
71
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Aydın ilindeki soğuk depolama yapılarının mevcut durumunun belirlenmesi ve geliştirilmesi
Bu araştırma Aydın ilinde meyve ve sebze depolamada kullanılan soğuk hava depolarına ilişkin genel ve yapısal özelliklerin tespit edilmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla Aydın Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü?nden alınan veriler kullanılarak 20 adet soğuk hava deposu bulunduğu tespit edilmiştir. Bu işletmelerden araştırmaya katılan 19 adet soğuk hava deposunda inceleme yapılmıştır. Bu işletmelerin %58?inin özel şirketler, %42?sinin ise tarımsal kalkınma kooperatifleri tarafından işletildiği belirlenmiştir. İşletmelerin %32?sinde toplam depolama kapasitesinin 500 tonun altında, %37?sinde 500?1000 ton arasında ve %31?inde ise 1000 tonun üzerinde olduğu belirlenmiştir. Soğuk hava depolarında çelik taşıyıcı sistemin kullanımı %47 oranla birinci sırada gelirken bunu konvansiyonel betonarme (%32) ve prefabrik betonarme (%21) izlemektedir. PU panel işletmelerin %58?inde duvar yalıtım malzemesi, % 69?unda ise tavan yalıtım malzemesi olarak kullanılmıştır. İşletmelerin % 63?ünde döşeme yalıtım malzemesi olarak PU köpük ilk sırada gelmiştir. Soğuk hava depolarında özel şirketlerin kooperatiflere oranla daha modern yalıtım malzemeleri kullandığı tespit edilmiştir. Soğuk hava depolarının % 68?inin freon gazlı soğutma sistemini tercih ettiği belirlenmiştir. Yapılan analizlerde alt yapı ve donanım ile mülkiyet durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. İşletme sahiplerine genel olarak karşılaştıkları teknik ve işletim problemleri sorulmuş ve işletmelerin tamamında elektrik giderlerinin yüksek ve devlet desteklerinin yetersiz olduğu ifade edilmiştir. Bunu, %42 oranla tasarım hatalarından kaynaklanan sorunlar ve kalifiye eleman sıkıntısı (%26) izlemiştir. Depolama öncesi ve sonrası ürün fiyatları incelendiğinde, ürün fiyatlarının yükseldiği ve depolamanın ekonomik yarar sağladığı saptanmıştır. Buna rağmen soğuk hava depolarının kapasite kullanım oranları açısından %79?unun %60 ve altında kapasite ile çalıştığı tespit edilmiştir. Bunun en önemli nedeninin ise yüksek elektrik giderleri ve buna bağlı maliyet artışı olduğu söylenebilir.
Fethiye ilçe merkezindeki peyzaj alanlarının sulanmasında karşılaşılan sorunlar ve alternatif çözüm önerileri
Bu araştırmada Fethiye ilçe merkezindeki peyzaj alanlarının sulanmasında karşılaşılan sorunlar ve alternatif çözüm önerileri belirlenmiştir. Araştırma ilçe merkezindeki dört büyük parkta yürütülmüştür. Dört parktan 0-30, 30-60 ve 60-90 cm derinliklerden alınan toprak örnekleri ile dört ay boyunca aylık olarak alınan su örneklerinin bazı fiziksel ve kimyasal analizleri yapılmış ve sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; araştırma alanı topraklarının kumlu-tın ve kumlu-killi-tın özellikte oldukları görülmüştür. Toprakların pH değerlerinin 7,30 - 7,91, EC değerlerinin 0,85 ? 1,91 dS/m, tarla kapasitesi % 9,07 - 39,52, solma noktası % 5,28 - 25,60, hacim ağırlıkları 1,23 - 1,81 gr/cm3 arasında değişmektedir. Sulamada kullanılan sularda pH 7,5 - 8,1, EC 0,593 ? 2,929 dS/m arasında değiştiği saptanmıştır. Su örnekleri, ABD Tuzluluk Laboratuvarı Sınıflandırma sistemine göre değerlendirildiğinde Atatürk parkında C2S1, Uğur Mumcu parkında C3S1, Alparslan Türkeş parkında C3S1 ve Haluk Özsoy parkında da C3S1 sulama suyu sınıfında olduğu ve yüksek tuzlu sular kategorisinde yer aldıkları belirlenmiştir. Araştırma alanında kullanılan suların kalite açısından düşük olduğu, bununla birlikte toprakların uygun özelliklere sahip olmasının önemli bir problemle karşılaşılmamasında etken olduğu düşünülmektedir. Araştırmada, Haluk Özsoy parkında infiltrasyon testi ve buna paralel olarak örnek bir yağmurlama sulama projesi tasarlanmış ve mevcut kurulu sistemle karşılaştırılmıştır. Sonuçlar, kurulu sulama sisteminde homojen bir su uygulamasının olmadığını, yağmurlama sulamada homojenitenin sağlanmasında önemli bir parametre olan başlık debisi ve tertip aralığını belirlemek için infiltrasyon hızının ölçülmesi gerekliliğini ortaya koymuştur.
