
90
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Planlanmamış gebeliklerin doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranışına etkisi
Bu çalışma, annelerin bebeklerine gösterdikleri ilk davranış ve bebekleriyle etkileşimlerinin sonraki yaşantılarında etkili olabileceği düşünülerek planlamadan gebe kalmanın doğum sonrası erken dönemdeki ilk annelik davranışına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma eşleştirilmemiş vaka-kontrol çalışmasıdır. Çalışma Salihli Devlet Hastanesi'ne ve Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ne doğum yapan kadınlarla yapılmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden kadınlar olasılıksız örnekleme yöntemine göre seçilmiştir. Örneklem grubunu, planlamadan gebe kalan (kontrol grubu)174 kadın, planlayarak gebe kalan 174 kadın (kontrol grubu) olmak üzere toplam 348 kadın oluşturmuştur. Veriler, Kasım 2012-Haziran 2013 tarihleri arasında, Anne-Bebek Tanıtım Formu ve Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranışı Ölçeği (DSEDÖ) kullanılarak toplandı. Veriler doğum sonrası ilk 10 dakikada gözlem ve ilk 24 saat içinde yüzyüze görüşme yöntemiyle toplandı. Araştırmanınverileri Statistical Package for the Social Sciences Version 15 (SPSS Inc., IL, USA) program ileanalizedildi.Çalışmaverilerinindeğerlendirilmesindetanımlayıcıistatistikler, Ki-karetestiveileri Ki-karetestikullanıldı.Ayrıcaaraştırmaörneklemgrubunun DSEDÖ toplampuanlarınagöre normal dağılımauyupuymadığınıdeğerlendirmekiçin Kolmogorov Smirnov testikullanıldı. Normal dağılımauymayandeğişkenlerinanalizindeKruskal-Wallis testive Mann Whitney U testiuygulandı. Bağımsız değişkenlerin DSEDÖ puanına etkisini belirlemek için çoklulinear regresyon analizi yapıldı. Bu çalışmada planlamadan gebe kalan kadınların DSEDÖ puan ortalaması 2,01±1,24 iken,planlayarak gebe kalan kadınların DSEDÖ puan ortalaması 5,18±0,79 olarak bulunmuştur. Buna göre, planlamadan gebe kalan kadınların doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranış puanları, planlayarak gebe kalan kadınların doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranış puanlarından daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda kadınların planlamadan gebe kalması, canlı doğum sayısının fazla olması, algıladıkları gelirlerinin giderden az olması ve doğum öncesi bebek bakımı ile ilgili bilgi almamış olması, DSEDÖ puanlarını olumsuz etkileyen faktörler olarak bulunmuştur(p<0,05). Sonuç olarak planlanmayan gebeliklerin doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranışlarına olumsuz etkisinin olduğubulunmuştur. Ebe ve hemşireler tarafından kadınların doğum sonrası erken dönemdeki annelik davranışı ile ilişkili risk faktörlerinin bilinmesi, annelerin gereksinimlerinin belirlenmesi ve ebeveynliğe uyumlarının desteklenmesi açısından önemlidir.
Ebeveyn katılımı tutum ölçeği'nin Türkiye'deki geçerlik güvenirlik çalışması
Amaç: ?Ebeveyn Katılımı Tutum Ölçeği'ni (Parent Participation Attitude Scale-PPAS) Türkçe' ye uyarlamaktır.Yöntem: Metodolojik bir çalışmadır. Araştırmada ölçek sahibinden ve kurumdan yazılı izin ve etik kurul onayı alınmıştır. Araştırma örneklemini, iki devlet hastanesi ve iki üniversite hastanesinde çalışan toplam 277 hemşire oluşturmuştur. Seidl ve Pillitteri(1967) tarafından geliştirilen, 1990 yılında Gill tarafından revize edilen Ebeveyn Katılımı Tutum Ölçeği Türkçe' ye uyarlanmıştır. Ölçek 24 maddeden oluşmakta, Likert tipi 1-5 arasında değerlendirilmektedir. Ölçekte 13 soru ters yönlüdür. Ölçeğin orjinalinde iç tutarlık güvenirlik katsayısı 0.74'tür.Bulgular: Ölçeğin dil geçerliğinde, dört uzman tarafından İngilizce'ye çevirisi ve dört uzman tarafından da Türkçe'ye geri çevirisi yapılmıştır. İçerik geçerliği için 10 uzmandan görüş alınmış, yapılan analizde uzman puanlarının uyumlu olduğu görülmüştür (KW=0.116, p=0.26). İç tutarlık güvenirlik katsayısı, toplam ölçek için 0.67'dir. Madde analizi sonucu madde-toplam puan korelasyon katsayıları -0.10- 0.53 arasında ve istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.000). Ölçeğin tüm maddelerinin katıldığı test tekrar test güvenirlik katsayısı r=0,98 bulunmuştur.Sonuç ve Öneriler: Ölçek Türkiye' de kullanmak için güvenilir bulunmuştur. Bu ölçeğin (PPAS) farklı sağlık profesyonellerine uygulanması ve bu gruplardaki geçerlik ve güvenirliğin incelenmesi önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Aile merkezli bakım, ebeveyn katılımı, hemşirelik, ölçek, geçerlik ve güvenirlik.
Lise öğrencilerinin sağlık davranışları ve etkileyen etmenlerin incelenmesi
Çalısma 15-18 yas grubu liseye giden ögrencilerin riskli saglık davranısları ve etkileyenetmenleri belirlemek amacıyla yapılmıstır. Lisede ögrenim gören 1234 ögrenciçalısmanın örneklemini olusturmustur. Veriler sosyodemografik veri toplama formu veriskli saglık davranısları ölçegi kullanılarak toplanmıstır. Verilerin analizinde bagımsızgruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılarak degerlendirilmistir.Ögrencilerin %51.3'ü kız, %58.1'i 15-16 yas grubundadır. Ögrencilerin riskli saglıkdavranısları ölçegi puan ortalaması (43.0±7.0) olarak bulunmus, alt boyutlardan saglıkdavranıslarına iliskin en yüksek risk puan ortalamasını fiziksel aktivite boyutundanaldıgı (52.1±14.1) bunu sırası ile beslenme (50.77±9.16), psikososyal davranıslarınizledigi (43.30±10.68), risk puanının en düsük oldugu saglık davranıslarının ise maddekullanımı (29.85 ±11.17) ve hijyen (30.83±1.12) davranıslarının oldugu görülmüstür.Adölesanların riski saglık davranısları üzerinde yasın, cinsiyetin, aile yapısının, gelirdüzeyinin ve saglıgı algılama durumlarının etkili oldugu bulunmustur. Okul saglıgıhemsireleri ögrencilerin riskli saglık davranıslarının azaltılması ve olumlu saglıkdavranıslarının kazandırılması için girisimlerde bulunmalıdır.Anahtar kelimeler; adölesan, riskli saglık davranısları, lise ögrencileri, okul hemsire
Prematürelerde iki farklı göbek bakımı yönteminin göbeğin düşme süresi ve göbek enfeksiyonuna etkisi
Amaç: Çalışma, %70'lik alkolle göbek bakımı yapıldıktan sonra göbeği açık ve kapalı tutulan prematüre bebeklerde göbek düşme süresi ve göbek enfeksiyonu gelişme oranı arasında fark olup olmadığını değerlendirmek amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır.Yöntem: Örneklemi bir kamu hastanesinin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde Şubat-Temmuz 2008 tarihlerinde yatan 30 haftalık ve üzerinde doğan 74 bebek oluşturmuştur. Bebekler, alkolle göbek bakımı yapıldıktan sonra göbeği açık ve kapalı tutularak iki gruba ayrılmıştır. Etik kurul ve kurumdan yazılı izin alınmıştır. Veriler, bebeklerin sosyodemografik özelliklerini, göbek enfeksiyonu bulgularını ve göbek düşme sürme süresini değerlendiren sorulardan oluşan veri toplama formu kullanılarak toplanmıştır. Veriler Yates Düzeltmeli Ki-kare analizi ve bağımsız gruplarda t testi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Göbeği alkolle sildikten sonra açık tutulan gruptaki bebeklerin göbek düşme süresi ortalama 15.3±4.4 gün iken göbeği kapalı tutulan gruptaki bebeklerin ise 19.6±8.9 gün olarak bulunmuş, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p=.011). Gruplar arasında göbek enfeksiyonu açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Göbeği açık tutulan grupta göbek enfeksiyonu gelişmemiş, kapalı tutulan grupta ise sadece bir bebekte göbek enfeksiyonu gelişmiştir.Sonuç: Göbeği açık ve kapalı tutulan prematürelerde enfeksiyon gelişimi açısından fark yoktur ancak açık bırakıldığında göbek daha kısa sürede düşmektedir. Göbek açık bırakıldığında maliyeti daha azalmakta ve uygulama süresi de daha kısa olmaktadır. Göbeğin kısa sürede kuruması ve düşmesi enfeksiyon riskini de azaltacağından göbek bakımından sonra göbeğin açık bırakılması önerilmektedir. Çalışmanın daha büyük örneklem grubuyla yapılması sonuçların güvenirliğini arttıracaktır.Anahtar Kelimeler: Prematüre, göbek bakımı, göbek düşme zamanı, göbek enfeksiyonu, alkol
İlköğretim öğrencilerine yönelik geliştirilen sigara kullanımı önleme programının etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma çocuk/ebeveyn Karar Denge Ölçeklerinin Türk örnekleminde geçerlilik ve güvenirliğinin belirlenmesi ve ilköğretim öğrencilerine yönelik geliştirilen sigara kullanımı önleme programının etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir.Yöntem: Çalışma iki aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada ölçeklerin geçerlilik ve güvenirliği yapılmıştır. Örnekleme rastgele seçilen 288 ilköğretim dört, beş, altı, yedi ve sekizinci sınıf öğrencisi ile ebeveynleri alınmıştır. Veriler Mayıs-Haziran 2006 tarihlerinde toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde faktör analizi, bağımlı gruplarda t testi, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, korelasyon analizi ve cronbach alfa analizi kullanılmıştır. İkinci aşamada rasgele seçilen orta-alt sosyo ekonomik gruptaki dört ilk öğretim okulundan 485 ilköğretim dört ve beşinci sınıf öğrencisi ile ebeveynleri çalışma kapsamına alınmıştır. Okullar rastgele dört gruba ayrılmıştır. Birinci grup girişimsiz kontrol grubu, ikinci gruba Bilgi temelli girişim grubu, üçüncü grup sosyal yeterlilik temelli girişim grubu, dördüncü grup ise sosyal bilişsel öğrenme temelli girişim grubudur.. Veriler girişim öncesi, girişim sonrası altıncı ayda, girişimden bir yıl ve iki yıl sonra toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tekrarlı ölçümlerde çok yönlü varyans analizi, tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi, Bonferroni düzeltmeli eşleştirilmiş t testi, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve ki kare testi kullanılmıştır.Bulgular: Ebeveyn Karar Denge ölçeği yarar alt boyutu cronbach alfa değeri .86, zarar alt boyutu .83 olarak saptanmıştır. Yarar alt boyutu faktör yükleri .32-.73 arasında, zarar alt boyutu faktör yükleri .38-.72 arasında saptanmıştır. Çocuk ölçeğinin yarar alt boyutu cronbach alfa değeri .74, zarar alt boyutunun alfa değeri .78 olarak bulunmuştur. Yarar alt boyutu faktör yükleri .31-.79 arasında, zarar alt boyutu faktör yükleri .39-.69 olarak saptanmıştır. Grupların yarar algı puan ortalamaları zaman, grup ve grup*zaman açısından değerlendirilmiş, üç faktör yönündende anlamlı farklılık bulunmuştur. Zarar Alt boyutunda sadece zaman faktöründe anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Sosyal bilişsel öğrenme grubundaki öğrencilerin sigara deneme oranı diğer gruplardaki çocuklardan düşük bulunmuştur (p= .001).Sonuç: Çocuk ve ebeveyn karar denge ölçeği Türk kültüründe kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Sigara kullanımını önleme programının sosyal bilişsel öğrenme temelli girişim grubundaki çocukların sigara deneme oranını azaltmada, yarar ve zarar algısını değiştirmede etkili olduğu saptanmıştır.
Antibiyotik kullanan çocuklarda koruyucu alt bakım protokolünün pişik gelişimini önlemeye etkisi
Küçük çocuklarda ve yenidoğanlarda yaygın olarak görülen enflamatuar deri hastalıklarından birisi olan pişiğin, pişiğe neden olan etmenlerin kontrol altına alınması ve iyi bir alt bakımı ile önlenmesi ya da azaltılması mümkündür.Bu çalışmanın amacı, hastanede yatan antibiyotik kullanan 0-18 aylık çocuklarda pişikten koruyucu alt bakımın pişik gelişimini azaltmadaki etkinliğini saptamaktır.Araştırma kontrol-deney gruplu, prospektif yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Dokuz Eylül Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Kliniğinde Ocak-Mayıs 2009 tarihleri arasında yatan, antibiyotik alan 0-18 aylık çocuklar oluşturmuştur. Koruyucu alt bakımına yönelik bir girişimde bulunulmayan kontrol grubuna 41, koruyucu alt bakımı uygulanan ve vazelin kullanılan deney grubuna 42 çocuk alınmıştır. Deney grubundaki çocukların annelerine eğitim verilmiştir. Tüm çocuklar 3-7 gün arasında izlenerek veriler toplanmış ve bilgisayar ortamında Pearson Ki-kare, Fisher Kesin Ki-kare ve Yatest Düzeltmeli Ki-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir.Koruyucu alt bakımı uygulanmayan kontrol grubundaki çocuklarda pişik gelişme oranı %34.1 iken, koruyucu alt bakımı uygulanan ve vazelin kullanan deney grubunda %7.1 olarak bulunmuştur (p<.05). Kontrol grubunda pişik görülen çocukların çoğunda pişik gelişimi 2-3.günlerde olmak üzere deney grubuna göre daha erken gelişirken, deney grubundaki çocuklarda 4.günden sonra gelişmiştir. Deney grubundaki pişiği olan çocukların hepsinin pişiği birinci derece iken, kontrol grubundakilerde ikinci ve üçüncü derece pişiği olanlar görülmüştür.Sonuç olarak; Koruyucu alt bakımı uygulanan ve vazelin kullanılan deney grubundaki çocuklarda pişik gelişme oranı koruyucu alt bakımı uygulanmayan kontrol grubundaki çocuklara göre anlamlı olarak daha azdır. Deney grubunda pişik gelişen çocukların pişik gelişimi daha geç günlerde başlamış ve pişik dereceleri de daha hafiftir.Antibiyotik kullanan çocuklarda daha çok pişik görüldüğünden pişiğin önlenmesi için koruyucu alt bakımın düzenli olarak uygulanması, her bez değişiminden sonra vazelin kullanılması, annelerin bu konuda eğitilmesi önerilmektedir.Anahtar kelimeler: Bez Pişiği, Vazelin, Koruyucu Alt Bakım, Çocuk, Antibiyotik.
prematüre bebeklerde iki banyo yönteminin fizyolojik ölçüm bulgularına etkisi
Amaç: Çalışma, duş şeklinde banyo ve silme banyo yöntemlerinin prematüre bebeklerin fizyolojik ölçüm (vücut ısısı, kalp atım hızı, solunum sayısı ve oksijen saturasyonu) sonuçlarına etkisini incelemek amacıyla yarı deneysel, tekrarlayıcı ölçümlü, randomize kontrollü olarak yapılmıştır.Yöntem: Örneklemi bir kamu hastanesinin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Şubat- Ağustos 2009 tarihlerinde yatan 32-37 haftalık, 1500 g ve üzeri, örneklem özelliklerine uyan 37 prematüre bebek oluşturmuştur. Her bebek bir gün arayla iki banyo yöntemiyle de yıkanmıştır. Bebeklerin fizyolojik ölçümleri banyo öncesi, banyodan hemen sonra ve 10 dakika sonra yapılmıştır. Vücut ısıları aksiler yoldan civalı termometre ile, kalp atım hızı ve oksijen saturasyonu monitörden, solunum sayısı bir dakika sayılarak elde edilmiştir. Etik kurul, kurum ve ailelerden yazılı izin alınmıştır. Veriler tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, ileri analiz olarak bonferroni analizi ve bağımlı gruplarda t testi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Her iki banyo yönteminde de bebeklerin banyodan hemen sonra ölçülen vücut ısıları anlamlı derecede düşmüştür (p<.001). Isı düşüşü silme banyoda duş şeklindeki banyoya göre daha fazla bulunmuş (p=.002), 10 dakika sonra tekrar artmıştır. Her iki yöntemde de bebeklerin banyodan hemen sonra ölçülen kalp atım hızı, banyo öncesi ve 10 dakika sonrası ölçümlere göre yüksek bulunmuş (p<.001), yönteme göre fark bulunmamıştır. Her iki yöntemde de bebeklerin banyodan hemen sonra ölçülen solunum sayıları anlamlı derecede yüksek bulunmuş (p=.000), 10 dakika sonra tekrar banyo öncesi sayıya ulaşmıştır. Silme banyo yaptırılan bebeklerin banyo öncesine göre banyodan hemen sonra ölçülen oksijen saturasyonları anlamlı derecede düşmüş (p=.003), duş şeklinde banyo yaptırılan bebeklerin banyo öncesi ile banyodan hemen sonrası oksijen saturasyonları arasında bir fark bulunmamıştır (p=1.000).Sonuç: Silme banyo preterm bebekler için daha fazla vücut ısı kaybına ve oksijen saturasyonunda düşmeye neden olduğu için birincil olarak tercih edilmemesi gereken bir yöntemdir. Bu nedenle genel durumu stabil olan ve herhangi bir solunum problemi olmayan prematüre bebeklerde duş şeklinde banyo güvenle uygulanabilir.Anahtar Kelimeler: prematüre bebek, silme banyo, duş şeklinde banyo, fizyolojik ölçüm.
