Süleyman Demirel University
Institute

Institute of Health Sciences

Süleyman Demirel University

81

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Çeşitli yaş kategorilerindeki mücadele sporu katılımcılarının mücadele spor branşları hakkındaki metaforik algılarının belirlenmesi

Bu araştırma, farklı yaş kategorilerindeki mücadele sporu katılımcılarının Karate, Taekwondo, Kick Boks, Muay Thai ve Aikido branşlarına ilişkin metaforik algılarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim (fenomenoloji) deseni kullanılmıştır. Çalışma, Isparta Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'ne bağlı ve özel olarak faaliyet gösteren spor kulüplerinde antrenman yapan, 7 yaş ve üzeri toplam 363 gönüllü sporcunun katılımıyla yürütülmüştür. Veriler, açık uçlu sorulardan oluşan bir form aracılığıyla toplanmıştır. Formun ilk bölümünde katılımcıların demografik bilgilerine, ikinci bölümünde ise her bir branş için "Karate … gibidir; çünkü …" şeklinde yapılandırılmış cümle tamamlamalarına yer verilmiştir. Katılımcılardan bu şekilde Karate, Taekwondo, Kick Boks, Muay Thai ve Aikido branşlarına yönelik algılarını ifade etmeleri istenmiştir. Elde edilen veriler, MaxQDA adlı nitel veri analiz programı kullanılarak analiz edilmiş; toplamda 221 metafor belirlenmiştir. Metaforlar arası ilişkiyi incelemek amacıyla ki- kare testi uygulanmıştır. Metaforlar, araştırmacı tarafından anlam bütünlüğü dikkate alınarak 11 tematik kategori altında sınıflandırılmıştır. Araştırma bulgularına göre, tüm branşlarda en sık kullanılan metafor türü ''Branşa Özgü Terimler'' olmuştur. Ayrıca, katılımcıların spor branşlarını yalnızca bir rekabet aracı olarak değil; zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimi destekleyen bir yaşam biçimi ve kişisel gelişim yolu olarak algıladıkları sonucuna ulaşılmıştır.

Figen Yıldırım
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Futbolcularda psikolojik gerilim ile taktiksel beceriler arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, futbolcularda psikolojik gerilim düzeyleri ile taktiksel beceri yeterlilikleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada ayrıca yaş, spor yaşı, gelir düzeyi ve profesyonellik geçmişi gibi demografik değişkenlerin psikolojik gerilim ve taktiksel beceriler üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde yürütülmüş olup, Türkiye'de farklı kulüplerde aktif olarak futbol oynayan toplam 181 sporcu çalışmaya katılmıştır. Veri toplama aracı olarak Psikolojik Gerilim Ölçeği ve Sporda Taktiksel Beceri Ölçeği kullanılmış, elde edilen veriler betimleyici istatistiklerin yanı sıra bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, futbolcularda yaş ve profesyonellik geçmişinin psikolojik gerilim düzeylerinde anlamlı farklılıklara yol açtığı (p<.05), genç futbolcularda psikolojik gerilimin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, psikolojik gerilim düzeyleri ile taktiksel beceri yeterlilikleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=-.27, p<.01). Bu sonuç, yüksek psikolojik gerilim düzeyinin futbolcuların taktiksel uygulama ve oyun içi stratejik performansını olumsuz etkilediğini göstermektedir. Araştırma, futbolcularda stres yönetimi ve psikolojik dayanıklılık geliştirme çalışmalarının, taktiksel beceri performansının artırılmasında önemli olduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda, antrenman süreçlerinde psikolojik destek uygulamalarına yer verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Futbol, Psikolojik Gerilim, Taktiksel Beceri, Performans, Spor Psikolojisi

Abdullah Arısoy
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Postmenopozal dönemdeki kadinların cinselliğinin kültürel boyutunun Leininger gündoğumu modeli ile irdelenmesi