Söke Ovası koşullarında II. ürün ayçiçeğinde damla sulamanın verim ve kalite üzerine etkilerinin irdelenmesi
Aydın Söke koşullarında, 2012 yılında yürütülen bu çalışmada, ayçiçeğinde farklı sulama aralığı ve su düzeylerinin verim; bazı verim parametreleri (bitki boyu, sap kalınlığı, tabla çapı, bin dane ağırlığı, yağ oranı) ile su kullanım randımanı ve verim azalma oranı üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırma iki faktörlü tesadüf blokları deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak kurulmuştur. Denemelerde 3 ve 6 gün aralıklarında A sınıfı buharlaşma kabından oluşan birikimli buharlaşmanın % 0, % 40, % 60, % 80, % 100 ve % 120?ünün karşılandığı altı su düzeyi olmak üzere toplam 12 sulama konusu incelenmiştir. Sonuçta, sulama aralığı ve su düzeylerinin verimi ve verim parametrelerini önemli düzeyde etkilediği, en yüksek verimin 6 gün sulama aralığında ve % 100 sulama suyu alan K100 konusundan (491.6 kg/da) elde edildiği saptanmıştır. Önerilen K100 konusuna toplam 6?şar sulama ile sırasıyla 375.0 mm sulama suyu uygulanmış ve bu konudan yine 564.9 mm?lik mevsimlik bitki su tüketimi hesaplanmıştır. Toplam su kullanım randımanı değerleri, 0.71-1.22 kg/m3 arasında hesaplanmıştır. Oransal bitki su tüketimi eksikliği ile oransal verim azalması arasındaki ilişkiden elde edilen verim azalma oranı (ky) toplam büyüme mevsimi için 0.74 olarak belirlenmiştir.
Aydın bölgesinde pamukta topraküstü ve toprakaltı damla sulama uygulamalarının irdelenmesi
Carmen pamuk çeşiti ile yapılan bu çalışma 2012 yılında, Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliği arazilerinde yürütülmüştür. Bu çalışmada, pamukta topraküstü-toprakaltı damla uygulamalarının ve farklı su düzeylerinin kütlü verimi ile bazı kalite ve agronomik özellikler üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırma üç tekerrürlü ve iki faktörlü tesadüf blokları deneme desenine göre kurulmuştur. Denemelerde topraküstü ve toprakaltı uygulamalarında A sınıfı buharlaşma kabından oluşan 8 günlük birikimli buharlaşmanın % 25 % 50, % 75 ve % 100?ünün karşılandığı üç su düzeyi incelenmiştir. Sonuçta, damla sulama uygulamaları ve su düzeylerinin kütlü verimini etkilediği, en yüksek verimin topraküstü sistemde yer alan ve tam sulama suyu uygulanan S100 parselinden 649.4 kg/da olarak elde edilmiştir. En düşük verim ise 332.3 kg/da toprakaltı damla sulamada T25 parselinden elde edilmiştir. En yüksek su tüketimi topraküstü sistemde yer alan ve tam su alan S100 konusundan 705.0 mm olarak elde edilmiştir. Araştırmadan sonuçlarına göre, gerek farklı damla sulama uygulamalarının gerekse de su düzeylerinin, lif inceliği, lif uzunluğu, lif mukavemeti, koza ağırlığı, kütlü ağırlığı, koza sayısı, çırçır randımanı, yüz tohum ağırlığı, bitki boyu, ve meyve dalı sayısına etkisinin önemli olduğu belirlenmiştir. Topraküstü damla sulama uygulamasında yer alan S100 konusunun ekonomik anlamda daha uygun olduğu tespit edilmiştir. Anahtar sözcükler: pamuk, topraküstü damla sulama, toprakaltı damla sulama, sulama düzeyi
