7
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Demokrasiye geçiş süreçlerinde kadın: Türkiye ve Tunus örneklerinde seküler ve dini kadın hareketlerinin karşılaştırılması
Bu çalışma, Türkiye'deki ve Tunus'taki kadınların kimlik algılarını, vatandaşlığın kadın boyutunu ve STK pratiklerini kadınların kendi içlerindeki ayrımlaşmaları da göz önüne alarak incelemektedir. Bu kapsamda, vatandaşlık teorilerinden ve kadınların sivil toplumdaki faaliyetlerini esas alan yazından yararlanarak kadınların toplumsal katılımlarının, devlete ve sivil toplumun rolüne bakış açılarının ve kadınlık-aile algılarının analizi sunulmaktadır. Her iki ülkede seküler ve İslami olarak farklı platformlarda görünür olan kadınların kesişen ya da ayrımlaşan görüşleri, farklı sivil toplum alanlarındaki kadınlarla yapılan mülakatlara dayalı olarak tartışılmaktadır. Tezde, karşılaştırmalı vaka analizi yönteminden yararlanılmaktadır. Ortadoğu, İslam ve sekülerizm konularının iki ülke ve ülke içi gruplar açısından karşılaştırmaya el verecek bir bütünlük içinde ele alınması da bu çalışma kapsamında gerçekleşmiştir. Vatandaşlık, kadın, kimlik, feminizm, sivil toplum ve İslami/seküler ayrımlarını bir araya getirmesi bakımından bu tez, bütünsel yaklaşımıyla, vatandaşlık tartışmalarının çıkış noktası olan Avrupa'nın dışında bir bölgede Müslüman nüfus ağırlıklı iki ülke olan Türkiye ve Tunus örneklerinden yola çıkarak bu konuları karşılaştırmalı olarak çalışmak yoluyla literatüre bir katkı niteliğindedir. Yarı yapılandırılmış görüşmeler toplam 20 kadın sivil toplumu yetkilisi ile İstanbul, Ankara ve Tunus'un başkenti Tunus'ta yapılmıştır. Bu bulgular kapsamında Türkiye'deki ve Tunus'taki kadın hareketlerinin olanakları ve sınırlılıkları tartışılmıştır. Farklı kimlikleri temsil eden kadınların kurucu ideoloji ve feminizm tartışmalarında, kadınlığın tarifinde, alternatif sistem önerilerinde, devlet otoritesi ve sivil toplumun fonksiyonları gibi konularda farklılaştıkları ve iktidar değişimleri neticesinde farklı etkilenmeler yaşadıkları gözlenmiştir. Dolayısıyla kadınların bir aktör olarak aktivizminin yapısal faktörlerin sınırları ölçüsünde gerçekleştiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimler: Kadın, Sivil Toplum, Vatandaşlık, Türkiye, Tunus
İsrail stratejik kültüründe Hizbullah
Kavramın kuramsal araştırmacılarına göre stratejik kültür, ülkelerin güvenlik temalı strateji oluşturmadaki karar alma süreçlerine etki eden, duygu, düşünce ve davranış kalıplarının toplamı olarak tanımlanmaktadır. Bu tezde, ilk olarak stratejik kültür kavramının teorik içeriğinden bahsedildikten sonra, İsrail stratejik kültürünün, jeostrateji, tarih, din ve kamoyunun algı mercekleri üzerinden tanımlanan kaynakları ve kaynakları ile doğrudan ilişkili olan karakteristik davranış kalıpları belirlenmiştir. İkinci olarak ise İsrail stratejik kültüründeki karakteristik davranış kalıplarının, başta kabine, başbakanlık, savunma bakanlığı, genelkurmay başkanlığı, askeri istihbarat başkanlığı, dışişleri bakanlığı ve ilgili diğer kurumlar olmak üzere İsrailli karar alıcıların ilgili dönemlerin kendi bağlamları içerisinde, Hizbullah ile mücadele temalı güvenlik stratejileri oluşturmadaki karar alma süreçlerine nasıl etki ettiği tartışılmaktadır. Araştırma, Hizbullah'ın kuruluşundan itibaren, İsrail'in Lübnan'a düzenlediği askerî harekâtları içermekte ve son olarak 2006 yılındaki stratejik başarısızlığının nedenlerini stratejik kültür üzerinden sorgulamaktadır. Bununla birlikte, İkinci Lübnan Savaşı ve bilhassa Hizbullah unsurlarının önemli bir bölümünün Suriye'ye kayması sonucunu doğuran Suriye İç Savaşı'ndan sonra bölgede uzun bir süredir taraflararası, göreceli bir sessizlik hakim olmuştur.
