
5,998
Archived Theses
35
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
تقنيات السر١د في المجموعة القصصية "طءونا على التخلعن من اصاء״ لمصطفى الموس
The short story, which aims to depict reality and elucidate the issues and events experienced and deemed significant by society, is considered one of the widely recognized artistic forms that have recently entered the field of literature. It has occupied an important position among an elite group of short story writers who have succeeded in reaching the highest levels in contemporary literature, addressing themes that guide humanity toward progress and development, and it has maintained a prominent presence in the literary field. Short stories are replete with connotations and symbols that serve the author's ideas and objectives. They consist of a series of elements—such as setting, time, characters, and events—that form the overall structure of the text. One of the authors distinguished by his technical and intellectual skills in short story writing is Mustafa Taj al-Din al-Musa, the author of the short story collection Sâidûnâ 'alâ at-Takhlûs min ash-Shu'arâ (Help Us to Get Rid of the Poets). In this collection of 74 stories, al-Musa depicts, alongside realistic scenes from the worlds of prominent characters, the full extent of the savagery and madness of war within deliberate narrative conflicts. In fact, the most significant impact of the war on this collection is reflected in the characters' relationships with their memories, past experiences, and childhoods. Although most of the stories revolve around the Syrian war and its aftermath, it should not be overlooked that the work addresses a global readership. The study examines the forms and narrative techniques that Mustafa Taj al-Din al-Musa employed while composing his stories, focusing on narrative methods and short story types rather than thematic perspectives, both in the context of Syria in particular and modern Arabic literature in general. The stories exhibit the use of various narrative techniques, including black humor, depiction of death in every story, pessimism, flashbacks, foreshadowing, acceleration and deceleration of narrative pace, metaphorical settings, real and peaceful settings, open and closed settings, imaginary settings, and direct and indirect presentation of characters. A structural and analytical approach was adopted as the research methodology. Keywords: Arabic Rhetoric, Short Stories, Mustafa Taj al-Din al-Musa, Sâidûnâ 'alâ at-Takhlûs min ash-Shu'arâ, Narrative Techniques.
İmam Nâfi' ve İmam Ebû Ca'fer kıraatlerinin karşılaştırmalı tahlili: Es-Seb'u't Tuvel örneği
Kıraat farklılıkları olgusu, kökleri doğrudan Hz. Peygamber (s.a.v.) dönemine uzanan, ilmî açıdan oldukça önemli bir meseledir. Medine döneminde İslam'a sonradan giren insanların Kureyş lehçesini yeterince bilmemeleri ve telaffuz problemleri yaşamaları üzerine, Hz. Peygamber'in ümmeti için kolaylık dilemesi neticesinde Yüce Allah tarafından "yedi harf" ruhsatı verilmiştir. Bu ruhsat, bazı kelimelerin farklı şekillerde okunabilmesine imkân tanımış ve böylece kıraat farklılıkları ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, söz konusu kıraat farklılıklarını incelemek üzere, İslamî ilimlerin gelişiminde önemli bir merkez olan Medine beldesine ait kıraatler esas alınmıştır. Bu bağlamda, on kıraat imamı arasında yer alan İmam Nâfi' ve Ebû Ca'fer'in kıraatleri mukayese halinde ele alınmıştır. Çalışmanın temel amacı, bu iki kıraat arasında hem benzerlikleri hem de farklılıkları sistematik biçimde ortaya koymaktır. Çalışma giriş, iki bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. İlk olarak, giriş kısmında kıraat ilminin ve çalışmanın muhtevasına ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Akabinde birinci kısımda iki kârinin ilmî kişiliklerine yer verildikten sonra fonetik özellikleriyle öne çıkan usulî farklılıklar değerlendirilmiştir. Bu farklılıkların tespiti ve analizi sırasında, Aşere tarîkinin yanında Takrîb tarîkide dikkate alınarak sistematik bir yaklaşım benimsenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Kur'ân-ı Kerîm'de belirli kelimeler üzerinde ortaya çıkan ferşî farklılıklar ele alınmıştır. Bu farklılıklar, mana üzerindeki etkilerine göre iki kategori altında değerlendirilmiştir. Manaya etki eden ferşî farklılıklar, kelime yapılarına göre sınıflandırılmış; ardından ilgili kıraatler hüccet yöntemiyle delillendirilmiş ve bu farklılıkların mana üzerindeki yansımaları ayrıntılı biçimde verilmiştir. Manaya etki etmeyen ferşî farklılıklar ise kelime köklerine göre tasnif edilmiş, ilgili âyet bağlamında ele alınarak her iki kıraatteki farklılıklar tespit edilmiş akabinde hüccetlendirme yöntemine gidilmişitr. Çalışmanın kapsamı, es-Sebu't-Tuvel diye adlandırılan yedi uzun sûre ile sınırlandırılmıştır. Bu doğrultuda, zikredilen Medine kârîlerinin kıraatleri arasındaki farklar, hem lafız hem de mana boyutlarıyla derinlemesine incelenmiştir.
Türkiye'de cumhuriyet sonrası kıraat ilmi çalışmaları: Abdurrahman Çetin örneği
Abdurrahman Çetin,Kur'ân ilimlerine dair vermiş olduğu çeşitli eserlerle ve özellikle kıraat alanında yapmış olduğu çalışmalarla alanında önemli yer edinmiş değerli bir ilim adamıdır. Bu çalışmada Türkiye'de Cumhuriyet sonrası yapılan kıraat ilmi çalışmalarına canlı bir örnek olarak Kur'ân hafızı bir akademisyen olan Abdurrahman Çetin'in hayatı, eserleri ve alanında yapmış olduğu diğer çalışmaları ele alınmıştır. Çalışmada konu bütünlüğünü sağlama adına kıraat ilminin tanımı, konusu, önemi ve tarihçesine yüzeysel olarak değinilmiş ayrıca ülkemizde Cumhuriyet sonrasında yapılan kıraat ilmi eğitim öğretim faaliyetleri ile bu alanda yapılan akademik çalışmalara da yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Abdurrahman Çetin,Akademik Çalışmalar, Biyografi, Cumhuriyet Dönemi, Eğitim-Öğretim,Kıraat İlmi
Zâhid el-Kevserî'nin "el-İmtâ '" adlı eserinde yer alan "Müsnedü Ebî Hanîfe li'l-Hasen b. Ziyâd"daki 60 hadîs-i şerîfin tahrîci ve değerlendirilmesi
Bu çalışmada öncelikli amaç olarak Zâhidü'l-Kevserî'nin el-İmtâ' adlı kitabında İbn Devâlîbî'den rivayet ettiği Hasen b. Ziyâd'ın Müsned'inde yer alan 60 ahkâm hadîsinin tahric ve değerlendirilmesi yapılacaktır. Hasen b. Ziyâd, Hanefî mezhebinin beşinci büyük imamıdır. Ebû Hanîfe'den rivayet ettiği bu hadisler ahkâm hadisleridir. Dolayısıyla fıkıhta otorite olmuş bu kişilerin rivayet ettiği bu ahkâm hadislerinin Kütüb-i Sitte başta olmak üzere diğer kaynaklarda ne şekilde geçtiklerini tesbit etmek, varsa farklılıkları belirtmek ve değerlendirmelerini yapmak temel amaçlarımızdandır. Bu amaç doğrultusunda birinci bölümde konuya giriş ekseninde Hasen b. Ziyâd, Zâhidü'l-Kevserî ve İbn Devâlîbî'nin hayatları, eserleri, talebeleri, hocaları ve ilmî kişiliklerine dair kısa bilgiler yer alacaktır. İkinci bölümde ise tez konumuzu oluşturan Hasen b. Ziyâd'ın Müsned'inde yer alan bu ahkâm hadîslerinin tahrîci ve değerlendirilmesi yapılacaktır. Bu hadislerin tercüme ve izahları verilerek her bir hadîsin kaynak ve bulguların elverdiği ölçüde tahrîc ve değerlendirilmesi yapılacaktır. İlgili hadîsin hangi kaynaklarda ne şekilde geçtiği araştırılacak, sened zincirlerinde yer alan râviler de teker teker ricâl ve tabakât kitaplarından faydalanılarak tetkik edilecektir. Sonuç ve değerlendirme bölümünde ise tüm bu araştırmalar ve elde edilen bulgular neticesinde hadis ve râvilerin sıhhatine dair genel bir değerlendirme yapılacaktır. Tahrîcini yaptığımız bu ahkâm hadisleri de fıkıh konularına göre kategorize edilecek ve bütün bu çalışmaların sonucu verilecektir. Anahtar Kelimeler: Hasen b. Ziyâd, el-İmtâ', el-Kevserî, İbn Devâlîbî, Müsned, hadis, tahrîc.
Mütekaddimîn Dönemi Ehl-i sünnet kelâmcılarına göre kerâmet
Bu çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın amacı, daha ziyade mutasavvıflar tarafından ele alınan kerâmet hadiselerine, ilk dönem Ehl-i sünnet kelâmcıları tarafından nasıl bir tavır geliştirildiğini tespit etmek ve söz konusu kerâmet hadiselerinin mucize karşısındaki konumunu ilk dönem kelâmcılarının bakış açısıyla belirlemektir. Girişte konunun önemi ve amacı, çalışmanın kapsam ve yöntemine yer verilmiştir. Birinci bölümde kerâmet kelimesinin etimolojik tahliline yer verilmektedir. Bu bağlamda kelimenin Araplar arasında nasıl kullanıldığı irdelenip velîlerde ortaya çıkan olağanüstülüklere nasıl isim olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Daha sonra kerâmet hadiselerinin Kur'an ve hadislerde nasıl geçtiği tespit edilmiştir. Ayrıca kerâmet kavramının, mucize ve diğer kavramlar ile ilişkisi açıklanmaktadır. İkinci bölümde bazı zümre ve kişilerin kerâmet hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir. İlk olarak kerâmet hadiselerine en fazla değinen Sufiyye zümresinin görüşlerine temas edilerek onların bu olaylara bakış açısı ortaya konulmuştur. Sonrasında Şia mezhebinin imamlarına atfettikleri kerametlere değinilmiş ve Şia'nın kerâmete yaklaşımı tespit edilmeye çalışılmıştır. Burada son olarak İslâm filozoflarından İbn Sînâ'nın kerâmet hadiselerine yaklaşımı değerlendirilmektedir. Üçüncü bölümde ilk dönem Ehl-i sünnet ekollerinin görüşleri sırasıyla verilmektedir. İlk olarak Selefiyye ekolünün görüşlerinden başlanmakta, daha sonra ise Eş'arîyye ve Mâtüridiyye ekolünün ilk döneminde konu hakkında görüş beyan eden kelâmcılarının görüşlerine yer verilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mucize, kerâmet, olağanüstü, kelâm, velî.
4–6 yaş grubu çocuklarda Kur'an tasavvuru
Bu tez çalışmasının konusu "4–6 Yaş Grubu Çocuklarda Kur'an Tasavvuru" dur. Tez bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde tezin kavramları üzerinde durulmuş, Kur'an, tefsir ve çocuk kavramları açıklanmıştır. İslam'ın çocuk gelişim ve eğitimine verdiği değer, Hz. Peygamber (s.a.v.) ve çocuk eğitimi, çocuğa Kur'an-ı Kerim öğretimi ve amaçları konularında durum tespiti yapılmıştır. Yapılan durum tespitinin ardından, ikinci bölümde okul öncesi eğitimin tarihsel gelişimi ve okul öncesi dönem çocukların dil gelişimi, bedensel, bilişsel, sosyal, dinî ve ahlakî gelişim özellikleri ele alınmış, tasavvur, dini tasavvur konuları açıklanmış ve okul öncesi dönem çocuğunun Kur'an tasavvurun daha iyi anlaşılabilmesi için gerekli ön bilgilendirme yapılmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise 4–6 yaş grubu çocukların öğrenme ve kavrayış özellikleri bağlamında, Kur'an Tasavvurları ile ilgili bölgesel bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmanın bulguları doğrultusunda, 4–6 yaş grubu çocuklarda Kur'an tasavvurunun değerlendirmesi yapılmış ve insan yaşamının inanç ve düşünce bağlamında ilk basamaklarından biri olan bu yaş grubunun Kur'an'la ve dolayısıyla tefsir bilimi ile ilk karşılaşması irdelenmiştir. Anahtar kelimeler: Kur'an-ı Kerim, 4–6 Yaş Grubu Çocuklar, Tasavvur, Okul Öncesi Eğitim, Tefsir.