İşitme engelli çocuk ve adölesanların sağlık durumlarını etkileyen etmenlerin belirlenmesi
Amaç: Bu tanımlayıcı çalışma, 6-18 yaş işitme engelli çocuk ve adölesanların genel sağlık durumlarını etkileyen etmenleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.Yöntem: Araştırmanın örneklemini, İzmir' de işitme engellilere yönelik eğitim veren iki ilköğretim okulu (Tülay Aktaş İşitme Engelliler İlköğretim Okulu, Şehit Oktay Ardıç İşitme Engelliler İlköğretim Okulu) ve bir çok programlı lisede (Mert Öztüre İşitme Engelliler Meslek Lisesi) eğitim gören toplam 106 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, Çocuk Sağlığı Anketi (ÇSA) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ?Bağımsız gruplarda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve tek yönlü varyans analizi? kullanılmıştır.Bulgular: Çocuk ve adölesanların ÇSA puan ortalamaları şu şekildedir: Genel sağlık 82.7±29.9, Fiziksel fonksiyon 87.6±20.5, Emosyonel/ davranışsal rol 84.5±21.9, Fiziksel rol 84.6±23.9, Beden ağrısı 85.7±18.9, Davranış 79.5±17.6, Mental sağlık 71.4±20.2, Özsaygı 84.3±19.9, Genel sağlık algısı 61.4±18.7, Sağlıkta değişim 4.0±1.0, Aileye emosyonel etkisi 59.7±28.2, Aileye zaman etkisi 86.0±21.9, Aile aktiviteleri 83.5±20.3, Aile bağlılığı 69.0± 26.7, Fiziksel sağlık 47.4±10.2, Psikolojik sağlık 49.4±9.5.Adölesanlar ile 6-12 yaş grubundaki çocuklar arasında, fiziksel fonksiyon (p=0.028), davranış (p=0.000), mental sağlık (p=0.014), genel sağlık algısı (p=0.013), aileye zaman etkisi (p=0.002), aile aktiviteleri (p=0.048), fiziksel (p=0.026) ve psikolojik sağlık (p=0.006) puan ortalamalarında; ailedeki çocuk sayısına göre, fiziksel rol (p=0.000) , aile bağlılığı (p=0.024) ve fiziksel sağlık (p=0.016) puan ortalamalarında; annelerin eğitim düzeyine göre, beden ağrısı alt ölçeğinde (p=0.012); ekonomik duruma göre, fiziksel rol - sosyal sınırlanmalar alt ölçeğinde (p=0.027) istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur.Sonuç: Bu çalışmada genel olarak çocuk ve adölesanların sağlık durumunun olumlu olduğu tespit edilmiştir. Sağlık düzeyini etkileyen etmenler ise; yaş, kardeş sayısı, anne eğitim düzeyi ve sosoyoekonomik düzey olarak belirlenmiştir.Anahtar kelimeler: İşitme engelli, çocuk, Çocuk Sağlığı Anketi, sağlık.
Pediatri hemşirelerinin iş yaşam kalitelerinin, tükenmişlik ve öğrenilmiş güçlülük düzeylerinin işten ayrılma niyetine etkisi
Amaç: Bu çalışma; Pediatri hemşirelerinin iş yaşam kalitesi, tükenmişlik ve öğrenilmiş güçlülük düzeylerinin hemşirelerin işten ayrılma niyetine etkisini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Çalışma İzmir Kuzey Kamu Hastaneleri Birliği'ne bağlı, T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi pediatri birimlerinde, T.C Sağlık Bakanlığı Çiğli Bölge Eğitim Hastanesi pediatri birimlerinde, Dokuz Eylül Üniversitesi Nevvar Salih İŞGÖREN Çocuk Hastanesi ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi'nde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 268 hemşire ile yapılmıştır. Çalışma Temmuz 2017-Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Veriler Hemşireleri Tanıtıcı Sosyo-demografik Veri Toplama Formu, İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği, Hemşirelik İş Yaşam Kalitesi Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı veriler sayı, yüzde ve ortalama ile, değişkenler arasındaki ilişki Pearson korelasyon analizi ile, değişkenlerin işten ayrılma niyetini yordama durumu ise çoklu regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Değişkenlerin modele alınıp alınmayacağına karar vermede çoklu bağıntı testi (multicollinearity testi) kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin %74,3'ü lisans mezunu hemşirelerdir. Hemşirelerin %60,4'ü pediatri birimlerinde çalışmayı gönüllü olarak seçmişlerdir. Çalışmaya katılan hemşirelerin %94,4'ü kadındır. Son bir yıl içinde işten ayrılmayı düşünen hemşirelerin oranı %40,7'dir. İşten ayrılmayı düşünen hemşirelerin %83,2'si yüksek oranda işinden ayrılmayı düşünmektedirler. Cinsiyet ile işten ayrılma niyeti arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. İşten ayrılma niyetinde olan hemşirelerin; iş yaşam kalitesi toplam puanı ve alt boyutlarından iş ve çalışma ortamı, yöneticilerle ilişkileri, iş koşulları, iş algısı, tükenmişliğin duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarıda azalma alt boyutları ile öğrenilmiş güçlülük ölçeğinin alt boyutlarından istenmeyen düşüncelerin denetimi, yeterli olma alt boyut puanları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). İşten ayrılma niyeti ile iş/çalışma ortamı (r= -0.232), yöneticilerle ilişkiler (r= -0.235), kişisel başarıda azalma (r=-0.163), istenmeyen düşüncelerin denetimi (r=-0.153) arasında negatif yönde ve çok zayıf düzeyde ilişki olduğu saptanmıştır. İşten ayrılma niyeti ile iş koşulları (r=-0.306), iş algısı (r= -0.297) arasında negatif yönde ve zayıf düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur. İşten ayrılma niyeti ile yeterli olma arasında (r=0.178) pozitif yönde ve çok zayıf, duyarsızlaşma (r=0.284) ve duygusal tükenme arasında (r= 0.443) pozitif yönde, zayıf bir ilişki olduğu istatistiksel olarak da anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Modeldeki tüm değişkenlerin regresyon analizi işten ayrılma niyetini %41 oranında açıklamaktadır. Sonuç: İşten ayrılma niyeti birçok faktörden etkilenmektedir. Çalışmamız işten ayrılma niyetini etkileyen faktörlerin yönetici hemşireler ve çalışan hemşireler tarafından fark edilmesine ve işten ayrılma niyetinde olan hemşirelerin kuruma bağlılıklarının kazandırılmasına, işten ayrılmaya neden olan faktörün belirlenerek ortadan kaldırılmasına yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Pediatri, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği, İş Yaşam Kalitesi, Tükenmişlik, Öğrenilmiş Güçlülük, İşten Ayrılma Niyeti
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin yenidoğan bakımına yönelik bilgi düzeyleri
Gelecek nesilleri oluşturacak çocuklarımızın yenidoğan döneminde ortaya çıkan veya çıkabilecek sağlık sorunlarının erken fark edilmesi ve önlem alınması onlar için yaşamsaldır. Bu durumda yenidoğana en yakın kişi olan, onların annelerinin yenidoğan bakımında ne kadar bilgiye sahip oldukları ve hangi bilgilere ihtiyaçları olduğunu bilmek önemlidir.Bu araştırma Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde bebeği yatan annelerin yenidoğan bakımına yönelik bilgi düzeylerini saptamak amacıyla yapılmıştır.Tanımlayıcı tipteki çalışmanın evrenini 20.10.2010- 15.06.2010 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde bebeği yatan evli, rahat iletişim kurabilen, herhangi bir psikiyatrik bozukluğu olmayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü 148 anne oluşturmuştur. Annelere yenidoğan bebek bakımına yönelik bilgi düzeylerini değerlendirmeyi içeren 43 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi, SPSS 11.5 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Annelerin bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla anket formunda sorulan her sorunun doğru cevabına bir puan verilmiştir. Elde edilen verilerin betimsel istatistikleri bulunarak, bu sonuçlar doğrultusunda, annelerin bilgi düzeylerini belirlemek için non- parametrik Mann- Whitney U, Fisher's Exact Test, Kruskal- Wallis Test'leri yapılmıştır. Verilerin karşılaştırılmasında ise Chi- Square Test'i kullanılmış ve anlamlılık düzeyi 0,05 ve 0,01 olarak kabul edilmiştir.Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 27.7±2.2 olarak belirlenmiştir. Annelerin %33,1'ilkokul mezunu, %62,8'i ev hanımıdır ve %52'si il merkezinde oturmaktadır. Araştırmaya katılan annelerin %87,2'si çekirdek tip aileye sahiptir ve %70,3'ünün sağlık güvencesi SSK'dır. Annelerin %66,9'unun gelir durumu gidere denktir.Annelerin yaşı, oturdukları yer, sahip oldukları aile tipi, sahip oldukları çocuk sayısı, iki doğum arasında geçen süre, bu gebeliği isteme durumları ve yenidoğan bakımı hakkında bilgi aldıkları yer/kişi ile yenidoğan bebeğin bakımına yönelik bilgi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0,05).Araştırmamız sonucunda; araştırmaya katılan annelerin eğitim durumları, meslek grupları, sahip oldukları sosyal güvenceleri, gelir durumları, gebelik öncesi bilgi almaları ve yenidoğan bakımınında güçlük yaşayacağını düşünmeleri ile yenidoğan bebeğin bakımına yönelik bilgi düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0.01-p=0.05).Araştırma verilerine göre yapılan değerlendirmede annelerin yenidoğan bebek bakımına yönelik özellikle yenidoğanın beslenmesi, banyo gereksinimi, ağız ve göz bakımı, perine temizliği, emzik kullanımı, kullanılan eşyaların temizliği, gaz ve sancı gibi konularda bilgi gereksinimlerinin olduğu saptanmıştır.Annelerin yenidoğan bakımı ile ilgili bilgi gereksinimlerinin önemi ve gereksinimlerin karşılanmasına yönelik eğitimlerin hamile kalınmasından hatta anne olmaya karar verilmesinden itibaren düzenli olarak hekim, hemşire ve ebeler tarafından verilmesi, uygulamaların yaptırılması, geri bildirimlerin alınması doğum sonu ortaya çıkabilecek eğitim ihtiyacını en aza indirgeyecektir.
0-12 aylık bebeği olan annelerin çocuk bakımında başvurdukları geleneksel uygulamalar
Araştırmamız, 0-12 aylık bebeği olan annelerin çocuk bakımına ilişkin başvurdukları geleneksel uygulamaları saptamak amacıyla tanımlayıcı nitelikte yapılmıştır. Araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 382 anne alınmıştır. Anket formu 15 Temmuz 2010 - 15 Aralık 2010 tarihleri arasında Afyonkarahisar ili Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesine başvuran annelerle yüz yüze görüşülerek doldurulmuştur. Veriler sayı ve yüzde olarak ifade edilmiş, istatistiksel ilişkileri değerlendirmek için ki-kare testi kullanılmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre kadınların %15,2'sinin herhangi bir sağlık problemi olduğunda öncelikle bildikleri bazı geleneksel uygulamalarla çözmeye çalıştıkları, % 91,4'ünün farklı derecelerde geleneksel uygulamalara önem verdiği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda; annelerin %40,3'ünün doğumdan yarım saat sonra, %59,7'sinin doğumdan bir, iki saat sonra çocuklarını besledikleri saptanmıştır. Annelerin %55,8'i bebeklerine ilk gıda olarak anne sütü vermişlerdir. Annelerin %61,3'ü bebeklerine ilk banyoyu göbek düşmesinden sonra yaptırmışlar, %70,9'u bebeği kundaklamışlardır. Annelerin %57,6'sı ağız bakımında karbonatlı su kullanmaktadır. Annelerin %41,4'ünün düşen göbeğini sakladığı; bebeği nazardan korumak için annelerin %50,3'ünün dua okuduğu bulunmuştur. Annelerin %31,9'u bebeklerin kokmaması için, %48,4'ünün bebeğin sarılık olmaması için, %41,1'inin al basmasından korunmak için herhangi bir yöntem uyguladıkları saptanmıştır. Annelerin % 96,3'ü bebeği doğunca kulağına ezan okuttuğunu, % 23,6'sının ise bebeğin tırnakları uzayınca kestiklerini, % 51,8'inin pişiği iyileştirmek için pişik kremi sürdüğü, % 44,8'ininde öksürüğü olması durumunda öksürük şurubu verdiği saptanmıştır.Sonuç olarak, annelerin bebek bakımları sırasında değişik konularda geleneksel özellikler içeren uygulamalar yaptıkları görülmüştür. Bu nedenle bebek sağlığı konusunda çalışan sağlık personeli modern tıbbi uygulamalar yanında, hizmet verdikleri yerlerdeki geleneksel özellikleri de bilmelidirler. Sağlık çalışanları, annelere bebek bakımı ve zararlı geleneksel uygulamaları düzeltmek için eğitim vermelidirler.Anahtar Sözcükler: Anne, bebek, bebek bakımı, geleneksel, uygulamalar
Afyonkarahisar il merkezinde akraba evliliği sıklığı ve tıbbi etkileri
Bu çalışmada, Afyonkarahisar il merkezinde, akraba evliliği sıklığı ve bu evliliklerinkendiliğinden düşük, ölü doğum, beş yas altı çocuk ölümleri ve konjenital malformasyonlarla ilişkisi araştırıldı. Araştırmaya Afyonkarahisar il merkezindeki sağlık ocakları bölgelerinde ikamet eden 1040 kadın alınmıştır.Araştırma verileri, kadınların tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı soru formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği kullanarak Temmuz-Ekim 2010 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır.Araştırmaya alınan kadınların %63,2'sinin ilköğretim mezunu olduğu, %72,9'unun ev hanımı olduğu, %76,4'ünün çekirdek ailede yaşadığı belirlenmiştir.Afyonkarahisar il merkezinde akraba evliliği sıklığı %20,7 idi. Akraba evlilikleri içinde en sık olarak yarım yeğen evliliği %13,8 oranında belirlendi. Akraba evliliğinin, doğacak çocukların sağlığı açısından sakıncası olduğunu düşünenler %61,8'dir.Akraba evliliğinin eğitim düzeyi ile ters ilişkili olduğu saptandı. Akraba evliliğini tercih etmiş olan kadınların ve erkeklerin eğitim düzeylerinin daha düşük olduğu saptandı.Akraba evliliği yapmış kadınlarda yaşayan çocuk sayısı yüksek bulunmuştur. Akraba evliliği ile kendiliğinden düşük, ölü doğum ve küretaj arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Bununla birlikte beş yaş altı çocuk ölümleri açısından anlamlı bir farklılık bulundu. Akraba evliliği yapmış ailelerde mental retardasyon ve psikiatrik bozukluk, doğumsal defekt, yapısal anomali ve metabolik hastalık oranı daha fazla tespit edilmiştir.Sağlık çalışanlarının akraba evliliği yapmış olan kadınları genetik danışmanlık hakkında bilgilendirmeleri ve genetik danışmaya yönlendirmeleri, kadınların akraba evliliği ile ilgili düşüncelerini inceleyen araştırmaların tekrar edilmesi önerilebilir.Anahtar kelimeler: Akraba evliliği, çocuk ölümü, doğumsal kusurlar, gebelik sonuçları.