Amaç: Çalışmanın amacı postmenopozal dönemdeki kadınların cinselliğinin kültürel boyutunun Leininger Gündoğumu Modeli ile irdelenmesidir. Yöntem: Çalışma nitel tasarımda bir araştırmadır. Leininger'in Gündoğumu Modelini kullanan araştırmacılara önerdiği hemşirelik alanına özel bir yöntem olan ethnonursing/etnohemşirelik araştırma metodu kullanarak yapılmıştır. Araştırma postmenopozal dönemde olan 20 kadınla yürütülmüştür. Örneklem seçiminde amaçlı örneklem yöntemlerinden tipik durum örneklemesi benimsenmiştir. Veri toplamada yüz yüze görüşme tekniği kullanılmıştır. Veriler sosyodemografik veri formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Görüşmeler derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak yapılmış ve akıllı telefon aracılığıyla kaydedilmiştir. Veri analizi için içerik analizi yaklaşımı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma sonucunda beş ana tema elde edilmiştir. Bu temalar Güzellik-Estetik, Cinselliğin Süreci, CS/ÜS Hizmetleri, Dini Etkiler ve Toplumsal Cinsiyet Faktörleridir. Çalışma bulguları katılımcıların cinselliğe yönelik algı ve cinselliği yaşama biçimlerinin toplumsal ve kültürel normlardan etkilendiğini göstermektedir. Kadın cinselliğinin toplumsal cinsiyet rolleri, din ve kültürel normlar etkisiyle baskı altına alındığı cinselliğin zorunluluk, görev, ayıp ve utanç verici bir durum olarak algılandığı belirlenmiştir. Bu nedenle kadınların tüm yaşam evrelerinde cinsel konularda kendilerini ifade etmekte zorlandıkları tespit edilmiştir. Özellikle postmenopozal dönemdeki kadınların duygusal ve toplumsal baskılar nedeniyle cinselliği tamamen bitirdikleri belirlenmiştir. Ayrıca kadınların cinselliği tabu olarak görmesi, sağlık profesyonellerinin olumsuz tutumları gibi durumlar CS/ÜS hizmetlerininden etkin bir şekilde yararlanmayı engellemektedir. Sonuç: Postmenopozal dönemdeki kadınlarda sosyokültürel normlar, toplumsal cinsiyet ve din, cinselliğe ilişkin algıların oluşmasında etkili olabilmektedir. Ayrıca bu çalışmanın bulguları, kadınların farklı yaşam evrelerindeki cinsellik deneyimlerinin, mevcut algıların oluşumunda önemli bir etkisi olduğunu ortaya koymakta ve farklı yaşam evrelerindeki cinsellik algılarına, yaşanma şekillerine de ışık tutmaktadır.

Kübra Yılmaz
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Temel parametrik istatistik testlerde örneklem büyüklüğü tahmini

Bu tez çalışması, temel parametrik istatistik testlerde örneklem büyüklüğü tahmininin önemini ve hesaplama yöntemlerini incelemektedir. Çalışma kapsamında parametrik testler, örneklem büyüklüğü ve örnekleme yöntemleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Araştırmanın temel amacı, bağımsız ve bağımlı gruplar için gerekli örneklem büyüklüklerinin doğru bir şekilde belirlenmesi için kullanılan yöntemleri tanıtmak ve bu yöntemlerin çeşitli istatistiksel analizler üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Özellikle bağımsız ve bağımlı iki grup ortalamasının testi, ikiden fazla grup için varyans analizi (ANOVA), oran testleri ve regresyon-korelasyon analizleri gibi çeşitli test türleri için örneklem büyüklüğünün nasıl hesaplandığı açıklanmıştır. Ayrıca, tez kapsamında Gpower programı kullanılarak hem kendi örnekleri hem de farklı tezlerden veriler alınarak analiz yapılmış ve sonuçlar yorumlanmıştır. Örneklem büyüklüğü tahmininin doğru yapılmasının, istatistiksel analizlerde daha güvenilir sonuçlar elde edilmesine katkı sağladığı ve araştırma bulgularının genellenebilirliğini artırdığı görülmüştür. Araştırma bulguları, örneklem büyüklüğü ile istatistiksel güç arasında net bir ilişki olduğunu göstererek, daha yüksek güç düzeylerinin daha büyük örneklem büyüklüklerine duyulan ihtiyaçla ilişkili olduğunu göstermektedir. Özellikle, %99'luk bir güç düzeyi hedeflendiğinde, örneklem büyüklükleri %80'lik güç düzeylerine sahip çalışmalara kıyasla önemli ölçüde daha büyük çıkmıştır. Ayrıca, sonuçlarda hata payı arttıkça (özellikle %1, %5, ve %10'a kadar) gerekli örneklem boyutunda buna karşılık gelen bir azalma olduğunu göstermektedir. Bu eğilim, daha büyük hata paylarının araştırmacıların daha küçük örneklem boyutlarını haklı çıkarmalarına izin verebileceğini, ancak tahminlerinin kesinliğini tehlikeye atabileceğini göstermektedir.