Ak parti döneminde Filistin sorunu (2002-2017)
AK Parti'nin iktidara geldikten sonra 2002-2017 yılları arasında uyguladığı dış politika değişimleri ve özellikle Türkiye'nin Filistin meselesi hakkındaki tutumu bu tezin ana konusudur. Çünkü bu dönemde Filistin meselesi hem Türkiye'nin temel meselelerinden biri haline gelmiştir hem de uluslararası gündemdeki yerini korumuştur. AK Parti'nin uyguladığı bu değişim özellikle Orta Doğu'da söz sahibi olması konusunda büyük role sahiptir. Tezde siyasi kararların kaynağı olan tarihi, analtik ve vasıflandırıcı metotlar kullanılmaktadır. Çünkü bu metot AK parti'nin Filistin meselesine karşı dış politikasını, dış politika mahiyeti ve ilişkiler seviyesindeki etkileşimi ve devlet kimliğinin oluşumuna etkisini açıklamak için en uygun yöntemdir. Osmanlı döneminden başlayarak 2002 yılına kadar olan süreçte Türk dış politikasının nasıl uygulandığı bu tezin konusunu tam olarak ortaya koymak için önemlidir. Bu nedenle tezde Osmanlı dönemin de vurgusu yapılmıştır. Sonrasında ise Ak Parti'nin kendi prensiplerinden kaynaklanan Orta Doğu politikası anlatılmıştır. Ayrıca bu tezde Türkiye'nin dış politikasının uluslararası sistemdeki mahiyeti, çok eski bir müttefik olarak ABD ile ilişkileri, Filistin meselesi ile ilgili anlaşma ve ihtilaf hususları analiz edilmiştir. Türkiye-AB ilişkileri, Türkiye-Rusya ilişkileri, Filistin meselesi ile ilgili mutabık ve ihtilaflı olduğu konular, Türkiye'nin BM nezdinde Filistin ile ilgili rolü ve faaliyetleri ve Filistin ile ilgili BM'de alınan kararların açıklanmasındaki rolü bu tezde ayrıntlı bir şekilde anlatılmıştır. 2002-2017 yılları arasında gerçekleştirilen Türkiye-Filistin ilişkilerini açıklamak için Türkiye'deki siyasi partileri, baskı gurupları, çıkarlar, kimlik ve kamuoyu gibi siyasi kararları etkileyen iç faktörlerin bu ilişki üzerindeki etkilerini anlatmak bu tezin amaçlarından biri olarak bilerlenmiştir. Ayrıca 2008 yılında Gazze'ye yapılan saldırılar ve Türkiye'nin Filistin halkına yaptığı destekler, İsrail'e karşı kınama ve sert tutumları tezin amacına uygun bir şekilde objektif olarak anlatılmıştır. Filistin meselesinde Türkiye birçok önemli engelle karşılaşmıştır ve bu meselede önemli bir rol üstelenmiştir. İsrail-Filistin arasında yapılan tasviye girişimleri ve Türkiye'nin rolü, Filistin devleti ve 1967 sınırları, mültecilerin geri dönüş hakkı, Kudüs ve kutsal mekânların durumu gibi çatışmanın önemli konuları da tarafsız bir şekilde açıklanmıştır. İsrail tarafından Filistin halkına yapılan saldırılar (2008, 2012 ve 2014 saldırıları) karşısında Türkiye'nin hem bölgesel hem de uluslararası alandaki tutumu analiz edilmiştir. Ayrıca Türkiye tarafından Filisitin'e yapılan her alandaki yardımlar anlatılmıştır. Filistin iç bölünmüşlüğü konusunda Türkiye önemli bir role sahiptir. Bu rol kapsamında barışı ve kalıcı istikrarı sağlamak için Filistin hükümeti ile Hamas arasında bir arabuluculuk yapmıştır ve hala yapmaktadır. Kısaca İsrail'in kurulmasından itibaren AK Parti'nin iktidara geldiği döneme kadar geçen süreçte ve özellikle AK Parti döneminde, Filistin meselesinin Türkiye-İsrail ilişkilerini ne yönde etkilediği ve değiştirdiği konusunun literatürde tam ve objektif olarak anlatıldığı görülmüştür. Buradan hareketle bu tezde konu ayrıntılı bir şekilde anlatılarak bundan sonra yapılacak olan akademik çalışmalar için tavsiyelerde bulunulmuştur.
