2,791

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde bağlanma stilleri, öz şefkat, stresle başa çıkma tarzları ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler

Mevcut çalışmada bağlanma stilleri, öz şefkat, stresle başa çıkma tarzları ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkileri incelemek ve psikolojik belirtilerin yordanmasında bağlanma stilleri, öz şefkat ve stresle başa çıkma tarzlarını bir arada ele alan aracı etkiye sahip anlamlı modeller oluşturmak hedeflenmiştir. Çalışmanın örneklemini yaşları 18-27 arasında değişen, Türkiye'nin çeşitli üniversitelerinde ve çeşitli bölümlerinde lisans eğitimine devam eden 465 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Veriler ilk başta sınıf ortamında, ardından çevrimiçi olarak kolay örnekleme yoluyla toplanmıştır. Çalışmanın hedefleri doğrultusunda katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II, Öz-Duyarlık Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkileri değerlendirmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi yapılmış ve değişkenler arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Değişkenleri bir arada ele alan ve aracı etkiye dayalı modelleri test etmek için Seri Çoklu Aracı Değişken Analizi yapılmıştır. Bu analiz sonucunda öz şefkatin bağlanma stilleri ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide tek başına aracı rolünün anlamlı olduğu görülmüştür. Buna ek olarak kaçınmacı bağlanma ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz şefkat ve stresle başa çıkma tarzlarından çaresiz yaklaşımın seri aracı etkisinin anlamlı olduğu; kaygılı bağlanma ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide çaresiz yaklaşımın tek başına aracı etkisinin ve öz şefkat ile çaresiz yaklaşımın seri aracı etkisinin anlamlı olduğu görülmüştür. Aracı etkiler karşılaştırıldığında en güçlü aracı etkiye öz şefkatin sahip olduğu; bunu sırasıyla öz şefkat-çaresiz yaklaşım seri aracı etkisinin ve çaresiz yaklaşım aracı etkisinin takip ettiği görülmüştür. Çalışmada elde edilen bulgular alanyazın ışığında tartışılmış ve son olarak çalışmanın klinik doğurguları ile sınırlılıklarına değinilerek gelecek çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.

BağlanmaBağlanma stilleriBaşa çıkma+6
Esra Uzbaş
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmasının depresif belirtiler ve kendine zarar verme davranışı ile ilişkisinde öz eleştirinin ve duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünün incelenmesi

Mevcut çalışmada, üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmasının depresif belirtiler ve kendine zarar verme davranışı ile ilişkisinde öz eleştirinin ve duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünün incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın örneklemi 18-30 yaş aralığında, Türkiye'de üniversite öğrencisi olan 532 kişiden oluşmuştur. Çalışmanın hedefleri doğrultusunda katılımcılara, Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri, Öz Eleştiri Ölçeği ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmadaki aracı değişken modellerini test etmek için Paralel Çoklu Aracı Değişken Analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda, çocukluk çağı travmasının depresif belirtiler ile ilişkisinde öz eleştirinin ve duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü anlamlı bulunmuştur. Ayrıca, bu iki değişken arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünün öz eleştirinin aracı rolünden daha güçlü olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte, çocukluk çağı travmasının kendine zarar verme davranışı ile ilişkisinde öz eleştirinin ve duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünün anlamlı olduğu görülmüştür. İki değişken arasındaki ilişkide öz eleştiri ve duygu düzenleme güçlüğünün aracı rollerinin anlamlı bir fark göstermediği saptanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular alanyazın ışığında tartışılmıştır. Son olarak, çalışmanın klinik doğurgularına, sınırlılıklarına ve gelecek çalışmalar için önerilere değinilmiştir. Anahtar Sözcükler Çocukluk Çağı Travması, Depresif Belirti, Kendine Zarar Verme Davranışı, Öz Eleştiri, Duygu Düzenleme Güçlüğü

Depresif belirtilerDuygu düzenleme güçlüğüKendine zarar verme davranışı+4
Aynur Kayar
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travması ve kendine zarar verme davranışı arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü, stres toleransı, öz-şefkat ve öz-tiksinmenin aracı rollerinin incelenmesi

Bu çalışmada intihar amacı taşımayan ve kasıtlı olarak yapılan kendine zarar verme davranışlarının risk faktörlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, 18 yaşından önce deneyimlenen cinsel istismar, fiziksel istismar, duygusal istismar, duygusal ihmal ve fiziksel ihmal yaşantılarından kendine zarar verme davranışlarında bulunmaya giden yolda duygu düzenleme güçlüğü, strese dayanma kapasitesi, öz-şefkat ve fiziksel ve davranışsal öz-tiksinmenin rolleri incelenmiştir. Çalışma Türkiye'nin çeşitli şehirlerindeki üniversitelerde eğitim gören 18-30 yaş aralığındaki 397 üniversite öğrencisi ile yürütülmüştür. Değişkenlerin değerlendirilmesinde Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri, Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği, Sıkıntıya Dayanma Ölçeği, Öz-Anlayış Ölçeği ve Öz-Tiksinme Ölçeği-Gözden Geçirilmiş Form kullanılmıştır. Veriler hem sınıflarda yapılan ölçek uygulamalarıyla hem de internet üzerinden ölçek setinin linkinin paylaşılmasıyla toplanmıştır. Analizler neticesinde çocukluk dönemi duygusal istismar ve duygusal ihmal yaşantıları ile kendine zarar verme davranışı arasındaki ilişkide sırasıyla duygu düzenleme güçlüğü ve düşük öz-şefkat düzeyinin aracı rolü olduğu bulgusu elde edilmiştir. Bunun yanı sıra, çocukluk dönemi duygusal istismar ve duygusal ihmal yaşantıları ile kendine zarar verme davranışı arasındaki ilişkide sırasıyla duygu düzenleme güçlüğü ve yüksek davranışsal öz-tiksinme düzeyinin aracı rolü olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar, duygusal istismar, duygusal ihmal, duygu düzenleme güçlüğü, düşük öz-şefkat düzeyi ve davranışsal öztiksinmenin kendine zarar verme davranışları için risk faktörleri olduğuna işaret etmiştir. Ayrıca bu sonuçlar duygusal kötüye kullanım yaşantıları ile kendine zarar verme davranışları arasındaki ilişkiye ışık tutarak iki farklı gelişimsel yol açığa çıkarmıştır. Çalışmanın bütün bulguları alanyazın doğrultusunda tartışılmış; çalışmanın önemi, sınırlılıkları ve klinik doğurguları ve gelecek araştırmalar için öneriler ele alınmıştır.

Duygu düzenleme güçlüğüDuygusal sıkıntı toleransıKendine zarar verme davranışı+5
Yasemin Erol
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve travma sonrası stres belirtileri arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün düzenleyici rolünün incelenmesi

Bu tez çalışması kapsamında iki çalışma yürütülmüştür. İlk olarak Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği – 5'in Türkçe uyarlama ve geçerlik güvenirlik çalışması gerçekleştirilmiştir. İkinci çalışmada ise çocukluk çağı travmatik yaşantıları ile travma sonrası stres belirtileri ilişkisinde endişe ve kaygı duyarlılığı istatistiki olarak kontrol edildiğinde belirsizliğe tahammülsüzlüğün düzenleyici rolü araştırılmıştır. Ölçek uyarlama çalışmasında hayatlarında herhangi bir travmatik yaşantıya maruz kalmış 530 katılımcıdan Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği – 5, DSM-5 için Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi, Olay Etkisi Ölçeği-R, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve Beck Depresyon Envanteri kullanılarak çevrimiçi yolla veri toplanmıştır. Temel eksenler faktör analizi sonucunda ölçeğin "girici düşünce", "kaçınma", "duygudurum ve bilişlerde değişim" ve "aşırı uyarılmışlık ve aşırı tepkisellik" olmak üzere dört faktörden oluştuğu tespit edilmiştir. Cronbach Alfa katsayıları tüm ölçek için .84 ve faktörler için .72 ile .89 arasında değişen katsayılar elde edilmiştir. Ölçeğin test-tekrar test güvenirliği için elde edilen korelasyon katsayılarının .67 ile .83 arasında değiştiği gözlenmiştir. Uyuşma ve ayrışma geçerliği için ölçeklerin korelasyon katsayıları Steiger'in Z-puanı hesaplanarak karşılaştırılmış ve elde edilen sonuç ölçeğin yapı geçerliğine yönelik kanıt olarak kullanılmıştır. Son olarak İşlem Karakteristik Eğrisi (ROC) analizi yapılarak en uygun kesme noktası 25.5 puan olarak belirtilenmiştir. Ölçeğin özgüllüğü .79, duyarlılığı ise .95 olarak bulunmuştur. İkinci çalışma kapsamında 475 üniversite öğrencisinden Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği – 5, Penn Eyalet Endişe Ölçeği ve Anksiyete Duyarlılığı İndeksi-3 kullanılarak çevrimiçi yolla veri toplanmıştır. Değişkenlerin travma sonrası stres belirtileri üzerinde yordayıcı rolleri hiyerarşik regresyon analizleri ile araştırılmıştır. Buna göre "ileriye yönelik kaygı"nın "girici düşünce" alt boyutunu; "engelleyici kaygı"nın ise "duygudurum ve bilişlerde değişim" ve "aşırı uyarılmışlık ve aşırı tepkisellik" alt boyutlarını yordadığı bulunmuştur. "Kaçınma" alt boyutunun ise yordanmadığı tespit edilmiştir. Son olarak düzenleyici değişken analizi kullanılarak çocukluk çağı travmatik yaşantıları ile travma sonrası stres belirtileri ilişkisinde endişe ve kaygı duyarlılığı sabit tutulduğunda belirsizliğe tahammülsüzlüğün rolü incelenmiş ve model anlamlı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler TSSTÖ-5, Travma sonrası stres belirtileri, belirsizliğe tahammülsüzlük, çocukluk çağı travmatik yaşantıları, endişe, kaygı duyarlılığı

Belirsizliğe tahammülsüzlükKaygıStres bozuklukları-travmatik+3
Duygu Tüzün
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ölüme bağlı kayıp yaşantısı olan kişilerde travma sonrası büyümeyi yordayan değişkenlerin incelenmesi: Temel inançlar, ruminasyonlar ve öz-şefkat

Bu çalışmanın amacı ölüme bağlı kayıp yaşantısı olan yetişkinlerde temel inançların sarsılması ile travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide istemli ruminasyonların aracı rolünü ve bu modelde temel inançların sarsılması ile istemli ruminasyonlar arasındaki ilişkide öz-şefkatin düzenleyici rolünü incelemektir. Bununla birlikte demografik bilgi formunda yer alan yas koşulları ile karmaşık yas ve travma sonrası büyüme arasındaki ilişkilerin ortaya çıkarılması da hedeflenmiştir. Çalışmanın örneklemini Türkiye'de yaşayan ve ölüme bağlı kayıp yaşantısı olan 18 yaş üzeri 475 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara araştırmanın amacı doğrultusunda, Demografik Bilgi Formu, Travma Sonrası Büyüme Ölçeği, Temel İnançlar Envanteri, Olay İlişkili Ruminasyonlar Envanteri, Öz-Anlayış Ölçeği ve Karmaşık Yas Envanteri (Revize Edilmiş Form) uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS 18.0 programı kullanılmış ve Hayes'in (2018) PROCESS eklentisinden yararlanılmıştır. Elde edilen verileri değerlendirmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi, Tek Yönlü Çok Değişkenli Varyans (MANOVA) Analizi, Basit Aracı Değişken Analizi, Düzenlenen Aracı Değişken Analizi ve Bağımsız Gruplar için T Testi gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, temel inançların sarsılması ve travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide istemli ruminasyonların aracılık rolü olduğu ve bu modelde temel inançların sarsılması ile istemli ruminasyonlar arasındaki ilişkide öz-şefkatin düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Araştırma sorusu olarak belirlenen travma sonrası büyüme ile karmaşık yas arasında düşük düzeyde pozitif yönde anlamlı ilişkinin olduğu bulunmuştur. Travma sonrası büyüme ve karmaşık yasın birtakım demografik ve kayıp yaşantısına ilişkin özellikler ile ilişkisi olduğu görülmüştür. Son olarak çalışmada travmatik kayıp deneyimleyen yetişkinler için alt örneklem oluşturulmuş ve bazı analizler tekrarlanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular alanyazın ışığında tartışılmış, klinik doğurguları ve araştırmanın sınırlılıkları değerlendirilmiş ve gelecekte yapılacak araştırmalar için öneriler sunulmuştur.

RuminasyonTravma sonrası büyümeYas+5
Melis Gün
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kendini mükemmeliyetçi gösterme eğilimi ile intihar düşüncesi arasındaki ilişkide öz şefkat, öz tiksinme ve sosyal desteğin aracı rolünün incelenmesi

İntihar, her geçen gün önemi daha çok anlaşılan bir halk sağlığı problemidir. İntiharı önlemede intihar düşüncesinin oluşumunda etki eden risk faktörlerinin ve koruyucu faktörlerin anlaşılması büyük önem taşımaktadır. Kendini mükemmeliyetçi gösterme eğilimi ise kişinin kusurlarını gizleyerek ve olumlu yönlerini ortaya çıkarmaya çalışarak kusursuz bir kendilik sergileme çabasını ifade eder. Mevcut çalışmada, kendini mükemmeliyetçi gösterme eğiliminin intihar düşüncesi ile ilişkisinde öz şefkat, öz tiksinme ve algılanan sosyal desteğin aracı rolünün incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın örneklemini 18 – 58 yaş aralığında Türkiye'de üniversite eğitimi görmekte olan 519 katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmanın amaçları doğrultusunda katılımcılara, Demografik Bilgi Formu, Kendini Mükemmeliyetçi Gösterme Ölçeği, İntihar Düşüncesi Ölçeği, Öz Anlayış Ölçeği, Öz Tiksinme – Revize Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın hipotezlerine dayanarak oluşturulan aracı değişken modelinin test edilmesi amacıyla Yapısal Eşitlik Modeli kullanılmıştır. Yürütülen analiz sonucunda, kendini mükemmeliyetçi gösterme eğilimi ile intihar düşüncesi arasındaki ilişkide öz şefkat, öz tiksinme ve algılanan sosyal desteğin aracı rolleri anlamlı bulunmuştur. Değişkenler arasındaki dolaylı etkiler incelendiğinde, kendini mükemmeliyetçi gösterme eğiliminin öz şefkat ve öz tiksinme üzerinden intihar düşüncesini anlamlı şekilde yordadığı görülmüştür. Bunun yanında öz şefkat ve öz tiksinmenin algılanan sosyal destek üzerinden intihar düşüncesini anlamlı şekilde yordadıkları saptanmıştır. Ayrıca, kendini mükemmeliyetçi gösterme eğiliminin öz şefkat ile algılanan sosyal destek üzerinden ve öz tiksinme ve algılanan sosyal destek üzerinden intihar düşüncesini yordadığı görülmüştür. Bu bulgular kendini mükemmeliyetçi gösterme eğiliminin kişinin öz şefkat düzeyini düşürerek ve öz tiksinme düzeyini yükselterek algıladığı sosyal destek düzeyini düşürdüğü, azalan sosyal destek algısının ise kişinin intihar düşüncelerinin oluşmasına zemin açtığı şeklinde yorumlanmıştır.

