
6
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Cannabis sativa ekstrelerinin CBD ve THC içeriklerinin immünomodülatör etkilerinin ın vitro olarak değerlendirilmesi
İmmünomodülasyon bireyin bağışıklık tepkisinin arttığı veya baskılandığı bir süreci tanımlamak için kullanılır. İmmünomodülatör ajanlar bağışıklık tepkisini baskılıyorsa immün baskılayıcılar olarak veya arttırıyorsa immün uyarıcılar olarak sınıflandırılır. İmmünomodülatörler bağışıklık sistemini etkileyen hastalıkları tedavi etmek amacıyla kullanılırken hastaların yaşam kalitesini düşüren çok sayıda yan etkiye neden olurlar. Bu nedenle, yeni immünomodülatör ajanlara ve stratejilere ihtiyaç vardır. Çok sayıda bulgu, doğal immünomodülatörler olarak kanabidiol (CBD) ve tetrahidrokanabinol (THC) gibi Cannabis sativa fitokannabinoidlerinin inflamatuar bozuklukların tedavisinde kullanılma potansiyelinin güçlü olduğunu göstermiştir, ancak bunların bağışıklık sistemini modüle etmedeki rolü halen tam olarak ortaya konmamıştır. Ayrıca farmakolojik etkileri halen tam olarak bilinmeyen pek çok fitokannabinoid bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, in vitro ve in siliko olarak C. sativa CBD ve THC fitokannabinoidlerinin immünomodülatör potansiyellerinin ortaya çıkarılmasıdır. Yozgat Bozok Üniversitesi, Kenevir Araştırmaları Enstitüsü tarafından temin edilen CBD ve THC fitokannabinoidlerinin immünomodülatör etkisi Periferik Kan Mononükleer Hücreleri (PKMH) ve lösemik hücre dizileri (THP-1 ve U937) üzerinde araştırılmıştır. CBD ve THC fitokannabinoidlerinin lipopolisakkarit (LPS) ve forbol 12-miristat 13-asetat (PMA) ile uyarılan PKMH, THP-1 ve U937 hücrelerindeki sitokin ve kemokin kodlayan genlerin ifadelenmesini nasıl etkilediği qPCR yöntemiyle belirlenmiştir. Bu tez kapsamında elde edilen bulgular; C. sativa kaynaklı CBD ve THC fitokannabinoidlerinin immünomodülatör etkilere sahip olduğunu, bu etkilerin hücre tipine, uygulama koşullarına ve doz düzeyine bağlı olarak değişkenlik gösterebildiğini ortaya koymuştur. Bu durum, CBD ve THC'nin immün sistemi hedef alan tedavilerde farklı olgularda değerlendirilebilecek potansiyel ajanlar olduğunu göstermektedir. 2025, xiv + 84 sayfa Anahtar Kelimeler: CBD, THC, Fitokannabinoid, İmmünomodülatör, LPS, PMA, İn vitro, İn silico.
Kenevir/bazalt lifi takviyeli hibrit kompozitlerin mekanik özelliklerinin araştırılması
Son yıllarda küresel ısınma ve plastik atıkları gibi çevresel sorunlar doğal lif esaslı mühendislik malzemelerine ilgiyi artırmıştır. Bu tez çalışmasında sürdürülebilir doğal kenevir lifleri ve bazalt lifleri kullanılarak hibrit kompozit malzemeler üretilmiş ve özellikleri karakterize edilmiştir. Kenevir/Bazalt hibrit kompozitlerin çekme özellikleri, eksenel yükler altındaki davranışını anlamak ve yapısal tasarımında güvenilir şekilde kullanmak için incelenmiştir. Elde edilen bulgular, lif tipi kadar bu liflerin kompozit yapı içindeki konumunun da mekanik performans üzerinde belirleyici olduğunu ortaya koymuştur. Eğilme testleri için liflerin istiflenme sırasına bağlı olarak eğme mukavemeti ve modülünde ciddi farklılıklar meydana geldiği gözlemlenmiştir. Alt yüzde bazalt liflerinin yer aldığı yapılar HBHB ve BHHB, eğilme sırasında alt bölgede oluşan çekme gerilmelerine daha etkin direnç göstererek yüksek mukavemet değerleri sunmuştur. Bu durum, hibrit yapılarda lif yerleşiminin optimize edilmesiyle istenen mekanik özelliklerin dengeli bir şekilde elde edilebileceğini ortaya koymaktadır.
Kenevir esaslı aktif karbonun boyayla duyarlılaştırılmış güneş hücrelerinde arka elektrot olarak kullanılması
Boya duyarlı güneş hücreleri (DSSC), düşük üretim maliyetleri, basit üretim süreçleri ve düşük ışık şiddetinde dahi yüksek verim sunmaları sayesinde son yıllarda oldukça ilgi gören alternatif fotovoltaik sistemler arasında yer almaktadır. Ancak DSSC'lerde karşı elektrot olarak yaygın şekilde kullanılan platin (Pt) hem yüksek maliyeti hem de sınırlı bulunabilirliği nedeniyle sürdürülebilirlik açısından dezavantaj oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Pt'ye çevreci ve ekonomik bir alternatif olarak endüstriyel kenevir atıklarından elde edilen aktif karbon kullanılmıştır. Çalışmamızda NaOH ile kimyasal aktivasyon uygulanarak sentezlenen aktif karbonun gözenek karakterizasyonu sonucunda, malzemenin 1.62-49.48 nm aralığında gözenek boyut dağılımına sahip olduğu ve ortalama gözenek çapının 2.03 nm olduğu belirlenmiştir. Bu, yapının çoğunlukla mezo gözenekli olduğunu göstermektedir. Bu aktif karbon tabanlı karşı elektrotla üretilen DSSC'nin elde edilen enerji dönüşüm verimi ise %2,26 olarak ölçülmüştür. Bu sonuç, endüstriyel kenevir atık bazlı karbon malzemelerin yenilenebilir enerji uygulamalarında potansiyel taşıdığını ortaya koymaktadır.
