
571
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Türkiye'deki KOBİ'lerde çalışma ilşkileri: Yalova ili örneği
Küreselleşmenin bir sonucu olarak ekonomide, sosyal alanda ve teknolojide meydana gelen hızlı değişiklik ve yenilikler ve buna bağlı olarak iş organizasyonlarının değişime uğraması, artan işsizlik, esnek üretim ve yönetim tekniklerinin uygulanmaya başlaması, istihdamın sanayiden hizmetler kesimine kayması, kişisel beklentilerin toplumsal beklentilerin üzerine çıkması ekonomik, siyasi ve sosyal yapıyı olduğu kadar çalışma ilişkilerini de etkilemiştir.Bütün bu gelişmeler sanayide; büyük yatırım yapmak istemeyen, el emeği ile de mal ve hizmet üretebilen, yeni fikir ve pazarlara açık, iç ve dış pazardaki gelişmelere yakından takip ederek, müşterilerin ihtiyaçlarını daha iyi bilen, sanayicinin kendi yaşadığı yere yatırım yapmasına imkan sağlayan, bölgesel gelişmeyi tetikleyen, dış çevreden gelebilecek değişiklikleri yerinde ve zamanında tepki vererek uyum sağlayabilen KOBİ'leri ön plana çıkmıştır.KOBİ'lerin sanayileşmede ön plana çıkması, bu tür işletmelerde çalışma ilişkileri yapısının incelenmesini, işçi ve işverenin konuya bakışlarını tespit edilmesine, çalışma ilişkileri uygulamasının düzeyinin belirlenmesini gerekli kılmıştırBu çalışmada söz konusu değişim ve dönüşüme büyük işletmelere göre, esneklikleri sayesinde daha hızlı uyum sağlayabilen, Türkiye ekonomisinde önemli bir üretim ve istihdam büyüklüğünü sahip KOBİ'lerin yapısı ve çalışma ilişkileri incelenmeye çalışılmış, bu amaçla; Yalova İlinde KOBİ'lerde çalışanlar ile işletme sahiplerini kapsayan bir araştırma yapılmış ve sonuçları değerlendirilmiştir.
Yoksulluk ve kent yoksulluğu: Yalova ili örneği
Yoksulluk, toplumu oluşturan tüm unsurlarla bağlantısının kurulabildiği oldukça geniş tabanlı bir kavramdır. Dolayısıyla çok farklı bakış açılarını barındırdığı için çok değişik ve çeşitli tanımlamalara tabi tutulmuştur. Yinede yoksulluk için gıda, giyim ve barınma gibi olanaklardan yoksun olmak veya bu olanaklara sahip olunsa bile toplumun genel düzeyinin gerisinde kalmak ifadesi kullanılabilir. Yoksulluk az gelişmiş ülkelerin olduğu gibi artık gelişmiş ülkelerin de bir sorunudur.Bu çalışmada yoksulluğun kavramsal çerçevesinden bahsedildiği gibi Dünya ve Türkiye'de yaşanan yoksulluk ve kentsel yoksulluk incelenmiş, alan çalışması olarak da Yalova'da yaşanan kentsel yoksulluk irdelenmiştir.Alan çalışmasının tercih edilmesinin sebepleri, öncelikle Yalova'da kentsel yoksullukla hakkında daha önce yapılmış hiçbir çalışma yoktur, bunun yanında literatürün mutlak ve göreceli olarak ayırdığı yoksulların, kendi durumlarını nasıl değerlendirdiklerini saptamaktır. Veri elde etmede anket yöntemi kullanılmış, örneklem belirlenirken nüfusun binde beşi ile görüşmeler yapılmıştır. Bu şekilde yapılan alan çalışmasının oldukça önemli bulgulara imza attığı ve Yalova literatüründe önemli bir sahip olacağı söylenebilir.Çalışma giriş ve sonuç bölümleri dışında üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, konunun problemi, amacı, önem ve sınırlılıkları ele alınmıştır. Birinci bölümde yoksulluğun kavramsal çerçevesi, yoksullukla ilgili temel yaklaşımlar, yoksulluğun sebep olduğu hususlar ve yoksulluğun belirleyicilerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde Dünya'da ve Türkiye'de yaşanan yoksulluk ve kentsel yoksulluk incelenmiştir. Üçüncü bölümde alan çalışması olan ?Yalova'da Yaşanan Kentsel Yoksulluk?la ilgili anket çalışması bulgularının değerlendirilmesine yer verilmiştir. Sonuç bölümünde çalışma bütün olarak değerlendirilmiş ve öneriler kısmı oluşturulmuştur.