Cihad Yıldırım
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kol-bacak hacmi ve kulaç uzunluğunun genç erkek yüzücülerde yüzme performansları ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, kol ile bacak hacminin ve kulaç uzunluğunun genç erkek yüzücülerde yüzme performansları ile ilişkisinin incelenmesidir. Bu çalışmaya lisanslı olarak yüzme sporu yapan minimum toplam 15 genç erkek yüzücü gönüllü olarak katıldı. Yüzücülere boy (cm.), kilo (kg.), BKİ (kg/boy m2), kol hacmi, bacak hacmi ve kulaç uzunluğu (cm.) ile tüm stillerde (serbest stil yüzme, sırtüstü stil yüzme, kurbağalama stil yüzme, kelebek stil yüzme) 50 m. (sn.), 100 m. (sn.) ve 200 m. (sn.) yüzme performans ölçümleri uygulandı. Ölçümler öncesinde tüm yüzücülere testler ile ilgili gerekli bilgilendirmeler yapıldı. Tüm testler sporcuların gün içindeki rutin antrenman saatleri ile aynı saatte uygulanmasına özen gösterilerek gerçekleştirildi. Elde edilen veriler SPSS programı yardımı ile analiz edildi. Tüm değerlerin normal dağılım varsayımlarında, küçük veri setlerinde daha çok tercih edilen Shapiro Wilk testi kullanıldı. Test sonuçlarında tüm değerlerin normal dağılım gösterdiği tespit edildi. Yüzücülerin demografik bilgileri için tanımlayıcı istatistik; bacak-kol toplam hacimleri ve kulaç uzunlukları ile tüm stillerdeki 50m., 100m., ve 200m. yüzme performansları arasındaki ilişkisi için Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi "p<0,05" olarak kabul edildi. Sonuç olarak, genç erkek yüzücülerin kol hacmi ile sırtüstü stilinde 50 m ve 100 m performanslar arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Bacak hacmi ile serbest stilin 50 m ve 200 m performansları arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken; diğer tüm stillerdeki performanslar ile ise anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca, kulaç uzunluklarının serbest ve kurbağalama stillerdeki 200 m performansları arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken; diğer stillerdeki performanslar üzerinde anlamlı etkileri olduğu ve genel yüzme performanslarını etkilediği görülmüştür.

Soner Sağlam
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kan dolaşımı enfeksiyonlarının erken tanısında biyobelirteçlerin değerlendirilmesi

