Samsun Üniversity
Faculty

Faculty of Medicine

Samsun Üniversity

50

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanısı olan hastaların ilaç tedavisine uyumunun uyku kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), geri dönüşsüz seyri nedeniyle bireylerin yaşam kalitesini ciddi biçimde olumsuz etkileyen önemli bir kronik hastalıktır. Hastalığın kontrol altında tutulması, komplikasyonların önlenmesi ve bireylerin daha sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için ilaç tedavisine uyum büyük önem taşımaktadır. Sağlıklı yaşamın temel unsurlarından biri olan uyku ise KOAH hastalarında çoğu zaman bozulmakta ve bu durum yaşam kalitesini daha da düşürmektedir. Bu çalışma, KOAH hastalarında ilaç tedavisine uyum ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesini ve elde edilen bulgular doğrultusunda hastalık yönetiminde ilaç uyumu ve uyku sağlığına yönelik farkındalığın artırılmasını amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel çalışmamızın evreni, Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniği'nde muayene olup KOAH tanısı (ICD J44.0–J44.9) alan 264 kişidir. Veriler, yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanan anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Anket formunda sosyodemografik özellikler, hastalıkla ilgili klinik verilerin yanı sıra ilaç tedavisine uyumu değerlendirmek amacıyla Morisky İlaç Uyum Ölçeği (MMAS-8) ve uyku kalitesini ölçmek için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PSQI) yer almıştır. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiş; tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra değişkenler arası ilişkiler için korelasyon analizleri, grup karşılaştırmaları için parametrik ve parametrik olmayan testler kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 264 KOAH hastasının yaş ortalaması 67,5 ± 8,0 yıl idi (min:45, maks: 98). Katılımcıların %89,8'i erkek, %69,3'ü evliydi; %72,3'ü kentsel bölgelerde yaşamaktaydı. %77,3'ü yalnızca ilkokul mezunuydu. Ortalama VKİ 26,7 ± 2,7 olup, katılımcıların %10,2'si obezdi. Katılımcıların %98,1'inde en az bir ek kronik hastalık mevcuttu; hipertansiyon (%82,2) ve diyabet (%54,2) en sık görülenlerdi. Katılımcıların %26,5'i halen sigara içmekteydi ve paket-yıl ortalaması 47,3 ± 18,1 idi. Katılımcıların %97,7'si üç ve daha fazla ilaç, %59,1'i ikili kombine, %27,7'si üçlü kombine ve %14,0'ı monoterapi tedavi almaktaydı. Ortalama inhaler kullanım süresi 108,1 ± 86,3 ay olup, katılımcıların %81,4'ü 36 ay ve üzerinde inhaler kullanıyordu. Katılımcıların %25,8'i tedaviye bağlı yan etki yaşadığını bildirdi. En sık (%18,9) görülen yan etki ağız içi lezyonlar idi. İlaç tedavisine uyum ile uyku kalitesi arasında orta düzeyde, negatif yönde anlamlı bir ilişki bulundu (r = –0,425; p <0,001); uyum arttıkça uyku kalitesi iyileşmekteydi. Yaş (p = 0,015), eğitim durumu (p <0,001), yaşanılan yer (p = 0,049), hastalık süresi (p <0,001), ilaç vi kullanım süresi (p = 0,013), tedavi tipi (p <0,001) ve yan etki varlığı (p <0,001) ile uyku kalitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulundu. Yan etki tipleri arasında uykusuzluk (p = 0,002) ve ağız içi yara (p <0,001) yaşayanlarda istatiksel olarak anlamlı fark saptandı. İlaç uyumu açısından; sigara kullanım durumu (p <0,001), hastalık süresi (p = 0,019), ilaç kullanım süresi (p = 0,013) ve tedavi tipi (p = 0,007) ile istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Sigarayı bırakmış olanlarda ilaç uyumu, halen içenlere göre daha yüksekti (p <0,001). On yıl ve üzeri KOAH öyküsü olanlarda uyum, 1–3 yıl hastalığı olanlara göre daha yüksekti (p = 0,025). 36 ay ve üzeri ilaç kullananlarda uyum, 12–36 ay kullananlara kıyasla daha yüksekti (p = 0,023). Üçlü tedavi alanlarda uyum, monoterapi (p = 0,043) ve ikili tedavi alanlara (p = 0,010) göre daha yüksekti. Sonuç: Çalışmamız, KOAH hastalarında ilaç tedavisine uyum ile uyku kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Düzenli ilaç kullanan bireylerde uyku kalitesinin daha yüksek bulunması, tedaviye uyumun yalnızca hastalığın kontrolünde değil aynı zamanda uyku sağlığının korunmasında da kritik bir rol oynadığını göstermektedir. Bulgular; yaş, kırsal yaşam, eğitim düzeyi ve sigara kullanımı gibi faktörlerin bu ilişki üzerinde etkili olabileceğini ortaya koyarken ayrıca katılımcıların önemli bir kısmında ilaç uyumunda sorunlar ve düşük uyku kalitesi olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak KOAH yönetiminde ilaç tedavisine uyum ve uyku kalitesi birbirini tamamlayan iki temel unsur olup klinik değerlendirmelerde birlikte ele alınmaları gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), İlaç Uyumu, Uyku Kalitesi

