır. Veriler değerlendirilirken Two-Related-Samples-Test, Spearman Korelasyon gibi istatistiksel metotlar kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, katılımcılara eğitime katılmadan önce uygulanan ön test ve katıldıktan sonra uygulanan son testlerde internet, sosyal medya ve dijital oyun bağımlılık düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Bilgisayar kullanımıEğitimPsikoterapi+4
Dilara Sürü
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Examining the prevalence and profile of depression, anxiety and stress in an Australian clinical setting

Depression, anxiety, and stress are mental health problems that negatively affect individuals' quality of life. This study aims to evaluate the prevalence and profile of depression, anxiety, and stress based on clinical archival data collected in 10 years, and encompassing 490 Australian based sample, aging from 17 to 77 years old. Patients were assessed with in-take forms and DASS which measured depression, anxiety, and stress levels of individuals. In this study, 281 (57.3%) of the participants were female and 209 (42.7%) were male. In the dataset, the prevalence of depression, anxiety and stress was found to be unusually high. It was identified that people who are being under the age of 50, having children, having a previous history of depression, having a low socio-economic condition, being from an Eastern Mediterranean culture, having a low level of education and occupation and believing in Christianity or Islam are more likely to experience severe or extremely severe levels of depression. In anxiety, results showed that being a female, having a previous history of depression, having a low level of education and occupation, being from an Eastern Mediterranean culture and believing in Christianity or Islam, increased probability of experiencing severe or extremely severe anxiety symptoms. Lastly, stress results indicated that being married, having a previous history of depression, having a low education and occupation levels and being non-religious made individuals become more likely to experience severe or extremely severe levels of stress. Results of the present study can be partially supported by the literature review. It is concluded that the prevalence and profile of depression, anxiety and stress can be obtained because demographic factors are related to mental health problems. Both prevalence and profile provide an understanding of the burden of these diseases, and support the provision of health services like therapy, and counselling. Keywords: Anxiety, Australia, clinical archive, depression, prevalence, stress

AnxietyAustraliaDepression+3
Elif Bestenigar Mert
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Resilience of Syrian children and adolescents living in Turkey

Resilience is a multidimensional construct which helps individuals to be powerful and maintain their psychological well-being. The aim of this study was to investigate the resilience of 133 children aged 10-18 years in terms of perceived social support, peer relations, parent relations, depression, anxiety, stress, intrusion, avoidance, hyperarousal, emotional problems, PTSD, conduct problems, hyperactivity and prosocial behaviour. Impact of Event Scale-Revised (IES-R), Depression, Anxiety and Stress Scale (DASS-42), The Multidimensional Scale of Perceived Social Support (MSPSS), Child and Youth Resilience Measure (CYRM-12), Strengths and Difficulties Questionnaire (SDQ) and Family Peer Relationship Questionnaire (FPRQ) were administered to the participants. The sample in the study included 59 (44.4%) girls and 74 (55.6%) boys. As a result of the analysis, it was found that the resilience of the children and adolescents who were living in rural regions in Syria and who had an education while in Syria was found to be higher than those who lived in urban areas and didn't have an education. As a result of the correlation analyses, resilience were positively correlated with perceived social support from family, friends, significant other and total perceived support, togetherness with parent, peer relations and parent as a mediator; negatively correlated with depression, anxiety, stress, intrusion, avoidance, hyperarousal and emotional problems. It was found that there was no significant relationship between resilience and conduct problems, hyperactivity, peer problems, prosocial behaviour and nurture disclosure of parents. As a result of ordinary least square regression analyses, it was found that, perceived social support from family, peer relations, hyperactivity, depression, anxiety, stress and Post Traumatic Stress Disorder predicted resilience. The findings of the study were mostly consistent with the related literature. Determining the factors that can have a positive or negative impact on resilience of Syrian children and adolescents will no doubt be significant for developing prevention and intervention programs.

Family relationsPeer relationshipsPerceived social support+6
Fatma Sevde Kurt Akkoyun
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Examining the relationship between cognitive empathy, affective empathy and social anxiety in autism spectrum disorder

