Süleyman Demirel University
Faculty

Faculty of Dentistry

Süleyman Demirel University

32

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortognatik cerrahi hastalarında düşük doz lazer biyostimülasyonunun ameliyat sonrası ağrı, ödem ve ağız açıklığına etkisinin karşılaştırılması

Ortognatik cerrahi, maksilla ve mandibulanın fonksiyonel ve estetik olarak uygun konuma getirilmesi ile dentofasiyal deformite ve malokluzyonların tedavisini sağlayan bir prosedürdür. Cerrahi bölgesinde doku travmasına bağlı olarak ödem, ağrı ve trismus oluşabilir. Ameliyat sonrası oluşan ödem, ağrı ve ağız açmada kısıtlılık hasta konforunu etkiler. Bu sürecin yönetimi için hastalara antibiyotik, kortikosteroid, non-steroid antiinflamatuar ilaçlar verilir. İlaçların mevcut yan etkilerinden kaçınmak amacıyla non invaziv alternatif tedavi methodları mevcuttur. Bu tedavilere örnek olarak düş doz lazer ile biyostimülasyon verilebilir. Düşük doz lazer terapi hedef dokudaki hücreleri uyararak immün sistem aktivasyonu sağlar ve inflamatuar cevabı azaltır. Böylelikle yara iyileşmesini hızlandırır ve doku gelişimini uyarır. Düşük doz lazer ile biyostimülasyon, etki mekanizmaları sayesinde cerrahi sonrası ödem, ağrı ve trismusu azaltmada kullanılan etkili bir yöntem olarak bulunmuştur. Çalışmamızda ortognatik cerrahi geçiren 30 hastanın verileri incelenmiştir. Hastalar lazer uygulanan grup ve kontrol grubu olarak 15er kişilik 2 gruba ayrılmıştır. Lazer uygulanan gruba ameliyattan hemen sonra, 24.saatte, 48.saatte, 72.saatte ve 7.günde düşük doz lazer uygulaması yapılmıştır. Lazer uygulaması ekstraoral olarak tragus labial komissura arası alana derin doku başlığıyla 4 W çıkış gücüyle her bir tarafa 120 saniye olarak, intraoral insizyon bölgelerine maksillada 8 noktaya mandibulada her bir tarafa 4er noktaya 0,1 W çıkış gücüyle her noktaya 30 saniye olarak uygulanmıştır. Ödem değerlendirmeleri ameliyattan sonra 3.gün, 7.gün, 15.gün ve 6.ayda rehber noktalar arası ölçüm yöntemi ve stereofotogrametri yöntemiyle ölçülmüştür. Ağrı değerlendirme VAS skalası ile ameliyattan sonra 24.saat, 48.saat, 3.gün, 7.gün ve 7.günlerde bakılmıştır. Ağız açıklığı ölçümleri ise insizal dişler arası mesafenin esnek cetvel ile ölçülmesi ile ameliyattan sonra 2.gün, 7.gün, 15.gün,30.gün ve 6.ayda değerlendirilmiştir. Çalışmamızın bulgularında ödem değerlerinde her iki ölçüm yönteminde de lazer grubundaki hastaların değerleri daha düşüktür ancak gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. Sadece rehber noktalar arası ölçüm yönteminde 3.günde gonion-lateral kantus değerinde gruplar arası anlamlı fark bulunmuştur. Ödem değerlendirmede kullanılan iki farklı yöntem arasında da yüksek korelasyon bulunmuştur. Ağrı değerleri lazer grubunda tüm zamanlarda daha düşük değerler bulunmuştur ancak gruplar arası anlamlı fark bulunamamıştır. Lazer grubunda 15.günde 0 skoru görülürken kontrol grubunda 15.günde 0 skoruna ulaşılamamıştır. Ağız açıklığı değerlerinde 30.gün ve 6.ayda gruplar arası anlamlı fark bulunurken diğer zamanlarda gruplar arası anlamlı fark olmasa da lazer grubundaki hastaların değerleri daha yüksektir. Düşük doz lazer ile biyostimülasyon tedavisi ortognatik cerrahi sonrası dönemde bulguları iyileştirerek hasta konforunu arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Düşük doz lazer tedavisi, ödem, Ağrı, Ağız açıklığı, Stereofotogrametri

Berfin Öykü Erdoğan
Süleyman Demirel University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sagittal split ramus osteotomisi operasyonu sonrası uygulanan fiksasyon yöntemlerinin relaps üzerine etkileri