İş sağlığı ve güvenliğindeki gelişmeler: Altınova Tersaneleri çalışanlarının farkındalıklarının değerlendirilmesi
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de iş sağlığı ve güvenliğinin önemi her geçen gün artmaktadır. Yaşanan iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucunda işçi ölümleri ülkemizi dünyada ön sıralara taşımaktadır. Bu durum iş sağlığı ve güvenliği konusunda çalışmaların gerekliliğini ortaya koymaktadır.Türkiye'de hızla büyüyen tersane sektöründe meydana gelen iş kazaları sonucu işçi yaralanma ve ölümleri dikkatleri bu sektör üzerine çekmiştir. İş kazası ve meslek hastalıklarının meydana gelmesinin sebebi olarak işçilerin bilgi ve eğitim eksikliği gösterilmiştir. İş sağlığı ve güvenliği konusunu etkileyen diğer bir faktör de mevcut yasal düzenlemelerdir.Bu araştırmanın amacı: iş sağlığı ve güvenliğindeki gelişmelerin incelenmesi ve tersane çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği konusunda bilinç seviyelerinin değerlendirilmesidir. Yapılan bu çalışmanın araştırma soruları şunlardır:?İş sağlığı ve güvenliğindeki gelişmeler nelerdir??Tersane çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği konusundaki bilinç seviyeleri nedir?Bu sorulara cevap bulunabilmesi için literatür taraması yapılarak iş sağlığı ve güvenliği konusundaki gelişmeler incelenmiştir. Çalışma hayatı ile ilgili uluslararası kuruluşlar ve onların iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili düzenlemeleri araştırılmıştır. Ayrıca tersanelerde yapılan işler incelenerek iş sağlığı ve güvenliği konusunun tersanelerdeki önemi incelenmiştir. Tersane çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği konusunda bilinç seviyelerini ölçmek amacıyla anket uygulanmıştır.
Örgüt kültürü ve örgütsel bağlılık açısından eğitim sektöründe Yalova ilinde karşılaştırmalı bir araştırma
''Örgüt kültürü? ve ?örgütsel bağlılık?, son yıllarda üzerinde en sık durulan konular arasında yer almaktadır. Dünyada rekabet alanındaki hızlı gelişmeler, işletmeleri bir yandan insan kaynaklarına daha fazla önem vermeye ve yatırım yapmaya zorlarken, diğer taraftan mevcut işgücünden azami ölçüde yararlanmaya yöneltmektedir. Bu durum işletmeler açısından çalışanların, ?örgüt kültürü? ve ?örgütsel bağlılık? ile ilgili algılarının önemini de artırmıştır.Bu çalışma; ?örgüt kültürü? ve ?örgütsel bağlılık? arasındaki ilişkiyi eğitim kurumları açısından inceleyerek, örgüt kültürü ve örgütsel bağlılığın insan kaynaklarının çok önemli olduğu eğitim kurumları açısından önemini vurgulamaktadır.Bu amaca uygun olarak çalışmada, önce örgüt kültürü ve örgütsel bağlılığın kavramsal çerçevesi ele alınmakta, daha sonra eğitim kurumlarında çalışan öğretmenler ile yürütülen anket soruşturmasından elde edilen veriler ile bu kavramlar arasındaki ilişki değerlendirilmektedir.
