Kırklareli University
Discipline

Public Finance

Kırklareli University

1,516

Archived Theses

1

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sosyal harcamaların yoksulluk üzerine etkileri:Ampirik bir inceleme

İnsanlık tarihi kadar eski bir sorun olan yoksulluk, günümüz küresel koşullarında da varlığını ve önemini korumaktadır. Bir tarafta kişi başına düşen GSYİH'nın 100.000 Dolar'ın üzerinde olduğu gelişmiş ülkeler (Lüksemburg, Norveç, Lihtenştayn, Monako) öte tarafta ise bunun 1.000 Dolar'ın altında olduğu (Eritre, Kenya, Afganistan, Nepal, Bangladeş) çok sayıda ülke bulunmaktadır. Ayrıca ülkelerin kendi içlerinde de yoksul ile zengin arasındaki gelir farkı kabul edilen sınırın ötesine geçmiş durumdadır. Konunun öneminden dolayı yoksulluk ve yoksulluğu önleme politikalarını içeren çeşitli araştırmalar literatürde bulunmaktadır. Bir taraftan yoksulluk olgusu ve nedenleri incelenirken bir diğer taraftan da yoksullukla mücadele politikaları bölgesel, ulusal ve uluslarüstü kuruluşlar bağlamında oluşturulmakta ve yürütülmektedir. Yapılan çeşitli çalışmalarda erişilen ortak bulgular, küreselleşen dünyada yoksulluğun sadece az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde rastlanılan ve kalkınma süreciyle ilgili kronik bir problem olmaktan ziyade tüm ülkeleri derinden etkileyen global bir sorun haline geldiğini göstermektedir. Türkiye'de yoksullukla mücadele bağlamında gerçekleştirilen sosyal harcamaların yoksulluk düzeyini ne derecede etkilediği ise bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, İstatistiki Bölge Birimleri (26 bölge) temel alınarak derlenen 2004-2011 yıllarına ait sosyal harcama ve yoksulluk oranı verileri panel veri analizi yöntemleri ile incelenmiştir. Bu çalışma, sosyal harcamaların yoksulluğu etkilediği, kısa dönemde yoksulluğu azalttığı, uzun dönemde ise beslediği sonucuna varmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Sosyal Harcamalar, Sosyal Politikalar, Beşeri Sermaye, Sosyal Güvenlik Harcamaları, Bölgesel Analiz

Sosyal güvenlikSosyal harcamalarSosyal politika+1
Ferdi Çelikay
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vergi yargısının Eskişehir ili örneğinde etkinliğinin araştırılması ve değerlendirilmesi

Devlet, kamusal mal ve hizmetleri finanse etmek amacıyla ihtiyaç duyduğu geliri, büyük oranda vergilerle karşılamaktadır. Vergilendirme işlemini yapan idareye karşı bireylerin korunması hukuk devletinin bir gereğidir. Bu nedenle vergilendirmeler yasal mevzuat çerçevesinde gerçekleştirilmek zorundadır. Ancak yükümlülerin ve idarenin hukuk kurallarına göre birbiriyle örtüşmeyen görüşleri nedeniyle vergisel uyuşmazlık ortaya çıkabilmektedir. Uyuşmazlıklar, idari aşamada barışçıl yollarla çözüme kavuşturulabileceği gibi doğrudan yargı aşamasında da çözüme kavuşturulabilmektedir. Bireylerin yargıdan beklentisi, uyuşmazlığın süratle, hakkaniyete uygun olarak, adil yargılama içerisinde çözüme kavuşturulmasıdır. Bunun için de etkin bir yargılama düzenine ihtiyaç vardır. Etkin bir yargılama, davaları sürüncemede bırakmayan, tarafların adalet duygularını zedelemeyen, zamansal ve parasal açıdan tarafları zarara uğratmayan süratle ve hakkaniyete uygun olarak uyuşmazlığı ortadan kaldıran bir yargılamadır. Bu çalışmada Türk vergi yargısının etkinliği Eskişehir ili örneğinde araştırılmaktadır. Birinci bölümde vergi yargısının konusu, kapsamı ve işlevleri teorik düzlemde ortaya konulmuştur. İkinci bölümde yargıda stratejik yönetim ve planlama konusuna değinildikten sonra vergi yargılamasında etkinliğin belirlenmesinde temel ölçüt olan adil yargılama ve bunun unsurları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Eskişehir Vergi Mahkemesi ve Türkiye geneli vergi mahkemelerinde dava konuları, davalarda artış ve azalışların nedenleri, iş yükü durumları sayısal veriler ile ele alınmıştır. Ayrıca mahkemelerin karar türleri, davaların karara bağlanma süreleri ve mahkemelerde dosya temizlenme durumu analiz edilerek vergi yargısının etkinliği; yargılamanın hakkaniyete uygunluğu, makul sürede yargılama ve yargı hizmetlerinin işleyişi olarak belirlenen etkinlik ölçütleri çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Adil yargılama, makul süre, yargıda etkinlik, yargılamada hakkaniyet.

Adil yargılamaEtkinlikMakul süre+3
Müslüm Gümüş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi Hukuku açısından düz oranlı vergi sistemi

Ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişmelerine göre tarihsel bir gelişmenin sonucu olarak oluşan vergi sistemlerinin, toplumların ekonomik, sosyal, siyasal yapısı değişim göster-dikçe zamanla reforma tabi tutulması kaçınılmaz hale gelmektedir. 1980'li yıllarda hü-kümetler bir yandan kamu harcamaların baskısını kontrol altına alabilmek, bir yandan da vergi sistemlerini daha rekabetçi bir yapıya kavuşturmak ihtiyacı ile reformlar yapmaya yönelmişlerdir. Bu reformlar kapsamında Robert Hall ve Alvin Rabushka tarafından günümüz düz oranlı vergi sisteminin temelleri atılmıştır. Dünya'da düz oranlı vergi sis-temi 1947'de Hong Kong'ta uygulamaya girdikten sonra 1980'li yıllardan itibaren bazı ülkelerin gündemine oturmaya başlamıştır. Bu çalışmada vergi hukuku açısından düz oranlı vergi sistemi araştırılmıştır. Birinci bölümde vergi sistemleri, vergileme ilkeleri ve vergi tarifeleri incelenmiştir. İkinci bölümde düz oranlı verginin tanımı, tarihsel gelişimi, işleyişi ve esasları, yararları ve eleştirileri ele alınmış, düz oranlı vergi sisteminin optimal vergileme ilkeleri kapsamında artan oranlı vergi sistemi ile karşılaştırılması yapılarak, anayasal iktisat perspektifiyle düz oranlı vergi sistemi anlatılmıştır. Daha sonra zekât kurumu ile düz oranlı vergi sisteminin benzer yanları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, düz oranlı vergi sistemini uygulayan ülkeler tek tek araştırılmıştır. Türkiye'de uygulanan gelir vergisi ve kurumlar vergisi tarifeleri, barındırdıkları muafiyet, istisna ve indirimler anlatılarak Türk vergi sisteminde vergi reformunun gerekliliği ortaya konulmuştur.

Artan oranlı vergiDüz oranlı vergilerGelir vergisi+6
İskender Özsarı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Goodwin Konjonktür Dalgalanması Modeli: Türkiye uygulaması

Konjonktür dalgalanmalarının analizi iktisatta önemli konulardan biridir. Bu dalgalanmalara ilişkin sistematik analizler Keynesyen dönem ile birlikte başlamıştır. Bu analizler arasında, Goodwin'in Konjonktür Dalgalanması Modelinin özel bir yeri vardır. Goodwin modeli ekonomide emek ve sermaye arasındaki gelir dağılımı dinamiğinin analizinde ekolojik bir matematiksel model olan Lotka-Volterra (av-avcı) modelinden yararlanmıştır. Goodwin ayrıca, bu iki üretim faktörü arasındaki gelirden daha fazla pay alma mücadelesinde döngüsel bir durumun var olduğunu ileri sürmüştür. Bu çalışmada, Goodwin modeli çerçevesinde Türkiye'de 1965-2015 döneminde emek ve sermaye arasındaki gelir mücadelesinin döngüsel olup olmadığı araştırılmıştır. Anahtar Sözcükler: Konjonktür Dalgalanması, Goodwin Konjonktür Dalgalanması Modeli, Sistem Dinamiği, NetLogo

Ekonomi politikalarıEkonomik modellerEmek-değer teorisi+5
Hatice Altınok
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vergi sisteminde arsa ve arazilere yönelik mali yükümlülükler

Ödeme gücünün göstergeleri gelir, harcama ve servettir. Ödeme gücünün göstergelerinden olan servet, uzun yıllar önemli bir vergi konusu olarak değerlendirilmiş ve buradan elde edilen gelir kamu harcamaları için finansman kaynağı oluşturmuştur. Günümüzde servet vergileri eskiye nazaran önemini yitirmiş olsa da vergi sistemlerinde yerini korumaktadır. Bir servet vergisi olan emlak vergisinin konusunu bina, arazi ve arsalar oluşturmaktadır. Ayrıca arsa ve araziler Türk Vergi Sistemi kapsamında emlak vergisi dışında bazı vergi ve harçların da konusuna girmektedir. Kentleşme olgusunun bir sonucu olarak arazileri arsaya dönüşen toprak sahipleri ciddi oranda hakedilmemişlik niteliği ağır basan kazançlar (rant) elde edebilmektedir. Bu rant gelirlerinin ana kaynağı çoğu zaman kamunun yapmış olduğu bir takım kamusal hizmetler ile imar uygulamalarıdır. Son yıllarda özellikle büyük şehirlerde arsa spekülasyonu yaygınlaşmış, inşaat işi ile uğraşanlar ve arsa spekülatörleri bu sebeple rant geliri elde etmişlerdir. Arsa spekülasyonu üzerinden sağlanan bu rant gelirlerinin gelir dağılımını bozucu ve sosyal adaleti zedeleyici etkileri ortaya çıkmış bulunmaktadır. Dolayısıyla taşınmazlardan sağlanan bu rant gelirlerinden kamunun pay almasını sağlamak bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu çalışmada servetin unsurlarından olan arsa ve araziler ele alınmıştır. Birinci bölümde servet, servet vergisi, arsa, arazi, rant gibi temel kavramlar teorik düzlemde ortaya konulmuştur. İkinci bölümde arsa ve arazilere yönelik mevcut yasalarda düzenlenen mali yükümlülükler ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise kentsel rantların mevcut yasalarca vergilendirilmesi üzerine genel bir değerlendirme yapılarak öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Servet vergileri, arazi-arsalara ilişkin mali yükümlülükler,kentsel rant

Arazi değeriArazi rantıArsa+5
Tacim Yayğır
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kentsel atık su yönetimi: Türkiye'de büyükşehir belediyeleri'nde kamusal mal ve hizmet olarak atık su arıtma tesislerinin etkinliğine dair bir inceleme

Su, canlılar için yaşam kaynağıdır ve ikame edilemez. Su hem içmek ve temel yaşamsal ihtiyaçları karşılamak hem de tarımsal ve ekonomik üretim yapmak için gereklidir. Kent merkezlerinde yoğunlaşan nüfus, evsel kullanım sonucu ortaya çıkan atık suyun canlı yaşamını tehdit etmesine neden olmuştur. Kentsel atık su yönetimi kamu kesiminin kontrolündedir. Bunun nedeni; atık su arıtma hizmetinin doğal tekel olması, sağlık, ekosistem ve üretici faaliyet üzerindeki dışsallığı, kamusallık özelliği, su ve sanitasyonun insan hakkı olması, ekonomik ve sosyal kalkınmanın merkezinde olmasıdır. Atık su tesisi yatırım, işletme bakım maliyetleri kamu kaynakları ve kurum geliri tarafından karşılanmaktadır. Çalışmanın teması, Türkiye'de büyükşehir belediyelerinde 1986'da genel nitelik kazanan İSKİ modelli kanalizasyon idareleri kapsamındaki kentsel atık su arıtma yönetiminin kurumsal ve yasal yapısını sahip olduğu ekonomik araçlar ile ortaya koyarak, yönetimlerin etkin hizmet sunumuna öneri getirmektir. Çalışmanın yöntemi teorik kısımların genel literatür taraması, güncel verilerin grafik analizi ile incelenmesi ve büyükşehir belediyelerine ait belirli yöntemle arıtma yapan atık su tesislerinin etkinliğinin veri zarflama tekniği ile analizidir. Bu çerçevede, kamu kaynakları ile finanse edilen atık su arıtma tesislerinin etkin yönetim bileşenlerine ulaşarak iyi yönetim örnekleri sunulmuştur. Atık suya yeni yaklaşım onu bir sorun olarak görmek yerine su ve enerji kaynağına dönüştürmektir. Anahtar Sözcükler: Kentsel atık su yönetimi, veri zarflama analizi, kamu harcamaları, büyükşehir belediyesi

Atık suBelediye hizmetleriBelediyeler+7
Sedef Oluklulu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de finansal kiralama işlemleri ve finansal kiralama işlemlerinin vergisel yönleri

Bu tez çalışmasında, alternatif bir finansman yöntemi ve yatırımların kiralanması yoluyla finansman sağlanması olarak tanımlayabileceğimiz finansal kiralama ve finansal kiralama kavramının Türkiye'deki vergisel uygulamaları incelenmektedir. Finansal kiralama kavramının dünyadaki ilk uygulaması 1960'lı yılların sonlarında Amerika Birleşik Devletlerin dedir. Ayrıca 1970'li yılları sonlarında Avrupa ve tasarruf yetersizliği nedeniyle gelişmekte olan ülke sınıfında bulunan Türkiye ve benzeri ülkelerde görülmüştür. 1980 sonrası Türkiye'de orta ve uzun vadeli fonlara ilişkin sermaye piyasası düzenlemeleri zorunlu olmuş ve 1985 yılında ilk Finansal Kiralama Kanunu çıkarılarak, finansal kiralama işlemleri düzenlenmiş, getirilen mali teşviklerle yerleşmesi ve gelişmesi sağlanmıştır. Dünyada önemli bir yere sahip olan finansal kiralama işlemleri Türkiye de 1985 yılından itibaren uygulanmaya başlamıştır. Uygulamada zamanla ortaya çıkan sorunlar, dünya ekonomisindeki kriz ve kredi problemleri sektörde yeni düzenlemeler gerektirmiştir. 2009 yılında yapılan çalışmalar ancak 2012 yılı sonu diğer finansal kuruluşlar ile ortak kanunla yürürlüğe girmiştir. 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunun vergisel yönleri bu çalışmanın başlıca amacını oluşturmaktadır. Türkiye'de finansal kiralama işlemlerinin işleyişinin incelendiği bu çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Son bölümde konuya ilişkin sonuç ve değerlendirmeler yapılmıştır.