Algılanan sosyal destekMükemmeliyetçilikSosyal destek+5
Elifnur Özden
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumları ile sosyal kaygı belirtileri arasındaki ilişkide duygu düzenleme stratejileri ve aleksitiminin aracı rolünün incelenmesi

Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumu ile sosyal kaygı belirtileri arasındaki ilişkide duygu düzenleme stratejileri ve aleksitiminin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini Türkiye'de lisans ve yüksek lisans düzeyinde eğitimlerine devam eden 388 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Katılımcılara; Demografik Bilgi Formu, Young Ebeveynlik Ölçeği, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği ve Duygu Düzenleme Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın hipotezlerini test etmek ve araştırma sorusuna cevap bulmak amacıyla korelasyon analizi, tek yönlü çok faktörlü varyans analizi (MANOVA) ve aracı değişken analizi yürütülmüştür. Yapılan korelasyon analizi sonucunda çalışmanın değişkenleri arasında çeşitli düzeylerde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Varyans analizi neticesinde; algılanan ebeveyn tutumunun, aleksitiminin ve duygu düzenleme stratejilerinin sosyal kaygı düzeyi düşük ve yüksek olan gruplarda farklılaştığı görülmüştür. Çalışmadaki aracı değişken modellerini test etmek amacıyla yürütülen aracı değişken analizinin sonucunda algılanan ebeveyn tutumu ile sosyal kaygı belirtileri arasındaki ilişkide aleksitiminin aracı rolü hem anne hem baba tutumları için anlamlı bulunmuştur. Bununla birlikte algılanan anne tutumu ile sosyal kaygı belirtileri arasındaki ilişkide duygu düzenleme stratejilerinden bastırmanın aracı rolü anlamlı bulunurken; baba tutumu ile sosyal kaygı belirtileri arasındaki ilişkide hem bilişsel yeniden değerlendirme hem de bastırma stratejilerinin aracılık rolü anlamlı bulunmuştur. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular alanyazın ışığında tartışılmıştır. Son olarak, çalışmanın klinik doğurgularına, sınırlılıklarına ve yapılacak çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.

AleksitimiAna-baba tutumuDuygu düzenleme+4
Elifnur Birtürk
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Dikkat ağları modelinin rekabet kuramı, temsil düzeyi ve yaş değişkenleri açısından incelenmesi: fMRI destekli bir çalışma

Bu tez çalışmasının amacı, Dikkat Ağları Modeli'nin (DAM) hiyerarşik yapıdaki uyarılmışlık, yönelim, yönetici dikkat ağı bileşenlerinin ve dikkat bağlamında ele alınan zihinsel sayı temsillerinin işleyişini ve nöral temellerini incelemektir. Rekabet Kuramı çerçevesinde oluşturulan hipotezleri test etmek üzere üç farklı deney tasarlanmıştır. Deney 1'de, Bağımsız-Dikkat Ağları Testi (Bağımsız-DAT) görevleri ile Dikkatin Bekleme Süresi (DBS) paradigmasının birleştirilmesiyle oluşturulan uyarılmışlık, yönelim ve yönetici dikkat ağı görevleri (N = 45); Deney 2'de, DBS paradigmasına analojik ve rakamla sayı temsilinin dahil edilmesiyle tasarlanan görev (N = 15); Deney 3'te birinci aşamada, Bağımsız-DAT'ye analojik, rakam ve sözel temsillerin dahil edilmesiyle tasarlanan 3 görev (N = 20) sağlıklı yetişklere uygulanmıştır. İkinci aşamada, sadeleştirilen yönetici dikkat görevi sağlıklı 10 çocuk ve 10 yetişkine uygulanırken fMRI ölçümleri alınmıştır. Sonuç olarak, Rekabet Kuramı doğrultusunda tüm DAM bileşenleri için paralel bilgi işleme mekanizmasının geçerli olduğu (Deney 1); sayı değerinin aynı olması koşulunda temsillerin eş zamanlı ve paralel aktivasyonundan kaynaklı ikinci temsil/hedef üzerinde yukarıdan aşağı seçim yanlılığının oluşmadığı (Deney 2) görülmüştür. Deney 3'te büyüklük bilgisine erişimi temsil eden SNARC etkisi, yalnızca rakamla temsilde, çocuklarda ise çeldirici yokken tüm temsil düzeylerinde görülmüştür. Analojik temsilde sol ve sağ inferior parietal lob, sağ inferior frontal gyrus (Perisylvian areas) (Broca alanı), sol ve sağ precuneus; yetişkinde analojik temsilde sağ inferior frontal gyrus alanları aktiftir. Rakamla temsilde sol parahippocampal gyrus; çocuklarda rakamla temsilde sol superior temporal gyrus bölgesinde aktivasyon bulunmuştur. Sonuçta, zihinsel sayı işlemede paralel bilgi işlemenin etkili olduğu ve yönetici dikkatte sağ medial frontal gyrus, sol anterior cingulate, sol precuneus, sol putamen (basal ganglia) bölgelerindeki aktivasyonun literatürle uyumlu olduğu gözlenmiştir. Buna ek olarak, 10-12 yaş grubundaki çocuklarda yönetici dikkat ağı bileşeninin gelişimi sürmektedir.

Bilgi işlemeDikkatDikkat ağı+3
Funda Salman
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Değişim körlüğü olgusunun yüksek düzey sahne algısı açısından incelenmesi

Değişim körlüğü olgusunun sahne-nesne ilişkileri bağlamında çalışıldığı önceki çalışmalarda çelişkili bulgular ortaya çıkmıştır. Bu çelişkili bulguların kaynaklarından birinin farklı deneysel prosedür ve sahne-nesne ilişkilerinin etkileşimi olabileceği düşünülmüştür. Bu nedenle bu çalışmada ilk olarak, farklı paradigmaların doğal bir sahne izlerken, farklı sahne-nesne anlamsal ilişkisine bağlı olarak, değişim körlüğü olgusunu nasıl etkileyeceğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, bu çalışmada litetürde en sık kullanılan iki paradigma kullanılmıştır: yanıp sönme ve tek sunum paradigması. İkinci olarak, sahne-nesne arasındaki anlamsal ilişki ile sentaktik ilişkinin değişim körlüğü olgusu üzerindeki etkisi incelenmiştir. Son olarak, yüksek düzey sahne özellikleri ile sahnede bulunan nesnelerin düşük düzey özelliklerinin değişim körlüğü olgusu üzerindeki birlikte etkisi incelenmiştir. Tüm deneylerde değişim saptama görevi sırasında katılımcıların göz hareketleri kaydedilerek görev sırasında aktif olan dikkat mekanizmaları araştırılmıştır. Sonuç olarak, farklı uyaran sunumu ve zaman aralıklarının dolayısıyla paradigmanın değişim saptama performansı ve göz hareketlerini farklılaştırdığı bulunmuştur. Değişim saptama görevi sırasında aktif olan dikkat mekanizmalarının da sahnedeki nesnenin sahne ile anlamsal ve sentaktik uyumluluğuna göre değişkenlik gösterdiği bulunmuştur.

Değişim körlüğüNesneSahne
Belgüzar Nilay Türkan
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Duygunun kural temelli ve benzerlik temelli kategorizasyon süreçleri üzerine etkisinin değerlendirme eğilimi yaklaşımı bağlamında incelenmesi

Değerlendirme eğilimi yaklaşımı (Lerner ve Keltner, 2000, 2001) kapsamında düzenlenen birçok çalışmada, kesinlik değerlendirme eğiliminin baskın olduğu duyguların kişileri sezgisel, kestirme yol odaklı ve yanlı ipuçlarına dayanan karar verme ve yargı süreçlerine; belirsizlikle ilişkili duyguların ise daha fazla bilgi edinme ihtiyacı nedeniyle ayrıntılayıcı karar verme ve yargı süreçlerine yönlendirdiğine ilişkin önemli bulgular elde edilmiştir (örn., Bagneux ve ark., 2012, 2013; Bollon ve Bagneux, 2013; Tiedens ve Linton, 2001). Düzenlenen tez çalışmasının amacı, kesinlik-belirsizlik değerlendirme eğiliminin bilgi işleme derinliğine ilişkin düzenleyici etkilerinin, bir başka bilişsel alan olan kural temelli ve benzerlik temelli kategorizasyon süreçlerinde test edilmesidir. Bu amaçla düzenlenen dört deneyde, Brooks ve arkadaşları (Allen ve Brooks, 1991; Regehr ve Brooks, 1993) tarafından geliştirilmiş olan, iki farklı kategorizasyon sürecine de imkan tanıyan bir kategorizasyon görevi kullanılmıştır. Spesifik olarak, katılımcılara mükemmel yordayıcılığa sahip bir kategorizasyon kuralı verilmiş ve kendilerine sunulan uyaran setini bu kurala göre sınıflandırmayı öğrenmeleri için geri bildirimli bir eğitim verilmiştir. Eğitim aşamasının ardından ise, katılımcılara hedeflenen duygu sevk edilmiş ve bu duygu altında iken geri bildirimsiz test aşaması gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ana hipotezi, kesinlikle ilişkili duygu koşullarında benzerlik temelli, belirsizlikle ilişkili duygu koşullarında ise kural temelli kategorizasyon süreçlerinin daha fazla izleneceği yönündedir. Dört deneye ilişkin sonuçlar, kesinlikle ilişkili duygu koşulları ile (tiksinti ve mutluluk) kıyaslandığında, belirsizlikle ilişkili duygu koşullarında (korku ve korku/kaygı) yer alan katılımcıların örnekleyicilerden daha az etkilendiklerini ve kural temelli stratejilere daha fazla yöneldiklerini göstermiştir. Söz konusu bulgular, duygu yaklaşımları ve bilgi işleme derinliği kuramları çerçevesinde tartışılmıştır.

BelirsizlikBilgi işlemeDeğerlendirme+2
Elvan Arıkan İyilikci
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi dönemde yaratıcılık eğitiminin yaratıcılık performansı, yönetici zihinsel işlevler ve duygu düzenleme becerilerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, okul öncesi dönemdeki yaratıcılığı geliştirmek için bir eğitim programı geliştirmek ve eğitimin benlik düzenleme boyutları olan yönetici zihinsel işlevler ve duygu düzenlemeye etkisini incelemektir. Çalışmanın örneklemini, Antalya'da okul öncesi eğitim gören 4 ve 5 yaşındaki 80 çocuk oluşturmaktadır. Eğitim grubuna hayal gücü ve sembolik oyun etkinliklerine dayalı olan yaratıcılık eğitimi verilmiştir. Kontrol grubuna ise herhangi bir eğitim verilmemiştir. Yaratıcılık değerlendirilirken, ön-testte Alternatif/ Farklı Kullanım Görevi, son-testte Örnekleme Görevi kullanılmıştır. Benlik düzenleme boyutlarından yönetici zihinsel işlevler, ön-testte Gece- Gündüz Görevi ve Boyut Değiştirerek Kart Eşleme (BDKE) Görevi'yle ölçülürken, son-testte Kar- Çimen Görevi ve Kafa- Ayaklar- Omuzlar- Dizler (KAOD) Görevi'yle ölçülmüştür. Duygu düzenleme ise ön-test ve son-testte Duygu Kavrama Testi (DKT) kullanarak ölçülmüştür. Duygu düzenlemeye dair ön-testteki diğer ölçüm, Hediye Bekleme-1 Görevi'yken; son-testte, Hediye Bekleme-2 Görevi'dir. Kontrol değişkeni olarak belirlenen dil becerileri, Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL) ile ölçülmüştür. Analizler esnasında t-testleri, Mann Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi, karışık model tekrarlayan ölçümler için ANOVA ve ANCOVA varyans analizleri kullanılmıştır. Bulgulara göre eğitimden sonra çocukların yaratıcılıklarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Yönetici zihinsel işlev ölçümlerinden olan BDKE ve KAOD Görevi arasında eğitimden sonra artış olduğu bulunmuştur. Duygu düzenleme ölçümlerinden DKT puanlarının ise eğitimden sonra arttığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: yaratıcılık, benlik düzenleme, yönetici zihinsel işlevler, duygu düzenleme

Duygu düzenlemeOkul öncesi dönemOkul öncesi eğitim+4
Şule İmran Karadayı
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuğun mizacı ve sosyal uyumu arasındaki ilişkide evlilik içi iletişim ve ebeveyn katılımının boylamsal düzenleyicili aracılık rolü

Bu tez çalışmasında, çocukların mizaç özellikleri ile sosyal uyumları arasındaki ilişkide ebeveynlere özgü faktörlerin düzenleyicili aracılık etkisi kısa süreli boylamsal yöntemle incelenmiştir. Bu bağlamda çocukların mizaç özellikleri ile sosyal becerileri ve problem davranışları arasındaki ilişkide, yıkıcı evlilik iletişiminin düzenleyici etkisi ve ebeveyn katılımının aracılık rolü ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini okul öncesi dönemde en az bir çocuğu olan evli 216 anne baba çifti oluşturmuş, ebeveynlere kartopu örnekleme yoluyla ulaşılmıştır. Dokuz ay ara ile iki kez veri toplanan çalışmanın ilk zaman verileri Eylül-Ekim 2021 ayları içerisinde, ikinci zaman verileri ise Haziran 2022 ayında toplanarak tamamlanmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında geliştirilen Ebeveyn Katılımı Ölçeği, okul öncesi dönemde çocuğu olan anne ve babaların davranışsal/duygusal katılımlarını farklı alt boyutlarda değerlendirmeye yarayan, davranışsal katılımı hafta içi ve hafta sonu olmak üzere ayırt edebilen geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olarak alanyazına kazandırılmıştır. Araştırmanın ana bulguları, çocukların mizaç özelliklerinin dokuz ay sonraki çocuğun sosyal uyumu üzerinde doğrudan etkili olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte ebeveynlere özgü değişkenlerin, nispeten daha zorlayıcı özellikler ile değerlendirilen mizaç özellikleri ile dokuz ay sonraki problem davranışlar arasındaki ilişkide düzenleyicili aracılık rolü doğrulanmıştır. Yıkıcı evlilik iletişimi ile çocukların mizaç özellikleri etkileşiminin yalnızca babaların davranışsal katılımı üzerinde etkili olduğu bulunmuş ve baba kırılganlığı varsayımları desteklenmiştir. Ayrıca çalışmada, anne kırılganlığına yönelik ipuçları, ilk kez analize dayalı olarak elde edilmiştir. Çocuk cinsiyetinin düzenleyici etkisinin incelendiği model çocukların mizaç özellikleri ile ebeveyn katılımı ilişkisinin çocuk cinsiyetine göre düzenlenmediğini göstermiştir. Çalışma değişkenleri çeşitli demografik özelliklere (çocuk cinsiyeti, ebeveyn çalışma saati gibi) göre incelenerek raporlanmıştır. Son olarak çalışma değişkenlerinin boylamsal yönünün belirlenmesi ve karşılıklı etkilerinin anlaşılabilmesi amacıyla çapraz gecikmeli panel modeli kullanılmıştır. Sonuçlar çocukların mizaç özelliklerinin ve yıkıcı evlilik iletişiminin kararlı yapısına ilişkin bazı ipuçları sunmuştur. Araştırma sonuçları genel olarak, ebeveynlere ilişkin faktörlerin çocukların sosyal uyumu üzerindeki zamansal etkisini desteklemiş, ebeveyn katılımını etkileyen öncüllerin anne babalar için nasıl farklılaştığını ortaya koymuştur.

Aile içi iletişimAile katılımıAnne katılımı+7
Güleycan Aktaş
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal reddedilme sonrası saldırgan ve prososyal davranışlar: Temel ihtiyaçların tehdit edilmesi ve olumlu-olumsuz duygulanımın rolü

Mevcut çalışmada temel olarak, sosyal reddedilmenin saldırganlık ve prososyal davranışlar üzerindeki etkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Birinci çalışma kapsamında, sosyal reddedilmenin hem reddedenlere hem de masum üçüncü kişilere yönelik saldırganlık üzerindeki etkisi ile bu etkide temel ihtiyaçların tehdit edilmesi ve duygulanımların rolü incelenmiştir. Birinci çalışmanın örneklemini yaşları 18-28 arasında değişen 66'sı kadın ve 34'ü erkek 100 lisans ve yüksek lisans öğrencisi oluşturmuştur. Katılımcılara laboratuvar ortamında Sanal Top Oyunu (Cyberball) paradigması ile reddedilme manipülasyonu uygulanmış ve Taylor Saldırganlık Paradigması ile saldırganlık düzeyleri ölçülmüştür. Reddedilme öncesi, sonrası ve saldırganlık imkanı sonrası Pozitif-Negatif Duygulanım Ölçeği (PANAS) ile reddedilme manipülasyonu sonrasında İhtiyaç Tehdidi Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular, reddedilen bireylerin kabul edilenlere kıyasla, kendilerini reddeden kişiye yönelik olarak daha az saldırganlık sergilediklerini göstermiştir. İkinci çalışma kapsamında ise, sosyal reddedilmenin hem reddedenlere hem de masum üçüncü kişilere yönelik prososyal davranışlar üzerindeki etkisi ile bu etkide temel ihtiyaçların tehdit edilmesi ve duygulanımların rolü incelenmiştir. İkinci çalışmanın örneklemini yaşları 18 ile 28 arasında 67'si kadın ve 33'ü erkek 100 lisans öğrencisi oluşturmuştur. Öncesinde Sanal Top Oyunu uygulanan katılımcıların prososyal davranış düzeyleri Diktatör Oyunu ile ölçülmüştür. Reddedilme öncesi, sonrası ve prososyal davranış imkanı sonrası Pozitif-Negatif Duygulanım Ölçeği (PANAS) ile reddedilme manipülasyonu sonrasında İhtiyaç Tehdidi Ölçeği uygulanmıştır. Bulgulara göre reddedilenler, kabul edilenlerle kıyasla, hedef fark etmeksizin daha düşük düzeyde prososyal davranış göstermişlerdir. Ayrıca iki çalışma kapsamında da, reddedilmenin olumsuz duygulanımların artmasına, olumlu duygulanımlarının ise azalmasına neden olduğu görülürken; saldırgan ve prososyal davranış imkanlarının reddedilen bireylerin olumsuz etkilenen duygulanımlarını düzelttiği tespit edilmiştir.