The main aim of the current study is to examine the relationship between cognitive empathy, affective empathy, and social anxiety in autism spectrum disorder (ASD) via self-report and parent-report. For this purpose, 38 children and adolescents with ASD, 38 control participants matching on age and gender, and their caregivers were recruited from special education and rehabilitation centres and public schools. The Eyes Test, Basic Empathy Scale, Empathy, and Systemizing Quotient, The Revised Child Anxiety Subscale were applied to participants. As a result of correlation analyses, it was found that affective empathy is increasing in children and adolescents with ASD, anxiety and social anxiety are also increasing. For the control group, while cognitive empathy is increasing, anxiety and social anxiety are decreasing without effects of age and gender and the age of the control group is negatively correlated with affective empathy. As a result of linear regression analyses, while affective empathy positively predicts anxiety and social anxiety in ASD and anxiety is the mediator factor in the relationship between social anxiety and affective empathy, cognitive empathy significantly negatively predicts anxiety and social anxiety in the control group. In terms of parent-report, there is no relationship between empathizing, anxiety and social anxiety in ASD; however, the moderate negative relationship between empathizing, social anxiety and anxiety was found in the control group. As a result of t-test analyses, while children and adolescents with ASD have significantly lower scores in cognitive empathy and The Eyes Test, they did not show significant differences in affective empathy, anxiety and social anxiety from the control group. Comparing self-report and parent-report, significant differences were found in anxiety and social anxiety. Means of self-report were significantly higher than the means of parent-report. Findings of the study, contributions to the literature and limitations were discussed.

EmpathyAnxietyAutistic disorder+2
Dilruba Sönmez
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk ve ergenler için psikolojik sağlamlık programı'nın baba kaybı yaşamış çocukların psikolojik sağlamlık düzeyine etkisi

Ebeveyn kaybı bir çocuğun hayat boyu deneyimleyebileceği en zorlu yaşam olaylarından biridir. Bu bağlamda baba kaybı yaşayan çocukların hayatına olumlu çıktılar üreterek devam etmesine yardımcı olacak psikolojik sağlamlık programlarının geliştirilmesi, uygulanması ve etkililiğinin test edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu araştırma, Psikolojik Sağlamlık Programı'nın baba kaybı yaşamış 12-14 yaş aralığındaki çocuklar üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma 16 müdahale, 16 kontrol grubu olmak üzere toplamda 32 kişiyle yürütülmüştür. Psikolojik Sağlamlık Programı psikolojik sağlamlıkla ilişkilendirilen belirli koruyucu faktörleri desteklemek üzere geliştirilmiş bir programdır. Bu program 5 hafta boyunca, haftada 1 gün olmak üzere müdahale grubuna uygulanmıştır. Her oturum yaklaşık olarak 120-150 dakika sürmüştür. Psikolojik Sağlamlık Tutum ve Beceri Ölçeği (PSTBÖ), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) ve Çocuklarda Umut Ölçeği (ÇUÖ) katılımcıların psikolojik sağlamlık, güçler-güçlükler ve umut düzeyini ölçmek üzere kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre Psikolojik Sağlamlık Programı'nın baba kaybı yaşamış ergenlerin psikolojik sağlamlık düzeyini arttırmada etkili bir müdahale yöntemi olduğu görülmüştür. Buna ek olarak, program sonunda müdahale grubunun Toplam Güçlük Puanı'nda anlamlı bir düşüş tespit edilmiştir. Son olarak, müdahale grubunun Çocuklarda Umut Ölçeği (ÇUÖ) sontest puanlarının kontrol grubunun sontest puanlarından anlamlı bir şekilde yüksek olduğu, Toplam Güçlük Puanı sontest puanlarının ise kontrol grubunun sontest puanlarından anlamlı bir şekilde daha düşük olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Sağlamlık Programı, psikolojik sağlamlık, ergenlik, baba kaybı

Baba-çocuk etkileşimiEbeveyn kaybıErgenler+4
Zeynep Tatarer
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medya bağımlılığı ve yaşam doyumu ilişkisinde karakter güçlerinin aracılık rolünün incelenmesi

