Sakarya University
Departman

Department of Philosophy

Sakarya University

37

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Departman Tezleri

10 Tez
Master'sOpen AccessTR

Hacı adaylarına verilen eğitim seminerlerinin yeterliliği

Bu araştırmada, hac ibadetini yerine getirecek hacı adaylarının katıldığı ve müftülüklerin düzenlediği hac seminerleri araştırılmaya çalışılmıştır. Araştırma, Kocaeli, Sakarya ve Tekirdağ il müftülüklerinin düzenlediği 2009 yılı hac seminerlerine katılan toplam 455 hacı adayı üzerinde anket tekniği kullanılarak uygulanmıştır. Bu şekilde toplanan verilerin istatistiksel işlemleri SPSS (Statistical Package for Social Sciences) bilgisayar istatistiksel paket programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırmada cinsiyet, yaş, sosyal çevre, eğitim durumu ve meslek gibi demografik özelliklerin hac ibadeti ve eğitimine etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Örneklem grubundan elde edilen veriler Ki Kare tekniğiyle çözümlenmeye çalışılmış ve anlamlı olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edilmiştir.Araştırma sonucunda, önceki yılların aksine kadınlarında hacca gitme eğiliminin arttığı, hacı adaylarının orta ve ileri yaş gruplarında yoğunlaştığı ve emeklilerle ev hanımlarının meslek grupları içinde çok fazla yer kapladığı ve hacı adaylarının eğitim düzeyi yükseldikçe seminerlere katılımının arttığı ve hac eğitimine daha fazla önem verdiği görülmektedir.Hac seminerlerinin hacı adaylarının seminerlerden önceki beklentilerine büyük oranda cevap verdiği; ancak bazı önemli konularda eksikliklerin de olduğu tespit edilmiştir. Özellikle seminerlere katılımı sağlamaya yönelik motive edici herhangi bir çalışmasının olmaması ve eğitime yardımcı unsurlara gereken önemin gösterilmemesi bu eksiklikler içinde zikredilebilir.Hac seminerlerin belli bir plan, program ve bütünlük içinde yapılmasını sağlayacak, uygulanabilir bir programın elde bulunmaması seminerlerin en önemli handikabı olarak görülmüştür.Seminerler sonunda, hacı adaylarının haccın ibadet boyutuyla ilgili bilgilerinin, haccın pratik yönleriyle ilgili bilgilerinden daha iyi durumda olduğu görülmüştür. Hacı adaylarına davranış eğitimi ve hac ortamı hakkında daha fazla ve etkin bir eğitim verilmesi gerektiği kanaati oluşmuştur.

HacSeminer
Ertuğrul Bayram Doğan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Ebu'l-Berekat el-Bağdadi'nin Tanrı anlayışı