Fatih Durmuş Murat
Samsun Üniversity
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Asistan hekimlerin GETAT üzerine deneyim ve bakış açıları

Amaç: Tüm dünyada ve ülkemizde Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamalarına ilgi son yıllarda artış göstermektedir. Bu çalışmada Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan asistan hekimlerinin GETAT ile ilgili deneyim ve bakış açılarını araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı, kesitsel ve analitik bir çalışmadır. Araştırmanın yeri Samsun iline bağlı bulunan Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'dir. Araştırmada 330 asistan hekime ulaşılmış olup bu araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan asistan hekimler katılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 26,0 paket programı kullanılmıştır. Ortalama, standart sapma ve medyan değerleri üzerinden tanımlayıcı analizler sunulmuştur. Kategorik değişkenler Pearson Ki Kare Testi ile karşılaştırılmıştır. Bonferroni düzeltmesi ve lojistik regresyon analizi yalnızca çoklu karşılaştırmalar için uygulandı. Bulgular: Çalışmaya katılan hekimlerin yaş ortalaması 30,8 ± 5,6 olup, yaşlar 24 ile 59 arasında değişmekteydi ve medyan yaş 29 olarak saptandı. Katılımcıların %51,5'i (n = 170) erkek, %48,5'i (n = 160) ise kadındı. Katılımcıların hekimlik süresi ortalama 5,8 ± 5,4 yıldır. Katılımcıların hekimlik süresi ortalama 5,8 ± 5,4 yıldır. Katılımcıların %70,3'ü (n = 232) Dahili Tıp Bilimleri, %29,7'si (n = 98) ise Cerrahi Tıp Bilimleri alanında asistanlık yapmaktaydı. Katılımcıların %67,9'u (n = 224) GETAT uygulamaları hakkında kısmen bilgi sahibi olduğunu belirtirken, GETAT yöntemleriyle ilgili bilgi kaynakları incelendiğinde, katılımcıların %47,1'i (n = 156) sosyal çevre, aile ve arkadaşlardan bilgi edindiğini belirtmiştir. Katılımcıların en çok bilgi sahibi olduklarını belirttikleri GETAT yöntemi akupunktur olup, katılımcıların %98,5'i (n = 326) bu yöntemi duyduğunu veya bildiğini belirtmiştir. Asistanlık eğitimi sırasında GETAT eğitimi alanlar %82,8'i uygulamaları istatistiksel olarak anlamlı derecede faydalı bulmuştur. Buna karşılık, asistanlık döneminde eğitim almayanlar %63,3'ü istatistiksel olarak anlamlı derecede fayda konusunda hayır/kararsızım yanıtını vermiştir. Tıp fakültelerinde derslere yer verilmesine yönelik soruda, "Evet" diyenler arasında GETAT'ın faydalı olduğunu düşünenlerin oranı %80,5 (n=132) iken, Asistanlık eğitiminde derslere yer verilmesine ilişkin soruda da benzer bir dağılım gözlenmiştir. Asistanlık eğitimi sırasında GETAT eğitimi alanların %75,3'ü ileride sertifika almak istediğini, Buna karşılık, asistanlık döneminde eğitim almayanların yalnızca %33,8'i sertifika almak istediğini belirtirtmiştir. Asistanlık eğitiminde GETAT uygulamaları ile ilgili derslere yer verilmesi gerektiğini düşünenlerin oranı sertifika ix almak istemeyen/kararsız olan grupta %24,9 iken, sertifika almak isteyenlerde %79,3 olarak saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamız Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan asistan hekimlerin GETAT'a ilişkin deneyim ve bakış açılarını ortaya koymuştur. Asistan hekimlerin GETAT ile ilgili edindikleri bilgilerinin çoğunlukla medya veya çevresel etkiler yoluyla şekillendiği, akademik kaynakların yeterince kullanılmadığı ve eğitim sürecinde müfredatta GETAT'a yer verilmediğini göstermektedir. Ayrıca GETAT uygulamalarına olumlu tutum sergilediklerini görülmektedir. Buna rağmen deneyim ve sertifikasyon oranının düşüklüğü dikkati çekmektedir. Bu durum, bilgi eksikliği ve standartlaşma yetersizliğinin tutumlar üzerinde etkili olduğunu düşündürmektedir Halbuki klinik deneyimle eşzamanlı sunulan GETAT eğitiminin, katılımcılarda bu alanda profesyonel gelişim ve sertifikasyon yönünde güçlü bir motivasyon oluşturduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Asistan hekimler, deneyim, bakış açısı, geleneksel ve tamamlayıcı tı

Esra Betül Ertaş
Samsun Üniversity
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi'nde yatarak tedavi gören yanık hastalarının epidemiyolojik özelliklerinin retrospektif analizi