FinansFinansal kiralamaVergilendirme+1
İhsan Canarslanlar
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre vergileri: Avrupa Birliği ve Türkiye'deki uygulamaları

Çevresel sorunlar günümüzün en kritik meselelerinden biri olup ekosistemler ve toplumsal yaşam üzerinde ciddi etkiler oluşturmaktadır. Hızlı sanayileşme, nüfus artışı, çarpık kentleşme, yoksulluk ve savaş gibi faktörler bu sorunları derinleştirmektedir. Başlıca çevresel sorunlar arasında hava, su, toprak ve gürültü kirliliği ile iklim değişikliği yer almaktadır. Devletler, çevre sorunlarıyla mücadelede başta çevre vergileri ve diğer vergi politikalarını etkin bir araç olarak kullanmakta; kirleten öder, ihtiyat ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri, harçlar, sübvansiyonlar, kirletme hakkı, (ÇED) uygulamaları ve depozito-geri ödeme sistemleri başlıca yöntemler olarak öne çıkmaktadır. AB, çevre vergilerini üretici ve tüketicileri çevreye uyumlu uygulamalara yönlendirecek şekilde uygulamakta; Türkiye ise çevre temizlik vergileri doğrudan çevresel amaçlara hizmet ederken diğer vergiler dolaylı çevresel etkiler taşımaktadır. AB, çok katmanlı hukuki ve kurumsal yapısıyla çevre politikalarını yürütmekte ve döngüsel ekonomi ile emisyon ticareti gibi piyasa mekanizmalarını kullanmaktadır. Türkiye ise ulusal mevzuat ve kurumlar aracılığıyla çevre politikalarını uygulamakta, çevre vergileri ve karbon fiyatlandırmayı AB uyum sürecine paralel geliştirmektedir. Yenilenebilir enerji alanında AB, düzenleyici politikalar ve karbon piyasası mekanizmalarıyla enerji dönüşümünü desteklerken; Türkiye, Yenilenebilir Enerji Kaynakları (YEK) ve Enerji Satın Alma Anlaşmaları (PPA) modelleri üzerinden özel sektör yatırımlarını teşvik eden ve kapasite artışına odaklanan bir yaklaşım izlemektedir. Bu çalışma, çevre politikaları, çevre vergileri, yeşil dönüşüm ve yenilenebilir enerji alanındaki yaklaşımları karşılaştırmalı biçimde ele almakta; AB'nin uzun vadeli karbon azaltımı hedefleri ile Türkiye'nin AB'ye uyum süreci kapsamında izlediği politikaların çevresel hedeflere katkısını incelemektedir.

Gülgün Özdemir
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

2008 küresel finans krizinin gelişmekte olan ülke maliyelerine yansımaları ve Türk kamu maliyesi örneği

ABD'de 2007 yılında başlayan konut edinme politikası finansal krizi meydana getirmiş ve dünyadaki dengelerin değişmesine neden olmuştur. Bankacılık sistemleri batmış, ekonomik politikalara verilen önem artmıştır. Bazı dönemlerde iyileşmeler yaşansa da kalıcı iyileşme sağlanamamıştır. Küreselleşme sonucu sınırların kalkması, tüm dünyanın etkilenmesine sebep olmuştur. 2008 küresel finansal krizinin etki alanının geniş olmasında kapitalizmin rolü vardır. 2007 yılında ABD' de ortaya çıkan kriz Türkiye'yi ABD kadar etkileyememiştir. Bu durumun en önemli sebebi ABD ekonomisinin sahip olduğu özelliklerin birçoğunun Türkiye'de olmamasıdır. Ayrıca 2008 küresel finansal krizinin bankacılık sistemi üzerindeki yıkıcı etkisi de ABD bankacılık sistemi üzerindeki olan etkisine göre, Türkiye'de 2001 krizinde alınan önlemler nedeniyle Türk bankacılık sistemi üzerinde yüksek derecede olamamıştır. Türkiye'de 2008 finansal krizinin yarattığı bir diğer etki cari açıktır. İthalatın azalması açığı azaltsa da asıl sorun talep yetersizliği ve dengesizliğidir. Bu durum ihracatı ve dış kaynak sağlama durumunu engellemiştir. Üretim oranı azalmış, işsizlik artmıştır. Sonuç olarak GSYİH azalmıştır. Bu çalışmadaki amaç 2008 küresel finansal krizini analiz ederek, Türk kamu maliyesini incelemek, diğer gelişmekte olan ülkelere mali etkisi hakkında literatüre katkıda bulunmak ve 2008 küresel finansal krizinin diğer krizlere göre daha yoğun olduğunu göstermektir.

Göktuğ Parılday
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Refah devleti perspektifinden Türkiye'de sosyal bütçe uygulamalarının değerlendirilmesi

Devlet tarafından bazı uygulamalar ve sosyal hakların bireylere sunulmasıyla güvenli ve huzurlu bir ortamda minimum yaşam standardı sağlanmaktadır. Bireylerin sosyal ve ekonomik yönden ihtiyaçlarının karşılanmasının refah devleti anlayışı ile mümkün hale gelmesi bireylerin refah seviyelerinin artmasını sağlamaktadır. Refah devleti anlayışı ile toplumsal refahın maksimum noktaya çıkarılması hedeflenmektedir. Refah devleti ile refah düzeyinin artışının sağlanması için birtakım politikalar devlet müdahaleleri uygulanmaktadır. Sosyal bütçe kavramının çıkış noktası, toplumda var olan sorunlara kalıcı çözümler oluşturarak bireylerin yaşam standartlarını yükseltme amacı oluşturmaktadır. Toplumsal sorunların çözümüne odaklı olarak serbest piyasanın yetersiz kalması durumunda kamu hizmetlerinden yararlanılmaktadır. Sosyal bütçe yaklaşımları bireylerin yaşam standartlarını olumlu yönde arttırmaktadır. Her yaklaşım baz aldığı gruplara yönelik ihtiyaç analizleri yaparak temel ihtiyaçların karşılanmasında yardımcı olmaktadır. Bütçe yaklaşımları: cinsiyete duyarlı bütçeleme, katılımcı bütçeleme, çocuk dostu bütçeleme ve son olarak yeşil bütçeleme olarak incelenecektir. Anahtar Kavramlar: Sosyal devlet, Sosyal bütçe, Refah Devleti

BütçeBütçeleme sistemleriRefah devlet+4
Damla Işıtır
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel iklim değişikliği ve çevre vergileri: Türkiye için bir değerlendirme

Faydasının ülkelere ve gelecek nesillere yayılmasıyla küresel kamusal mal olma niteliğine sahip olan çevre ve iklim, devletlere uluslararası ortak çabalara girişecek düzeyde sorumluluklar yüklemektedir.Dolayısıyla çevre günümüzde ekonomi için bir araç olmaktan çıkmıştır. Çevresel sorunların yol açtığı tahribatla mücadele ve çevrenin korunmasının yanında sürdürülebilir kalkınmanın sağlanabilmesi için çevre ve maliye politikalarının uyumlu olması gerekmektedir. Bu tezde, iklim değişikliğive çevre kavramsal olarak incelenerek,Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün verilerinden yararlanılarak Türkiye için çevre vergileri mukayeseli olarak değerlendirilmektedir.Söz konusu bu vergiler enerji vergileri, ulaştırma vergileri, kirlilik vergileri ve kaynak vergileri başlığı altında incelenmiştir. Avrupa Birliği üye ülkelerinde ve Türkiye'de söz konusu çevre vergisi olarak nitelenen bu vergilerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışmada Türkiye'de çevre vergilerinin daha çok fiskal amaçla alındığı tespit edilmiştir.Türkiye'de enerji vergisi hasılatının gayri safi yurt içi hâsıla içindeki payının yüksek olduğu, bu verginin toplam vergi gelirleri içindeki payının ise mukayese konu olan ülkelerde yine en yüksek paya sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Türkiye için ulaştırma vergilerinin payının giderek arttığı tespit edilmiştir.

Emlak vergisiKarbon vergisiMotorlu taşıtlar vergisi+5
Özlem Küpür
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kara paranın aklanması ile mücadelede kamu kurumlarının rolü

Kara para, en basit haliyle suç neticesinde elde edilmiş gelir anlamına gelmektedir. Herhangi bir ülkenin kanunlarında suç olduğu belirtilen faaliyetlerin gerçekleştirilmesi ile elde edilen kazançlar kara para, bahse mevzu paranın yasal görünüm kazanmasını sağlamak ise kara para aklama olarak ifade edilmektedir. Kara paranın aklanması hem ülke içerisindeki finansal sistemi hem de uluslararası piyasaları olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Aklama faaliyeti yalnızca finansal olarak değil aynı zamanda ülke içerisindeki vatandaşların düzenine, ülkenin saygınlığına ve dolayısıyla otoritesine de zarar vermektedir. Kamu düzeninin, ülke içindeki vatandaşların huzurunun, piyasanın ve hatta uluslararası alanda saygınlık ile güvenin sağlanabilmesi adına aklama faaliyetinin engellenmesi bir hayli önemlidir. Kara para ile mücadele edebilmek adına ülkeler kendi içerisinde gerekli mevzuatların düzenlenmesini sağlamakta, uluslararası alanda ikili anlaşmalar yapmakta ve aklama ile mücadele eden kuruluşların bünyesinde yer almaktadır. Elbette kara para aklama faaliyetleriyle mücadele edebilmek için hem ulusal hem de uluslararası bir mücadele verilmesi gerekmektedir. Günümüzde teknolojinin hızla gelişmeye devam etmesi ile dünyanın da küreselleşmesi, kara para aklayıcıların yeni yöntemler bulmasına sebebiyet vermiştir. Tüm bunlarla mücadele edebilmenin yolu ülkelerin de gelişen teknolojiden yararlanarak aklayıcıların faaliyetlerini engelleyebilmekten geçmektedir. Teknolojik gelişmelerle beraber sanal paraların ortaya çıkması, internet bankacılığının hemen herkes tarafından kullanılır olması ve paranın çok hızlı bir şekilde el değiştirebilmesi gibi durumlar yaşanmakta tüm bunlar aklayıcılar tarafından takip edilerek lehlerine kullanılmaya çalışılmaktadır. Ülkelerin bu noktada gelişmeleri yakından takip etmesi ve teknolojik gelişmeleri kendi lehlerine çevirerek kontrolü ele alabilmek adına değerlendirmesi gerekmektedir. İşlemlerin kayıt altına alınarak takip edilebilirliğini sağlamak amacıyla çalışmalar yapılması ülkeler adına olumlu sonuçlar doğuracaktır. Bu çalışmada günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle beraber artarak devam eden kara para aklama faaliyetlerinin tanımları, aşamaları, yöntemleri, uluslararası alanda bahse mevzu faaliyetlerle ne şekilde mücadele edildiği ve Türkiye'de mücadelenin başta MASAK olmak üzere hangi kurumlar vasıtasıyla gerçekleştirildiği incelenmiştir. Elde edilen sonuç neticesinde, aklama faaliyetini gerçekleştirenlerin hem eski yöntemleri kullanmaya devam ettikleri hem de teknolojinin gelişiminden yararlanarak yeni yöntemler geliştirdiği anlaşılmıştır. Ülkelerin ise tıpkı aklayıcılar gibi teknolojinin gelişiminden yararlanarak aklama faaliyetini gerçekleştiren kişilerle mücadele edebilmek adına ulusal ve uluslararası alanlarda bilgi akışını hızlandırması, ikili anlaşmaları artırması ve kara para aklama faaliyetiyle mücadele edebilecek kurumları her anlamda desteklemesi gerektiği neticesine varılmıştır.