Le'âlî Ahmed Çelebi B. Mustafa Saruhânî'nin Kânûnu'l-ʿavâmil ve Burhânü'l-mesâil adlı eserinin tahkiki
Arap dili grameri ile ilgili çalışmaların başlangıcı olarak, Hz. Ali'nin (ö. 40/661) kelime çeşitleri ve tanımlarını içeren bir sayfayı Ebü'l-Esved ed-Düelî'ye (ö. 69/688) vermesi ve bu yolda ilerlemesini istemesi gösterilmektedir. Daha sonraları Halil b. Ahmed (ö. 175/791) âmiller nazariyesini kurmuş ve nahvin temelini atmıştır. Nahivle ilgili çalışmalar Basra, Kûfe, Bağdat gibi merkezlerde artarak devam etmiş, klasik eserler ortaya konulmaya başlanmıştır. Söz konusu bu eserler, çok fazla detay içermeleri nedeniyle nahiv konularının öğrenilmesini zorlaştırdığı şeklinde eleştirilere maruz kalmışlardır. Bunun sonucu olarak, özellikle Arapça'yı yeni öğrenmeye başlayacak olanlar için, nahiv konularını daha basit ve anlaşılır hale getirmek amacıyla muhtasar eserler yazılmıştır. Bunların içerisinde âmillerle ilgili olanlar önemli bir yere sahiptir. Nahiv terimi olarak âmil, "kelimenin sonunun iʿrab bakımından özel bir şekil almasını sağlayan şey" anlamına gelmektedir. Âmilleri konu alan eserler, "ʿAvâmil" genel adı altında telif edilmiş ve pek çok şerhe konu olmuştur. Eserlerde genelde yüz âmilden bahsedilmiş bazısında bu yüz adetin içine iʿrab ve mâmuller de dahil edilmiştir. ʿAvâmil geleneğine ait bu eserlerin en çok tanınanlarından biri, Abdülkâhir el-Cürcânî'nin (ö. 471/1078-79) el-ʿAvâmilü'l-mi'e' sidir. Şârih, 16. yy.'da yaşamış, Saruhanlı divan şairi ve kadı Le'âlî Ahmed Çelebi b. Mustafa Saruhânîdir. (ö. 971/1563) Şerh, Kânûnu'l-ʿAvâmil ve burhânü'l-mesâil adını taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Abdülkâhir Cürcânî, ʿAvâmil, Kânûnu'l-ʿAvâmil, Le'âlî Ahmed Çelebi, Tahkik
Şeyh Bedreddin Simavi ve tefsirdeki metodu
Osmanlı Devletinin en kaotik dönemi olarak bilinen fetret devrinde (1402-1413) yaşayan ve zamanının en iyi yetişmiş âlimlerinden sayılan Şeyh Bedreddin hakkında çok sayıda eser kaleme alınmıştır. Bu eserlerin çoğunluğunda, büyük bir ilim adamı olduğu ortaya konan Şeyh Bedreddin Osmanlı padişahlarından Mehmet Çelebi'ye karşı gerçekleştirmiş olduğu iddia edilen isyanı ile tanınır. Kanaatimiz odur ki, yaşadığı kargaşa ortanmına rağmen, hayatına, her biri diğerinden daha değerli, kırka yakın eser sığdıran Şeyh Bedreddin'in bu yönü, gerçekleştirdiği iddia edilen isyan hareketinin gölgesinde kalmıştır. Şeyh Bedreddin'in ilmi yönünü ortaya koymak amacıyla Osamanlı'nın son dönemleri de dâhil ''Vâridât'' adlı esrine yazılan şerhlerin dışında bir eser ortaya konulmamıştır. Sevindirici olan durum, son dönemde bu alandaki eksikliği giderici bir takım adımların atılmış olmasıdır. Bu maksatla Kültür Ve Turizm Bakanlığı tara-fından Şeyh Bedreddin'in, yargılanma usulüne dair kaleme aldığı ''Camiu'l Fusu-leyn'' adlı eseri Prof. Dr. Hacı Yunus Apaydın önderliğindeki heyet tarafından iki cilt halinde neşredimiştir. Yine bu alanda Ali Kozan'ın Şeyh Bedreddin'in Düşünce Tarimizdeki Yeri ve Ayhan Hira'nın Şeyh Bedreddin Bir Sûfî Âlimin Fıkıhçı Olarak Portresi adlı eserleri günümüze kazandırılmışır. İslam Hukuku alanında yazmış olduğu ''Camiu'l Fusuleyn'' in yıllarca Os-manlı medreselerinde okutulmuş olması, diğer taraftan günümüz Hanefî fıkhının en muteber kaynaklarından ''Reddü'l-Muhtar''ın müellifi İbn-i Âbidin (1784/1836) tarafından 650 kez, İbn-i Nüceym'in (ö.1596 m) ''Bahru'r-Râık'' adlı eserinde 350 def'a bu eseri kaynak olarak göstermesi Şeyh Bedreddin'in hem ilmi kudretini ve yeteneğini, hemde amelî ve itikâdî yönden ne kadar güvenilir olduğunu gösteren bir delil olarak yeterli olacağı kanaatindeyiz. Zira yaşadığı çağda, kendilerinden önce yazılmış Keşşâf ve Kâdî Bedâvî tefsirine Hâşiye yazmaktan öte gidilemediği görül-mektedir. Şeyh Bedreddin İşte böyle bir dönemde, İznik'te yaşadığı sürgün hayatının sıkıntılarına aldırmadan, Nûrü'l Kulûb gibi iki ciltlik özgün bir tefsir ortaya koyabil-miştir. Şeyh Bedreddin'in Hukukçu oluşunun yanında iyi de bir müfessir olması ge-rektiği düşüncesiyle şimdiye kadar ortaya çıkarılmamış olan tefsirci yönünü de ortaya koymak amacıyla bu çalışmamızı yapmaya karar verdik. Âyetü'l-Kürsî tefsirinden ve elimizde bulunan Vâridât isimli kitabında bulunan âyetlere yaptığı yorumlardan yola çıkarak, bu çalışmamızı gerçekleştirdik. Umarız ki bu çalışmamız Şeyh Bedreddin'in Nûrü'l Kulûb adlı tefsirinin de gün yüzüne çıkarılmasıyla, bu alanda yapılacak daha güzel çalışmalara öncülük eder. Anahtar Kelimeler: Şeyh Bedreddin, Tefsir, Te'vil, Âyetü'l-Kürsî, Vâridât.
Aydın Güzelhisarlı Muḥammed B. 'Âlim Muḥammed'in "Tefâsîru'd-De'avâti'l-Ḳur'âniyye" adlı eseri (Edisyon-kritik)
Bu çalışma, Aydın Güzelhisarlı Muḥammed b. 'Âlim Muḥammed'in Tefâsîru'd-De'avâti'l-Ḳur'âniyye adlı eseri hakkındadır. Müellifin çok sayıda ayet ve sure tefsirleri ve Esmâü'l-Ḥüsnâ şerhi bulunmaktadır. Osmanlı'nın eğitim sistemi içinde yetişmiş olan müellifin tefsirlerinde dirayet yönü öne çıkmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde dua ve mukteza-i hal konuları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde müellifin yaşadığı dönemle ilgili genel bilgiler verildikten sonra müellifin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Tefâsîru'd-De'avâti'l-Ḳur'âniyye, muhtevası, metodu ve üslûbu, nüsha özellikleri ve metin tesisinde izlenen yol ele alınmıştır. Müellif, eserinde sarf, nahiv, lügat, belagat, akâid, tefsir, kıraat gibi alanlara dair bilgiler vermektedir. Konulara hâkimiyeti ve eserinde takip ettiği akıcı üslûbu ile dil alanında ve İslâmî ilimler alanında ne kadar yetkin bir âlim olduğunu göstermektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Tefâsîru'd-De'avâti'l-Ḳur'âniyye'nin dört farklı nüshasına dayanarak eserin taḥḳîḳi yapılmıştır. Bu esnada metindeki ayet ve hadisler tespit edilip, hadislerin tahrici yapılmıştır. Ayrıca eserde geçen eser ve müellif isimleri tanıtılmış; müellifin alıntı yaptığı yerler, kaynaklardan tespit edilerek dipnotta belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güzelhisârî, Mukteḍa-i ḥal, Üslûb, Dua, Taḥḳiḳ
Kütüb-i Sittedeki talak hadisleri ekseninde Hz. Peygamberin sünnetinde boşanma konusunun incelenmesi
Daha sonra doldurulacaktır
Hz. Peygamberin bireysel ve toplumsal problemleri çözmede takip ettiği metotlar
Beden ve ruh yönüyle birbirinden farklı fıtratla yaratılan insanın olduğu her yerde birtakım problemlerin olması kaçınılmaz bir durumdur. İnsanoğlu, hayata dair ihtiyaçlarını elde etmek için çalışırken, bazen birbirlerine karşı haksız tutumlara girebilmektedir. Bu da insanlar arasında ihtilafların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. İnsan, karşılaştığı problemler ile baş edebilme yöntemleri arayışı içerisinde daima var olagelmiş, kendi sorunlarını aşabilme becerileri geliştirmeye çalışmıştır. Önemli olan, birlikte yaşama zorunluğu olan insanoğlunun, meselelerini çözebilme erdemi gösterebilmesidir. Yüce Allah, anlaşmazlıklar halinde insanların aralarının sulh yoluyla çözüme kavuşturulmasını teşvik etmektedir. İnsanlara barışta hayır olduğu haber verilmektedir. Allah Resûlü Hz. Muhammed (s.a.v.) hayatı boyunca Kur'an ahlakını yaşamış ve yaşatmıştır. O nübüvvet hayatının öncesinde ve sonrasında içinde yaşadığı toplumun sorunlarına elinden geldiğince çözümler üretmiş, insanların barış ve huzur içerisinde yaşamalarını sağlamaya çalışmıştır. Bu çalışmamızda Hz. Peygamber'in (s.a.v.), problemlerin çözümünde dayandığı Kur'ani ilkeler ve uygulamaları, hem bireysel hem de toplumsal açıdan incelenmeye çalışılmıştır. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) problem çözme metotlarına kulak vermek insani ilişkilerde barış ve huzura vesile olacak, birlikte yaşama kültürünü zenginleştirecektir.
İslâm fıkhında borç/karz akdi ve yükümlülükleri
Karz akdi, temel gayesi insanların ihtiyaçlarını dünyevî bir menfaat beklemeksizin karşılamayı hedef alan, tamamen insanî erdemleri göz önünde bulunduran yardımlaşma ve dayanışma esasına dayalı bir akid sistemidir. Bu çalışma karz akdini, muâsır âlimlerin eserlerinden de yararlanarak, İslâm fıkhının temel kaynak kitaplarından konuyla ilgili bilgileri kendi alt başlıklarında inceleyerek sistematik bir bilgi sunmak, mezhep imâmlarının farklı görüşlerini ortaya koyup bu akdin işlerlik kazanması hususunda tahliller ve mukayeseler yaparak kanaatimizi ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. İslâm fıkhında müsemmâ akidler arasında yer alan karz akdinin, her ne kadar zamanımızda işlevi zayıflasa da özellikle, İslâm'ın faiz yasağına karşı duyarlı olup, faize bulaşmadan hayatlarını devam ettirebilmek amacıyla zarûri ihtiyaçları için ödünç talep edenler açısından varlığına ihtiyaç devam etmektedir. Giriş ve üç bölümden oluşan çalışmamızın giriş bölümünde araştırma konusunun önemi, amacı, kapsamı, metodu ve konuyla ilgili daha önceden yapılmış çalışmalar ele alınmıştır. birinci bölümünde karzın manası, mahiyeti, şer'î dayanağı ve unsurlarından; ikinci bölümünde karzla ilgili çeşitli hükümlerden; üçüncü bölümünde ise, karzın bazı benzeri akidlerle ilişkisi ve karz teminine yönelik bazı hukuki işlemlerden bahsettik. Çalışmamıza kısa bir sonuç ve değerlendirme bölümüyle son verdik. Anahtar Kelimeler: Karz akdi, Karz-ı hasen, Ödünç verme, Mukrız, Müstakrız .
