İstanbul University-Cerrahpaşa
Institute

Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü

İstanbul University-Cerrahpaşa

53

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sigara kullanımının semen örneklerinde DNA metilasyonu ile yapılan yaş tahmini üzerine etkisi

Biyolojik yaşın belirlenmesi, adli kimliklendirme ve diğer adli süreçlerde giderek önem kazanmaktadır. DNA metilasyonu, özellikle CpG dinükleotid bölgelerindeki değişimler, biyolojik yaş tahmin modellerinin temelini oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Er ve ark. (2024) (1) tarafından geliştirilen semen örneklerinde DNA metilasyonuna dayalı yaş tahmin paneli kullanılarak, kronik sigara kullanımının biyolojik yaş tahminine etkisi incelenmiştir. Çalışmaya 19–58 yaş aralığında, günde en az 20 sigara tüketen 70 erkek ile yaşam boyu sigara kullanmamış 70 kontrol katılmıştır. Semen örneklerinden elde edilen DNA izolatları, bisülfit dönüşümü ve SNaPshot® minidizileme yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, cg23488376 lokusu ile yaş arasında negatif (β=–0,353; p<0,01), NOX4 lokusu ile yaş arasında ise zayıf pozitif bir ilişki (β=0,336; p<0,01) saptanmıştır. Sigara kullanan bireylerde bu ilişkiler daha belirgin hale gelmiş (cg23488376 için β=–0,550; NOX4 için β=0,469; p<0,01) ve sigara kullanımının DNA metilasyon profilleri üzerinde anlamlı etkiler yarattığı görülmüştür. Model performansına ilişkin hata değerleri sigara kullanan grupta MAE=6,94 yıl, RMSE=10,40 yıl; sigara kullanmayan grupta ise MAE=8,02 yıl, RMSE=10,37 yıl olarak hesaplanmıştır. Bu değerler, Er ve ark. (2024)'nın bildirdiği hata oranlarından daha yüksek bulunmuştur (MAE=4,1 yıl, RMSE=5,0 yıl). Bu farkın, yalnızca sigara değişkeninin incelenmesinden ve yaşam tarzı farklılıklarının dışlanmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Sigara kullanan bireylerde modelin genel olarak kronolojik yaştan daha yüksek yaş tahmin ettiği belirlenmiştir (p=0,014). Sonuçlar DNA metilasyonuna dayalı yaş tahmin modelinin sigara kullanımının yaşlanmayı hızlandırarak tahmini yaş ile kronolojik yaş arasındaki farkları artırdığını ortaya koymuştur. Bu bulgular, biyolojik yaş tahmin çalışmalarında sigara kullanımının dikkate alınmasının önemini ve ileri çalışmalarda geniş örneklem ile çok boyutlu yaşam tarzı verilerinin gerekliliğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: DNA Metilasyonu, yaş tahmini, epigenetik, semen, sigara kullanımı.

Pelinsu Erel
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bebek ıslak mendillerinin sıvı, fiber ve ambalaj içeriğinin ağır metal kontaminasyonu açısından değerlendirilmesi

Bebek ıslak mendilleri, son yıllarda bebek hijyeninde pratiklik sağlamaları nedeniyle yaygın olarak kullanılmaktadır. Alt temizliği, el-yüz silme ve seyahat koşullarında hijyen sağlamada tercih edilen bu ürünler, hassas bebek cildi ile doğrudan temas etmeleri nedeniyle içerik güvenliği açısından dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle mendil solüsyonu, fiber yapısı ve ambalaj materyallerinde yer alabilecek toksik elementler, sağlık açısından risk oluşturabilecek potansiyel kirleticilerdir. Bu yüksek lisans çalışmasında, Türkiye'de satışta olan 10 farklı markaya ait bebek ıslak mendilleri ağır metal kontaminasyonu açısından değerlendirilmiştir. Numuneler solüsyon, fiber ve ambalaj fazlarına ayrılmış ve ICP-MS (Inductively Coupled Plasma Mass Spectrometry) yöntemi ile nikel (Ni), arsenik (As), kadmiyum (Cd), antimon (Sb), cıva (Hg), talyum (Tl) ve kurşun (Pb) elementleri yönünden analiz edilmiştir. Analiz sonuçları, özellikle nikel, antimon ve kurşun elementlerinin bazı örneklerde dikkat çeken düzeylerde bulunduğunu ortaya koymuştur. Solüsyon fazında antimon 695,4 ppb seviyesinde tespit edilirken, bazı fiber örneklerinde 565,46 ppb seviyesine ulaşmıştır. Ambalaj materyallerinde kurşun tespit edilmesi (örneğin 3,16 ppb) bu materyallerin potansiyel kontaminasyon kaynağı olabileceğini göstermektedir. Elde edilen bulgular, toksik elementlerin özellikle bebek ürünlerinde yer almasının halk sağlığı açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, bebek ıslak mendillerinin üretim süreçlerinde daha sıkı kontrol mekanizmaları geliştirilmesi gereğine işaret etmekte olup, hem regülasyon otoriteleri hem de tüketiciler için farkındalık oluşturmayı hedefleyen bilimsel bir katkı sunmaktadır.