Öğretmenlerin çocuk istismar ve ihmaline yönelik farkındalık düzeyleri
Bu çalışma çocuk ihmal ve istismarının tanılanmasında önemli rolü olan öğretmenlerin, konuya ilişkin farkındalıklarını ve ülkemizin bu konu ile ilgili eğitim açığını belirlemek amacı ile yapılmıştır.Araştırma, Afyon İl'indeki 51 ilköğretim okulu içerisinden, okul yönetimi tarafından izin verilen 23 okulda çalışan ve anketi doldurmayı kabul eden 400 öğretmen üzerinde yapılmıştır. 159 anketin %60'lık kısmının boş bırakılması nedeniyle çalışma 241 öğretmenle tamamlanmıştır. Veriler 01.03.2011?01.06.2011 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS 18 paket programında, yüzdelik, aritmetik ortalama, standart sapma ki-kare testi, Kruskal Wallis t testi ve One Way Anova testi kullanılarak yapılmıştır.Bu çalışmaya katılan 226 öğretmen, lisans eğitimleri ve mesleki hayatlarında çocuk istismar ve ihmali ile ilgili hiçbir eğitim almadığını, %87,1'i (n=210) çocuk koruma kanunu hakkında hiç bilgilendirilmediğini ve konu hakkında hiçbir eğitim almayan öğretmenlerin %84,2'si (n=203) bu konuda bilgilendirilme gereksinimi duyduklarını belirttiler. Öğretmenlerin %86'sı (n=207) çocuk ihmal ve istismarını kanunlara göre bildirmek zorunda olduklarını, %97,6'sı (n=236) ise ahlaki anlamda bildirimden sorumlu olduklarını belirtmişlerdir. Öğretmenlerin %56'sı çocuk istismar ve ihmalini bildirecekleri yer olarak okul yönetimini tercih etmişlerdir. Bununla birlikte fiziksel istismardan şüphelenen 53 öğretmenin %7,9'u, ihmalden şüphelenen 56 öğretmenin %7,5'i şüphesini okul yönetimine bildirmiştir. Çocuk ihmal ve istismarından şüphelenen öğretmenler bildirim yapmama nedenlerini sırasıyla konuya ait yetersiz kanıt olması (%39), çocuğu şimdi içinde bulunduğu durumdan daha kötü bir duruma sokma korkusu (%22) olarak ifade etmişlerdir. Çocuk istismar ve ihmalinin belirti ve risklerini tanılama ölçeğini değerlendirdiğimizde, hiçbir öğretmen tam puan alamamış ancak meslek deneyimi fazla olan öğretmenlerin belirti ve riskleri daha iyi tanımlayıp ve fark edebildikleri görülmüştür.Sonuç olarak çalışmamızda, ülkemizde çocuk istismarı ile mücadelede okul temelli önleme ve müdahale programları oluşturularak öğretmenlerin konu ile ilgili eğitim ve duyarlılıklarının artırılmasının gereği bir kez daha ortaya çıkarılmıştır.Anahtar Sözcükler: Çocuk, istismar, ihmal, öğretmen, farkındalık
Okul çağı çocuklarının tıbbi işlem korkularına yönelik verilen bilginin etkisinin incelenmesi
ÖZETOKUL ÇAĞI ÇOCUKLARININ TIBBİ İŞLEM KORKULARINA YÖNELİKVERİLEN BİLGİNİN ETKİSİNİN İNCELENMESİZerrin ( Keyik) ATAMANBu çalışma okul çağı çocuklarına verilen bilginin çocukların tıbbi işlemkorkularına etkisini incelemek üzere yarı deneysel olarak yapılmıştır.D.E.Ü Vakfı Özel 75.Yıl İlköğretim Okulu öğrencileri araştırmanın örnekleminioluşturmuştur (n:115). Araştırmada veriler öğrencilere eğitimden önce ve eğitimden ikihafta sonra ``Tıbbi İşlem Korku Ölçeği'' kullanılarak toplanmıştır.Araştırma sonucunda okul çağı çocuklarının bilgilendirme öncesi ve bilgilendirmesonrası toplam korku puan ortalamaları, işlemsel, kişisel ve kişilerarası korku puanortalamaları anlamlı olarak azalmıştır (p< 0.05). Çevresel korku puan ortalamaları farkıanlamlı bulunmamıştır.Tıbbi işlem korkularına yönelik verilen bilgilendirme sonucunda okul çağıçocuklarının korkularında azalma olduğu saptanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre okul çağıçocuklarına hastaneyi ve hastanede kullanılan malzemeleri tanıtıcı eğitimlerin veprogramların hazırlanması önerilmiştir.Anahtar sözcükler: Okul çağı, çocuk, korku, tıbbi işlem korkusu, hemşire.ii
İlköğretim öğrencilerine verilen temel afet bilinci eğitiminin bilgi düzeyine etkisi
Bu çalışma, ilköğretim öğrencilerine verilen temel afet bilinci eğitiminin bilgi düzeyine etkisiniincelemek amacıyla yapılmış, yarı deneysel bir çalışmadır.Araştırmanın örneklemini zmir ili Milli Eğitim Bakanlığı Başöğretmen Atatürk lköğretim Okulu veAsil Nadir lköğretim Okulu altıncı sınıfına devam eden 105 öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak,araştırmacı tarafından geliştirilen ve uzman görüşü alınan Temel Afet Bilinci=Deprem Soru Anketikullanılmıştır.Öğrencilere iki saatlik (90 dakika) temel afet bilinci eğitim programı uygulanmıştır. Veriler eğitimdenönce, eğitimden iki hafta sonra ve eğitimden iki ay sonra olmak üzere aynı anket ile üç kez toplanmıştır. Eldeedilen veriler, bilgisayarda tekrarlı ölçümlerde varyans analizi testi uygulanarak değerlendirilmiştir.Öğrencilerin eğitim öncesi temel afet bilinci bilgi puanlarının ortalaması 20.7+0.4, eğitimden iki haftasonraki temel afet bilinci bilgi puanlarının ortalaması 25.4+0.3, eğitimden iki ay sonraki temel afet bilinci bilgipuanlarının ortalaması 25.3+0.3 'tür. Tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi sonucunda, öğrencilerineğitim öncesi bilgi puanları ile eğitimden iki hafta sonraki ve eğitimden iki ay sonraki bilgi puanları arasındakifark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.000).Öğrencilerin eğitimden iki ay sonraki temel afet bilinci bilgi puanlarının ortalaması ile iki hafta sonrakitemel afet bilinci bilgi puanlarının ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır(p=0.942). Öğrencilerin bilgi düzeyini koruması öğrencilere sürekli olarak faydalanmaları için bir eğitimkitapçığı bırakılması ve öğrencilerin bu kitabı okuyup bilgilerini pekiştirmelerine bağlanmıştır.Çalışmada verilen temel afet bilinci eğitiminin öğrencilerin bilgi düzeyinde anlamlı bir artış sağladığısaptanmış ve bu tarz eğitimlerin Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına alınması, sürekli olarak geniş öğrencigruplarına verilmesi önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: temel afet bilinci eğitimi, afet programları, deprem, okul sağlığı, okul hemşireliği,ilköğretim öğrencileri
Eskişehir ili İnönü Merkez Sağlık Ocağı bölgesinde 0-59 aylık çocuğu olan annelerin bağışıklama konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Eskişehir İli İnönü Merkez Sağlık Ocağı Bölgesinde 0-59 Aylık Çocuğu OlanAnnelerin Bağışıklama Konusundaki Bilgi, Tutum ve DavranışlarınınDeğerlendirilmesiBu çalışmada, Eskişehir ili İnönü Merkez Sağlık Ocağı bölgesinde 0-59 aylıkçocuğu olan annelerin bağışıklama konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarınındeğerlendirilmesi amaçlandı.Kesitsel tipteki bu araştırma, İl Sağlık Müdürlüğü'nden gerekli izinleralındıktan sonra İnönü Merkez Sağlık Ocağı bölgesinde, 1 Temmuz 2005-31 Mayıs2006 tarihleri arasında yapıldı. Araştırma da örneklem yapılmaksızın İnönü MerkezSağlık Ocağı Bölgesinde 0-59 aylık çocuğu olan annelerin tamamına ulaşılmasıhedeflendi. Araştırmanın verileri, hazırlanan anket formlarının yüz yüze görüşmeyöntemi kullanılarak doldurulması ile toplandı. Verilerin istatiksel analizinde ki-karetesti kullanıldı. Anlamlılık seviyesi olarak p<0,05 alındı.Araştırmada 303 anneye, hedeflenen nüfusun %81,8'ine ulaşılabilmiştir.Çocukların aylarına göre aşılanma oranına bakıldığında %98,3'ünün tamaşılı olduğu tespit edildi. İlçe merkezinde oturan annelerin %89,5'nin, köyde oturanannelerin ise %75,0'nin çocuğunu zamanında aşılattığı (P=0,01), ilköğretim vealtında eğitime sahip annelerde çocuklarını geç aşılatma oranının %21,9, lise veyüksek okul mezunu annelerde ise bu oranın %7,9 (P=0,02) olduğu saptandı.Annelerin bağışıklama konusundaki bilgi düzeylerini ölçmeye yöneliksorulara verilen yanıtlar sonucu oluşturulan puanlama sistemi incelendiğinde; lise veyüksek okul mezunu annelerin %95,8'i (P<0,001), ilçe merkezinde oturan annelerin%61,3'ü (P<0,001), çalışan annelerin %79,9'u (P=0,015), 1-2 çocuğu olan annelerin%56,3'ü (P<0,001), yoksulluk sınırının üstünde aylık gelire sahip annelerin %95,8'i(P<0,001) ve sağlık ocağına çocuklarını rutin olarak büyüme gelişme takibine getirenannelerin %89,6'sının (P<0,001) 50 ve üzeri puan aldıkları görüldü.Her aşılamada yapılan aşının ne aşısı olduğunu bilme durumlarıincelendiğinde %39,9'unun bildiği, bunu bilenlerin ise %64,8'nin ebe hemşirelerdenöğrendikleri tespit edildi.PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.comXÇocukların aşıdan sonra yan etkilerin olup olmama durumuna göredağılımları incelendiğinde ise %82,2'sinde yan etki görüldüğü saptandı.Çalışmamızda, anne eğitim düzeyi, çalışma durumu, ekonomik düzey veyerleşim yeri gibi faktörlerin bağışıklama konusundaki bilinçlilik düzeyini etkilediğigörülmüştür. Bağışıklama da istenen hedeflere ulaşmada bu faktörlerin düzeltilmesietkili olacaktır. Ancak; bu faktörlerin düzeltilmesinin yanında anne ve çocukmodern hemşirelik yaklaşımlarıyla bir bütün olarak ele alınmalı, eğitim ve sağlıkihtiyaçları tespit edilmelidir. Tespit edilen bu ihtiyaçlar çerçevesinde hemşirelikyaklaşımlarının planlanmasının annenin bilinçlilik düzeyini dolayısıyla çocuk sağlığıdüzeyini yükselteceği kanaatindeyiz.Anahtar Sözcükler: Anne, aşı, bağışıklama, çocuk, hemşire.PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com
Çocuk sağlığı ve hastalıkları kliniğinde çalışan hemşirelerin ateş ve ateşin yönetimi hakkındaki bilgi düzeyleri, yaklaşımları ve etkileyen faktörlerin araştırılması
VIIÖZETÇocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniğinde Çalışan Hemşirelerin Ateş veAteşin Yönetimi Hakkındaki Bilgi Düzeyleri, Yaklaşımları ve EtkileyenFaktörlerin AraştırılmasıAteş çocukluk çağı hastalıklarının çok sık rastlanan belirtilerinden biridir.Yüksek ateş çoğu zaman vücudun hastalığa verdiği savunma yanıtını gösterir ve budurumda çoğunlukla tıbbi tedavi gerekmeyebilir. Hatta çok yüksek olmayan ateşinyararlı etkilerini destekleyen güçlü kanıtlar vardır Ancak, klinik pratikte buyaklaşımın aksine, ateşin her hasta için zararlı olduğunu yansıtan tedaviler sıkuygulanır. Ateş seviyesinin acilen düşürülmesi yapılan yanlışlardan biridir.Bu çalışma, Trabzon ve Afyon ilindeki hastanelerin çocuk sağlığı vehastalıkları kliniğinde görev yapan hemşirelerin ateş ve ateşli çocuklarayaklaşımlarını, bilgi düzeylerini, ateş düşürmede kullandıkları yöntemleri ve buyöntemleri seçerken nelerden etkilendiklerini belirlemek ve bu konuda eğitimihtiyaçlarına gereksinimlerinin ne düzeyde olduğunu araştırmak amacıyla yapıldı.Çalışmada, hemşirelerin sosyo-demografik özelliklerini, ateş ve ateşinyönetimi ile ilgili bilgi ve yaklaşımlarını içeren 33 adet sorudan oluşan anket formukullanıldı. Anket formu, çalışmaya katılmayı kabul eden 182 hemşireye uygulandı.Verilerin istatistiksel analizi Ki-Kare ve Fisher Ki-Kare testleri kullanılarakyapıldı.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; hemşirelerin %10,7' sinin > 39° Caralığını yüksek ateş olarak kabul ettiği bulundu.Hemşirelerin ateşi düşürmek için tercih ettikleri ilk 3 yöntemi sıralandırmadurumları değerlendirildiğinde; ilk tercihini hastanın giysisini çıkarma, ikincitercihini ılık uygulama yapma, üçüncü tercihini ateş düşürücü verme yöntemlerinibelirttikleri görüldü.Çalışmaya katılan hemşirelerin %77,6'sında ateş korkusu saptandı.Hemşirelerin %87,7'sinin ateş düşürücü verilmesi gereken ısı değerini < 39° Caralığını belirttiği gözlendi. Hemşirelerin %56'sı ateş düşürücü ilaç tedaviuygulamasına gerekçe olarak ateşe bağlı konvülsif nöbet riski olduğunu belirtiler.Hemşirelerin, ateş ve tedavisi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıklarıgözlendi. Araştırmada özellikle eğitim durumu, medeni durum, çocuk sahibi olmaVIIIdurumlarının bilgi ve davranışlara önemli ölçüde yansıdığı görüldü ve aralarındakifarkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0,05).Bu sonuçlar, hemşirelerin ateşli hastaya yaklaşım konusunda bilgileriniartırmak, olumlu davranışlarını güçlendirmek için eğitime gereksinim duyduklarınıgöstermektedir.Anahtar Kelimeler: Ateş, Ateş Yönetimi, Bilgi Düzeyi, Çocuk Sağlığı veHastalıkları, Hemşirelik
Hastaneye yatan çocukların ebeveynlerinin ihtiyaçlarını karşılama düzeyinin belirlenmesi.
ÖZETHastaneye Yatan Çocukların Ebeveynlerinin İhtiyaçlarını KarºılamaDüzeyinin Belirlenmesi.Çocuk, ailenin devamlılıðını saðlar ve ana babanın yaºamına anlam verir.Hastalık ise, geliºen her çocuðun baºına gelebilecek en yaygın stres kaynaklarındanbiridir. Çocuðun hasta olması sadece çocuðu deðil, ailesini de doðrudanetkileyecektir. Çocuðun yanında ebeveynin olması, bakıma katılması, tedavi planınakatkıda bulunması, verilen bakımın içeriðini oluºturur. Ama çoðu zaman hastanedeçocuðunun yanında kalan ebeveynin ihtiyaçları göz ardı edilir. Bu çalıºma, çocuklarıhastanede yatan ebeveynlerinin önemli ihtiyaçlarının belirlemek ve ihtiyaçlarını nedüzeyde karºıladıklarını saptamak amacıyla yapılmıºtır.Bu çalıºma, Afyonkarahisar Kocapete Üniversitesi Ahmet Necdet SezerUygulama ve Araºtırma Hastanesi Çocuk Saðlıðı ve Hastalıkları Kliniðinde, 1 Ocak-1 Eylül 2006 tarihleri arasında çocukları tedavi gören 150 ebeveyne NPQ testiuygulanarak yapılmıºtır. Mann-Whitney U , Kruskall-Wallis , Pearson Ki-Kare,Fishers Exact testleri ve yüzdeleme yapılarak anketler deðerlendirilmiºtir.Çalıºmaya katılan ebeveynlerin, 128'i anne (%85,3), 15'i baba (%10), gerikalan 7'si (%4,7) ise dede, büyükanne, teyze, hala gibi yakın akrabalardanoluºmuºtur.Çalıºmaya katılan ebeveynlerin en önemli ihtiyaçları sırasıyla; çocuðunundurumu hakkında kesin bilgiye sahip olmak, yanında olmasa bile en iyi hemºirelikhizmetinin verileceðine emin olmak, umutlu olabilmek, taburculuðuna hazırlanırkençocuðunun saðlıðı ile ilgili tavsiyeler almak, en iyi saðlık hizmetini alacaðını bilmek,tüm saðlık sonuçları konusunda bilgilendirilmek, ebeveynlerin duygularını anlayanve bilen hemºirelerin varlıðı durumu, yapılan testler hakkında olabildiðince çabukbilgilendirilme ihtiyacı olarak bulunmuºtur. Ebeveynlerin 28'i (%19,4) çocuklarınınhastalıðı konusunda, yakınlarını bilgilendirmenin önemsiz bir durum olduðunuBu çalıºmada ebeveynler, hastane ortamında fiziksel ihtiyaçlarınınbelirtmiºtir.tamamen karºılandıðını ve çocuklarının okul eðitimi konusunda hastane ºartlarınınyetersiz olduðu belirlemiºlerdir.Buna göre; hastanede çocukları yanında kalan ebeveynlerin saðlık personelitarafından ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesi gerekir. Ebeveynlerin, çocuðununtedavi sürecinde ve bakımında faydaları olduðu unutulmamalıdır.Anahtar Sözcükler: Hastane, çocuk, ebeveyn, hasta çocuk ve ailesi,ebeveynlerin ihtiyaçları.