Kur'ân'da çocuk eğitimi
Toplumlar, kendilerini oluşturan en temel birim olan ailelerin sağlamlığı nispetinde güçlüdürler. Aile bireylerinin, özellikle yarının büyükleri olan çocukların eğitimi ve terbiyesi meselesine, her çağda çoğu toplumda büyük önem verilmiştir. Günümüz dünyasında terörizm, madde bağımlılığı, cinayet, gasp, dolandırıcılık vb. gibi cemiyeti ve fertleri rahatsız edici, istenmeyen eylemlere istatistiksel olarak bakıldığında, bunların faillerinin neredeyse tamamına yakınının problemli çocukluk evresi geçiren veya ailede iyi eğitim almamış bireyler olduğu anlaşılır. Bu bağlamda çocuk eğitimi toplumların refah düzeylerinin artmasında etkin bir role sahiptir. Kullarının duyuş, düşünüş, hissediş vs. gibi her türlü biyolojik, psikolojik durumuna vakıf olan Allah (cc), Kur'ân-ı Kerîm'de çeşitli peygamberlerin kıssaları vasıtasıyla insanlara yol göstermiştir. Ayrıca rol-model olarak gönderilen Allah Resulü Hz. Muhammed'in (sas) hayatı, kendi evlatları ve diğer çocuklarla olan diyalog ve münasebetleri, tüm eğitimcilerin hayranlıkla takdir ettiği altın sahnelerle doludur. Bu çalışmanın amacı, Allah'ın (cc) Kur'ân-ı Kerîm'de çocukların eğitim ve terbiyesine verdiği önemi ortaya koymak ve bu süreçte nasıl bir yol takip edilmesi gerektiği hususunda kılavuzluk eden ayetleri açıklamaya çalışmaktır. Tezimizde Kur'ân ve sünnet başta olmak üzere konuyla ilgili farklı kaynaklardan istifade edilerek ailesine ve topluma faydalı, her yönden sağlıklı bireylerin nasıl yetiştirilmesi gerektiği, ayetler ışığında izah edilmeye, Kuran'da çocuk eğitimine dair ilkeler tespit edilmeye çalışılmıştır. Çocukluk evreleri, kaynaklarda farklı yaş aralıklarında gruplandırılmıştır. Şöyle ki bazı araştırmacılar çocukluğun bitimini 12 yaş olarak belirtirken bazıları bu sınırı 18 yaşa kadar taşımıştır. Biz de çalışmamızı 0-18 yaş aralığı üzerinde yapmaya çalıştık. Zirâ Kur'ân-ı Kerîm'de bahsi geçen örneklerde çocukluk dönemlerindeki bazı peygamberlerin tufûliyet bazılarının ise fetâ döneminde oldukları görülmektedir. Çalışmamız üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde; eğitimin tanımı, çeşitleri ve eğitim safhaları, çocukluk evreleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde; Kur'ân'ın iman, ibadet ve ahlâk eğitimiyle ilgili ayetleri açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise; Kuran'da bahsi geçen ebeveynler ve onların çocuklarıyla olan münasebetlerini anlatan ayetler incelenmeye çalışılmıştır.
Dr. Ali Kemal Belviranlı'nın hayatı, eserleri, tasavvuf anlayışı ve musikîşinaslığı
Topluma hizmet eden şahsiyetlerin hayatını, verdikleri hizmetleri, eserlerini ele almak ve gelecekte bilgi almak isteyenlere kaynak olmak çok önemlidir. Bu sebeple bu çalışmamızda öncelikle doktor, yazar, musikîşinas ve mutasavvıf Ali Kemal Belviranlı'nın hayatını ve yaşam çizgisini inceledik. Çalışmamıza kendi yazdığı eserlerin yanında, ailesi ve yakınlarıyla yaptığımız görüşmeler ve hakkında bilgisi olan kişilerin yazıları kaynaklık etti. Bu sebeple Ali Kemal Belviranlı'yı daha da yakından tanımış olduk ve onun hayatının gelecek nesillere örnek olacağına inandık. Yazdığı eserlerle birçok kişiye yol gösteren Belviranlı'nın, nasıl bir aileden geldiğini, bu yollardan geçerken neler yaşadığını, ömrü boyunca nelerle mücadele ettiğini ve bilhassa dini hayatını kaleme almaya çalıştık. Ali Kemal Belviranlı'nın aynı zamanda musikîşinas yönüne de değindik ve bestelerinden ulaşabildiklerimizi çalışmamıza ekledik. Son olarak yakınlarının kendisi hakkındaki görüşleri ve izlenimlerine de yer vererek çalışmamızı bitirdik.
ماهية الإنسان ووظيفته وعاقبته في علم الكلام(رسائل النور أنموذجا)
This research deals with the issue of man from the perspective of the science of islamic theology (kalam) which discusses the fundamentals of religion and answers the great questions concerning divinity , prophecies, and the unseens. This study is an attempt to find out the full picture about the nature of man, his duty, and his desteny after this worldly life. The researcher analyzesed one of the most important secholarly works in this age named Risale-i Nur (the letters of the light) wish has been written by the great scholar Said Nursi. He Has revived this science of kalam by including a section to it in addition to its important topics which can be called ( islamic humanities). He has provided an important treatment to the existential human issues with systematic approach and a holistic content. Key Words: Man. Nature of man. Duty of man. Desteny of man. islamic theology (kalam). Risale-i Nur. Bediuzzaman Said Nursi.
Aşere tariki ile indirac usulüne göre Furkan suresinin kıraat farklılıkları ve manaya etkisi
"Aşere tariki ile indirac usulüne göre Furkan suresinin kıraat farklılıkları ve manaya etkisi" isimli bu çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızda konunun iyi anlaşılmasına zemin hazırlamak maksadıyla öncelikle, giriş bölümünde Kur'an-ı Kerim ve kıraat ilminin tarifi, konusu, faydası ve gayesi, diğer islami ilimler arasındaki yeri Yedi Harf meselesi, kıraatlerin günümüzdeki durumu, kıraat çeşitleri gibi kıraat ilmi hakkında temel ve genel bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde, Kıraat-ı Aşere imamları ve ravileri ile furkan suresinin vücuhatı gösterilirken, imamlar ve ravileri için kullanılacak olan rumuzlar tanıtılmıştır. İkinci bölümde ise Furkan suresinin genel özellikleri verildikten sonra, çalışmamızın asıl konusu olan Furkan suresinin manaya etki eden (ferş-i huruf) ve etmeyen (usul) yön-leri ele alınmıştır. Çalışmamız sonuç ve kaynakça ile sona ermektedir. Bu çalışmamızda islami ilimler arasında hak ettiği yeri ve önemi görmezden gelinerek hep ötelenen kıraat ilmini tanıtmayı hedefledik. Hakkında temel bilgiler aktararak kıraat ilminin aslında öğreniminin zor bir mesele olmadığını bu ilmi okumayı düşünen kardeşlerimize ifade etmeye çalıştık. Kıraat ilminin, tefsir, fıkıh gibi ilimlere kaynaklık ettiğini hatırlatıp bu ilme ilgi duyan talebe ve araştırmacılara kaynak olabilmeyi amaçladık. Çalışmamızda, ayetlerin mealini Mustafa Yıldırım hocamızın (vd) kaleme al-dığı "Yüce Kur'an ve Meali" adlı eserinden aldık. Anahtar Kelimeler: kıraat, aşere, yedi harf, Kıraat-ı Aşere, indirac, Furkan su-resi
Farklı bir bakışla İslam'da cihâd kavramı
Bu tez çalışmasının konusu "Farklı Bir Bakışla İslam'da Cihâd Kavramı" dır. Tez giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde cihâd kavramı üzerinde durularak, Cihâd'ın sözlük, ıstılah ve geniş anlamda türevleri açıklanmıştır. Kur'ân'daki cihâd, barış ve savaşa dair meselelerin günümüz dünyasında nasıl anlaşılması gerektiği konusunda teklifler sunulmuştur. İkinci bölümde Kur'ân-ı Kerimde Allâh yolunda savaşa izin verilen durumlar başlığı ile savaş izni ve sonrası, cihâd ve "kıtâl" (Savaş) farkı etraflıca işlenip, bunların amaçları hususunda durum tespiti yapılmıştır. Üçüncü bölümde cihâd eden kişinin (Mücâhid) vasıfları başlıklar halinde incelenmiştir. Özellikle Mücâhid'in âdalet yönüne, muttakî (dindar) oluşuna, dünya-ahiret dengesini gözetmesine, Kur'ân ile irtibatına ve fıtratını koruma özelliğine dikkat çekilmiştir. Böylece ideal anlamda Allâh yolunda cihâd eden bir kişinin protitipi çizilmiştir. Dördüncü bölümünde, Cihâd ve Kıtâl kavramlarını yanlış tanımlayarak İslamî cihâd adıyla terör saldırıları gerçekleştiren gurupların fikri alt yapısına değinilmiştir. Sonuç olarak Cihâd ve Kıtâl'ın birbirinden ayrı kavramlar olduğu, bu bağlamda İslam'ın ve terörün yan yana gelemeyeceği neticesine varılmıştır.
Nusayrîlikte mezhebe kabul töreninin tarihi ve sosyolojik tahlili
Nusayrîlerde sırrın verileceği kişilerle ilgili ciddi şartların ve süreçlerin olduğu bilinmektedir. Dine giriş törenleri gerek inancın devamlılığının sürmesi, gerekse mensubiyetin getirdiği toplumsal bağların sağlanması noktasında oldukça önemlidir. Burada öne çıkan kavram din amcalığıdır. Din amcalığı kurumu bireyin dine girişinde olgunluğunu ve sırrı muhafaza edip edemeyeceğini ölçen, kişiye Nusayrî öğretilerini ve kültürünü kazandıran kurumdur. Dine girecek bireyler ile biyolojik olarak bir bağları olmayan din amcaları, dini kültürün kazandırılmasını sağlarlar. Mezhebin genel yapısına hâkim olan gizlilik ve takîyye anlayışı, bireyi kendi etnik grubu içerisinde hayata hazırlarken, kendilerinin dışındaki grup ve topluluklara karşı da asosyal ve toplumun genelinden uzak kişiler haline getirebilmektedir. Dolayısıyla karmaşık ve toplumun genelinden kopuk, çift kişilikli bireyler ortaya çıkmaktadır. Burada araştırmaya ihtiyaç olan konu Nusayrilik'te mezhebe kabul şartlarının neler olduğu, bu şartların değişik dönemlerde nasıl uygulandığı, ne gibi değişimler ve esnemeler yaşadığıdır. Bu merasimlerin dini ve tarihsel süreç içerisinde nasıl şekillendiği ve nasıl uygulandığı konumuzun temelini oluşturmaktadır. Ayrıca mezhep içerisinde karşılaşılan farklı uygulamalar ve temellendirmelere de çalışmamızda yer verilmeye gayret edilmiştir. Genel olarak üç merhalede gerçekleşen bu merasimi bizatihi yaşamış olan, daha sonra Sünnî İslam'a geçmiş veya hala mezhep içerisinde kalarak şeyh konumuna kadar yükselen, hatta din amcalığı yapmış kişilere ulaşarak görüşmeler yapılmış, birinci ağızlardan öğrendiğimiz bilgiler de çalışmada yer bulmuştur. Bütün bunların sonunda Nusayrîler'de mezhebe kabul törenleri, amcalık kurumu, sosyal ağlar, sivil örgütlenme, sosyal hareketler ve kültürel nitelikleriyle sosyolojik bir değerlendirmede bulunulmuştur.
Gıdalara karıştırılan katkı maddelerin hükmü
Gıdalara karıştırılan katkı maddelerinin hükmünü ele aldığımız bu araştırmamızda, toplumlar arası sınırların manasını kaybettiği günümüzde sanayileşme ve materyalist hayat anlayışının Müslümanları helâl beslenme ve sağlıklı nesiller yetiştirme konusunda karşı karşıya bıraktığı temel problemlerden biri olan içeriği ve hükmü bilinmeyen katkı maddelerini ana hatları ile değerlendirip bu konuda farkındalık oluşturmaya çalıştık. Bu bağlamda konuyu, biri temel gıda maddeleri ve ahkâmı diğeri gıda katkı maddeleri ile istihlâk ve istihale çerçevesi olmak üzere iki ana bölümde değerlendirdik. Konuları ele alırken başta temel tüketim ürünleri olan gıdalara karıştırılan katkı maddelerinin birçok yönden mahzurlu olduğu ve kullanılmalarının dünya ve ahirete müteallik çok ciddi riskler barındırdığını ifade etmeye çalıştık.
Sünnette boşanma
Bu çalışmada, Kütüb-i Sitte'deki talak hadisleri esas alınarak, Hz. Peygamber (s.a.v)'in sünnetinde boşanma konusundan bahsedilecektir. Bu amaçla müelliflerin talak kitaplarında yer vermiş oldukları en önemli rivayetler tespit edilecek ve bu hadisler doğrultusunda sünnette boşanma konusu ortaya konulmaya çalışılacaktır. Giriş bölümünde tezin problem durumu, araştırmanın amacı, alt problemlerin neler olduğu hakkında bilgi verilecektir. Birinci bölümde konuya giriş ekseninde kavramsal çerçeve ve talakın mahiyeti hakkında kısa bilgiler yer alacaktır. İkinci bölümde, Kütüb-i Sitte müelliflerinin Talak Bölümü'nde kullandıkları bab başlıklarına yer verilecek ve başlıklar üzerinden değerlendirme yapılacaktır. Üçüncü bölümde, müelliflerin kullandıkları bab başlıkları göz önünde bulundurularak ana konular belirlenecek ve her konuyla ilgili Kütüb-i Sitte müelliflerinin konu ile ilgili seçilen en önemli rivayetlerine yer verilecektir. Sonuç bölümünde ise Kütüb-i Sitte müelliflerinin Talak Bölümü'nde kullandıkları bab başlıkları ve bu bab başlıkları altında yer verdikleri hadisler çerçevesinde Hz. Peygamber'in sünnetinde boşanmanın nasıl olması gerektiği tesbit edilecektir.