İlker Aras Göçer
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Metapodial radyogrammetrik ölçümler kullanılarak kedilerin vücut ağırlığı ve omuz yüksekliğinin tahmini ve seksüel dimorfizmin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, kedilerin metapodial kemiklerine ait radyogrammetrik ölçümler kullanılarak, vücut ağırlığı ve omuz yüksekliğinin tahmini ile seksüel dimorfizmin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada toplam 60 sağlıklı ve erişkin evcil kedi (30 dişi, 30 erkek) kullanılmıştır. Yaş, cinsiyet, vücut ağırlığı ve omuz yüksekliği verileri kaydedilen kedilerin sol ön ve arka ekstremitelerine ait metapodial kemiklerden birer poz radyografik görüntü alınmıştır. Ölçüm verileri SPSS 26.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız örneklem t-testleri, korelasyon analizleri, tekli regresyon modelleri, ROC analizleri ve lojistik regresyon modelleri kullanılmıştır. Bulgular; erkek kedilerin hem vücut ağırlığı, hem de omuz yüksekliği bakımından dişilere göre anlamlı düzeyde daha yüksek değerlere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Tüm metapodial parametrelerde erkek kedilerin kemik uzunluk ve genişlik ölçümleri istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha büyük bulunmuş; bu durum, seksüel dimorfizmin iskelet yapısına yansıması olarak değerlendirilmiştir. Metatarsal kemiklerin metacarpal kemiklere kıyasla daha uzun ve geniş olması, ekstremiteler arasında belirgin morfometrik farklara işaret etmiştir. Korelasyon analizleri, belirli metapodial ölçümler ile vücut ağırlığı ve omuz yüksekliği arasında orta-yüksek düzeyde anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda cinsiyete özgü regresyon denklemleri oluşturulmuş; ROC analizi ile ayırt edici değişkenler belirlenmiş ve lojistik regresyon ile bunların açıklayıcılık oranları saptanmıştır. Elde edilen veriler, adli veterinerlik, adli zooloji, veteriner anatomi ve zooarkeoloji gibi disiplinlerde referans olarak değerlendirilebilecek nitelikte olup, metapodial radyogrammetri yönteminin hem günümüzde hem de arkeolojik materyallerde uygulanabilirliğini desteklemektedir.

Kaan Gündoğmuş
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yasal ve yasa dışı madde tüketimi araştırmaları için yapay atık su matrisinin geliştirilmesi