Ortognatik cerrahi çene ve yüz bölgesinde meydana gelen iskeletsel deformiteleri düzeltmek amacıyla uygulanan cerrahi bir tekniktir. Alt ve üst çeneden kaynaklanan konumsal bozukluklar, çiğneme ve ısırma fonksiyonlarındaki anomaliler, hava yolu problemleri ve estetik kaygılar gibi çeşitli fonksiyonel ve yapısal bozuklukların giderilmesi amacıyla ortodontik tedavi ile birlikte planlanmaktadır. Ortognatik cerrahi operasyonlarında başarılı bir sonuç elde edilmesi kadar elde edilen bu sonucun korunması da büyük önem taşımaktadır. Ameliyat sonrasında iskeletsel, dişsel ve yumuşak dokuda beklenmeyen değişiklikler relaps olarak adlandırılır. İskeletsel relaps birçok faktörden etkilenmekte olup daha sık gözlenmektedir. Bu çalışmaya 2015-2024 yılları arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'na başvuran ve klinik ile radyolojik değerlendirme sonucunda bimaksiller cerrahi endikasyonu konulan 40 hasta dahil edilmiştir. Tüm hastalara sagittal split ramus osteotomisi uygulanmış olup, fiksasyon yöntemi temel alınarak iki gruba ayrılmıştır. Birinci grupta yer alan 20 hastaya bikortikal vidalar ile fiksasyon uygulanırken, ikinci gruptaki 20 hastaya monokortikal vida ve plak ile fiksasyon yapılmıştır. Hastaların değerlendirilmesi, ameliyat öncesi (T0), ameliyattan 1 hafta sonra (T1) ve ameliyattan 6 ay sonra (T2) alınan lateral sefalometrik radyografi verileri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, WebCeph sefalometrik analiz programı kullanılarak analiz edilmiş ve ameliyat sonrası değişim (T1-T0) ile ameliyat sonrası nüks (T1-T2) açısından karşılaştırılmıştır. Bikortikal vida ve monokortikal vida plak uygulanan hastalarda iskeletsel, dental ve yumuşak doku ölçümlerinde gruplar arasında anlamlı farklılık görülmemiştir. Bu nedenle, uygulama kolaylığı, sinir hasarı riskinin daha düşük olması ve kondilde aşırı kuvvet oluşturmaması gibi avantajları göz önüne alındığında, monokortikal vida-plak sisteminin daha güvenli ve etkili bir fiksasyon yöntemi olabileceği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ortognatik cerrahi, Fiksasyon, Relaps

Eray Murat Keleş
Süleyman Demirel University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Stajyer hekimler tarafından yapılan primer endodontik tedavili dişlerin 5 yıllık sağkalımının ve başarısının retrospektif incelenmesi

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı, stajyer diş hekimleri tarafından gerçekleştirilen primer endodontik tedavilerin 5 yıllık sağkalım ve başarı oranlarını değerlendirmek ve bu oranlar üzerinde etkili olabilecek faktörleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Temmuz 2018- Temmuza 2019 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı kliniğinde, stajyer diş hekimleri tarafından primer kök kanal tedavisi uygulanmış daimi dişler dahil edilmiştir. Hasta kayıtları, klinik notlar ve dijital radyografik görüntüler retrospektif olarak incelenmiştir. Dişlerin tedavi sonrası varlığı "sağkalım", periapikal doku sağlığı ise "başarı" açısından değerlendirilmiştir. Tedavinin başarısı; kök kanal dolumunun uzunluğu ve yoğunluğu, koronal restorasyonun tipi ve bütünlüğü, proksimal kontakt varlığı gibi parametreler üzerinden analiz edilmiştir. Veriler istatistiksel olarak analiz edilerek sağkalım ve başarı oranları regresyon analizi ve ki-kare testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: İncelenen 117 adet dişin 5 yıllık sağkalım oranı %67,5 olarak bulunmuştur. Sağkalım üzerinde etkili faktörlerde; restorasyon kalitesi, perforasyon varlığı, kök kanal dolumunun uzunluğu ve tedavi öncesi periapikal lezyon varlığı yer almıştır (p<0.05). Başarı oranı ise %47,9 olup, başarı üzerinde en belirgin etkisi olan faktörler arasında restorasyon kalitesi, kök kanal dolumunun uzunluğu, homojenite, koniklik ve tedavi öncesi periapikal lezyon varlığı yer almıştır (p<0.05). Sonuç: Stajyer diş hekimleri tarafından yapılan primer endodontik tedaviler, uygun klinik ve radyografik kriterler sağlandığında uzun dönemli sağkalım ve başarı açısından kabul edilebilir düzeydedir. Ancak, tedavi başarısının artırılmasında uygun kök kanal doldurma kalitesi ve restorasyonun bütünlüğü gibi faktörlerin kritik rol oynadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Stajyer Diş Hekimi, Sağkalım, Başarı, Retrospektif Çalışma, Kök Kanal Tedavisi.