Kamu kuruluşlarıKara paraKara para aklama
Ahmet Burak Taşova
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi harcamalarının gelişimi ve yükselen piyasalar: Türkiye ve Latin Amerika karşılaştırması

Toplumsal yapı; düzenini ve devamlılığını sağlamak adına egemenlik gücüne dayanan, çeşitli görev ve sorumlulukları ile toplumun idaresinden sorumlu en üst siyasi yapı olan devlete gereksinim duymaktadır. Devlet toplumun yaşamsal faaliyetlerinin sürdürülmesi için toplumsal düzeni sağlamak gibi çeşitli amaçlar doğrultusunda politikalar benimseyerek ekonomik, sosyal ve siyasi pek çok kamu hizmeti gerçekleştirmektedir. Devlet klasik işlevleri doğrultusunda sosyal yaşama adalet, güvenlik, eğitim, sağlık gibi alanlardaki hizmetleri ile dahil olmakla birlikte sosyal amaçların yanı sıra ekonomik ve siyasi pek çok amaç için de maliye politikalarına başvurmaktadır. Maliye politikaları kamu harcamaları ve kamu gelirleri gibi araçlardan yararlanarak uygulanmaktadır. Devlet gerçekleştirdiği kamu hizmetleri için bir finansmana ihtiyaç duymaktadır. Kamu hizmetleri için gereken bu finansmanın büyük bir kısmını devlet yine kamudan yani halktan aldığı vergiler yolu ile karşılamaktadır. Vergiler bir toplumun ve devletin vazgeçilmez bir unsuru olsa da vergilerin birey ve gruplar üzerinde oluşturduğu gelir azaltıcı etkiler ekonomik ve sosyal açıdan olumsuzluk teşkil edebilmektedir. Böyle durumlarda devlet birey ya da grupların üzerindeki vergi yüklerini hafifleterek gerek ekonomik gerekse sosyal amaçlarla topluma örtülü bir teşvik sağlamaktadır. Bu vergi harcamaları uygulamaları ile gerçekleştirilmektedir. Vergi harcamaları her ne kadar kamu harcaması niteliği taşıyan bir mali araç olsa da kamu harcamaları içerisinde yer almamaktadır. Vergi ayrıcalığı tanınan kişi ya da gruplara yönelik muafiyet, istisna ve indirim gibi uygulamalarla devlet, alacağı vergilerin bir kısmından vazgeçerek vergi harcama amaçlarını gerçekleştirmektedir. Toplumsal hizmetlerin maliyetini karşılamak için yararlanılan en önemli kaynak olan vergilerin de toplanma maliyeti bulunmaktadır. Devletler sorumlulukları gereği elde ettikleri gelirlerin bir kısmını dolaylı olarak sübvanse etmek yerine doğrudan alacağı vergilerden vazgeçme yoluna gidebilmektedir. Bu şekilde önce vergiyi alıp yeniden dağıtıma yönlendirmek yerine, bürokrasi ve maliyetleri devre dışı bırakarak alacağı vergilerden belirli ölçütlerle vazgeçmektedir. Vergi harcamaları kavramsal ve yapısal olarak her ülke için farklı anlam ve nitelendirmelere sahip olabilmekte ve farklı amaçlara hizmet eden bir araç olarak kullanılabilmektedir. Örneğin gelişmiş ülkeler vergi harcamalarını daha çok ekonomik istikrar amacı ile piyasada dengeyi sağlamaya yönelik kullanırken, gelişmekte olan ülkelerde yatırım ve harcama gibi ekonomik kararların etkilenmesi ve artması dolayısı ile ekonomide kalkınma sağlanması amacı ile kullanmaktadır. Ülkelerin vergi harcamalarına bakış açıları ya da hesaplama ve raporlama yöntemleri farklılık gösterebilmektedir. Bu çalışmada devletlerin kaynak dağılımı adaleti ile ekonomik refah gibi mali amaçları doğrultusunda en önemli gelir kaynaklarından biri olan vergilerden gönüllü olarak vazgeçerek uyguladıkları vergi harcama politikalarının yıllara göre uygulanma oranları incelenerek söz konusu politikaların amacına uygun sonuçlar doğurup doğurmadığı ve vergi adaleti ile kaynak dağılımında adalet üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Özellikle ülkemizin de içerisinde bulunduğu seçilmiş yükselen piyasa ekonomilerinde vergi harcamalarının incelenmesi ve vergi harcamalarındaki değişimlerin olumlu ya da olumsuz sonuçlarının analiz edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışma; "Vergi Kavramı Çerçevesinde Vergi Harcamaları", "Vergi Harcaması Kavramı Gelişimi ve Yükselen Piyasalar" ve "Yükselen Piyasalarda Vergi Harcaması Uygulamaları: Türkiye ve Latin Amerika Ülkeleri" olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde çalışmamızın ana kavramı vergi harcamalarına bir temel oluşturmak amacıyla vergi, vergi yükü gibi kavramlar ele alınacaktır. Sonra vergi harcamaları kavramının küresel anlamda ilk ortaya çıkışı ve gelişimi incelenerek vergileme ilkeleri ile uygunluk gösterip göstermediğine bakılacaktır. Sonrasında ülkemizin de içinde yer aldığı Yükselen Piyasa Ekonomileri kavramı ele alınacaktır. Yükselen piyasa sınıflandırması içerisinde ülkemizle benzerlik gösteren Latin Amerika ülkelerindeki vergi harcama kavramı ve gelişimi ele alınacaktır. Genel olarak seçili ülkeler ile ülkemizin karşılaştırılması ile Latin Amerika ülkeleri vergi harcamalarına daha fazla öncelik vermektedir.

Gelişmekte olan piyasalarKarşılaştırmalı analizLatin Amerika ülkeleri+4
Rabia Kapucu
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi uyuşmazlıklarının çözümünde ve verginin tahsilinde idari ve yargısal çözüm yollarının etkililiğinin karşılaştırmalı incelenmesi

Vergi mevzuatının uzun olması ve sade olmayışı nedeniyle uygulanması veya yorumlanması zordur. Bu zorluğun doğal sonucu olarak bazı hallerde idare ile mükellef arasında uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Devletin buradaki temel görevi uyuşmazlığın evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde adil ve hızlı bir biçimde çözümlenmesini sağlamaktır. Vergi ihtilafının çözümünde yargısal ve idari olmak üzere iki yol vardır. Bu yollarının hangisinin adaleti gerçekleştirmede ve vergi tahsilatında, birey ve devlet açısından daha etkili olduğunun araştırılması toplum ve birey bakımından önemlidir. Bu araştırmanın amacı vergi uyuşmazlıklarının çözümünde ve verginin tahsilinde idari ve yargısal çözüm yollarının karşılaştırmalı olarak ne derecede etkili olduğu sorusuna cevap bulmaktır. Çalışmada vergi uyuşmazlığı kavramının kavramsal çerçevesi ortaya konularak refah devletinde vergilendirmenin rolü üzerinde kısaca durulmuştur. Türk vergi yargısının nitelikleri göz önüne alınarak, vergi uyuşmazlıklarının çözüm yollarını etraflıca incelenerek taraflar açısından doğuracağı avantaj ve dezavantajları değerlendirilmiştir. Uyuşmazlığın bir tarafı olan mükellef tarafından tercih edilen yolun kendileri açısından en avantajlı yol olup olmadığını belirlemek önemlidir. Vergi uyuşmazlığının diğer tarafı olan idare bakımından da en etkili ve avantajlı yolun tespit edilmesi önem arz etmektedir. Bu kapsamda çalışmada, vergi uyuşmazlıklarının vergi mahkemeleri önüne taşınmasının vergi alacaklısı olan devlet, vergi borçlusu olan mükellef ve vergi yargısı açısından etkileri ortaya konulmuştur. Çalışmada, ayrıca uyuşmazlıkları önleyecek nitelikteki tedbirlerin belirlenmesi ve bu tedbirlerin etkin hale getirilmesi hususu ile vergi uyuşmazlıklarının çözümünde alternatif olabilecek yolların geliştirilmesinin uyuşmazlıkların tarafları ve vergi yargısı açısından sağlayacağı katkılar ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Mustafa Bostancı
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Gender-based budget approaches in OECD countries

Although the concepts of gender and gender are related to each other, they have semantic differences. The concept of gender generally refers to the anatomical and other biological differences between men and women. The concept of gender, on the other hand, refers to social and cultural expectations based on the behaviors and attitudes attributed to men and women according to the cultural and value judgments of the society, apart from defining biological differences. The difference in the roles attributed to women and men due to the value judgments of the society has been a factor in the formation of the problem of inequality based on gender. Gender-based inequality is a problem that directly affects many areas of society, especially social and economic. The gender-based budgeting approach adopted by public authorities in order to prevent gender inequality draws attention. This approach is an approach that aims to reduce gender inequality and can improve budgeting depending on fiscal policies and administrative procedures by the public. While it focuses on how public resources are collected and spent, it creates a strategy for equal distribution of women and men according to their priorities and minimizing gender discrimination. The gender-based budgeting approach aims to promote gender equality and women's rights in the budget process, increase gender-sensitive participation, and promote accountability and transparency in financial planning. Despite the gender inequality problem of countries, gender based budgeting policies differ according to the structural characteristics of the society. In this study, gender-based budgeting strategies and practices of 38 countries that are members of the Organization for Economic Cooperation and Development (OECD) were examined. The data of the 38 countries covered in the study for the period 2010-2022 on gender equality were analyzed comparatively. The gender equality statuses were evaluated according to the gender equality-based budgeting approaches of the countries.

Ezgi Zeynep Ayaz
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Enerji ve sürdürülebilir kalkınma; Türkiye örneği

Enerji ve sürdürülebilir kalkınma, günümüz dünyasının en kritik ve öncelikli konularından biridir. Enerji, modern toplumların temel direği olarak işlev görür ve ekonomik büyüme, toplumsal refah, çevresel sürdürülebilirlik gibi birçok önemli faktörü etkiler. Birleşmiş Milletler'in 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi (SKH) içinde enerjiye yönelik hedefler, dünya genelinde sürdürülebilir bir geleceğin anahtarını sunar. Sürdürülebilir enerji, çevresel etkileri minimize eden, enerji kaynaklarını verimli kullanmayı teşvik eden ve enerji erişimini tüm toplum kesimlerine yaymayı amaçlayan bir yaklaşımı ifade eder. Bu, fosil yakıtlara dayalı enerji sistemlerinden daha temiz ve çevre dostu enerji kaynaklarına geçiş anlamına gelir. Aynı zamanda, enerjiyi daha verimli bir şekilde kullanma ve enerji sektörünü sürdürülebilir hale getirme çabalarını içerir. Enerji ve sürdürülebilir kalkınma arasındaki bu yakın ilişki, küresel düzeyde çevresel sorunların çözümü, enerji yoksulluğunun azaltılması, ekonomik büyüme ve toplumsal kalkınmanın desteklenmesi gibi bir dizi karmaşık hedefin bir araya geldiği bir noktada kesişir. Gelecekte, enerji sektörünün sürdürülebilir bir şekilde dönüştürülmesi, dünya genelinde daha yaşanabilir bir geleceğin anahtarı olacaktır. Bu bağlamda bu çalışma, enerji ve sürdürülebilir kalkınma bağlamında Türkiye'nin mevcut durumunu ve geleceğini anlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yerli ve yabancı literatürdeki kaynaklar doküman analizi kullanılarak incelenmiş ve bu çerçevede Türkiye'nin enerji konusundaki durumu ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma, Türkiye'de enerji verimliliğinin artırılması ve mevcut durumun iyileştirilmesi için belirli unsurları vurgulamaktadır. Bu unsurlar arasında sürdürülebilir enerji kullanımını teşvik etmek, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek, ve enerji verimliliği konusunda stratejik adımlar atmak bulunmaktadır. Bu çalışmanın, Türkiye'nin enerji politikalarını daha etkili bir şekilde şekillendirmek ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak adına literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kavramlar: Kalkınma, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Yenilenebilir Enerji, Türkiye Enerji Politikaları Bilim Kodu: 112103

Mücahit Özdağ
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde meydana gelen vergi isyanları ve batı ülkeleri ile karşılaştırılmalı analizi

Vergiler devletin egemenlik gücüne dayanarak bireylerden topladığı meşru gelirleridir. Bir ülkenin ekonomik ve sosyal yönden güçlü olabilmesi için ilk olarak istikrarlı ve sağlam kaynaklara ihtiyacı vardır. Bu kaynakların en önemlisi vergilerdir. Vergiler ilk olarak tamamen mali amaçlarla alınırken 19. yüzyıldan sonra ekonomik ve sosyal amaçlar için de alınmaya başlamıştır. Fakat vergi var olduğundan beri vergi isyanları onun gölgesi olmuştur. Vergi, maddi ve zora dayalı karşılıksız bir değer olduğundan vergiye karşı bir direnç oluşması normaldir. Çünkü devletler devamlılığını sağlamak isterken bireylerde refahlarını maksimize etmek isterler. Vergi alınması ile harcanabilir geliri azalan birey bu duruma tepki gösterecektir. Bu durumda istenilen şey devletin vergilemede adil olması ve vergi yükümlülerinin de bu duruma gönüllü uyum göstermesidir. Geçmişten günümüze kadar neredeyse bütün ülkelerde vergi isyanları yaşanmıştır. Bu isyanların nedenleri genel olarak vergi yükü olarak bilinmekle birlikte farklı sebeplerle ortaya çıkan isyanlar da yaşanmıştır. Osmanlı Devleti'nde yaşanılan vergi isyanlarının sonuçları itibariyle diğer ülkelerden ayrıldığı noktalar vardır. Çünkü Osmanlı'da yaşanılan bazı isyanların sonucunda büyük yıkımlar söz konusu olmuştur. Buradan hareketle, ekonomik, hukuksal, sosyal ve siyasi boyutları olan verginin, isyanlar ve sonuçları açısından ele alınması, hem halkın refahını arttırmaya çalışan devletin bu amaca daha kolay ulaşmasını, hem de bireylerin vergiye olan tepkilerinin öğrenilmesi ve önlemler alınmasıyla bu tepkilerin minimuma indirilmesini sağlayacaktır.

Mehmet Gürsoy
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de belediye vergi gelir ve borçlarının belediye gelirleri kanunu kapsamında incelenmesi

Türkiye'de yer alan en önemli yerel yönetim birimlerinden birisi belediyelerdir. Belediyelerin yükümlü olduğu görevi icra etmek amacıyla yaptıkları her türlü harcamada finansman kaynakları her zaman ön planda tutulmuştur. Belediyeler, yerel sakinlerin gereksinimlerini yerine getirme sorumluluğuna sahiptir ve zamanla idare alanları artmaktadır. Öte yandan, merkezi otorite belediyelerin sınırlarını köylere karşı kalıcı olarak genişletmektedir. Artan sorumluluk alanları belediyenin yükümlülüklerini ve yabancı kredilere başvurma oranlarını artırmaktadır. Bu çalışmada, belediyelerin gelirleri ve kredileri 5393 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu kapsamında ele alınmıştır.İlgili kanunlar, belediyelerin vatandaşlara düzgün bir şekilde hizmet vermeleri için bir dizi yükümlülüğe sahiptir. Bu nedenle ilgili kanunlar çerçevesinde yapılan detaylı incelemeler ve literatür araştırmaları ile sonuca ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda belediyenin borçlarının sürekli arttığı tespit edilmiş ve artışın bazı nedenleri olduğu görülmüştür. Bunların; belediyenin kendi öz gelir kaynaklarının sınırlı olması, ilgili kanunda belediyenin gelirleri ile ilgili kalemlerin güncellenmemesi, belediyenin vergi oranlarını belirleyememesi ve nihayetinde veri toplama yöntemlerinin modernleşmemesi gibi sebepler olduğu saptanmıştır. Ayrıca belediye gelir ve giderleri arasında bazı tezatlıklar tespit edilmiştir. Belediye giderlerinin her geçen gün arttığı görülmüş ve engellenmesi için bir takım çözüm önerileri getirilmiştir.