Atık Su Temelli Epidemiyoloji (Wastewater-Based Epidemiology, WBE) çalışmaları, bireyler tarafından tüketilen yasal ve yasa dışı maddelerin vücuttan atıldıktan sonra metabolit halinde atık suya karışması ve bu psikoaktif madde kalıntılarının atık sularda takip edilerek analiz edilmesine dayanmaktadır. Ancak gerçek atık su, içinde organik ve inorganik kirleticiler, farmasötikler, deterjanlar, patojenler ve çok sayıda diğer maddeyi bulunduran karmaşık, değişken ve mikrobiyolojik reaksiyonlar bakımından aktif bir yapıya sahiptir. Bu durum laboratuvar çalışmalarında optimizasyonu zorlaştırmakta, analitik hassasiyetin ve tekrarlanabilirliğin sağlanmasını etkileyerek metot validssyonunda sınırlılık yaratabilmektedir. Bu nedenle, gerçek evsel atık suyu temsil edebilecek yapay atık su modelleri, laboratuvar ortamında kontrollü deneylerin yapılabilmesi için önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, psikoaktif maddelerin atık sudaki davranışlarını değerlendirmek ve analiz yöntemleri geliştirmek amacıyla kullanılabilecek, gerçek atık suyun fizikokimyasal özelliklerini taklit edebilecek, kontrollü, tekrarlanabilir deney koşulları sağlayan bir yapay (sentetik) evsel atık su matrisinin geliştirilmesi ve geliştirilen matrisin yasadışı madde analizi çalışmalarındaki etkinliğinin belirlenmesidir. Bu amaçla farklı içerik ve oranlarda bileşenlerden oluşan toplam 22 yapay evsel atık su reçetesi geliştirilmiş ve uygunlukları test edilmiştir. Bu reçeteler fizikokimyasal özellikleri bakımından değerlendirilmiş ve bu kapsamda tüm deneysel çalışmalar boyunca geliştirilen yapay atık su matrislerinin kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ), toplam azot (TN), toplam fosfor (TP), toplam organik karbon (TOK), askıda katı madde (AKM), pH, sıcaklık, koku ve renk gibi temel atık su parametreleri izlenmiştir. Gerçek evsel atık suya en yakın benzerlik gösteren formülün; KOİ değeri 384.0 mg/L, BOİ değeri 151.5 mg/L, TN değeri 44.0 mg/L, TP değeri 35.5 mg/L, TOK değeri 46.2 mg/L, AKM değeri 38.2 mg/L ve pH değeri 7.3 bulunmuş olup, içeriği 1 L çeşme suyu, 25 mg/L kuru maya, 20 mg/L glikoz, 50 mg/L amonyum klorür, 200 mg/L potasyum fosfat, 20 mg/L sodyum asetat, 40 mg/L üre, 45 mg/L nişasta, 50 mg/L süt tozu, 50 mg/L et suyu ekstresi, 0.05 mL sıvı yağ (ayçiçek) ve 1 mL deterjan karışımından oluşmaktadır. Geliştirilen yapay evsel atık su matrisinin atık su epidemiyolojisi analizlerine uygunluğu, analitik çalışmalarda matris etkisini düzeltebilme potansiyeli ve psikoaktif maddelerle ilişkisi bakımından gerçek atık su numunelerine olan benzerliği değerlendirilmiştir. Bunun için morfin, amfetamin, metamfetamin ve 11-nor-9-karboksi-Δ9-tetrahidrokannabinol (THC-COOH) gibi ülkemizde ve dünyada sık kullanılan yasa dışı psikoaktif maddelerin referans standartları çeşme suyu, gerçek atık su ve hazırlanan yapay atık su matrisine katım yapılmış, İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa, Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü, Adli Toksikoloji Laboratuvarı'nda önceden valide edilen ve atık su çalışmalarında rutin olarak uygulanan katı faz ekstraksiyonu-sıvı kromatografisi-ardışık kütle spektrometresi (SPE-LC-MS/MS) yöntemi ile analiz edilmiştir. Böylece hem WBE çalışmalarında psikoaktif madde analizlerinde daha kontrollü bir matris elde etmek hem de yöntem geliştirme ve validasyon çalışmalarında tekrarlanabilirliği arttırmak amaçlanmıştır. Geliştirilen yapay atık su matrisinde yapılan analizlerden elde edilen sonuçlar, seçicilik, doğruluk (gerçeklik ve kesinlik), matris etkisi ve stabilite gibi verifikasyon parametrelerine göre değerlendirilmiştir. Matris etkisini gözlemleyebilmek için matris- eşleşmeli kalibrasyon eğirisi ile çözücü içerisindeki kalibrasyon eğrisi karşılaştırılmış, matris- eşleşmeli kalibrasyon ile elde edilen doğrusallık, çalışma aralığı, tespit ve tayin limiti parametreleri değerlendirilmiştir. Seçicilik çalışmasında tüm maddeler için alıkonma zamanı ile uyumlu sonuçlar elde edilmiştir. Matris-eşleşmeli kalibrasyona ait çalışma aralığı morfin ve amfetamin için 0.3-20 ng/mL, metamfetamin için 0.1-20 ng/mL ve THC-COOH için 1-20 ng/mL bulunmuş olup, korelasyon katsayıları tüm maddeler için>0.99 bulunmuştur. Gerçeklik ve kesinlik parametrelerinden elde edilen %GK değerleri tüm maddeler için %70-120 arasında ve %RSD değerleri <%20 olup kabul kriterlerine uygun bulunmuştur. Stabilite sonuçlarında tüm maddelerin bozunma oranları kabul kriterleri ile uyumlu bir şekilde ≤%30 bulunmuştur. Sonuç olarak, bu doktora tez çalışması kapsamında Türkiye'de ilk defa psikoaktif madde analizlerinde kullanılmak üzere geliştirilen yapay atık su matrisi, gerçek atık suya benzer matris etkisi gösterebilen ve kontrollü deney ortamı sağlayan bir alternatif numune olarak öne çıkmaktadır. Böylelikle uzun vadede adli toksikoloji ve halk sağlığı alanlarında yürütülen çalışmaların güvenilirliğini, karşılaştırılabilirliği ve sürdürülebilirliğini artıran, yöntem geliştirme aşamalarında doğruluğu ve güvenirliği artıran, standartlaştırılmış bir matris oluşturulması hedeflenmiştir.