Kan dolaşımı enfeksiyonu (KDE), yüksek morbidite ve mortalite oranına sahip erken tanı ve tedavi gerektiren ciddi bir klinik tablodur. Kesin tanı için altın standart olarak kabul edilen kan kültürü yönteminin uzun sonuçlanma süresi, kontaminasyon riski ve yalancı negatiflik gibi bazı sınırlamaları mevcuttur. Bu nedenle, KDE'nin tanısına yardımcı olabilecek hızlı, spesifik ve uygulanabilirliği kolay biyobelirteçlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, KDE'nin öngörülmesinde PCT, CRP, IL-6, TREM-1, CALPR, CAR, NLR, CD11b, CD14, CD64 ve CD69 gibi inflamatuvar ve hücre yüzey belirteçlerinin tanısal performanslarının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya KDE şüphesiyle kan kültürü örneği alınmış ve eş zamanlı rutin PCT, CRP, albümin ve tam kan sayımı testleri çalışılmış olan 180 hasta dahil edilmiştir. Kan kültürü şişeleri Render BC128 otomatize sisteminde inkübe edilmiş, izole edilen etkenler BD Phoenix 100 ve BioFire FilmArray multiplex PCR cihazıyla tanımlanmıştır. IL-6, TREM-1, CALPR düzeyleri ELISA yöntemiyle, CD11b, CD14, CD64 ve CD69 düzeyleri BD FACSCanto II flow sitometri cihazında belirlenmiştir. Hemokültür pozitif (n=130) hastaların 50'sinde gram negatif, 50'sinde gram pozitif bakteri ve 30'unda maya mantarı izole edilmiştir. Hemokültür pozitif ve hemokültür negatif (n=50) hasta grupları arasında; PCT, CRP, IL-6, TREM-1, CALPR, RDW, MPV, NLR, LMR, CAR, MHR, nCD11b %/MFI, mCD11b %/MFI, nCD14 %/MFI, mCD14 %/MFI, nCD64 %/MFI, mCD64 %/MFI, nCD69 MFI, mCD69 %/MFI düzeyleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). PCT, CAR, CRP, NLR, nCD14 MFI, nCD64%, mCD69% ile nCD64 MFI arasında ve IL-6 ile CALPR arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon gözlenmiştir (p<0.05). ROC analizine göre PCT, CRP, IL-6, TREM-1, CALPR, CAR, NLR, nCD11b %/MFI, mCD11b MFI, nCD14 %/MFI, mCD14 MFI, nCD64 %/MFI, mCD64 %/MFI, mCD69 %/MFI'nın yüksek AUC değerlerine (>0.700) sahip olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, KDE'nin öngörülmesinde PCT, CRP, IL-6, TREM-1, CALPR, CAR, NLR ile birlikte nCD11b, mCD11b, nCD14, mCD14, nCD64, mCD64 ve mCD69 düzeyleri kan kültürüne yardımcı ek testler olarak kullanılabilir.

Göksel Bilir
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda external nitrik oksit (NO) uygulamasının yara iyileşmesine etkisinin incelenmesi

Amaç: Preklinik, in vivo ve deneysel olarak tasarlanmış olup laboratuvar koşullarında gerçekleştirilmiş olan bu çalışmanın amacı; yara modeli oluşturulan ratlarda yara iyileşmesini hızlandırmak, yaranın iyileşmesini sağlamak ve kötüleşmesini engellemek için NO uygulamasının (inhaler, topikal ve inhaler+topikal) etkisini, spontan iyileşen yaralarla karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya başlamak için Süleyman Demirel Üniversitesi Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu'ndan izin alınmıştır. Çalışma kapsamında 28 adet rat rastgele dört gruba ayrılmıştır. Birinci gruba sadece inhaler NO (Grup İ), ikinci gruba sadece yara üzerine topikal NO (Grup T), üçüncü gruba kombine olarak hem inhaler hem topikal NO (Grup İ+T), uygulanırken dördüncü grup kontrol grubu (Grup K), olarak belirlenmiştir. Tüm gruplardan 5. 10. ve 15. günlerde alınan doku örnekleri optimal protokollerden geçirilmiş Hematoksilen&Eozin (H&E) ve Masson Trikrom (MT) boyamaları yapılarak histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler istatistiksel olarak da yorumlanmıştır. Bulgular: Topikal ve kombine NO uygulamalarının, inflamasyonun daha erken ortadan kalkmasını sağladığı ve rejeneratif/remodeling fazlarını da anlamlı şekilde hızlandırdığı gözlemlenmiştir. İyileşme sürecinin sıralaması, Grup İ+T > Grup T > Grup İ > Grup K şeklinde saptanmıştır. Sonuç: NO'nun yara iyileşmesini destekleyici etkileri olduğu görülmekle birlikte, bu etkinin optimum doz ve uygulama yoluna bağlı olduğu da görülmektedir. Özellikle topikal ve kombine uygulamaların rejeneratif/ remodeling süreçlerde daha etkili olduğu saptanmıştır. NO'nun tedavi edici potansiyelinin klinik uygulamalara aktarılabilmesi için dozaj, uygulama süresi ve farmakokinetik parametrelerinin dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.