Kamu maliyesiVergi gelirleri
Ömer Güney
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi ve kayıt dışı ekonomi: Vergi eğitimi, vergi algısı,vergi ahlakı ve güven faktörleri kapsamında bir uygulama

Vergi, temel bir kamu geliri olmanın yanı sıra sosyal bir olay olarak da değerlendirilir. Kamu açısından bakıldığında en önemli gelir kaynağıdır; fakat vergi mükellefleri için psikolojik bir boyut taşır. Mali olmayan unsurlarının önemi, vergi bilincinin ve olumlu bir bakış açısının mükelleflere kazandırılmasını gerektirir, bu da onların vergiye gönüllü uyumunu artırır. Bu bağlamda, vergi koyucunun vergi eğitimi üzerine eğilmesi, vergi uyumunu kolaylaştıracak doğru bir yaklaşım olarak öne çıkar. Bu çalışmada, vergi eğitiminin, vergi ahlakı, vergi bilinci ve kayıt dışılık tutumlarıyla olan ilişkisini araştırmak amacıyla Hitit Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi bünyesindeki Maliye, Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yönetimi ve Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümlerinde eğitim gören öğrencilerle bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Söz konusu unsurların vergi eğitimiyle olan bağını ortaya koyabilmek üzere öğrenciler vergi dersi alan ve almayan şeklinde sınıflandırılmıştır. SPSS programı kullanılarak uygulanan testler neticesinde, verilen vergi eğitiminin, kişilerin vergi ile ilgili düşüncelerini olumlu yönde etkilediği ve vergi ahlakı ile vergi eğitimi arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.

Kübra Çam
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bütçe açıkları ve finansmanı: Türkiye ekonomisi üzerine bir değerlendirme

Kamu harcamaları ve bu harcamaların finansmanı için başvurulan kamu geliri kaynakları kamu bütçelerinde tahmin olarak yer almaktadır. Devletin ekonomi içindeki payının değişmesi bütçeyi ve bütçe açıklarını etkilemektedir. Buna bağlı olarak bütçe açıklarının alternatif finansman yöntemleri de önemli hale gelmektedir. Bütçe açığının çeşitli makroekonomik faktörler üzerinde etkisi vardır. Bu tez, bütçe açıklarının literatürde ampirik olarak sınanan, ekonomik büyüme, enflasyon, işsizlik ve borç değişkenleri etkilerini, Türkiye özelinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Analizler, 1991-2022 tarihleri arasında, Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Dünya Bankası veri tabanı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan temin edilen yıllık verilerle yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre bütçe açıkları ile ilgili makroekonomik değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişki vardır. Enflasyon ve işsizlik değişkenlerinin ise bütçe açığının Granger nedeni olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular politika yapıcılara en azından bütçe açıklarının sürdürülebilir olması açısından enflasyon ve enflasyonu kalıcı hale getiren unsurların birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Mine Gür
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal refah devleti perspektifinde Türkiye'de genel sağlık sigortasının değerlendirilmesi

Refah devleti, modern toplumların temel yapı taşlarından biri olup, devletin vatandaşlarının ekonomik ve sosyal refahını sağlama sorumluluğunu üstlendiği bir yönetim anlayışını ifade eder. Bu kavram, devletin yalnızca güvenlik ve kamu düzenini sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda bireylerin yaşam kalitesini yükseltmek, eşitlikçi bir toplum yapısı kurmak amacıyla aktif bir şekilde sosyal politikalar geliştirmesini öngörür. Refah devleti, 20. yüzyılın ortalarından itibaren özellikle Batı Avrupa'da şekillenmiş ve sosyal güvenlik, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlerin devlet tarafından sunulmasını gerektiren bir anlayış olarak gelişmiştir. Bu çalışma, refah devleti perspektifinden sağlık hizmetlerinin örgütlenişini ve Türkiye'de uygulanan Genel Sağlık Sigortası (GSS) sistemini incelemektedir. Refah devleti modelleri çerçevesinde sağlık hizmetleri, sosyal vatandaşlık hakkı olarak değerlendirilmekte ve bireylerin gelir düzeyine bakılmaksızın eşit erişim sağlanması hedeflenmektedir. Türkiye'de 2008 yılında yürürlüğe giren GSS, sağlık hizmetlerinin finansmanında tek çatı altında birleşmeyi amaçlayarak daha kapsayıcı bir yapı oluşturmuştur. Çalışmada, GSS'nin sunduğu fırsatların yanı sıra sistemin sürdürülebilirliği, eşitlik ve erişilebilirlik açısından karşılaştığı yapısal sorunlar analiz edilmiştir. Bu bağlamda, Türkiye'nin sağlık politikaları refah devleti ilkeleriyle karşılaştırılarak değerlendirilmektedir.

Sevilay Berkdemir
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma sanayinin gelişimi ve savunma harcamalarının ekonomik büyüme ile ilişkisi

Dünya üzerinde devletler resmi olarak kurulduklarından bu zamana kadar birbirleri ile sürekli mücadele halinde olmuşlardır. İlk ateşli silahların kullanılmasından sonra ülkeler bu güce sahip olmayı hedeflemişler ve bu alanda çalışmaya başlamışlardır. Ülkelerin büyümeleri başka toprakları istila etmeleri ve kendilerine kaynak aramaları ülkeler arasında savaş durumlarının olmasına neden olmuştur. Dönem dönem farklı coğrafyalarda meydana gelen savaşlar 1. Dünya Savaşı ile tüm dünyada etkisini göstermiştir. 1. Dünya Savaşı'nda ülkelerin savunma sanayisine verdikleri önem, savaşın kazanan devletlerde açıkça görülmektedir. 1. Dünya Savaşından sonra ülkeler, kendilerini korumak ve gelecekte meydana gelecek olan bir savaşa hazırlıklı olma adına savunma sanayilerini arttırma çabasına girmişlerdir. Aradan çok uzun bir zaman geçmeden ortaya çıkan 2. Dünya Savaşı ise savunma teknolojisinin daha fazla arttığı bir dönem olarak görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nin, 2. Dünya Savaşı sırasında Atom Bombası kullanması ise savunma sanayisinde meydana gelen ilerlemeyi tüm dünyaya göstermiştir. Yapılan bu tezde askeri harcamaların ekonomik boyutu ele alınarak ekonomik büyüme üzerindeki etkileri incelenecektir. Bunun için Almanya, İtalya, Güney Kore ve Türkiye'nin savunmaya yönelik gerçekleştirdiği harcamaların ekonomik büyüme üzerine etkileri analiz edilmiştir. Analiz sonucunda savunma harcamalarının ekonomik gelişim üzerine pozitif yönlü bir etkisinin olmadığı görülmüştür. ANAHTAR KELİMELER: Askeri Harcamalar, Ekonomik Büyüme

Askeri harcamalarBüyümeEkonomik büyüme+4
Ali Kayan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sigara bağımlılığı mücadelesinde mali uygulamalar ve etkileri

Türkiye'de her yıl sigara kullanımı sonucu 100.000 civarı vatandaş hayatını kaybetmektedir. 2025 yılına kadar sigara içenlerin sayısının 1.6 milyona ulaşması beklenmektedir. Sigara dumanında ise hangi sigarada ne kadar olduğu bilinmemekle birlikte yaklaşık 1400 katkı maddesi bulunmaktadır. Tütün kullanımının önlenebilir bir ölüm nedeni olması ve sigara bağımlığının vazgeçilebilir bir alışkanlık olması devletlerin düzenleyici rolünü arttırmaktadır. Sigara ile mücadele kapsamında alınan önlemler, yapılan çalışmalar ve verilen eğitimlerle, sigara bağımlılığından kurtulan pek çok insan bulunmaktadır. Türkiye'de tütün kontrolü, Sağlık Bakanlığı'nın temel önceliklerinden biri olmuştur. Dolayısıyla tütünle mücadelede çeşitli kanunlar çıkarılmış ve uluslararası sözleşmelere imza atılmıştır. Ulusal Tütün Kontrol Programı Eylem Planı (2015-2018) ile 2018 yılına kadar sigara kullanımını azaltmaya yönelik çeşitli amaçlar belirlenmiştir. Sigara vergileri yıllar itibariyle genel olarak arttırılmıştır. Bu çalışmada odaklanılan temel soru, artan vergilerin sigara kullanımını azaltıp azaltmadığıdır. Elde edilen verilerde görülmektedir ki tütün ürünlerinden alınan toplam vergilerin miktarı önemli miktarda artmaktadır. Diğer taraftan tüketicilerin kaçak sigara kullanımı ve kayıt dışı ekonominin arttığı görülmektedir. Artan vergi oranlarının sigara kullanımını önemli derecede azaltmadığı ve devletin gelirlerini artırdığı ifade edilebilir. Bu nedenle devletin bu alanda elde ettiği vergileri sigara kullanımını azaltmaya yönelik eğitim ve uygulamaya dönük yaptırımlarda kullanması gerekliliği ortaya çıkmakta ve gerçek amacına daha da yaklaştıracağı düşünülmektedir.

BağımlılıkSigaraSigara içme
Hatice Aşkan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de belediyelerde performans esaslı bütçe sisteminin etkinliği: Kütahya Belediyesi örneği

Yerel halkın yönetime katılmasının ilk aşaması olarak görülen yerel yönetimlerin önemli bir paya sahip olan birimlerinden bir tanesi belediyelerdir. Bunun en önemli sebebi ise belediyelerin halka en yakın yönetim birimi olmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar dayanan belediye çalışmaları, günümüzde demokratikliği, şeffaflığı, hesap verilebilirliği, etkinliği ve verimliliği ile kurumsal gelişimlerini devam ettirmektedir. Kamu ihtiyaçlarının gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan gelirler ile giderlerin, belli bir düzen çerçevesinde planlanması ve uygulanması ihtiyaçlarının ortaya çıkması bütçe sistemi kavramını doğurmuştur. Çalışmada esas alınan Performans Esaslı Bütçe Sistemi, modern bütçe anlayışlarının en gelişmiş şeklidir. Performans Esaslı Bütçe Sisteminin temel amacı, devlet-vatandaş ilişkisinin iyi yönde ilerleyebilmesi için gerekli yapıların geliştirilmesidir. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile başlatılan mali yönetim uygulamaları çerçevesinde; belediyelerdeki kaynakların etkin kullanımının, yönetimin mali saydamlık ve hesap verebilirlik prensipleri çerçevesinde yürütülmesi hedeflenmiştir. Performans Esaslı Bütçe Sisteminin belediyelerde uygulanması ve etkinliğinin araştırılması amacıyla hazırlanmış olan bu çalışmada Kütahya Belediyesi örnek kurum olarak incelenmiştir. Kütahya Belediyesi'nin PEBS'ne geçmesi ile birlikte işleyiş bakımından daha açık, şeffaf ve katılımcı bir yapıya ulaştırılması yönünde olumlu bir geçiş sürecinde olduğu gözlenmiştir.

BelediyelerBütçelemeBütçeleme sistemleri+2
Hamdi Eşiyok
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Özel hastane hizmetlerinde asimetrik bilgi ile ahlaki tehlike ilişkisi

Bu çalışmanın amacı özel hastane hizmetlerinden yararlanan insanların sahip olduğu asimetrik bilgi ile maruz kaldıkları ahlaki tehlike arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda Dumlupınar Üniversitesi akademik personeli özelinde anket uygulanmıştır. Çalışmada ikili lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. İkili lojistik regresyon analizinde iki model oluşturulmuştur. Birinci model asimetrik bilgi değişkenlerinin ve demografik bilgilerin, özel hastane kullanımı ile arasındaki ilişkisini tespit etmek için oluşturulmuştur. İkinci model ise asimetrik bilgi ile ahlaki tehlike arasındaki ilişki üzerine olup asimetrik bilgi değişkenleri ve demografik bilgilerin ahlaki tehlike ile ilişkisini tespit etmek için oluşturulmuştur. Birinci modelin sonuçları şu şekildedir: Erkekler kadınlara göre 0,392 kat daha az özel hastane kullanımını tercih etmektedirler. Yaşı yüksek olanlar yüksek olmayanlara göre 0,704 kat daha az özel hastane kullanımı tercih etmektedir. Geliri yüksek olanlar yüksek olmayanlara göre 1,683 kat daha fazla özel hastane kullanımını tercih etmektedir. Özel hastaneye gittiğinde doktorundan tedavisiyle ilgili süreçler hakkında tam bilgi alanlar, almayanlara göre 1,804 kat daha fazla özel hastane kullanımını tercih etmektedirler. İlk 10 gün içerisinde özel hastane doktorları tarafından kontrole çağrılanlar, çağrılmayanlara göre 1,927 kat daha fazla özel hastane kullanımını tercih etmektedirler. Özel hastanelerin duvarlarında asılı yasal bilgilendirmeleri okuyanlar, okumayanlara göre 1,790 kat daha fazla özel hastane kullanımını tercih etmektedirler. İkinci modelin sonuçları ise şu şekildedir: Özel hastaneye gittiğinde özel hastanelerin nasıl bir hizmet sunacağı bilgisine sahip olanlar, olmayanlara göre 0,454 kat az ahlaki tehlikeye maruz kalmaktadırlar. Özel hastaneye gittiğinde doktorundan tedavisiyle ilgili süreçler hakkında tam bilgi alanlar, almayanlara göre 0,437 kat daha az ahlaki tehlikeye maruz kalmaktadırlar. Özel hastaneye gittiğinde doktorundan tedavisiyle ilgili süreçler hakkında tam bilgi alanlar, almayanlara göre 0,437 kat daha az ahlaki tehlikeye maruz kalmaktadırlar. Özel hastanede aldığı hizmetlerin masraflarından haberdar olanlar, olmayanlara göre 0,590 kat daha az ahlaki tehlikeye maruz kalmaktadırlar. Özel hastanelerde hizmet almaya gittiğinde kendini hastadan daha çok müşteri gibi hissedenler, hissetmeyenlere göre 6,164 kat daha fazla ahlaki tehlikeye maruz kalmaktadırlar. Özel hastanelerin acil hizmet birimlerinde tedavi için ücret ödeyenler, ödemeyenlere göre 1,714 kat daha fazla ahlaki tehlikeye maruz kalmaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Asimetrik Bilgi, Ahlaki Tehlike, Özel Hastane Hizmetleri, İkili Lojistik Regresyon Analizi