Yüzeyaltı damla sulama sistemlerinde damlatıcı debi değişimlerinin tarla koşullarında su uygulama eş dağılımı açısından değerlendirilerek modellenmesi
Yüzeyaltı damla sulama sisteminde, damlatıcı debi değeri damlatıcının çıkışında bulunan toprağın negatif (geri) basıncı nedeniyle azalmaktadır. Bu çalışmada yüzeyaltı damla sulama sisteminde kullanılan lateral hatlarında bulunan damlatıcılardaki debi değişimleri incelenmiştir. Öncelikle, tarla koşullarında bitki materyali bulunmaksızın, akış değişimini gösteren debi değişim katsayısı (CVq) değerleri farklı özelliklere sahip damlatıcılar yardımıyla belirlenmiştir. Bu amaçla, toprak yüzeyine ve toprağın 30 cm derinliğine yerleştirilen basınç ayarlı (1.6 ve 2.3 L/h debiye sahip) ve basınç ayarlı olmayan (2 ve 4 L/h debiye sahip) damlatıcılar kullanılmıştır. Buna ek olarak, toprağın 30 cm derinliğine gömülen lateral hatlarında bulunan damlatıcılara ait negatif basınç değerlerinin değişim katsayıları (CVhs) ölçülmüştür. Ölçülen bu değerler yardımıyla HYDRUS 2D programı kullanılarak toprakta bulunan su tutma eğrisi parametreleri olan α ve ks değerleri belirlenmiştir. Daha sonra ise aynı çalışma koşulları ve orta bünyeli heterojen topraklar için yüzey ve yüzeyaltı damla sulama sisteminde kullanılan lateralleri simüle etmek amacıyla MATLAB programlama dili yardımıyla hazırlanan bir simülasyon programı kullanılmıştır. Basınç ayarlı damlatıcıların CVq değerleri, hem toprak yüzeyinde ve hem de toprak altında kullanıldığında birbirlerine yakın sonuçlar elde edilmiştir. Bununla birlikte, özellikle 2 L/h debiye sahip basınç ayarlı olmayan damlatıcıların CVq değerlerinde bir azalma meydana gelmiştir. Bu durum, yüzeyaltı damla sulamada basınç ayarlı olmayan damlatıcı debilerinin kendinden ayarlı olmadığından, damlatıcı debisi ile toprağın negatif basınç değerlerinin birbirleri ile etkileşimleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak, basınç ayarlı olmayan damlatıcılar yüzeyaltı damla sulamada kullanıldığında yüzey damla sulamaya oranla daha fazla eş su dağılımı göstermişlerdir. Basınç ayarlı damlatıcılardaki eş dağılım ise hem yüzey ve hem de yüzeyaltı damla sulamada birbirleriyle benzerlik göstermiştir. Yüzeyaltı damla sulamada meydana gelen negatif basınç değerleri kabul edilen maksimum değere eşit veya bu değerin altında kalmıştır.