Aras Türkeli Alpay
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Tüm insanlıkla özdeşleşmenin öznel iyi oluş, psikolojik iyi oluş ve fiziksel sağlık ile ilişkisinde temel psikolojik ihtiyaçların rolü

Bu tez, insanlık kimliğinin gruplar arası etkilerinin ötesine uzanmayı hedeflemektedir. Bu nedenle bu tezin temel amacı, insanlık kimliği ile öznel, psikolojik ve fiziksel iyi oluş arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide temel psikolojik ihtiyaçların aracı rolünü incelemektir. Tez iki bölümden oluşmaktadır. Tezin ilk bölümünde Türk kültüründe insanlık kimliğini ölçmek amacıyla Tüm İnsanlıkla Özdeşleşme Ölçeği'nin iki versiyonu Türkçeye uyarlanmıştır. Ölçme aracının bir versiyonu değişmeden kalırken diğeri Türkiye bağlamına özgü kültürel değerleri de içerecek şekilde düzenlenmiştir. Ölçeğin iki versiyonunun psikometrik özelliklerini incelemek amacıyla yaşları 18 ile 35 (Ort = 21.27, SS = 2.64) arasında değişen 229 üniversite öğrencisinden (%75.1'i kadın) toplanan veriler kullanılarak açımlayıcı faktör analizi (AFA) yürütülmüştür. Benzer şekilde Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde yaşayan ve yaşları 18 ile 54 (Ort = 32.26, SS = 0.54) arasında değişen 220 katılımcının (%57.7'si erkek) verileri kullanılarak doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yürütülmüştür. Yürütülen faktör analizleri, ölçeğin her iki Türkçe versiyonu için iç tutarlılığı yüksek, iki faktörlü bir yapı ortaya koymuştur. Tezin ikinci bölümünde tüm insanlıkla özdeşleşme ile öznel iyi oluş, psikolojik iyi oluş ve fiziksel sağlık arasındaki ilişkide özerklik, yeterlik ve ilişkiselliğin aracı rolü incelenmiştir. İkinci çalışmanın katılımcıları Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde yaşayan, yaşları 18 ile 70 arasında değişen (Ort = 29.53 SS = 8.67) 552 yetişkinden (%60'ı kadın) oluşmuştur. Yapısal eşitlik modeli analizleri, tüm insanlıkla özdeşleşme ile öznel iyi oluş, psikolojik iyi oluş ve fiziksel sağlık arasındaki ilişkiye özerklik, yeterlik ve ilişkiselliğin aracılık ettiğini açığa çıkarmıştır. Mevcut tezin bulguları, Tüm İnsanlıkla Özdeşleşme Ölçeği'nin her iki versiyonunun Türkiye kültüründe kullanılabilecek düzeyde uygun psikometrik değerlere sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca bulgular, tüm insanlıkla özdeşleşmenin öznel iyi oluş ve psikolojik iyi oluş ile pozitif yöndeki ilişkisinin ve fiziksel sağlık problemleriyle negatif yöndeki ilişkisinin, artan temel psikolojik ihtiyaçların doyumu ile açıklandığını göstermiştir. Bu tez, insanlık kimliğinin gruplar arası ilişkiler üzerindeki etkilerinin ötesinde psikolojik etkilerini açığa çıkarmıştır.

Zafer Güney Çağış
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İşbirliği davranışının gelişimiyle ilişkili sosyal psikolojik faktörler

Bu çalışmada zihin algısı değişkenini ölçmeye yarayan akli melekeler ölçeğinin Türkçe geçerlik güvenirlik çalışmasını yapmak amaçlanmıştır. Bu amaçla hem öğrenci örneklemi hem genel nüfusla yürütülen iki çalışma sonunda tutarlı olarak iç grup üyelerinin faillik bakımından ve dış grup üyesi olan Suriyeli göçmenlerin ise deneyimleyen özneler olmak bakımından daha üstün algılandığı gözlenmiştir. Akli melekeler ölçeğinin Türkçe geçerlik güvenirlik çalışmasını yapmanın yanı sıra çalışmanın bir diğer temel amacı ise iç ve dış grup üyeleriyle kurulan işbirliğini yordayan değişkenleri saptamaktır. Sonuçlara göre iç grup üyesiyle kurulan işbirliklerini yaşam doyumu yordarken, dış grup üyesiyle kurulan işbirlikleri dış grup üyesine atfedilen akli melekeler ve deneyimlenen duygu değişkenleriyle yordanmaktadır.

Tuğçe Gündüz Köseoğlu
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Romantik ilişkilerde adalete duyarlılık ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkide bağışlama ve algılanan partner duyarlılığının rolü

Mevcut araştırmanın temel amacı, romantik ilişkilerde adalete duyarlılık kavramının evli yetişkinler tarafından nasıl algılandığının anlaşılması ve bireyin öznel iyi oluşu çerçevesinde partnerini bağışlaması, partnerinden algıladığı duyarlılığı ve mağdur duyarlılığı düzeyini değerlendirmektir. Bu doğrultuda araştırma iki bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde; romantik ilişkilerde adalete duyarlılığın mağdur boyutu ele alınarak bu kavramı ölçmeye yönelik Romantik İlişkilerde Mağdur Duyarlılığı Ölçeği (RİMDÖ) geliştirilmiştir. Ölçek geliştirilme sürecinde en az 1 yıldır evli olan 10 kişi ile yüz-yüze görüşmeler yapılarak, romantik ilişkilerde adalete duyarlılık ve mağdur duyarlılığı algılarını belirleyebilmek için üç adet açık uçlu soru yöneltilmiştir. Daha sonra içerik analizi uygulanarak 64 aday ölçek maddesi elde edilmiştir. Ölçeğin faktöriyel yapısının belirlenmesi için oluşturulan birinci çalışma grubu, 23-75 yaş aralığında en az 1 yıldır evli toplam 325 katılımcıdan oluşmaktadır. Ölçeğin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları için oluşturulan ikinci çalışma grubunda ise 23-65 yaş aralığında en az 1 yıldır evli toplam 410 katılımcı yer almaktadır. Açımlayıcı faktör analizi bulguları 17 maddelik tek boyutlu bir yapı ortaya koyarak, 410 katılımcı ile yürütülen doğrulayıcı faktör analizi sonuçları da bu yapıyı desteklemiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, mağdur duyarlılığı ile partneri bağışlama (uzaklaşma, misilleme ve yardımseverlik) arasındaki ilişkinin algılanan partner duyarlılığı düzeyine göre değişip değişmediği sınanmıştır. Ayrıca, mağdur duyarlılığı ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkide partneri bağışlamanın aracı rolleri test edilmiştir. Düzenleyici değişken analizi sonuçları, algılanan partner duyarlılığının mağdur duyarlılığı ile partneri bağışlama arasındaki ilişkide düzenleyici rolü olmadığını göstermiştir. Öte yandan aracılık analizi bulguları, mağdur duyarlılığı ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkide uzaklaşma ve yardımseverliğin aracı rolleri olduğunu göstermektedir. Ancak, misillemenin mağdur duyarlılığı ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkide aracı bir rolü olmadığı saptanmıştır. Araştırma bulguları ilgili literatür çerçevesinde değerlendirilerek, gelecekte yürütülecek çalışmalar için gerekli öneriler tartışılmıştır.

Sena Doğruyol
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Genç ve yaşlı yetişkinlerin dikkat ve bellek süreçlerindeki pozitiflik etkisi ve bu etkinin bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile ilişkisi

Bu araştırma, artan yaşla birlikte dikkat ve bellek süreçlerindeki değişimi ifade etmekte olan pozitiflik etkisini; Sosyo-Duygusal Seçicilik Teorisi (SST) ışığında incelemeyi ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile ilişkisini anlamayı amaçlamaktadır. Mersin ilinde ikamet eden 40 genç ve 37 yaşlı yetişkinin katılımıyla yürütülen araştırmada mutlu, üzgün ve nötr yüz ifadesine sahip duygusal yüzler uyaran olarak kullanılmıştır. Dikkat yanlılığını ölçen nokta-izleme görevi kullanılarak farklı duygusal uyaranlar için tepki süresi ölçülmüştür. Hatırlama testi yapılarak farklı duygusal uyaranların doğru hatırlanma oranları tespit edilmiştir. Bulgular genç ve yaşlı katılımcıların tepki sürelerinin resimlerdeki yüz ifadesine göre farklılaşmadığını ve resimleri doğru hatırlama oranlarının da aynı şekilde yüz ifadesine göre farklılaşmadığını göstermiştir. Yaşlı katılımcıların pozitif duygu puanı genç katılımcıların pozitif duygu puanından yüksek ve yaşlı katılımcıların negatif duygu puanı genç katılımcıların negatif duygu puanından düşük bulunmuştur. Bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile pozitiflik etkisi arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir ancak yaşlı katılımcıların pozitif yeniden odaklanma puanlarının genç katılımcılardan yüksek olduğu görülmüştür. Sosyo-Duygusal Seçicilik Teorisi temel varsayımları ile çelişen ve örtüşen bulgular tartışılmıştır.

Ayşegül Polat Atasu
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Borderline kişilik bozukluğunda etiyolojik faktörler: Erken çocukluk yaşantıları, ebeveyn çocuk ilişkileri ve ebeveyn psikopatolojisinin rolü

Bu tez çalışmasında erken çocukluk yaşantıları, ebeveyn çocuk ilişkileri ve ebeveyne dair faktörlerin borderline kişilik bozukluğu (BKB) etiyolojisindeki etkileri hem toplum hem de klinik örneklemde ele alınmıştır. Toplum örneklemi verileri 18-35 yaş aralığında olan 374 katılımcının online ya da yüz yüze katılımı ile toplanmış olup katılımcılara kartopu örnekleme aracılığıyla ulaşılmıştır. Klinik örneklem verileri 18-35 yaş aralığında olup çeşitli hastanelere ayakta tedavi için başvuran katılımcılara ek olarak herhangi bir şikâyeti olmayan ve toplum örnekleminden kartopu örnekleme yoluyla ulaşılmış katılımcılardan oluşturmaktadır. Bu bağlamda klinik örneklem çalışmasının analizleri BKB tanılı, diğer psikiyatrik tanılı ve sağlıklı 88 kişinin verisiyle yürütülmüştür. Çalışma kapsamında ebeveyn-çocuk ilişkisindeki sınır ihlallerini değerlendirmeye yarayan Yetersiz Sınırlar Ölçeğinin-YSÖ uyarlama ve geçerlik güvenirlik çalışması yürütülmüş olup söz konusu çalışmanın analizleri toplum örnekleminden kar topu örnekleme ile ulaşılan 505 katılımcıyla yürütülmüştür. Araştırmanın ilk aşamasında uyarlaması yapılan YSÖ kişinin ebeveynleri ile olan ilişkisindeki sınır ihlallerini farklı boyutlar açısından değerlendiren geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olarak yerel alan yazına kazandırılmıştır. Araştırmanın ana bulguları BKB tanılı katılımcıların travma puanlarının hem diğer psikiyatrik tanısı olan katılımcıların puanlarından hem de sağlıklı katılımcıların puanlarından anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Sağlıklı katılımcıların hem anne hem de babadan algılanan ilgi ve sıcaklık puanlarının BKB tanılı ve diğer psikiyatrik tanılı katılımcıların puanlarına kıyasla anlamlı şekilde daha yüksek olduğu, buna karşın gruplar arasında iç içe geçme puanları açısından herhangi bir fark olmadığı gözlenmiştir. Bulgular anneden algılanan psikolojik kontrol ve suçluluk uyandırma puanları açısından BKB tanılı grup ile diğer psikiyatrik tanılı grup arasında anlamlı bir fark olmadığını, buna karşın babadan algılanan psikolojik kontrol ve suçluluk uyandırma puanları açısından BKB tanılı grubun puanlarının diğer tanılı grubun puanlarından anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Toplum örneklemi verilerinin analizleri, anne için kurulan modelde BKB'yi en güçlü yordayan değişkenin anneden algılanan düşük düzeyde ilgi ve sıcaklık, baba için kurulan modelde ise BKB'yi en güçlü yordayan değişkenin babadan algılanan yüksek düzeyde psikolojik kontrolün kullanımı ve suçluluk uyandırma olduğunu ortaya koymuştur.

Zümrüt Bellur Mübarek
Mersin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ön ergenlerde öfke ve öfke ifade tarzlarının yordayıcısı olarak anne baba tutumu ve örselenme yaşantılarının incelenmesi

Bu çalışmada Ön ergenlerde Öfke ve Öfke İfade Tarzlarının Yordayıcısı Olarak Anne Baba Tutumu ve Örselenme Yaşantılarının İncelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, İstanbul ili, Gaziosmanpaşa ilçesindeki bir okulda 6. 7. ve 8. sınıf öğrencisi olan 12-14 yaş arasındaki 296 öğrenciye yaş, cinsiyet, devam ettikleri sınıf, ekonomik düzey, anne ve babanın eğitim durumu, anne- babanın medeni durumu, anne babanın tutumunu nasıl algıladıkları (anlayışlı-demokratik, baskıcı-otoriter, ilgisiz-kayıtsız) ile ilgili soruları içeren kişisel bilgi formu, Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ), Algılanan Anne-Baba Tutumu Ölçeği (ABTÖ) ve Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği (ÇÖYÖ) uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda öğrencilerin öfke dışa vurumu ile öfke kontrolü arasında negatif bir korelasyon olduğu görülmüştür. Öfke ifade tarzları ile sürekli öfke durumu arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Araştırmaya katılan ön ergenlerin öfke ifade tarzlarını yordayan değişkenler ele alındığında hem öfkeyi bastırma, içinde tutma hem de öfkeyi dışa vurmayı sadece ebeveynin kabul eden ve ilgili tutumu ile psikolojik özerklik değişkenlerinin anlamlı şekilde yordadığı görülmüştür. Her iki değişken de öfke ifade tarzlarındaki varyansın ortalama %14,4'ünü açıklamaktadır. Yine görülmektedir ki ebeveynin kabul ve ilgili tutumu ergenlerdeki öfke kontrolünü de yordayan tek anlamlı değişkendir. Ön ergenlerin öfke ifade tarzları ve öfke durumları üzerinde anne baba tutumları ve örselenme yaşantıları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacı ile yapılan çalışma sonucunda görülmektedir ki anne babanın ilgisiz oluşu, kabullenici olmayıp reddedici tavır sergilemesi, psikolojik özerkliği desteklemeyen yaklaşımı sürekli öfkenin yüksek olmasına, öfke kontrolünün zayıf olmasına ve öfkenin ifade tarzına etki etmektedir.