Yanık yaralanmaları; erken dönemde yüksek mortalite ve morbiditeye, uzun dönemde ise kalıcı fonksiyonel ve estetik kayıplara yol açabilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma, Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan referans merkezlerden biri olan Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi'nde, 2019–2024 yılları arasında yatırılarak tedavi edilen 1.348 hastanın epidemiyolojik özelliklerini, klinik seyirlerini, komplikasyonlarını ve mortaliteyle ilişkili faktörleri retrospektif olarak değerlendirmektedir. Hastaların %61'i erkek, %39'u kadındır. Yaş dağılımı incelendiğinde, 0–4 yaş grubu %37,8 ile en yüksek orana sahiptir. Olguların %29,5'i yaz aylarında başvurmuştur. En sık etiyolojik neden çocuklarda haşlanma, erişkinlerde ise alev yanıkları olarak saptanmıştır. Yanıktan etkilenen toplam vücut yüzey alanı (TVYA) incelendiğinde olguların büyük kısmı %0–9 (37,2%) ve %10–19 (39,8%) aralığındadır. TVYA'nın %20'nin üzerine çıktığı olgularda komplikasyon ve mortalite oranları anlamlı düzeyde artmıştır. Ortalama yatış süresi 15,1 gün, yoğun bakım gereksinimi %25,7 oranında, mekanik ventilasyon ihtiyacı %15,9 olarak belirlenmiştir. Komplikasyonlar içinde enfeksiyonlar ilk sırada yer almıştır. Yara kültürü pozitif olgularda en sık izole edilen mikroorganizmalar Pseudomonas aeruginosa (%43,4), Acinetobacter baumannii (%19,9) ve Staphylococcus aureus (%10,1) olup bu etkenlerin önemli bir kısmı çoklu antibiyotik dirençli profilde bulunmuştur. Genel mortalite oranı %4,8'dir. Mortalite gelişen olgularda ortalama TVYA, inhalasyon hasarı, pnömoni, sepsis, akut böbrek hasarı insidansı anlamlı derecede yüksektir. Yanık yaralanmalı hastalarda mortalite öngörüsünde kullanılan skorlama sistemlerinden Revize Baux skoru (yaş + TVYA + inhalasyon hasarı varlığına dayalı pratik bir mortalite modeli) ve ABSI (Abbreviated Burn Severity Index) (yaş, cinsiyet, TVYA, yanık derinliği ve inhalasyon hasarı gibi parametreleri içeren kapsamlı bir indeks), yapılan istatistiksel analizlerde mortalite öngörüsünde yüksek doğruluk göstermiştir. Sonuç olarak, bu çalışma Karadeniz Bölgesi'nde yapılmış en kapsamlı yanık epidemiyolojisi araştırmalarından biridir. Elde edilen veriler, yanıkların önlenmesine yönelik bölgesel stratejilerin geliştirilmesi, yüksek riskli hastaların erken tanımlanması ve yoğun bakım enfeksiyon kontrol önlemlerinin optimize edilmesi açısından yol gösterici niteliktedir. Bulgular ayrıca, ulusal düzeyde yanık veri tabanı oluşturulması ve klinik yönetim protokollerinin güncellenmesi süreçlerine katkı sağlayacak değerli referans bilgiler sunmaktadır.

Onur Hasret Yurtsever
Samsun Üniversity
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

TAVİ hastalarında peri-prosedürel miyokardiyal hasar ile ilişkili yeni bir anjiografik değerlendirme; aortik sinüs valsalva yıkanma zamanı

GİRİŞ VE AMAÇ: Transkateter aortik kapak implantasyonu (TAVİ) sonrası gelişen peri-prosedürel miyokardiyal hasar (PPMH), hasta prognozunu etkileyebilecek önemli bir komplikasyondur. Bu çalışmada, TAVİ hastalarında PPMH ile anjiografik olarak tanımladığımız yeni bir parametre olan 'Aortik Sinüs Valsalva Yıkanma Zamanı' (ASVYZ) arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEMLER: Çalışmamız Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Yerel Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır (10/07/2024). Bu çalışmada Samsun Eğitim ve Araştırma hastanesine 01.01.2022-01.04.2024 tarihleri arasında ciddi aort darlığı(ESC 2021 kapak klavuzunda tanımlandığı üzere; Yüksek Gradientli Ciddi Aort Darlığı; Aortik mean gradient>40 mmHg, Aort Kapak (AV) max>4 m/s ve Düşük Akımlı Düşük Gradientli Ciddi Aort Darlığı; Aortik mean gradient<40 mmHg, AVmax<4 m/s, AVA<0.1) ile başvurmuş ve kliniğimizde TAVİ yapılmış olan hastaların verileri retrospektif ve kesitsel olarak taranmıştır. TAVİ işlemine ait anjiografik görüntülerinden elde edilen ASVYZ verisi ile bazal ve post-op 24.saatteki Troponin I seviyesinin ilişkisi değerlendirilmiştir. Hastaların post-op 24.saatteki troponin düzeyleri değerlendirilerek bazal değerin 2 kat ve üzerindeki artışlar PPMH olarak tanımlanmış; bu artış 3.Akademik Kapak Araştırma Konsorsiyumu'nda(VARC 3) tanımlanan periprosedürel miyokardiyal enfarktüs kriterlerini sağladığında tip 5 MI olarak değerlendirilmiştir. Retrospektif ve kesitsel olarak, dahil edilme kriterleri uygun olan hastalardan elde edilen verilerin istatistikleri için IBM SPSS Statistics 22 paket programı kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen toplam 200 TAVİ hastasının %91,5'inde (n=183) periprosedürel miyokardiyal hasar (PPMH) geliştiği saptandı. Anjiografik olarak tanımladığımız ASVYZ, miyokardiyal hasar grubunda anlamlı şekilde daha uzun bulundu. Lojistik regresyon analizinde, ASVYZ süresindeki 1 birimlik artış miyokardiyal hasar gelişme olasılığını 1.588 kat arttırırken (OR: 1.588; %95 GA: 1.271-19.83; p<0.001), pre-operatif sol ventriküler sistolik ejeksiyon fraksiyonundaki (LVEF) her 1 birimlik artış bu riski 1.055 kat arttırmaktaydı (p=0.039). ROC analizi sonucunda, ASVYZ'nin PPMH'ı öngörmedeki ayırt edici gücünü gösteren eğri altında kalan alan (AUC) 0,788 (p<0.001) olarak saptandı. ASVYZ ve post operatif (post-op) 24.saat troponin I düzeyleri arasında anlamlı bir pozitif korelasyon tespit edildi. (Spearman's rho= 0,316; p<0.001). SONUÇ: Bu çalışma, yeni tanımladığımız anjiografik bir belirteç olan ASVYZ'nin TAVİ hastalarında PPMH'ı öngörmede anlamlı bir parametre olabileceğini göstermektedir. Anjiografik olarak kolay ve objektif bir şekilde ölçülebilen ASVYZ, işlem sırasında erken risk değerlendirmesi yapılmasına katkı sağlayabilir. Bulgular, ASVYZ'nin klinik pratikte kullanılabilirliği açısından ileri araştırmalarla desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: TAVİ, Aort Darlığı, Periprosedürel Miyokardiyal Hasar