Aydın il merkezinde fenilketonüri tarama programını yürüten hemşire ve ebelerin fenilketonüri konusundaki bilgi düzeylerinin saptanması
ÖZETAydın l Merkezinde Fenilketonüri Tarama Programını Yürüten Hemşire veEbelerin Fenilketonüri Konusundaki Bilgi Düzeylerinin SaptanmasıÜlkemizde hemşire ve ebeler Fenilketonüri Tarama Programınınyürütülmesine aktif olarak katılmaktadırlar. Fenilketonüri hastalığının erken tanı vetedavi ile mümkün olduğunun hemşire ve ebeler tarafından bilinmesi taramaprogramının düzenli, güvenli ve etkin bir şekilde yürütülmesi için önem arzetmektedir.Bu çalışmada, Aydın il merkezinde fenilketonüri tarama programını yürütenhemşire ve ebelerin fenilketonüri konusundaki bilgi düzeylerinin saptanmasıamaçlandı.Kesitsel tipteki bu araştırma, 1 Mart 2006-31 Mayıs 2006 tarihleri arasındaAydın l Sağlık Müdürlüğü'nden gerekli izinler alındıktan sonra yapıldı. AraştırmadaSağlık Ocakları, Doğum ve Çocuk Bakım Evi, Devlet Hastanesi'nde fenilketonüritarama programını yürüten hemşire ve ebelerin tamamına ulaşılması hedeflendi.Araştırma verileri 42 sorudan oluşan anket formunun yüz yüze görüşme yöntemininkullanılması ile toplandı.Verilerin değerlendirilmesinde anket sorularından 20 soru FKÜ konusundakigenel bilgi sorusu olarak kabul edildi ve her bir soruya 5 puan verilerek 100 puanüzerinden değerlendirildi. Ayrıca anketten seçilen bu 20 soru kendi arasında FKÜhastalığı ve FKÜ taraması olarak iki bölüme ayrıldı. FKÜ hastalığı ile ilgili seçilenher bir soruya 5 puan, FKÜ taraması ile ilgili seçilen her bir soruya da 5 puanverilerek 50'şer puan üzerinden değerlendirilme yapıldı. Ortalamalarortalama±standart sapma olarak verildi ve verilerin istatistiksel analizinde MannWhitney U ve ki-kare testleri kullanıldı. Anlamlılık seviyesi olarak P<0,05 alındı.Fenilketonüri tarama programını yürüten birimlerde çalışan toplam 211hemşire ve ebeden 182 si (%86,26) araştırmamıza gönüllülük esasına uygun olarakkatıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 35,1±5,9, meslekte çalışma süresi ortalaması15,7±5,8 ve fenilketonüri taraması görev süresi ortalaması 8,2±3,7 yıl olarakhesaplandı. Hemşire ve ebelerin %35,7'sinin konu hakkında hizmet içi eğitim aldığı,fenilketonüri konusundaki bilgi kaynaklarının en çok bakanlığa ait dergi, broşür(%33,5) olduğu ve %5,5'inin daha önce fenilketonürili bebeğe/çocuğa bakım verdiğigörüldü.statistiksel analiz sonucunda hemşire ve ebelerin fenilketonüri konusunailişkin genel bilgi puan ortalamasının 100 puan üzerinden 57,3±15,2 olduğu saptandı.Fenilketonüri konusundaki genel bilgi puan ortalaması ile yaş, medeni durum,meslek, meslekte çalışma süresi, aynı kurumda çalışma süresi, FKÜ taraması görevsüresi ve bakım/eğitim/danışmanlık verme durumu arasında istatistiksel bir ilişkigörülmedi (P>0,05). Kurum, eğitim düzeyi ve hizmet içi eğitim alma ile FKÜkonusundaki genel bilgi puan ortalaması istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur(P<0,05).Fenilketonüri hastalığı ve taraması konusunda eğitim faaliyetlerine, özelliklehizmet içi eğitimlere daha ağırlık verilmesinin ve eğitimlerin aralıklarla tekraredilmesinin konunun önemini vurgulamak, sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesiniarttırmak için daha yararlı olacağı kanaatindeyiz.Anahtar sözcükler: Aydın, Bilgi Düzeyi, Ebeler, Fenilketonüri, Hemşireler
Postpartum depresyonun annelerin bebeklerini emzirmeleri üzerine olan etkisi ve bebek büyümesi
Gebelik ve doðum normal bir yaºam olayı gibi gözükse de kadın için büyük birstres nedenidir. Annelerin bir çoðu gebelik ve doðumla ortaya çıkan fizyolojik,psikolojik ve sosyal deðiºimlere uyum saðlarken bir bölümünde ise hastaneyeyatırılmayı gerektirecek kadar aðır psikiyatrik tablolar geliºebilmektedir. Buçalıºmada, postpartum depresyon (PPD) açısından risk altında olan anneler ve riskaltında olamayan annelerin bebeklerini besleme konusundaki tutumları ve PPD' ninemzirme ve bebek büyümesi üzerine olan etkilerinin araºtırılması amaçlanmıºtır.Bu çalıºma Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Araºtırma veUygulama Hastanesi Çocuk Saðlıðı ve Hastalıkları ve Kadın Hastalıkları Kliniðinde01.01.2006-30.06.2006 tarihleri arasında yapıldı. Bu çalıºmaya gönüllü 131 annedahil edilmiºtir. Annelerin ve bebeklerin sosyodemografik özelliklerinin sorgulandıðı25 sorudan oluºan bir anket aynı araºtırıcı tarafından yüz yüze görüºülerekuygulandı. Annelere postpartum 5.gün ve ilk birinci ayın sonunda EPDS uygulandı.Annelerin EPDS' den aldıkları puanlara bakılarak iki gruba ayrıldı: I. Grup(PPDaçısından Risksiz): â¤12 puan anneler, IIGrup(PPD açısından riskli) â¥13 alan anneler .Bebekleri doðumdan 4. aya kadar poliklinik randevularına çaðırılarak vücut ölçüleritakip edildi. Elde edilen veriler Mann-Whitney U, Fisher's Exact Ki-kare baðımlılıktestleri kullanılarak deðerlendirildi.Annelerin PPD oranı % 22,9 olarak bulundu. PPD açısından risk altında olanannelerin risk altında olmayan annelere göre bebeklerini emzirme oranlarıkarºılaºtırıldıðında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.05). Riskli ve risksizgruptaki annelerin bebeklerinin büyümeleri karºılaºtırıldıðında PPD'açısından risklianne bebeklerinin 2. aydan itibaren büyümelerinin belirgin bir ºekilde geri kaldıðıtespit edildi. Annelerin postpartum depresyon açısından risk altında olmaları kendiyaºam aktivitelerini, sosyal yaºamını ve kiºiler arası iliºkilerini olumsuz yöndeetkilemenin yanında bebeklerin de büyümesini olumsuz yönde etkilemektedir.Anahtar Kelimeler: Postpartum Dönem, Depresyon, Anne, Emzirme,Büyüme
Down sendromlu çocuğu olan ailelere yönelik bir durum çalışması
ÖZET Down Sendromlu Çocuğu Olan Ailelere Yönelik Bir Durum Çalışması Hatice YBLDHUM SARI Araştırma Down Sendromlu çocuğa sahip olmanın aile üyeleri üzerindeki etkilerini ve farklı yaş gruplarında Down Sendromlu çocuğu olan ailelerinin yaşamlarındaki benzerlikleri ya da farklılıkları belirlemek amacıyla niteliksel olarak yapılmıştır. Araştırma Down Sendromluları Koruma, Geliştirme ve Dayanışma Derneği (DOSEYAD-DER)'ne bağlı Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde eğitim alan Down Sendrom (DS)'Iu çocukların aileleri ile yapılmıştır. Bir-üç, Dört-altı, Yedi-on iki, On üç-on sekiz yaş gruplarından araştırmaya katılmaya istekli 3 'er aile örnekleme alınmıştır. Verilerin toplanması sürecinde; gözlem ve görüşme olmak üzere iki yöntem esas alınmıştır. Araştırmada katılımcı olmayan gözlem yöntemi ile standartlaştırılmış açık uçlu soru formu kullanılarak görüşme yöntemi uygulanmıştır. Görüşmeler annelerle ve 7 yaş ve üzerinde sağlıklı çocuklar ile yüz yüze, ailelerin evlerinde yapılmış ve kayıt cihazı ile kaydedilmiştir. Gözlem ve görüşmeye ilişkin veriler betimsel analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Annelerle yapılan görüşmelerden elde edilen veriler sosyal, fiziksel, ekonomik ve duygusal boyutlara ayrılarak incelenmiştir. Kardeş görüşmelerinden elde edilen veriler ve gözlem notları ayrıca değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan tüm annelerin DS'li çocuklarına karşı ilgili oldukları gözlenmiştir. Sonuçlarda; annelerin DS'li çocuklarına yoğun sevgüerinin, aralarında güçlü bağların olduğu, DS'li çocuklarına sağlıklı çocuklarından daha sevecen, hoşgörülü oldukları görülmektedir. Anneler sosyal, ekonomik yaşamda güçlük yaşadıklarım, aile içi ilişkilerinin etkilendiğim, sağlıklı çocuklarının DS'li kardeşten dolayı olumsuz yönde etkilendiğini ifade etmektedirler. Anneler kişisel bakım, ev işleri, DS'li çocuğun bakımı ile ilgili güçlükler yaşadıklarım, DS'li çocuklarının geleceklerine yönelik kaygılarının olduğunu ve destek sistemlerinin yetersiz olduğunu belirtmektedirler. Anahtar Kelime: Down Sendromlu Çocuğu Olan Aile, Down Sendromu, Zihinsel Engelli, Özürlü Çocuk, Aile ve Hemşirelik.
Ebeveyn sağlık inanç ölçeğinin Türkiye'deki geçerlilik ve güvenirlik çalışması
ÖZET EBEVEYN SAĞLIK İNANÇ ÖLÇEĞİNİN TÜRKİYE'DEKİ GEÇERLİLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI Dilek Sunmaz Bu araştırma çocukların sağlık bakımı almalarında önemli bir etken olan annelerin inançlarını belirlemek üzere geliştirilen "Ebeveyn Sağlık inanç ÖlçeğTnin (Parent Health Belief Scale) Türkiye için geçerlilik ve güvenilirliğini değerlendirmek için yapılmıştır. Araştırmaya Aydın ilinde alt, orta ve üst olmak üzere üç farklı sosyoekonomik düzeyi temsil eden sağlık ocağı bölgelerinde yaşayan, 0-5 yaş arasındaki çocuklarının bakımları ile öncelikle kendileri ilgilenen, çocuklarında ya da kendilerinde mental retardasyon, kronik bir hastalık ya da sakatlık bulunmayan ve ruh sağlıkları yerinde olan toplam 213 anne katılmıştır. Amen tarafından 1998 yılında geliştirilen ölçeğin aslında 20 madde bulunmakta, ölçeğin alt ölçek iç tutarlık güvenirlik kat sayıları 0.49 ile 0.65 arasında değişmektedir. Ölçek dil geçerliliği için Türkçe'ye çevrildikten sonra ön uygulama için örneklem grubuyla benzer özellikleri taşıyan başka annelere uygulanmıştır. Ön uygulamadan sonra ölçek örneklem grubuna test-tekrar test için 15-20 gün arayla iki kez uygulanmıştır. Ölçeğin tutarlık ve güvenilirliğini değerlendirmek için yapılan madde toplara istatistikleri analizinde negatif ve çok zayıf korelasyonda maddelerin bulunması nedeni ile 3 madde ölçekten çıkarılmış ve ölçek 17 maddeli olmuştur. Türkçeleştirilen ölçeğin güvenirliğini değerlendirmek için yapılan analiz sonucunda iç tutarlık güvenirlik katsayısı oldukça güvenilir (a=0.79), alt grupların iç tutarlık güvenirlik katsayıları 0.72 ile 0.63 arasında değişen değerlerde bulunmuştur. Toplam ölçeğin test tekrar test güvenirlik kat sayısı ise zayıf düzeyde bulunmuştur (r=0.30). Türkçeleştirilen ölçeğin geçerliliğini incelemek için yapılan aktör yapısının değerlendirilmesinde, formun gerçek ölçekle benzeyen üç faktörlü bir yapıya sahip olduğu ve benzer maddelerin aynı faktörler altında toplandığı bulunmuştur. Sonuç olarak, bu formun farklı gruplara uygulanması, yapılacak çalışmalarda ölçeğin tekrar gözden geçirilerek toplam ölçek ile alt ölçeklerin test-tekrartest güvenirliğine bakılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: sağlık inançları, ebeveyn, çocuk, geçerlilik, güvenirlik iv
Ergenlerde öz-denetim becerileri algılanan ebeveyn tutumu ve sosyal dışlanma arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Amaç: Ergenlerde öz-denetim becerileri, algılanan ebeveyn tutumu ve sosyal dışlanma arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Materyal ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Mayıs 2024 – Haziran 2025 tarihleri arasında, Ağrı il Merkezine bağlı 3 lisede yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini; Ağrı il Merkezinde bulunan 24 lisenin öğrencileri oluşturmuştur ve basit rastgele örnekleme yöntemi ile 3 liseden seçilen 430 lise öğrencisi de araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırma 400 öğrenci ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri; Kişisel Bilgi Formu, Anne-Baba Tutum Ölçeği, Ergenlerin Öz-Denetim Becerileri Ölçeği ve Ergenler için Ostrasızm ile toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS paket programında tanımlayıcı analizler, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans (ANOVA), grup varyanslarının homojen olmadığı durumlarda Welch ANOVA ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Analizlerde p<0.05 (%95 güven aralığı) anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. Bulgular: Araştırmada ergenlerin Anne-Baba Tutum Ölçeği'nin ''Kabul/ilgi'' alt boyut puan ortalaması 17.10±4.11, ''Psikolojik özerklik'' alt boyut puan ortalaması 19.93±4.19, ''Denetleme'' alt boyut puan ortalaması 25.52±5.20, öz-denetim becerileri ölçeğinin ''özdenetim başarısı'' alt boyut puan ortalaması 48.48±8.59, ''özdenetim başarısızlığı'' alt boyut puan ortalaması 32.48±6.62 Ostrasızm Ölçeğinin ''önemsenmeme'' alt boyut puan ortalaması 8.65±4.12, ''dışlanma'' alt boyut puan ortalaması 20.37±5.78 ve ölçek toplam puan ortalaması 29.03±5.31 olarak saptanmıştır. Sonuç: Ergenlerin algıladıkları anne- baba tutumlarında ''kabul/ilgi'' artıkça öz-denetim başarısı azalmakta ve sosyal dışlanma artmaktadır. Ergenlerin algıladıkları anne-baba tutumlarında ''psikolojik özerklik'' arttıkça öz-denetim başarısı artmaktadır. Ergenlerin öz denetim başarısı arttıkça sosyal dışlanmaları azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn Tutumları, Ergen, Öz-Denetim, Sosyal Dışlanma.
Geliştirilen bir sanal gerçeklik uygulamasının hemşirelik öğrencilerinin pediatrik temel yaşam desteği becerileri üzerine etkisi
Bu araştırma, pediatrik temel yaşam desteğine (PTYD) yönelik bir sanal gerçeklik simülasyonu geliştirmek ve geliştirilen sanal simülatörün hemşirelik öğrencilerinin PTYD becerileri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın alt amacı ise hemşirelik öğrencilerinin memnuniyet ve özgüven düzeylerini incelemekti. Randomize kontrollü çalışma, Nisan 2023-Haziran 2024 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü'nde eğitim gören hemşirelik 3.sınıf öğrencileriyle gerçekleştirildi. Toplam 110 öğrenci (deney: 55, kontrol:55) araştırmaya alındı. Araştırmacılar tarafından sanal gerçeklik gözlüğüne entegre edilebilen sanal gerçeklik PTYD simülasyon uygulaması geliştirildi. Deney grubundaki öğrenciler PTYD sanal gerçeklik simülasyonuna, kontrol grubundakiler ise demonstrasyon uygulamasına maruz bırakıldı. Veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu, PTYD Uygulama Beceri Değerlendirme Formu, Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği, Bulunuşluk Hissi Ölçeği ve PTYD Bilgi Formu kullanılarak toplandı. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, Cohen's Kappa analizleri ve bağımsız örneklem t testi ile analiz edildi. Deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin tanımlayıcı özelliklerinin dağılımı benzerdi (p>0.05). Deney grubundaki hemşirelik öğrencilerinin PTYD uygulama beceri düzeyleri, demonstrasyon grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksekti (p<0.05). Ayrıca deney grubundaki öğrencilerin memnuniyet ve özgüven düzeyleri kontrol grubuna göre daha yüksekti (p<0.05) ve öğrenciler sanal ortamı daha gerçekçi algıladı. Araştırma sonuçları, sanal gerçeklik tabanlı PTYD simülasyon uygulamasının, hemşirelik öğrencilerinin PTYD becerilerini geliştirmede, öğrenme memnuniyetlerini artırmada ve özgüven düzeylerini yükseltmede etkili bir eğitim aracı olduğunu gösterdi. Bu bağlamda, sanal gerçeklik simülasyonlarının hemşirelik eğitim müfredatına entegre edilmesi önerilmektedir.