Kâsım b. Kutluboğa'nın "Muhtasaru'l-Kudûrî" üzerine yazdığı Tashîh ta'lîk ve tercihlerinin metot ve muhteva yönünden incelenmesi (İbadetler bölümü örneği)
Çalışmamız Hanefî mezhebinin temel kaynaklarından olan Kudûrî'nin el-Muhtasar'ı üzerine Kâsım b. Kutluboğa'nın kaleme aldığı et-Tashîh ve't-Tercîh 'ale'l-Muhtasari'l-Kudûrî'nin metot ve muhteva yönünden incelenmesini hedeflemektedir. Kâsım b. Kutluboğa bu eserinde mezhep içerisindeki en muteber görüşleri bir araya getirmeyi amaçlar. Tezimiz giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezimizi temellendirmeye, böyle bir çalışmayı gerektirebilecek sebepleri açıklamaya çalıştık. Konumuzun zihinde canlanabilmesi adına, giriş bölümünde Hanefî mezhebinin kısa tarihi, Ebû Hanîfe'nin ilim senedi, mezhebin teşekkülü, Hanefî mezhebinin imamları, tabakâtu'l-fukahâ ve tabakâtu'l-mesâil, mezhebin muhtasar metinleri, el-Muhtasar'ın mezhep içindeki önemi, el-Muhtasar'ın şerhleri ve eserin müellifi olan Ebu'l-Hüseyn Ahmed el-Kudûrî'nin biyografisi hakkında kısa bilgiler verip, mezhep hakkında bilinmesi gereken temel malumatı özet halinde vermeye çalıştık. Birinci bölümde Kâsım b. Kutluboğa'nın hayatı hakkında bilgiler vermeye gayret ettik. Yaşadığı dönemin siyasi, kültürel ve ilmi durumu, öğrenimi ve hocaları, talebeleri ve eserlerini ele aldık. İkinci bölümde et-Tashîh ve't-Tercîh 'ale'l-Muhtasari'l-Kudûrî'yi metot yönünden incelemeye çalıştık. Eserin mahiyeti, önemi, müellifin eseri kaleme alırken izlediği yöntem, eserin bilinen isimleri ve telif edildiği tarih, kütüphane kayıtlarındaki el yazması nüshaları, eser ve müellif hakkına yapılan çalışmalar ve ibadetler bölümünde müellifin faydalandığı kaynakları tespit etmeye ve açıklamaya çalıştık. Üçüncü bölümde muhteva yönünden eseri incelemeye aldık. et-Tashîh ve't-Tercîh 'ale'l-Muhtasari'l-Kudûrî'in mukaddimesini tercüme edip tehâret bölümü özelinde, Kâsım b. Kutluboğa'nın tercih ettiği görüşleri başta el-Hidâye, Feth-u Bâbi'l-'İnâye, Fethu'l-Kadîr ve başka furû' fıkıh eserlerinden de istifade ederek açıklamaya gayret ettik. Tezimizin, Hanefi âlim Kâsım b. Kutluboğa'nın hayatını ele alması ve mezhebin muteber metinlerinden el-Muhtasar'ın kısa bir şerhi olan ve kendisinden sonraki eserlere de kaynaklık eden et-Tashîh ve't-Tercîh 'ale'l-Muhtasari'l-Kudûrî'yi kısa da olsa tanıtması açısından önem taşıdığını söyleyebiliriz. Anahtar kelimeler: Hanefî mezhebi, Kâsım b. Kutluboğa, el-Muhtasar, et-Tashîh ve't-Tercîh 'ale'l-Muhtasari'l-Kudûrî.
Şihâbeddîn Sühreverdî'nin Avârifu'l-Ma'ârif adlı eserindeki tasavvufî kavramlar
Tasavvuf tarihinde önemli bir yere sahip olan Sühreverdî'nin yazmış olduğu Avârifu'l-Ma'ârif adlı eseri tasavvufun önemli kaynaklarından biri olarak görülmektedir. Sühreverdî hayatı boyunca kendini ilme adamış bir kişidir. Tahsil görmek için birçok yere seyahatlerde bulunmuş ve bu süre içersinde birçok âlim ve mutasavvıftan ders almıştır. Almış olduğu eğitimlerden dolayı tasavvufun yanı sıra fıkıh, hadîs, tefsir, mantık ve kelâm konularında eserleri bulunmaktadır. Sühreverdî'nin Avârifu'l-Ma'ârif adlı eserindeki tasavvufî kavramlar, detaylı bir şekilde incelenerek sade ve anlaşılır bir üslupla anlatılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmamız, giriş, sonuç ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, çalışmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynakların değerlendirilmesi konuları hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde müellifimizin hayatı, doğumu ve yetişmesi, tahsili ve hocaları, yetiştirdiği talebeleri, müridleri, dönemindeki âlim ve mutasavvıflar, vefatı ve yazmış olduğu eserler ele alınmıştır. İkinci bölümde Avârifu'l-Ma'ârif adlı eserde bulunan tasavvufî kavramlar, tasavvufî hayat, tarikat, manevi makamlar, seyr ü sülûk, nefs tezkiyesi, ibadet ve ahlâk gibi konuları kapsayan tahallukla ilgili olan kavramlar olarak ele alınmıştır. Bu bölüm kendi içinde ibadet ve ahlâka dair olan kavramlar ve seyr ü sülûk'e dair olan kavramlar olmak üzere iki gruba ayrılarak işlenmiştir. Kavramların lügat ve terim anlamları açıklanmış, kavramlar hakkında bilgiler verilmiştir. Sühreverdî'nin bu kavramlar üzerine yüklemiş olduğu anlamlar ve yorumlar ele alınmış ve diğer mutasavvıfların da bu kavramlar üzerindeki yorumlarıyla mukayese edilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde bilgi ve hâller gibi konuları kapsayan tahakkukla ilgili olan kavramlar olarak işlenmiştir. Bu kavramlar da kendi içinde kalbî ve vicdani olan kavramlar ve mârifet ve bilgiye dair olan kavramlar olmak üzere iki grupta ele alınmıştır. Aynı şekilde bu kavramların da lügat ve terim anlamlarına değinilmiş, kavramlar hakkında açıklamalarda bulunulmuş, Sühreverdî ve diğer mutasavvıfların yazmış olduğu eserlerdeki tasavvuf kavramları üzerinde durularak değerlendirmelerde bulunulmuş ve açıklamalar yapılmıştır. Sonuç bölümünde ise, Sühreverdî hakkında kısa bir bilgi verilip, onunla ilgili yapılan çalışmalara ve çalışma hakkında genel bir değerlendirme yapılmıştır.
Müdâyene ayetinin Borçlar Hukuku açısından yorumu
İnsanların gerek bu dünya gerekse ahiret mutluluğunu hedefleyen Kur'ân-ı Kerim her alanda olduğu gibi ticari ve sosyal hayata dair ilkeler ortaya koymuştur. Bu çalışmada Kur'ân'ın en uzun ayeti olan ve borç ilişkilerini düzenleyen müdayene ayeti incelenmiştir. Ayetteki hükümlerin günümüz Türk Borçlar Hukuku ve ona kaynaklık eden Roma Borçlar Hukuku ile benzer ve farklı yönleri üzerinde durulmuş ve ülkemizde yürürlükte bulunan kanunlar ve uygulamalar ile bazı mukayeseler yapılarak günümüz Türk Borçlar Hukukuna ve sosyal hayattaki uygulamalarına etkileri incelenmiştir. Yapılan çalışmada ayetteki hükümlerin birçok noktada ülkemizde yürürlükte bulunan kanunlarla benzerlik taşıdığı, Kur'ân'ın ticari ve sosyal hayata dair evrensel çözümler getirdiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Müdâyene, Borçlanma, Hukuk, Kâtib-i adl, Şahit
Mevdûdî'nin Tefhîmu'l-Kur'ân adlı tefsirinde Ehl-i Kitapla ilgili ayetlere yaklaşımı
Ehl-i Kitap kavramı, ilâhî bir kitap sahibi insanları ifade etmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu kavram genellikle Yahudi ve Hıristiyanlardan bahsedilen ayetlerde geçmektedir. Kur'ân-ı Kerîm bazı ayetlerde Ehl-i Kitab'ın olumlu yönlerinden bahsetmekte, bazı ayetlerde ise Yahudi ve Hıristiyanların yanlış tutumlarını sert bir dille eleştirmektedir. Dinler arası etkileşimin çok fazla olduğu günümüz dünyasında dinlerin bilinmesi daha da önem arzetmektedir. 20. yüzyıl müfessirlerinden olan Mevdûdî'nin Tefhîmu'l-Kur'ân adlı eserinde Yahudi ve Hıristiyanlar ile ilgili ayetlere getirmiş olduğu açıklamalar bu bağlamda çok önemlidir. Tefsirinde, yaşadığımız asrın sorunlarına çözüm bulmayı amaçlayan Mevdûdî, ayetlere günümüze yansımalarını önceleyerek açıklamalar getirmiştir. Bu çalışmamız Mevdûdî'nin Ehl-i Kitap'la ilgili görüşleriyle sınırlı tutulmuş, Mevdûdî'nin bu konuya dair yaklaşımı genel hatlarıyla aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Giriş bölümü, tezimizin tanıtımı ve Mevdûdî hakkında genel bilgilendirmeden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Yahudi ve Hıristiyanların tarihi ve kaynakları hakkındaki ayetlere Mevdûdî'nin yorumları incelenerek konu ile ilgili yorumları açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölüm, Yahudi ve Hıristiyanların inanç ve ahlâki yönden durumlarından bahseden ayetlere Mevdûdî'nin yapmış olduğu açıklamalardır. Yahudi ve Hıristiyanların konu ile ilgili olumlu ve olumsuz yönleri açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Müslümanlar ile Ehl-i Kitap arasındaki ilişkilere dair olan ayetlere Mevdûdî'nin getirdiği yorumlar ele alınmıştır. Sonuç bölümümüzde ise tezimiz hakkında genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hıristiyanlık, Yahudilik, Ehl-i Kitap, Mevdûdî
Talat Koçyiğit'in hayatı, Kur'ân-ı Kerîm meali ve tefsiri isimli eserinde ahkâm ayetlerinden zina ayetlerine yaklaşımı
Yüce Allah insanı yaratıp onu imtihana tabi tutmak için dünyaya göndermiş; insana sorumluluğunu öğretmek için kutsal kitaplar ve kitaplardaki hayat modelini uygulamalı olarak göstermek için de peygamberler göndermiştir. Peygamberler ise hem Allah'ın mesajlarını insanlara duyurarak tebliğ etmişler, hem bu mesajları insanlara açıklayarak tebyin görevini yerine getirmişler, hem de ilahi mesajların uygulamasını göstererek temsil görevini yerine getirmişlerdir. Peygamberimiz de aynı şekilde hayatı boyunca Allah'ın (c.c) emir ve yasaklarını insanlara tebliğ ve tebyin etmiş ve insanlığa rol model olmaya çalışmıştır. Peygamber efendimiz hayatta iken ashaptan gelen sorulara cevap verip gerekli açıklamaları yapıyordu; vefatından sonra gelen sorulara ise sahabe ve tabiinden o konuda yetkin olanlar cevap verip açıklamaya çalıştılar. Tabiun döneminde tefsirle ilgili rivayetler, hadisler tedvin edilirken onların içinde ayrı bir bölümde yer alıyordu. Tabiinden sonra tefsirle ilgili rivayetler müstakil eserlerde yer almaya başladı ve gelişerek devam etti. Bu çalışmamızda tefsir ekolleri, Ahkâm ayetleri ve Ahkâm tefsirleri, Ankara Üniversitesi Hadis Anabilim Dalında görev yapan Prof. Dr. Talat Koçyiğit'in: Hayatı, tahsili, hocaları, çalıştığı yerler, eserleri ile eserlerindeki zina ilgili kavramlar ve tefsirindeki ahkâm ayetlerinden: zina, zina iftirası (Kazf) ve lanetleşme (lian) ile ilgili ayetlere yaklaşımı değerlendirilecektir.