Türkiye'de insan hakları bağlamında değişen sosyal hizmet algısı
Ülkemizin güncel problemlerinden biri de sosyal hizmetlerden yararlanma durumudur. Sosyal hizmetler, ülkemize bir bilim dalı olarak erken denebilecek bir dönemde girmiş olmakla birlikte, yakın zamana kadar gelişim bakımından çok sınırlı kalmıştır. (Bölüm olarak bir tek üniversitede yüksekokul adı altında faaliyette bulunması bu sınırlı kalışın en önemli nedenini oluşturan unsurlardandır. 2000'li yıllara kadar devam eden bu durum, öncelikle vakıf üniversitelerinin dikkatini çekmiş ve ardından devlet üniversiteleri de kendi bünyelerinde yer almayan sosyal hizmet bölümlerinin eksikliğinin farkına varmışlardır). Avrupa birliğine tam üyelik sürecinde değişen insan hakları anlayışı ve yeni sosyal politikalar çerçevesinde sosyal hizmet algısında da önemli değişmeler olmuştur.Araştırmamızda, değişen bu sosyal hizmet algısı mevzuat ve uygulamaya yansıyan yanları göz önünde tutularak insan hakları bağlamında değerlendirilmiştir. Modern hayatın dayattığı rasyonel zihniyet, günümüzde insan hakları kavramını doğal olarak tartışmasız geçerli saymaktadır. İnsan hakları kavramı ile sosyal hizmet arasında dairesel bir ilişki bulunmaktadır. Bu ilişkiyi açıklayabilmenin yolu, insan hakları temelinde gerçekleştirilen sosyal hizmet ve onun tüm uygulamalarına işaret etmekle mümkün olabilir. İnsan hakları kavramı, sosyal hizmetlerin yönüne işaret ettiği gibi onun uygulama ve yayılma alanını da geniş kılmaktadır.Sosyal hizmet uygulamaları insanların ihtiyaçlarından doğar, anlayışından ziyade insanların hakkı olduğu anlayışının asıl olması gerekmektedir. Zira sosyal hizmet varlığını, bireyin demokratik varlığına borçludur. Yine sosyal hizmet birey ve grup farklılıklarının korunmasından dolayı bir meslek ve disiplin olarak insan hakları kavramının gelişimine katkıda bulunmaktadır. Bireyler arasındaki farklılıklar, aynı zamanda farklı tanımları, kavramları ve uygulamaları da beraberinde getirmektedir. Bu farklılıklar, daha çok sayıda ihtiyaç sahibi bireyi kategorize etmekte ve kendisine ulaşılmasını kolaylaştırmaktadır.Anahtar kelimeler: Sosyal Hizmet, Hizmet Algısı, İnsan Hakları, Güncel Problemler
Mobbing ve mobbingle başa çıkma yöntemleri: Mobbing mağdurlarına yönelik bir araştırma
Şiddet, hangi şekliyle olursa olsun insanlara verdiği zarar açısından kabul edilemez bir olgudur. Daha çok fiziksel şiddetin yarattığı sonuçlardan ve onu uygulayanlardan bahsedilse de psikolojik şiddetin insanlarda oluşturduğu hasarlar en az onun kadar konuşulmaya ve tartışılmaya değerdir. Özellikle çalışma ortamlarında yaşanan ve çalışanların çalışma hayatları yanında özel hayatlarını da etkileyen mobbing, diğer bir ifadeyle psikolojik şiddet çok önemli bir örgütsel sorundur.Bu tezin amacı, mobbingle ilgili yapılan araştırmalara katkı sağlamak ve mobbingi anlatarak, mobbingle mücadele konusunda yöntemler göstermektir. Bu doğrultuda çalışmada, mobbing kavramı üzerinde durulmuş, mobbinge sebep olan etkenler anlatılmış ve mobbingle başa çıkabilme yollarına değinilmiştir. Son olarak da mobbingi yaşamış mağdurlar üzerine yapılan araştırma sonuçları hakkında bilgi verilmiştir.Çalışmanın amacına uygun olarak, mobbingin oluşturduğu olumsuz etkileri ve mobbing mağdurlarının mücadele yöntemlerini ölçmek için anket yöntemine başvurulmuştur. Araştırma sonuçları spss 17.0 programı kullanılarak test edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, mobbingin çalışanlar üzerinde olumsuz psikolojik etkiler oluşturduğu ve mağdurların mobbingle mücadele etmeyi tercih etmedikleri tespit edilmiştir.
Kalite ödülleri ve değerlendirme sistemleri: Kamu ve özel şirketlerde kalite ödülünün çalışanlar açısından algılanan etkisi
İlk olarak 1951'de Japonya'da, toplam kalite yönetimi felsefesinin ve uygulamalarının benimsenmesi, uygulanması ve yaygınlaştırılması amacıyla verilmesine başlanan kalite ödülleri, günümüzde artık bir prestij simgesi ve rekabet gücünün kaçınılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok kuruluş tarafından kriterleri bir özdeğerlendirme aracı olarak kullanılan kalite ödülleri şirketlere geliştirmeye ve iyileştirmeye açık yönlerini de belirtmektedir.Ülkemizde de 1993 yılından itibaren Kalder tarafından Tüsiad-Kalder Ulusal Kalite Ödülleri adı altında kalite ödülleri verilmektedir.Bu çalışma da kalite ödülü almış olan kamu kurumları ile özel sektör çalışanlarının algılarındaki farklılıkları karşılaştırmak ve analiz etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket kullanılmış ve yüz yüze görüşme ile veriler toplanarak ?SPSS 16 for Windows? adlı istatistik programı çapraz tablo ve varyans analizleri ile değerlendirilmiştir.Kamu ile özel sektör çalışanlarının algılarında bir farklılık görülmemiştir. Yönetici ve çalışan algılarında ve işyerinde çalışma sürelerine göre dağılımlarda algı farklılığı bulunmuştur. Ayrıca hem kamuda hem de özel sektörde algıların ortalamanın üzerinde olduğu görülmüştür.