Akran zorbalığı eğitiminin ortaokul öğrencilerinin bilgi, empati düzeyleri ve başa çıkma stratejilerine etkisi
Bu araştırma, akran zorbalığı eğitiminin ortaokul öğrencilerinin bilgi, empati düzeyleri ve başa çıkma stratejileri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Aralık 2023-Mayıs 2024 tarihleri arasında Antalya-Serik Tekeli Ortaokulu'ndaki altıncı sınıf öğrencileriyle yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi, dahil edilme kriterlerine uyan, deney grubunda 37, kontrol grubunda 38 olmak üzere toplam 75 altıncı sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Kontrol grubu rutin müfredat eğitim programını takip etmiş, deney grubuna yedi oturumdan oluşan akran zorbalığı eğitim programı uygulanmıştır. Veriler, yüz yüze görüşme tekniği ile Tanıtıcı Bilgi Formu, Akran Zorbalığı Bilgi Formu, Çocuklar İçin Zorbalıkla İlgili Bilişler Ölçeği, Akran Zorbalığına Uğrayan Kurbana Karşı Empati Ölçeği, Zorbalıkla Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 26.0 for Windows paket programı kullanılmış olup tanımlayıcı istatistikler, t testi, Pearson korelasyon analizi ve varyans analizi uygulanmıştır. Odak grup görüşmesinden elde edilen veriler tematik analiz kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan deney grubundaki öğrencilerin %10.8'i, kontrol grubundaki öğrencilerin ise %15.8'i daha önce akran zorbalığına maruz kaldıklarını ifade etmiştir. Deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerin akran zorbalığına ilişkin bilgi düzeylerinin son test puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0.05). Akran zorbalığı eğitimi sonrası kontrol grubundaki öğrencilerin zorbalıkla ilgili bilişlerine ait son test puan ortalamaları ( =1.63) deney grubundaki öğrencilerden daha yüksektir ( =1.22). Bunun yanı sıra eğitim sonrasında deney ( =1.55) ve kontrol ( =1.37) gruplarındaki öğrencilerin zorbalıkla başa çıkma stratejileri düzeylerinin eğitim öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<0.05). Deney grubundaki öğrencilerin akran zorbalığına ilişkin bilgi (r=0.354) ve başa çıkma stratejileri düzeyleri ile akran zorbalığına uğrayan kurbana karşı empati düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki (r=0.392) saptanmıştır. Bunun yanı sıra öğrencilerin çocuklar için zorbalıkla ilgili bilişler düzeyi ile akran zorbalığına uğrayan kurbana karşı empati düzeyi arasında anlamlı ve negatif yönde bir ilişki bulunmuştur (r=-0.327). Odak grup görüşmesi sonucunda "eğitime ilişkin görüşler", "eğitimin çıktıları" ve "öneriler" olmak üzere üç tema ortaya çıkmıştır. Öğrenciler özellikle eğitimin empati ve baş etme becerilerini geliştirme de etkili olduğunu ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçları, akran zorbalığı eğitim programının öğrencilerin akran zorbalığıyla ilgili bilgi düzeylerini artırmada, empati ve baş etme becerilerini geliştirmede etkili olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, akran zorbalığı eğitim programlarının ortaokul müfredatına entegre edilerek ülke genelinde yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Akran zorbalığı, başa çıkma stratejileri, eğitim, empati, farkındalık
Hastane palyaçosu müdahalesinin sünnet olan çocukların anksiyete, korku, ağrı ve memnuniyet düzeylerine etkisi
Sünnet, erkek çocuklarda sıklıkla anksiyete ve korku gibi olumsuz duygusal tepkilere yol açabilen bir cerrahi müdahaledir. Bu araştırma, hastane palyaçosu müdahalesinin sünnet olan çocukların anksiyete, korku, ağrı ve memnuniyet düzeyleri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, ön test-son test kontrol gruplu deneysel bir desenle, Ekim 2024 ile Mart 2025 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Cerrahisi Servisi'nde, 5-12 yaş aralığındaki erkek çocuklarla yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, belirlenen dahil edilme kriterlerini karşılayan toplam 75 çocuk oluşturmuştur. Katılımcıların 38'i deney grubunda, 37'si ise kontrol grubunda yer almıştır. Deney grubundaki çocuklara hastane palyaçosu müdahalesi uygulanırken, kontrol grubuna rutin bakım prosedürü sürdürülmüştür. Veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu, Çocuk Korku Ölçeği, Çocuk Anksiyete Skalası – Durumluluk, Wong-Baker Yüzler Ağrı Ölçeği ve Çocuk ile Ebeveyn Memnuniyet Skalası kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Araştırma, Konsolide Standart Raporlama Deneyleri (CONSORT) yönergesi doğrultusunda planlanmış ve yürütülmüştür. Elde edilen veriler, SPSS 26.0 for Windows paket programı kullanılarak tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar t-testi, bağımlı gruplar t testi ve sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) ile analiz edilmiştir. Hastane palyaçosu müdahalesi uygulanan çocukların anksiyete ve korku düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktür. Deney grubundaki çocukların ağrı düzeylerinde anlamlı bir azalma gözlemlenirken; kontrol grubundaki çocuklarda ağrı düzeylerinde belirgin bir artış tespit edilmiştir. Deney grubunda yer alan çocuklar ve ebeveynlerinin hastane palyaçosu uygulamasından memnuniyet düzeylerini kontrol grubuna göre daha yüksektir (p < 0.05). Ölçeklerle yapılan değerlendirmelerde ICC'nin yüksek çıkması, gözlemciler arası uyumun sağlandığını göstermektedir. Bu çalışma, hastane palyaçosu müdahalesinin çocuklarda sünnetle ilişkili anksiyete, korku ve ağrı düzeylerini azaltmada etkili bir yöntem olduğunu göstermektedir. Ayrıca, uygulamanın çocuk ve ebeveyn memnuniyetini artırarak, çocuk dostu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine katkı sunduğu belirlenmiştir. Bu tür müdahalelerin çocukların cerrahi deneyimlerini daha olumlu hale getirmek için sağlık hizmetlerine entegrasyonu önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Ağrı, Çocuk, Hastane Palyaçosu, Korku, Sünnet.
Sosyal medya bağımlılığı ve çevrimiçi mahremiyet farkındalığının paylaşan ebeveyn davranışına etkisi
Teknolojik gelişmelerle birlikte ebeveynlerin çocuklarına ait görselleri sosyal medya platformlarında paylaşma sıklığı artmıştır. Ancak bu durum, çocukların mahremiyetinin ihlali, dijital ayak izi oluşturma ve güvenlik riskleri gibi çeşitli sorunları gündeme getirmektedir. Bu araştırma, ebeveynlerin sosyal medya bağımlılığı ve çevrimiçi mahremiyet farkındalığının paylaşan ebeveynlik davranışı üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı, kesitsel, ilişkisel ve nicel tasarıma sahip bu araştırma, Afyonkarahisar il merkezinde yaşayan anne ve babalar ile yürütülmüştür. Çalışmada tabakalı örnekleme yöntemi kullanılmış olup, dâhil edilme kriterlerini karşılayan 400 ebeveyn örnekleme alınmıştır. Veriler, yüz yüze görüşme tekniği ile Tanıtıcı Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Yetişkin Ölçeği, Çevrimiçi Mahremiyet Farkındalığı Ölçeği ve Paylaşan Ebeveynlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 26.0 paket programı kullanılarak tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, normallik testi, korelasyon analizi, tek yönlü ANOVA ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulguları, sosyal medya bağımlılığının paylaşan ebeveynlik davranışlarını anlamlı şekilde artırdığını göstermektedir. Çevrimiçi mahremiyet farkındalığının paylaşan ebeveyn davranışı üzerinde belirgin bir etkisi bulunmazken, sosyal medya bağımlılığı ile mahremiyet farkındalığı arasında negatif yönlü bir ilişki vardır. Sosyal medya platformu tercihi, cinsiyet, yaş, eğitim ve medeni durum gibi demografik faktörlerin ebeveynlerin dijital davranışlarını etkilediği belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, sosyal medya bağımlılığı yüksek olan ebeveynlerin daha fazla içerik paylaştığını ve paylaşımlarında sosyal onay ile olumlu geri bildirimlerden etkilendiğini göstermektedir. Bu bulgular, ebeveynlerin dijital farkındalıklarının çocukların mahremiyetinin korunmasında kritik bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, pediatri hemşireleri ve diğer profesyonellerin, ebeveynlere yönelik çevrimiçi mahremiyet, sharenting ve güvenli internet kullanımı eğitimlerini planlamaları ve uygulamaları önerilmektedir.
Çocuk acil serviste periferik intravenöz kateterizasyon uygulaması sırasında interaktif robot tabanlı dikkat dağıtmanın işlemle ilişkili duygusal görünüm, ağrı, korku ve anksiyeteye etkisi
Periferik intravenöz kateter yerleştirilmesi, pediatrik acil servislerde sıkça uygulanan ve çocuklarda negatif duygusal durum, ağrı, korku ve anksiyeteye yol açan tıbbi invaziv girişimdir. Bu araştırma, çocuk acil servisinde periferik intravenöz kateter yerleştirilmesi sırasında uygulanan interaktif robot tabanlı dikkat dağıtma müdahalesinin, çocukların duygusal görünüm, ağrı, korku ve anksiyete düzeyleri üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Randomize kontrollü deneysel tipteki bu araştırma, Şubat-Mayıs 2025 tarihleri arasında Afyonkarahisar Devlet Hastanesi Çocuk Acil Servisi'nde periferik intravenöz kateter yerleştirme işlemi uygulanan 4-10 yaş arası çocuk hastalarla yürütülmüştür. Çalışmaya deney grubunda 40, kontrol grubunda 40 olmak üzere toplam 80 çocuk dahil edilmiştir. Deney grubundaki çocuklara interaktif robot tabanlı dikkat dağıtma müdahalesi, kontrol grubuna ise rutin bakım prosedürü uygulanmıştır. Veriler; Çocuk Tanıtıcı Bilgi Formu, Çocuklar İçin Duygusal Görünüm Ölçeği, Wong-Baker Yüzler Ağrı Değerlendirme Ölçeği, Çocuk Korku Ölçeği ve Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluluk kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler, SPSS 27.0 for Windows paket programı kullanılarak tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar t-testi, bağımlı gruplar t testi ve sınıf içi korelasyon katsayısı ile analiz edilmiştir. İnteraktif robot tabanlı dikkat dağıtma müdahalesi uygulanan çocukların duygusal görünüm, ağrı, korku ve anksiyete ölçek puan ortalamaları, kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktür (p<0.05). Deney grubundaki çocukların korku ve anksiyete düzeylerinde anlamlı bir azalma gözlemlenirken; kontrol grubundaki çocuklarda artış tespit edilmiştir. Bu çalışma, interaktif robot tabanlı dikkat dağıtma müdahalesinin çocuk acil servisinde duygusal görünüm, ağrı, korku ve anksiyetenin yönetiminde etkili bir yöntem olabileceğini göstermektedir. Pediatrik acil bakım uygulamalarında benzer dikkat dağıtma tekniklerinin sağlık hizmetlerine entegrasyonunun çocukların hastane deneyimlerini iyileştirmede etkili olacağı düşünülmektedir. İleri araştırmalarda daha geniş örneklem grupları ve yaş aralıklarında, farklı tıbbi invaziv işlemler sırasında interaktif robot tabanlı dikkat dağıtma müdahalelerinin incelenmesi önerilmektedir.
Aşı kararsızlığı ölçeği ebeveyn formu'nun Türkiye'deki psikometrik özelliklerinin incelenmesi
Aşı kararsızlığı tüm dünyada her geçen gün artan ve tüm çocuk ve adölesanların sağlığını etkileyen küresel bir fenomendir. Ebeveynlerin aşılar ile ilgili endişeleri sonucu aşı yaptırma kararlarını geciktirmeleri ve/veya hiçbir aşıyı kabul etmemeleri aşı ile önlenebilir hastalıkların görülme sıklığının artmasına ve toplumsal bağışıklığın tehlikeye girmesine neden olmaktadır. "Aşı Kararsızlığı Ölçeği-Ebeveyn Formu" 9-16 yaş grubu çocuğu olan ebeveynlerin, aşı kararsızlıklarını değerlendiren bir ölçüm aracıdır. Bu araştırmanın amacı; Aşı Kararsızlığı Ölçeği-Ebeveyn Formunun Türkiye'deki psikometrik özelliklerini test etmektir. Bu çalışma tanımlayıcı, karşılaştırmalı, korelasyonel ve metadolojik olarak 201 ebeveyn ile yapılmıştır. Çalışmanın verileri, 'Tanımlayıcı Bilgi Formu ve "Aşı Kararsızlığı Ölçeği-Ebeveyn Formu" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde ve değerlendirilmesinde sayı ve yüzde analizi, geçerlik ve güvenirlik analizleri kullanılmıştır. Ölçek dokuz maddeden oluşmaktadır. İki alt boyuttan oluşan ölçek; birinci alt boyut (yedi madde) ebeveynlerin aşılar hakkındaki güven eksikliklerini; ikinci alt boyut (iki madde) ise aşı riskini içermektedir. Yapılan açıklayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin iki alt boyuttan oluştuğu, toplam varyansın %72.319'unu açıkladığı belirlenmiştir. Ölçeğin toplam Cronbach alfa katsayısı ise 0.900 olarak belirlenmiştir. Ölçeğin uyum indeksleri sırasıyla; Goodness-of-Fit Index, 0.954; Comparative Fit Index, 0.984'tür. Çalışmada Aşı Kararsızlığı Ölçeği-Ebeveyn Formu'nun Türkçe versiyonunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Tüm sağlık profesyonelleri, 9-16 yaş dönemindeki çocuklara sahip ebeveynlerinin aşı kararsızlıkları değerlendirmek için bu ölçeği kullanabilir.
Tip 1 diyabetli adölesanlarda geçiş kuramı doğrultusunda hazırlanan eğitim programının adölesanlığa uyum ve hastalık yönetimine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu çalışma, (1) Meleis'in Geçiş Kuramı doğrultusunda "Adölesanlığa Uyum ve Tip 1 Diyabete Geçiş Eğitim Programı"nın geliştirilmesi ve (2) bu programın tip 1 diyabet tanısını yeni alan adölesanların uyumuna, diyabet yönetimi öz yeterlik düzeylerine ve glisemik kontrol üzerine etkisini belirlenmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Araştırma çift kör, ön test-son test ölçümlü, izlemsel randomize kontrollü bir çalışmadır (CTN: NCT0469155). Mayıs 2021-Nisan 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini, bir eğitim ve araştırma hastanesi çocuk endokrinoloji polikliniğinde takip edilen ve son 6 ayda tip 1 diyabet tanısı konulan basit randomizasyon yöntemi ile belirlenen 12-18 yaş aralığındaki 58 adölesan oluşturdu (Girişim Grubu=28, Kontrol Grubu=30). Girişim grubuna rutin diyabet eğitimine ek olarak dört hafta süresince "Adölesanlığa Uyum ve Tip 1 Diyabete Geçiş Eğitim Programı" çevrimiçi olarak uygulanarak 6 ay boyunca telefon ile danışmanlık sağlandı. Kontrol grubu ise rutin poliklinik eğitimi aldı. Adölesanlara başlangıç, 3. ve 6. aylarda Reynolds Ergenler için Uyum Tarama Envanteri, Tip 1 Diyabeti Olan Ergenlerde Diyabet Yönetimi Öz Yeterlilik Ölçeği uygulandı. Glisemik kontrol, HbA1c değeriyle ölçüldü. Veriler ki kare testi, sürekli değişkenlerde t testi ve karışık ölçümler için iki yönlü ANOVA ile değerlendirildi. Bulgular: Son testte girişim grubundaki adölesanların kontrol grubuna göre adölesan döneme uyum ve diyabet yönetimi öz yeterlik puanlarının daha yüksek ve glisemik kontrole ilişkin HbA1c değerlerinin daha düşük olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç: Meleis'in Geçiş Kuramı doğrultusunda geliştirilen "Adölesanlığa Uyum ve Tip 1 Diyabete Geçiş Eğitim Programı"nın, adölesanların uyumuna, diyabet yönetimi öz yeterlik düzeyine ve glisemik kontrol üzerine etkili olduğu kanıtlandı. Anahtar Kelimeler: Geçiş Kuramı, Adölesan, Uyum, Diyabet Yönetimi, Pediatri Hemşiresi
Epilepsi ile ilişkili korku ölçeği ebeveyn formunun Türkçe psikometrik özelliklerinin incelenmesi
Amaç: Epilepsi, tekrarlayan nöbetlerle seyreden kronik bir hastalık olması nedeniyle hem çocuğu hem de ebeveynlerini etkilemektedir. Ebeveynler, çocuğun epilepsi tanısını kabullenmesinde ve tedaviye uyum sürecinde anahtar roldedir. Bu nedenle ebeveynlerin bu süreci nasıl algıladıkları ve deneyimleri çok önemlidir. "Epilepsi ile İlişkili Korku Ölçeği-Ebeveyn Formu" epilepsili çocuğu olan ebeveynlerin, epilepsi ile ilişkili korkularını değerlendiren bir ölçüm aracıdır. Bu araştırmanın amacı; Epilepsi ile İlişkili Korku Ölçeği-Ebeveyn Formu'nun Türkiye'deki psikometrik özelliklerini test etmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı, karşılaştırmalı, korelasyonel ve metadolojik olarak 403 ebeveyn ile yapılmıştır. Çalışmanın verileri, 'Tanımlayıcı Bilgi Formu ve "Epilepsi ile İlişkili Korku Ölçeği-Ebeveyn Formu" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde ve değerlendirilmesinde sayı ve yüzde analizi, geçerlik ve güvenirlik analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Ölçek 17 maddeden oluşmaktadır. İki alt boyuttan oluşan ölçek; birinci alt boyut (sekiz madde) ebeveynin epilepsi ile ilgili kısa dönem korkularını; ikinci alt boyut (dokuz madde) ise ebeveynlerin uzun dönem korkularını içermektedir. İki alt boyuttan oluşan açıklama yüzdesi %55.695'dir. Ölçeğin Toplam Cronbach alfa katsayısı ise 0.929 olarak belirlenmiştir. Ölçeğin uyum indeksleri sırasıyla; Goodness-of-Fit Index, 0.94; Comparative Fit Index, 0.92'dir. Sonuç: Çalışmada Epilepsi ile İlişkili Korku Ölçeği-Ebeveyn Formu'nun Türkçe versiyonunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Tüm sağlık uzmanları, epilepsi tanısı almış çocukları olan ebeveynlerin korkularını değerlendirmek için bu ölçeği kullanabilir. Anahtar Kelimeler: Epilepsi, Ebeveyn, Korku
Koronavirüs pandemisinde telefon destekli emzirme izleminin bebeklerde fizyolojik sarılığa, ilk altı ay yalnızca anne sütü alımına, kolik gelişimine ve annelerinin emzirme özyeterliliğine etkisi.