Mustafa Arıcan
Süleyman Demirel University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İki farklı multilayer zirkonyum oksit restorasyon materyalinin fiziksel ve mekanik özelliklerinin karşılaştırılması

İki Farklı Multilayer Zirkonyum Oksit Restorasyon Materyalinin Fiziksel ve Mekanik Özelliklerinin Karşılaştırılması Gelişen CAD/CAM (Bilgisayar Destekli Tasarım/Üretim) teknolojilerinin diş hekimliğinde kullanımı arttıkça tek seans tedaviler uygulanmaya başlanmıştır. Bu uygulamaların hedeflerinden biri de birden fazla seansta elde edilen tedavi başarısı ve hasta memnuniyetini tek seansta sağlayabilmektir. Bu deneysel tez çalışmasının amacı, farklı sinterleme protokollerine tabi tutulmuş çok katmanlı monolitik zirkonya materyallerinde sinterleme sürecinin translusensi, renk stabilitesi, yüzey pürüzlülüğü, mikrosertlik ve bükülme dayanımı üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Ayrıca, translusensi, renk stabilitesi, yüzey pürüzlülüğü ve mikrosertlik açısından yüzey bitirme işlemlerinin (glaze ve polisaj) etkinliği de araştırılmıştır. Katana YML (Kuraray Noritake Dental Inc, Japan) ve Ivoclar ZirCAD Prime (Ivoclar Vivadent, Liechtenstein) zirkonyum dioksit disklerden 1,4 mm kalınlığında 60 örnek (n=10) hazırlanmıştır. Örneklere 800-1000-1200-1500 ve 2000 gridlik silikon karbid zımpara uygulanıp, ardından konvansiyonel, hızlı ve yüksek hızlı sinterleme prosedürlerine göre 3 gruba ayrılmıştır. Üretici talimatlarına uygun şekilde sinterleme sonrası, zımpara uygulanmış yüzeylere tekrar zımpara uygulanarak polisaj tamamlanmıştır. Örnekler, D65 ışık kaynağına sahip renk kutusunda beyaz zemin üzerinde spektrofotometre (Vita EasyShade V, Vita Zahnfabrik, Almanya) ile ölçülmüş ve renk farkı CIEDE2000 formülüyle hesaplanmıştır. Beyaz ve siyah arka fonla translusensi ölçümü (TP00) yapılmıştır. Yüzey pürüzlülüğü ve mikrosertlik değerleri de ölçülüp, ardından tüm örneklerin polisajlanan yüzeylerine glaze uygulanarak ölçümlerin tamamı tekrarlanmıştır. Son olarak örnekler, universal test makinesinde 3 top üzeri piston düzeneğinde kırılarak bükülme dayanımı test edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS programıyla istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Normal dağılım için Kolmogorov-Smirnov, varyans eşitliği için Levene testi yapılmıştır. Farklı blok ve sinter süreleri arasında fark belirlemek için tek yönlü ANOVA, grup farklarını saptamak için Tukey's HSD post hoc testi, glaze öncesi-sonrası farkları için bağımlı t testi uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi 0,05 olarak kabul edilmiştir. Ölçümler sonucunda farklı sinterleme süre ve sıcaklıklarının materyalin renk parametreleri ve mikrosertliği üzerinde anlamlı fark oluşturmadığı görülmüştür. Translusensi parametresi Katana'nın konvansiyonel sinter grubunda etkilenmiştir. Ayrıca glaze uygulaması materyalin yarı saydamlığını arttırmıştır. Glaze öncesi-sonrası karşılaştırıldığında, tüm Ivoclar gruplarında pürüzlülük glaze sonrası anlamlı şekilde azalmıştır. Ivoclar'ın hızlı sinter grubunun (HS) bükülme dayanımı, diğer Ivoclar gruplarından anlamlı olarak farklı bulunmuştur. Sonuç olarak, çalışma koşullarında zirkonyum dioksitin yüzey sertliği, pürüzlülüğü ve renk parametreleri üzerinde sinterleme süresi, sıcaklığı ve yüzey bitirme işlemi etkili bulunmuştur. Anahtar kelimeler: CAD/CAM, Zirkonyum Dioksit, Bükülme Dayanımı, Renk Stabilitesi, Yüzey Pürüzlülüğü, Mikrosertlik, Translusensi(Yarı Saydamlık)

Furkan Çetintürk
Süleyman Demirel University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Otojen greft, konsantre büyüme faktörü ve dentin greftinin kemik iyileşmesine etkilerinin araştırılması