Ahlaki tehlikeAsimetrik enformasyonLojistik regresyon analizi+2
Nurten Şekerci
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de devlet teşviklerinin yenilenebilir enerji sektörüne yansımaları

Fosil enerji kaynaklarının kullanılması sonucu ortaya çıkan zararlı etkilerin giderilmesi için alternatif enerji kaynağı olarak yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi hızla artmaktadır. Artan bu önem karşısında devletler yenilenebilir enerji alanında yapılacak yatırımları farklı teşvik politikalarıyla destekleyerek enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını arttırmayı hedeflemektedirler. Yapılan bu çalışmada yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını arttırmak için Türkiye'de devlet tarafından verilen teşvikler incelenmiştir. Bu kapsamda, enerjinin tarihsel gelişimi ve yenilenebilir enerji kaynakları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bir sonraki bölümde ise yenilenebilir enerji sektöründe verilen teşvikler incelenmiş Dünya'da ve Türkiye'de uygulanan teşvik politikalarına yer verilmiştir. Sonuç olarak verilen teşviklerin yeterlilik düzeyi değerlendirilmiş ve bu kaynakların kullanımını arttırmak için yatırım öncesi ve yatırım sonrası olmak üzere danışmanlık hizmeti, ar-ge çalışmalarının özendirilmesi, izin, lisans ve belge alımlarının kolaylaştırılması, teşvik fiyatlarının bütçe dengesi göz önünde bulundurularak arttırılması, yerli ekipman üretiminin ve tüketiminin desteklenmesi ile tüketicilerin de teşvik kapsamına alınması gerektiği önerisinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Enerji, Yenilenebilir Enerji, Yenilenebilir Enerji Kaynakları, Devlet Teşvikleri

Devlet desteğiEnerjiTeşvik politikaları+3
Hasan Kınacı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
10
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de düzenleyici denetleyici kuruluşların bütçe yapılarının analizi: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu örneği (2005 - 2014 Dönemi)

Bu çalışmanın amacı, Düzenleyici ve Denetleyici Kurum (DDK) kavramını açıklamak, bu kurumların Dünya'daki gelişimi üzerinde durmak ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) görev-gelir ve bütçesel yapılarını inceleyerek kurum hakkında bilgi vermektir. Çalışmada öncelikle DDK kavramı, ortaya çıkışları, yayılma süreçleri, gelişimleri ve özellikleri ele alınmıştır. Ardından Dünya'da DDK örneklerine yer verilmiştir. Daha sonra, ikinci bölümde Türkiye'de DDK'ların ortaya çıkış nedenleri ve gelişimleri, yönetim yapıları ve türleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, BDDK'nın son 10 (on) yıllık bütçesi incelenmiş, bu yıllara ait gelir bütçeleri ve gerçekleşme durumları, ödenek ve harcama gerçekleşme durumları tablolar yardımıyla anlatılmış, ödenek ve harcama durumları grafik yardımıyla ortaya konulmuştur.Kurum bütçesi, DDK ve merkezi yönetim bütçeleri ile karşılaştırılarak bütçe büyüklüğü oransal olarak ortaya konmuştur. Yapılan harcamaların ve elde edilen gelirlerin kurumun kuruluş felsefesine uygun olduğu, kurumun kendi dinamikleriyle geliştiği, bütçe rakamlarının kurumun yıllık olarak ihtiyaçları karşıladığı,siyasi iradeden bağımsız hareket ettiği ve kuruluşda amaçlandığı gibi özerk yapıyı sürdürdüğü ortaya çıkartılmıştır.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme KurumuBütçe
Öner Kemer
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
10
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kamusal harcamaların mali ve hukuki değerlendirilmesi

İnsanoğlunun birlikte yaşam sürmeye başlaması ile ortaya çıkan devlet idaresi, üzerinde yaşayan halka çeşitli hizmetler sunmakta ve bu sunulan hizmetlerin de yerine getirilmesi için belirli harcamalar yapmaktadır. İşte devletin birtakım harcamalar yapma zorunluluğu "kamu harcamaları" kavramını ortaya çıkarmıştır. Günümüzde ülkelerin mali politikaları genellikle kalkınma ve refah düzeyini yükseltme amaçlı olmakta ve eğitim, sağlık, çevre, milli savunma, alt yapı şeklinde çeşitli sınıflara ayrılmaktadır. Siyasal süreçlerdeki değişiklik ve demografik artışlar nedeniyle kamu harcamaları gün geçtikçe daha ağır işleyen bir yapıya bürünmüştür. Gün geçtikçe olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmaya başlayan kamu harcamalarındaki artış olgusu, kamu mali yönetiminin yerinde kullanılmayan, etkinliği bulunmayan ve verimlilik olarak düşük seviyelerde bulunan harcamaların ortaya çıkmaması düşüncesiyle koruma altına alınmasını gerektirmiştir. Kamu mali yönetiminin korunması ise kamu harcamalarında verimliliğin ve etkinliğin artırılmasını gerektirmektedir. Çalışmada teorik bilgiler verilerek kamu harcamalarına giriş yapılırken, denetim ve denetimin kamu harcamaları üzerindeki etkinlik ve verimliliğine yönelik dışsallıklar tanımlanmakta ve kamu harcamalarındaki etkinlik ve verimlilik metotlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, kamu harcamaları ve kapsamı incelenmiştir. Kamu harcamalarının etkinliği ve verimliliği ikinci bölümde tahlil edilmiştir. Üçüncü bölümde ise, denetim ve denetimin kamu harcamalarının etkinliği ve verimliliği üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Dördüncü ve son bölümde kamu harcamalarının etkinliği ve verimliliği üzerine yapılan çalışmalar ve bizim değerlendirmelerimiz ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kamu Harcamaları, Etkinlik, Verimlilik, Denetim Faaliyeti

DenetimEtkinlikKamu harcamaları+1
Ömer Dönmez
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Belediye iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi: İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO) A. Ş. örneği

1970'li yılların sonlarında etkisini artıran ekonomik kriz ile gelişmiş ülkelerde kamu hizmetlerinin sunum yöntemleri sorgulanmaya başlanmış kamu idaresinin teorisyenler ve uygulayan birimlerce yeniden ele alınmasını sağlamıştır. Kapitalist sistemin, 1970'li yılların sonlarında etkisini artıran ekonomik krizden çıkış yolu olarak gördüğü neo-liberal politikalar, bu tarihten sonra başta gelişmiş ülkelerde ve ardından gelişmekte olan diğer ülkelerle birlikte ülkemizde de uygulanmaya başlanmıştır. Dünya ekonomisinde yaşanan gelişmelere kayıtsız kalmayan Türkiye'de Neo-liberal politikaların etkinliğini artırmasıyla birlikte yerel hizmetlerin sunulmasında da değişiklikler yaşanmaya başlanmış, yerel idareler halkın ihtiyaçlarını etkin ve verimli bir biçimde yerine getirebilmek için yeni hizmet araç ve teknikleri bulma ve geliştirme gayreti içine girmişlerdir. Özelleştirme olgusunun dünyanın gündeminde yer aldığı bu dönemde, Türkiye'de de yerel hizmetlerin sunumunda özel sektör kuruluş ve yöntemlerinden yararlanma yoluna gidilmiştir. Kamu hizmetlerinin sunumunda verimlilik ve etkililiği en üst seviyeye çıkarma amacıyla yola çıkan belediyelerimiz, kamu sektörü içinde özel sektör olmanın vermiş olduğu avantajlardan yararlanmak istemişlerdir. Yerel hizmet sunucusu belediyeler, özel sektör statüsünden yararlanmak, bazı kamu hizmetlerini daha etkin ve verimli yerine getirmek amacı ile kamu hukukunun ve bürokrasinin katı kurallarından ve hantal yapısından kurtulmak için ekonomik girişimlerini belediye iktisadi teşebbüsleri kurma yolunu tercih ederek yerine getirmişlerdir. Bu ekonomik gelişmeler göz önüne alınarak bu tez çalışmasında belediyelerin ekonomik girişimlerinin bir sonucu olarak doğan belediye iktisadi teşebbüsleri detaylı olarak tanıtılmış, kuruluş itibariyle bir belediye iktisadi teşebbüsü olan İstanbul Deniz Otobüsleri AŞ'nin 2011 yılında satılarak özelleştirilmesinin analizi yapılarak sonuçları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Özelleştirme, Belediye İktisadi Teşebbüsleri. Kamu Hizmeti, Özelleştirme Yöntemleri

Belediye iktisadi teşebbüsleriDeniz otobüsüÖzelleştirme
Rüstem Özcan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği Hibe Fonlarının vergi gelirleri üzerindeki etkisi, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu hibeleri örneğinde bir değerlendirme

Avrupa Birliği hibeleri ile günümüzde birçok yatırım yapılmaktadır. 2007-2013 yıllarında Avrupa Birliği Fonlarından ülkemiz faydalanmıştır. Ayrıca Avrupa Birliği fonlarından ülkemize 2014-2020 yılları için 4.4 Milyar Avro hibe verilecektir. Avrupa Birliği ilk kez 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ismi altında kurulmasından sonra Türkiye 31 Temmuz 1959 yılında Topluluğa ortaklık başvurusunda bulunmuştur. Sonrasında uzun süreç devam etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Topluluğu arasında imzalanan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Topluluk programlarına katılımı ile ilgili genel prensipleri düzenleyen 26 Şubat 2002 tarihli Çerçeve Antlaşması'nda öngörülen şartlara uygun olarak Mutabakat zaptını imzalamıştır. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu ise Avrupa Birliğine Katılım öncesi Mali Yardım Aracı Kırsal Kalkınma Fonu(IPARD) Programını uygulamak üzere kurulmuştur. Bu çalışmada; Avrupa Birliği hibe fonları, Avrupa Birliği Hibe fonları hakkında bilgiler verilmiştir. Sonrasında özel olarak Avrupa Birliği Hibeleri Kırsal Kalkınma Hibe hakkında bilgiler verilerek örnek bir proje üzerinde durulmuştur. Hazine'nin verdiği hibelerin Hazine'ye geri döndüğü tezi savunulmuştur. Avrupa Birliği Hibeleri vergiden muaf olduğu için yatırım sonucunda oluşturulan katma değer ile vazgeçilen vergi açısından hibe fonlarını değerlendirilmiştir. IPARD Kapsamında Hibe verilen bir işletme seçilerek oluşturduğu katma değer incelenmiş ve vergi muafiyeti ülkemiz vergi sistemi açısından da değerlendirilmiştir. Sonuçta Hazine tarafından verilen hibe ile vergi arasındaki ilişki araştırılarak yapılan yatırım ile Hazine gelirleri açısından olumlu bir ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği Hibe Fonları, Hibe Fonları, Hazine, IPARD, TKDK, Hibe,Fonlar, Vergi Muafiyeti,

Avrupa BirliğiFonlarHibe destek kredileri+4
İhsan Kaymak
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

657 Sayılı Yasaya tabi devlet memurların emekliliği üzerine yardım sandıklarının etkisi: "İLKSAN örneği

Türkiye'de 30 milyona yakın çalışan olduğu bilinmektedir. Bu çalışan kesim; sektörel, unvan, kıdem ve kademede birçok faktörün belirlediği bir sistem kapsamında çalışma hayatında yer almaktadır. İş hayatı zaman açısından, insan ömrünün önemli bir kısmını işgal etmektedir. Bu emeğin bir karşılığı olarak aynı kazanç ve haklara sahip olma beklentisi içerisinde bir emekli hayatı düşlemektedir. Bu çalışmada iş hayatı boyunca kazanılan gelirler ve bununla birlikte özlük haklarının, emeklilik döneminde nasıl aynı şekilde devam edebileceği sorusuna cevap verebilme gayesi güdülmüştür. Bu cihetle, tabi olunan sosyal güvenlik sistemleri kapsamında ülke genelinde sayıca çoğunluğu oluşturan ücretli çalışanlar ile kamu kesimi çalışanlarının emeklilik dönemlerine geçişte hangi sisteme dâhil edildikleri mali oluşumlar içinde incelenmiştir. Bu çalışan kesimin sahip olduğu sosyal haklar yönüyle hukuki ilişkisi ele alınmıştır. Ayrıca Türkiye'de mevcut emeklilik sistemlerinin tarihi gelişimleri araştırılarak, ayrıntılı bir şekilde yer verilmiştir. Ücretli olarak veya kamu kesiminden memurların çalışma hayatında emeklilik dönemine ilişkin elde edilen sosyal hak ve yardımlar ile aynı kanunlara tabii olup; diğer özel ve tüzel kurum ve kuruluşlar bünyesinde oluşturulan vakıf sandıklarına mensup çalışanların emeklilik dönemlerine ait sosyal hak ve yardımlar karşılaştırmalı olarak sunulmuştur. Özellikle vakıf sandıklarının emeklilik ve diğer sosyal yardımlardaki vermiş olduğu katkının, vurgusu yapılan diğer kesim çalışanlarına uyumu için ortak bir vakıf sandığı sistemine dâhil edilmesi gerektiği önerisinde bulunulmuştur.