Aydın bölgesinde yüzey sulama sisteminden toplu basınçlı sulama sistemine geçilen arazilerde sulama uygulamalarının değerlendirilmesi
Ülkemizde kısıtlı olan tatlı su kaynaklarımızın kullanımında daha az su, enerji ve iş gücü kullanımını sağlayan doğru projelendirilmiş basınçlı sulama teknolojilerinin uygulamaya konulması, tarımsal üretimimizin daha istikrarlı ve sürdürülebilir olması için büyük önem taşımaktadır. Bu araştırma, Aydın ili Karacasu ilçesi Ataeymir beldesindeki Ataeymir Sulama Kooperatifine ait yer altı kuyularından çıkarılan suyla yapılan yüzey sulama sisteminden, toplu basınçlı sulama sistemine geçiş sonrasında bölgede yaşanan değişikliklerin tespit edilmesi amacıyla yapılmıştır. Sulama sistemindeki değişikliğin ürün desenine, ürün verimine, uygulanan sulama tekniklerine, sulama yönetimi biçimine, su kullanımına, çiftçi davranışlarına, sulama sahasının gelişimine ve sulama maliyetlerine etkileri incelenmiştir. Bu amaçla çalışma sahasında incelemelerde bulunulmuş ve rastgele seçilen Ataeymir Sulama Kooperatifi üyesi 60 kişi ile anket çalışması yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda yüzey sulamadan, toplu basınçlı sulamaya geçiş sırasında proje paydaşları tarafından çiftçilere sulama konusunda teorik ve uygulamalı eğitim verilmediği tespit edilmiştir. Bunun sonucu olarak da parsel içi damla sulama sistemini hatalı döşeyip değiştirenlerin oranı % 22 olarak belirlenmiştir. Toplu basınçlı sulama sisteminden çiftçilerin % 100'ünün memnun olduğu tespit edilmiştir. Yüzey sulamadan damla sulamaya geçişle sağlanan verim artışı en yüksek % 21-30 arası olanların oranı % 24 ve en düşük hiç verim artışı olmayanların oranı % 10 olarak belirlenmiştir. Yabancı otlanmadaki azalmanın oranı en yüksek % 41-60 arası olanlar % 30 ve en düşük hiç yabancı otlanmada azalma olmayanların oranı % 10 olarak tespit edilmiştir. Sulama işçiliğindeki azalmanın oranı en yüksek % 61-80 arası olanların oranı % 29 ve en düşük sulama işçiliğindeki azalmanın oranı % 5-20 arası olanların oranı % 13 olarak belirlenmiştir. Parsel içi damla sulama sisteminde kullanılan lateral borular üzerinde on line damlatıcı kullananların oranı % 57, in line damlatıcı kullananların oranı % 32 ve mini yağmurlayıcı kullananların oranının % 11 olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Toplu basınçlı sulama sistemi, damla sulama, yüzey sulama, Ataeymir Sulama Kooperatifi.
Sanayi biberinde (Capsicum annuum L.) damla sulama uygulamalarının bazı verim ve kalite özellikleri üzerine etkileri
Büyük Menderes Havzasında, Aydın ili, Koçarlı ilçesinde yürütülen bu çalışmada, sanayi biberinin farklı sulama uygulamalarının su-verim ilişkileri ile bazı verim ve kalite özellikleri üzerine etkisi incelenmiştir. Araştırma, Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde, 2013 yılında yürütülmüştür. Bu çalışma, tesadüf blokları deneme desenine göre üç tekerrürlü ve iki faktörlü olarak kurulmuştur. Denemede, 3 ve 6 gün olmak üzere farklı iki sulama aralığı ve açık su yüzeyinden meydana gelen buharlaşma miktarına göre %25, % 50, % 75, % 100 ve % 125 oranında sulama suyu uygulanan 5 farklı su dozu olmak üzere toplam 10 sulama konusu incelenmiştir. Çalışmada damla sulama yöntemi kullanılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda, sulama aralığının meyve