Canlının yaşamı boyunca kendiliğinden iyileşemeyen ve fibröz bağ dokusuyla kapanan defektler 'kritik boyutlu kemik defekti' olarak tanımlanmaktadır. Bu tür defektlerin doğal iyileşme potansiyelleri sınırlı olduğu için, tedavileri amacıyla çeşitli biyometaryeller, büyüme faktörleri ve kök hücre temelli yaklaşımlar kullanılmaktadır. Otojen kemik grefti, kemik defektlerin tedavisinde altın standart kabul edilirken, dentin grefti benzer organik-inorganik yapı, içerdiği büyüme faktörleri sayesinde umut vaat eden bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca büyüme faktörlerinden zengin bir trombosit ürünü olan konsantre büyüme faktörü (KBF)'nün greftlerle birlikte uygulandığında kemik rejenerasyonunu hızlandırdığı bilinmektedir. Bu deneysel hayvan çalışmasının amacı; kritik boyutlu kemik defektlerinde otojen kemik grefti ile demineralize olmamış dentin greftinin kemik iyileşmesine etkilerini karşılaştırmak ve her iki greft materyaline KBF ilavesinin kemiğin rejenerasyon sürecine olan potansiyel sinerjik etkisini değerlendirmektir. Çalışmamızda 40 adet Wistar cinsi rat kullanıldı. Her ratın sol femurunda 3mm genişliğinde kritik boyutlu defekt oluşturuldu. Hayvanlar; Grup 1 (otojen), Grup 2 (otojen + KBF), Grup 3 (demineralize olmayan dentin), Grup 4 (demineralize olmayan dentin + KBF) olmak üzere randomize şekilde 4 eşit gruba ayrıldılar. Hayvanlar operasyon sonrası 28. günde sakrifiye edildi. Alınan örnekler histolojik ve immunohistokimyasal olarak değerlendirildi. Histomorfometrik olarak total iyileşme alanı, yeni kemik alanı, defekt kapanma oranı, rezidüel greft materyali, osteoblast sayısı ve osteoklast sayısı değerlendirildi. İmmunohistokimyasal yöntemlerle VEGF ve SPARK ekspresyon düzeyleri değerlendirildi. İnceleme sonucunda elde edilen verilen istatiksel olarak değerlendirildi. 28 günlük iyileşme periyodundan sonra elde ettiğimiz bulgulara göre, demineralize dentin grefti, değerlendirilen tüm parametrelerde otojen kemik greftine kıyasla istatiksel olarak anlamlı derecede daha başarılı sonuçlar göstermiştir. Ayrıca KBF ilavesi hem otojen greft hem de demineralize olmayan dentin grefti tüm parametrelerde istatiksel olarak anlamlı iyileşme sağlayarak kemiğin rejenerasyon sürecini belirgin şekilde desteklemiştir. Tüm parametrelerde en başaralı sonuçları demineralize olmayan dentin grefti + KBF grubu vermiştir. Bu çalışmada demineralize olmayan dentin greftinin otojen kemik greftine kıyasla daha başarılı kemik rejenerasyonu sağladığı gösterilmiştir. Ayrıca, KBF ilave hem otojen greft hem de demineralize olmayan dentin greftinin kemik rejenerasyonundaki etkinliğini anlamlı düzeyde arttırmıştır. Bu bulgular demineralize olmayan dentin greftinin alternatif bir greft materyali olabileceğini ve KBF birlikte kullanıldığı greft materyallerinin kemik iyileşmesindeki etkinliğini arttırdığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Kritik boyutlu defekt, KBF, Demineralize olmayan dentin grefti, Otojen kemik grefti, Kemik iyileşmesi

Ali Bulut
Süleyman Demirel University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Eklemeli ve eksiltmeli yöntemlerle üretilen total protezlerin geometrik hassasiyeti açısından değerlendirilmesi