Aile tutumuAna-baba tutumuDuygusal istismar+7
Sümeyye Betül Acar
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Böbrek nakli bekleme listesindeki hastaların sürekli öfke düzeyleri ve öfke ifade tarzları ile obsesif kompulsif semptomları arasındaki ilişkinin sosyo - demografik değişkenler eşliğinde incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı, böbrek nakli bekleme listesindeki hastaların sürekli öfke düzeyleri ve öfke ifade tarzları ile obsesif kompulsif semptomları arasında ilişki olup olmadığının belirlenmesidir. Araştırma Şişli Florence Nightingale Hastanesi Böbrek Nakli Bekleme Listesinde tedavi görmekte olan hastalar oluşturmaktadır. Böbrek Nakli Bekleme Listesinde kayıtlı bulunan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 106 hasta oluşturmaktadır.Çalışmaya katılan 106 hastanın yaş ortalaması (55) yıl olarak hesaplanmıştır. Hastaların Maudsley OKSL ve SÖÖİTÖ'nden aldıkları puanların birbirleri ile ilişkisi incelendiğinde, Sürekli Öfke alt boyutu puanı ile Kontrol Etme, Temizlik, Yavaşlık, Kuşku alt boyutları ve Toplam puan arasında pozitif yönlü zayıf ilişki olduğu; Ruminasyon alt ölçeği ile arasında pozitif yönlü orta dereceli ilişki olduğu belirlenmiştir. Öfke Kontrol alt boyutu ile Maudsley OKSL'nin alt boyutları arasında negatif yönlü zayıf ilişki olduğu; ancak Temizlik alt boyutu ile arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Öfke içe alt boyutu puanı ile kontrol etme, yavaşlık, kuşku ve renimasyon alt boyutları arasında pozitif yönlü zayıf ilişki olduğu; ancak temizlik alt boyutu ile arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür.Öfke Dışa alt boyutu ile Maudsley OKSL'nin hiçbir puanı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Maudsley OKSL ile SÖÖİTÖ için verilen yanıtların iç tutarlılığı incelendiğinde, Maudsley OKSL'ye verilen yanıtların oldukça tutarlı olduğu, SÖÖİTÖ'ye verilen yanıtların ise nispeten daha az tutarlılığa sahip olduğu belirlenmiştir.Hastaların Maudlesy OKSL'nin alt ölçeklerinden ve toplamından aldığı puanlar cinsiyete göre değerlendirildiğinde, Kontrol Etme puanları ortancası erkek ve kadınlarda sırasıyla 2.0-5.0 olarak hesaplanmıştır. Kadınların erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksek Kontrol Etme puanına sahip olduğu belirlenmiştir. Erkeklerin Temizlik puanı ortancası 4.0, kadınların Temizlik puanı ortancası 6.0 olarak elde edilmiştir. Kadınların erkekleregöre Temizlik alt ölçeğinden daha yüksek puan aldıkları tespit edilmiştir. Kadınların diğer alt ölçek puanları ve toplam ölçek puanlarının da, erkeklerin puanlarından anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür.Hastaların SÖÖİTÖ alt boyut puanları cinsiyet bazında ele alındığında, Sürekli Öfke puanı ortancası erkek hastalarda 16.0, kadın hastalarda ise 18.0 olarak hesaplanmıştır. Kadınların Sürekli Öfke puanlarının erkeklere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Öfke Kontrol ve Öfke İçte alt boyutları için erkeklerin puanlarının kadınlara göre yüksek olduğu tespit edilmiştir. Öfke Dışta alt boyutunda puanların cinsiyete göre benzer olduğu görülmüştür.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliHasta psikolojisi+5
Alihan Atile
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Mizah tarzları ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu araştırmada, mizah tarzları ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırma, Türkiye'de yaşayan ve yaşları 18-66 arasında değişen, 149 kadın, 101 erkek olmaz üzere 250 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara, demografik verileri belirlemek için "Kişisel Bilgi Formu", mizah tarzlarını ölçmek için "Mizah Tarzları Ölçeği" ve psikolojik belirtileri ölçmek için "Kısa Semptom Envanteri" uygulanmıştır. Ölçekler internet üzerinden doldurulmuştur. Araştırmanın amacı doğrultusunda ilk olarak, Mizah Tarzları Ölçeği alt boyutları ve Kısa Semptom Envanteri alt boyutları arasındaki ilişkileri belirlemek için korelasyon analizi uygulanmıştır. Ardından ilişkili çıkan değişkenlere uygun olarak basit ve hiyerarşik regresyon analizleri uygulanmıştır. Analizler sonucunda, Kendini Yıkıcı Mizah ve tüm Kısa Semptom Envanteri alt boyutları ve toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuş ve hepsinin Kendini Yıkıcı Mizah alt boyutunu yordadığı görülmüştür. Kendini Geliştirici Mizah alt boyutu ile Depresyon ve Olumsuz Benlik alt boyutları arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuş ve yalnızca Depresyonun Kendini Geliştirici Mizah alt boyutunu yordadığı görülmüştür. Hostilitenin ise Saldırgan Mizah alt boyutunu yordadığı gözlemlenmiştir. Mann Whitney-U ve Kruskall Wallis-H testlerini uygulayarak cinsiyet ve yaş değişkenlerinin Mizah Tarzları üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Sonucunda, Saldırgan Mizah alt boyut puanının erkeklerde kadınlara oranla daha yüksek olduğu ve 18-26 yaş aralığında Katılımcı Mizah alt boyutu puanının daha yüksek olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Mizah Tarzları, Psikolojik Belirtiler

MizahMizah tarzlarıPsikolojik belirtiler+3
Merve Özdolap
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

14 - 18 yaş arası ergenlerin benlik saygısı ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı lise çağındaki ergenlerin benlik saygıları ile psikolojik dayanıklılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bunun yanı sıra teorik anlamda benlik saygısıyla ilişkili olduğu düşünülen; cinsiyet, yaş, doğum sırası, ebeveynlerin eğitim durumu, ebeveynlerin birliktelik durumu, algılanan sosyoekonomik düzey gibi demografik özelliklerin de bu değişkenle ilişkileri araştırılmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır ve araştırmanın evrenini Yalova Anadolu Lisesi Lise 1. 2. 3. ve 4. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklemi ise araştırmaya gönüllü olarak katılmak isteyen 148'i kız, 154'ü erkek olmak üzere toplamda 302 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Ergen Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 21.0 programı kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) kullanılıp, normal dağılımın incelenmesi için de Kolmogorov - Smirnov dağılım testi kullanılmış ve her iki değişken için de normalliğin sağlandığı görülmüştür. Benlik saygısı için p=0,062 (p>0,05), psikolojik dayanıklılık için p=0,055 (p>0,05) değerleri bulunmuştur. Sonuçlar % 95 güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 16,14±1,13 olarak bulunmuştur. Araştırma sonucunda benlik saygısı ve psikolojik dayanıklılık arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma sonuçları; benlik saygısı düzeyi arttıkça psikolojik dayanıklılık düzeyinin de arttığını göstermektedir. Ayrıca yaş, cinsiyet, ebeveynlerin birliktelik durumu ve sosyo-ekonomik düzey değişkenleriyle benlik saygısı düzeyi arasında da anlamlı ilişkiler bulunmuştur.

Benlik saygısıErgenlerPsikolojik dayanıklılık
Açelya Sarıkaya
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İlişkiye dair inançlar ve bilişsel çarpıtmaların evlilik uyumuna etkisi

Evlilik süresince, evliliğin niteliğinde değişimler olabilmektedir ve bu değişimlerle evlilik olumlu ya da olumsuz yönde etkilenebilmektedir. Son dönemlerde yapılan konuyla ilgili çalışmaların çoğu eşlerin inançlarının içeriğine odaklanmıştır. Bunun nedeni ise bazı ilişki inançlarının işlevsel olmaması ve ilişkideki bireyleri mutsuzluğa sürüklemesidir. Eşler isteklerini, beklentilerini ve inançlarını evlilik ilişkisine yansıtmakta ve bunlar karşılanmadığında uyumsuzluklar ve sorunlar görülmektedir. Bu araştırmada, evlilik uyumunda ilişkiye yönelik bilişsel çarpıtmaların ve inançların etkileri çok yönlü değerlendirilmiştir. Araştırmaya Türkiye'de yaşayan ve gönüllü olarak katılan 176 kadın ve 64 erkekten oluşan toplam 240 evli birey katılmıştır. Araştırmada demografik özelliklerin belirlenebilmesi için oluşturulan "Demografik Bilgi Formu", Evlilikte Uyum Ölçeği, İlişkilerde İnanç Envanteri ve İlişkilere İlişkin Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği kullanılmıştır. Veriler internet ortamında ölçeklerin doldurulmasıyla toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular üç bölümde toplanmıştır. Öncelikle, analiz öncesinde veri temizleme, betimleyici istatistikler (ör., ortalama ve standart sapmalar) ve değişkenler arasındaki korelasyonlar verilmiştir. Sonrasında, değişkenler arasındaki grup farkları sunulmuştur. Son olarak, hiyerarşik regresyon analizine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Evlilik, evli bireyler, inançlar, evlilik uyumu

Bilişsel çarpıtmaEvli çiftlerEvlilik+5
Zahide Merve Küçükçelik
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Normal basınçlı hidrosefalı hastalarında şant operasyonu öncesi ve sonrası kognisyonun incelenmesi

Giriş ve Amaç: Normal Basınçlı Hidrosefalide bilişsel alanlarda görülebilen bulguların Shunt operasyonu sonrasında bir iyileşme gösterip göstermediğini nöropsikolojik batarya ölçümleriyle araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evreni Normal Basınçlı Hidrosefali hastaları olup, örneklemi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji A.B.D Davranış Nörolojisi polikliniğe başvuran 22 Normal Basınçlı Hidrosefali Hastası ve İstanbul Bilim Üniversitesi, Şişli Florence Nightingale Hastanesi Davranış Nörolojisi polikliniğine Başvuran 8 Normal Basınçlı Hidrosefali hastasıdır. Bulgular: Hastaların %53'ü erkek %47'si kadındır, hastaların yaş ortalaması 59 olarak bulunmuştur. Şant öncesi ölçülen Stroop test puanlarının ortalaması, şant sonrasına göre daha yüksek bulunmuştur. İstatistiksel olarak da şant öncesi ve şant sonrası ölçülen Stroop test puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Şant sonrası ölçülen Saat çizim puanlarının ortalaması, şant öncesine göre daha yüksek bulunmuştur. İstatistiksel olarak da şant öncesi ve şant sonrası ölçülen saat çizim puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Ki kare testine göre şant öncesi ve şant sonrası ölçülen Luria Altern Çizim Puanları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Türkiye'de genel nüfus içinde yaşlıların oranı yıllar içinde artış göstermektedir. şant cerrahisi uygulanan hastalarda bellek bozukluğu başta olmak üzere çeşitli bilişsel bozukluklar, kişilik değişiklikleri çeşitli ve değişkenlik gösteren psikiyatrik ve davranışsal semptomlar bir arada görülür. Bu tür çalışmaların uygulanması toplumda bellek ve dikkat sorunlarının erken tanınması ve tedbir alınması açısından önem taşımaktadır. Bu araştırmanın örneklemi 30 hasta ile sınırlıdır. Araştırma örnekleminde sayı arttırılarak farklı örneklem grubunda görsel bellek sözel bellek karşılaştırılması daha kapsamlı yapılabilinir. Anahtar Kelimeler: Normal Basınçlı Hıdrosefalı, Ventriküloperitoneal Şant Öncesı, Ventriküloperitoneal Şant Sonrası, Kognisyon.

BilişBiliş bozukluklarıCerrahi+4
Emrah Polat
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde riskli davranışların dürtüsellik ve üstbilişsel inançlar ile ilişkisi

Bu çalışma, üniversite öğrencilerindeki riskli davranışların, dürtüsellik ve üstbilişsel inançlar ile ilişkisini ve riskli davranışların, sosyo-demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesini hedeflemiştir. Bu amaç ile çalışmada; İstanbul'da üniversite öğrenimi gören 361 katılımcıya, araştırmacı tarafından hazırlanan "Sosyo-demografik form", dürtüsellik düzeyini ölçmek amacıyla "Barratt Dürtüsellik Ölçeği 11" (BDÖ-11), riskli davranışları belirlemek amacıyla "Riskli Davranışlar Ölçeği Üniversite Formu" (RDÖÜF) ve üstbilişsel inançlarını ölçek amacıyla "Üstbiliş Ölçeği-30" (ÜBÖ-30) uygulanmıştır. Araştırma sorularını yanıtlamak amacıyla öncelikle korelasyon analizi yapılmıştır. Bulgular doğrultusunda, riskli davranışlar ölçeğinin tüm alt boyutları ile toplam dürtüsellik ve dürtüsellik alt ölçek puanları arasında pozitif yönlü ilişki olduğu saptanmış; riskli davranışlar ölçeğinin alt boyutlarından olan intihar eğilimi alt ölçeği ile; toplam üstbiliş ve üstbiliş alt ölçeklerinden; olumlu inançlar, kontrol edilemezlik ve tehlike, bilişsel güven, düşünceleri kontrol ihtiyacı puanları arasında pozitif yönde ilişki saptanmış; riskli davranışlar ölçeğinin alt boyutlarından olan okul terki alt ölçeği ile; toplam üstbiliş ve üstbiliş alt ölçeklerinden; kontrol edilemezlik ve tehlike, bilişsel güven alt ölçekleri ve ölçeği arasında yine pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Korelasyon analizi sonucunda ilişkili bulunan değişkenler arasında, hiyerarşik regresyon analizi yapılmış olup, analiz sonuçlarına ait bulgular çalışmanın güçlü ve zayıf yanları üzerinde de durularak literatür desteğiyle tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Üstbilişsel inançlar, Riskli davranışlar, Dürtüsellik

Bilişüstü beceriBilişüstü farkındalıkDürtüsel davranış+3
Zehra Olcay Tuna
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin ruhsal hastalıklara yönelik inançlarının araştırılması

Bu araştırmada; ruhsal hastalıklara yönelik inançların, sosyo-demografik verilerle birlikte ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmaya, İstanbul Bilim Üniversitesi'nde çeşitli bölümlerde öğrenim gören altı yüz kırk üçü kadın, yüz kırk yedisi erkek; yedi yüz doksan öğrenci katılmıştır. Araştırmada, demografik özelliklerin belirlenmesi için araştırmacı tarafından oluşturulan 'Sosyo Demografik Bilgi Formu' , ruhsal hastalıklara yönelik inançların belirlenmesi amacıyla 'Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği' kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, Kolmogorov-Smirnov Normallik Testi, Bağımsız Örneklem T Testi, Bağımsız Örneklem Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Tukey Testi, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis T testi, Pearson Korelasyon Testi uygulanmıştır. Yapılan istatiksel analizlerin sonucunda; yaş, eğitim bölümleri, doğdukları yerlere göre, psikiyatrik muayene ve tedavi öyküsü, aileden psikiyatrik muayene ve tedavi öykülerinin olup olmama ve tehlikelilik, çaresizlik ve kişiler arası ilişkilerde bozulma, utanma arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, bu ilişkiler detaylı tablolar ve açıklamalarla ifade edilmiştir. Anahtar Sözcükler Ruhsal hastalık, İnanç, Üniversite Öğrencileri

Demografik özelliklerHastalıkMental bozukluklar+4
Ahmet Gedik
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni anne olmuş evli kadınlarda ilişkisel belirsizlik, cinsiyet rollerine ilişkin kalıpyargılar, partner duyarlılığı ve evlilik doyumu arasındaki ilişkiler: İlişkisel türbülans modeli bakış açısıyla bir inceleme

Bu çalışmanın temel amacı, 0-36 ay arası en az bir çocuğu olan yeni anne olmuş evli kadınlarda eşitlikçi cinsiyet rolleri, ilişkisel belirsizlik, algılanan partner duyarlılığı ve ilişkisel türbülans değişkenlerinin, bahsi geçen kadınların algıladıkları evlilik doyumu üzerinde izledikleri yol incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda, ilk olarak, "İlişkisel Belirsizlik Ölçeği" ve "İlişkisel Türbülans Ölçeği"nin geçerlik ve güvenirlik analizleri yürütülmüş ve bahsi geçen ölçekler Türkçeye uyarlanmıştır. Ardından, ana çalışma kapsamında ortaya konmuş olan araştırma modelini test etmek amacıyla 464 katılımcı anneye Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği, İlişkisel Belirsizlik Ölçeği, Algılanan Partner Duyarlılığı Ölçeği, İlişkisel Türbülans Ölçeği ve Evlilik Yaşam Ölçeği uygulanmıştır. Ancak, çeşitli sebeplerle 57 katılımcının verileri çalışmaya dahil edilmemiş ve 407 katılımcının verisi üzerinden YEM analizi yürütülmüştür. Araştırma modeli YEM analizi ile test edilmiş ve bulgular modelin veri ile uyumlu olduğuna işaret etmiştir. Modelde yer alan doğrudan ve dolaylı etkiler incelendiğinde, çalışmanın hipotezleriyle tutarlı olarak, algılanan partner duyarlılığının, sırasıyla, eşitlikçi cinsiyet rolleri ve evlilik doyumu arasındaki ilişkiye, ilişkisel belirsizlik ve evlilik doyumu arasındaki ilişkiye, eşitlikçi cinsiyet rolleri ve ilişkisel türbülans arasındaki ilişkiye, ilişkisel belirsizlik ve ilişkisel türbülans arasındaki ilişkiye aracılık ettiği görülmektedir. Ek olarak, bulgular algılanan partner duyarlılığı ve evlilik doyumu arasındaki ilişkiye ilişkisel türbülansın aracılık ettiğine işaret etmektedir. Son olarak, eşitlikçi cinsiyet rolleri ve algılanan partner duyarlılığı arasındaki ilişkiye ilişkisel belirsizliğin aracılık ettiği görülmektedir. Mevcut çalışma bulgularının hem psikoloji alan yazınına hem de uygulamaya yönelik çift terapistlerine önemli katkıları olduğu düşünülmektedir.