Adli toksikolojiAnalitik kimyaEvsel atık su
Nihan Doğusan Gökçe
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Pekmez örneğinde 5-hidroksimetilfurfural'ın (5-HMF) GC-MS ile tayini: farklı türevlendirme stratejilerinin uygulanması

Gıda kaynaklı kirleticilerin, özellikle ısıl işlem sırasında oluşan 5-hidroksimetilfurfural (5-HMF) gibi bileşiklerin varlığı, gıda güvenliği açısından önemli bir risk faktörüdür. 5-HMF'nin genotoksik, mutajenik ve potansiyel kanserojen etkileri olduğu bildirildiğinden, bu bileşiğin gıda ve biyolojik örneklerde doğru ve güvenilir şekilde belirlenmesi kritik önem taşımaktadır. Bu çalışmada, 5-HMF'nin analizi için Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometrisi (GC-MS) yöntemi uygulanmış ve farklı türevlendirme stratejileri değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı, mevcut analitik yöntemlerin sınırlamalarını aşarak daha hassas ve seçici bir yaklaşım geliştirmektir. Analizlerde kullanılan türevlendirme ajanları arasında MSTFA ile yapılan uygulamalarda düşük sinyal elde edilmiş, bu nedenle kantitatif analiz gerçekleştirilememiştir. Buna karşılık PFPA reaktifi, kısa retansiyon süresi, stabil iyon üretimi ve güçlü sinyal yanıtı sayesinde yöntemin geliştirilmesinde en uygun reaktif olarak belirlenmiştir. PFPA türevli standart çözeltiler üzerinden oluşturulan kalibrasyon eğrisi 6,25–125 ppm aralığında hazırlanmış ve yüksek doğrusal korelasyon (R² = 0,9975) sağlanmıştır. Gerçek gıda matrisi olarak analiz edilen üzüm pekmezi örneğinde 5-HMF düzeyi 7028,7 ppm olarak saptanmıştır. Bu değer, literatürde rapor edilen konsantrasyonlardan oldukça yüksek bulunmuştur. Ortaya çıkan farklılığın, kullanılan türevlendirme yönteminin yüksek hassasiyetinden ve numunenin üretim ile depolama koşullarından kaynaklandığı düşünülmektedir.