Nitrik oksitYara iyileşmesi
Sinan Topuz
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni N-fenilbenzen-1,2-diamin ligandlarının sentezi, karakterizasyonu ve sitotoksik etkilerinin farklı kanser hücre hatlarına karşı araştırılması

Schiff bazları, birincil aminler ve aldehitler arasında kondenzasyon reaksiyonu sonucunda oluşan ve geniş terapötik uygulama alanlarına sahip olan önemli bileşiklerdir. Ayrıcalıklı kimyasal yapıları ve biyolojik aktivitelerinin çeşitliliği Schiff bazlarının çeşitli türevlerinin potansiyel antikanser ajanlar olarak kullanılmasını ve bu alanda umut vaat eden yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesini sağlamaktadır. Bu tez, N1-fenilbenzen-1,2-diamin ile farklı aldehitlerin reaksiyonu sonucu çeşitli Schiff bazlarının sentezi, karakterizasyonu ve bu moleküllerin kanser hücrelerine karşı etkilerini saptamayı amaçlamıştır. Sentezlenen beş adet yeni ve bir adet ticari bileşiğin 1H NMR, 13C NMR ve FTIR spektrumları alınarak karakterize edilmiş, antiproliferatif etkileri DLD-1 (kolorektal), MCF-7 (meme) ve A549 (akciğer) kanser hücre hatlarına karşı değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, sentezlenen Schiff bazı ligandlarından SN-194 [(E)-2,4-dibromo-6-(((2-(fenilamino)fenil)imino)metil)fenol], SN-193 [(E)-2-kloro-4-floro-6-(((2-(fenil)amino)fenil)imino)metil)fenol], SN-208 [(E)-4-bromo-2-(((2-(fenil)amino)fenilimino)metil)fenol] ve SN-197 [(E)-2-metil-6-(((2-(fenilamino)fenil)imino)metil)fenol] 'nin farklı hücre hatlarında etkinlik düzeylerinin değişkenlik gösterdiği ve sentezlenen bileşiklerin özellikle MCF-7 hücre hattına karşı diğer hücre hatlarına nazaran etkili olduğu görülmüştür. SN-194, tüm hücre hatlarında en düşük IC50 değerleri ile en güçlü antiproliferatif etkiyi sergilemiştir. Özellikle DLD-1 hücrelerine (3.096 µM) karşı referans ilaç sorafenib'ten (6.578 µM) daha etkin bir aktivite göstermiş olması ilgili hücrelerde antikanser ilaç araştırma geliştirme çalışmalarında değerlendirmeye en uygun aday olabileceğini ortaya koymuştur.

İrem Bayar
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of professional values education on pediatric nurses' perception of professional values, emotional labor behavior, and burnout levels: A randomized controlled study

Aim: This study aims to examine the effects of professional values education on the perceptions of professional values, emotional labor behaviors, and burnout levels among pediatric nurses. Method: This research is a randomized controlled trial conducted from February 2024 to January 2025 at Isparta City Hospital. A total of 70 nurses (intervention:35, control: 35) working in pediatric clinics were enrolled in the study. The intervention consisted of a professional values education program, implemented in two phases: a preparation phase and an application phase. In the preparation phase, a comprehensive literature review was conducted to develop the educational content and materials. During the application phase, the prepared educational content was administered to the participants in the intervention group. Data were collected using a Demographic Information Form, the Professional Values Scale for Nurses, the Emotional Labor Behavior Scale for Nurses, and the Maslach Burnout Inventory. The data obtained were analyzed using SPSS version 27.0 (IBM Inc, Armonk, NY, USA). Results: Within the intervention group of nurses who received professional values education, the score on the "Professional Values Scale for Nurses" significantly increased from 89.68 ± 16.46 in the pre-test to 118.82 ± 9.48 in the post-test. The score for the superficial behavior subdimension of the "Emotional Labor Behavior Scale for Nurses" decreased from 22.22 ± 3.29 to 14.0 ± 4.15. Conversely, the scores for the deep behavior subdimension increased from 47.94 ± 7.27 to 57.62 ± 5.28, while the sincere behavior subdimension rose from 18.54 ± 2.83 to 23.05 ± 2.14. Furthermore, the score on the "Maslach Burnout Inventory" emotional exhaustion sub-dimension score decreased from 16.45±7.13 to 8.80±3.96, the depersonalization sub-dimension score decreased from 6.12±3.97 to 1.94±1.86. The personal accomplishment sub-dimension score increased from 19.62±3.14 to 26.25±2.57. A significant correlation was identified between perceptions of professional values, emotional labor behaviors, and professional burnout levels. Conclusion: The findings indicate that professional values education enhances pediatric nurses' perceptions of professional values, reduces superficial emotional labor behaviors, and increases deep and sincere emotional labor behaviors while concurrently decreasing burnout levels. ClinicalTrials.gov Protocol: NCT07016503 Keywords: Professional Values Education, Professional Values, Emotional Labor, Burnout, Pediatric Nursing