verimi üzerine etkisinin olmadığı ancak su dozlarının meyve verimini etkilediği, en yüksek verimin 3 gün sulama aralığında % 125 oranında sulama suyu uygulanan T₅ konusundan (5424.24 kg/da), en düşük verimin ise 3 gün sulama aralığında % 25 oranında sulama suyu uygulanan T₁ konusundan (3009.20 kg/da) elde edildiği saptanmıştır. Araştırmada, 493.98-1166.87 mm arasında sulama suyu uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen kalite özellikleri kullanılarak yapılan varyans analizi sonuçlarına göre sulama aralığının kalite özelikleri üzerine etkisinin olmadığı, su dozlarının ise meyve çapı, meyve boyu ve meyve ağırlığına etkisinin önemli olduğu ancak suda çözünebilir kuru madde (briks) miktarına ve meyve rengine etkisinin ise önemsiz olduğu belirlenmiştir. Anahtar sözcükler: sanayi biberi, sulama aralığı, su dozu
Tarım kredi kooperatiflerince kredilendirilen damla sulama sistemlerinde performans değerlendirmesi
Bu çalışmada, Türkiye Tarım Kredi Kooperatiflerinin kredilendirdiği İzmir Bölge Birliğine bağlı Aydın ilinde yer alan 18 işletmeye ait damla sulama sistemlerinin performans değerlendirmesi yapılmıştır. Ayrıca bu 18 işletmenin de dahil olduğu, Tarım Kredi Kooperatifleri üyesi 52 işletmede de damla sulama sistemlerinin sorunları ile ilgili anket çalışmaları yapılmıştır. Performans değerlendirmesinde ASAE EP 458 (Amerika Ziraat Mühendisleri Topluluğu Mühendislik Uygulamaları) raporundaki kriterler kullanılmıştır. Elde edilen bu verilerden damla sulama sistemlerinin istatistiksel eşdağılım (Us), hidrolik eşdağılım (Ush) ve damlatıcı performans değişim (Upf) parametreleri hesaplanarak sistem performansı değerlendirilmiştir. Us değerleri %47-95 arasında yer almış ve damla sulama sistemleri, "iyi", "orta" ve "yetersiz" olarak kategorize edilmiştir. Ush değerleri %43-95 arasında olup, damla sulama sistemleri hidrolik performans bakımından, "iyi" ve "orta" olarak değerlendirilmiştir. Upfdeğerleri %51-97 arasında değişmekte olup, damla sulama sistemleri, damlatıcıların tıkanması, su kalitesi ve yapımcı değişim katsayısı açısından, "orta" ve "zayıf" sınıfta yer almıştır. Çalışmada yer alan tüm işletmeler, damla sulama sistemlerinin hidrolik planlaması açısından iyi durumda olmasına rağmen; damlatıcıların tıkanması, rutin bakım ve onarım yapılmaması, kemirgen zararı, test yapılmaması ve su kayıpları gibi nedenlerden dolayı, debi eşdağılımı ve damlatıcı performansı açısından "orta" düzeyde kategori edilmiştir.
Arazi toplulaştırmasının açık kanal ve yağmurlama sulama sistemlerinin yatırım maliyeti üzerine etkisinin belirlenmesi: Denizli-Tavas-Kızılcabölük örneği
Bu çalışmada, Denizli-Tavas-Kızılcabölük Mahallesi'nde sulanan tarım alanları araştırma alanı olarak seçilmiş, açık kanal sulama sistemi ve basınçlı sulama sistemlerinin maliyetleri karşılaştırılmıştır. Arazi toplulaştırmasının her iki sistemin maliyetine etkisi araştırılmıştır. Araştırma alanının toplulaştırma öncesi ve sonrası durumuna göre; açık kanal sulama sistemi ile toplu yağmurlama sulama sistemi projesi hazırlanmıştır. 