Melisa Uçar
Samsun Üniversity
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Samsun ilinde çalışan aile hekimlerinin emzirme dönemindeki annelerde ilaç kullanımı ile ilişkili bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, Samsun ilinde görev yapan aile hekimlerinin emzirme dönemindeki annelerde ilaç kullanımı ile ilişkili bilgi düzeylerini, tutumlarını ve klinik pratikteki davranışlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma, Samsun ilindeki Aile Sağlığı Merkezleri'nde görev yapan 220 aile hekimi ile yürütülmüştür. Veriler, hekimlerin sosyodemografik özelliklerini, bilgi düzeylerini (10 soruluk test), tutumlarını, öz-yeterliklerini ve davranışlarını sorgulayan bir anket formu ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare, ANOVA, Korelasyon ve Lojistik Regresyon analizi kullanılmıştır (p<0,05). Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 43,4 ± 7,8 yıl olup, %60,5'i erkek, %50,5'i pratisyen hekimdir. Bilgi testi puan ortalaması 5,9 ± 2,0 (%59 başarı) olarak bulunmuştur. Özellikle "güvenli olmayan analjezik" (Aspirin) (%70,0 yanlış), "tercih edilen antiepileptik ilaç" (%72,3 yanlış) ve "güvenli antidepresan" (%51,4 yanlış) gibi kritik konularda ciddi bilgi eksiklikleri saptanmıştır. Hekimlerin %61,4'ü LactMed® gibi kanıta dayalı veritabanlarını hiç duymamıştır. Hekimlerin %45,4'ü (bazen/sık sık/her zaman) annelere ilaç kullanmaya başlayınca emzirmeye ara vermelerini önermektedir. Aile hekimliği uzmanlarının ve SAHU asistanlarının bilgi puanları, pratisyen hekimlere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0,017). Yüksek bilgi düzeyine sahip olmayı en güçlü öngören faktörler uzmanlık durumu (Uzman OR=3,92) ve öz-yeterlik puanı (OR=2,76) olmuştur. Cinsiyet (p=0,41) ve çalışılan bölgenin (p=0,896) bilgi düzeyi üzerinde anlamlı bir etkisi saptanmamıştır. Sonuç: Samsun ilindeki aile hekimlerinin emzirme döneminde ilaç kullanımı konusunda bilgi düzeyleri orta seviyede olup, özellikle kritik ilaç gruplarında geliştirilmeye açıktır. Bilgi düzeyi, uzmanlık eğitimi ve hekimin kendine güveni (öz-yeterlik) ile pozitif ilişkili bulunmuştur. Güvenilir bilgi kaynaklarının (örn. LactMed®) bilinirliği ve kullanımı artırılmalı, hekimlere yönelik sürekli eğitim programları düzenlenmelidir.