Amaç: Günümüzde dental uygulamalarda sıklıkla kullanılan 3D baskı teknolojileri, üretim süreçlerinde hassasiyet ve doğruluk açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, kazıma teknolojisi, DLP (Digital Light Processing) ve LCD (Liquid Crystal Display) teknolojileri ile farklı açı ve oryantasyonlarda üretilen protez kaideleri; geometrik hassasiyet, ağırlık, artık miktarı ve üretim süresi açısından değerlendirilmiştir. Üretilen modellerin referans tasarımla uyumu değerlendirilerek, üretim teknolojisinin ve baskı parametrelerinin doğruluk üzerindeki etkileri karşılaştırılmıştır. Bu sayede, farklı üretim yöntemlerinin avantaj ve sınırlamaları ortaya konularak, klinik uygulamalarda daha iyi doku uyumu sağlanması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, protez kaideleri üç farklı yöntemle üretildi: Dijital Işık İşleme (DLP), Sıvı Kristal Ekran (LCD) ve kazıma. Üretimde fotopolimerize reçine ve PMMA disk malzemeleri kullanıldı. Üretim, belirli açı ve yönelimlere göre tasarımlar oluşturularak yapıldı ve her bir numune için uygun oryantasyonlar belirlendi. Üretilen kaide materyalleri, ekstraoral tarayıcı ile tarandı ve tarama verileri, referans tasarımla karşılaştırılarak geometrik hassasiyetleri değerlendirildi. Kazıma yöntemi ile yapılan üretimde, PMMA diskler kullanılarak 5-eksenli makine ile işleme gerçekleştirildi. Malzeme miktarları, üretim öncesi ve sonrası ağırlık ölçümleri ile belirlendi ve üretim sonrası temizlik, parlatma ve post-kürleme işlemleri yapıldı. Tüm süreçlerde, kullanılan malzeme miktarları ve üretim süreleri kaydedildi ve karşılaştırıldı. Bulgular: Üretilen protez kaidelerinin geometrik hassasiyet, üretim teknolojisine göre istatistiksel olarak anlamlı fark gösterdiği bulundu. Geometrik hassasiyeti en yüksek üretim tekniği kazıma teknolojisi olarak saptandı. Eklemeli üretim teknikleri kendi arasında kıyaslandığında DLP teknolojisi ile üretilen protez kaidelerinin geometrik hassasiyeti, LCD teknolojisi ile üretilenlerden daha yüksek olduğu bulundu. Üretim teknolojilerine göre kaide ağırlıkları, üretim süreleri ve artık miktarın istatistiksel olarak anlamlı fark gösterdiği saptandı. Kazıma yöntemi ile üretilen kaideler en düşük kaide ağırlığı ve en yüksek artık miktar gösterirken DLP teknolojisi en kısa üretim süresine sahip olduğu gözlendi. Anahtar Kelimeler: 3D Teknoloji, Protez kaidesi, Eklemeli üretim, Eksiltmeli üretim, Geometrik hassasiyet

Barış Durdu Tatlıcıoğlu
Süleyman Demirel University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Panoramik radyograflarda derin öğrenme modelleri kullanılarak kimliklendirme

Amaç: Dental biyometri, dental veriler ve bulgular kullanılarak bireylerin kimliklendirilmesini sağlar. Özellikle afetler veya kazalar sonucunda yumuşak dokuların zarar gördüğü durumlarda, ölen kişilerin diş görüntüleri analiz edilir. Bu süreçte, diş konturları, restorasyonlar, sayısı, şekli ve konumları gibi özellikler karşılaştırılarak güvenilir kimlik belirleme yapılır. Radyografik diş görüntülerinden biyometrik kimliklendirme üzerine mevcut çalışmalar bulunmakla birlikte, daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Bu çalışmada, derin öğrenme modelleri kullanılarak dental panoramik radyograflarda kimliklendirme yapılması, bu modellerin performansının karşılaştırılması ve en başarılı modelin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, 450 hastaya ait 986 panoramik radyograf görüntüsü incelendi. Panoramik radyograflardan 10 farklı ilgi alanı (Region of Interest - ROI) seçilerek toplamda 9860 ROI içeren 10 veri seti oluşturuldu. Önceden eğitilmiş derin öğrenme modelleri olan DenseNet-201, VGG-16, VGG-19, MobileNet ve ResNet-50, bu ROI'lerden öznitelik çıkarmak için kullanıldı. Elde edilen öznitelik vektörleri arasında benzerlik hesaplamak amacıyla Kosinüs Benzerliği, Öklid mesafesi, Jaccard benzerliği, Sørensen-Dice katsayısı ve Pearson korelasyonu metrikleri uygulandı. Bu değerlendirmeler sonucunda, en benzer görüntüler belirlenerek kimliklendirme doğruluğu hesaplandı. Bulgular: Bu tez çalışmasında panoramik radyograflarda kimliklendirme için en yüksek performans, maksilla ve mandibulanın sağ yarısı ve maksilla ve mandibulanın sağ bölgesindeki dişleri içeren ROI 5'te DenseNet201 modeli ile elde edildi. Jaccard ve sørensen–dice benzerlik ölçütlerine göre, bu modeldeki birinci sıradaki eşleşme oranı (Rank-1) %90,67 olarak belirlendi. Tüm modellerin en yüksek performans sonuçları yine ROI 5'te gözlemlenmiştir. ROI bölgeleri arasında benzerlik metrikleriyle yapılan karşılaştırmada, en yüksek başarı MobileNet modeliyle, en düşük başarı ise ResNet-50 modeliyle elde edildi. Sonuç: Derin öğrenme modellerinin panoramik radyograflarda kimliklendirme süreçlerinde başarılı bir şekilde kullanılabileceği tespit edildi. Çalışmanın sonuçları derin öğrenmenin kimliklendirme alanındaki etkinliğinin, özellikle kitlesel afet durumlarında adli tanımlama sistemlerine önemli katkılar sağlayabileceğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Panoramik radyografi, Derin öğrenme, Kimliklendirme, Adli diş hekimliği, Yapay zeka