Talat Koçyiğit'in Kur'an-ı Kerim Meal ve Tefsiri adlı eserinde sebeb-i nüzullere yaklaşımı
"Talat Koçyiğit'in Kur'an-ı Kerim Meal ve Tefsiri Adlı Eserinde Sebeb-i Nüzullere Yaklaşımı" adlı bu çalışmada Talat Koçyiğit'in sebeb-i nüzûl rivayetlerine yaklaşımı ele alındı. Bu araştırma sürecinde Kur'an-ı Kerim'den, sebeb-i nüzûle dair yazılan ana kaynaklardan, çeşitli tefsirlerden ve bu alanda yazılmış kitaplardan, yapılmış araştırmalardan, makalelerden istifade edildi. Bu tez; giriş kısmı, üç bölüm, değerlendirme ve sonuç kısmından meydana gelmektedir. Giriş kısmında; araştırmamızın amacı, konusu, araştırmamızın önemi ve araştırmayı yaparken takip edeceğimiz yöntemi belirteceğiz. Birinci bölümde; Talat Koçyiğit'in hayatı, ilmi şahsiyeti, eserlerini tanıtacağız. İkinci bölümde; "Sebeb-i Nüzul Kavramı ve İşlevi" başlığı altında tanımı, doğuşu, önemi ve kaynaklarını tanıtacağız. Üçüncü bölümde; "Talat Koçyiğit'in Sebeb-i Nüzullere Yaklaşımı" başlığı altında rivayetleri sunma keyfiyetini, sunarken nasıl bir üslup kullandığını, belirteceğiz. Sonuç bölümünde; araştırmalar ve elde edilen bulgular sonucunda genel bir değerlendirme yapacağız. Anahtar kelimeler: Kur'an, Tefsir, Meal, Sebeb-i Nüzûl, Talat Koçyiğit,
Anonim bir yazma: İʿlâl kâideleri (Edisyon kritik)
Arapçada kullanım kolaylığı ve akıcılık açısından kelimelerin yapısında bir takım dönüşümler, değişimler meydana gelmektedir. Bu tür dönüşümler terim olarak "bir harfin yerine ona sıfat ve mahreç olarak en yakın harfi getirmek" anlamına gelen ibdâl bahsinde ele alınıp incelenir. İllet harflerinin ve hemze ile bu harflerin birbirine dönüşümünü konu edinen iʿlâl de bir çeşit ibdâldir. İbdâl daha genel, iʿlâl ise daha özeldir. Bu bakımdan her iʿlâl ibdâldir, fakat her ibdâl iʿlâl değildir. Genel uygulamaya bakıldığında ibdâl sahih harflerdeki değişimi, iʿlâl ise illet harfi ve hemzenin bir birine dönüşümünü incelemektedir. Bu çalışma bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde sarf ilminin konusundan ve ibdâl ve iʿlâl ile ilgili literatürden kısaca bahsedilip araştırmanın konusu, kapsamı, amacı ve yöntemi ele alınmıştır. Birinci bölümde ibdâlin ve iʿlâlin sözlük ve terim anlamları, harfleri, çeşitleri, örnekleri ele alınmıştır. Bu bağlamda idğâm amacıyla yapılan, lügavî ve sarfî ibdâl çeşitleri incelenmiş, daha çok belli bâblardaki dönüşümleri konu edinen ve kurallı olan sarfî ibdâlin örnekleri üzerinde durulmuştur. İʿlâl çeşitlerinden illet harflerin ve harekelerin birbirine dönüşümü olan kalb, illet harflerinin harekesinin kendinden önceki sahih ve sâkin harfe verilmesi olan nakl ve illet harflerinin ve harekelerinin düşürülmesi anlamına gelen hazf, örnekleriyle birlikte incelenmiştir. İkinci bölümde, tahkik edilen İzmir Milli Kütüphanesinde bulunan 623/5 numarası ve "İʿlâl kâideleri" ismiyle kayıtlı anonim eserin incelenmesinde takip edilen yöntem verilip eserin muhtevası özetlenmiştir. Üçüncü bölümde anonim eserin tahkikli metni verilmiştir. Son olarak Osmanlıca metnin transkripsiyonlu hali oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: İbdâl, İʿlâl, İdğâm, Kalb, Hazf, Nakl, Yazma Eser
Fevâ'idü Celîle ve 'İbârâtün Latîfe- edisyon kritik
Arap dili ve Belâgatı alanında sözlük, gramer ve belâgat konularında birçok değerli çalışmaların yapıldığı âşikardır. Çoğu yazma halinde bulunan bu eserlerden faydalanmak okuyucu için hem okuma hem de eserin farklı nüshalarını karşılaştırıp müellifin kaleminden çıkan esas metne ulaşma açılarından zordur. Edisyon-kritiği yapılan çalışmalar incelendiğinde bunların çoğunun gramer ve belâgat alanlarında yoğunlaştıkları; sözlük alanında ise yapılan çalışmaların sınırlı kaldığı anlaşılmaktadır. Bu çalışmayla alana katkı sağlamaya çalışılmış ve "Fevâ'idü Celîle ve 'İbârâtün Latîfe" adlı anonim yazma eserin edisyon-kritiği yapılıp bilime kazandırılmak amaçlanmıştır. Çalışmamız bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; tezin konusu, gayesi ve yöntemi hakkında bilgi verilmiş; birinci bölümde; Arap dili ve Belâgatı'nda sözlük, sözlük çeşitleri ve terim sözlükleri işlenmiş; ikinci bölümde; tezin temelini oluşturan "Fevâ'idü Celîle ve 'İbârâtün Latîfe" isimli eserin tanıtımı yapılmış; üçüncü bölümde; "Fevâ'idü Celîle ve 'İbârâtün Latîfe"'nin edisyon-kritiği yapılmış metni verilmiştir.
Dine bakış açısını şekillendirmede mezheplerin rolü
Müslümanlar, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in vefatını takiben din konusunda açıklayıcı ve yönlendirici, siyaset konusunda da hayatın her alanına hükmeden bir otoritenin yokluğu ile bir boşluğa düçâr olmuşlar ve muhtelif konularda görüş ayrılıklarına düşmüşlerdi. İhtilaf ettikleri konuların başında hilâfet meselesi geliyordu. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in hilâfetleri döneminde bu konu gündem teşkil etmemiş olsa da Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde potansiyel şiddetine kavuşmuş, sonuç itibariyle iki halîfenin de şehit edilmelerine kadar varan kanlı olaylara yol açmıştır. Savaşlar, inanç boyutuyla ilgili ihtiyaçlar, politikalar, fikirler ekseninde yaşanan tüm ihtilaflar neticesinde insanların gruplaşarak etraflarında toplandıkları, din adına görüş beyan eden, bazen hakikati söyleyen, bazen de hakikat tekelciliği yapan fırkalar, yani mezhepler doğmuştur. Gerek mezhepsel alamda gerekse dinî bir boyutu olan herhangi bir şekilde gruplaşmalar, önceden olduğu gibi içinde bulunduğumuz asırda ve kıyamete kadar da devam edecektir. Kimi zaman gerçekten hakikatin peşinde, Allah'ın istediği bir yaşam düzeni doğrultusunda hareket geliştiren gruplar, kimi zaman da rant, çıkar ve siyâsî gayelerle örgütleşen yapılar karşımıza çıkabilecektir. Müslüman toplumların, bu anlamdaki tarihsel tecrübeleri göz ardı etmeden kararlar vermesi elzemdir. Biz bu çalışmamızda, bahse konu olan mezheplerin ya da grupların hangi ortamda hangi şekilde doğup gelişme gösterdiklerini, dîni anlayış tarzlarını, dînin kendisi olarak görülmeleri sorununu, dinin siyâsi bir araç olarak kullanılıp istismar edilmesi hususunu konu edindik.
el-Ḳarâfî ve gramerciliği
626 yılında Mısır'ın Behnesâ bölgesinin Bûş köyünde doğan Ḳarâfî'nin ilk eğitimi babası Şeyh İdrîs (ö. [?]) ile başlar. Ḳarâfî babasından aldığı eğitimden sonra Sahibiyye, Kamhiyye ve Fazıliyye medreselerinde eğitim görmüştür. Eğitiminin çoğunu "Sultânu'l-'ulemâ" lakaplı İzzeddîn b. Abdisselâm'dan (ö. 660/1262) tahsil etmiş ve hocası vefat edene kadar yaklaşık 30 sene yanında kalmıştır. Bunun dışında İbnu'l-Ḥâcib (ö. 646/1249), el-Hûnecî (ö. 646/1248), el-Hüsrevşâhî (ö. 625/1254), İbrahim el-Makdîsî (ö. 676/1277), Şerafuddîn el-Fâkihâni (ö. [?]), Abdulazîm b. Abdulkavî el-Munzirî (ö. 656/1259), İbn Ebî'l-Fazl el-Mursî (ö. 655/1257) ve Şerîf el-Kerekî (ö. 688-89) de Ḳarâfî'nin hocaları arasındadır. 684 yılında Kahire'de vefat etmiş ve Ḳarâfe'de defnedilmiştir. Asıl alanı fıkıh ve fıkıh usûlü olan Ḳarâfî'nin bu ilimler dışında da çalışmaları mevcuttur. Bu çalışmalar nahiv, sarf, kelam, mezhepler ve dinler tarihiyle alakalıdır. Ḳarâfî gramer alanında üç eser bırakmıştır. Bu eserler incelendiğinde onun Basra nahiv ekolüne mensup olduğu anlaşılmaktadır. el-Ḫaṣâiṣ adlı eserinde nahiv âlimlerinin çoğunluğunu eleştirmiş ve kendi görüşlerini ortaya koymuştur. Onun bu eleştirilerinde Fahreddîn er-Râzî'den (ö. 606/12109 etkilendiği söylenebilir. Râzî'nin Mefâtîḥu'l-ġayb adlı eserinde kelime ve kısımları hakkında yaptığı yorumlar Ḳarâfî'nin el-Ḫaṣâiṣ adlı eserinde de görülür. el-İstiġna adlı eserinde, istisna hakkında kapsamlı bilgiler vermiş ve bazı konularda ilk sayılabilecek şeylere değinmiştir. el-Ḳavâ'idu'ŝ-ŝelâŝûn fî 'ilmi'l-'arabiyye adlı eseri ise nahiv ve sarf ilmiyle alakalı kısa bir eserdir. Bu eserinde nahiv ve sarfla alakalı kısa kısa kaidelerden bahsetmiş ve bunları örneklendirmiştir.
Kur'ân'ın anlaşılmasında ilmî tefsir yönteminin yeri ve çağdaş dönem Türkçe tefsirlerden örnekler
İnsanlara yaratılış maksatlarına uygun hareket etmeleri ve varlıklarının sebebi olan Allah'ı tanımaları için bir hidayet rehberi olarak indirilen Kur'ân'ın muhtevasında insanın yaratıcısına ve çevresindeki diğer canlılara karşı görev ve sorumluluklarını bildiren âyetler bulunmaktadır. Bununla birlikte Kur'ân, kendisinin Allah katından olduğunun ispatı ve Allah'ın güç ve kudretinin boyutlarının muhataplara tasviri için insanın yaşadığı evrenin oluşumu ve işleyişine dair bazı âyetler de içermektedir. Kevnî âyetler olarak da isimlendirilen bu âyetlerin pozitif bilimlerin ulaşmış olduğu verilerden yararlanılarak tefsir edilmesi, ilmî/bilimsel tefsir adında bir tefsir yöntemi ortaya çıkarmıştır. İlmî tefsirin ortaya çıkması bilimsel gelişmeler ile paralellik gösterir. Zira bazı âlimler, bilim alanında bir keşif yapıldığı zaman bunun Kur'ân'da var olduğunu, din ve bilimin birbirini desteklediğini ispatlamaya gayret etmektedirler. Fakat âyetlerin bilimsel keşifler ile açıklanmasını doğru bulmayanlar da bu tür bir yaklaşımın Kur'ân'ın ruhuna zarar verdiği kanısındadırlar. Bundan dolayı ilmî tefsirin mümkün olup olmadığı veya sınırları ile alakalı birçok tartışma yapılmıştır. Tezimizin birinci bölümünde din ve bilim ilişkisini ele alarak ayrıştıkları ve uzlaştıkları yerlere değinilecek; ikinci bölümde ilmî tefsirin tarihçesine ve örneklerine yer verilecek; üçüncü bölümde ise ülkemizde ilmî tefsire dair çağdaş dönemde yapılmış ilmî çalışmalar ve bu çalışmaların müelliflerinin ilmî tefsire yaklaşımları değerlendirilecek, sonuç bölümünde ise ilmî tefsirin günümüzdeki yeri ve değerine dair mülahazalarda bulunulacaktır. Anahtar kelimeler: Kur'ân, Tefsir, Din, Bilim, İlmî Tefsir.