2014 yılı fiyatlarına göre toplulaştırma öncesi ve sonrası durum için sulama sistemi yatırım maliyetleri karşılaştırılmıştır. Araştırma sonucunda, tüm sulanan saha geneli için toplulaştırma öncesine göre açık kanal sulama sisteminde; sulama şebekesi yoğunluğunda yaklaşık %18 oranında bir azalma; yol şebekesi yoğunluğunda ise %72 oranında bir artış olduğu belirlenmiştir. Yağmurlama sulama sisteminde şebeke yoğunluğunda yaklaşık %1 oranında azalma; yol şebekesi yoğunluğunda ise %33.7 oranında artış olduğu hesaplanmıştır. Toplulaştırma sonrası durum için hazırlanan açık kanal ve toplu yağmurlama sulama sisteminde, toplulaştırma öncesi duruma göre ortalama birim yatırım maliyeti sırasıyla yaklaşık %14 ve %3.3 oranında daha düşük bulunmuştur. Bu sonuçlara göre, arazi toplulaştırma projelerinin açık kanal ve toplu yağmurlama sulama projeleri üzerine etkisi olumlu yönde olmuş, özellikle sistem maliyeti azalmıştır. Anahtar sözcükler: Arazi toplulaştırması, açık kanal, basınçlı sulama, yatırım maliyeti, ekonomik analiz
Nazilli ilçesi sulama birliklerinde sulama performansının değerlendirilmesi
Bu çalışmada Büyük Menderes Havzasında yer alan ve geçmişte DSİ tarafından işletilen Nazilli Sulama Şebekesinin sulama birliklerine devir öncesi ve sonrası etkinliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Değerlendirmede kullanılan performans göstergeleri; Tarımsal ve Çevresel Etkinlik, Su Kullanım Etkinliği, Ekonomik Etkinlik ve Kurumsal Etkinlik Göstergeleri olarak başlıca dört başlık altında incelenmiştir. Çalışmada, devir öncesi döneme ilişkin gerekli veriler DSİ kayıtlarından, devir sonrası döneme ilişkin veriler ise DSİ ve Sulama Birlikleri kayıtlarından elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; İşletme-Bakım-Yönetim sorumluluğunun kamu kurumundan su kullanıcı örgütlere devredilmesi ile genel olarak sulama oranlarında, su ücretlerinin toplanmasında ve sulama şebekesine su sağlanmasında devir öncesi döneme oranla gelişme sağlandığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Büyük Menderes Havzası, Sulama Birliği, Performans Değerlendirme, Performans Göstergesi,
Aydın bölgesi toplulaştırma sahalarında toplulaştırma öncesi ve sonrası kültürteknik hizmetlerinin irdelenmesi
Bu çalışma, Aydın Yenipazar ovasında bulunan dokuz yerleşim biriminde uygulanan arazi toplulaştırma projesinin kültürteknik etkilerini belirlemek amacıyla toplam 4389 ha alanda yürütülmüştür. Çalışmada toplulaştırma öncesi ve sonrası araştırma alanında parsel büyüklükleri, işletme başına düşen parsel sayısına, parsellerin hisselilik durumları, parsel şekilleri ve sayıları, ortalama parsel büyüklüğü, parsellere ulaşım sağlayan yol uzunlukları, kanal uzunlukları sulama oranı ve toplulaştırma oranı değerleri araştırılmıştır. Arazi toplulaştırması ile parsel sayısı 8465'den 4731'e düşmüştür. Toplulaştırma öncesinde ve sonrasında tek kişiye ait parsel oranları en yüksek değer almış olup toplulaştırmadan önce tek hisseli parsel sayısı 7088 iken, toplulaştırma sonunda tek hisseli parsel sayısı 4080'e düşmüştür. Ortalama parsel büyüklüğü 5,18 dekar'dan 9,28 dekara yükselmiştir. Tüm parseller yola ulaşmış ve sulanabilir hale gelmiştir. yol sistemi uzunluğuna bakıldığında toplulaştırma öncesi 87377 m olan yol uzunluğu toplulaştırma sonrası 231917 m olmuştur. dikdörtgen şekilli parsel sayısı % 19.83'den % 73.21'e yükselmiştir. Toplulaştırma projesi yapılmadan önce arazide bulunan kanal uzunluğu toplam 83371 m'dir. Toplulaştırma sonrası ise sulama sistemi artarak bu değer 194363 m'ye ulaşmıştır. Proje sahasında toplulaştırma öncesi mevcut durumda 82055 m yüzey drenaj kanalı varken; proje sonrası toplam 87453 m yüzey drenaj kanalı açılmıştır. Proje sahası toplulaştırma oranı ve sulama oranı sırasıyla % 44 ve % 94,68 bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Arazi toplulaştırması, toplulaştırma oranı, sulama oranı, parsel sayısı