Huriye Gün Güler
Süleyman Demirel University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibular lingulanın radyomorfometrik analizi ve anatomik yapılarla ilişkisinin değerlendirilmesi

Mandibular lingula (ML), mandibula ramusunun medial yüzeyinde bulunan, inferior alveolar sinir, arter ve venin geçtiği ve mandibular foramen (MF) olarak adlandırılan anatomik açıklığın üst kısmında yer alan küçük bir kemik çıkıntısıdır. Bu yapı, inferior alveolar sinir bloğu (İASB) gibi anestezik prosedürlerde referans noktası olarak kullanılmasının yanı sıra, ramus osteotomilerinde sinir ve damarların korunması açısından da kritik bir anatomik noktadır. Çalışmamızın amacı, farklı iskeletsel sınıflara ve mandibular ark şekillerine sahip bireylerde ML'nin şekli ve konumunu ve çevresindeki anatomik yapılarla ilişkisini konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleriyle retrospektif olarak değerlendirerek, başarılı bir İASB ve ramus cerrahisi için klinik uygulamalara katkı sağlamaktır. Bu retrospektif çalışma, Süleyman Demirel Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde 2013-2023 yılları arasında elde edilen 216 KIBT görüntüsü üzerinde gerçekleştirildi. Çalışmaya 118 kadın, 98 erkek hasta dahil edildi ve yaş ortalaması 25,29±7,94 yıldı. Sağ-sol taraf, cinsiyet, iskeletsel sınıf ve mandibular ark şekline göre hastalar gruplara ayrıldı. Analizler Planmeca Romexis ve Quick Vision 3D yazılımı ile tek bir gözlemci tarafından yapılarak, ML ve Antilingula (AL) şekli belirlendi, ML ve MF'nin çevredeki anatomik yapılarla olan mesafeleri ölçüldü. ML'nin en sık görülen şekli nodüler (%35,3), en az görülen şekilleri ise kesik ve asimile (%17,1) idi.AL'nin en sık görülen şekli tepe şekli (%34,4), en az görülen şekli ise ova (%17,1) idi. ML ve MF'nin konumları sağ ve sol taraf arasında büyük ölçüde benzerdi. Erkeklerde, ML ve MF'nin çevredeki anatomik yapılara olan mesafeleri kadınlara kıyasla çoğunlukla anlamlı derecede daha yüksekti. İskeletsel sınıf 3'te ML ve MF'nin oklüzal düzleme göre konumu diğer iskeletsel sınıflardan anlamlı derecede yüksekti. İskeletsel sınıf 3'te ML'nin sigmoid çentiğe (SÇ) olan mesafesi diğer iskeletsel sınıflara göre anlamlı derecede yüksek bulundu ve MF'nin SÇ'ye olan mesafesi de iskeletsel sınıf 3'te iskeletsel sınıf 2'ye göre anlamlı derecede yüksekti. ML'nin anterior ve posterior ramusa göre konumunda anlamlı bir farklılık görülmedi fakat MF'nin anterior ramusa olan mesafesi ise iskeletsel sınıf 2'de iskeletsel sınıf 3'ten anlamlı derecede yüksekti. ML'nin mandibular aynı taraf ve karĢı taraf kanin dişlere uzaklığı kare şekilli mandibular arklarda diğer mandibular ark şekillerine göre, oval şekilli mandibular arklarda ise konik şekle göre anlamlı derecede yüksek görüldü. ML ve MF'nin goniona olan mesafeleri ise kare şekilli mandibular arklarda konik şekle göre anlamlı derecede yüksekti. çalışmamızda, ML ve MF'nin morfolojik varyasyonlarının ve konumsal özelliklerinin sağ-sol taraf, cinsiyet, iskeletsel sınıf ve mandibular ark şekillerine göre değişebileceği görülmüştür. Çalışmamızın sonuçları, İASB uygulamalarında ve mandibular ramus cerrahilerinde anatomik yapıları korumak ve başarı oranını artırmak için klinik uygulamalara rehberlik edecek bilgiler sağlamıştır.