AnnelerCinsiyet rolleriEvli kadınlar+7
Ayşe Nur Akyüz
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Terror management and pro-social values: Does mortality salience facilitate forgiving only in-group transgressors?

The main goal of the current research was to examine the existential motivations that underlie forgiveness and punishment in the intergroup context. The personal importance of self-transcendence and self-enhancement values and the Social Dominance Orientation (SDO) were also investigated for their potential contributions to the moral judgment process. The results of 2 (Condition: Mortality Salience, Control) x 2 (Group Affiliation of the Transgressor: Out-Group, In-Group) MANCOVA and follow-up two ANCOVAs demonstrated a main effect of group affiliation of the transgressor. Participants were less forgiving towards and harsher in sentencing the in-group offender (M.H., a Turkish citizen) than the out-group offender (M. H., with a Syrian origin). Contrary to the expectations, mortality salience did not result in the heightened tolerance for the wrongful in-grouper. Higher scores on the self-enhancement values predicted lower levels of forgiveness. Additionally, penalty toughness was negatively predicted by the self-transcendence value, and positively by the self-enhancement value. The findings were discussed for their contributions to the related literature.

ForgivenessTerror Management TheoryValues+6
Emine Yücel
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessEN

The role of affect-related smoking outcome expectancies in relations between emotion dysregulation/negative urgency and smoking dependence

The aim of the present study was to examine the relations between difficulties in emotion regulation/negative urgency and smoking dependence through the mediator roles of affect-related smoking outcome expectancies (i.e., negative affect reduction and boredom reduction expectancies). With this purpose in mind, firstly, the Brief Smoking Consequences Questionnaire – Adult (BSCQ-A; Rash &Copeland, 2008) was adapted into Turkish to measure smoking outcome expectancies of Turkish smokers. Next, two multiple mediation models between emotion dysregulation/negative urgency and smoking dependence with the mediator roles of affect-related smoking outcome expectancies were tested using multiple mediation analyses (Hayes, 2013). The results demonstrated that affect-related expectancies from smoking mediated the relationship between difficulties in emotion regulation and smoking dependence, as well as, the relationship between negative urgency and smoking dependence. In the light of the literature, findings, strengths and implications, as well as limitations and future suggestions of the present study were discussed. Keywords: Smoking Dependence, Smoking Outcome Expectancies, Negative Urgency, Emotion Dysregulation

DependencyAspiration levelExpectations+6
Yankı Süsen
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Erken ergenlikte bilişsel duygusal düzenleme, algılanan anne baba tutumu ve algılanan sosyal destek ile psikolojik sağlık arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma erken ergenlik döneminde bilişsel duygu düzenleme, algılanan anne baba tutumu, algılanan sosyal destek ile psikolojik sağlık arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma Ankara'nın Emek semtinde bulunan 10 ile 15 yaş arası 250 kız ve erkek öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan bilgi toplamak için; demografik bilgi toplama formu, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Güçler ve Güçlükler Anketi, Algılanan Anne Baba Tutumu Ölçeği, Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan bilgiler, korelasyon, çoklu varyans (MANOVA) ve Regresyon analizleri ile incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden felaketleştime kullanımı arttıkça ergenlerin yaşadıkları psikolojik belirti, davranışsal ve duygusal problemler oranınında artış meydana geldiği gözlemlenmiştir. Benzer olarak kendini suçlama stratejisinin yüksek oranda kullanan ergenlerde daha fazla psikolojik belirti düzeyi olduğu görülmüştür. Ayrıca annelerinin tutumlarını daha fazla reddedici ve babalarının tutumlarını daha fazla aşırı koruyucu olarak algılayan ergenlerin daha fazla psikolojik belirti puanına sahip oldukları ve daha fazla davranış ve duygusal problemleri yaşadıkları bulunmuştur. Algılanan aile desteğinin artmasının da düşük düzeyde psikolojik belirtilere ve davranış ve duygusal problemlerine sahip olmakla ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Araştırma bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Duygu düzenleme, Psikolojik Sağlık, Erken ergenlik, Algılanan Anne Baba Tutumu, Algılanan Sosyal Destek

Algılanan ebeveynlik biçimleriAlgılanan sosyal destekAna-baba tutumu+5
Sümeyra Akdeniz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

The efficacy of Cognitive-Behavioral Therapy (CBT) and Acceptance and Commitment Therapy (ACT) in mitigating the effects of emotional abuse among Turkish women: An experimental design study

This study developed and implemented a Cognitive-Behavioral Therapy (CBT) and Acceptance and Commitment Therapy (ACT)-based intervention program to enhance the well-being of Turkish women exposed to emotional abuse.The intervention was designed to reduce emotional abuse (perpetration and victimization) and perceived stress while improving emotion regulation and psychological well-being. A pilot study (N = 24) was conducted to refine the program content, structure, and assessment procedures. The main randomized controlled trial (N = 60) assigned participants to either an intervention or waitlist control group. The nine-week program combined CBT strategies with ACT methods. Standardized measures—the Cognitive Emotion Regulation Questionnaire (CERQ), Multidimensional Measure of Emotional Abuse (MMEA), PERMA Well-Being Scale, and Perceived Stress Scale (PSS)—were administered at baseline, post-test, and two-month follow-up. The intervention group demonstrated statistically significant improvements in adaptive emotion regulation and psychological well-being, alongside reductions in perceived stress and both emotional abuse perpetration and victimization compared with the control group. Most effects were maintained at follow-up. Limitations include the use of a small, homogeneous sample of married Turkish women, reliance on self-report data, a short follow-up period, and the absence of partner or clinician-reported assessments. Clinically, the findings highlight the potential of a structured, low-cost, and trauma-informed CBT–ACT program to enhance emotional recovery, resilience, and relational health in women affected by emotional abuse. The approach is applicable in both clinical and community settings and holds promise for integration into prevention as well as treatment frameworks.

Gyulnaz Nasuf Halıl
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde yaygın anksiyete bozukluğu belirtileri ve doğayla etkileşimin dikkat restorasyonu kuramı çerçevesinde incelenmesi: Türkiye ve Norveç'in karşılaştırılması

Doğa çeşitli kaynaklarıyla bireyin fizyolojik ve psikolojik iyi-oluşunu desteklemektedir. Ancak doğaya maruz kalmanın psikolojik faydalarının hangi bilişsel süreçlerle gerçekleştiği güncel tartışma konuları arasında yer almaktadır. Dikkat Restorasyonu Kuramı (Attention Restoration Theory [ART]) doğa ile etkileşimin faydalarını açıklayan temel kuramlardan biridir; Kuram doğa maruziyetinin özellikle yönlendirilmiş dikkat mekanizması üzerindeki olumlu etkilerini ve modern yaşamın neden olduğu zihinsel yorgunluğu azaltma potansiyelini vurgular. Bu çalışmada doğa maruziyeti, zihinsel yorgunluk ve yaygın anksiyete bozukluğu (YAB) belirtileri arasındaki ilişkiyi, ART çerçevesinde, algılanan restoratiflik ve bilinçli farkındalığın aracı rolünü inceleyerek kültürlerarası bir bağlamda araştırmayı amaçlamıştır. YAB'deki kaygının dikkatle olan yakın ilişkisi ve YAB'nin bilişsel belirtileri (çalışma belleği, gecikmeli bellek, görsel uzamsal beceriler ve olaysal bellek işlevlerinde zayıflama) göz önüne alındığında, doğa maruziyetinin YAB belirtilerini azaltmadaki etkisi ART çerçevesinde incelenmiştir. Çalışma, kesitsel ve korelasyonel bir araştırma desenini benimseyerek Türkiye ve Norveç'ten genç yetişkin katılımcıları (18-26 yaş arası) karşılaştırmıştır. Norveç'in daha az kentleşmiş ve yeşil alanların yaygın olduğu yapısı, kültürel farklılıkları karşılaştırmak için uygun bir bağlam sunmuştur. Katılımcılar, sosyal medya platformları ve üniversite ağları aracılığıyla toplanmış olup, Türkiye'den 224 (154 kadın, 70 erkek) ve Norveç'ten 123 (93 kadın, 30 erkek) kişi çalışmaya katılmıştır. Veriler, Google Formlar ve Nettskjema aracılığıyla demografik ve psikometrik ölçümler (YAB-7 Ölçeği, Zihinsel Yorgunluk Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Doğayla İlişki Ölçeği, Algılanan Restoratiflik Ölçeği, Algılanan Restoratiflik Ölçeği Kısa Formu) kullanılarak toplanmıştır. Veri analizi IBM SPSS 28 kullanılarak yapılmış, Pearson korelasyon analizi, çok değişkenli varyans analizleri (MANOVA), aracılık analizleri gerçekleştirilmiştir. Özellikle ART'nin kuramsal çerçevesini test etmek yapısal eşitlik modellemesi (Structural Equation Modelling [SEM]) ve çok gruplu yapısal eşitlik modellemesi (Multi-group SEM) kullanılmıştır. Ana bulgularda Türkiye katılımcılarına ait modelin veriye iyi uyum sağladığı gözlemlenmiştir. Norveç katılımcılarına ilişkin modelin de veriye uyum sağladığı bulunmuştur. Bununla birlikte çoklu grup yapısal eşitlik modellemesi analizlerinde metrik değişmezliğin (faktör yüklerinin) ve yapısal yolların (yol katsayılarının) gruplar arasında farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Bu bulgu, modeldeki bazı ilişkilerin kültürel bağlama duyarlı olduğunu göstermektedir. Türkiye katılımcı grubunda, doğa maruziyetinin algılanan restoratiflik üzerinde anlamlı ve olumlu bir etkisi olduğu ve bilinçli farkındalığın zihinsel yorgunluğu negatif yönde yordadığı gözlemlenmiştir. Norveç grubunda ise doğa maruziyetinin algılanan restoratiflik üzerindeki yordayıcı etkisi daha güçlü ve bilinçli farkındalık ile zihinsel yorgunluk arasındaki olumsuz ilişki daha belirgin şekilde gözlenmiştir. Her iki grupta da zihinsel yorgunluğun anksiyete belirtilerini anlamlı şekilde yordadığı tespit edilmiştir. Dolaylı etki analizleri incelendiğinde, Türkiye'de doğa maruziyetinin algılanan restoratiflik ve bilinçli farkındalık aracılığıyla yaygın anksiyete belirtileri üzerinde anlamlı bir dolaylı etkisi olduğu görülmüştür. Başka bir deyişle doğaya maruz kalmak, algılanan restoratiflik ve bilinçli farkındalık yoluyla anksiyete belirtilerini dolaylı olarak azaltmaktadır. Norveç'te ise bu dolaylı etkinin anlamlı olmadığı gözlemlenmiştir. Genel olarak, doğa maruziyetinin zihinsel yorgunluğu azaltması ve bunun yaygın anksiyete belirtilerine etkisi, ART'nin bilişsel yenilenme boyutuna doğrudan kanıt sunmaktadır. Bilinçli farkındalık hem zihinsel yorgunluğu hem de YAB belirtilerini anlamlı düzeyde yordayarak önemli bir koruyucu faktör olarak öne çıkmıştır. Bu etki, doğa ile etkileşimin psikolojik yararlarını artırıcı bir unsur olarak değerlendirilebilir. Sonuç olarak bu çalışma doğa ile kurulan ilişkinin ve doğada geçirilen zamanın YAB gibi yaygın psikolojik sorunların azaltılmasında dolaylı ve doğrudan yollarla etkili olabileceğini göstermiştir. Doğanın zihinsel yorgunluk üzerindeki iyileştirici etkisi hem kuramsal hem de uygulamalı düzeyde önemli katkılar sunmaktadır. Özellikle ART çerçevesinden bakıldığında, bu bulgular doğanın dikkat sistemi üzerindeki restoratif gücünün yalnızca kısa vadeli rahatlama ve zihinsel yorgunluğun giderilmesi değil, yaygın anksiyete belirtileri gibi psikolojik problemlerin yönetiminde de uzun vadeli bir kaynak olabileceğini göstermektedir. Bilinçli farkındalık ve algılanan restoratifliğin bu etkileşimde oynadığı rol, doğa temelli psikolojik müdahalelerin bireyselleştirilmesi ve güçlendirilmesi açısından değerlidir.

Malik Zübeyir Kaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Öz yeterlik ve plasebonun bellek üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Cognitive psychology has long focused on understanding how individuals evaluate and regulate their own memory processes. Research in the field of metamemory, an important subfield of metacognition, increasingly highlights the role of individual cognitive traits such as self-efficacy in memory performance and metacognitive judgments. This study examined how self-efficacy levels, groups, and personality traits may influence various metamemory indicators, including Judgment of Learning, Free Recall, Feeling of Knowing, Recognition, and Confidence Rating. The study sample consisted of 124 healthy volunteers (95 female, 29 male) aged 18–25 (20.86 and SD of ±1.66). Participants were divided into two groups based on their scores on the General Self-Efficacy Scale: low self-efficacy and high self-efficacy. Subsequently, each group was randomly divided into two different groups: an Experimental group and a Control group. While participants in the Experimental group received a placebo intervention, the Control group did not receive a placebo. Then all participants proceeded to the memory task phase. In the memory task programmed using PsychoPy, participants were presented with 60 words carrying emotional content (20 positive, 20 negative, and 20 neutral) in randomly paired sets (30 pairs). Participants were then asked to rate these words on Judgement of Learning, Free Recall, Feeling of Knowing, Recognition, and Confidence. A series of 2 x 2 x 3 mixed factorial ANOVAs were conducted to evaluate the main and interaction effects of self-efficacy level, group, and word type on the five dependent variables. Significant main effects of self-efficacy were observed within Recognition and Confidence Rating, with higher levels of self-efficacy associated with improved metamemory performance. The significant main effects of word type were observed in JOL, Recall, FOK, and Confidence Rating, which highlight differences between positive and negative stimuli. However, interaction effects involving word type were not consistent across all dependent variables. Pairwise comparisons further revealed that participants with high self-efficacy in the Experimental group outperformed their peers within the Control group, especially in FOK, Recognition, and Confidence Ratings, notably when processing positive words. Manipulation checks verified the physiological effectiveness of the placebo intervention and the ANOVA results demonstrated that the placebo yielded a noticeable improvement in metamemory performance across some dependent variables. These findings illustrate the vital role of self-efficacy in shaping both cognitive and metacognitive outcomes, independent of placebo-induced effects.