Suriye'nin etnik-dini yapısının siyasi tarihe ve iç savaşa etkileri
Dünya'nın çeşitli bölgelerinde yaşanan iç çatışmalarda tarafları harekete geçiren temel motivasyon unsurları arasında, kimliğe dayalı farklılıklardan doğan gerilimler önemli bir yer tutmaktadır. Bu doğrultuda; birbirinden farklı birçok etnik ve dini kimliği bünyesinde barındıran Suriye'de, bu çeşitliliğin ülkenin siyasi tarihine ve ülkedeki iç savaşa ne şekilde ve hangi ölçülerde etki ettiği bir tartışma konusudur. Her ne kadar iç savaşı bütünüyle bu dinamikler üzerinden açıklamak doğru değilse de ülkede etnik ve dini kimlikler arasında modern tarihi süreçte görülen kutuplaşmalar, Suriye'nin 20. Yüzyıl tarihini şekillendirdiği gibi, manda dönemindeki Fransız idarecilerin azınlıklar üzerinden güç devşirme politikası da uzun vadede ülkede bir azınlık iktidarının doğmasına yol açmıştır. Geniş bir toplumsal meşruiyetten yoksun olan Esad ailesinin Nusayri azınlık iktidarı, ülkeyi kırk yılı aşkın bir süre boyunca her türlü demokratik temelden yoksun ve oldukça otoriter bir şekilde yönetmiştir. Bu süre zarfında devletin bütün güç aygıtları kullanılarak ülkede çoğunluğu teşkil eden toplumsal bileşenlere yönelik her türlü baskı ve şiddet politikası uygulanmıştır. Bu sindirme politikası, ülkede etkin bir muhalefetin oluşmasını engelleyemediği gibi aksine toplumda içten içe büyüyen bir öfke birikmesine yol açmıştır. 2011'de patlak veren iç savaş bu öfke birikmesinin bir sonucudur. Bu çalışmada; Suriye'deki etnik ve dini farklılıklardan kaynaklanan çatışmaların, ülkenin siyasi tarihi üzerindeki şekillendirici etkisi ve iç savaşın başlamasındaki rolü araştırılmış ve bu farklılıkların iç savaş sürecinde de tarafları harekete geçiren temel saikler arasında olup olmadığı incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre; ülkedeki etnik ve dini farklılıkların hem ülkenin modern siyasi tarihini şekillendirici temel ekenlerden biri olduğu hem de tarafların çatışma hatlarındaki konumlarına bakıldığında iç savaşın başlamasında belirleyici rol oynadığı görülmüştür. İç savaşın radikalleşen safhalarındaki söylemlere bakıldığında ise başlardaki demokratik dönüşüm beklentilerinin, mezhep savaşına dayalı bir propagandaya terk edildiği görülmüştür. Sonuç olarak yaygın kanaatin aksine, Arap Baharı ya da Suriye'deki rejimin salt otoriter doğası, ülkedeki savaşın ortaya çıkmasındaki yegâne etkenler değildir. Başlangıcı itibariyle Suriye İç Savaşı; ülkenin uzun yıllar içinde bulunduğu kimliğe dayalı kutuplaşmanın ve bir azınlık diktatörlüğü altında ezilen toplumun çoğunluğunun, kendileri açısından uygun konjonktür oluştuğunda taleplerini şiddete dayalı bir şekilde ifade etmesinin sonucudur.