Sosyal medya bağımlılığı, son yıllarda yaygınlaşan bir bağımlılık türüdür ve bireylerin üzerinde olumsuz etkiler bırakabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, karakter güçlerinin sosyal medya bağımlılığı ve yaşam doyumu ilişkisindeki aracılık rollerini tespit etmektir. Araştırma kapsamında, kartopu örnekleme yöntemi ile internet üzerinden 248 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcılara, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ), Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) ve VIA Karakter Güçleri Ölçeği (VIA-120) uygulanmıştır. Korelasyon analizleri sonucunda, sosyal medya bağımlılığı arttıkça yaşam doyumu düzeylerinin azalığı bulunmuştur. Ayrıca, bireylerin merak, yaşam coşkusu, sevgi, şükran, umut, yaratıcılık, muhakeme, öğrenme aşkı, bakış açısı, cesaret, dürüstlük, azim, nezaket, sosyal zeka, liderlik, tedbirlilik, öz yönetim, güzelliğin değerini bilme ve maneviyat karakter güçleri düzeyleri arttıkça yaşam doyumu düzeylerinin de arttığı görülmüştür. Katılımcıların adalet, takım çalışması, affetmek, alçakgönüllülük ve mizah karakter güçlerinin ise yaşam doyumu düzeyleri ile ilişkili olmadığı tespit edilmiştir. Bireylerin cesaret, dürüstlük, azim ve yaşam coşkusu karakter güçleri düzeyleri azaldıkça sosyal medya bağımlılığı düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Yapılan regresyon analizleri sonucunda, bireylerin ekonomik durumlarının yüksek olmasının, evli olmasının, psikiyatrik tanı geçmişine sahip olmamasının, Instagram hesabı sahibi olmamasının, sevgi ve umut karakter güçlerinin kuvvetli olmasının yaşam doyumu düzeylerini yordadığı bulunmuştur. Aracılık analizleri sonucunda ise muhakeme, bakış açısı, cesaret, dürüstlük, azim, yaşam coşkusu, sevgi, tedbirlilik, öz yönetim ve umut karakter güçlerinin sosyal medya bağımlılığı ve yaşam doyumu arasındaki ilişkiye aracılık ettiği tespit edilmiştir. Sosyal medya bağımlığı ve yaşam doyumu ilişkisine aracılık eden karakter güçlerini tespit etmenin, sosyal medya bağımlılığına yönelik karakter güçleri temelli müdahale programları geliştirmenin ilk adımı olduğu düşünülmektedir.

BağımlılıkKarakterKarakter güçleri+5
Hanife Merve Çatan
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessEN

The role of humor in building resilience among Syrian refugee adolescents

Research on refugee mental health have long been assessed by absence or presence of psychopathology symptoms, with a deficit-based approach. However, the resilience framework offers a paradigm shift towards a strengths-based approach for understanding at-risk individuals' mental health. Therefore, the main objective of this study is to explore Syrian refugee adolescents' mental health by incorporating psychopathology and resilience and determine the role of humor in this relationship. Building on the previous work, this paper highlights the importance of humor style perspective which accounts for both positive and negative functions of humor and considers its implications on resilience and psychopathology problems of intrusion, aversion, depression, anxiety and stress. Humor style model claims that humor needs to be examined based on positivity/negativity and being towards the self/others. To measure humor, resilience and psychopathology; 506 Syrian refugee adolescents were administered a questionnaire set in public schools and temporary education centers in Istanbul. The Children's Revised Impact of Event Scale (CRIES-8), Depression, Anxiety and Stress Scale (DASS-21), Humor Style Questionnaire (HSQ) and Child and Youth Resilience Measure Revised (CYRM-R) were the self-report instruments utilized in the study. Descriptive statistics, multivariate analysis of variance, Pearson's correlation, partial correlation and hierarchical multiple regression were used to reveal the predictors of trauma-related psychopathology problems. The findings of the study revealed a significant change in the psychopathology symptoms due to age but not sex. Moreover, lower negative humor and higher resilience predicted lower psychopathology symptoms. The present study adds to the growing body of research which argues that resilience framework offers a unique way of assessing refugee mental health. Moreover humor as a multidimensional construct interacted with resilience and psychopathology in the current study. Culture-specific differences have been observed specifically in HSQ which requires further inspection.

AnxietyDepressionAdolescents+7
Fatma Esma Tüzgen
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Connections of mental disorders and psychological wellbeing with religious attitude and religious struggle

Religiosity is a fundamental element in human lives that influences behavior, emotions and cognition, through religious beliefs, values, practices, and experience. Recently, it appears to gain an increasing attention for its potential relationship with mental health indicators. The aim of this study was to investigate the relationship between mental disorder symptomatology and psychological wellbeing of University samples aged from 18 to 40 years in terms of religious attitude and religious struggle. To address this issue PERMA Profiler Scale, DSM-5 Self-Rated Level 1 Cross-Cutting Symptom Measure, the brief form of Personality Inventory for DSM-5 Measure, Ok-Religious Attitude Scale, and Religious Struggle Scale was administered to 269 participants, which consisted of 174 (65%) female and 91 (34%) male. According to results, old age was related with religious attitude; low education level with high religious experience; high income and education level with high psychological wellbeing, and high mental disorders were associated with young age, low income and education level. Religious attitude was associated with low mental disorder symptoms except for anger, mania, anxiety, somatic, psychosis, memory problem, dissociation and negative affectivity, and with high psychological wellbeing except for accomplishment and negative emotions. In addition to this, religious struggle was associated with high mental disorder symptoms except for mania and substance use, and with low psychological wellbeing. Religious people were associated with low religious struggle except for demonic and moral struggles, and psychological wellbeing was associated with low mental disorder symptoms except for mania and substance use. Implication from the findings, which are mainly consistent with previous studies, that religiosity provides a sense of structure in life and promotes mental health yet conflict in religion may reflect negatively on mental health.