Neuropsychology
Ghaith Hussein Kadhim Al-badran
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Noterde çalışan personelin iş doyumu ve yaşam doyumu ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmada, Mersin il ve ilçelerinde bulunan noter çalışan personelin iş ve yaşam doyumlarının demografik değişkenler göre etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma ilişkisel tarama yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada anket tekniği kullanılarak birincil veri toplanmıştır. Anketler mersinde bulunan noterlerde çalışan toplam 121 personele uygulanmıştır. Yapılan bu çalışmada veri toplama aracı olarak kullanılan ölçeklerin katılımcılara uygulanıp toplanmasından sonra veriler SPSS 22.0 paket programı kullanılarak istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Veriler cinsiyet, yaş, sektörde çalışma yılı, evlilik durumu, eğitim durumu, gelir değişkenleri açısından analiz edilmiştir. Uygulanan Kişisel Bilgi Formu, İş Doyumu Ölçeği-Job Satisfaction Survey (JSS) ve Yaşam Doyumu Ölçeği'nden elde edilen bilgiler araştırmanın amacı çerçevesinde istatistiksel olarak çözümlenerek bilgisayara işlenmiştir. Veriler, betimsel İstatistiksel teknikleri, iki değişkenli olması durumunda bağımsız gruplar t-testi, ikiden fazla olması durumunda ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testi yapılmıştır. Ayrıca analizde iş doyum alt boyutları, iş doyumu ve yaşam doyumu arasında korelasyon analizleri yapılmış olup frekans, ortalama ve bağımsız değişkenler arasında anlamlı farklılık olup olmadığına bakılmıştır. En son aşamada iş doyum alt boyutlarının yaşam doyumu ve demografik değişkenler üzerindeki etkisi pearson korelasyon analizi ile incelenmiştir. Elde edilen iş doyumu ve yaşam doyumu puanları incelendiğinde yaş, cinsiyet, sektördeki deneyime göre ölçek puan ortalamaları arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Eğitim seviyesi ve evlilik durumu değişkenine göre ölçek puan ortalamaları arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı tespit edilmiştir. Araştırma bulgularında iş ve yaşam doyumu arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışanların iş doyumu ile yaşam doyumu arasında yapılan korelasyon analizi sonucunda pozitif yönde anlamlı ve güçlü bir ilişki saptanmıştır. Çalışanların iş doyumu arttıkça yaşam doyumlarının da arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışanlarında iş ve yaşam doyumu ile cinsiyet, yaş arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: İş Doyumu, Yaşam Doyumu.

NoterYaşam doyumuÇalışanlar+2
Savaş Kılıçkaya
Toros University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların bağlanma stilleri ile yalnızlık düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırma evli ve boşanmış kadınların bağlanma stilleri ile yalnızlık arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Bu iki değişken, katılımcıların eğitim durumu, evlilik süresi, çalışma durumu ve gelir düzeyleri gibi sosyoekonomik değişken biçimleriyle ilişkili olarak incelenmiştir. Verilerin toplanmasında Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği ve UCLA Yalnızlık Ölçeği ile birlikte Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır, ölçekler yüz yüze uygulanmıştır. Kartopu örneklem kullanılmıştır; katılımcıların 95'ievli ve 75'i boşanmış kadınlardan oluşmaktadır, toplam 170 katılımcı ölçeklere yanıt vermiştir. Verileri analiz etmek için çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Sonuçlar, bağlanma stilleri ile evli ve boşanmış kadınların yalnızlık puanları arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Kaçınan bağlanma stili ile yalnızlık düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Güvenli bağlanma stili ile yalnızlık düzeyi arasında da negatif bir ilişki bulunmuştur. Bulunan bir diğer olumlu ilişki ise kaygılı-kararsız bağlanma stili ile yalnızlık düzeyi arasındadır. Sonuçlar araştırmanın amacına uygun olarak tartışılmıştır.

BağlanmaBağlanma stilleriKadınlar+3
Balkız Çelik
Toros University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet üniversitesi ve vakıf üniversitesi öğrencilerinin dijital bağımlılıklarının gelecek beklentileri ve kişisel özelliklerine göre incelenmesi

Bu çalışma; devlet üniversitesi ve vakıf üniversitesi öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeylerinde geleceğe yönelik tutumlarına ve kişisel bilgilerine (cinsiyet, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, sahip olunan teknolojik cihaz, okuduğu üniversite) göre fark olup olmadığını inceleme amacıyla yapılmıştır. Araştırma evrenini 2022-2023 eğitim öğretim döneminde öğrenim gören Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi ve TC. Toros Üniversitesi öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi, veterinerlik, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, radyo televizyon ve sinema, gazetecilik, Türkçe öğretmenliği bölümünden 248 öğrenci ile Toros Üniversitesi psikoloji, iktisat, uluslar arası ilişkiler, gastronomi, hemşirelik ve fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümünden 162 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Dijital Bağımlılık Ölçeği ve Geleceğe Yönelik Tutum ölçeği kullanılmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin dijital bağımlılık düzeylerinde fark olup olmadığını incelemek için t-testi ve çoklu varyans analizinden (MANOVA) yararlanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre devlet üniversitesi ile vakıf üniversitesi öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05 p=0.03). Devlet üniversitesi ile vakıf üniversitesi öğrencilerinin geleceğe yönelik tutumları karşılaştırıldığında; geleceğe yönelik olumlu yönelim (p>0.05 p= 0.27), kaygılı yönelim (p>0.05 p= 0.51) ve planlı yönelim(p>0.05 p=0.89) alt boyutlarında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Devlet üniversitesi öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeylerinde, geleceğe yönelik tutum (p>0.05 p=0.132), baba eğitim seviyesi (p>0.05 p=0.07) ve sahip olunan teknolojik cihaz sayısına (p>0.05 p=0.44) göre anlamlı bir fark bulunmazken; cinsiyet (p<0.05 p=0.000) ve anne eğitim seviyesine (p<0.05 p=0.08) göre istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Vakıf üniversitesi öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeylerinde geleceğe yönelik tutum (p<0.05 p=0.001) ve cinsiyete (p<0.05 p=0.02) göre anlamlı bir fark bulunurken; anne eğitim seviyesi (p>0.05 p=0.16), baba eğitim seviyesi (p>0.05 p= 0.07) ve sahip olunan teknolojik cihaz sayısına (p>0.05 p= 0.16) göre istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.

BağımlılıkGelecek beklentisiKişisel özellikler+5
Hamide Topal
Toros University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İlkokul öğrencilerinin annelerinde COVID-19 kaygısı ve ebeveyn tükenmişliği arasındaki ilişki ve bu ilişkide dijital duygu bulaşması ile sosyal medya kullanımının rolü

2020 yılında dünyayı saran COVID-19 salgını, tüm dünyada sosyal ve ekonomik çalkantılar doğurmuş ve bunların çocuklu aileleri olumsuz etkilemiştir. Salgından korunmak için zaman zaman çocukların okulları, ebeveynlerin işleri bir süre uzaktan sürdürülmüş; alınan önlemlerin hafiflediği dönemlerde bile belirsizliklerin verdiği kaygı ve sıkıntılar devam etmiş, işsizlik, aylık gelirde azalma gibi pek çok sorun yaşanmıştır. Bu olumsuz koşulların ebeveyn tükenmişliğinde artışa yol açabileceği ihtimali düşünülerek bu çalışmada COVID-19 salgınına ilişkin kaygılar ile ebeveyn tükenmişliği arasındaki ilişki incelenmiştir. COVID-19 salgını sırasında özellikle insanlar arasında fiziksel teması azaltmaya yönelik sıkı tedbirler alındığı dönemlerde insanlar haberleşmek ve bazı psiko-sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için sosyal medyaya eskisinden daha çok yönelmiştir. Mevcut çalışmada sosyal medya kullanımı ile ebeveyn tükenmişliği arasındaki ilişkinin, kullanım özelliklerine bağlı olarak nasıl değiştiği ve sosyal medyanın işlevsel ve işlevsiz kullanımının etkisini artırmada dijital duygu bulaşmasının rolü incelenmiştir. Çalışmada en az bir ilkokul öğrencisi çocuğu olan 445 anneden anket verisi toplanmıştır. Sosyal medyayı sosyal destek almak, kendisini olumlamak ve aşağı yönde karşılaştırmalar yapmak, duygu düzenlemek ve eğlenmek için kullanmak ebeveyn tükenmişliğini azaltan işlevsel kullanım biçimleri olarak; yukarı yönde karşılaştırmalar için ve sahte bilgileri tüketmek için kullanmak ise işlevsiz kullanım biçimleri olduğu kabul edilmiş ve işlevsel kullanımın ebeveynlik tükenmişliğini azaltıp işlevsiz kullanımın artıracağı hipotezi sınanmıştır. Ayrıca katılımcıların sosyal medyayı işlevsel ve işlevsiz kullanım biçimlerinin ebeveyn tükenmişliğine etkisinin, dijital ortamda üzüntü, korku-öfke ve mutluluk duygularının bulaşmasına ne düzeyde yatkın olduklarına bağlı olarak değişim gösterip göstermediği incelenmiştir. Sonuç olarak COVID-19 salgını sırasındaki finansal kaygıların ebeveyn tükenmişliğini arttırdığını; sosyal medyanın işlevsel biçimde kullanımının ise bu ilişkiyi hafiflettiği görülmüştür. Dijital korku-öfke bulaşmasına yatkın olanlarda, sosyal medyanın işlevsel biçimde kullanımının söz konusu ilişkiyi hafifletici etkisinin görülmediği gözlenmiştir.

Ayşenur Kanat Aydın
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

"Put yourself in her shoes, it might change your attitudes". manipulating empathy to improve attitudes toward rape victims

Victim blaming and stigmatization are significant problem for rape victims' well-being and healing. Taking others' perspective has shown to improve attitudes toward stigmatized groups. This study investigated attitudes toward rape victims after manipulating empathy to 240 young adults from Kosovo and 240 from Turkey. Attitudes toward wartime rape victims remain understudied despite being a very important and sensitive problem in the case of Kosovo. Participants responded to demographic form and Ambivalent Sexism Inventory to measure Benevolent Sexism (BS) and Hostile Sexism (HS). They were randomly assigned to the low empathy (be objective) or high empathy group (put yourself in the victim's place). Participants randomly read one of the four scenarios that were manipulated as taken place in a non-war situation (daytime vs. nighttime) and in a war situation (daytime vs. nighttime). They reported their emotions on a list with 12 emotional state adjectives including empathy. Lastly, responded to Attitudes toward Rape Victims Scale (ARVS). Kosovar participants scored higher on ARVS, as compared to Turkish participants. The High Empathy group showed significantly fewer negative attitudes toward rape victims. However, there was no significant difference among scenario groups on the ARVS score. The results showed that there was significant interaction effect between Empathy and Scenario, when age and gender were also controlled. As expected, HS and BS showed significant positive correlation, whereas self-reported empathy negative correlation with ARVS. Self-reported empathy, HS and BS were significant predictors of participants' ARVS. The main contributions of this thesis are (1)sample from a country with war-rape history(Kosovo) and one with no such history(Turkey); (2)wartime scenarios; (3)manipulation of empathy to improve attitudes. This thesis suggests that awareness programs with a focus on empathy might improve attitudes toward rape victims. Keywords: attitudes toward rape victims, rape myths, empathy, hostile and benevolent sexism

SexismStigmatizationEmpathy+5
Albulena Hajraj
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sınav kaygısı için bilişsel davranışçı terapi temelli sanal gerçeklik destek programının geliştirilmesi ve etkinliğinin test edilmesi

Sanal gerçeklik günümüzde özgül fobiler, obsesif-kompulsif bozukluk, sosyal anksiyete bozukluğu ve hatta psikoz gibi pek çok ruh sağlığı probleminin tedavisinde kullanılabilen bir teknolojidir. Sanal gerçeklikle uygulanan tedavilerin çoğunluğunda, sanal gerçeklik, klinisyenlerin kullanımı için sanal bir maruz bırakma ortamı sağlamış olur. Klinisyen olmadan, kişinin kendi kendine destek alabileceği sanal gerçeklik uygulamalarının sayısı ise fazla değildir. Sınav kaygısı konusunda ise bildiğimiz kadarıyla henüz geliştirilen bir otomatik sanal gerçeklik destek programı yoktur. Bu çalışmanın amacı sınava hazırlanan ve kaygı yaşayan öğrencilere önleyici bir destek sistemi olması amacı ile Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) odaklı bir otomatik sanal gerçeklik uygulaması geliştirilmesi ve etkinliğinin test edilmesidir. Ankara'da üç okuldan seçilen 54 gönüllü öğrenci, cinsiyete ve sınav kaygısı düzeyine göre tabakalandırıldıktan sonra bilgisayar programı tarafından seçkisiz olarak deney grubuna (n = 18), plasebo kontrol grubuna (n = 18) ve bekleme kontrol grubuna (n = 18) atanmıştır. Westside Sınav Kaygısı Ölçeği (WSKÖ), Otomatik Düşünceler Ölçeği (ODÖ), Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (DSKE) iki kez (çalışma öncesi ve sonrası) ve iki hafta arayla ölçme ve değerlendirme araçları olarak kullanılmıştır. Tekrarlı ölçümlerde karma Varyans Analizi (ANOVA) ve gruplar arasındaki farkı belirleyebilmek için Tukey testi kullanılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde uygulamanın kullanımının sınav kaygısı ve durumluk kaygısı üzerinde anlamlı ve olumlu bir etkisi olduğu görülmüş, sürekli kaygı ve olumsuz otomatik düşünceler üzerinde ise gruplar arası anlamlı bir etki görülmemiştir. Sonuç olarak bulgular bilgisayar destekli BDT temelli sanal gerçeklik uygulamasının sınav kaygısının azaltılması amacıyla kullanılabilecek psikolojik destek için bir seçenek olabileceğini göstermiştir.

Bilişsel davranış terapileriSanal gerçeklikSınav kaygısı+3
Cemile Akdağ Çebi
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yükleme biçimleri ile evlilik doyumu arasındaki ilişkide duygu düzenlemenin aracı rolü

Bu çalışmada evlilik doyumu ile yükleme biçimleri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 219'u (%54.1) kadın ve 186'sı (%45.9) erkek olmak üzere toplam 405 kişi katılmıştır. Katılımcılardan veri toplamak amacıyla demografik veri formu, Evlilik Yaşamı Ölçeği (Tezer, 1996) İlişkilerde Yükleme Ölçeği (Tutarel-Kışlak, 1997) ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (Rugancı ve Gençöz, 2010) kullanılmıştır. Veriler SPSS 26 ve Hayes Process Macro eklentisi ile analiz edilmiştir. Bağımsız örneklem t testi sonuçlarına göre evlilik doyumu ve duygu düzenleme cinsiyete göre farklılaşmamaktadır. Ancak nedensel yüklemelerden genellik ve sorumluluk yüklemelerinden güdü yüklemesi kadınlarda erkeklere göre daha olumsuzdur. Evlilik doyumu ve yüklemeler lisans ve lisansüstü eğitim almış bireylerde anlamlı bir farklılık göstermemekte ancak lisans düzeyinde eğitim alanlar lisansüstü düzeyde eğitim alanlara göre daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşamaktadır. Evlilik doyumu, duygu düzenleme güçlüğü ve yüklemeler evlilik biçimine göre farklılaşmamaktadır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre evlilik süresi ile evlilik doyumu ve yüklemeler arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Ancak evlilik süresi arttıkça duygu düzenleme güçlüğü azalmaktadır. Gelir düzeyi arttıkça evlilik doyumu artmakta, duygu düzenleme sorumluluk yüklemelerinin tüm boyutları (kasıt, güdü, suçlama) ve nedensel yüklemelerden istikrar ve genellik boyutlarındaki yüklemeler daha olumlu hale gelmektedir. Çocuk sayısı ile evlilik doyumu, duygu düzenleme güçlüğü ve yüklemeler arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Aracı değişken analizi sonuçlarına göre yüklemeler, evlilik doyumunu negatif ve duygu düzenleme güçlüğünü pozitif yönlü yordamaktadır. Duygu düzenleme güçlüğü ise evlilik doyumunu negatif yönlü yordamaktadır. Evlilik doyumu ile yükleme biçimleri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü bulunmaktadır. Bu sonuç, nedensel yüklemlerin evlilik doyumunu duygu düzenleme aracılığıyla dolaylı olarak etkilediği anlamına gelmektedir. Araştırmada ayrıca nedensel yüklemelerin evlilik doyumunu doğrudan da etkilediği bulunmuştur. Yükleme biçimlerinin evlilik doyumu üzerindeki doğrudan etkisi, yükleme biçimlerine yönelik geliştirilecek müdahale programlarının önemine işaret etmektedir. Yükleme biçimlerinin zamanla sabit kaldığı bulgusuyla birlikte düşünüldüğünde, eşin davranışına yönelik olumsuz yüklemeleri azaltmak amacıyla uygulanacak erken müdahalelerin oldukça önemli olduğu değerlendirilmektedir. Duygu düzenlemenin evlilik doyumu üzerindeki aracı rolünün belirlenmiş olması da evlilik doyumunu artırmayı hedefleyen psikolojik müdahalelerde duygu düzenlemeye odaklanılmasını sağlayarak, görece değişmez bir özellik gösteren yükleme biçimlerine kıyasla daha etkili ve hızlı sonuçların alınmasına katkıda bulunabilir. Anahtar Kelimeler: Duygu düzenleme güçlüğü, evlilik doyumu, nedensel yüklemeler, sorumluluk yüklemeleri, yükleme biçimleri