Bu çalışma koronavirüs pandemisinde telefon destekli emzirme izleminin, bebeklerde fizyolojik sarılık ve kolik gelişiminin önlenmesine, ilk altı ay yalnızca anne sütü alımına ve sürdürülmesine ve annelerin emzirme öz-yeterliliklerine olan etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya sosyal medya üzerinden ulaşılan 36.gestasyonel hafta ve üzerinde birinci ya da ikinci doğumunu yapacak olan 18-45 yaş aralığındaki emzirmeyi planlayan 54 gebe katıldı. Araştırmacı tarafından gebelere görüntülü arama ile emzirme ve bebek bakım eğitimi verildi, sosyo-demografik özellikleri kaydedildi. Çalışma grubundaki annelere taburculuk sonrası ilk bir hafta her gün ve 24. Haftaya kadar haftalık periyotlarla görüntülü konuşma desteği sağlanarak, kontrol grubuna ise yalnızca ölçeklerin uygulanması için arama gerçekleştirilerek bebek izlem formu ile takip yapıldı. Çalışma ve kontrol grubuna postpartum birinci gün ve ikinci hafta LATCH emzirme tanılama ölçeği, ikinci ve 24.hafta da emzirme öz-yeterlilik ölçeği, 4.,8.,12.,16.,20.,24.haftada ise infantil kolik ölçeği uygulandı. Demografik verilerde kikare ve t testi, LATCH ölçeği, Postpartum emzirme öz-yeterlilik ölçeği, İnfantil kolik ölçeği puan ortalamalarında Mann Whitney U testi, izlem haftalarına göre puan ortalamalarındaki değişim için tekrarlı ölçümlerde çok yönlü varyans analizi kullanıldı. Telefon destekli emzirme izlemi çalışma grubundaki bebeklerin %96.3'ünün altı ay boyunca yalnızca anne sütü alımını etkiledi. Sarılık gelişimi her iki grupta da anne sütü alımına bağlı olarak kontrollü şekilde azalma gösterdiği için gruplar arasında istatiksel fark oluşturmadı. LATCH ölçeğinden alınan toplam puanlar gruplar arasında benzerlik gösterdiği için telefon danışmanlığı emzirme başarısını etkilemedi. Emzirme öz yeterlilik puan ortalamaları 24.hafta itibari ile gruplar arasında benzerlik gösterdi. İstatiksel fark saptanmadı. İnfantil kolik ölçeği puan ortalaması 24.hafta izleminde çalışma grubunda daha düşük saptanması gruplar arasında istatiksel fark oluşturdu. İnfantil kolik ölçeği puan ortalaması, emzirme başarısı ve emzirme öz yeterliliği gruplar arasında zamanla değişim gösterirken benzer puanlar saptanması gruplar arasında ve grup*zaman etkileşimi açısından istatiksel fark oluşturmadı. v Anahtar Sözcükler: covid-19, emzirme, kolik, öz yeterlilik, sarılık.
Watson insan bakım kuramına temellendirilmiş mandala sanatının ve değer açıklaştırmanın kanser tanılı çocukların ebeveynlerinin kaygı ve duygu durumuna etkisi
Amaç: Araştırmada Watson İnsan Bakım Kuramı'na temellendirilmiş mandala sanatı ve değer açıklaştırma uygulamasının kanser tanılı çocukların ebeveynlerinin kaygı ve duygu durumuna etkisini ve ebeveynlerin yaşadığı deneyimleri görüşme ve mandala yorumlama ile belirlemek amaçlanmaktadır. Yöntem: Araştırma Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Kliniği'nde yatan kanser tanılı çocukların ebeveynleri ile randomize kontrollü deneysel bir çalışma ve nitel bir çalışmadan oluşan araştırma yöntemleri ile yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemi üç grup; mandala grubu (n:25), değer açıklaştırma grubu (n:25) ve kontrol grubu (n:25) olarak toplam 75 kişiden oluşmuştur. ClinicalTrials.gov kayıt numarası: NCT05907070. Mandala grubu müzik eşliğinde 2 seans bireysel mandala sanat etkinliğine katılmıştır. Değer açıklaştırma grubu müzik eşliğinde 2 seans bireysel yazarak değer açıklaştırma etkinliğine katılmıştır. Nitel çalışmada katılımcı ikinci seansta çizdiği mandalanın renk ve şekillerini yorumlamıştır ve yarı yapılandırılmış form ile görüşme yapılmıştır. Nicel çalışmada girişim gruplarına Birey Tanıtım Formu, ön test ve son test verileri için birinci seanstan önce ve ikinci seanstan sonra Durumluk Kaygı Ölçeği (DKÖ) ve Pozitif-Negatif Duygu Ölçeği (PNDÖ) uygulanmıştır. Kontrol grubuna girişim gruplarıyla aynı veri toplama araçları uygulanmıştır. Bulgular: Mandala ve değer açıklaştırma gruplarının DKÖ puanı ve PNDÖ negatif duygu puanı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde azalmış ve PNDÖ pozitif duygu puanı anlamlı şekilde artmıştır (p <0.05). Nitel kısımda iki ana tema: Sürecin Ebeveynin Hayatına Yansımaları, Baş Etme Kaynakları ve beş alt tema belirlenmiştir. Sonuç: Mandala sanatı ve yazarak değer açıklaştırma pozitif duyguları artırmada, negatif duyguları ve kaygı düzeyini azaltmada etkilidir. Ebeveynlerin hayatına olumsuz yansımalar olmasına ragmen çeşitli baş etme kaynaklarının olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: çocuk, değer açıklaştırma, ebeveyn, kanser, mandala, pediatri hemşireliği
Minik yogiler yoga yapıyor programının okul öncesi dönemdeki çocuklara uyku alışkanlığı kazandırmaya etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Uyku, okul öncesi yaş dönemindeki çocuklarda kritik öneme sahiptir ve bu yaş döneminde uyku ile ilgili sorunlara sık rastlanmaktadır. Çalışmanın amacı "Minik Yogiler Yoga Yapıyor" Programı'nın, 5-6 yaş grubu çocuklara uyku alışkanlığı kazandırmaya yönelik etkisini belirlemektir. Yöntem: Bu randomize kontrollü deneysel çalışmanın örneklemini 15 Şubat-15 Haziran 2023 tarihleri arasında Antalya ilindeki bir okulun anasınıfına giden 5-6 yaş grubundaki 34 (girişim grubu:17, kontrol grubu:17) çocuk oluşturdu. Araştırmacılar tarafından oluşturulan "Minik Yogiler Yoga Yapıyor Programı" girişim grubundaki çocuklara iki grup halinde dört hafta boyunca haftada iki gün, 30'ar dakika uygulandı. "Çocuk ve Aile Tanıtım Formu" ve "Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi (ÇUAA) ile toplanan veriler, Pearson Ki-Kare Testi, Fisher'ın Kesin Testi ve T testi ile analiz edildi. Araştırmada etik kurul onayı, kurum izinleri, ebeveynlerden aydınlatılmış onam ve çocuklardan da sözlü onam alındı. Bulgular: Araştırma gruplarındaki çocukların %47'si kız (n:16), %53'ü erkek (n:18), %41,2'i 5 yaş, %58,8'i 6 yaşında idi. Girişim ve kontrol grubundaki çocukların uyku alışkanlıkları genel düzeylerinin girişim öncesi ve sonrasında anlamlı bir farklılık göstermediği ancak uykuya geçiş alt boyutu puanları üzerindeki ortak etkisinin anlamlı olduğu belirlendi (p=0.001). Yoga sonrası çocukların kendilerini nasıl hissettikleri sorulduğunda; "rahatlamış-sakinleşmiş" (%35), "uykusu gelmiş" (%29), "mutlu" (%12), "enerjik" (%12) ve "esnek" (%12) hissettiklerini belirttiler. Sonuç: "Minik Yogiler Yoga Yapıyor Programı'nın 5-6 yaş grubu çocukların uykuya geçişini kolaylaştırmada etkili olduğu ve yogaya ilişkin çocukların duygu ve düşüncelerinin olumlu yönde olduğu kanıtlandı. Anahtar Kelimeler: Okul Öncesi Çocuk, Uyku Alışkanlığı, Yoga, Pediatri Hemşiresi.
The effect of education related to fatigue and the planned walking program given to children with cancer treatment and their parents on the fatigue level of the children
Objective: The aim of the study is to evaluate the effects of fatigue education and planned walking program given to children undergoing cancer treatment and their families on fatigue levels of children. Method: The research was carried out as a non-randomized controlled experimental study in children and adolescents who received chemotherapy in the Akdeniz University Hospital Pediatric Hematology and Oncology Clinic. Study data were collected between January 2020 and December 2022. The sample size was 44 children in total. From the start of the study, the first 22 children who received 5-day chemotherapy in 15-day periods were included in the training group, and the next 22 children were included in the walking group. While the training group was given training on fatigue only, the walking group was trained on fatigue and a planned walking program was applied. Each child included in the sample for the measurements and their parents' Fatigue Evaluation Scale for Pediatric Oncology Patients aged 7-12, Fatigue Evaluation Scale for Pediatric Oncology Patients aged 7-12, Parents' Fatigue Evaluation Scale for Pediatric Oncology Patients aged 13-18, and Parents Evaluation Scale for Pediatric Oncology Patients aged 13-18 Patients' Fatigue Assessment Scale was applied. Statistical analyzes of all the data obtained in the research were analyzed with the SPSS 20.0 (IBM Electronics, USA) statistical program. Results: According to the results of the analysis carried out to determine whether there is a significant difference between the pre-test-post-test scores of the groups within the scope of the study, the children aged 7-12 (p<0.05), children aged 13-18 (p<0.05) and parents of children aged 13-18 (p<0.05), in the walking group and post-test scores were significantly increased. The scale used is a Likert-type scale, and increasing scores indicate that children's fatigue levels decrease. Conclusion: It has been determined that the planned walking program is an effective method in reducing the fatigue level of children and adolescents receiving cancer treatment.
İki farklı kültürdeki annelerin yenidoğan bakımı ile ilgili bilgi ve uygulamaları
Amaç: Araştırma yenidoğan ünitesine yatırılan Türk ve Suriyeli bebeklerin annelerinin yenidoğan bakımına yönelik bilgi ve bakım uygulamalarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı türdedir. Çalışma, Antalya Kepez Devlet Hastanesi Yenidoğan Servisinde araştırmanın dahil edilme kriterlerine ve örneklem seçimine uygun 105 Türk, 105 Suriyeli anne ve bebeği ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda geliştirilen 'Yenidoğan ve Aile Tanıtım Formu' ve 'Yenidoğan Bakımı ve Uygulamalarını Belirleme Formu' ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 23 versiyonu kullanılmıştır. Bulgular: Türk annelerin %32,4'ü ortaokul, %23,8'i lise mezunudur. Suriyeli annelerin %24,8'i okuryazar değil, %46,7'si ilkokul mezunu ve %76,2'si hiç Türkçe bilmemektedir. Gebelik döneminde Türk annelerin %22,9'u, Suriyeli annelerin %3,8'i yenidoğan bakımıyla ilgili eğitim almıştır. Her iki grupta da yer alan annelerin yenidoğanın bakımına yönelik eksik bilgilerinin olduğu görülmüştür. Yenidoğan sarılığına yönelik, Türk annelerin %42,9'u, Suriyeli annelerin %29,5'i bebeğinin üstünü sarı ya da kırmızı tülbentle örtmüştür. Türk annelerin %17,1'i bebeğini güneşe yatırmış; Suriyeli annelerin %34,3'ü bebeğine şekerli su vermiş ve %21'i bebeğine sarı kıyafetler giydirmiştir. Yapılan diğer uygulamalarda; Türk annelerin %41'inin tuzlama, %12,4'ünün yarı kırklama; Suriyeli annelerin %37,1'inin tuzlama, %21,9'unun bebeğinin kaşına ve gözüne sürme çekme, %16,2'sinin kundaklama yaptıkları saptanmıştır. Sonuç: Araştırmada yer alan annelerin yenidoğanın genel bakımı ile yeterli bilgiye sahip olmadığı, yenidoğan için zararlı olabilecek tuzlama, sürme çekme ve sıkı kundak gibi geleneksel uygulamaları yaptıkları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: yenidoğan bakımı, geleneksel uygulamalar, kültür, hemşire.
Adölesanların problemli internet kullanımı ve sosyal görünüş kaygısının akıllı telefon bağımlılığına etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, adölesanlarda problemli internet kullanımı ve soysal görünüş kaygısının akıllı telefon bağımlılığına etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmaya 700 adölesan dahil edilmiştir. Adölesanların tanımlayıcı bilgilerinin değerlendirilmesinde sayı, yüzde ve ortalama analizi kullanılmıştır. Problemli internet kullanımı ve akıllı telefon bağımlılığı arasındaki ilişki ile sosyal görünüş kaygısı ve akıllı telefon bağımlılığı arasındaki ilişki pearson korelasyon analizi ile belirlenmiştir. Problemli internet kullanımı ve sosyal görünüş kaygısının akıllı telefon bağımlılığı üzerine etkisi regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Adölesanların yaş ortalaması 15.67 ± 1.02 olup, %56.9'u (n=398) erkektir. Adölesanların problemli internet kullanımı ölçeği birinci alt boyutu ve akıllı telefon bağımlılığı arasında pozitif yönde güçlü düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0.651, p<0.001). Problemli internet kullanımı ölçeği ikinci ve üçüncü alt boyut puan ortalamaları ile akıllı telefon bağımlılığı arasında ise pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0.554, p<0.001; r=0.466, p<0.001). Adölesanların sosyal görünüş kaygısı ile akıllı telefon bağımlılığı arasında da (r=0.454, p<0.001) orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Yapılan modelleme sonucunda; problemli internet kullanımı tüm alt boyutları akıllı telefon bağımlılığının %47'sini (R2=0.465) açıklarken, sosyal görünüş kaygısı %21'ini (R2=0.207) ve çalışmadaki tüm değişkenler hep birlikte akıllı telefon bağımlılığının %51'ini (R2=0.510) açıklamaktadır. Sonuç: Adölesanların problemli internet kullanımı ve sosyal görünüş kaygısı akıllı telefon bağımlılığını etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Problemli internet kullanımı, sosyal görünüş kaygısı, akıllı telefon bağımlılığı
Obezite önleme programının çocukların yeme davranışları, yeme bağımlılığı, fiziksel aktivite ve obezite görülme durumlarına etkisi.