Nazmiye Yirik
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sağkalım analizi ve Cox regresyon yöntemleri ile genç popülasyonda akut koroner sendromu risk faktörlerinin belirlenmesi

ÖZET Sağkalım Analizi ve Cox Regresyon Yöntemleri ile Genç Popülasyonda Akut Koroner Sendromu Risk Faktörlerinin Belirlenmesi Amaç: Bu çalışmanın amacı, 18-40 yaş aralığındaki genç yetişkinlerde akut koroner sendrom görülme sıklığını ve sağkalım süresi üzerindeki risk faktörlerini belirlemek, bu faktörlerin göreli etkilerini istatistiksel olarak değerlendirmektir. Yöntem: Retrospektif olarak tasarlanan çalışmada 0-40 yaş aralığında toplam 722 hastaya ait veriler analiz edilmiştir. Öncelikle tanımlayıcı istatistikler kullanılarak değişkenlerin temel özellikleri özetlenmiş, ikili grup karşılaştırmalarında bağımsız örneklem t-testi veya Mann-Whitney U testi, üç ve daha fazla grup karşılaştırmalarında ise ANOVA veya Kruskal-Wallis testleri uygulanmıştır. Risk faktörlerinin akut koroner sendrom gelişimi ve sağkalım üzerindeki etkileri Kaplan-Meier sağkalım analizi ve çok değişkenli Cox regresyon modeli ile değerlendirilmiştir. Model uyumu -2 Log Likelihood değeri ve Ki-kare testi ile test edilmiştir. Bulgular: Cox regresyon sonuçlarına göre, obezite (Expβ=3,663; p<0,001), sigara kullanımı (Expβ=2,296; p=0,017), hiperlipidemi (Expβ=2,119; p=0,025) ve yaş (Expβ=1,081; p=0,022) AKS gelişiminde anlamlı risk faktörleri olarak öne çıkmıştır. Kaplan-Meier analizi, obez bireylerde sağkalım süresinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığını göstermiştir (Log-Rank p=0,009). Diğer değişkenlerden cinsiyet, hipertansiyon, diyabet, alkol kullanımı ve kalıtım ile sağkalım süresi arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Tartışma: Elde edilen sonuçlar, genç erişkinlerde akut koroner sendrom gelişiminde en belirgin risk faktörlerinin obezite, sigara kullanımı, hiperlipidemi ve yaş olduğunu ortaya koymaktadır. Buna karşılık, toplumda sıkça vurgulanan hipertansiyon ve diyabet gibi klasik kardiyovasküler risk faktörlerinin bu yaş grubunda beklenen düzeyde etki göstermemesi, yaşa özgü farklı patofizyolojik mekanizmaların etkili olabileceğini düşündürmektedir. Bu bulgular, özellikle genç nüfusta yaşam tarzı değişikliklerine dayalı koruyucu sağlık politikalarının önemini vurgulamakta; kilo kontrolü, sigara kullanımının azaltılması ve lipid düzeylerinin yönetiminin erken yaşta başlaması gerektiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Akut Koroner Sendrom, Risk Faktörleri, Cox Regresyon, Sağkalım Analizi, Genç Yetişkinler

BiyoistatistikYaşam istatistikleri
Büşra Uz
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2025
00