Duygu düzenleme güçlüğü
Hatice Mamak Can
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde (18-45 yaş) flört şiddeti ile çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkide stresle başa çıkma tarzlarının aracılık rolünün incelenmesi

Flört şiddeti bireyleri hem fiziksel hem de psikolojik sağlıkları açısından olumsuz etkilemektedir. Şiddetin en yaygın biçimlerinden olan flört şiddetinin birey üzerinde olduğu kadar toplum üzerinde de yıkıcı etkileri bulunmaktadır. Bu çalışma 18-45 yaş arasındaki genç yetişkinlerde flört şiddeti ile çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkide stresle başa çıkma tarzlarının aracılık rolünü incelemektedir. Etik izin ve araştırmada veri toplama aracı olarak kullanılan aydınlatılmış onam formu, demografik bilgi formu, flört şiddeti tutum ölçeği, çocukluk çağı travmalar ölçeği, stresle başa çıkma tarzları ölçeğinin kullanımı için gerekli izinler alındıktan sonra, 18-45 yaş arasındaki 360 gönüllü katılımcı araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler Anova testi kullanılarak varyans analizine tabi tutulmuştur. Parametrik testlerde varyanslar homojen dağılmadığında Welch testi sonuçları baz alınmıştır. Anova testi sonucunda anlamlı bulunan grupların çoklu karşılaştırmalarında varyans homojenliğine göre Tukey veya Tamhane testi uygulanmıştır. Flört şiddeti ile çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkide stresle başa çıkma tarzlarının aracılık rolü Hayes' in model 4 sonuçlarını baz alınarak değerlendirilmiştir. Sonuçlara göre; Flört şiddeti ile çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkide stresle başa çıkma tarzlarının aracılık rolü tespit edilmiş; sosyal desteğe başvurmanın aracı etkisi anlamlı (β=-0.74, %95 GA [-0.88/-0.61]), kendine güvenli yaklaşımın aracı etkisi anlamlı (β=-0.67, %95 GA [-0.82/-0.51]), iyimser yaklaşımın aracı etkisi anlamlı (β=-0.76, %95 GA [-0.91/-0.61]), çaresiz yaklaşımın aracı etkisi anlamlı (β=-0.69, %95 GA [-0.83/-0.56]), boyun eğici yaklaşımın aracı etkisi anlamlı (β=-0.68, %95 GA [-0.82/-0.54]) bulunmuştur.

Nazrın Sıyahlı
Altınbaş University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin Suriyeli mültecilerde dini başa çıkma, psikolojik sağlamlık ve manevi şükran düzeylerinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında Türkiye'deki birçok farklı şehirde yaşayan Suriyeli yetişkin mültecilerin, "dini başa çıkma, psikolojik sağlamlık, manevi şükran" düzeylerini ölçerek çeşitli sosyo-demografik değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlılık gösterip göstermediği ve kavramlar arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Çalışmaya Türkiye'nin 26 ilinden katılım gösteren 18 yaşını doldurmuş 220 Suriyeli yetişkin birey katılarak örneklem oluşturulmuştur. Çalışmaya katılım gösteren bireylerin 102'si kadın, 118'si ise erkek bireyden oluşurken, 160'ı bekâr ve 60'ı da +evli bireylerden oluşmaktadır. Katılımcıların 107'si 18-24 yaş aralığında, 60'ı 25- 29 yaş aralığında, 53'ü 30 ve üstü yaş aralığında bireylerden oluşmaktadır. Çalışmada veri toplamak amacıyla Sosyo-demografik Form, Dini Başa Çıkma Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Manevi Şükran Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizlerini yapmak için t testi, ANOVA, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu ve Doğrusal Çoklu Regresyon Analizi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda dini başa çıkma cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni duruma göre incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulgulanamamıştır. Psikolojik sağlamlık ve cinsiyet, yaş, eğitim durumuna göre incelendiğinde anlamlı bir farklılık bulgulanamamıştır. Psikolojik sağlamlık ve medeni duruma göre incelendiğinde ise istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulgulanmıştır. Manevi şükran ve cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni durumuna göre incelendiğinde anlamlı bir farklılık bulgulanamamıştır. Suriyeli bireylerin pozitif dini başa çıkma, psikolojik sağlamlık ve manevi şükran ölçeklerinden aldıkları toplam ortalama değerleri, bireylerin yüksek dini başa çıkma, yüksek psikolojik sağlamlığa ve yüksek manevi şükrana sahip olduklarını göstermektedir. İlişkisel analiz sonucunda pozitif dini başa çıkma ve psikolojik sağlamlık arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu, pozitif dini başa çıkma ve manevi şükran arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu ve psikolojik sağlamlık ve manevi şükran arasında da pozitif yönlü bir ilişki olduğu bulgulanmıştır. Negatif dini başa çıkmanın ise psikolojik sağlamlık ve manevi şükran arasında bir ilişki bulgulanamamıştır. Yapılan çoklu regresyon analizi sonucuna göre, psikolojik sağlamlık, pozitif dini başa çıkma manevi şükrandaki toplam varyansın %21'ini açıklayarak dini başa çıkma ve psikolojik sağlamlığın manevi şükranı yordadığı bulgulanmıştır.

Dini başa çıkmaGöçlerManevi şükran+5
Dilara Nurefşan Başhan
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gruplar arası temas ve önyargılar arasındaki ilişkidegruplar arası tehdit ve gruplar arası kaygının rolü

Allport'un temas hipotezine odaklanan pek çok araştırma temasın gruplar arası önyargıyı azalttığını ve gruplar arası ilişkileri olumlu yönde etkilediğini göstermiştir. Öte yandan gruplar arası tehdit kuramı gruplar arası temasın dış gruptan algılanan tehdidi ve gruplar arası kaygıyı azaltarak dış gruba yönelik duygu, biliş ve davranışları etkileyebileceğine işaret etmektedir. Mevcut tez çalışmasında yakın olumlu, yakın olumsuz, yüzeysel olumlu ve yüzeysel olumsuz temasın gruplar arası tehdit, kaygı, öfke ve tutumlar bağlamında nasıl bir yordayıcılığa sahip olduğu ve temas ile tutumların çeşitli bileşenleri arasındaki ilişkilerde gruplar arası tehdit, kaygı ve öfkenin aracılık rolü incelenmiştir. Dolaylı ilişkileri sınamak için yakın olumlu temas, yakın olumsuz temas, yüzeysel olumlu temas ve yüzeysel olumsuz temasın öncül olduğu, gruplar arası tehdit, kaygı ve öfkenin aracı olduğu, dış gruba yönelik tutumların öğeleri olan dış gruba yönelik sosyal mesafe, olumlu-olumsuz duygular ve olumsuz kalıpyargıların sonuç değişkenleri olduğu bir yol analizi gerçekleştirilmiştir. Veriler yüz yüze ve online ortamdan toplanmış olup, katılımcılar kendilerini Türk olarak tanımlayan 242 kişiden oluşmaktadır. Sonuçlar yakın olumlu ve yüzeysel olumlu temasların gruplar arası kaygıyı negatif yönde, yakın olumsuz ve yüzeysel olumsuz temasların ise pozitif yönde yordadığını göstermiştir. Yakın ve yüzeysel olumlu temasların dış gruptan algılanan genel tehdidi negatif yönde, yakın olumsuz temasın ise pozitif yönde yordadığı bulunmuştur. Yakın olumlu temas öfkeyi negatif yönde, yakın olumsuz temas pozitif yönde yordarken, olumlu ve olumsuz yüzeysel temaslar öfkeyi anlamlı olarak yordamamıştır. Öte yandan gruplar arası kaygı, tehdit ve öfke de dış gruba yönelik tutumların çeşitli öğelerini (duygular, kalıpyargılar, sosyal mesafe) yordamıştır. Algılanan genel tehdit olumlu duyguyu negatif yönde, olumsuz duyguyu, olumsuz kalıpyargıları ve sosyal mesafeyi pozitif yönde yordamıştır. Gruplar arası kaygı olumlu duyguyu negatif yönde, olumsuz kalıpyargıları ve sosyal mesafeyi pozitif yönde yordamıştır. Dış gruba duyulan öfke ise olumsuz duyguyu, kalıpyargıları ve sosyal mesafeyi pozitif yönde yordamıştır. Son olarak çeşitli gruplar arası temas değişkenleriyle tutumsal değişkenler (duygular, kalıpyargılar, sosyal mesafe) arasında gruplar arası kaygı, tehdit ve öfke yoluyla dolaylı ilişkilerin var olduğu gözlenmiştir. Hem yakın hem de yüzeysel olumlu temasın kaygı aracılığıyla olumlu duyguyu pozitif yönde, olumsuz kalıpyargıları ve sosyal mesafeyi negatif yönde yordadığı bulunmuştur. Yakın ve yüzeysel olumlu temasın öfke aracılığıyla olumsuz duyguyu, kalıpyargıları ve sosyal mesafeyi negatif yönde yordadığı gözlenmiştir. Yine hem yakın hem de yüzeysel olumlu temasın genel tehdit aracılığıyla olumlu duyguyu pozitif yönde, olumsuz duyguyu, kalıpyargıları ve sosyal mesafeyi negatif yönde yordadığı görülmüştür. Öte yandan olumsuz temaslar için dolaylı ilişkiler ele alındığında, yakın olumsuz temasın öfke aracılığıyla olumsuz duyguyu, kalıpyargıları ve sosyal mesafeyi pozitif yönde yordadığı bulunmuştur. Yüzeysel olumsuz temasın ise kaygı aracılığıyla olumlu duyguyu negatif yönde, olumsuz kalıpyargıları ve sosyal mesafeyi pozitif yönde yordadığı görülmüştür.

Mehmet Yavuz Furkan Solak
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmaları ve ebeveynlerin istismar farkındalığı arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu tez çalışmasında ebeveynlerin çocukluk çağı travmaları geçmişi ile ebeveynlerin duygu düzenleme becerileri, ebeveynlerin kendi ilişkilerinde çatışma çözme yöntemleri ve istismar ve ihmal farkındalıkları arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu çalışmaya Türkiye'de yaşayan, 3-6 yaş arasında çocuğu olan 494 ebeveyn katılmıştır. Yapılan uç değer analizi sonucunda 45 katılımcı analiz sonuçlarının etkilenmemesi adına veri setinden çıkartılmıştır. Yapılan işlem sonrasında 449 katılımcı ile analizler yürütülmüştür. 449 katılımcının 398'i (%88,6) kadın 51'i (%11,4) erkek katılımcılardan oluşmaktadır. Çalışmada veri toplamak amacıyla Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Romantik İlişkilerde Çatışma Çözme Stilleri Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form ve Ebeveyn Çocuk İstismar ve İhmal Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizleri SPSS 25 paket programı ve AMOS 26 programı üzerinden yapılmıştır. Araştırma dahilinde çocukluk çağı travmaları, duygu düzenleme güçlüğü, çatışma çözümü ve istismar ve ihmal farkındalığı arasında kurulan model yapısal eşitlik modellemesi ile sınanmıştır. Yapısal eşitlik modellemesi AMOS 26 (Analysis of Momement Structure) programı aracılığıyla yapılmıştır. Cinsel istismar boyutu uç değerler çıkartıldığında dahi çarpıklık ve basıklık değerleri kabul edilebilir aralıkta olmadığı için analizlere dahil edilmemiştir. Fiziksel istismar alt ölçeğinin ise Alfa katsayısının kabul edilebilir değer olan.70'in çok altında olması nedeniyle fiziksel istismar boyutu da analizlere dahil edilmemiştir. Bu nedenle model analizleri duygusal istismar, duygusal ihmal ve fiziksel ihmal değişkenleri ile yürütülmüştür. Sonuçlara göre katılımcılar arasında duygusal istismarın yaygınlık oranı %32,5, duygusal ihmalin yaygınlık oranı %38,08 ve duygusal ihmalin %46,32'dir. Çocuk istismarı ve ihmali farkındalık düzeylerine bakıldığında ise katılımcıların %10,2'sinin orta düzeyde; %71,9'unun yüksek düzeyde; %17,8'inin ise çok yüksek düzeyde farkındalık sahibi olduğu bulunmuştur. Analiz sonuçlarına göre duygusal istismar, duygusal ihmal ve fiziksel ihmal duygu düzenleme güçlüğünü pozitif yönde yordamıştır. Duygusal istismar olumsuz çatışma çözümünü pozitif yönde yordamış, olumlu çatışma çözümü ile anlamlı düzeyde ilişkisi olmadığı bulunmuştur. Duygusal ihmalin ise olumsuz çatışma çözümünü pozitif yönde yordadığı, olumlu çatışma çözümünü ise negatif yönde yordadığı bulunmuştur. Fiziksel ihmale bakıldığında ise olumsuz çatışma çözümü ile anlamlı bir ilişkisi bulunmamış, olumlu çatışma çözümünü ise negatif yönde yordadığı görülmüştür. Duygusal istismar ve duygusal ihmalin istismar ve ihmal farkındalığı ile ilişkisi bulunmamıştır. Fiziksel ihmal, istismar ve ihmal farkındalığını negatif yönde yordamıştır. Olumlu çatışma çözümü istismar ve ihmal farkındalığını pozitif yönde yordamıştır. Duygu düzenleme güçlüğü ve olumsuz çatışma çözümünün istismar ve ihmal farkındalığı ile ilişkisi bulunmamıştır. Dolaylı ilişkilere bakıldığında ise duygusal istismar, duygusal ihmal ve fiziksel ihmalin olumsuz çatışma çözümü ile ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğünün aracılık ettiği bulunmuştur. Ayrıca, duygusal ihmal ve istismar ve ihmal farkındalığı arasındaki ilişkide olumlu çatışma çözümü aracılık ettiği görülmüştür.