Amaç: Bu çalışma, çocuklarda obezite önleme programının çocukların yeme davranışları, yeme bağımlılığı, fiziksel aktivite ve obezite görülme durumlarına etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Bu çalışmada, yarı deneysel yöntemlerden biri olan pre-post test eşleşmemiş grup modeli kullanılmıştır. Çalışma, İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı iki devlet okulunda okuyan 5.sınıfta öğrenim gören girişim grubunda n=55 ve kontrol grubunda n=73 olmak üzere toplamda 128 öğrenci ile yürütülmüştür. Kontrol grubu rutin müfredat eğitim programını takip etmiş, girişim grubuna altı oturumdan oluşan obeziteyi önleme eğitim programı uygulanmıştır. Veriler, Sosyo-Demografik veri toplama formu, çocuklarda yeme davranışı anket formu, yeme bağımlılığı ölçeği, çocuk fiziksel aktivite anketi ile toplanmıştır. Veriler, çok gözlü ki-kare testi, Mc Neamer testi, Cochrane Q testi, tekrarlı ölçümlerde çok yönlü varyans analizi, Bonferroni düzeltmeli eşleştirilmiş t-testi, güç analizi, etki büyüklüğü ve regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Girişim grubunda yer alan öğrencilerin beden kitle indeks değerleri ve yeme bağımlılığı oranları kontrol grubundaki öğrencilerden düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Girişim ve kontrol grubunda yer alan öğrenciler arasında yeme davranışı anketi puan ortalamaları ve fiziksel aktivite anketi puan ortalamaları arasında zamana, gruba ve grup*zaman etkileşimi açısından anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). Girişim programının beden kitle indeksi üzerine büyük etki büyüklüğüne (0.39) ve güçlü (0.85) bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Obezite önlemeye yönelik yapılan girişim programının çocukların olumlu yeme davranışlarını ve fiziksel aktivite puan ortalamalarını arttırmada, yeme bağımlılığı oranlarını ve beden kitle indeksi değerlerini azaltmada etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı obezitesi, çocukların yeme davranışları, fiziksel aktivite, yeme bağımlılığı, obeziteye ilişkin eğitim.
Özel gereksinimi olan ve olmayan çocukların ebeveynlerinin çocuk ilişkileri, evlilik uyumları ve bağlanma stilleri
Araştırma özel gereksinimi olan ve olmayan çocukların ebeveynlerinin çocuk ilişkileri, evlilik uyumları ve bağlanma stilleri ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırmaya Mart-Eylül 2019 tarihleri arasında Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı özel eğitim I, II, III. kademe kurumlarında eğitim gören 100 özel gereksinimi olan çocuk (ÖGÇ), anaokul, ilkokul, ortaokul ve lisede eğitim gören 114 özel gereksinimi olmayan çocuk (ÖGOÇ) olmak üzere toplam 214 anne dâhil edildi. Araştırma verileri, Özel Gereksinimi Olan ve Olmayan Çocuk-Ebeveyn Tanıtım Formu, Çocuk Ana-baba İlişki Ölçeği, Çift Uyum Ölçeği ve İlişki Ölçekleri Anketi kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve bağımsız gruplarda t testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Ki-Kare ve Spearman Korelasyon testi kullanıldı. Araştırmaya katılan ÖGÇ'nin yaş ortalaması 12.78±3.80 ÖGOÇ'lerin 10.03±3.25 yıldır. ÖGÇ ve ÖGOÇ annelerinin çoğunun ortaokul ve babaların lise mezunu olduğu ve çocuklarının temel bakımından annenin sorumlu olduğunu belirlendi. ÖGÇ'nin cinsiyeti, anneden sonra bakımdan sorumlu olan kişiye göre çocuk anne-baba ilişkisi arasında anlamlı bir fark belirlenemedi ancak ÖGÇ'nin yaşına göre çocuk anne-baba ilişkisi gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdi (p<0.05).Anne-çocuk ilişkisi ile bağlanma stilleri arasında pozitif, evlilik uyumlarıyla negatif yönde ilişki olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak ÖGÇ'nin tanısı konulduktan sonra, annelerin çocuklarıyla olumlu çocuk ilişkiler kurmasını, babaların olumlu evlilik ilişkilerini ve çocuklara güvenli bağlanmalarını sağlamak amacıyla hemşireler ÖGÇ'ye ve ebeveynlerine eğitimler planlamalı ve ebeveynlerine ekonomik, sosyal ve psikolojik açıdan destek sağlamalıdır.
Bebeğin mizacının ve annenin psikopatolojik özelliklerinin ilk altı ayda sadece anne sütü ile beslenmeye etkisi
Araştırma bebeğin mizacının ve annenin psikopatolojik özelliklerinin ilk altı ayda sadece anne sütü ile beslenmeye etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya Haziran-Kasım 2019 tarihleri arasında Trabzon merkez Ortahisar'a bağlı aile sağlığı merkezlerine kayıtlı olan, aile sağlığı merkezine başvuran ve kabul ölçütlerini taşıyan 347 anne ve bebekleri dahil edilmiştir. Araştırmada veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Telefon Görüşmesi Bilgi Formu, Bebek Davranış Ölçeği-Çok Kısa Form Türkçe Uyarlaması ve Kısa Semptom Envanteri kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 24.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Örneklem t Testi, One Way Anova Analizi, Tukey testi, Ki-Kare Analizi, Pearson Momentler Çarpım Analizi ve Backward Stepwise Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaşlarının ortalaması 30.34±5.04 yıldır. Annelerin aile tipine göre ilk altı ay sadece anne sütü ile besleme süreleri arasında anlamlı bir fark belirlenememiştir. Ancak eğitim, çalışma, gebeliğinde hastalık geçirmeme, doğum sonrası ilk 60 dk içinde emzirme durumlarına göre ilk altı ayda SAS ile beslenme süresi arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.05). Annelerin psikopatolojik özelliklerinden kişisel duyarlılık, depresyon, anksiyete bozukluğu ve hostilite ile bebeğin ilk altı ayda sadece anne sütü ile beslenme süresi arasında negatif yönde ilişki ve bebeğin mizaç özelliklerinden pozitif duygulanımı ile bebeğin ilk altı ayda SAS ile beslenme süresi arasında ise pozitif yönde ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, annenin psikopatolojik özellikleri bebeğin ilk altı ayda sadece anne sütü alma süresine olumsuz yönde etkilemektedir. Bebeğin pozitif duygulanımı ise ilk altı ayda sadece anne sütü ile beslenme süresini olumlu yönde etkilemektedir.
Korunmaya ihtiyacı olan 12-18 yaş grubu çocukların riskli sağlık davranışlarının ve akran baskısının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı korunmaya ihtiyacı olan 12-18 yaş grubu çocukların riskli sağlık davranışlarını ve akran baskısını değerlendirilmektir. Araştırma, Trabzon Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı Trabzon Çocuk Evleri Sitesi, Fatih Çocuk Evleri Sitesi ve Trabzon Çocuk Evleri Koordinasyon Merkezi Müdürlüğü'ne bağlı çocuk evlerinde araştırmaya gönüllü katılan 85 çocuk ile yürütüldü. Veriler çocukların kimlik bilgilerinin ve özel hayatlarının gizliliğine riayet edilerek, ses ve görüntü kaydı alınmaksızın ve fotoğraf çekimi yapılmaksızın, kurum yöneticilerinin gözetiminde ve denetiminde uygun tarih ve saat belirlenerek kurum işleyişi ve çocukların günlük yaşam programını aksatmayacak şekilde mesai saatleri içerisinde her çocukla araştırmacı trafından yüz yüze anket uygulanarak toplandı. Verilerin toplanmasında literatür ışığında ve müdürlük bünyesinde çalışan uzmanların görüşleri alınarak araştırmacılar tarafından oluşturulan "Tanımlayıcı Bilgi Formu", "Riskli Sağlık Davranışları Anketi" ve "Akran Baskısı Anketi" kullanıldı. Araştırmanın bulgularında; çocukların yaş ortalamasının 15.73±1.78, %54.1'inin kız, %34.1'inin kilo açısından riskli grupta olduğu saptandı. Çocukların %5.9'u genel sağlık durumunu kötü olarak algıladığını ve %64.7'si bir sağlık problemi olduğunu belirtti. Çocukların %61.2'sinin kahvaltı yapmadan okula gittiği, %68.2'sinin öğün atladığı saptandı. Çocukların %54.1'i tehlikeli sporlar yaptığını, %43.5'i düzenli uyku uyumadığını, %67.1'i tuvalete girmeden önce ellerini yıkamadığını ve %42.4'ü yemek yedikten sonra dişlerini fırçalamadığını belirtti. Çocukların %27.1'i doktora danşmadan ağrı kesici kullandığını, %20.0'ı sağlık personeline danışmadan diyet yaptığını, %14.1'i kilo vermek veya kilosunu korumak için kustuğunu ifade etti. Çocukların %21.1'si akran baskısı gördüğünü, %56.5'i kendisinden farklı düşünen akranlarıyla düşüncelerini paylaşmadığı, %34.1'i akranlarının onun düşüncelerine saygı göstermediğini, %37.6'sı akran grubunun dışına itilip yalnız kaldığını, %36.5'i akranlarının özel eşyalarına zarar verdiklerini belirtti. Sonuç olarak çocukların %49.4'ü genel sağlık durumunu orta düzeyde olarak algıladığını ve %21.2'si akran baskısı gördüğünü ifade ettiği saptandı.
Kronik hastalığı olan çocukların annelerinin ateş konusundaki bilgi, tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Ateş, çocukluk döneminde en sık karşılaşılan problemlerden biridir ve genellikle tedaviye ihtiyaç duyulmayan, metabolizmanın bir savunma mekanizmasıdır. Fazla yüksek olmayan ateş esnasında, ateşin acilen düşürülmesi gerektiğini düşünen ebeveynler, özellikle anneler bu telaşlı durum sırasında çocuklarına hatalı ve gereksiz uygulamalarda bulunabilmektedirler. Annelerin ateş konusundaki bilgi düzeyleri ve ateşe yaklaşımlarının ortaya konması amacıyla yapılan bu çalışmada; hastanede yatan ve kronik hastalığı olan çocukların annelerinin ateş konusundaki bilgi, tutum ve uygulamaları incelenmiştir. Araştırmanın evrenini KTÜ Farabi Hastanesi çocuk servislerinde yatan ve aynı zamanda kronik hastalıklı olan çocukların anneleri oluşturmuştur. Örneklem için ise; uygulama sıklığı %50 ve sapma 0.05 ölçek alındığında, örneklem büyüklüğü 384 anne olarak belirlenmiştir. Çalışmamız 400 anne ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri, anket yöntemiyle annelerle yüz yüze görüşülerek toplanmış ve anket formu uygulanmadan önce annelerin onayı alınmıştır. Annelerin %54.9'u ilkokul mezunu ve altı eğitime sahip olup, %30.0'ının normal vücut sıcaklığını bildiği tespit edilmiştir. Eğitim durumuna göre; ilkokul ve altı eğitime sahip annelerin %49.6'sı çocuğunun alnına dokunarak, üniversite mezunu annelerin ise %73.5'i dereceyle ateş ölçümü yaptıklarını ifade etmiştir. Annelerin %81.8'inin evinde derece bulundurduğu; ateşi %57.1'i koltuk altı, %0.7'si rektal, %8.0'ı timpanik, %3.7'si oral bölgeden ve %30.5'i ise alın bölgesinden ölçtüğünü belirtmiştir. Annelerin %33.7'si ateş yüksekliğinde ilk olarak çocuğun giysilerini çıkardığını, %18.3'ü de ateş düşürücü verdiğini söylemiştir. Annelerin %88.6'sının düşmeyen ateşte çocuğunu doktora götürdüğü belirlenmiştir. Annelerin %84.2'si ateş düşürücüyü doktor reçetesiyle aldığını ve %48.5'i de ateş düşürücü olarak parasetamolu kullandığını belirtmiştir. Eğitim durumuna göre üniversite mezunu annelerin %65.3'ü ateşin düşmemesi durumunda hastaneye başvurmayı tercih etmiştir. Çalışmaya katılan annelerin %62.8'i ateşle ilgili bildiklerini sağlık personelinden öğrendiğini ifade etmiştir. Annelerin %64.1'i ateşin çocukta havaleye neden olabileceğinden korktuğunu belirtmiştir. Bu durum annelerin ateşli çocuğa yaklaşımını olumsuz etkilemiş ve gereksiz hastane başvurusu yapmalarına neden olmuştur.
Okul öncesi çocuklarda cinsel istismarı önlemeye yönelik yaratıcı drama yöntemiyle geliştirilen bedenim benim özelimdir eğitim programının etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Yaratıcı drama yöntemiyle geliştirilen Bedenim Benim Özelimdir Eğitim Programının 5-6 yaş grubu çocuklarda cinsel istismarı önlemeye yönelik bedeni tanıma ve beden güvenliği ile ilgili bilgi kazandırmaya etkisini belirlemektir. Yöntem: Ön test, son test deseninde kontrol gruplu deneysel bir çalışmadır. Ağustos 2018-Mart 2020 tarihleri arasında yürütülen araştırmanın veri toplama aşaması, Antalya'da iki bağımsız anaokulunda gerçekleştirilmiştir. Araştırma basit randomizasyon yöntemi ile belirlenen iki bağımsız anaokulundan biri girişim (anaokulu-1, n=44) ve diğeri kontrol (anaokulu-2, n=43) grubu olmak üzere 5-6 yaş grubu toplam 87 çocuk ile gerçekleştirilmiştir. Girişim grubundaki çocuklara araştırmacılar tarafından yaratıcı drama yöntemi ile geliştirilen Bedenim Benim Özelimdir Eğitim Programı 3 haftalık süreçte sekiz oturum şeklinde uygulanmıştır. "Çocuk ve Aile Tanıtım Formu" ve "Bedeni Tanıma ve Beden Güvenliği Bilgi Formu" ile toplanan veriler, Pearson Ki-Kare Testi, Fisher'ın Kesin Testi ve T testi ile analiz edilmiştir. P<0.05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Araştırmada etik kurul onayı ve kurum izinleri alınmıştır. Araştırmada çocuklarının katılmasını kabul eden ebeveynlerden aydınlatılmış onam ve çocuklardan da sözlü onam alınmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan çocukların (N=87) %55.2'sinin kız ve beş yaşında olduğu belirlenmiştir. Girişim grubunda özel bölgelerin doğru anatomik isimleri ön testte çok az çocuk (vajina/vulva %13.6, penis %2.3), son testte ise çoğunluğu (vajina/vulva %77.3, penis %68.2) tarafından doğru bilinmiş ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Kontrol grubunda ise ön testte (vajina/vulva %7.7, penis %0) ve son testte (vajina/vulva %11.5, penis %0) düşük oranlarda bilinmiştir. Girişim ve kontrol grubundaki çocukların çoğunluğu ön test ve son testte iyi/kötü dokunuş örnek olaylarına ilişkin doğru yanıtlar vermiştir. Girişim grubundaki çocukların bedenlerini korumaya yönelik "söyleme, yapma ve anlatma becerisi" bilgilerinde son testte istatistiksel olarak anlamlı bir artış görülmüştür Sonuç: Yaratıcı drama yöntemiyle geliştirilen "Bedenim Benim Özelimdir Eğitim Programının" 5-6 yaş grubu çocuklarda cinsel istismarı önlemeye yönelik bedeni tanıma ve beden güvenliği ile ilgili bilgi kazandırmada etkili olduğu kanıtlanmıştır. Anahtar Kelimeler: cinsel istismarı önleme eğitim programı, okul öncesi eğitim, okul öncesi çocuk, yaratıcı drama, hemşire
Ebeveyn-adölesan bağlanmasının adölesanın riskli davranışlarına etkisi
Araştırma ebeveyn-adölesan bağlanmasının adölesanın riskli davranışlarına etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Bu çalışmaya Nisan-Mayıs 2019 tarihleri arasında, Gümüşhane il merkezinde bulunan Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı devlet liselerinde eğitim gören 483 öğrenci katıldı. Araştırma verileri, tanıtıcı bilgi formu, ana-babaya bağlanma ölçeği ve riskli davranışlar ölçeği ile yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi ve Spearman korelasyon testi kullanıldı. Araştırmaya katılan adölesanların yaş ortalaması 16.78±0.04 yıl bulundu. Adölesanların annelerini çoğunun lise ve üzeri, babalarının yüksek okul ve üzeri mezun olduğu belirlendi. Adölesanların ana-babaya bağlanma puan ortalamaları 119.4±12.6, anneye bağlanma ölçeği puan ortalamaları 58.71±9.65 ve babaya bağlanma ölçeği puan ortalamaları 60.69±9.11 olarak saptandı. Adölesanların riskli davranışlar ölçeği toplam puan ortalaması 143.8±22.3, alt boyutlardan antisosyal davranışlar puan ortalaması 25.86±6.19, alkol kullanımı puan ortalaması 32.87±5.25, sigara kullanımı puan ortalaması 24.15±7.31, intihar eğilimi puan ortalaması 13.65±3.43, beslenme alışkanlıkları puan ortalaması 15.92±4.63 ve okul terki puan ortalaması 31.41±5.09 olduğu tespit edildi(p>0.05). Ebeveyn-adölesan bağlanması olumlu gelişen adölesanlarda, riskli davranışların az görüldüğü saptandı. Annenin eğitimi ile adölesanın gelir durumu algısının riskli davranışlar arasındaki farklarının istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0.05). Sonuç olarak hemşireler okullarda ergenlere ve ailelerine yönelik koruyucu ve önleyici kapsamda eğitimler düzenlemelidir. Riskli davranışlar gösteren adölesanların ailelerine olumlu bağlanmanın yeniden gelişmesi için uygulama yapılmalıdır.