Devlet Memurları KanunuEmeklilikKanunlar 657 sayılı+4
Serdar Yolyapan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Yoksullar lehine maliye politikası: Türkiye'de 2002 sonrası döneme ilişkin bir inceleme

Yoksulluk, insan onuruna yakışır bir yaşam hakkını sınırlandıran ekonomik ve sosyal bir sorundur. Yoksullukla mücadelede ciddi görevler üstlenen hükümetlerin kamu kaynaklarını toplum refahını arttırıcı yönde kullanması esastır. Ancak bu kaynakların sınırlı olduğu ve yoksulların sürekli olarak sosyal yardımlarla desteklenmesinin sürdürülebilir olmadığı da acı bir gerçektir. Yoksulluğu azaltmayı hedefleyen ve bireylerin daha yüksek bir refah seviyesinde yaşamasını temin edecek politikaların uygulayıcısı konumunda olan hükümetler, maliye politikası araçlarını yoksulların varlık ve olanaklarını iyileştirici bir yönde etki oluşturacak biçimde kullanmaları halinde yoksullar lehine olumlu sonuçlar sağlayabilirler. Yoksullar lehine maliye politikası, sürdürülebilir ve geniş çaplı bir iktisadi büyümenin sağlanması, beşeri sermayenin geliştirilmesi ve yoksulluğa yol açan risk ve tehditlerin azaltılması için bir dizi etkin tedbirleri içeren ve yoksulluğu azaltmada hükümetler tarafından yürütülen en kapsamlı ve en etkili ekonomi politikası aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Literatürde yoksullukla mücadeleye yönelik çalışmalar genelde sosyal yardımlar acısından ele alınmakta ve bu eksende politika önerileri sunulmaktadır. Bu çalışmada ise yoksullar lehine maliye politikasının teorik altyapısı oluşturularak yoksulluğu azaltmaya yönelik politikalar makroekonomik açıdan maliye politikası temelinde bir bütün olarak ele alınmış ve Türkiye özelinde yoksullar lehine maliye politikasının önemi, başarı şansı ve uygulama sonuçları incelenmiştir. Tezin son kısmında yoksullukla mücadelede alınması gerekli tedbirler ışığında Türkiye'nin 2023 ve 2030 yılları hedefleri ile uyumlu olan yoksullar lehine alternatif bir politika stratejisi geliştirilmiştir. Yoksullukla mücadele kapsamında son 15 yıllık süreçte Türkiye uygulaması incelendiğinde yoksullar lehine olumlu gelişmelerin yaşandığı ancak hala alınması gereken bazı tedbirlerin olduğu yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan değerlendirme sonucunda Türkiye'de yoksullar lehine maliye politikasının başarı şansını belirleyen en önemli faktörün güçlü bir siyasi istikrarın varlığı ve beraberinde mali disiplinin sağlanarak sürdürülebilir ekonomik büyüme ve makroekonomik istikrarı tahsis edici politika uygulamalarından geçtiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca Türkiye'de yoksullar lehine maliye politikası uygulamalarında daha etkili sonuçlar elde edilebilmesi için dolaylı yaklaşım temelinde ekonomik büyümenin sağlanması ile dolaysız yaklaşım temelinde beslenme, barınma, sağlık, eğitim vb. sosyal içerikli politikaların eşgüdümlü bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Ancak yoksulları doğrudan hedef alan sosyal politikaların yoksullar üzerindeki olumsuz etkisi düşünüldüğünde önceliğin makroekonomik istikrara ve ekonomik büyümeye verilmesi, hem yoksulluğa yol açan faktörlerin ortadan kaldırılmasına hem de mevcut yoksulların durumunun iyileştirilmesine katkı sunarak yoksullar lehine maliye politikasının başarı şansını arttırması kuvvetle muhtemeldir. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Sosyal Koruma, Kapsayıcı Büyüme, Yoksullar Lehine Maliye Politikası.

Ekonomi politikalarıMaliye politikalarıRefah devlet+3
Kemal Çelik
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Gümrük vergilerinin yapısının, Türkiye gümrük ve Avrupa gümrük mevzuatı çerçevesinde karşılaştırılması

Gümrük Vergileri, geçmişten günümüze ülkelerin önemli gelir kaynaklarından biri olarak kabul edilmiştir. İlk olarak gümrük vergileri insanoğlunun varoluşu ile birlikte aile, kavim, toplum, devlet çerçevesinde oluşturdukları birlikler ile birlikte doğmaya başlamıştır. Ülkeler zamanla oluşan karşılıklı ilişkileri çerçevesinde birlikler oluşturmuş bu çerçevede gümrük vergilerinde düzenlemeler ve üçüncü ülkelere karşı vergilerin tarife, oran ve ayrıcalıklar kapsamında bazı düzenlemelere gidilmiştir. Bu çalışmada gümrük vergilerinin sistematik olarak tarihçesi ile birlikte mevzuat çerçevesinde uygulanış biçimi ele alınarak ülkemizdeki yapısı ele alınmıştır. Ülkemizde zamanla Avrupa Birliği'ne Gümrük Birliği ile birlikte yapısal değişikleri ve uygulanış biçimleri yıllar itibari ile ithalat ve ihracat rakamları ile ele alınılmaya çalışılmıştır. Bu kavramsal çerçevede gümrük istisna ve muafiyetleri, uygulanacak olan oran ve tarifelerindeki değişikler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Başlangıcında verginin konusu, gümrük mevzuatına göre gümrük vergilerinin uygulanışı, gümrük vergilerinin önemi, amacı ve etkileri göz önünde bulundurularak açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak Türkiye'de uygulanan gümrük vergileri incelenerek Gümrük Birliği ile birlikte Avrupa Birliği ve Türkiye'nin karşılıklı olarak etkileri ortaya sunulmaya çalışılmıştır. Oluşan birliğin üçüncü ülke ve bazı topluluklara göre yapısal eksiklikler nedeni ile Türkiye'nin tam ve etkin bir şekilde kaynak sağlayamadığı sonucuna varılmıştır.

Avrupa BirliğiGümrük BirliğiGümrük vergisi+1
Hüseyin Altıntaş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de obezite vergisinin kabul edilebilirliğine ilişkin bir alan araştırması

Obezite toplum sağlığını tehdit eden ve dünya genelinde oldukça yaygın olan küresel ölçekli bir sağlık sorunudur. Devletler bu sağlık sorunuyla mücadele etmek için mali ve mali olmayan birçok araç kullanmaktadır. Obezite ile mücadelede kullanılan mali araçların başında obezite vergisi gelmektedir. Sağlıksız gıdalar üzerinden ek bir mali yükümlülük olarak alınan obezite vergisi günümüzde birçok devlet tarafından kullanılmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de yaşayan halkın obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyini ölçmek ve bu düzeyi etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, tabakalı rassal örnekleme yoluyla İİBS Düzey 1 bölgesinde ikamet eden 1683 bireye anket uygulanmış ve veriler SPSS 22 ve LISREL 8.51 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyi üzerinde ekonomik, siyasi, sosyo-psikolojik ve sağlık faktörlerinin etkili olduğuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre, halkın obezite vergisi kabul edilebilirlik düzeyleri düşük çıkmıştır. Kabul edilebilirlik düzeyi en yüksek cinsiyet kadın, medeni durum bekâr iken meslek grubu kamuda çalışanlardır. Yaş, eğitim, aylık ortalama gelir, aylık gıda harcama miktarı ile obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyi arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. Buna karşılık Beden Kitle İndeksi ile kabul edilebilirlik arasında ters yönlü bir ilişki ortaya çıkmıştır. Kurulan yapısal eşitlik modellemesi sonuçlarına göre ise kabul edilebilirlik düzeyini etkileyen ekonomik, sosyo-psikolojik, sağlık ve siyasi faktörlerin birbirleri ile ilişkili olduğuna ulaşılmıştır. Obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyi üzerinde en fazla etkili faktör sağlık, ikinci ekonomi, üçüncü sosyo-psikolojik iken sonuncu sırada siyasi faktör yer almaktadır. Ekonomik faktör ile siyasi faktör kabul edilebilirliği negatif etkilerken sağlık ve sosyo-psikolojik faktörler pozitif yönde etkilemektedir.

GıdalarObeziteVergiler+1
Ulvi Sandalcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de vergi denetiminin yapısı ve 2000-2015 dönemi vergi inceleme sonuçlarının analizi

Vergi, devletin birincil gelir kaynağıdır. Vergi, devletlerin hem gelir kaynağı hem de sosyal faydayı maksizimize etme aracıdır ve ekonomik birimlerin karar alma davranışlarında önemli bir rol oynar. Vergi denetimi, beyan usulüne dayalı vergilendirme sistemlerinde vergi kayıp kaçağını önlemede etkili bir maliye politikası aracıdır. Bu çalışma Türkiye'de vergi denetimi, özelde de vergi incelemesinin sonuçlarının toplu bir analizi amacıyla yapılmıştır. Bu maksatla, vergi denetiminin amacı, işlevleri, özellikleri, ilkeleri ve türlerinin teorik çerçevesi çizilmiş, uygulamaya yönelik sorunlar yer verilmiş ve çözüm önerileri ortaya konulmuştur. Daha sonrasında, Türkiye'de vergi denetim görevinde yer alan birimlerin tarihsel gelişimine yer verilmiştir. Çalışmanın son kısmında ise, Türkiye'de 2000-2015 dönemi arası vergi inceleme sonuçları analiz edilmiştir. Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının kurulduğu yıldan itibaren yapılan vergi inceleme oranlarının 2011 yılı öncesine göre yapılan inceleme oranlarına kıyasla daha düşük oranlarda kaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimleler: Vergi Denetimi, Vergi İncelemesi, Yoklama, Yaygın Yoğun Vergi Denetimi.

Vergi denetimiVergiler
Erkan Duru
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Geçiş ekonomilerinde yolsuzluk ve yolsuzluk anket incelemeleri

Kökeni M.Ö. 4000'li yıllara dayanan yolsuzluk kavramı, günümüzde hayatımızın her alanını saran ve alışılmış bir kavram olmuştur. İster süte su kat karıştır, ister ihaleye fesat karıştır yolsuzluk ne yazık ki hayatımızın her alanında önlenemeyen, yayılma özelliğine sahip ve bulaşıcı bir kavramdır. Kavramsal olarak tanımı zor olmasına rağmen ekonomik olarak büyük önem arz eden yolsuzluk, uluslararası ticaretin artışı, siyasi ve ekonomik değişimlerle ülke ekonomileri üzerinde de ciddi bozulmalara sebep olmuştur. Yolsuzluk konusu geniş bir konu olduğu için çalışmanın ilk bölümünde yolsuzluk ve yolsuzluğu etkileyen etmenlerle yolsuzlukla mücadelede yer alan aktörler ele alınmıştır. 1917 Ekim Devrimi'nin sonucu olarak, SSCB' nin kurulmasıyla sosyalizm olgusu ekonomi literatürüne girmiştir. Bu dönemde ülkeler otarşi politikalarına yönelerek dış dünyaya kendilerini kapatmışlardır. Bu süreç, SSCB' nin dağılmasına kadar devam etmiştir. SSCB' nin dağılması sonucu, ülkeler dışa açık ekonomiye geçiş yapmışlardır. Geçiş süreci istenmeyen bir durumdan istenilir bir duruma ilerlemeyi ifade ettiği için, ekonomiye faydalarının yanında maliyetlerde yüklemiştir. Bu çalışmada ekonomiye yüklenen bir maliyet olan yolsuzluk olgusu bazı geçiş ülkeleri baz alınarak incelenmiştir. Geçiş ülkelerinde; kamusal büyüklüklerin, mülkiyet haklarının, demokratikleşme süreçlerinin, enflasyon ve büyüme gibi makro ekonomik gösterge süreçlerinin incelendiği çalışmada, süreç içinde ülkelerin ekonomik olumsuzluklardan kurtulmak için uyguladıkları politikalara da yer verilmiştir. Çalışmada makro ekonomik göstergeler değerlendirilmiş ve devlet karakterleriyle yolsuzlukla mücadele alanında önemli benzerlikler saptanmıştır. Demokratikleşmenin yüksek olduğu ülkelerde yolsuzluğun düşük olduğu, geçiş ülkelerinde ise genellikle yolsuzluk seviyesinin yüksek olduğu verilerle gözlenmiştir.

Geçiş ekonomisiRüşvetYolsuzluk+1
Bahar Yaşar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de merkezi yönetim faiz dışı kamu harcamaları,ekonomik büyüme ve işsizlik ilişkisi: 2006-2017 dönemi analizi

Bu çalışmada, Türkiye'de 2006Q1-2017Q3 dönemleri arasında merkezi yönetim faiz dışı kamu harcamalarının, ekonomik büyümeye ve işsizlik oranlarına ne tür bir etkide bulunduğu ekonometrik olarak analiz edilmiştir. Araştırmada; özellikle merkezi yönetim kapsamındaki faiz dışı kamu harcamalarının işsizlik oranları üzerindeki etkisinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Çalışmamızda serilerin durağan hale getirilmesi için Augmented Dickey Fuller (ADF) ve Phillips-Perron (PP) birim kök testleri uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi çok yönlü görmemizi sağlayan eşbütünleşme analizi ve VAR analizi uygulanmıştır. Granger nedensellik testi Varyans Ayrıştırması ve Etki-Tepki analizi ile desteklenmiştir. Araştırmanın ampirik sonuçlarında; Türkiye'de 2006Q1-2017Q3 dönemlerinde merkezi yönetim faiz dışı kamu harcamaları ve gayrı safi yurtiçi hasıladaki artışların işsizlik oranları üzerinde azaltıcı etkide bulunduğu, ayrıca kamu harcamaları ve GSYH' dan işsizlik oranına; kamu harcamalarından GSYH' ya doğru gerçekleşen nedenselliğin tek yönlü olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlara ilaveten; nedenselliğin sonuçları kamu harcamalarından GSYH' ya doğru tek yönlü ilişki ortaya çıkardığından Keynesyen Yaklaşımı, varyans ayrıştırması analizi sonuçları ise kamu harcama türlerinin ekonomik büyümeye etkisini inceleyen Wagner'in ve Keynes'in görüşlerinin her ikisini de destekleyici nitelikte bir sonuç ortaya çıkarmıştır.