Aile hekimliğiEmzirmeLaktasyon
Mustafa Tokur
Samsun Üniversity
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

JJ üreteral stentli hastalarda stent kültürü ve intraoperatif idrar kültürünün klinik önemi

Amaç: Herhangi bir sebeple daha önceden double J (DJ veya JJ) üreteral stent takılan hastaların stent çekimi sonrası stent kültürü ve intraoperatif alınan idrar kültürlerinin karşılaştırılması, antibiyogram duyarlılıklarının belirlenmesi, sonuçların literatür verileri ile karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Samsun Üniversitesi, Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği'nde 1 Kasım 2023 - 1 Haziran 2024 tarihleri arasında üreter darlığı, üreter taşı, üreteropelvik bileşke taşı nedeniyle hidroüreteronefroz (HÜN) gelişmiş olan ve bu sebeplerden ötürü DJ stent takılmış olan 115 hasta dâhil edilmiştir. Tedavisi tamamlanmış ve stent çekimi planlanmış olan hastaların, ameliyathane koşullarında steril şartlarda DJ stentleri çekilmiş ve eş zamanlı olarak intraoperatif üreterden idrar kültür örneği alınmıştır. Çekilen DJ stentlerin proksimal ve distal uçlarından yaklaşık 2 cm'lik kısımları steril kültür tüplerine ayrı ayrı yerleştirilmiştir. DJ stent kültürleri ile idrar kültürü tüpleri çalışılmak üzere mikrobiyoloji laboratuvarına gönderilmiştir. Alınan numuneler mikrobiyoloji kültür laboratuvarımızda çalışılmış ve bakteri üremesi olan kültür örneklerine antibiyogram duyarlılık testleri de çalışılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiki değerlendirmesinde Shapiro-Wilk testi, Independent Sample t Test, Mann-Whitney U testi, One-Way ANOVA, Kruskal-Wallis testi ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda DJ stent kültüründe üreme olması ile hasta yaşı, cinsiyeti, ek hastalıklar, stent kalış süresi, stent takılma sebebi arasında anlamlı istatistiksel ilişki bulunmamıştır. Proksimal DJ stent kültüründe üreme olması ile HÜN derecesi arasında anlamlı ilişki görülmüştür (p = 0,003). DJ stent takılma sebepleri ile HÜN dereceleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p = 0,031). DJ stent takılma sebebi ile stent kalış süresi arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır. Ek hastalıklar arttıkça HÜN derecesinin de artmış olması istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p = 0,012). DJ stent kültürlerinde üreme olması ile intraoperatif alınan idrar kültürleri arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır. Stent kültürlerinde en çok üreyen mikroorganizmalar sırasıyla Enterokoklar, Kandida ve Koagülaz Negatif Stafilokoklar olarak tespit edilmiştir. Sonuç: DJ stent kültüründe bakteriyel kolonizasyon olması ile idrar kültürü sonucu birbiri ile uyumlu değildir. Stent kültüründe kolonizasyon mevcudiyeti üriner sistem enfeksiyonu açısından predispozan bir faktör olmakla birlikte bu durum sepsis gelişimine yol açacak kadar ciddi değildir. Uygun endikasyonlarda, uygun sürede, uygun profilaksi ile DJ stent yerleştirilmesi güvenlidir. Anahtar Kelimeler: DJ stent, hidronefroz, DJ stent kültürü, idrar kültürü

Fatih Kuru
Samsun Üniversity
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfertil hastaların sigara içme durumu ve sigara bırakma tedavileri hakkında bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, infertil kadınlarda sigara içme durumunu, sigara bırakma tedavilerine yönelik bilgi ve tutum düzeylerini ve bu faktörlerle infertilite arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte planlanan araştırma, 01 Mayıs–31 Temmuz 2025 tarihleri arasında Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi'ne başvuran infertilite tanısı almış kadınlarla yürütülmüştür. Çalışmaya katılım kriterlerini karşılayan 202 hasta yüz yüze anket yöntemiyle değerlendirilmiştir. Veriler istatistiksel analizlerde ki-kare testi ve lojistik regresyon yöntemi ile incelenmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 31,8±7,4 yıl olup, olguların yaklaşık beşte biri düzenli sigara içicisidir. Sigara içmeyenlerin %74,6'sı sigara ile infertilite arasında doğrudan ilişki olduğu bulunmuştur, sigara içenlerde bu oran %48,7 olarak saptanmıştır. Lojistik regresyon analizine göre, sigara–infertilite ilişkisini kabul edenlerde sigara içme olasılığı anlamlı derecede daha düşüktür (OR=0,50; %95 GA=0,26–0,96). Katılımcıların %41,2'si sosyal medyanın sigara davranışlarını etkilediğini ifade etmiştir; bu grupta sigara içme olasılığı daha düşük bulunmuştur (OR=0,53; %95 GA=0,28–1,00; p=0,050). Sigara bırakma tedavileri hakkında bilgi sahibi olanların oranı %36,1'dir. Ancak bu grupta sigara içme olasılığı yaklaşık iki kat daha yüksek bulunmuş (OR=2,11; %95 GA=1,12–3,98; p=0,021) olup, bu durum bilgi düzeyinin davranış değişikliğine her zaman yansımadığını göstermektedir. Sonuç: İnfertil kadınlarda sigara içme prevalansı dikkat çekici düzeydedir. Sigaranın infertilite üzerindeki olumsuz etkilerinin farkında olunması, sigara içme davranışını azaltıcı yönde etki göstermektedir. Bununla birlikte, sigara bırakma tedavileri konusunda bilgi sahibi olmak tek başına yeterli olmayıp, davranış değişikliğini sağlamak için sağlık profesyonellerinin danışmanlık ve destek hizmetlerini güçlendirmesi gerekmektedir. Sigara bırakma poliklinikleri ile infertilite merkezleri arasındaki iş birliği, tedavi başarısını artıracak ve toplum sağlığına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: İnfertilite, Sigara, Sigara bırakma tedavileri, Farkındalık, Üreme sağlığı