Muhsin Demirci'nin "Kur'ân Tefsirinde Farklı Yorumlar Tespitler Değerlendirmeler" adlı eserindeki yöntemi
Kur'ân-ı Kerîm'in tüm insanlığa hidayet rehberi olarak gönderilen son ilahi kitap olması, muhataplarını mesajını düşünmeye, anlamaya yöneltmesi, nüzûlünden itibaren insanların ilgi odağında olmasına, yüzlerce binlerce çalışma yapılmasına sebep olmuştur. Bu anlamda azımsanmayacak bir miras mevcuttur. Her ilim dalında olduğu gibi tefsir alanında da yeni çalışmalar, eserler mevcut birikim üzerine inşa edilmektedir. Her toplum, Kur'ân'ı yaşadığı dönemin diline, anlayışına göre anlamlandırmalı, bunu yaparken bu alanda tartışmasız söz sahibi eserleri göz ardı etmemelidir. Kur'ân'ı anlamlandırma adına yapılan bu yorumlama çalışmalarına tefsir ve te'vîl denmektedir. Kur'ân-ı Kerîm, günümüze kadar bir harfi bile değişmeden korunmuştur ve hiçbir tezat barındırmamaktadır. Ancak yapılan yorumlama çalışmalarında ihtilafların olduğu görülmektedir. Kur'ân-ı Kerîm âyetlerine yapılan farklı yorumların sebepleri ile ilgili bir hayli çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada, âyetlere yapılan farklı yorumların müfessirlerin ölüm tarihlerine göre ard arda verildiği, anlamlandırmanın tarihi seyrinin de görülebileceği ve okuruna düşünme fırsatının verildiği, bu alanda önemli bir çalışma olan, Muhsin Demirci'ye ait "Kur'ân Tefsirinde Farklı Yorumlar/Tespitler-Değerlendirmeler" adlı eser incelenmiştir. Müellifin hayatı, eserleri kısaca tanıtılmış, tefsir, te'vîl kavramları açıklanmış, tefsir çeşitleri belirtilmiş, müellifin tespit ve değerlendirmelerdeki yöntemi üzerinde durulmuştur. Girişle birlikte iki bölümden oluşan bu çalışma, Kur'ân'ı doğru anlamlandırma, yapılan farklı yorumlara ulaşma ve bu yorumlardan tercihte bulunma noktasında okuruna ipuçları veren "Kur'ân Tefsirinde Farklı Yorumlar/Tespitler-Değerlendirmeler" adlı kıymetli eserin muhteva ve metodolojik incelenmesini içermektedir. Anahtar kelimeler: Tefsir, Muhsin Demirci, Kur'ân Tefsirinde Farklı Yorumlar, Te'vil, Yorum.
Basra ve Kûfe nahiv ekolleri arasındaki ihtilaflar: Mansûbat örneğinde
Nahiv ilmi, İslamî ilimlere kaynaklık eden Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i şerifler başta olmak üzere Tefsir, Kelam ve diğer ilimlerin doğru anlaşılmasına ve yorumlanmasına yardımcı olan bir araç ilmidir. Bu ilmin temel konularından biri mansubattır. Nahvin diğer konularında olduğu gibi mansubat konusunda da nahiv ekolleri arasında çeşitli ihtilaflar bulunmaktadır. Bu çalışmada mansûbat terimlerindeki, mansûbatta amel eden amillerdeki ve mansûbatın şartlarındaki nahiv ihtilafları ele alınıp tahlil edilmiş, bu konularda Basra ve Kûfe nahiv ekolleri arasındaki ihtilaflar başta olmak üzere varsa benzer veya ortak görüşler açıklığa kavuşturulmaya çalışılmış ve bir karşılaştırma yapılmıştır. Giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşan çalışmanın girişinde araştırmanın konusu, kapsamı, önemi, amacı, yöntemi ve kaynakları belirtilmiştir. Birinci bölümde nahiv ilminin doğuşu, gelişimi, nahiv ekollerinin ortaya çıkışı, Basra ve Kûfe ekollerinin öne çıkan özellikleri ve bu iki ekolün önemli temsilcileri ele alınmış, ikinci bölümde ise Basra ve Kûfe ekolleri arasındaki ihtilaf meselesi sırasıyla "İhtilafların Temelindeki Sebepler", "Mansûbat Istılahında İhtilaflar", "Mansûbatın Amillerindeki İhtilaflar" ve "Mansûbatın Şartları" ana başlıkları ve bunların çeşitli alt başlıkları altında incelenmiştir. Çalışma sonucu elde edilen verilerin aktarıldığı sonuç kısmıyla çalışma tamamlanmıştır.
Kutbüddinzâde Mehmed İznikî'nin "Tenvirü'l-Evrâd fî şerhi' l-Evrâdi'z-Zeyniyye" adlı eserinin tahkik ve tahlili
Kutbüddinzâde Mehmet İznikî XV. yüzyılda yaşamış Osmanlının büyük âlim ve müelliflerindendir. Bursa İznik'te dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi bilinmemekle beraber vefat tarihi 885/1480'dir. Ders aldığı kişiler arasında dönemin şeyhülislamı Molla Fenârî (ö. 834/1431) yer almaktadır. Onun yanında aklî ve şer'î ilimleri tahsil etmiş, döneminin en önemli sûfîlerinden biri olmuştur. Kutbüddinzâde, tasavvuf, fıkıh, akaid ve daha birçok ilim dalında çok sayıda kitap telif ve şerh etmiştir. Kutbüddinzâde, tasavvufta Zeyniyye tarikatına bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Zeyniyye tarikatının kurucusu Zeynüddîn-i Hâfî (ö. 838/1435), tarîkat evrâdı üzerine bir eser telif etmiştir. Evrâd-ı Zeyniyye diye bilinen bu esere birçok şerh yapılmıştır. Bu tezde, şerhler içerisinde günümüze kadar ulaşmış ancak üzerinde daha önce hiçbir çalışma yapılmamış olan Kutbüddinzâde'nin telif ettiği Tenvîrü'l-Evrâdı'z-Zeyniyye eseri çalışılmıştır. Bu eser, Zeyniyye tarikatının yüzyıllarca okunan evrâdını barındırması açısından önem arz etmektedir. Çalışma ile eser gün yüzüne çıkmış ve tasavvuf literatürüne kazandırılmıştır. Müellif eserinde virdleri şerh ederken, bazı tasavvufi kavramları ve konuları da yorumlamıştır. Bu manada tövbe, zikir ve dua gibi kavramları açıkladığı görülmüştür. Çalışmanın birinci bölümünde müellifin hayatı ele alınmış ve eseri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise eserin tahkiki yer almaktadır. Eserin birçok nüshası vardır. Günümüze ulaşan 17 adet nüshası mevcuttur. Araştırmamızda müellif nüshası esas alınmış, bunun haricinde 2 adet yazma nüshası ile mukayese edilmiş ve sonucundaki farklılıklar dipnotta belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Zeyniyye, Zikir, Evrâd, Kutbüddinzâde İznikî
Çağdaş selefi söylemin eyleme dönüşümü: DEAŞ örneği
Son yüzyılın İslami hareketlerinin geçirdiği değişim, dönüşüm ve kırılma aşamalarının sonucunda gelinen noktalardan biri olarak DEAŞ Sünni-Arap geleneğin anakronik bir izdüşümü olarak gözlenmektedir. Diğer taraftan DEAŞ'ı tartışmak için yalnızca radikal dini bir hareketten veya dinin cihad özelliğinden bahsetmek yerine, birey, toplum ve siyaset üçgeninde psikolojik, sosyolojik ve politik süreçleri de ele almayı zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda DEAŞ benzeri dini motifli örgütlerin beşerî ilişkiler açısından etkisinin ne olduğunun ortaya konulması, bugünün terör ilişkilerini anlamamıza katkı sunacağı gibi gelecekte de muhtemel olan terör yapılanmaları hususunda daha isabetli tahminler yaparak çözüm yolları ortaya koymamız noktasında işimizi kolaylaştıracaktır. Biz bu tez çalışmamızda kökleri yüzyıllar öncesine dayan bir düşüncenin ürünü olarak kedisini tanıtan ve uç noktada eylemsel bir form kazanmış olan bir zihniyetin çözümlemesini yapmaya çalıştık. Bu zihniyet çözümlemesini yaparken zaman içerisinde özden uzaklaşmaları ifade eden eksen kaymalarını tespit ederek bunların doğurduğu problemleri gün yüzüne çıkarmaya gayret gösterdik.
Modern Arap edebiyatı temsilcilerinden Mey Ziyâde ve eserlerindeki hayat mefhumu
Mey Ziyâde, Lübnan asıllı ve 20. yüzyılda Mısır'da yaşamış büyük Arap kadın yazarlardan biridir. 11 Şubat 1886'da Filistin'in Nasıra şehrinde doğmuştur. Tam adı Mârî İlyas Zeḫûr Ziyâde'dir. Asıl adı "Mârî" olmasına rağmen, daha kolay söylenmesi ve Arapçada kullanılan bir isim olması nedeniyle yazılarında "Mey" mahlasını kullanmıştır. 1900'de ailesiyle birlikte Lübnan'a, ardından 1908'de Mısır'a taşınmıştır. Hayatının çoğunu ailesiyle birlikte Mısır'da geçirmiş ve 19 Ekim 1941 Pazar günü öğlen saatlerinde Mısır'da Meʿâdî Hastanesinde vefat etmiştir. Mey Ziyâde, modern çağın en önemli yazarlarından biri olarak kabul edilir. Disiplinli yaşam tarzı ve kararlılığı sayesinde edebiyat dünyasında hızla yükselmiş, adını kuşağının önde gelen kalemleri arasına yazdırmıştır. Kısa sürede kendini kanıtlayan yazarın bir anda adı parlamış ve çok geçmeden gazetelerin gündemine oturmuştur. Mey Ziyâde, neslinin diğer kızları gibi evinde oturmak yerine hayat sahnesinde aktif rol almayı tercih etmiştir. Kadının sosyalleşmesi ve hayatın her alanına katkıda bulunması gerekliliğine inanan yazar; hemcinslerini de hayat sahnesinde aktif olmaya davet etmiştir. Kadınları, Arap hüviyetlerini muhafaza etmeleri şartıyla tüm kısıtlamalardan kurtarmaya gayret etmiştir. Zamanının büyük yazarlarının buluşma yeri olan bir salon kurmuş ve hayatını edebiyata adamıştır. Mey Ziyade'nin Edebiyat Salonu, Arap dünyasında entelektüel bir uyanışa ve kültürel bir dönüşüme katkıda bulunmuştur. Sadece edebi tartışmaların yapıldığı bir yer olmanın ötesinde, aynı zamanda felsefi, toplumsal ve siyasi konuların da ele alındığı bir mekân olan bu salon, Arap edebiyatının ve düşünce dünyasının şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Mey Ziyade'nin liderliği ve vizyonu, pek çok genç yazar ve düşünürü etkilemiş, onların entelektüel gelişimlerine katkı sağlamıştır. Mey Ziyâde, çeşitli konuları kapsayan birçok eser telif ederek dönemin edebiyatını zenginleştirmiştir. Zamanının diğer yazarlarından farklı ve adını ölümsüz kılan özel bir üsluba sahip olmasıyla temayüz etmektedir. Kullanımı az olan kelimeleri tekrar canlandırıp yeniden hayata döndürme gayretinde olduğu bilinmektedir. Bunu yaparken de garip kelimeleri kullanmaktan kaçındığı görülmektedir. Birçok makale ve mektup yazan Mey Ziyâde'nin yazılarındaki kısalık, tarafsızlık ve muhatabına saygı gibi temel unsurlar, onun yazma tarzının belirgin özellikleridir. Mey Ziyâde'nin kişiliği ve yazarlığı arasında fark yoktur. O konuşurken güzel sözler seçen, arkadaşlarının ahvaliyle ilgilenen narin bir insandır. Ayrıca, duygusal bir yönü de olan Mey Ziyâde'nin, Cubrân Halil Cubrân'a olan ilgisine rağmen bu ilgi evlilikle sonuçlanmamıştır. Hiç yüz yüze görüşme fırsatları olmamıştır. Aşklarını uzun yıllar mektuplar aracılığıyla dile getirmişlerdir ve aşk hikâyeleri modern çağın en önemli aşk hikâyelerinden biri olmuştur. Tabii, onların bu yazışmaları sadece aşk mektuplarından ibaret olmayıp, destanlar ve anlatı şiirleri de dâhil olmak üzere birçok konuyu kapsamaktadır. Mey Ziyâde, Batı'ya ilgisiyle bilinse de kendi kültüründen, gelenek ve göreneklerinden de kopmamıştır. Batı'dan, kendi yetiştirilme tarzına uygun olanı almıştır. Mey Ziyâde'nin edebiyat dünyasına bıraktığı miras, onun çağının en önemli yazarlarından biri olarak anılmasını sağlamıştır. Eserleri, günümüzde dahi okuyucuları etkileyerek onun ölümsüzleşen bir isim olmasını sağlamaktadır. Sürekli hayatın ne olduğu arayışında olan Mey Ziyâde'nin; birçok eserinde, özellikle de "Ġâyetu'l-Ḥaya" adlı eserinde hayatın anlamı ve amacı üzerine derin düşünsel tartışmalar bulunmaktadır. "Ġâyetu'l-Ḥaya" adlı bu eserde hayat, evrensel bir güç olarak algılanırken, insanın üstünlüğü, yaşamını iyileştirmek için belirlediği hedeflerle ilişkilendirilmektedir. Eser, mutluluk ve hayatın amacı üzerine sorgulamalar yaparak, insanın içsel yolculuğunu ve anlam arayışını vurgulamaktadır. Ayrıca, kadınların gücü ve bağımsızlığına odaklanarak, onların toplumsal rollerini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Anahtar kelimeler: Arap Dili ve Belagatı, Modern Arap Edebiyatı, Mey Ziyâde, Edebi Üslup, Edebiyat Salonu, Ğâyetu'l-Ḥaya