Eleştirel güvenlik ekolü perspektifinden anti-İslamizm ve İslamofobi çözümlemesi
Uluslararası ilişkiler alanında kurucu kavramlardan biri olan güvenlik konusu, Soğuk Savaş'ın sona erdiği 1990'lara kadar genel olarak realist güvenlik yaklaşımlarının teorileri ışığında devlet merkezli, askeri çözümlü, tehdidin genellikle başka ülkelerden geldiği ön kabulü üzerinden ele alınmıştır. Ancak Soğuk Savaş'ın bitmesiyle çeşitli tehditler ortaya çıkmaya başlayınca klasik güvenlik yaklaşımları eleştirilerek güvenliğin yeni tanımları yapılmaya başlanmış, tanım genişlemiş ve derinleşmiş, bireyin güvenliği de güvenlik çalışmalarına dahil edilmiştir. Ayrıca klasik güvenlik yaklaşımları eleştirilirken güvenliğin türetilmiş bir kavram olduğu tezi savunulmuştur. Soğuk Savaş sonrası dönemde "komünizm tehlikesinin" ortadan kalkmasıyla Batı ülkeleri yeni bir tehdide ihtiyaç duymuş ve bu ihtiyaç Müslümanların güvenlik konusuna dahil edilmesiyle giderilmiştir. Soğuk Savaş sonrası tehdidin İslam medeniyetinden, Batı medeniyetine yöneleceği iddiasının yardımıyla Müslümanlar, İslamofobi ve anti-İslamizm gibi olgular üzerinden birer güvenlik problemi olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada, Müslümanların ve İslam'ın siyasi, politik amaçlar için İslamofobi ve anti-islamizm vasıtası ile türetilmiş bilgi yardımıyla nasıl birer güvenlik problemi haline getirildiği, eleştirel bir güvenlik yaklaşımı olan Galler/Aberyswyth Ekolü'nün teorileri üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, Eleştirel Güvenlik, Aberyswyth/Galler Ekolü, İslamofobi, İslam Karşıtlığı
Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki müdahalelerinin hukuki meşruiyeti (2015-2018)
Bu tezde Türkiye'nin gerçekleştirdiği Şah Fırat Operasyonu, Beşika Müdahalesi, Fırat Kalkanı Harekâtı ve Zeytin Dalı Harekâtı'nın uluslararası hukuka göre meşruiyeti konusu ele alınmaktadır. Türkiye, söz konusu müdahaleleri resmî olarak Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 51. maddesinde ifadesini bulan meşru müdafaa hakkına dayanarak gerçekleştirdiğini açıklamıştır. 51. maddeye göre devletler, meşru müdafaa hakkına ancak kendilerine yönelik silahlı bir saldırı vukû bulduğunda başvurabilecektir. Tezde de terör örgütlerinin Türkiye'de gerçekleştirdiği saldırıların, 51. maddede öngörülen silahlı saldırı şartını karşılayıp karşılamadığı tartışmaya açılmaktadır. Ayrıca terör saldırıları üzerine gerçekleştirildiği belirtilen Türk müdahalelerinin ne derece sınırlı, amacına uygun ve terör örgütlerinin oluşturduğu tehdide yönelik olduğundan söz edilecektir. Bununla birlikte, BM Güvenlik Konseyi'nin uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden bu kriz karşısında gerekli ve makul önlemleri alamadığı görülmektedir. Bu durum karşısında BM Güvenlik Konseyi gerekli önlemleri alana kadar Türkiye'nin mevcut olanaklarla yaşanan tehdide karşı ne tür önlemler alabileceği de tezde incelenmektedir. Türk müdahaleleri meşru müdafaa hakkı temelinde açıklanırken, devlet dışı aktörlere karşı başvurulacak olan meşru müdafaa hakkı konusunda Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın cevap veremediği sorunlara yanıt vermesi için ortaya konan "Acizlik veya İsteksizlik Doktrini", "Zaruriyet Doktrini" ve "Koruma Sorumluluğu Doktrini" çerçevesinde de Türk müdahaleleri açıklanmaktadır. Meşru müdafaa hakkındaki muğlaklıklar ve BM Güvenlik Konseyi sisteminin sorgulanır yapısı da dikkate alınarak tez çalışmasının örgüsü "Küresel Yönetişim Teorisi" üzerinden kurgulanmaktadır. Son olarak çalışmada uluslararası insancıl hukukunun Suriye iç savaşındaki yeri ve önemi değerlendirilmekte ve Türk müdahalelerinin meşruiyetine olan etkisi ele alınmaktadır.
D-8 Örgütü'nün Türk dış politikasına etkisi
D-8 Örgütü Türkiye'nin fikir babası olduğu, üye ülkeler arası ekonomi ve ticareti arttırmayı temel alan gelişmekte olan sekiz İslam Ülkesinin bir araya gelerek oluşturdukları uluslararası bir örgüttür. Bu çalışmanın amacı D-8 Örgütü'nün Türk dış politikasına etkisini analiz etmektir. Bu çerçevede Türkiye'nin D-8 Örgütüne üye ülkeler ile diplomatik ilişkileri kuruluşundan günümüze kadar incelenmiş ve analiz edilmiştir. D-8 öncesi ilişkilerin nasıl olduğu, D-8 Örgütü kurulduktan sonra Türkiye'nin bu ülkelerle ilişkilerindeki değişim anlatılmıştır. D-8 Örgütü çerçevesinde Türkiye bazı somut kazanımlar elde etmiş fakat bu kazanımlar süreklilik arz etmemiştir. Bu açıdan D-8'in hem Türk dış politikasına hem de Türkiye'nin üye ülkelerle ticaretinin artmasına katkıları sınırlı kalmıştır.