Özge Özlü
Samsun Üniversity
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik omuz cerrahisi uygulanan hastalarda kostaklavikular ve yüzeyel servikal pleksus blok kombinasyonunun subomohyoid plan blok ile postoperatif analjezik etkinlik açısından karşılaştırılması

Amaç: Artroskopik omuz cerrahisi çoğunlukla rotator kaf yırtığı, tekrarlayan omuz çıkıkları gibi omuz patolojilerinin neden olduğu ağrı ve hareket kısıtlılığını gidermek amacıyla uygulanan ortopedik cerrahi prosedürdür. Bu cerrahi prosedür, genellikle şiddetli postoperatif ağrı ile ilişkilidir. Multimodal analjezinin bir parçası olan periferik sinir blokları, postoperatif ağrının yönetiminde opioid tüketimini azaltan etkili bir yöntemdir. İnterskalen blok (İSB), omuz cerrahisinde yaygın olarak kullanılan ve altın standart olarak kabul edilen bir bölgesel tekniktir. Ancak, İSB'de frenik sinir blokajı ve buna bağlı hemidiyafram paralizisi riski yüksektir ve bu durum ciddi solunum komplikasyonlarına neden olabilir. Bu nedenle zaman içerisinde, diyafram koruyucu blok teknikleri geliştirilmiştir. Subomohyoid plan (SOP) blok, kostaklavikuler (KK) blok ve yüzeyel servikal (YS) blok bu tekniklere örnek olarak verilebilir. Bu çalışmada genel anestezi altında artroskopik omuz cerrahisi uygulanan hastalarda SOP blok ve KK+YS blok kombinasyonunun postoperatif analjezik etkinliklerini karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize ve çift kör olarak Samsun Üniversitesi, Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde, Ocak 2023 - Mayıs 2024 tarihleri arasında yürütüldü. Genel anestezi altında tek taraflı artroskopik omuz cerrahisi planlanan hastalardan; 18-75 yaş aralığında, Amerikan Anesteziyoloji Derneği (ASA) sınıfı I, II ve III olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalar SOP ve KK+YS şeklinde randomize edilerek iki gruba ayrıldı. Bloklar preoperatif dönemde ultrason kılavuzluğunda uygulandı ve hastalar postoperatif 24 saat takip edildi. Birincil sonlanım noktası 24 saatlik kümülatif morfin tüketimiydi. İkincil ölçümlerimiz; 1, 3, 6, 12, 18 ve 24. saatlerdeki postoperatif ağrı skoru, ilk analjezi talep zamanı, motor blok ve hemidiyafram paralizisi varlığı, bulantı-kusma insidansı ve QoR-15 anket sonuçlarını içeriyordu. Bulgular: Çalışmaya 28 kadın ve 33 erkek olmak üzere toplam 61 hasta alındı. (Grup SOP: 31, Grup KK+YS: 30). Postoperatif 24. saat kümülatif morfin tüketimleri SOP grupta ortalama 4.10±3.06 mg ve KK+YS grupta 3.60±3.10 mg olarak bulundu ve gruplar arasında tüm zaman dilimlerinde istatistiksel anlamlı fark tespit edilmedi (p>0,05). Gruplar arası istirahat ve hareketle NRS skorları benzerdi. İlk analjezi talep zamanı ve motor blok gelişen hasta sayısı KK+YS grupta anlamlı derecede daha fazlaydı (p<0,05). Hiçbir hastada hemidiyafram paralizisi tespit edilmedi. Bulantı-kusma ve QoR-15 anket sonuçları iki grup arasında benzer bulundu. Sonuçlar: Bu çalışmada, artroskopik omuz cerrahisi geçiren hastalarda SOP blok ile KK+YS blok arasında postoperatif analjezik gereksinimleri ve ağrı skorları açısından fark bulunmadı. Ancak ilk analjezik talep zamanı KK+YS grupta daha uzundu. Bu sonuç blok etki süresi hakkında fikir verebilir. Bulgular her iki tekniğinde artroskopik omuz cerrahisi sonrası ağrı yönetiminde etkin ve uygulanabilir olduğunu göstermekle birlikte farklı volüm ve konsantrasyonlarla yapılan blok tekniklerinin karşılaştırıldığı randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.