Bu çalışma, Ebu'l-Berekat el-Bağdadi'nin Tanrı anlayışını varlık ve zaman düşüncesiyle birlikte konu edinir. Ebu'l-Berekat'ın söz konusu düşüncesini çözümleyerek İslam felsefesi ile ilgili araştırmalara mütevazı bir katkı sunabilmek bu araştırmanın amacı olarak ifade edilebilir. Ebu'l-Berekat'ın felsefesiyle ilgili özellikle Türkçe'de nitelik ve nicelik olarak yeterli ölçüde çalışmanın olmadığı dikkate alınırsa bu araştırma önemli olarak görülebilir. Ebu'l-Berekat'ın felsefesi yeterli düzeyde bilinmediği için İslam felsefesi ile ilgili yapılan değerlendirmelerde büyük ölçüde Ebu'l-Berekat göz önüne alınmaz.Bu araştırma iki bölüm olarak düzenlenmiştir. Birinci bölümde Tanrı, varlık ve zaman konuları ile ilgili Ebu'l-Berekat öncesi felsefe geleneğindeki düşünceler genel olarak ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Ebu'l-Berekat'ın söz konusu düşüncesi kavramsal bir çözümlemeyle incelenmiştir.Bu bağlamda şu sonuçlar elde edilmiştir: Ebu'l-Berekat varolanı (mevcud), dış dünyada ve zihinde olmak üzere ikiye ayırır. Dış dünyada varolanı ise akılsal olarak Zorunlu ve zorunsuz şeklinde ikiye ayırarak Farabi ve İbn Sina'yı izler. Ayrıca varlık ve mahiyet ayrımında da Farabi ve İbn Sina'yı izler. Ebu'l-Berekat Farabi ve İbn Sina'dan farklı olarak ise varlık (vücud) ve varolan (mevcud) ayrımından söz eder. Bu bağlamda varolma fiilini irdeler. Varlık kavramına vurgu yapar. Varlık ve kavrayış arasındaki özel ilişkiyi belirtir. Varlık ve zaman arasındaki ilişkiyi çözümler. Ona göre zaman varlığın ölçüsüdür. Ebu'l-Berekat'a göre varlık, zaman ve ben (nefis) önsel olarak bilinir. Ebu'l-Berekat Tanrı için özsel olumlu nitelikleri kabul eder. Tanrı'nın niteliklerinin ve eylemlerinin kendi özünden özsel sonralıkla meydana geldiğini belirtir. Ona göre eylemler Tanrı'nın nitelikleri ve halleri aracılığıyla özünden meydana gelir. Ebu'l-Berekat Tanrı'nın birliğinde O'nun her bakımdan bir ve yalın olduğunu belirtir. Bu konudaki temel vurgusu saltık yalınlık üzerinedir. O bu konuda büyük ölçüde İbn Sina'yı izler. Tanrı'nın bilgisine gelince Ebu'l-Berekat bu konuda Aristoteles ve İbn Sina'nın düşüncelerini eleştirir. Ona göre Tanrı'nın bilmesi yetkinliğinden dolayıdır. Dolayısıyla Tanrı hem tikelleri hem tümelleri bilir. O'nun tikelleri bilmesi özünde başkalık ve çokluk gerektirmez. Diğer yandan Tanrı'nın bilgisi varolan üzerindedir.

Ebu`l-Berakat el-BağdadiTanrıVarlık+2
Yakup Özkan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İlerlemeci tarih anlayışı ve bu anlayışta Fukuyama'nın yeri

Aydınlanmayla birlikte tarih, doğrusal ilerleyen bir süreç olarak ele alınmış ve bu ilerleme fikri yaşamın tüm alanlarına optimist bir bakış açısıyla dağıtılmıştır. İnsan aklına duyulan güven ile tarihteki her anın, bir öncekine göre daha iyi olduğu ve bu ilerlemenin geri döndürülemezliği ifade edilmiştir. Hegel, Marx ve Fukuyama'da da -bazı farklarla olsa bile- ilerlemeci tarih anlayışının miras alınışını görmekteyiz. Hegel de, Marx da, Fukuyama da, fikirlerini ?tarihte belli yasalar olduğu ve tarihi bu yasaların yönlendirdiği? temeli üzerine kurmuşlardır.Bu çalışmanın temel problemi, tarihin Aydınlanmacıların ortaya koyduğu gibi, doğrusal olarak ilerleyen bir süreç mi, yoksa zigzaglar çizen iniş ve çıkışlarla dolu bir süreç mi olduğunu irdelemektir. Bu çerçevede, tarihte tüm uluslar için geçerli olabilecek doğa bilimleri tarzında yasalar olup olmadığı, fiziki alan ile insani alanın birbirlerinden farkları, tarihi belirleyen asıl değerlerin genellikler mi bireysellikler mi olduğu tartışılmaktadır. Öncelikle ilerlemeci tarih anlayışının ortaya çıkış nedenlerini kavramak bakımından, nedenlerin öncülleri değerlendirilecektir. Daha sonra ilerlemeci tarih anlayışı içerisinde Francis Fukuyama'nın nerede durduğu, kendisi ile aynı çizgide olan düşünürlerle benzerlikler ve farklılıklarının neler olduğu üzerinde durulacaktır. Tarihe verilen anlamın, ilerleme dışında alternatiflerinin neler olduğunun ele alınmasının da bu çalışma için gerekli olduğu düşünülmektedir.Bu çerçevede yapılan araştırma sonucunda; ilerlemecilerin belirli somutluklardan hareketle, tarihe evrensellik çerçevesinde baktıkları, toplumlararası farklılıkları gözetmedikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca tarihsel alana doğa alanı gibi yaklaşarak bazı yasalar yükledikleri; oysa tarihsel alanın bir kültür bilimi alanı olarak doğa yasaları tarzında yasalar barındırmadığı, toplumlar arasındaki farklılıklar nedeniyle evrensel bir tarih fikrinin tutarlı olmadığı, tarihsel sürecin sonunun öngörülemeyeceği tespit edilmiştir.