Cerîde-i İlmiyye'deki fetva ve ecvibe-i şer‛iyyelerin İslam aile hukuku bağlamında incelenmesi
Bu çalışmada Osmanlı Devleti'nde 1914-1922 tarihleri arasında Meşîhat Makamı'nın resmi yayın organı olarak neşredilmiş olan Cerîde-i İlmiyye içeriğindeki "Fetâvâ-i Şerîfe" ve "Ecvibe-i Şer‛iyye" bölümleri İslam aile hukuku açısından incelenerek dönemin aile hukuku uygulamalarına ışık tutulması amaçlanmıştır. Aile hukukunun o dönem şartlarında nasıl uygulandığını ortaya koymayı amaçlayan çalışmamız giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmamızın konusu, amacı, önemi ve yöntemi ile Cerîde-i İlmiyye ile ilgili olarak daha önce yapılmış olan çalışmaların incelenmesi yoluyla literatüre dair bilgi verilmektedir. Çalışmamızın birinci bölümünde Osmanlı Devleti'nde Meşîhat Kurumu'nun ve Şeyhülislâmlığın ortaya çıkışı ve tarihi ile ilgili bilgi verilip, Şeyhülislâmların İlmiye Teşkilatının başı olması münasebetiyle bu makamın görev ve yetkilerine değinilmektedir. Meşîhat Makamının alt birimlerinden olan, fetva ve şer‛î sorulara cevaplar verme görevini üstlenen Fetvahâne-i Âlî'nin işleyişine değinilerek Meşîhat'in resmi dergisi olan Cerîde-i İlmiyye'nin Osmanlı hukuk tarihi ve aile hukuku açısından öneminden bahsedilerek yayınlanma nedenleri ve içeriği ilgili bilgi verilmektedir. İkinci bölümde ise aile hukuku kapsamına giren nikâh akdinin yapılışı ve sıhhati, nikâhta velayet, buluğ muhayyerliği, nikâhta vekil ve fuzûlînin nikâhı, evlenme engelleri, gayrimüslimler ve kölelerle evlilik gibi konular ile nikâhın doğurduğu sonuçlardan mehir, nafaka ve nesep evlenme başlığı altında ele alınmıştır. Boşanma başlığı altında talak, tefrik, muhâlea ve diğer boşanma çeşitleri ile boşanmanın doğurduğu sonuçlardan iddet ve hidâne konuları incelenmektedir. Konular ele alınırken öncelikle İslam Hukukunun temel prensipleri ve gerektiği halde dört mezhebin görüşlerine göre bilgi verilmeye çalışılarak, konuyla ilgili tespit edebildiğimiz fetva mecmualarından Osmanlı uygulamasıyla karşılaştırmalı biçimde Cerîde-i İlmiyye içeriğindeki fetvalar ve ecvibe-i şer‛iyye incelenmiştir. Eğer varsa önceki dönemlerden farklı uygulamalar tespit edilerek ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Muḥammed b. Muṣṭafa el-Mudurnî'nin "Verdetü'l-melîḥ fî Şerḥi Bürdeti'l-medîḥ" adlı eseri (Edisyon kritik)
"Verdetü'l-melîḥ fî Şerḥi Bürdeti'l-medîḥ" adını taşıyan ve tezin merkezini oluşturan eser, İmam Bûṣîrî'nin Ḳaṣîde-i bürde'si üzerine bir şerh olarak kaleme alınmıştır. Şerh, Osmanlı'nın eğitim sistemi içinde yetişmiş olan Muḥammed b. Muṣṭafa el-Mudurnî tarafından, Lale Devri'ne tekâbül eden bir dönemde yazılmıştır. Muḥammed b. Muṣṭafa el-Mudurnî'nin bu çalışması dışında kelime-i tevhîdi konu alan bir risâlesi ile kısa birkaç âyet tefsirinin yanında çeşitli fıkhî meseleleri işleyen başka risâleleri de mevcuttur. Bunların yanında müellif, İbn Ḥacer'in konusu hadis usulü olan Nüzhetü'n-naẓar fî tavḍîḥi Nuḫbetü'l-fiker adlı eseri üzerine de bir hâşiye yazmıştır. Çalışma; bir giriş, üç bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş'ten sonra birinci bölümde kavramsal çerçeve ele alındı. Bu bölümde edebî bir tür olarak ḳaṣîde, İmam Bûṣîrî ve Ḳaṣîde-i bürde'si ve ḳaṣîdenin bir alt türü olarak ortaya çıkan el-Medâiḥu'n-Nebeviyye ve ilişkili edebî türler ele alındı. İkinci bölümde çalışmanın yöntemi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde de bulgular, tartışma ve yorumlar ele alınmış olup şârih Muḥammed b. Muṣṭafa el-Mudurnî'nin hayatı, eserleri, hocaları, talebeleri ve yaşadıkları dönemle ilgili bilgiler verildi. Edisyon-kritiği yapılan eser dil, üslûp, muhtevâ ve şerhte takip edilen metod yönlerinden incelendi. Bu bölümde ayrıca "Verdetü'l-melîḥ fî Şerḥi Bürdeti'l-medîḥ"'i edisyon-kritiği yer almaktadır. Bölümün sonunda tahkik kısmına ait Arapça fihristler bulunmaktadır. Bu çerçevede metin içinde geçen âyetler, hadisler, Arap şiirleri, meseller ile açıklamaları verilen kelime ve ıstılahlar, edisyon kritiği yapılan metinde geçtiği sıraya göre yer almaktadır.
Nusrettin Bolelli ve Belagat Kitabı incelemesi
Bu tez, Prof. Dr. Nusrettin Bolelli'nin Belagat adlı eserine odaklanarak, eserin tanıtımı ve değerlendirmesini akademik bir perspektiften sunmaktadır. Bolelli, Arap dili ve edebiyatı alanında hem telif hem de tercüme çalışmaları ile tanınmış; bu alanda Türkiye'deki akademik birikime önemli katkılar sağlamış bir akademisyendir. Belagat eseri, özellikle Türkiye'de belagat ilminin öğretilmesinde başvurulan temel kaynaklardan biri olarak kabul edilmektedir. Çalışma, öncelikle belagat ilminin tarihçesi ve temel kavramlarına kısa bir giriş yaparak başlamaktadır; böylece okuyucuya, Bolelli'nin bu eseri aracılığıyla ele aldığı konunun geniş bağlamını anlamaları için bir çerçeve sunulmaktadır. Ardından, Bolelli'nin akademik kariyerine, Arap dili ve edebiyatına yönelik katkılarına değinilmektedir. Tezin ana bölümlerinde, Belagat kitabı, içerik, yapı, hedef kitle ve kullanılan öğretim yöntemleri açılarından ayrıntılı bir biçimde ele alınmaktadır. Kitabın, belagat ilmini öğrenmek isteyen öğrenciler ve akademisyenler için güvenilir bir başvuru kaynağı olarak öne çıktığı vurgulanmaktadır. Bolelli'nin sade ve açık üslubu, eserin akademik çevrede ve dil öğrenicileri arasında anlaşılır ve etkili bir kaynak olmasını sağlamaktadır. Kitapta belagat kavramları detaylı bir şekilde açıklanmakta, ayrıca bu kavramların anlaşılmasını kolaylaştırmak için örneklerle desteklenmektedir. Bu tez, Bolelli'nin Belagat kitabının Türk akademisindeki yeri ve önemini ortaya koymayı; eserin, belagat eğitimi ve Arap dili alanında yapılacak gelecek araştırmalara katkı sunmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Böylece, bu çalışmanın ilgili literatüre önemli bir katkı yapması ve belagat alanındaki eksiklikleri gidermesi hedeflenmektedir. Anahtar kelimeler: Bedî', Belagat, Beyân, Meânî, Nusrettin Bolelli, Arap Dili ve Edebiyatı
Tarihsel ve kültürel boyutlarıyla Diyarbakır'da Alevilik
Günümüzde Alevîliğin sağlıklı bir şekilde anlaşılması toplumsal birlik, kardeşlik ve güven ortamı için büyük önem taşımaktadır. Bu yüzden Alevîlik tarihsel süreç içerisinde ele alınmalı; gelenek, görenek, dini esas ve inançları bir bütün olarak incelenmelidir. Dolayısıyla bu çalışmada Alevîliğin inanç, ibadet, kültür ve ahlâk ilkelerinin bilimsel olarak incelenmesi, bu bağlamda Anadolu Alevîliğinin bir parçası olan Diyarbakır yöresindeki Alevîler (Diyarbakır'da Alevîlik), tarihsel süreç, inançları, ibadetleri, örf ve adetleri, ahlâkî kuralları, bakımından araştırılmıştır. Anahtar kelimeler: Alevi, Alevilik, Bektaşilik, Diyarbakır
Kur'ânî değerler açısından Nihilizm eleştirisi
Tezimizin amacı günümüzde çok farklı anlamlar yüklenen, herkesin kendine göre yorumladığı bir kavram olan ve temelleri 19.yüzyılda atılan Nihilizm kavramının değerleri inkâr eden boyutu üzerinde bir şeyler söylemek ve Nihilizm'in değerleri yok sayan, ötekine gücü nispetinde değer veren, maddiyatçı, ahlakı görmezden gelen nihilist dünya görüşünün, Kur'ân-i değerler bağlamında eleştirisini yapmaktır. Çalışmamızın temel kaynakları Kur'ân-i Kerim ve tefsir kaynaklarıdır. Çalışmamız kelam alanı olması hasebiyle ahlak ve nihilizm kavramlarının çalışmanın ana temasından uzaklaşmamak için kendi sınırları çerisinde kalmasına özen gösterilmiştir. Anahtar Kelimler: Kur'ân, Nihilizm, Ahlâk, Materyalizm, Değer
Fonetik açıdan Kur'ân i'câzı
Bu çalışmayı nazil olduğu günden itibaren insanların bir benzerini meydana getirmekten âciz kaldığı Kur'ân lafızlarındaki ses ve anlam uyumu üzerine temellendirdik. Kur'ân'ın kendi içindeki bütünlüğünü müzikal yönden ön plana çıkarmak istedik. Böylece Kur'ân'ın i'câz yönlerinden sayılan bu konu ile çalışmamızı hazırladık. Çalışmada öncelikle Fonetik ilminin ne olduğu ve insanın konuşma vasfının ayrıcalığına dikkat çekildi. Fonetik tarihi farklı yönleriyle ve Arapça kaynaklar esas alınarak sunuldu. Arapça dil bilgisi ile ilgili birbirinden farklı ilimlerden, hikmet, felsefe, tıp, mûsikî yönüyle; kıraat, tecvid gibi farklı gruplar ile fonetiğin zengin yönüne dikkat çekilerek bu çalışma zeminiyle tezi inşâ etmeye çalıştık. Kur'ân'ın i'câz yönlerini genel olarak değerlendirip husûsen Beyân yönüyle Kur'ân fonetiğine dair bilgiler ve örnek ayetler üzerinde durduk. Tezin sunumunda Fonetik ile ilgili bazı sanatların Kur'ân'daki bu özel okuyuş biçimleriyle, sesteki intizâmın ilâhi kaynaklı ve mûcizevî tesirinin vurgulanışına tanık olduk. Özellikle Kur'ân'ın psikolojik etkisi üzerine söylenmiş bilgi ve kaynakları göstererek modern çalışmalara yönelik örnek çalışmalara ulaştıkça Kur'ân ile ilgili bu alandaki çalışmalara ihtiyacı fark ettik. Kur'ân'ın müzikal boyutu ile çalışmanın esas mecrâsını oluşturduktan sonra Kur'ân'ın müzikal yapısının bir kısım iç dinamiklerini yakalamaya çalıştık. Fonetik Orkestrasyon gibi konular ile de Kur'ân sesinin muhteşemliğine tanık olarak bunu tespit için örneklere yer verdik. Tezimizde ayrıca Kelâm ilmi aracılığıyla Allah'ın konuşma keyfiyetini tefekkür edip Allah'ın insana hitabını ve O'nun konuşma keyfiyetini anlayamaya çalışarak iddiamızın kaynağına ulaşmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Fonetik, İ'câz, Belâğat, Müzikâl, Psikolojik etki.