Hayvan destekli uygulamanın acil serviste yatan çocuklarda korku üzerine etkisi: Randomize kontrollü bir çalışma
Amaç: Bu çalışmada acil serviste yatan çocukların korkuları üzerine hayvan destekli uygulamanın etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Materyal ve Metot: Araştırmanın evrenini Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi Çocuk Acil Servisinde müşahede alanında yatan çocuklar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise araştırmaya dahil edilme kriterlerini taşıyan ve yaş grubu 5-7 olan çocuklardır (müdahale:35, kontrol:35). Veriler, örneklem büyüklüğüne ulaşana kadar Nisan-Haziran 2023 tarihleri arasında basit randomizasyon yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmada ön-test ve son-test olarak Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ) ve Çocuklarda Hemşirelik Girişimleri ve Kullanılan Materyallere Karşı Korku Ölçeği (ÇHGKMKKÖ) uygulanmıştır. Müdahale grubunda hayvan destekli müdahalede japon balığı kullanılırken, kontrol grubunda rutin bakıma devam edilmiştir. Veriler, yazılım paketi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Müdahale ve kontrol grubunun %51,4'ü kızdır ve müdahale grubunun %20'si, kontrol grubunun %17,1'i evcil hayvan beslemektedir. Müdahale ve kontrol grubundaki çocukların ve ebeveynlerin tanımlayıcı özellikleri, ÇKÖ ve ÇHGKMKKÖ ön-test puan ortalamaları ve uygulanan hemşirelik girişimleri benzerlik göstermektedir (p>0,05). ÇKÖ son-test puan ortalamasının müdahale grubunda 0,26±0,56'ya, kontrol grubunda ise 1,09±1,22' ye düştüğü ve aralarında istatistiksel anlamlı fark olduğu bulundu (p<0,001). Müdahale grubunun ÇHGKMKKÖ toplam ve alt ölçek puan ortalamaları son-testte istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı bir düşüş gösterdi (p<0,001), ancak kontrol grubuna göre aralarındaki fark anlamlı değildi (p> 0,05). Sonuç: Pediatrik acil hemşireleri, acil servisteki vakaları etkili bir şekilde tedavi etmek için korku değerlendirmesini ve yapılandırılmış kanıta dayalı hayvan destekli uygulamaları ihmal etmemelidir. Hemşirelik girişimlerinde materyal korkusunun azaltılması için çocukların gelişim düzeyine göre okullarda ve sağlık bakım ortamlarında terapötik oyunlar aracılığıyla farkındalık oluşturulmalıdır. Anahtar Kelimeler: akvaryum balığı, çocuk acil, hayvan destekli uygulama, hemşirelik girişimleri, korku, materyal.
İlaç uygulama tutum ölçeği Türkçe versiyonunun psikometrik özellikleri
Amaç: Bu çalışmanın amacı; İlaç Uygulama Tutum Ölçeğinin Türkçe Psikometrik Özelliklerinin değerlendirilmesidir. Yöntem: Bu çalışmanın örneklemini Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalında ameliyatı planlanan ebeveynler tarafından yapılmıştır. Veriler Mayıs 2019- Haziran 2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Ölçeğin kapsam geçerliliği, çocuk sağlığı alanından 5 uzmanın görüşüne başvurularak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde korelasyon analizi, sayı/yüzde, t testi, faktör analizi ve cronbach α güvenirlik katsayısı yöntemleri çalışılmıştır. Bulgular: Ölçeğin tamamının cronbach α güvenirlik değeri 0.73 olarak bulunmuştur.. Ölçeğin ortalama puanı 54.21-+ 14.05 olarak saptanmıştır. Ölçekte taban ve tavan etki saptanmamıştır. Kaiser – Mayer- Olkin (KMO) kat sayısı 0.671, Barlett testi x2 değeri 507.510 ve p= 0.000 olarak saptanmıştır. Dört alt boyut varyansın 52.771'ini göstermektedir. Ölçeğin dört alt boyutunun cronbach alfa değerleri sırasıyla 0.71, 0.72, 0.50, 0.40 olarak saptanmıştır. Dört alt boyut toplam varyansın 52.771'ini açıklamaktadır. Ölçeğin birinci alt boyutunun faktör yükleri 0.300- 0.739 arasında değiştiği, ikinci alt boyutun 0.475-0.783 arasında değiştiği, üçüncü alt boyutun 0.656-0.701 arasında değiştiği ve dördüncü alt boyutun ise faktör yüklerinin 0.565-0.851 arasında değiştiği belirlenmiştir. Dört faktörlü modelin hesaplanan ki-kare değeri 165.90, serbestlik derecesi 95 ve p=0.000 olarak saptanmıştır. X2/ SD bölümü ise 1.746 olarak belirlenmiştir. Uyum indekslerinden CFI 0.86, RMSEA 0.075, IFI 0.87,GFI 0.86, NFI 0.84 ve NNFI 0.83 olarak saptanmıştır. Doğrusal Faktör Analizi sonucuna göre; ölçeğin birinci alt boyutunun faktör yüklerinin 0.41-0.65 arasında değiştiği, ikinci alt boyutunun 0.36-0.77 arasında değiştiği, üçüncü alt boyutunun 0.31-1.00 arasında değiştiği ve dördüncü alt boyutun 0.25-0.95 arasında değiştiği belirlenmiştir. Sonuç: Yapılan analizler ve değerlendirmeler sonucu İlaç Uygulama Tutum Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirliği yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar göz önüne alındığında, geliştirilen bu ölçeğin, Türkiye'de yapılacak araştırmalar için başarıyla kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı Kesici, İlaç Uygulama Tutum Ölçeği, Güvenirlik ve Geçerlik
Çocuk acillerde aile merkezli bakım değerlendirme ölçeğinin türkçe geçerlilik ve güvenirliği
Amaç: Araştırma Rosenthal ve arkadaşları (2023) tarafından geliştirilen "Development and Psychometric Evaluation of a Caregiver Surveyto Assess Family-Centered Care in the Emergency Department" ölçeğinin Türkçe formunun geçerlilik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Bu çalışma metodolojik kesitsel bir araştırmadır. Araştırmanın verileri etik kurul ile kurum izni alındıktan sonra, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim ve araştırma hastanesi ve Tokat Zile Devlet Hastanesi'nden toplanmıştır. Örneklem grubunu çalışma kriterlerini karşılayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden çocuklarını acile getiren 360 birincil bakım veren bireyden oluşturmaktadır. Veriler Birincil Bakım Verici Bilgi Formu ve Çocuk Acillerde Aile Merkezli Bakım Değerlendirme Ölçeği Türkçe Formu kullanılarak araştırmacı tarafından 10 Ekim 2023 ile 1 Mayıs 2024 tarihleri arasında toplanmıştır.Verilerin analizinde IBM SPSS (Statistical Packagefor Social Sciences) versiyon 23.0 ve IBM AMOS (Analysis of Moment Structures) versiyon 23.0 istatistik programları kullanılmıştır. Verilerin dağılımı Kolmogorov-Smirnov, basıklık (Skewness) ve çarpıklık (kurtosis) testleri ile analiz edilmiştir. Bulgular: Ölçeğin dil eşdeğerliliğin sağlanmasında çeviri geri çeviri tekniği tercih edilmiştir. Kapsam geçerliği Davis tekniği ve kapsam geçerlik indeksi (KGİ) kullanılarak sağlanmıştır. Ölçeğin kapsam geçerlik oranları (KGO) 0.81-1.00 arasında değişmektedir. KGİ değeri ise 0.95 olarak hesaplanmıştır.Ölçeğin yapı geçerliğinin test edilmesinde Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır. DFA modelinin uyum yeterliliği, maksimum olabilirlik yöntemi ile ve χ²/SD (Ki-kare/Serbestlik Derecesi), RMSEA (Root Mean Square Error of Approximation; Tahminin Kök Hata Kareler Ortalaması), SRMR (Standardized Root Mean Square Residual; Standartlaştırılmış Ortalama Karekök Artığı), NFI (Normed Fit Index; Normlaştırılmış Uyum Endeksi), AGFI (AdjustedGoodness of Fit Index; Düzeltilmiş Uyum İyiliği Endeksi), CFI (Comparative Fit Index; Karşılaştırmalı Uyum Endeksi) ve GFI (Goodness of Fit Index; Uyum İyiliği İndeksi) indeksleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Yapılan AFA sonucunda faktör yüklerinin 0.597 ile 0.783 arasında değiştiği ve varyans analizinin %48,82 olduğu bulunmuştur. Güvenirliğin değerlendirilmesinde ise, Cronbach alfa katsayısı, eş yarılar testi (split-half), madde analizi ve madde ayırt edicilik gücü indeksi kullanılmıştır. Ölçeğin Cronbach alfa güvenirlik katsayısı 0.897, iletişim/etkileşim boyutunun Cronbach alfa güvenirlik katsayısı 0.855 ve tıbbi bakım kararlarının alınması/verilmesi boyutunun Cronbach alfa güvenirlik katsayısı 0.817 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, eş değer yarıların korelasyon katsayıları Spearman-Brown Korelasyon Katsayısı (0,92) ile Guttman Eş Değer Yarılar Katsayısı (0,91) bulunmuştur. Spearman-Brown Korelasyon Katsayısının >0,70, Guttman Eş Değer Yarılar Korelasyon Katsayısının >0,70 olması eş yarılar arasındaki güvenirliğin yüksek olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla yapılan çalışmada ölçeğin güvenirliği kabul edilebilir düzeyde olduğu bulunmuştur. Sonuç: Çocuk Acillerde Aile Merkezli Bakım Değerlendirme Ölçeğinin Türkçe formu geçerli ve güvenilir olduğu tespit edilmiştir. Yürütülecek diğer araştırmalarda da kullanılması önerilmektedir.
Hemşirelik öğrencilerine verilen web tabanlı çocuklarda ağrı yönetimi eğitiminin etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı hemşirelik öğrencilerine verilen web tabanlı çocuklarda ağrı yönetimi eğitim programının etkinliğini değerlendirmektir. Yöntem: Araştırmada ön test-son test yarı deneysel tasarım kullanılmıştır. Araştırma Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı'nda internlik eğitimini alan kontrol grubunda 39 ve girişim grubunda 45 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubu rutin internlik eğitimini almış, girişim grubuna dört modülden oluşan web tabanlı eğitim programı uygulanmıştır. Veriler Sosyodemografik Veri Formu, Pediyatrik Ağrı Yönetimi Bilgi Anketi ve Memnuniyet Anketi ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde bağımlı gruplarda t testi, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, Spearman korelasyon analizi, kovaryans analizi, güç analizi, etki büyüklüğü ve regresyon analizi kullanılmıştır. Çoklu bağıntı, VIF (Variance Inflation Factor), Tolerans ve Condition Index ile değerlendirilmiştir. Anketin alt boyutlarının birbiriyle ilişkisini gösteren modelin test edilmesinde Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) kullanılmıştır. Bulgular: Girişim grubunun pediyatrik ağrı yönetimi bilgi düzeyi, "farkındalık", "fizyopatoloji" ve "kontrol" alt boyutlarına yönelik bilgi puanları, kontrol grubunun bilgi puanlarından anlamlı şekilde daha yüksektir (p<0.05). Web tabanlı eğitim ile bilgi puanı arasında orta düzeyde, pozitif yönde, ileri düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Web tabanlı eğitim, bilgi düzeyindeki değişimin %56.6'sını açıklamış ve eğitim almak bilgi düzeyini 11.062 puan arttırmıştır. Literatür doğrultusunda oluşturulan YEM'de, web tabanlı eğitim ile "kontrol" alt boyut puanı arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışma ile hemşirelik öğrencilerine verilen web tabanlı çocuklarda ağrı yönetimi eğitiminin öğrencilerin bilgi puanlarının yükselmesinde etkili olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Pediyatri hemşireliği; öğrenciler; eğitim; ağrı yönetimi
Pet terapinin tip 1 diyabetli çocuklarda insülin uygulaması sırasında oluşan ağrıya etkisi
Yıldırım, C. (2018). Pet Terapinin Tip 1 Diyabetli Çocuklarda İnsülin Uygulaması Sırasında Oluşan Ağrıya Etkisi. İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği ABD. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul. Araştırma, pet terapinin tip 1 diyabetli çocuklarda ilk insülin uygulaması sırasında oluşan ağrıya etkisini belirlemek amacıyla yarı deneysel (randomize olmayan gruplarda son test kontrol gruplu) bir tasarım olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, İstanbul Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk endokrin servisine, Nisan 2017-Aralık 2017 tarihleri arasında başvuran 7-15 yaş arasındaki yeni tip 1 diyabet tanısı almış çocuklar oluşturdu. Örneklemini ise araştırmanın yapıldığı tarihlerde seçim kriterlerine uyan, yeni tanı almış tip 1 diyabetli toplam 60 (pet terapi=30; kontrol=30) çocuk oluşturdu. Araştırma bulguları, Bilgi Formu, Uygulama Kayıt Formu, Görsel Analog Skala/Visual Analog Scale (VAS), Yüz İfadeleri Ağrı Ölçeği-Revize Edilmiş/Facies Pain Scale-Revised (FPS-R) kullanılarak elde edildi. Veriler pearson ki-kare testi, t testi, Kolmogorow-Smirnow testi, Wilcoxon Signed Rank testi, Mann Whitney U testi ve ICC analizi ile değerlendirildi. %5 alfa hata payı ile yapılan güç analizinde çalışmanın gücü %99,9, etki büyüklüğü 1.36 (büyük etki) olarak bulundu (G*Power 3.1.9.2). Araştırma sonucunda; pet terapi ve kontrol grubundaki çocukların cinsiyet, kardeş sayısı, diyabet tanı yaşı ve yaş ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılık olmadığı (p>,05); annelerin eğitim durumuna göre ise anlamlı düzeyde fark olduğu, pet terapi grubunda lise, kontrol grubunda ise ilköğretim mezunu annelerin yüksek oranda olduğu bulundu (p<,05). Pet terapi grubundaki çocukların ağrı puan ortalamasının (VAS= 1,13±1,36 puan, FPS-R= 1,07±1,34 puan) kontrol grubundakilere (VAS = 4,50±3,24 puan, FPS-R= 4,67±3,12 puan) göre ileri düzeyde anlamlı olarak düşük olduğu belirlendi (p<,001). Sonuç olarak, insülin uygulaması sırasında pet terapinin çocukların ağrısını azaltmada etkili olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Hayvan Destekli Tedavi, Pet Terapi, Tip 1 Diabetes Mellitus, İnsülin, Ağrı
8-12 yaş grubu çocukların kan alımı sırasında hissettikleri ağrı düzeyine kılavuz hayal yönteminin etkisi
Araştırma kılavuz hayal yönteminin 8-12 yaş grubu çocukların kan alımı sırasında hissettikleri ağrı düzeyine, nabız ve oksijen satürasyonu değerlerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Şubat 2017-Mart 2018 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Çocuk Cerrahisi Kliniği kan alma odasına gelen çocuklar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini, örneklem seçim kriterlerine uyan 150 çocuk oluşturdu (deney:75, kontrol:75). Araştırma verileri Bilgi Formu, Yüz İfadeleri Ağrı Ölçeği-Revize/Faces Pain Scale-Revised (FPS-R), Görsel Analog Skala/Visual Analogue Scale (VAS), Çocukların Korku Ölçeği/Children's Fear Scale (CFS), Uygulama Kayıt Formu aracılığı ile toplandı. Kan alma işlemi sırasında deney grubundaki çocuklara ses kaydı aracılığı ile oluşturulmuş kılavuz hayal yöntemi uygulandı. Kontrol grubundaki çocuklara kan alma işlemi ile ilgili rutin uygulamalar yapıldı. Çocukların korku ve ağrı düzeyi çocuk, ebeveyn ve gözlemci tarafından değerlendirildi. Ayrıca çocukların kan alma işlemi öncesi, sırası ve sonrası nabız ve oksijen satürasyonu değerleri ölçüldü. Kan alma işlemi sonrası kontrol grubundaki çocukların, ebeveynlerin ve gözlemcinin değerlendirdikleri ağrı puanı ortalamalarının deney grubunun değerlendirmelerinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlendi (p<0,01). Kontrol grubundaki çocukların kan alma işlemi öncesi, sırası ve sonrası nabız ortalamalarının, deney grubundaki çocuklara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (işlem öncesi, sonrası p<0,01; işlem sırası p<0,05). Deney grubunun kan alma işlemi sırası ve sonrasındaki oksijen satürasyonu ortalamalarının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulundu (p<0,01). Bu araştırmanın sonucunda kılavuz hayal yönteminin kan alma işlemi sırasında çocukların ağrısını azaltmada etkili olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Ağrı yönetimi, çocuk, hemşirelik, kan alma, kılavuz hayal