Aslı Yolcu
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem uyumsuz şemalar ve duygusal zorlanmaya tolerans ilişkisinde algılanan sosyal destek ve savunma mekanizmalarının aracı rolü

Bu çalışma, beliren yetişkinlik döneminde erken dönem uyumsuz şemalar ve duygusal zorlanmaya tolerans arasındaki ilişkisinde savunma mekanizmaları ve algılanan sosyal desteğin aracılık rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmaya 18-25 yaş arası 481 beliren yetişkin katılmıştır. Katılımcılara Sosyo-demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3), Savunma Biçimleri Testi-40 (SBT-40), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Duygusal Zorlanmaya Toleranssızlık Ölçeği uygulanmıştır. Çalışma bulguları, duygusal zorlanmaya toleranssızlık düzeyinin erken dönem uyumsuz şemalar ile pozitif ilişkili olduğunu göstermiştir. Çalışmadaki bir diğer araştırma sorumuz erken dönem uyumsuz şemalardan kopukluk ve reddedilme şema alanı ile beliren yetişkinlik döneminde duygusal zorlanma ilişkisinde algılanan sosyal desteğin aracı bir rolünün olup olmadığıdır. Kusurluluk şeması ile duygusal zorlanmaya toleranssızlık arasındaki ilişkide algılanan sosyal desteğin aracı bir rolü olduğu bulunmuştur. Ayrıca, erken dönem uyumsuz şemaların beş temel alanı ile beliren yetişkinlik dönemi duygusal zorlanmaya toleranssızlık ilişkisinde savunma mekanizmalarının aracı rolü incelenmiştir. Kopukluk, zedelenmiş otonomi, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönelimlilik, yüksek standartlar şema alanlarının her biri ile olgun olmayan savunma mekanizmaları arasında aracılık ilişkisi olduğu bulunmuştur. Araştırmanın örneklemi beliren yetişkinlik dönemindeki katılımcılar oluşturmaktadır. Duygusal zorlanma yaratabilecek yaşam olaylarıyla sıklıkla karşılaşma olasılığının bulunduğu beliren yetişkinlik dönemine odaklı, erken dönem uyumsuz şemalar ve duygusal zorlanmaya toleranssızlığın araştırıldığı bir çalışma alanyazında bulunmamaktadır. Erken dönem uyumsuz şemalar ile beliren yetişkinlik dönemindeki duygusal zorlanma tolerans ilişkisinde savunma mekanizmaları ve algılanan sosyal desteğin rolünü incelemek bu dönemde ortaya çıkabilecek bireysel problemler ile baş etmek için de önemli yol gösterici olabileceği düşünülmektedir. Erken dönem uyumsuz şemaları olan bireylere yönelik psikoterapi çalışmalarının ruhsal sağlığın iyileştirilmesinde etkili olabileceği, bireyin duygusal zorlanmaya tolerans seviyesini geliştirmeye yardımcı olabileceği, savunma mekanizmalarının bilinçli kullanılmasında farkındalık oluşturabileceği ve güçlü bir sosyal destek ağı oluşturmaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

Sümeyye Hamra Kotan
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin ebeveynlik stilleri, ebeveyn öz yeterliği ve 5-6 yaş çocuklarının benlik algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada anne babalarının ebeveynlik stilleri, ebeveyn öz yeterlik düzeyleri ve 5-6 yaş çocukların benlik algısı düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca sosyodemografik özelliklerin çalışma değişkenleri üzerindeki etkisi belirlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Konya ili Millî Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı anaokulu ve kreşlerde eğitime devam eden 5-6 yaş çocuklar ile onların anne ve babaları oluşturmuştur. Araştırmaya 20-48 yaş arası 99 anne, 20-50 yaş arası 99 baba ve 5-6 yaş arası 99 çocuk katılım sağlamıştır. Araştırmada anne ve babaların ebeveynlik öz yeterliklerini değerlendirmek amacıyla Yenilenmiş Berkeley Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği, anne ve babaların ebeveynlik stillerini belirlemek amacıyla Ebeveyn Tutum Ölçeği, anne ve babaların yaşı, eğitim düzeyi, çalışma durumu; çocuğun yaşı ve cinsiyeti gibi sosyodemografik bilgileri için ise araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Formlar ebeveynlere öğretmenler aracılığıyla gönderilmiştir. Ebeveynleri tarafından araştırmaya katılımları onaylanan çocukların benlik algısı düzeylerini belirlemek amacıyla ise Demoulin Benlik Algısı Ölçeği araştırmacı tarafından çocuklara yüz yüze uygulanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 26.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın amaçlarını test etmek üzere verilerin analizinde Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu, Basit Doğrusal Regresyon Analizi ve tek yönlü Anova testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda annelerin ebeveyn öz yeterlik ölçeği puanlarının, demokratik ebeveyn tutumlarına ilişkin varyansın %33'ünü, otoriter tutuma ilişkin varyansın %8.7'sini, aşırı koruyucu tutuma ilişkin varyansın ise %7'sini açıkladığı belirlenmiştir. Buna ek olarak baba öz yeterliliği ölçeği puanlarının da demokratik tutuma ilişkin varyansın %44'ünü, otoriter tutuma ilişkin varyansın %8,9'unu, aşırı koruyucu tutuma dair ilişkin varyansın ise %10,8'ini açıkladığı görülmüştür. İzin verici tutum açısından ise anne ebeveyn öz yeterliliği ve baba ebeveyn öz yeterliliği puanlarının yordayıcı etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Anne ve babaların ebeveyn öz yeterlikleri ve ebeveynlik stilleri ile çocukların benlik algısı arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Çocukların benlik algısı puanlarının ise çocuğun cinsiyeti, annelerin yaşı, annelerin eğitim düzeyi, annelerin çalışma durumu, babaların yaşı ve babaların eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık göstermediği saptanmıştır. Ayrıca annelerin otoriter, demokratik, aşırı koruyucu ve izin verici ebeveynlik tutum puanları; çocuğun cinsiyetine, anne yaşına, anne eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılık göstermezken aşırı koruyucu ebeveynlik tutum puanları annelerin çalışma durumuna göre anlamlı farklılık göstermiştir. Bulgular incelendiğinde çalışmayan annelerin aşırı koruyucu tutum puanları çalışan annelere kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Benzer şekilde babaların otoriter, demokratik, aşırı koruyucu ve izin verici ebeveynlik tutumu puanları; çocuğun cinsiyetine, babaların eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık göstermezken aşırı koruyucu ebeveynlik tutum puanlarının babaların yaşına göre anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Bulgular 20-35 yaş grubundaki babaların aşırı koruyucu tutum puanlarının 36-50 yaş grubu babalara kıyasla daha yüksek olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Ebeveynlik stilleri, Ebeveyn öz yeterliği, Benlik algısı.

Beyza Gün
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ortoreksiya ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları, besin seçimi ve beden imajı değişkenleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenmeye yönelik takıntılı bir ilgi olarak tanımlanmaktadır. Sağlıklı beslenmeye yönelik daha dengeli ve olumlu ilgi ise sağlıklı ortoreksiya olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada ortoreksiyanın her iki boyutunun ortoreksik eğilim ile ilişkili olabileceği düşünülen demografik değişkenler, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, besin seçimi ve beden imajı ile ilişkilerinin incelenmesi ve sağlıklı ortoreksiya ve ortoreksiya nervoza boyutlarının hangi değişkenler tarafından yordandığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi, 18-65 yaş aralığında bulunan, okuma-yazma bilen, çevrimiçi ulaşılabilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 346 katılımcıdan oluşmaktadır. Verilerin toplanması sürecinde katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim düzeyleri gibi bilgilerinin ve ortoreksik eğilim ile ilişkili olabileceği düşünülen özelliklerinin belirlenmesi amacı ile Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Sağlıklı ortoreksiya ve ortoreksiya nervozanın değerlendirilmesi için her iki boyutun ölçümünü sağlayan Teruel Ortoreksiya Ölçeği (TOÖ), sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi amacı ile Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBD-II) ve besin seçim tercihlerinin belirlenmesi amacı ile Besin Seçimi Anketi (BSA) kullanılmıştır. Beden imajının değerlendirilmesi ise Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ) ile sağlanmıştır. Bu çalışmada, orta yetişkinlik döneminde olanlarda, egzersiz yapanlarda daha yüksek sağlıklı ortoreksiya düzeyi; ailesinde kronik hastalık bulunmayanlarda, kilo verme amacı ile diyet yapanlarda daha yüksek ortoreksiya nervoza düzeyi; diyet yapanlarda ise hem sağlıklı ortotekisya hem de ortoreksiya nervoza boyutunda daha yüksek düzeyler saptanmıştır. Sağlıklı ortoreksiya ve ortoreksiya nervozanın yordanmasına ilişkin yürütülen analiz sonucunda sağlıklı ortoreksiyayı yordayan moedelde doğal içerik alt boyutu, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, sağlık, etik kaygı, duygu-durum alt boyutları ve beden imajının yer aldığı görülmüştür. Bulgular, doğal içerik tercih etme eğiliminin, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının benimsenmesinin, sağlık ve etik kaygı alt boyutuna verilen önem ve beden imajının olumlu olmasının sağlıklı ortoreksiya eğilimini güçlendirdiğini göstermiştir. Duygu-durum alt boyutuna verilen önemin artmasının ise sağlıklı ortoreksiya eğilimini azalttığı bulunmuştur. Ortoreksiya nervozayı yordayan modelde ise sağlıklı ortoreksiya, doğal içerik, kilo kontrolü, etik kaygı ve aşinalık alt boyutunun yer aldığı görülmüştür. Bulgular, sağlıklı ortoreksiyadaki artışın, kilo kontrolüne verilen önemin artmasının, etik kaygı ve aşinalık alt boyutlarının önem kazanmasının ortoreksiya nervoza eğilimini arttırdığını göstermiştir. Doğal içerik alt boyutundaki artışın ise ortoreksiya nervoza eğilimini azalttığı bulunmuştur. Sonuçlar sağlıklı ortoreksiya ve ortoreksiya nervozanın farklı değişkenler tarafından yordandığını ortaya koymuştur. Çalışmadan elde edilen bulgular literatür çerçevesinde tartışılmıştır.

Büşra Eraslan
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde sosyotropik/otonomik kişilik özellikleri ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün rolü

Bu araştırmada yetişkin bireylerin psikolojik belirti düzeyleri, sosyotropik/ otonomik kişilik özellikleri ve duygu düzenleme güçlükleri arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Çalışmada, nicel araştırma yöntemlerinden olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Türkiye genelinde bulunan 18 yaş üzeri 275 kadın ve 75 erkek olmak üzere 350 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmaya 199 katılımcı çevrimiçi ve 151 katılımcı yüz yüze veri toplama aracılığıyla dahil edilmiştir. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASS-21), Sosyotropi ve Otonomi Ölçeği ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği sunulmuştur. Çalışmanın amacı doğrultusunda ilk olarak katılımcıların psikolojik belirti düzeyleri ile sosyotropik/otonomik kişilik özellikleri arasındaki ilişki incelenmiş ve bu ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü analiz edilmiştir. Uygulanan istatistiksel analizler sonucu elde edilen bulgulara göre kadınların psikolojik belirti düzeyleri ve sosyotropi düzeyleri erkek katılımcılara göre daha yüksektir ve aradaki bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Otonomi düzeyleri ve duygu düzenleme güçlüğü toplam puanları açısından ise cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilememiştir. Gerçekleştirilen korelasyon analizi sonucunda katılımcıların psikolojik belirti düzeyleri ile sosyotopi ve otonomi düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı zayıf ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu görülmüştür. Katılımcıların sosyotropi düzeyleri ile duygu düzenleme güçlüğü düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki elde edilirken otonomi düzeyleri ve duygu düzenleme güçlüğü düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Regresyon analizi sonuçları incelendiğinde ise sosyotropi, otonomi ve duygu düzenleme güçlüğünün pozitif yönde psikolojik belirti düzeyini yordadığı görülmüştür. Son olarak gerçekleştirilen aracılık analizinin bulgularına göre sosyotropi düzeyi ve psikolojik belirti düzeyi arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün kısmı aracılık rolüne sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak otonomi düzeyi ve psikolojik belirti düzeyi arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracılık etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Araştırma bulguları sosyotropi ve otonomi kişilik özelliklerinin psikolojik belirtiler ve duygu düzenleme güçlüğü ile ilişkisine işaret etmektedir. Alanyazında bu konuda yapılacak daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Araştırmanın sınırlılıkları, güçlü yönleri ve gelecek çalışmalara yönelik önerilere çalışmanın sonunda yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyotropi, Otonomi, Psikolojik belirtiler, Duygu düzenleme güçlüğü.

Tuğçe Yakar
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Nöromusküler hastalığa sahip bireylerde beden memnuniyeti, sosyal kaygı, psikolojik esneklik ve yaşam doyumu arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Mevcut çalışma nöromusküler hastalığa sahip bireylerin, beden memnuniyeti, sosyal kaygı ve yaşam doyumu arasındaki ilişkilerde psikolojik esnekliğin aracılık rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma 18 yaşından büyük, okur yazar ve en az 6 aydır nöromusküler hastalık tanısına sahip 88 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara Sağlık Değerlendirme Anketi-Engellilik İndeksi, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Beden Memnuniyeti Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Psikolojik Esneklik Ölçeği'nden oluşan anket bataryası uygulanmıştır. Çalıma bulgularına göre; psikolojik esneklik, beden memnuniyeti ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide, beden memnuniyeti ve sosyal kaygı arasındaki ilişkide ve son olarak sosyal kaygı ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide aracılık rolüne sahiptir. Mevcut çalışma, psikolojik esnekliğin nöromusküler hastalıklara sahip bireyler için koruyu-önleyici müdahale olarak önemli olduğunu göstermekte ve nadir hastalıklar grubundan olan nöromusküler hastalıklarla ilgili kısıtlı sayıdaki yayın havuzuna katkı sağlamaktadır.

Halil İbrahim Toprak
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bir norm olarak iç grup yanlılığının minimal grup paradigmasında gruplar arası davranışa etkisi

Gruplar arası bağlamda bireylerin ait oldukları grubun normatif beklentilerine karşı duyarlı oldukları bilinmektedir. Buyruksal nitelikteki grup normlarının kayırmacı tutum ve davranışlar üzerinde yönlendirici olabildiği gösterilmiştir. İç grubun normatif beklentilerinin iç grup yanlılığını yönlendirmedeki gücü alan yazınında sıklıkla incelenmiş olsa da, dış grubun yanlılığa dair buyruksal normlarının iç grup yanlılığı üzerindeki etkisine yönelik bulgular sınırlıdır. Mevcut tez çalışması iç grup yanlılığına yönelik iç grup ve dış grup normunun ayrı ayrı ve etkileşimli olarak kayırmacı tutum ve davranışlar üzerindeki olası etkilerini inceleme amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda çalışmada kayırma beklentisinin olduğu ve olmadığı yönünde değişimlenen iç grup ve dış grup normlarının iç grup yanlılığı üzerindeki etkileri deneysel olarak incelenmiştir. Minimal grup paradigması temelinde tasarlanan deneyde üniversite öğrencilerinden oluşan 95 katılımcı renklerle temsil edilen iki minimal gruptan birine kendi tercihleriyle katılmışlardır. Katılımcılar kontrol grubuna ya da dört deneysel koşuldan birine seçkisiz olarak atanmışlardır: (1) iç grup ve dış grup kayırma bekliyor, (2) iç grup kayırma bekliyor – dış grup kayırma beklemiyor, (3) iç grup kayırma beklemiyor – dış grup kayırma bekliyor, (4) iç grup ve dış grup kayırma beklemiyor. İç grup yanlılığı davranışsal boyutta Tajfel matrislerinden elde edilen kaynak dağıtımına yönelik puanlar ve bu puanlarla hesaplanan farklı dağıtım stratejilerinin kıyaslandığı çekim skorları ile ölçülmüştür. İç grup ve dış grup için olumlu sıfat değerlendirmeleri ile de yanlılık tutum düzeyinde ele alınmıştır. Bulgular hem iç grup normu hem de dış grup normunun ayrı ayrı iç grup yanlılığı üzerinde anlamlı etkilere sahip olduğunu göstermiştir. Özellikle iç grubun kayırma beklediği deney koşullarında davranış düzeyinde iç grup yanlılığının arttığı gösterilmiştir. Katılımcıların daha rasyonel davranarak ortak kazancı gözetmek yerine kendi gruplarını kayıran ve gruplar arasındaki farkı açmak için kendi grubunun çıkarlarını arka plana atan stratejileri kullanmaya yönelebildiği gösterilmiştir. Dış grup normunun kayırma beklentisi olduğu koşulda da daha sınırlı da olsa benzer etkiler görülmüş, katılımcılar yine gruplar arasındaki farkı arttırmak için kendi gruplarının karından feragat etmişlerdir. İç grup yanlılığı tutumsal olarak ele alındığında ise iç grup normunun etkili olmadığı ancak dış grup normunun kayırma beklentisi olduğu koşulda iç grup yanlılığının arttığı gösterilmiştir. Bu çalışmanın bulguları iç grup normlarının yanında dış grup normlarının da iç grup yanlılığı üzerinde yönlendirici olabileceğini öngörmektedir.

Minimal grup paradigmasıTajfel matrisleriİç grup yanlılığı
Ceren Tataylak
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00