Genotoksik etkiHidroksimetilfurfuralTürevlendirme
Seda Seval Urun
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Adli kontrol tedbirleri kapsamındaki programların sosyoekonomik faktörler bağlamında tekrar suç işleme üzerindeki etkisi: ABD örneği

Ceza adalet sisteminin içindeki müdahalelerin suç oranlarını, tekrar suç işlemeyi, toplumsal düzeni korumayı nasıl etkilediğini anlayabilmek için uzun süredir çaba harcanmaktadır. Bu tartışmayı daha sağlam bir zemine oturtabilmek için aslında daha temel ama önemli bir soru sormamız gerekebilir: Suçun tanımının ne olduğu, neden bireylerin suç işlemek istedikleri (ya da suç işlemek zorunda kaldıkları) gibi. Yanıtın nasıl verildiğinden bağımsız olarak (Beccaria, 1764; Becker, 1968; Des Rosiers ve Bittle, 2004) zamanla, toplumlar, akademisyenler, bilim insanları sadece bireysel güdüleri değil, suçu etkileyen daha geniş ekonomik ve sosyal ortamları da incelemeye başlamışlardır. Çalışma, 2001'den 2023'e kadar Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Adalet İstatistikleri Bürosu'ndan alınan eyalet düzeyindeki yıllık tutukevi anketleri verilerini kullanarak, haftalık ortalama ücretler aracılığıyla ABD'deki adli kontrol tedbiri kapsamında uygulanan programların yeniden suç işleme üzerindeki etkisini incelemektedir. Eyalet düzeyinde analiz yaparak, hapsedilmemiş bireylere yönelik uygulanan bu programların yeniden suç işleme oranına nasıl ışık tuttuğunu araştırmaktadır. Çalışma her ne kadar bir ABD-Türkiye karşılaştırması olmasa da politika önerileri sunabilmek ve ileriki zamanlarda çalışmayı bir sonraki aşamaya geçirebilmek ve Türkiye için daha kapsamlı çalışmalar yapabilmek için 2009-2023 senelerini kapsayan ve Türkiye verisi ile hazırlanmış uygulamalı ekonometrik bir inceleme de bulunmaktadır. Ancak Türkiye için benzer zaman serisinde ve uygulamalı analizler yapılacak adli kontrol tedbiri kapsamında uygulanan programların verileri bulunmadığı için ve analizleri benzer oranda yapabilmek ve sonuçları benzer oranda yorumlayabilmek için denetimli serbestlik oranı verisi kullanılmıştır. Piyasa, kurumsal, makroekonomik ve demografik faktörleri bir araya getiren bu çalışma, değişken belirsizliğini gidermek için bir Bayesci Model Ortalaması (BMA) kullanmaktadır. Bulgular, ABD'de uygulanan adli kontrol tedbiri kapsamında uygulanan programlarının saatlik ortalama ücretler üzerinde etkisi olduğunu ve dolaylı olarak da tekrar suç işleme arasındaki olası bağlantıyı açıklayabileceğimizi göstermektedir.

Fadime İrem Doğan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal medyadaki zenofobik tutumların Suriyeli sığınmacıların gündelik yaşamlarına etkisi: X (Twitter) örneği

Toplumların yabancı insan ve gruplara yönelik sergiledikleri tutumların bütünü olarak tanımlanan zenofobi, son yıllarda literatürde sıklıkla incelenen bir kavramdır. Özellikle dünya üzerindeki bireysel ve kitlesel göç hareketlerinin yaygınlaşması zenofobinin daha çok öne çıkmasına neden olmuştur. Bu çalışmada Türkiye'de Suriyeli göçmenlere yönelik sosyal medya söylemlerinin göçmenlerin gündelik yaşamına nasıl yansıdığı, yerli halkın algısı ile birlikte ele alınarak incelenmesi amaçlanmıştır. Zenofobinin toplumsal yaygınlığı için Twexportly programı ile Twitter üzerinden Türkiye'de 2020-2024 yılları arasında Suriyeliler ile ilgili, beğeni sayısı 2 bini geçen twitler taranmış. Bunun yanında 25 yerli halk ve 25 Suriyeli göçmen olmak üzere 50 kişiyle yarı yapılandırılmış görüşmeler yürütülmüştür. Twitlerin incelenmesi sonucunda ekonomi, kültür, demografik yapı, güvenlik, milli duygular ve toplumsal kriz gibi birçok farklı tema görülmüştür. Görüşmeler sonucunda alınan yorumlardan sağlık, ayrımcılık, eğitimde eşitsizlik, istihdamda haksız rekabet, sosyal eşitsizlik, seçme hakkı, kültürel uyum, kimlik algısı, güvenlik algısı, nefret söylemi, linç kültürü, kadın ve çocuk gibi birçok farklı alt alan belirlenmiştir. Çalışma bulguları göstermiştir ki toplumsal zeminde zenofobi gerek yerel halkı gerekse misafir topluluğu ciddi anlamda etkileyecek riskler barındırmaktadır. Bu anlamda zenofobinin nedenler ve sonuçlarının iyi anlaşılması toplumsal refahın korunmasında öncü görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal medya, Zenofobi, Twitter, Türkiye, Suriyeli