Belirleyici faktörler ve temel yönelimler ekseninde bağımsızlık sonrası Kazakistan dış politikası: 1991-2011
Sovyetler Birliği (SSCB) 1991 yılında dağıldıktan ve tarih sahnesinden çekildikten sonra, Türkiye'yi yakından ilgilendiren Orta Asya coğrafyasında müstakil, bağımsız devletler ortaya çıktı. Bu devletler, SSCB döneminde Birlik Cumhuriyeti ya da SSR adıyla anılan ve merkezi Sovyet hükümeti yönetimi ardı sıra yönetsel olarak bütünlük arz eden, sınırları belirli federal unsurlarken, beklenmedik şekilde uluslararası ilişkiler aktörü haline geldiler. Kazakistan, gerek sahip olduğu kara ülkesi (teritoryal genişliği) bakımından, gerekse de sahip olduğu stratejik hammadde kaynakları açısından, bağımsızlığını kazanan 15 eski Sovyet cumhuriyeti arasında güç potansiyeli bakımından Rusya Federasyonu'ndan (RF) sonra ikinci sırada gelmektedir. Dahası Kazakistan RF ve Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasındaki konumu ile ve Avrasya'yı kuzeyden Avrupa ile bağlayan coğrafi konuşlanışı itibarıyla jeostratejik bakımdan küresel önemi haiz bir ülkedir. Aynı zamanda Kazakistan ülkeye adını veren Kazak halkının Türk dil ailesine mensup bir dil olan Kazakçayı anadil olarak konuşması sebebiyle de özellikle Türkiye ve Türkî cumhuriyetler açısından ayrıca bir öneme sahiptir.Sahip olduğu jeopolitik konum ve petrol ve doğalgaz başta olmak üzere hammadde kaynaklarının zenginliği, Kazakistan'ı diğer Sovyet ardılı ülkelerden ayrıcalıklı bir hale getirmektedir. Dünya petrol ve doğalgaz rezervleri azalırken fosil enerji talebinin her geçen gün artması, dünya fosil enerji kaynağı toplamının ciddi bir oranına sahip bulunan Kazakistan'a 1991'den bu yana gerek küresel aktörlerce, gerek bölgesel güçlerce, gerekse de komşuları bakımından büyük önem atfettikleri bir aktör haline getirmiştir. Bunun yanında giderek gelişen ekonomisi ve görece iyi hayat standartları ve kişi başı düşen milli gelir düzeyi ile Kazakistan Orta Asya'da tartışmasız en belirleyici yerel aktör konumuna yükselmiş bulunmaktadır.İzleye geldiği dış politika stratejisi ile multi vektörel bir dış politika stratejisi takip eden Kazakistan, aynı zamanda hem RF ile stratejik derinlikteki ilişkilerini devam ettirmekte, hem de Batılı ülkelerle ilişkilerini geliştirme stratejisini izlemektedir. ÇHC de Kazakistan dış politikasında ayrıcalıklı bir konuma yükselmiş durumdadır. Bu ülke ile özellikle ekonomik alanda ilişkilerini derinleştirmekte olan Kazakistan, demografik dezavantajlı konumunu RF ile ilişkilerini devam ettirerek dengelemektedir.Tezin temel araştırma konusu, bu dış politika stratejisinin başarılı olup olmadığının değerlendirilmesidir. Özel olarak üstünde durulan sorunsal, takip edilen dış politika yaklaşımının nedenlerinin anlaşılması, varsa mevcut diğer alternatiflere göre neden hâlihazırda devam eden dış politikanın Kazak karar alıcılar tarafından tercih edildiğinin araştırılması, bu dış politikanın olumlu ve olumsuz boyutlarının ayrıntılı olarak ele alınmasıdır.