Omuz ağrısıPostoperatif ağrıSinir blokajı
Kadem Koç
Samsun Üniversity
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Samsun İlinde Aile Sağlığı Merkezinde çalışan hekimlerin erişkin aşılama konusunda bilgi, tutum ve davranışları

Amaç:Bağışıklama uygulamaları, aşılardan beklenen faydaların elde edilebilmesi için yüksek aşılama oranlarının önemini vurgulamaktadır. Erişkin sağlığında koruyucu ve tedavi edici birincil hekimleri olan aile hekimlerinin önerileri hastaların aşılama ile ilgili tutum ve davranışlarında önemli rol oynamaktadır. Bu çalışma ile, Samsun ilindeki aile sağlığı merkezlerinde görev yapan Aile Hekimlerinin erişkin aşılama konusundaki bilgi ve tutum ve davranışları incelenerek erişkin aşılama oranlarının artırılmasına katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel türdeki araştırmamız 15.06.2024-01.09.2024 tarihleri arasında Samsun'daki tüm Aile sağlığı merkezlerinde yapıldı. Veriler, sosyo demografik veriler ve literatür taranarak aşılar ile ilgili sorulardan oluşan bir anket formu kullanılarak yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmada veri analizi için SPSS (Statistical Packet for The Social Science) 26.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Kolmogorov-Smirnov testi, Ki-Kare Testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis-H, Games-Howell testi kullanılmıştır. P<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 199 Aile hekiminin yaş ortalaması 46,39±8,468 yıl ve %64,3' ü erkektir. %88,4'ü evli, %31,7 kronik hastalığa sahip idi. Hekimlerin meslekte çalışma süresi 20,70±8,95 yıl ve aile hekimliğinde çalışma süresi 11,78±5,89 yıl olarak bulunmuştur. Hekimlerin en çok bildiği erişkin aşıları arasında %94 Hepatit A, %89,4 Hepatit B %87,9 difteri-tetanoz, %83,4 influenza öne çıkarken, %29,6 KKK, %29,1 Zona ve %19,1 Suçiçeği aşılarının bilinme oranı daha düşüktür. Katılımcıların %90'ı kaynak kullanırken, %84,42 Sağlık Bakanlığı( asi.gov.tr), %24,1 EKMUD rehberi ve %5,03 CDC kılavuzları kaynak olarak belirtilmiştir. Hekimlerin yarısı hastalara bazen aşı önermekte ve sorgulamaktadır. Aşılar hakkında bilgilendirme tutumu skoru 4,72±0,57 (en yüksek puan 5) yüksek olarak görülmektedir. Katılımcıların üçte biri hizmet içi eğitim almış olup, güncel bilgilere ulaşmak için hizmet içi eğitim ve bilimsel toplantıları tercih etmektedirler. Hepatit A aşısı en az bilinen geri ödemeli aşıdır. Çalışmada, hekimlerin önerilen aşıları tam olarak yaptırmadığı, özellikle 2023-2024 sezonunda influenza aşısı yaptırma oranının %40 olduğu görülmüştür. Katılımcıların %97'si erişkinlikte aşı yaptırmış olup %86,4'ü Tetanoz-difteri aşısı, %85,4'ü COVID-19 aşısı, %59,3'ü influenza aşısı, %57,3'ü hepatit B aşısı yaptırdığını belirtmiştir. Risk gruplarına aşı önerme oranı genel olarak düşük olup, en çok Hepatit B %73,4 böbrek yetmezliği dializ hastalarına önerilmiş, Pnömokok %86,9 immun sistemi etkileyen hastalıklara, %79,9 diyabet hastalarına önerilmiş ve Influenza %76,9 İmmun sistemi etkileyen hastalıklara, %76,4 diyabet hastalarına aşıları önerilmiştir. Erişkin aşılamayla ilgili bilgi düzeyi arttıkça, hekimlerin aşı önerme ve bilgilendirme davranışları da artmaktadır( p=0,048). Ayrıca, hizmet içi eğitim alan hekimlerin bilgi düzeyleri daha yüksektir (p=0,032). Sonuç: Katılımcıların "erişkin aşıları bilgi düzeyi" ortalama puanı 7,02±2,86 olarak hesaplanmış olup, orta seviyede bilgi düzeyinin biraz üzerinde bulunmuştur( en yüksek puan 12). Katılımcıların aşılar hakkında bilgilendirme tutumu skoru 4,72±0,57 olarak hesaplanmıştır( en yüksek puan 5). Erişkin aşılamada Aile Hekimlerinin hizmetiçi eğitimlerle ve bilimsel toplantılarla bilgi düzeylerinin ve farkındalığının artırılması aşılama önerilerini de artıracaktır. Hastalara yönelik bilgilendirme,kamu spotu, hatırlatıcı sistem ve aşı kayıtlarının bilinmesi hastaların da erişkin aşılama farkındalığını artıracaktır. Sağlık çalışanlarına yönelik aşılamaların da kılavuzlara uygun olarak tamamlanması sağlanmalıdır. Erişkin aşılama kılavuzlarının da hekimlerin en kolay kullanacağı şekilde uyarıcı sistemlere entegre edilmesi farkındalığı artıracaktır.