İrem Bulut
Süleyman Demirel University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Periodontal hastalıklı bireylerde periodontal tedavinin ve ona destek olarak uygulanan botulinum toksini tedavisinin yaşam kalitesi ölçekleri, klinik periodontal ve biyokimyasal parametreler üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Periodontal hastalıklar, bireylerin yaşam kalitesini ve sistemik biyobelirteç düzeylerini etkileyebilen yaygın inflamatuvar hastalıklardır. Bu çalışmanın amacı, periodontal hastalıklı bireylerde periodontal tedavinin ve periodontal tedaviye destek olarak botulinum toksini uygulamasının; yaşam kalitesi ölçekleri [Ağız Sağlığı Etki Profili Türkçe versiyonu (OHIP-14TR), Psikososyal Estetik Algı Skalası (PAPS) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ)] ve tükürük matriks metaaloproteinaz (MMP-8) düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Gereç-Yöntem: Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı, yaşları 18-45 arasında değişen periodontal hastalık tanısı almış 69 bireyden, tedavileri tamamlanmış 50 birey dahil edilmiştir. Tüm bireylere periodontal tedavi uygulanmış olup, katılımcılar üç gruba ayrılmıştır: yalnızca cerrahi olmayan periodontal tedavi uygulanan grup (COPT), cerrahi periodontal tedavi uygulanan grup (CPT) ve cerrahi olmayan tedaviye ek olarak botulinum toksini uygulanan grup (COPT+BT). Tüm hastaların tedavi öncesi ve sonrası klinik periodontal kayıtları (Plak indeksi (Pİ), Gingival indeks (Gİ), klinik ataşman kaybı (KAK), sondalama cep derinliği, sondlamada kanama indeksi kaydedelmiştir. Her katılımcıya ait anket uygulamaları yapılmış ve uyarılmamış total tükürük örnekleri alınmıştır. Demografik veriler kaydedilmiş; yaşam kalitesi değerlendirmeleri OHIP-14TR, PAPS ve RBSÖ ile yapılmıştır. Tedavi sonrası değerlendirmeler COPT grubunda tedaviden 1 ay sonra, CPT grubunda 3 ay sonra ve COPT+BT grubunda 6 ay sonra gerçekleştirilmiştir. Tükürük örneklerinde matriks metalloproteinaz-8 (MMP-8) düzeyleri ELISA yöntemiyle analiz edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 25.0 programının güncel sürümü ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel Analizler: Normal dağılım göstermeyen veriler için gruplar arası karşılaştırmalarda Kruskal-Wallis testi, tedavi öncesi-sonrası değerlendirmelerde ise Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmıştır. Kategorik değişkenler Ki-kare testi ile analiz edilmiştir. Tedavi grupları arasında biyokimyasal belirteçler (MMP-8) ve anket skorlarının (OHIP-14, RBSÖ, PAPS) karşılaştırılmasında parametrik varsayımları sağlamayan veriler için non-parametrik yöntemler tercih edilmiştir. Anket skorları arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesinde Spearman sıra korelasyon katsayısı hesaplanmıştır. Bulgular, ortalama ± standart sapma (SS), medyan (min–maks) ve yüzde (%) değerleri ile sunulmuş; tüm istatistiksel testlerde anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Bu çalışma, periodontal tedavi alan bireylerde yaşam kalitesi, biyokimyasal belirteçler ve ağız hijyeni alışkanlıkları açısından olumlu sonuçlar elde edildiğini göstermektedir. Tüm çalışma gruplarında OHIP-14TR, PAPS ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) skorlarında istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler gözlenmiş; tedavi sonrası tükürükteki MMP-8 düzeylerinde belirgin bir düşüş kaydedilmiştir. COPT+CPT grubunda, Plak İndeksi (Pİ) ve Klinik Ataşman Kaybı (KAK) değerleri tedavi öncesine kıyasla anlamlı şekilde azalmıştır. Ayrıca diş fırçalama sıklığı, diş ipi kullanımı ve sigara bırakma gibi ağız hijyeni ve yaşam tarzı davranışlarında olumlu değişiklikler bildirilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda yalnızca OHIP-14 skorlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.0039); en düşük ortanca değer COPT+BT grubunda gözlenmiş olup, bu durum oral sağlıkla ilişkili yaşam kalitesinde en fazla iyileşmenin bu grupta gerçekleştiğini göstermektedir. MMP-8 düzeylerinin düşük seyretmesi ve PAPS skorlarının daha homojen dağılması, estetik müdahalenin biyokimyasal ve algısal düzeyde katkı sağlayabileceğini düşündürmektedir. En düşük MMP-8 değerleri COPT+BT grubunda görülmüştür. Her ne kadar RBSÖ skorları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmamış olsa da COPT+BT grubunda estetik tatmin ve bireysel memnuniyetin daha yüksek olması, psikolojik iyilik hali üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğini ortaya koymaktadır. Sonuç ve Öneriler: COPT+BT grubunda bu iyileşmelerin daha belirgin olması, botulinum toksininin periodontal tedaviye destekleyici etkisinin biyokimyasal ve psikososyal açıdan da katkı sağladığını düşündürmektedir. Botulinum toksini enjeksiyonunun cerrahi olmayan periodontal tedaviye eklenmesi; periodontal iyileşmeyi artırabilir, hasta memnuniyetini ve yaşam kalitesini artırabilir. MMP-8 tedavi sonrası iyileşmenin objektif takibinde yararlı olabilir. Cerrahi periodontal tedaviye alternatif olarak kullanılabilir. Bu çalışma, ileride yapılacak daha kapsamlı araştırmalara temel oluşturabilecek niteliktedir.