AydınlanmaFukuyama, FrancisTarih+3
Huriye Yeliz Öztürk
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Platon'un ruh anlayışının siyaset anlayışına etkisi

Bu çalışmada Platon'un siyaset anlayışının oluşmasındaki etkenler üzerinde durulmuş, bu bağlamda İlkçağ Polis teşkilatı ve yönetim şekilleri incelenmiş, Platon'un bu yönetim şekillerine dair düşünceleri de göz önünde bulundurularak, tüm öncüller doğrultusunda, filozofun siyaset anlayışı açıklanmaya çalışılmıştır.İlkçağ Polis'inin dini, siyasi ve ekonomik bütünlüğü ve bu bütünlük fikrinin Platon felsefesindeki yeri göz önünde bulundurulduğunda, Platoncu siyaset fikrinin yoğun ahlaki vurgusuyla karşılaşılır. Bu bakış açısı tüm Platon felsefesinin temellendirildiği ?ruh? anlayışının siyaset söz konusu olduğunda da dayanak noktası olduğunu gösterir. Bu tezin amacı da ?ruh?un siyasetteki bu belirleyiciliğini gösterebilmektir.Platon'un yönetim biçimleri ve yönetenlerin ruhları arasında kurmuş olduğu koşutluk ve devleti insanın büyütülmüş hali olarak tasavvur etmesi, varılmaya çalışılan amacın haklılığını, yani siyasetin ruh ile temellendirilmesini meşrulaştırır.Anahtar kelimeler: Platon, Sokrates, Polis, Siyaset, Ruh, Filozof, Antik Felsefe

FelsefePlatonRuh+2
Şule Keskin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Bilim felsefesinde nesnellik tartışmaları: Sokal örneği

Çağdaş dönemde moda olan göreci tutumlar, çeşitli etkinlik alanlarında boy göstermektedir. Söz konusu göreci düşünceler özellikle bilim felsefesinde kendisini hissettirmektedir. Bu Nedenle çalışmamızın temel konusunu bu göreci tutumlar ve bu tutumların realist bakış açısıyla eleştirilmesi oluşturmaktadır.Çalışmamızın birinci bölümünde çağdaş bilim felsefesinde önemli bir yere sahip olan ve ortaya koydukları bilim anlayışıyla isimlerinden çokça söz ettiren Thomas Khun ve Paul Feyerabend'in düşüncelerindeki göreci tutumlara değindik. Bahsi geçen düşünürler, çağdaş dönemde postmodern düşüncelere zemin hazırlaması bakımından önemli etkilere sahiptir. Bu nedenle bu düşünürler çağdaş dönemdeki relativist öğeler olarak değerlendirilmiş ve kimi realist bakışaçılarınca eleştirilmişlerdir.İkinci bölümde ise bahsi geçen göreci bilim anlayışlarını Jhon Searle ve Alan Sokal'ın realist pencereden yaptıkları eleştirilerine yer verdik. Bu eleştiriler relativizmin kusurlu yanlarını veyarattığı olumsuz sonuçları üzerinedir. Alan Sokal bir fizikçi olarak, çalışma arkadaşı Bricmont ile ele aldığı çalışmalarda postmodern anlayışa özgün eleştiriler getirmiştir. Biz çalışmamızda yapılan bu eleştirilerin sadece bilgi ve bilim felsefesi ile ilgili noktalarına değindik. John Searle ise çalışmamızda bilim felsefesinin dışında, realist noktada duran bir düşünür olarak yer almıştır. Sokla'ın düşüncelerine benzer realist kaygılarla, gerçeklik nesnellik kavramları ile ilgili düşünceleriyle nesnelci tavrın bir ayağını oluşturmuştur.