Erdoğan Semiz
Samsun Üniversity
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakeostomili hastaların primer bakım verenlerinin manevi iyilik halinin değerlendirilmesi: Samsun ili örneği

Amaç: Trakeostomili hastaların bakımında karşılaşılan sorunlar, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal yönleri de kapsar. Bakım veren olmak kişinin kendi yaşamından vakit ayırması, psikolojik zorluklar, maddi zarara uğraması, sosyal hayatının kısıtlanması gibi güçlüklülerle başa çıkmayı gerektirmektedir. Manevi iyilik ya da esenlik yaşam kalitesinin ölçülebilen alt boyutlarından biridir. Çalışmamızda trakeostomili hastaların bakım verenlerinin özellikleriyle manevi iyilik hali düzeylerinin birlikte değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı, kesitsel bir çalışmadır. Araştırma Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 23.05.2024 – 30.08.2024 tarihleri arasında yüz yüze görüşme ile yapılmış olup, araştırmanın evrenini Ocak 2020 itibariyle "trakeostomi durumu (ICD-10 Z93.0)" tanısı ile kayıt yapılmış olan, araştırma kabul ölçütlerine uygun ve araştırmaya katılmayı kabul eden 300 hastanın bakım vereni oluşturmaktadır. Tüm katılımcıların sosyo-demografik özellikleri sorgulandı. Bakım verenlerde bakım ile ilişkili özellikler kaydedildi. İyi oluş halinin ölçülmesinde Manevi İyilik Hali Ölçeği (MİHÖ) olarak FACIT-Sp12 ölçeği kullanıldı. MİHÖ toplam puanları ile katılımcıların sosyodemografik verileri ve çeşitli değişkenler arasında anlamlı farklılık olup olmadığını belirlemek üzere SPSS 28.0 paket programı kullanılarak istatistiksel analiz yapıldı. P<0,05'ten küçük değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 300 hastanın %60,7 (182) 'si erkek ve yaş ortalaması 58,0±28,3 idi. 300 bakım verenin %56,7'si kadın, yaş ortalaması 48,4±11,7 yıl idi. Bakım verenlerin %48,3'ü hastanın çocuğu idi. Bakım verenlerin %46,0'sı trakeostomi bakımı eğitimi aldığını ifade etti. Bakım verenlerin %37,3'ü 2-5 yıl bakım verdiğini, %76,7'si günde 13-24 saat arası bakım verdiğini ifade etti. Bakım verenlerin %79,7'si bakım verme sürecinde yaşamlarını etkilediğini söyledi. MİHÖ toplam puanların ortalaması 36,4±7,1 olarak bulundu. 0-18 yaş grubundaki hastaların bakım verenlerinin "Anlam" puanları daha düşük bulundu (p = 0,006). 19-44 yaş grubundaki hastaların "Barış" puanları diğer yaş gruplarına kıyasla daha düşük hesaplandı (p<0,001). Üniversite mezunu olan bakım verenler, ilkokul mezunlarına göre daha yüksek "Anlam" puanlarına sahipti (p <0,001). Bakım verenin gelir durumu, ulaşım zorluğu yaşama durumu ve sosyal hayat etkilenme durumuna göre "Anlam" puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulundu (p <0,001). Bakım verenin eğitim düzeyi "Barış" puanlarında anlamlı fark yaratmıştır (p = 0,032). Bakım verenin sosyal hayatının etkilenme durumu ve hastaneye ulaşım zorluğu yaşama durumu ile "Barış" puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p <0,001). Kadın hastaların bakım verenlerinin "İnanç" puan ortalamaları, erkek hastaların bakım verenlerine göre yüksek bulunmuştur (p = 0,002). Bakım verenin yakınlık durumu (p = 0,019) ve günlük bakım saati (p = 0,003) de "İnanç" puanları üzerinde etkili olmuştur. Kadın hastaların bakım verenlerinin "Toplam" puanları erkek hastaların bakım verenlerine göre daha yüksektir (p = 0,009). Hasta yaşı (p <0,001), bakım veren eğitim düzeyi (p = 0,011) ve bakım verenin yakınlık durumu (p = 0,001) "Toplam" puanlar üzerinde anlamlı farklılıklar yaratmıştır. Ebeveynlerine bakım veren bireylerin toplam puanları, diğer bakım veren gruplarına göre daha yüksek bulunmuştur. Bakım süresi ve MİHÖ "Anlam ve Toplam" puanları arasında yapılan korelasyon analizlerinde düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulundu (sırasıyla p=0,011, p=0,045). Trakeostomi bakımı eğitimi alan bakım verende almayanlara göre bakım süresinin daha fazla olma ihtimali 1,947 kat, bakım aylığı alan bakım verende almayana göre 2,358 kat, ulaşım zorluğu yaşamayan bir bakım verenin zorluk yaşayan bir bakım verene göre 2,385 kat daha fazla arttığı hesaplandı (sırayla p=0,027, p=0,02, p=0,04) Sonuç: Trakeostomili hastaların bakım verenlerinin iyilik hallerinin, orta-yüksek düzeyde olduğu saptandı. 45-64 yaş grubundaki hastaların bakım verenlerinde, kadın hastalara bakım verenlerinde, gelir düzeyi yüksek olanlarda, acil durumlarda hastaneye ulaşım zorluğu yaşamayanlarda ve bakım nedeniyle iş-sosyal yaşamı etkilenmeyenlerde manevi iyilik hali daha yüksek bulundu. Trakeostomili hastaların bakım verenlerinin manevi iyilik hallerinin belli aralıklarla değerlendirilmesi uygun olacaktır.

Işıl Ertürk Öcal
Samsun Üniversity
2024
00