Demet Sinem Özer
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Romantik ilişkilerde siber saldırganlık ve manipülasyon ile çocukluk çağı travmaları, dissosiyatif yaşantılar ve karanlık üçlü kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu doktora tezi, romantik ilişkilerde siber saldırganlık ve manipülasyon davranışları ile bireylerin çocukluk çağı travmaları, dissosiyatif yaşantıları ve karanlık üçlü kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışmaya 870 yetişkin katılımcı (%74.4 kadın, %24.6 erkek) dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi ve Görüşme Formu, Partner Siber Saldırganlık Ölçeği, İnsan İlişkilerinde Manipülasyon Ölçeği, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği ve Karanlık Üçlü Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular, katılımcıların %53.7'sinin partnerine karşı siber saldırganlık davranışı gösterdiğini, %50.1'inin ise siber saldırganlık mağduru olduğunu ortaya koymuştur. Katılımcılarda psikolojik-cinsel siber saldırganlık oranı %22.3, siber takip oranı ise %50.6 olarak bulunmuştur. Erkek katılımcıların psikolojik-cinsel siber saldırganlık düzeylerinin kadınlara göre anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir (p < .001). Sıfır değer ağırlıklı negatif binom (Zero Inflated Negative Binomial=ZINB) regresyon analizleri, duygusal istismar (β = 0.095, p < .001), fiziksel ihmal (β = 0.145, p < .001) ve psikopati (β = 0.044, p = .003) değişkenlerinin siber saldırganlık davranışlarını anlamlı biçimde yordadığını göstermektedir. Siber mağduriyet ise fiziksel ihmal (β = 0.131, p < .001), dissosiyatif yaşantılar (β = 0.021, p < .001) ve psikopati (β = 0.040, p =.004) tarafından pozitif yönde yordanmaktadır. Manipülasyon davranışlarını en güçlü yordayan değişken makyavelizm (β = .347, p < .001) olup; psikopati (β = 0.17, p < . 001), narsisizm (β = 0.09, p < .001), dissosiyatif yaşantılar (β = 0.22, p < .001) ve duygusal istismar (β = 0.16, p < .001) da pozitif yönde anlamlı yordayıcılar arasında yer almıştır. Buna karşın, duygusal ihmalin manipülasyonu negatif yönde yordaması dikkat çekicidir (β = –.079, p = .035). Sıfır değer ağırlıklı negatif binom regresyon analizi bulguları ayrıca, partneriyle eğitim düzeyi farklı olanların "hiç saldırganlık göstermeyen" yapısal sıfır grubunda yer alma olasılığının düştüğünü (B = –1.13), 36 yaş ve üzerindekilerin ise bu olasılığın arttığını (B = 1.22) göstermektedir. Bu çalışma, dijital şiddet davranışlarının kişilerarası ve gelişimsel dinamiklerini kapsamlı bir şekilde analiz ederek, adli psikoloji ve klinik değerlendirme uygulamalarına yönelik çıkarımlar ortaya koymaktadır. Anahtar Sözcükler: Siber saldırganlık; siber takip; duygusal manipülasyon; çocukluk çağı travmaları; karanlık üçlü; dissosiyasyon; psikotravmatoloji; psikopati; makyavelizm; romantik ilişkiler

DissosiyasyonDuygusal manipülasyonKaranlık kişilik özellikleri+4
Osman Sezer Erim
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye ve Yunanistan perspektifinden uluslararası polis iş birliği