Bilim felsefesiFelsefeFelsefe tarihi+2
Demet Yalçınkaya
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Farabi'de yaratma

Bu çalışmada Farabi'nin yaratmaya ilişkin görüşleri incelenmiştir. Mesele ele alınırken öncelikle düşünürün içinde bulunduğu fikir atmosferinin yaratmayı nasıl anladığı üzerinde durulmuştur.Çalışmada Farabi'nin yaratma meselesine dair görüşlerinin analizi amaçlanmaktadır. İki bölüm halinde sunulan bu çalışmada, önce İslam dininin temel referansları ve yaratma meselesi çerçevesinde kullanılan kavramlara yer verilmiştir. Bu bağlamda kavramlar analiz edilmiştir. İkinci bölümde ise Farabi'nin düşünce sisteminde yaratmanın nasıl anlaşıldığı üzerinde durulmuştur.Filozofun yaratma konusu ile ilgili mustakil eseri olmamakla birlikte, temel eserlerinde yaratma konusu işlenmiştir. Bizde bu çalışmamızda Farabi'nin yaratma konusunu işlediği önemli eserlerini referans alarak onun konu hakkındaki görüşlerini belirtmeye çalıştık.Farabi var etme ile bilme arasında bir gereklilik düşünmüş ve yaratmayı bu ilişkiye bağlı olarak ortaya koymuştur. Tanrı'nın özel varlığı ve bu varlığı bilmeye bağlı olarak sûdur (emanation) ortaya çıkmış tüm var olanlar varlığa gelmiştir. Bu anlamda alemin var olması ve devamlılığı sûdur nazariyesi ile açıklanmıştır. Çalışmamız sonucunda düşünürün yaratma problemini çözümlemek için diğer bir ifadeyle Tanrı ile alem arasındaki boşluğu kapatmak adına böyle bir yaratma modeli sunduğunu söyleyebiliriz.

SudurYaratma
Elif Ergün
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

XV. yüzyıl dinler tarihçisi olarak Makrîzî

Ülkemizde, Dinler Tarihi'nin çeşitli konuları ve değişik dinler üzerinde yapılan çalışmaların yanında, İslam dünyasında yetişmiş önemli Müslüman bilginler ve bunların eserleri üzerinde birtakım çalışmalar yapılmaktadır.Bu çalışmanın araştırma problemi İslam âleminin yetiştirdiği ve İbn Haldûn ekolüne mensup büyük bir bilgin ve düşünür olan Makrîzî'nin eserlerinde Yahudilik ve özellikle Hıristiyanlık dinleri hakkında verdiği bilgilerin bir değerlendirmesi olarak ifade edilebilir.Bu bağlamda çalışmanın amaçlarını şu şekilde ifade etmemiz mümkündür:1. Dinler Tarihi'nin klasikleri diyebileceğimiz bazı kaynaklar incelenmiş ve günümüze taşınmış bulunmaktadır. Bu çalışma da bu yolda atılmış bir adım olmayı hedeflemektedir.2. Bir tarihçi olan Takiyüddîn el-Makrîzî'nin dinler hakkında bilgi verirken takip ettiği metodun belirlenmesi.3. Dinlerle ilgili olarak verdiği kayıtların neler olduğu ve bunların değerlendirilmesi.Bu araştırmanın kapsamı Makrîzî'nin özellikle el-Hitat adlı eserinin sonunda Yahudilik ve Hıristiyanlık dinleri ile ilgili verdiği malumatları içermektedir.Çalışmayı yaparken konumuzla alakalı tüm verileri gözden geçirip konumuzla ilgili bölümleri tercüme ettik. Günümüz verileriyle uygunluğunu tespit etmek için de konuyla ilgili kaynaklara başvurmayı ihmal etmedik.Bu çerçevede yapılan çalışmanın sonucunda pek çok kaynağa birinci elden ulaşan Makrîzî'nin dinleri ele alırken mümkün olduğunca objektif olmaya ve doğru bilgiler vermeye çalıştığını görmekteyiz. Verdiği bilgilerin, bir reddiye olmaktan ve savunmacı bir tavır sergilemekten uzak olması da ayrıca vurgulanması gereken bir özelliktir.