Kenevir lifi takviyeli polimer kompozitlerde lif/matris arayüzünü iyileştirmek için yeni selüloz-ester türevinin sentezi: Kompozit özelliklerinin araştırılması
Doğal lif takviyeli kompozitler, çevre dostu, biyolojik olarak parçalanabilir ve geri dönüştürülebilir malzemeler olması sebebiyle büyük ilgi görmektedir. Kenevir lifi, üstün mekanik özellikleri nedeniyle birçok sektörde kullanılmaktadır. Diğer doğal lifler gibi, kenevir lifleri de polimer matrislerle arayüz bağlarını iyileştirmek ve hidrofilik karakterlerini azaltmak için bazı kimyasal modifikasyonlara ihtiyaç duymaktadır. Bu tez kapsamında kenevir lifi takviyeli kompozitlerde zayıf lif/matris arayüzünün iyileştirilmesi amacıyla mikrodalga reaksiyon koşullarında asetil ve kapriloil selüloz esterleri sentezlendi. Asetil klorür modifikasyonlarında (AC) işlemsiz numuneye göre çekme mukavemeti %38,5'e kadar, eğme mukavemeti ise %44,3'e kadar artış göstermiştir (H-AC-15). CC grubu numunelerde ise en yüksek çekme mukavemeti %39 artışla H-CC-15'te elde edilmiş, eğme mukavemeti ise UT'ye kıyasla %53,4 artmıştır. Temas açısı ölçümleri, modifikasyonların lifin yüzeyini hidrofob hale getirdiğini göstermiştir. Su alımı sonrası yapılan eğme testleri, yüzey modifikasyonunun çevresel dayanım üzerinde doğrudan etkili olduğunu ortaya koymuştur. UT numunesinde su alımı sonrası eğme dayanımı %35 oranında azalırken özellikle H-CC-15 numunesi %18,5 ile en düşük mukavemet kaybını göstermiştir. SEM analizleri de bu bulguları desteklemiş, arayüzde gözle görülür iyileşmeler gözlenmiştir.
Selüloz esaslı karbon lif üretimi için kenevir liflerinin oksidasyon aşamasının yerine getirilmesi ve karakterizasyonu üzerine bir çalışma
Bu çalışmada selüloz esaslı kenevir lifinin karbon lif üretiminde hammadde olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Selüloz ekonomik değeri, elde edilebilirliğindeki kolaylık, çevreci yapısı ve işlenilebilirlik açısından karbon lif üretiminde son derece önemli bir konuma getirmektedir. Selüloz esaslı kenevir lifi ilk aşamada kimyasal işlemle emdirme yapılmış ve daha sonra hava ortamında ısıl işlemine (stabilizasyon/oksidasyon) tabi tutulmuştur. Emdirilecek kimyasal madde olarak % 4 fosforik asit ve % 4 borik asit karışımı kullanılmıştır. Kimyasal işlemden sonra hava ortamında 250 °C sıcaklıklarında 30, 60, 90, 120, 150 ve 180 dakika bekletme süreleri ile stabilizasyon işlemi üzerine etkisi araştırılmıştır. Ayrıca stabilizasyon aşamasında özellikle 250 °C'de farklı bekletme sürelerinin oksijen ortamındaki sıcaklıklarda, kenevir lifine borik asit- fosforik asit karışımı emdirilerek stabilizasyon işleminden sonra yapı ve özelliklerindeki değişimler analiz edilmiştir. Bu test işlemleri; lif kalınlığı, iplik numarası, X-ışını difraksiyonu, termal analiz (DSC ve TGA), mukavemet, SEM, LOI dönüşümü ve IR spektroskopi çalışmalarıdır. Anahtar Kelimeler: Karbon lif, kenevir, selüloz, stabilizasyon, termal analiz, FT-IR, XRD
Preparation and characterization of bio-waste based composites reinforced by geopolymers
This study presents the development of bio-composite scaffolds for bone tissue engineering using hydroxyapatite (HA) derived from biowaste and kaolin-based materials through sustainable, low-cost approaches. The study was conducted in two parts. In the first part, a novel zero-waste wet chemical precipitation method was employed to synthesize nano-hydroxyapatite from calcined eggshells, reinforced with metakaolin (MK) in varying proportions. Characterization techniques (XRD, FTIR, SEM-EDX, and BET) confirmed successful HA formation with rod-like nanocrystals. Increasing MK content reduced crystallinity and crystallite size (37.3-21.1 nm). Cold pressing improved density, reduced porosity, and enhanced mechanical properties, achieving compressive strength (16.4 MPa) and diametral tensile strength (11.8 MPa), values within cancellous bone range. Bioactivity tests in simulated body fluid (SBF) showed progressive apatite layer formation, and antimicrobial and cytotoxicity tests indicated strong antibacterial performance and high cell viability (>95%). In the second part, hydroxyapatite extracted from bovine bones was combined with uncalcined kaolin, silica sand, and NaOH-activated geopolymeric components for injection molding. The optimized formulation (15% GP, 1.5% NaOH) exhibited favorable mechanical strength (7 MPa), porosity (55%), and Young's modulus (5.6 GPa). It also demonstrated good biocompatibility, controlled degradation in PBS and SBF, and antimicrobial efficacy. Overall, the findings confirm that both developed composites offer promising properties mechanical integrity, bioactivity, biocompatibility, and antimicrobial behavior, supporting their potential application as scaffolds for bone regeneration, particularly in trabecular bone repair.