Ekonometrik analizEkonomik büyümeEkonomik etki+2
Mine Çiçek
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de vergi aflarının kayıtdışı ekonomiye etkisi

Sınırsız ihtiyaçların kıt kaynaklarla en yüksek fayda tatmin düzeyinde giderilmesini konu edinen ekonominin, egemen olan devletin yasalarına uygun biçimde gerçekleşecek ekonomik faaliyetlerden oluşması gerekir. Ekonomiyi düzenleyen yasalara ve yönetmeliklere aykırı olarak gerçekleştirilen, belgeye bağlanmamış, kanuni defterlere işlenmemiş ekonomik işlemlere kayıtdışı ekonomi denir. Kayıtdışı ekonomi içeriği ve yapısı gereği ölçülmesi zor bir ekonomik değişkendir. Ancak ekonomi politikalarına yön verecek etkiye sahip olduğundan kayıtdışı ekonominin büyüklüğünün ölçülebilmesi için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bunlar arasında genel-geçer kabul görmüş ve çok sayıda ülke için kullanılan yöntem çoklu-gösterge-çoklu-neden(MIMIC) yöntemidir. Bu yöntem ile elde edilen sonuçlara bakıldığında Türkiye'de kayıtdışı ekonominin oranı 1980 de % 41.99 iken 1990 da % 37.77, 2000 yılında %31.96, 2015 yılında ise % 28.72'ye ulaşmıştır. Görüldüğü gibi ülkemizde kayıtdışı ekonomi oranı yıllar itibari ile düşüş göstermektedir fakat OECD'nin 34 ülkesi arasında en yüksek kayıtdışı ekonomi oranlarına sahiptir. Bu durum kayıtdışı ekonominin ülkemizde gerçek bir sorun olduğunu apaçık göstermektedir. Ülkemizin diğer sorunu olarak görebileceğimiz ,1921-2017 yılları aralığında 32 kez uygulama alanı bulan vergi afları, uygulamadaki sıklığından dolayı bilim insanları tarafından eleştiri almakta, vergi ahlakı ve vergi bilincini olumsuz etkilediği iddia edilmektedir. Çalışmada ülkemizde çıkarılan vergi aflarının kayıtdışı ekonomiye etkisi araştırılmaktadır. Araştırma neticesinde ulaşılan sonuç; kayıtdışı ekonominin vergi affının uygulanmadığı yıllarda 0.34 oranında, vergi affının seyrek uygulandığı yıllarda 0,40 oranında, vergi aflarının sık uygulandığı yıllarda ise 0.59 oranında azaldığı şeklindedir. Bir diğer sonuç ise kişi başına düşen GSYH aynı dönemde 1000 birim artarsa kayıtdışının 1 puan azaldığıdır.

AfKayıt dışı ekonomiVergi affı+1
Selcan Ünal
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 pandemisiyle mücadelede bedavacılık sorunu ve DSÖ'nün rolü

Küresel kamusal mallar, tüketiminde rekabet olmayan, bireylerin bu mal ve hizmetlerin tüketiminden mahrum bırakılamadığı mal grubudur. Fayda ve zararları yayılım itibari ile ulus aşırılığa sahiptir. Sağlık, barış, güvenlik vb konular ulus aşırı etki gösterdiğinden küresel kamusal mal kategorisinde değerlendirilmektedir. Küresel kamusal malların tüketiminde dışlamanın mümkün olmaması durumu bedavacılık probleminin oluşmasına neden olmaktadır. Bedavacılık sorunu, bireylerin kamusal mal tüketiminde bedel ödemeden faydalanacağı güdüsünden kaynaklanır. Günümüzde tüm dünya ülkeleri Covid-19 salgını ile mücadele halindedir. Covid-19'un etkileri tüm dünyayı ilgilendirdiğinden küresel kamusal mal olarak nitelendirilir. Çalışmanın amacı bireyler üzerinde gözlenen bedavacılık sorununun salgınla mücadelede ülkeler düzeyindeki yansımasını ve etkisini incelemektir. Konunun inceleme alanı Dünya Sağlık Örgütü ve üye ülkeler arasındaki ilişkiler temelinde belirlenmiştir. Çalışmanın temel hipotezi, "DSÖ üyesi ülkelerin salgınla mücadele konusunda DSÖ'ne finansal anlamda destek olmaktan uzak durmaktadır" biçiminde belirlenmiştir. Hipotezimizin geçerliliği DSÖ ve diğer uluslararası kurumlarca yayınlanan sayısal verilerden yararlanılarak test edilmiştir. Birinci bölümünde, kamusal mal kavramı ile türleri incelenecektir. Kamusal mal kavramı ışığında küresel kamusal mal kavramına giriş yapılacak ve küresel kamusal mallara ilişkin üretim teknolojileri hakkında bilgi verilecektir. İkinci bölümde, sağlık hizmetlerinin küresellik özelliği hakkında bilgilendirmeler ile sağlık hizmetlerinde bedavacılık sorununun hangi noktalarda ortaya çıktığı incelenecektir. Üçüncü bölümde Dünya Sağlık Örgütü ve ülkelerin pandemi ile mücadele sürecinde çalışmalarına değinilecektir. Mücadele kapsamında Akçal Denkleştirme sorunu açıklanıp görev ve yetki paylaşımı sırasında yaşanılan çatışmalar incelenecektir. Tüm bu açıklamalardan sonra pandemi sürecinde bedavacılık tutumu sergileyen ülkeler ortaya konacaktır.

BedavacılıkCOVID 19Dünya Sağlık Örgütü+3
Rumeysa Kapıcı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de bölgesel kalkınmayı sağlamada kalkınma ajanslarının değerlendirilmesi

Ulusal kalkınmanın sağlanmasında sürdürülebilir bir kalkınma süreci yaşayabilmek için bölgesel kalkınma çalışmalarına büyük önem verilmektedir. Gerek dünya da gerekse Türkiye'de ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan geri kalmış bölgeler mevcuttur. Aradaki gelişmişlik farklarını ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluş çalışmalarıyla kapatmak mümkündür. Bu kurumların içerisinde en büyük rolü kalkınma ajansları yürütmektedir. Kalkınma ajanslarıyla katılımcılık anlayışına dayalı bir süreç içerisinde bölgelerarası gelişmişlik farklarını azaltmak, bölgesel kalkınmaya katkı sağlamak amaçlanır. Kalkınma ajanslarının faaliyetlerinin bölgesel kalkınmaya etkisini görebilmek, performansları hakkında değerlendirme yapabilmek adına araştırmalara başlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde; ekonomik kalkınma kavramından hareketle ülkelerin kalkınma sorununa yönelik geliştirilen teori ve stratejilere yönelik araştırma yapılmıştır. Devletin kalkınma sürecindeki rolü ve bu süreci başarılı geçirebilmek adına kullandığı araçlar başta teşvik politikaları olmak üzere incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde; ulusal kalkınmanın sağlanmasına zemin hazırlayan bölgesel kalkınma yaklaşımından hareketle AB ülkeleri ve Türkiye'deki bölgesel kalkınma uygulamaları başta kalkınma ajansları ayrıntılı olarak incelenmiş ve Türkiye açısından bölgesel kalkınma yaklaşımına yönelik genel değerlendirilme yapılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde; çalışmamızın asıl amacını oluşturan Türkiye'de Düzey 2 bölgelerinde hizmet veren 26 kalkınma ajansının bölgelerarası gelişmişlik farklarını azaltmada kanunlar tarafından belirlenmiş görevleri yerine getirip getirmediğini görebilmek ve performanslarına yönelik fikir sahibi olabilmek adına çalışma yapılmıştır. Geliştirilen veri setiyle kalkınma ajanslarının destek türleri, bütçe imkânları, bölgeye katkıları kuruldukları yıldan 2020 yılına dek ayrıntılı olarak incelenmiştir. Çalışmanın temel hipotezi, "Kalkınma ajansları bölgesel kalkınmaya yönelik faaliyetlerinde etkin değildir." şeklinde belirlenmiştir. Hipotezin geçerliliğini sınamak adına ajanslara yönelik raporlar incelenmiştir. Yapılan araştırma sonucunda hipotezimizin geçerliliği sınanmış ve kalkınma ajanslarının ilk kuruldukları yıllardan bugüne gelişim gösterdiği ancak sürdürülebilir bir başarı yakalayamadıkları sonucuna varılmıştır.

Bölgesel kalkınmaBölgesel kalkınma ajanslarıEkonomik kalkınma+1
Ebru Sipahi
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Dış ticaret ve gümrük anlaşmazlıkları: Cezalar ve çözüm yollarının yapısal eşitlik modeli ile analizi

Ülke ekonomilerinin gelişmesinde zaman içerisinde daha büyük bir role sahip olan dış ticaretin, kurumsallaşması ve sağlıklı bir şekilde işleyişi önem arz etmektedir. Bu nedenle giderek artan ve çeşitlenen hacim ile birlikte daha karmaşık bir hâle gelen dış ticaret sürecinin birtakım kurallar ve standartlar çerçevesinde işlemesi gerekmektedir. Bu çerçevede geçmişten günümüze uluslararası düzeyde birtakım anlaşmalar düzenlenmiş, kuruluş ve organizasyonlar oluşturulmuştur. Ancak tüm düzenlemelere ve çabalara rağmen bu alanda taraflar arasında sıklıkla anlaşmazlıklar gündeme gelmektedir. Anlaşmazlıklar, ulusal ve uluslararası düzeyde çözüm mekanizmaları ile çözümlenmektedir. Bu çalışmada dış ticaret ve gümrük anlaşmazlıklarına ilişkin teorik bilgilerin yanı sıra söz Türkiye'de gümrük idaresi ile doğrudan muhatap olan gümrük müşavirleri ve dış ticaret sorumlularının gümrük işlem ve uygulamaları sürecinde karşı karşıya kaldıkları anlaşmazlıkların kaynağını ve bunların çözümüne ilişkin algı ölçümünü konu alan anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda Yapısal Eşitlik Modeli ile dış ticaret sorumluları ve gümrük müşavirlerinin "gümrük sorunlarına", "gümrük cezalarına", "uyuşmazlık çözüm yollarına" bakışlarına ilişkin algılarını tespit etmek amacıyla üç ölçek geliştirilmiştir. Anket 925 katılımcıya uygulanmış ve elde edilen veriler analiz edilmiştir. Analiz sonuçları genel olarak ölçekler bazında değerlendirildiğinde, gümrük müşavirlerinin dış ticaret sorumlularına göre algı düzeyinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Gümrük müşavirlerine ilişkin alt ölçekler bazında yapılan değerlendirmelerde; idarenin gerek gümrük işlem ve uygulamaları gerekse idari çözüm yolları süreçlerindeki performansının iyi olduğu, ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü hususunda mevcut idari yolların tatmin edici olduğu, mevcut cezaların yeterince caydırıcı ve makul bir düzeyde olduğu gibi sonuçlar öne çıkmaktadır. Buna karşılık mevzuatın karışıklığı, idareler arası uygulama farklılıkları ile idarenin teknik sistemlerinde birtakım iyileştirmelerin gerekli olduğu düşünülmektedir.

CezaGümrük vergisiMali hukuk+6
Neslihan Kızıler
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi uyumu ve uyumsuzluğu sonucunda oluşan mükellef tiplerinin belirlenmesi: Kocaeli örneği

Vergi uyumu, beyannamenin verildiği tarihte uygulanan vergi yasaları, yönetmelikler ve yargı kararlarına uygun olarak vergi yükümlülüğünün beyannamede tam olarak belirtilmesi ve beyannamenin tam ve zamanında ilgili yerlere verilmesi şeklinde ifade edilmektedir. Vergi uyumu / uyumsuzluğu neticesinde dört tip mükellef tipolojisi oluşmaktadır. Bu tipolojiler vergi kaçakçısı, sosyal vergi yükümlüsü, içten vergi yükümlüsü ve dürüst (gönüllü) vergi yükümlüsüdür. Bu çalışmanın amacı vergi mükelleflerinin, vergi uyumu veya uyumsuzluğu sonucunda oluşan mükellef tiplerinin hangisinde kendilerini konumlandırdıklarını tespit etmek ve bu durumu nasıl algıladıkların belirlemektir. Bu amacı gerçekleştirebilmek için çalışmada yöntem olarak nitel analiz uygulanmıştır. Nitel analiz çeşitli alt yöntemlere sahip olup bu çalışmada nitel araştırmanın derinlemesine görüşme tekniği tercih edilmiştir. Çalışmada uygulanan derinlemesine görüşme tekniği Kocaeli ilinde ikamet eden 12 mükellefe uygulanmıştır. Vergi uyumu/uyumsuzluğu kavramına örtüşmesi açısından araştırmaya katılan katılımcılar beyana tabi geliri sadece gayrimenkul sermaye iradından ibaret olan mükelleflerden oluşturulmuştur. Genel değerlendirme yapıldığında özellikle vatandaşlık görevi bilinci, vergi adaletinin güçlü olması gerekliliği, devletin olumlu politikaları, vergi otoritesinin olumlu davranışları, ülke ekonomisinde meydana gelecek pozitif gelişmelerin vatandaşların gelir düzeylerine ve hayat kalitelerine de yansıması mükelleflerin dürüst (gönüllü) vergi yükümlüsü tipolojisinde yer almalarını sağlayabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vergi Uyumu, Vergi Uyumsuzluğu, Mükellef Tipolojileri, Nitel Analiz, Derinlemesine Görüşme.

KocaeliMükellefTipler+3
Meltem Burcu Koçyiğit
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İç göçlerin vergi gelirleri üzerindeki etkisi: Türkiye örneği

Bu çalışmanın amacı Türkiye'de iç göç ile vergi gelirleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışmada 2008-2014 dönemi için 81 il düzeyinde panel regresyon analizi uygulanmıştır. Kurulan modelde bağımlı değişken olarak her ilde tahakkuk eden gelir vergisinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı, bağımsız değişken olarak da her ilin net göç hızı oranı kullanılmıştır. Ayrıca kontrol değişkeni olarak her ilin kişi başına düşen milli geliri modele dâhil edilmiştir. İç göçün temel olarak bir emek faktörü hareketliliği olması nedeniyle vergi türü olarak gelir vergisi seçilmiştir. Temel panel regresyon analizinin sonuçlarına göre net göç hızında meydana gelecek olan %1'lik bir değişim tahakkuk eden vergi/gayri safi yurtiçi hasıla oranında %0.026738'lik bir pozitif değişime neden olmaktadır. Kişi başına düşen milli gelirde meydana gelecek %1'lik bir değişim tahakkuk eden gelir vergisinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranında %0.743096'lık bir pozitif değişime neden olmaktadır. Türkiye'de 2008-2014 dönemi için iç göç neticesinde oluşan net göç hızı tahakkuk eden gelir vergisinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğunu sonucuna ulaşılmıştır.