Gençliğin iman algısı (Şırnak ili örneği)
Modern toplum içerisinde iman ve iman esaslarına bağlılık gençlerin merak duydukları bir konu değil. Fakat eylem ve davranışlarının altında içinde bulundukları topluma ait dini öğeler bulunmaktadır. Dini davranıştan ziyade iman ettikleri esasları ve bunlara bakış açıları farklılıklar gösterebilmekte. Nüfusun büyük bir kısmının gençlerin oluşturduğu ülkemizde gençlere ait inanç yapısını sorgulamamız gerekirdi. Türkiye'nin istatistiksel olarak en genç nüfus oranına sahip şehri Şırnak ilindeki ortaöğretim gençliğinin İslam esaslarına dair bakış açılarını ve iman algılarını bu çalışmada ortaya koymaya çalıştık. Allah'ın varlığı ve gerekliliği, meleklerin varlığına iman, ahiret hayatı, cennet ve cehennnem temel sorularımızı oluşturmakla birlikte gençlerin sorularımıza verdikleri cevaplarla beraber yakın oldukları itikadi görüşlere ait bir çıkarımda da bulunduk. Bu bağlamda gençliğin iman algısı ve özelde Şırnak ili örneği ile Türkiye gençliğinin imani alt yapısı ve algısına bir perspektif sunmaya çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Din, inanç, algı, gençlik.
Kur'an'da Peygamberlerin Allah'tan talepleri
Kur'an Peygamberlerden bahsederken onların hayat mücadelelerini kimi yerde özlü kimi yerde de ayrıntılı bir şekilde aktarmıştır. Görevleri sırasında Peygamberlerin, Allah'tan yardım talep etme ve bağışlanma hakkındaki yakarışları, yani dua ve talepleri büyük önem arz etmektedir. Bu talepler bir yönden onların psiko-sosyal açıdan yaşantıları hakkında bilgi sunarken, diğer taraftan örnek almamız gereken davranışlar çerçevesinde bize takdim edilir. Bu çalışmada, Kur'an'da geçen peygamber dua ve talepleri, bahsedilen bu açıdan ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler:Dua, Talep, Peygamber
Hadis literatüründe Fedâilü's-Sahâbe türü kaynaklar ve Nesâî'nin Fedâilü's-Sahâbesi
Sahabe, geçmişte olduğu gibi bu gün de Müslümanlar arasındaki temel tartışma konularından biridir. Sahabe tasavvuru İslam dünyasındaki ekolleşmenin temel unsurlarındandır. Bu da sahabenin önemini artırmaktadır. Özellikle Şia ve Ehl-i Sünnet ekollerinin temel ayrılma noktası bu alandır. Sünni nazarda yüksek itibara sahip olan sahabe, bu itibarını Şia'da görmemekte, ilk üç halife başta olmak üzere sahabenin tamamına yakını tekfir edilmekte, din mensupları nezdinde kötü gösterilmektedir. Şia'nın bu olumsuz tavrına karşılık Ehl-i Sünnet de sahabeyi koruma onun faziletini benimseme gayretinde olmuşlardır. Ehl-i Sünnet, genelde sahabeye saygılı olmayı, onları korumayı ilke edinmiştir. Özellikle "Mihne" dönemindeki olumsuz sahabe tasavvurunu düzeltmek, bu dönemde yazılan "Mesâlib" türü eserlere bir reddiye olarak "Fezâilü'-Sahabe" veya "Menâkıb" türü eserler yazmak ve ehl-i bid'at'ın fikirlerine dayanak için uydurulan rivayetlere karşı sahih rivayetleri derleme gereği duyulmuştur. Bu konuda pek çok eser telif edilmiştir. Nesâî de sahabenin faziletini belirten rivayetleri derleyen müctehid âlimlerdendir. es-Sünenü'l Kübra'sının Menâkıb bölümü daha sonra müstakil bir kitap olarak Faruk Hammade'nin tahkikiyle basılmıştır. Biz de bu kitapta geçen rivayetleri değerlendirerek, rivayetlerin numara sırasına göre her biri hakkında açıklamalar yaptık, rivayetin sıhhati, senedi ve hakkında yapılan yorumlara da kısaca değindik Sahâbe, Fezâil, Nesâî, Fezâilü's-Sahâbe, Fezailü's-Sahâbe Eserler
Tefsir kaynaklarında tevhid
Tevhid konusu insanlık tarihi boyunca bütün semavi dinler ve peygamberleri tarafından üzerinde önemle ve ısrarla durulmuş, bütün semavi kitapların asıl gayesi ve peygamberlerin çağlar boyunca vermiş oldukları mücadelenin temelinde tevhid olmuştur. Yani insanların tek ve gerçek olan biricik yaratıcıya inanmaları ve sadece O'na ibadet edip O'nun emirleri ve istekleri doğrultusunda yaşam biçimlerini düzenleyip dünya ve ahiret mutluluğuna ermelerini hedeflemektedir. Yeryüzünde yaşayan insanların hemen tamamının dillerinde Allah'ın zâtını kasd ve ifade eden bir kelimenin bulunması İlâhi fikrin evrenselliğini gösterir. O'nun için İlahi bir dinin asıl hedefi, bir İlâh'a ihtiyaç duygusunu ortaya çıkarmak değil; tanrıyı tanıyıp da onu anlamak ve kavramakta yanılan insanın, bu konudaki düşüncesini tashih etmek, Allah'ı ona, gerçek anlamda, dosdoğru tanıtmak amaçlanmıştır. Bundan dolayıdır ki, Kur'ân'da Allah'ın varlığı, O'nun birliğine paralel olarak anlatılır. Zira birliği ispatlanan Zât'ın aynı zamanda varlığı da ispatlanmış olur. Konuyu temel kaynak olan Kur'ân'dan, çeşitli tefsir kaynaklarından ve yan kaynaklardan edindiğimiz bulgular ışığında; tevhid'in son hak dinin ve zamanında hak olarak indirilen tüm dinlerin en temel vasfı, özü ve gayesidir. Zira Allah katında din İslâm'dır ve İslâm tevhid dinidir. Birincisinden sonuncusuna kadar, kutlu mesajının taşıyıcıları, Resuller çizgisinin başlangıç ve sonuç noktasıdır tevhid. Kur'ân'ın tefsirlerinden de anlaşıldığı gibi insanlık tarihi başlı başına bir tevhid mücadelesi tarihidir. Bütün bu doğrular Kur'ân'ın hedeflediği tevhide ulaşıldığı, bütün sapmalar da ondan uzaklaşıldığı içindir. Bundan dolayı Allah'ın insanlığa son mesajı olan Kur'ân, baştanbaşa tevhid'le doludur ve O, tevhid'in en şaşmaz ve yegâne ölçüsüdür. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tevhid, Tefsir
Ahmed Mustafa el-Merâğî'nin 'Ulûmu'l-Belâğa adlı eserinin belâğat açısından değerlendirilmesi
Bu tezde Ahmed Mustafa el-Merâğî'nin (ö. 1952) 'Ulûmu'l-Belâğa adlı eserininin belâğat açısından değerlendirilmesi konusu ele alınmıştır. Öncelikle Ahmed Mustafa el-Merâğî'nin hayatı, eserleri, ilmi şahsiyeti ve belâğat metoduna kısaca değinilmiş, 'Ulûmu'l-Belâğa eserinin içeriği göz önünde bulundurularak belâğat, fesâhat ve bunlara bağlı konular ele alınmıştır. Daha sonra 'Ulûmu'l-Belâğa eserinin üç konusu olan me'âni, beyân ve bedî' ilimleri sistematik bir biçimde başta el-Merâğî'nin eseri olmak üzere klasik ve modern eserler de göz önünde bulundurularak incelenmiştir. Bu çalışma, 'Ulûmu'l-Belâğa eserinin giriş kısmının tanıtımı; me'ânî ilmi uygulamaları; beyân ilmi uygulamaları; bedî' ilmi uygulamaları ve eserin değerlendirilmesi olmak üzere beş bölümden oluşur. Bu tezin yapılmasının öncelikli amacı 'Ulûmu'l-Belâğa eserinin, anlaşılması olmakla beraber zikredilen belâğat ilminin üç konusunun bu tez vasıtasıyla sistemli bir şekilde bir daha okunması, hatırlanması ve belâğat ilmine katkı sağlamasıdır. Anahtar Kelimeler: Belâğat, Fesâhat, Me'ânî, Beyân, Bedî', el-Merâğî, 'Ulûmu'l-Belâğa.
İbn Arrâk'ın hayatı ve Tenzîhu'ş-Şeria adlı eseri
Çalışmamız X. asır alimlerinden İbn Arrâk'ın (ö.963/1556) Tenzîhu'ş-Şeri'ati'l-Merfu'a 'Ani'l-Ahbari'ş-Şenî'ati'l-Mevzûâ adlı eserini ve bu bağlamda mevzu hadisle ilgili görüşlerini konu edinmektedir. Tenzîhu'ş-Şeri'a adlı eser, mevzû hadis konusunda yazılmış olan İbnu'l-Cevzî'nin Kitâbu'l-Mevzûât'ı ve Suyûti'nin buna tenkid ve ziyade maksadıyla yazmış olduğu 'el-Leâli'l-Masnûâ'sının bir ihtisarı niteliğinde bir eserdir. Birinci bölümde; İbn Arrâk'ın hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri işlenmeye çalışılmıştır.İkinci bölümde; eserin mevzû hadisle ilgili olması dolayısıyla, mevzû hadisin tanımı, başlangıcı, sebepleri, tanıma kaideleri ve mevzû hadis edebiyatıyla ilgili genel bilgiler verilmiştir.Üçüncü bölümde ise; İbn Arrâk'ın "Tenzîhu'ş-Şeria" adlı eseri bağlamında mevzû hadis ile ilgili görüş ve düşünceleri, eserin üslûbu ve içeriği ile ilgili bilgiler aktarılmıştır.
Kur'an'da zalim
Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de sıkça zikrettiği davranışlardan bir tanesi zalimliktir. Bu davranışta bulunan insan bazen kendine bazen başkalarına bazen de Rabbine karşı zulüm işlemiş bulunmaktadır. Zulüm işleyenler fert olabildiği gibi topluluk da olabilmişlerdir. Yüce Allah, zulüm işleyip zalim olanların bazılarına dünyada ceza vermiş, bazılarının cezasını ise ahirete bırakmıştır. Kur'an-ı Kerim'de zulüm diye ifade edilen davranışlar ve âkibetleriyle birlikte kendilerinden bahsedilen zalimler bizim için bir uyarı teşkil etmektedir. Bu çalışma, Kur'an-ı Kerim'de geçen zulüm ve zalimi bu yönüyle ele almayı hedeflemiştir.
Hadis/sünnette araç-amaç ilişkisi ve araçların değişebilirliği (Misvak hadisleri örneği)
Sünnet, doğru anlaşılması ve güncelliğini her zaman koruması için zamana ve şartlara göre değişmeyen yönleriyle ön plana çıkarılmalıdır. Bunu sağlamanın yollarından biri Hz. Peygamber'in sözlerindeki maksatları tespit etmektir. Çünkü maksatlar asıldır ve zamana göre değişmezler. Oysa maksatları gerçekleştiren vesileler ise zamana göre değişkenlik gösterebilirler. Zamana ve şartlara göre değişmeyen, evrensel yönleriyle ön plana çıkarıldığında sünnet, hem daha iyi anlaşılmış olacak hem de uygulanabilirliği devamlı olacaktır. Sünnetin aktüel değerini korumak için zamanın şartlarına ve ardındaki amaçlara göre yorumlamak büyük öneme sahiptir. Misvakla dişlerin temizlenmesi Hz. Peygamber'le birlikte önem kazanan o dönemden günümüze kadar uygulana gelen önemli bir sünnettir. Ancak yaşantımız sürekli değişmekte ve kullandığımız araçlar sürekli daha kullanışlı olanlarla yenilenmektedir. Daha yüz sene önce kullanılan birçok araç günümüzde artık tarihi birer esere dönmüş haldedir. Bu değişim ve dönüşüm Hz. Peygamber'in kullandığı ve sünnetin bir parçası haline getirilen eşyalar için de geçerlidir. Binaenaleyh misvak yerine günümüzdeki diş fırçalarıyla da dişler temizlendiğinde sünnet yerine getirilmiş olmaktadır. Buna rağmen çoğu kişi, Hz. Peygamber'in kullanış amacından çok, kullandığı eşyaları önemsemekte ve adeta kutsallaştırmaktadır. Halbuki Hz. Peygamber'in misvak kullanmaktan asıl maksadı "ağız ve diş temizliği"ni sağlamaktır. Misvakla ilgili gelen rivayetler araç-amaç ilişkisi bakımından incelendiğinde bunu açıkça görmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Hadis, Misvak, Araç, Amaç.