Religious conductsReligious attitudesSpirituality+5
Hatice Kübra Bolat
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Stresli yaşam olayları ve depresyon ilişkisinde şükür ve maneviyatın rolü

Depresyon, kişinin iş ve okul hayatınındaki işlevselliğini, aile hayatını ve ilişkilerini birçok açıdan olumsuz şekilde etkileyebilen, dünyada en yaygın görülen ruhsal rahatsızlıklardan birisidir. Kişilerin depresyona girmelerine neden olan temel etkenlerden biri, stresli yaşam olaylarına maruz kalmaktır. Bu araştırmanın amacı, şükür ve maneviyat düzeylerinin stresli yaşam olayları ve depresif belirti düzeyi ilişkisindeki rollerini tespit etmektir. Araştırma kapsamında, amaçlı örnekleme yöntemi ile internet üzerinden 291 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcılara Yaşam Olayları Ölçeği (YOÖ), Takdir Etme Ölçeği (TEÖ), Maneviyat Ölçeği (MÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Korelasyon analizleri sonucunda, stresli yaşam olayları arttıkça depresif belirti düzeyinin arttığı, şükür ve maneviyat seviyeleri arttıkça depresif belirti düzeyinin azaldığı bulunmuştur. Ayrıca, stresli yaşam olayları arttıkça şükür seviyesinin azaldığı görülmektedir. Yapılan hiyerarşik regresyon analizinin son aşamasında, düşük ekonomik durumun ve artan stresli yaşam olaylarının depresif belirti düzeyini arttırıcı bir yordayıcı etkisinin olduğu; artan yaşın ve şükür düzeyinin ise depresif belirti düzeyini azaltıcı bir yordayıcı etkisinin olduğu bulunmuştur. Aracı değişken analizi sonucunda, şükür düzeyinin stresli yaşam olayları ve depresif belirti düzeyi ilişkisine kısmi aracılık ettiği tespit edilmiştir. Düzenleyici değişken analizi sonucunda ise, maneviyat düzeyinin stresli yaşam olayları ve depresif belirti düzeyi ilişkisinde düzenleyici bir rolünün olmadığı bulunmuştur. Mevcut araştırmanın depresyon tedavisinde ve depresyondan koruyucu çalışmalarda, şükür ve maneviyatın daha etkin şekilde kullanılması için önemli bir adım olduğu düşünülmektedir.

DepresyonManeviyatStres+3
Esra Özsoy
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Prenatal dönemde kadınlarda psikolojik iyi oluşu etkileyen faktörlerin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı gebelik döneminde kadınlarda eş desteği ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin psikolojik iyi oluş ile olan ilişkisini incelemektir. 1 Şubat- 30 Mayıs 2020 tarihleri arasında, elden ve online veri toplama yöntemleriyle, araştırmaya katılan, Türkiye'de yaşayan 256 gebe örneklemi oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcılara, sosyodemografik ve gebeliğe dair bilgiler için Kişisel Bilgi Formu, Eş Destek Ölçeği (EDÖ), Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ), psikolojik iyi oluşu değerlendirmek için Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EDSD), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ) verilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 25.0 paket programı ve Process Makro eklentisi kullanılmıştır. Bulgulara göre eş desteği ve depresyon arasındaki ilişkide, bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden kendini suçlama, yıkımı, diğerlerini suçlama, plana tekrar odaklanma, pozitif tekrar gözden geçirmenin aracılık etkilerinin anlamlı olduğu görülmüştür. Eş desteği ve anksiyete arasındaki ilişkide ise kendini suçlama, kabul etme, düşünceye odaklanma, yıkım, diğerlerini suçlama, plana tekrar odaklanma, pozitif tekrar gözden geçirme stratejilerinin aracılık etkisi tespit edilmiştir. Aynı zamanda eş desteği ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide plana yeniden odaklanma ve pozitif tekrar gözden geçirme stratejilerinin aracılık etkisi anlamlıdır. Ayrıca yaş, çalışma durumu, gelir düzeyi, gebelik sayısı, kronik, psikiyatrik hastalık tanısı almış olma, gebelik öncesi ve gebelikte sigara kullanımı ve gebeliği isteme faktörleri ile psikolojik iyi oluş değişkenleri arasında anlamlı ilişkiler görülmüştür.

Bilişsel duygu düzenlemeDoğum öncesiEş desteği+4
Betül Sağlam
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00