Ahmet Gökay Öten
Süleyman Demirel University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Büyük azı-keser diş hipomineralizasyonlu çocuk hastalarda diş gelişiminin ve kemik trabekülasyon yapısının değerlendirilmesi ve risk faktörleri ve ağız içi bulgular ile ilişkisinin incelenmesi

Büyük azı-keser diş hipomineralizasyonu (BAKH), mine dokusunun gelişimsel olarak yetersiz mineralizasyonu sonucu ortaya çıkan, sıklıkla hassasiyet, çürük eğiliminde artış ve estetik sorunlar ile seyreden bir bozukluktur. Bu çalışmanın amacı, BAKH'li çocuk hastalarda diş gelişiminin ve kemik trabekülasyon yapısının değerlendirilmesi ve risk faktörleri ve ağız içi bulgular ile ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmaya, 7,99–9,99 yaş aralığında olan, 90 BAKH'li ve 90 sağlıklı olmak üzere 180 çocuk hasta dahil edildi. Diş gelişimi Willems, Cameriere, Nolla ve Haavikko yöntemleri ile panoramik radyografiler üzerinden değerlendirildi. Aynı radyografilerden, belirlenen altı farklı alanda trabeküler kemik yapısı fraktal analiz yöntemi ile incelendi. Çocuk hastaların prenatal, perinatal ve postnatal dönemlerine ait veriler, anket yoluyla toplandı ve ağız içi bulgular klinik değerlendirme ile kaydedildi. Elde edilen veriler, istatistiksel olarak analiz edildi. BAKH'li çocukların ailelerinin çoğunluğunun kırsal kesimde yaşadığı, annelerinin çalışmadığı, babalarının işçi ve sosyoekonomik seviyelerinin düşük gelir seviyesinde olduğu belirlendi. Prenatal döneme ilişkin bilgiler incelendiğinde, hamilelik sürecinde ateşli hastalık geçirme öyküsünün, BAKH şiddet düzeyindeki artışla birlikte daha sık bildirildiği görüldü (p<0,05). Perinatal döneme ait veriler değerlendirildiğinde, doğum şekli ile BAKH şiddeti arasında anlamlı ilişki saptandı; sezaryen doğum oranı, şiddetli BAKH grubunda en yüksek düzeyde bulundu (p<0,05). Postnatal dönem incelendiğinde, şiddetli BAKH görülen çocukların çoğunluğunun, 12-24 ay süre anne sütü aldığı (p=0,05), BAKH şiddet seviyesi arttıkça DMFT ve DMFS değerlerinin arttığı gözlemlendi (p<0,05). Diş gelişimi değerlendirildiğinde, BAKH grubunda Nolla metodu ile hesaplanan diş yaşı değerlerinin, kontrol grubuna kıyasla daha yüksek olduğu; BAKH grubunda Cameriere metodu ile hesaplanan diş yaşı değerleri, kontrol grubuna kıyasla daha düşük olduğu gözlemlendi (p<0,05). Fraktal analiz sonuçları, özellikle sağ kondil, sağ angulus ve sol angulus bölgelerinde BAKH'li çocukların kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük fraktal boyut değerlerine sahip olduğunu ortaya koydu (p<0,05). Bu çalışma, BAKH'nin yalnızca lokalize bir mine defekti olmayıp diş gelişimini geciktirebilen ve kemiğin trabeküler yapısında mikro düzeyde bozulmalara sebep olabilen sistemik bir durumun bileşeni olabileceğini göstermektedir. Bu birliktelik, BAKH'nin etiyopatogenezinde bildirilen sistemik faktörlerin rolünü güçlendrimekte olup BAKH ile sistemik gelişim arasındaki ilişkinin daha kapsamlı örneklemler ve ileri görüntüleme teknikleri kullanılarak araştırılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: BAKH, Diş Yaşı, Diş Gelişimi, Fraktal Analiz, Çocuk Diş Hekimliği

Kürşat Fatih Yüksel
Süleyman Demirel University
2025
00