Necattin Hanay
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Davud-i Kayseri'de kâmil insan anlayışı

XIII ve XIV. Yüzyılın kesişim noktasında yer alan Kayserili Davud, (1260-1350) Osmanlı devletinde İznik'te kurulan ilk medreseye atanan baş müderris olması sebebiyle kendisinden önceki tasavvufî, kelâmî ve felsefî düşünce mirası ile Osmanlı düşünce hayatı arasında bir köprü görevi üstlenmiştir. Dolayısıyla hem önceki düşünce dünyasını hem de Osmanlıdaki fikri hayatı anlamamız açısından incelenmeye değer bir mutasavvıftır.Bu çalışmanın konusu, Kayserili Davud'a göre kâmil insan anlayışıdır. Kayserili Davud'un düşünceleri genel olarak İbnü'l-Arabî'nin sistematize ettiği vahdet-i vücûd anlayışına dayanmaktadır. Bu açıdan kâmil insan anlayışı da İbnül-Arabî etkisinden uzak değildir. Kâmil insan kavramı, hem varlık düşüncesiyle ilgili bir yönü hem de etik boyutu olan bir kavramdır. Varlığın birliği anlayışında mutlak varlık denilen Hakk, kendi kendine zuhur eder. Hakk'ın bu zuhuruyla alem denilen varlık dünyası ortaya çıkar. Fakat zuhur eden bu alem, kendisinden zuhur ettiği bu Hakk'ı tüm özelikleriyle yansıtmaz. Hakk, tüm isim, sıfat ve özellikleriyle kâmil insan denilen varlıkta zuhur eder. Hakk'ın bütün yönleriyle zuhur ettiği bu kâmil insanın hem varlık mertebelerinde bir ontolojik bir varlığı hem de kendisini Hakk'ta fâni kılmış veliler yönünden beşerî bir varlığı bulunmaktadır. Kâmil insanın varlık mertebelerindeki ontolojik varlığı, varlıkla ilgili yönünü; veliler açısından beşerî varlığı ise etik yönünü oluşturmaktadır.Bu çalışma da kâmil insan konusu araştırılırken Kayserili Davud'un kendi eserlerine başvurulmuştur. Ayrıca kendisi İbnü'l-Arabî çizgisinde olduğundan İbnü'l-Arabî'nin görüşlerine de değinilmiştir. Bu araştırmanın sonucunda Kâmil insan anlayışının Kayserili Davud'un varlık anlayışından ayrı değerlendirilemeyeceği ortaya çıkmıştır.Anahtar kelimeler: Davud-i Kayseri, Kâmil insan, İnsan-ı Kâmil, Tasavvuf, Veli, Muhammedî Hakikat, Nefs Terbiyesi.

Recep Aydın
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessFR

Aristoteles'ten Kuzali Nikolas'a sonsuzluk anlayışı

The subject of this thesis is the concept of infinite, in particular, the actual infinite. The principal motivation of this research is to understand and explicate how the Aristotelian concept of infinite as a being in potentiality but never in actuality and to which imperfection is attributed could become both perfection and a being in actuality. In this respect, we begin with the Aristotelian analyze of infinite and his conception of privative infinite. Then, we continue by Thomas Aquinas who supports a negative infinite which is true to divine being. After that, we treat Duns Scotus for whom the God is infinite in an intensive manner. And finally, we investigate Nicholas Cusanus who elaborates the actual infinite in a definitive manner.

Kağan Kahveci
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessFR

Thomas Aquinas'ın politika felsefesinde teleolojik bakış açışı

The political philosophy of Saint Thomas Aquinas is based on the finality of the human world. In view of Aquinas all things that are happening occur in proportion to a teleological law, the universe and human life not only move towards an end, but they are also determined by this end. In this thesis we consider a verisimilitude between the order of the universe and the political sphere with regard to the teleological law, inherited Aristotle and criticized and then modified by Thomas Aquinas. Therefore the political community is constituted for a determinate fin: eternal beatitude of man. All constitutions of political community are instituted by imitating nature, and the perfect government of the universe by God which is the first example for establishment of government of the human world. The State which is responsible for assurance of acquisition of man?s ultimate end must justify its legitimacy to a new association. The Church which has a spiritual authority for the happiness of men appears with the assertion of power against the state. And Aquinas lays the groundwork for the establishment of the balance of power between the State and the Church in its terms.

Sibel Şan
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00