Günümüzde gelişen ulusötesi tehditlerle mücadele için ulusötesi polis iş birliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Genel anlamda değerlendirildiğinde, hızlı, kesin ve kolay olması halinde ikili polis iş birliğinin en etkili ve verimli yol olduğu öne sürülmektedir. Ancak bu tür bir iş birliği için karşılıklılık ve güven zorunludur. Yunanistan ve Türkiye, Avrupa ve Asya'nın kavşağında yer almaları nedeniyle ortak tehditlere sahip iki ülkedir. İkisi de uluslararası uyuşturucu ticareti, organize suç ve insan kaçakçılığıyla uğraşmak zorundalar ve ortak sınırları paylaştıklarında iş birliği yapmak zorundalar. Ancak ikili düzeydeki iş birliklerinin, onları karakterize eden bilinen tarihi husumet ve güvensizlik nedeniyle zorlu bir hal almış olduğu düşünülmektedir ancak literatürde bu iki ülke arasındaki polis iş birliğini analiz eden veriler sınırlıdır. Bu araştırma, her iki ülkede üst düzey polis memurları ve ilgili paydaşlarla yapılan bir dizi görüşmenin bulgularını sunarak iş birliğinin mevcut durumunu incelemeyi ve nefret ve güvensizliğin konuya etkisini tahmin etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada her iki ülkeden de veriler toplanmış olup sınır bölgelerinde aktif görev yapan polis memurlarının dahil edilmesine özellikle dikkat edilmiştir. Verilerin analizi, güvensizliğin etkisini tahmin etmenin mümkün olmadığını ortaya çıkarmıştır. Çünkü, çok yüksek düzeyde iş birliği yapan polis memuru gruplarının olduğu, ancak iş birliğini düşünmek bile istemeyenlerin de varlığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlar çelişkili gibi görünse de verilerin daha yakından incelenmesi bu farklı tutumlara neden olan faktörleri ortaya koymaktadır. Gerçek anlamda bir program içerisinde, her iki ülke polis teşkilatlarının iş birliği yapabileceklerine ve bu durumda suç önleme ve denetleme mekanizmalarının ikili çalışmalar şeklinde çok daha efektif olacağı sonucuna varılmıştır.

Sotiri Kalfoğlu
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı bakım merkezlerinde çalışan personelin yaşlı bireylere yönelik ayrımcı tutumlarının değerlendirilmesi

Bu araştırma, yaşlı bakım merkezlerinde görev yapan personelin yaşlı bireylere yönelik ayrımcı tutumlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada ayrıca personelin tükenmişlik düzeylerinin (tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel yeterlilik) yaşlı bireylere yönelik tutumlarını nasıl etkilediği incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi, İstanbul ilinde hizmet veren huzurevi ve yaşlı bakım merkezlerinde görevli 205 çalışandan oluşmaktadır. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği" ve "Maslach Tükenmişlik Envanteri – Genel Formu" kullanılarak toplanmış, analizler SPSS programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular, tükenmişlik düzeyi yüksek olan personelin yaşlı bireylere yönelik daha olumsuz ve ayrımcı tutumlar sergilediğini göstermiştir. Eğitim düzeyi düşük, mesleki pozisyonu bakım destek personeli olan bireylerde ayrımcı tutum düzeyinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, yaşlı bakım merkezinde çalışmaya yönelik memnuniyet düzeyi artıkça özellikle olumlu ayrımcılık tutumlarının da arttığı, genel yaşlı ayrımcılığı puanı ile memnuniyet arasında zayıf ama anlamlı pozitif bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, yaşlı bireylerin bakım sürecinde hizmet sunan personelin psikososyal özelliklerinin dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçlarının, kurumsal bakım politikalarının geliştirilmesine ve personel eğitimi temelli müdahale programlarının oluşturulmasına ve adli bilimler disiplini açısından katkı sağlaması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı ayrımcılığı, yaşlı birey, bakım personeli, tükenmişlik, adli bilimler

Medine Kırtay Uçar
İstanbul University-Cerrahpaşa · Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00