Gayri safi milli hasılaGöçlerTürk vergi sistemi+2
Sinan Uyan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ile Federal Almanya arasındaki dış ticaret anlaşmaları: 1950-1955 dönemine yönelik tarihsel bir araştırma

1950'lerin başında Türkiye ve Federal Almanya Cumhuriyeti özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkileri ve temel dış ticaret politikaları açısından önemli benzerlikler göstermektedir. Bu benzerliklerin yanında iki ülkenin birbirleri arasında çeşitli ticari anlaşmalara da imza attığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasındaki ticari anlaşmaların değerlendirilmesini bu iki ülkenin kayda değer büyüme gerçekleştirdiği 1950-1955 dönemi için gerçekleştirmektir. Bu dönem içerisinde Türkiye'nin dış ticaret politikasının yönetim şekli Bakanlar Kurulu kararlarına dayanmaktadır. 1950-1955 dönemi içerisinde Federal Almanya Cumhuriyeti ile yapılan ticari anlaşmalar 03.05.1952 ve 25.11.1953 tarihli bakanlar kurulu kararlarında yer almakta olup bu kararlar tarihsel araştırma metodu çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bakanlar Kurulu Kararı, Demokrat Parti Dönemi, Dış Ticaret Politikası, Federal Almanya Cumhuriyeti

AlmanyaAnlaşmalarDemokratik Parti+4
Ahmet Yücedağ
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tahakkuk esaslı devlet muhasebe kayıt yöntemi uygulamasının etkinliği Bursa Büyükşehir Belediyesi örneği

Kamu mali yönetimi kapsamında ele alınan en önemli konulardan birisi devlet muhasebesidir. Bu kapsamda tahakkuk esaslı devlet muhasebe kayıt yöntemi uygulanmaya başlamıştır. Daha ayrıntılı ve şeffaf bir sistem olan bu muhasebe türünde özel kurumların olduğu kadar belediyelerin de gelir ve giderlerinin hesaplanmasında yararlanılmaktadır. Bu çalışmada Bursa Büyükşehir Belediyesi örneği üzerinden tahakkuk esaslı devlet muhasebe kayıt yöntemi uygulamasının etkinliği ele alınmıştır. Çalışmada kanunlardan, raporlardan, makale, kitap ve tezlerden yararlanılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda sistemin oldukça faydalı olduğu söylenebilir.

BelediyelerBursa Büyükşehir BelediyesiKamu maliyesi+5
Gülşah Yılmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Vergilerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinde devlet kapasitesinin rolü

Vergilerin en eski ve temel amacı kamu harcamalarına finansman sağlamaktır. Ayrıca vergiler; tüketim, tasarruf ve yatırım kararları üzerinde etki yarattıkları için, makroekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla, maliye politikası aracı olarak da kullanılmaktadır. Bu makroekonomik hedeflerden biri de ekonomik büyümenin sağlanmasıdır. Bununla birlikte vergilerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğu konusunda bir fikir birliği bulunmamaktadır. Bu etkinin yönünü belirleyen faktörlerden biri devlet kapasitesidir. Bu çalışmanın amacı, gelişmekte olan ülkelerde vergilerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinde devlet kapasitesinin rolünü incelemektir. Vergilerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinde devlet kapasitesinin rolünü ampirik olarak incelemek için, verilerine ulaşılabilen 51 düşük ve orta gelirli ülkeye ait 2012-2019 dönemini kapsayan yıllık veriler kullanılarak, dinamik panel veri analizi yapılmıştır. Sistem genelleştirilmiş momentler metoduyla yapılan tahminlerden elde edilen bulgulara göre; gelişmekte olan ülkelerde vergi gelirlerinde ve devlet kapasitesindeki artışın ekonomik büyümeyi olumlu etkilediği, ancak devlet kapasitesi arttıkça vergilerin ekonomik büyüme üzerindeki olumlu etkisinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır.

DevletDinamik panel teknikleriEkonomik büyüme+3
Çağlayan Tabar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Maliye politikasının tüketici güveni üzerindeki etkisi: Türkiye uygulaması

Devlet belirli sosyal ve ekonomik amaçları gerçekleştirmek için maliye politikası enstrümanlarını kullanmaktadır. 1929 Büyük Depresyon'dan itibaren dünyanın birçok yerinde maliye politikası ekonomik istikrarsızlıklarla mücadele ve ekonomik krizlerden çıkmak için etkin olarak kullanılmaktadır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan tüketicilerin harcama eğilimlerini gösteren tüketici güven endeksi günümüzde gittikçe artan öneme sahip olmaya başlamıştır. Harcamaların belirleyicisi olan tüketiciler ise ekonomik ortama duydukları güven doğrultusunda ekonomiye yön vermektedir. Bu çalışmanın çıkış noktası ise, tüketici güveni ile maliye politikası arasında nasıl bir ilişki olduğu ve tüketici güvenini arttırmak için nasıl politikalar belirlenmesi gerektiği olmuştur. Bu çalışmada, Türkiye'de tüketici güven endeksi ve maliye politikası arasındaki ilişki 2006M1-2017M8 dönemi için incelenmiştir. Maliye politikası göstergeleri olarak dolaysız vergi gelirleri, dolaylı vergi gelirleri, merkezi yönetim bütçe gelir ve harcamaları, iç borçlanmanın toplam borçlanma içindeki payı ile tüketici güven endeksi arasındaki nedensellik ilişkisi ekonometrik yöntemlerle sınanmıştır. Ayrıca geçiş değişkenleri olan piyasa döviz kuru, piyasa faiz oranı ve tüketici fiyat endeksi de analize dâhil edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, kamu gelir ve harcama kalemlerinden tüketici güvenine doğrudan nedensellik bulunmaktadır. Fiyatlar genel düzeyi ve döviz kuru tüketici güvenini doğrudan etkilemektedir. Ayrıca ARDL metoduyla yapılan analizde tüketici güven endeksi ve kamu gelirleri arasında kısa ve uzun dönemli bir ilişkinin varlığı bulunmuştur. Ampirik bulgular sonucunda kamu gelirleri artırıldığında yani daraltıcı maliye politikaları uygulandığında tüketici güven endeksinin arttığı gözlemlenmiştir. Dolayısıyla, Türkiye'de ele alınan dönemde genişletici mali daralma hipotezinin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

ARDL Sınır TestiEkonomiEkonomi politikaları+6
Tuba Gezer
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu borç yönetiminde etkinliğin OECD ülkelerinin makroekonomik performansına etkisi

Küreselleşme sonrası sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, kamu borç portföyünün risklere karşı duyarlılığını arttırarak makroekonomik denge üzerinde bir risk oluşturmuştur. Ekonomik ve finansal istikrarsızlıkları tetikleyen böylesi bir yapı, kamu borç yönetiminde daha profesyonel ve etkin bir yaklaşım sergileme çabalarını teşvik etmiştir. Kamu borç yönetiminde etkinlik, kamunun finansman ihtiyacını düşük maliyet ve kontrol edilebilir risk düzeyinde karşılamak amacıyla oluşturulan strateji geliştirme ve yürütme sürecidir. Etkinlikten uzak ve yasal bir çerçeveye oturtulmayan borç yönetimi politikalarının varlığı kamu maliyesi üzerinde baskı yaratırken, artan borçlanma eğilimi ise makroekonomik dengede bozulmalara yol açmaktadır. Bu çalışmada, 35 OECD ülkesi için 1995-2017 ve 26 OECD ülkesi için 2004-2017 dönemleri baz alınarak kamu borç yönetiminde etkinlik kriterlerinin makroekonomik performans üzerindeki etkisi panel veri analizi ile incelenmiştir. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre, kamu borç yükündeki artışın ekonomik büyümeyi negatif etkilediği, işsizlik, enflasyon ve bütçe açığını ise arttırdığı tespit edilmiştir. Ekonomik büyüme üzerinde pozitif bir etki yaratan faiz yükündeki artış, enflasyonu düşürücü yönde bir baskı yaratırken işsizlik oranı ve bütçe açığını arttırmıştır. İşsizlik hariç diğer tüm makroekonomik göstergeler ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye sahip olmayan kamu borçlanmasında uzun vadeli faiz oranları ve işsizlik ilişkisine bakıldığında, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın işsizlik üzerinde azaltıcı etkisi tespit edilmiştir. Borçlanmada kısa vadeli faiz oranları ile makroekonomik göstergeler arasındaki ilişkiye bakıldığında kısa vadeli faiz oranlarındaki artışın enflasyon ile bütçe açığını arttırdığı, ekonomik büyümeyi negatif etkilediği ve işsizliği düşürdüğü sonucuna ulaşılmıştır. Kamu dış borç yükü ile makroekonomik göstergeler arasında anlamlı bir ilişki bulunmamış ve bütçe dengesindeki iyileşmenin büyüme ve istihdamı pozitif etkilediği görülmüştür. Ayrıca, Dumitrescu ve Hurlin (2012) panel Granger nedensellik testinden elde edilen bulgular, değişkenler arasında tek ve çift yönlü nedensellik ilişkisinin varlığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Borç Yönetimi, Borç Yönetiminde Etkinlik, Panel Veri Analizi, Makroekonomik Performans Göstergeleri

Borçlanma yöntemiBorçlarDevlet borçları+5
Ahmet Köstekçi
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu harcama politikalarında toplumsal cinsiyet eşitliği: Türkiye örneği

Kadınların ve erkeklerin yaşamın tüm alanında aynı haklardan, fırsatlardan ve yaklaşımlardan yararlanması anlamına gelen toplumsal cinsiyet eşitliği; ekonomik, sosyal, hukuki ve siyasi açıdan fırsat eşitliğini içeren çok boyutlu bir kavram olarak ifade edilir. Bu kavram, hakların sağlanması açısından ortaya çıkan insani boyut dışında ekonomik sonuçlar bağlamında da tüm toplumu etkileyen önemli bir konudur. Toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklerin eğitim, istihdam, sağlık, politik gibi çeşitli yaşam alanlarındaki varlığı; toplumsal huzur, barış ve dayanışma gibi konuları olumsuz etkilediği gibi ekonomik büyüme ve kalkınmanın kapasitesinin altında kalmasına sebep olabilmektedir. Genellikle toplumsal cinsiyet açısından tarafsız olduğu düşünülen makroekonomik politikalar, içerdiği alt hedefler ile kadınlar ve erkekler üzerinde farklı etkilere sahip olabilmektedir. Bu yönüyle mali politikaların, toplumsal cinsiyete olan etkilerini ayırt edebilecek araçlar geliştirmesi açısından önemlidir. Devlet, makroekonomik politikalar ile belirli hedeflere ulaşmada birtakım politikalar uygulamakta ve bunların doğrultusunda çeşitli araçlardan yararlanmaktadır. Uygulanan politikalar ve kullanılan araçlar çok çeşitli olmakla birlikte; bu çalışmada devletin toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşmada kamu politikalarının rolü ve daha ayrıntılı olarak kamu harcama politikalarının toplumsal cinsiyet eşitliği açısından önemine yer verilecektir. Çalışmanın son bölümünde ise Türkiye'de çeşitli verilerle toplumsal cinsiyet eşitliğinin yeri ve seçilmiş harcamacı kurumların kadınlara yönelik faaliyetleri ve harcamaları açıklanmaya çalışılacaktır.

Cinsiyet eşitsizliğiEşitsizlikHükümet harcamaları+4
Özge Kaya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Savunma harcamaların sosyal refah harcamaları üzerindeki etkisi: Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO üyesi devletleriyle karşılaştırmalı Türkiye analizi

Soğuk Savaş dönemi sona ermesine rağmen savunma hizmetleri hala önemini korumakta ve bu alanda yapılan harcamalar sürekli artmaktadır. Bu durum, ülkelerin kısıtlı bütçeleri üzerinde ciddi bir yük oluşturmaktadır. Bu da kıt kaynakların ne kadarının savunmaya tahsis edilmesi gerektiği sorusunu beraberinde getirmektedir. Zira savunma harcamalarının neden olduğu "fırsat maliyeti" karşısında optimal bir savunma harcaması düzeyinin belirlenmesini gerekli kılmaktadır. Diğer bir ifade ile savunma hizmetlerine daha fazla kaynak tahsis etmek ancak sosyal refah hizmetlerinden (eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik) vazgeçmeyi gerektirmektedir. Bu çalışmada, savunma harcamaları ile sosyal refah harcamaları (eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik) arasındaki trade-off ilişkisi ve bu ilişkinin yönünün tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda 2000-2019 dönemi baz alınarak NATO üyesi 27 ülke analize dâhil edilmiştir. Analiz dinamik panel veri modellerinden olan Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu (Sistem-GMM) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu metot kapsamında ise üç farklı model kurulmuştur. NATO üyesi 27 ülkenin savunma harcamaları ile kamu eğitim harcamaları arasındaki ilişkiyi inceleyen Model-1'de her iki değişken arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Savunma harcamaları ile kamu sağlık harcamaları arasındaki ilişkiyi test eden Model-2'de ise söz konusu değişkenler arasında anlamlı ve pozitif bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Ancak savunma harcamaları ile toplam sosyal refah harcamaları arasındaki ilişkinin analiz edildiği Model-3'te de her iki değişken arasında anlamlı ve negatif bir ilişki tespit edilmiştir.

Eğitim harcamalarıHarcama sistemiKamu harcamaları+7
Servet Taşdelen
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00