Türkiye'de denizcilik meslek eğitimi: Sorunlar ve çözüm önerileri
Teknolojinin hızla geliştiği ve rekabet koşullarının iyice zorlaştığı günümüz şartlarında toplum olarak ayakta kalabilmek ve yaşam kalitemizi artırmak için, değişen bu teknolojik gelişmelere uyum sağlamak, eğitilmiş ve hayat boyu eğitimi ilke edinmiş iş gücüne sahip olarak, paydaşlara kıyasla güçlü bir biçimde yola devam edebilmek kaçınılmaz bir gerçektir.Bu çerçevede, denizcilik eğitimine yönelik olarak ve bu alanda hizmet ve değer yaratan diğer tüm organizasyonlara yönelik minimum gereklilikler, STCW 78/95 Konvansiyonunda belirtilmekte olup taraf ülkeler de bu kuralları minimum gereklilik kabul ederek düzenlemelerini buna göre yapmalıdırlar. Bu konvansiyon 1978'de kabul görmüş ve 1995'de köklü değişiklikler yapılmış ve özellikle denizcilik eğitimi veren kurumlara ilişkin ciddi yaptırımlar içermektedir. Öncesine bakıldığında denizcilik eğitimi veren bir eğitim kurumu pek fazla imkan ve donanıma sahip değilken, yeni düzenlemelerle eğitim araç gereçleri, fiziki mekan ve eğitmen kriterleri, denizcilik eğitimi kalite standartları gibi hususlar başta olmak üzere birçok alanda köklü ve yaptırıcı değişiklikler gündeme gelmiş olup, bunlara uymayan ve Kalite Yeterlik Belgesi' ne sahip olmayan eğitim kurumlarından mezun olanların yeterlik hakları olmamaktadır.Fakat şu da bir gerçek ki maalesef bazen kişilerinin beceri ve bilgilerinden ziyade sadece sahip oldukları belgelere bakılmaktadır. Gemi işletenlerin düşük ücretli ve tecrübesiz, bilgisiz gemiadamı yerine, bilgi ve becerisi oldukça iyi işini maddi kazancın yanısıra aynı zamanda sevdiği için yapan başarılı gemiadamlarını tercih etmesi uzun vadede kaliteyi arttıracak, limanlarda gemi tutulmalarını en az seviyeye indirgeyecek, gemideki görev anlayışı ve işlerdeki işleyişi daha etkin kılacak ve eğitim kurumlarını da daha iyi eğitim vermeye zorlayacaktır.STCW Konvansiyonunda 1995 yılında yapılan değişiklikler, ülkemizde 2002 yılında yürürlüğe giren Gemiadamları Yönetmeliği ve bağlısı Eğitim ve Sınav Yönergesi ile uygulanmaya başlanmıştır. Denizcilik Eğitimi Kalite Standartları ise 2004 yılında uygulanmaya başlamış fakat eğitim kurumlarının sisteme tam olarak uyum sağlamaları yaklaşık 2005-2006 yıllarını bulmuştur.Her ne kadar iş ciddiye alınmış gibi görünse de, sistemde birçok aksaklık ve eksikliklerin olduğundan söz etmek mümkündür. Bu konular detaylı olarak ele alınmıştır.
İş tatmini ve meslek memnuniyeti ilişkisi: Eczacılar üzerine yapılan bir araştırma
Çalışma hayatında iş ve meslek memnuniyeti gerek yöneticiler gerekse diğer çalışanlar açısından son derece önemlidir.Bu bağlamda iş memnuniyeti, daha çok kişinin işine karşı sahip olduğu olumlu etki ya da duygular şeklinde ifade edilirken; meslek memnuniyeti kişilerin yapmış oldukları meslekten duydukları hoşnutluk olarak nitelendirilebilir.Sahip oldukları mesleklerde ya da yaptıkları işlerde memnun olarak çalışan bireyler, bu memnuniyetleri sonucunda çalışma istekliliği, mesleğine ve işine bağlılık ve dolayısıyla da çalışan mutluluğunu bakımından etkilenmektedir. Bu da çalışan bireyleri gerek kişisel yaşamlarında gerekse toplumsal hayatlarında mutluluğa götürmektedir.Bu çalışmada eczacıların işinden, mesleğinden ve çalışma koşullarından duydukları memnuniyetlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla eczacılar üzerinde anket çalışması yapılmıştır