Damla sulama ile sulanan bağda farklı sulama uygulamalarının verim ve bazı kalite özelliklerine etkisi
Manisa Alaşehir ovasında 2015 yılında uygulanan bu araştırmada, bağda farklı su seviyelerinin ve sulama aralıklarının verim; bazı kalite özellikleri ile su-verim fonksiyonları üzerine etkileri incelenmiştir. Deneme, arazi koşullarında tesadüf blokları deneme desenine göre üç tekerrürlü ve iki faktörlü olarak yürütülmüştür. Araştırmada, sulama aralığı olarak 3 ve 6 gün seçilen ve bu aralıklara göre A sınıfı buharlaşma kabından oluşan birikimli buharlaşmanın % 33, % 67 ve % 100'ünün karşılandığı üç farklı su seviyesi ve toplam 6 sulama konusu uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda, sulama aralıkları ve su seviyelerinin yaş üzüm verimi ve kalite özellikleri üzerinde etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmada, en yüksek yaş üzüm verimi 6 gün sulama aralığında ve % 100 sulama suyu uygulanan T100 konusundan (2002.7 kg/da) elde edilmiştir. Önerilen T100 konusuna toplam 11 sulama ile sırasıyla 403 mm sulama suyu uygulanmış ve bu konudan yine 600.3 mm'lik mevsimlik bitki su tüketimi hesaplanmıştır. Toplam su kullanım randımanı değerleri, 2.99-3.99 kg/m3 arasında hesaplanmıştır. Oransal bitki su tüketimi eksikliği ile oransal verim azalması arasındaki ilişkiden elde edilen verim azalma oranı (ky) 3 günlük sulama aralığı için 0.69 olarak belirlenirken; 6 günlük sulama aralığı için 0.58 olarak belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Bağ, sulama aralığı, su düzeyi, damla sulama, su-verim fonksiyonları
Toprak ve su değerlendirme aracı (swat) kullanılarak Manavgat nehir havzasının hidrolojik modellenmesi
Manavgat Nehri Havzası Akdeniz bölgesinde yer almakta olup, iklim değişikliği ve artan su talebinin etkilediği yarı kurak bölgelerin hidrolojik dinamiklerini anlamak için önemli bir vaka çalışması niteliğindedir. Bu çalışmada, havza içindeki hidrolojik süreçlerin modellenmesi ve sürdürülebilir su kaynakları yönetimi için güvenilir bilgi sağlanması amacıyla Toprak ve Su Değerlendirme Aracı (SWAT) kullanılmıştır. Çalışmada, Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'nden (MGM) günlük meteorolojik veriler ve Devlet Su İşleri (DSİ) Antalya 13. Bölge Müdürlüğü'nden sağlanan hidrolojik veriler kullanılmıştır. Buna ek olarak, NASA Sayısal Yükseklik Modeli (DEM) (30 x 30), FAO toprak haritaları ve ESRI arazi kullanım/örtü haritaları (10 x 10) gibi yüksek çözünürlüklü mekansal veriler, ArcSWAT modeline entegre edilmiştir. Modelin otomatik kalibrasyonu ve doğrulaması için RSWAT paketi kullanılmış olup Sinanhoca'da üst havza için güçlü model performansı elde edilmiştir (R² ≥ 0.81, Pbias= % 9.02, p-Faktör ≥ 0.65, r-faktör ≤1.4). Ancak, model, aşağı havzanın ana çıkış noktasında akış miktarını düşük tahmin etmiştir (R2 = 0.48, Pbias % -32, p-faktör = 0.45, r-faktör = 1.12). Bunun temel nedeni, karmaşık karstik sistemlerin, büyük ölçekli rezervuar etkilerinin ve üst komşu nehir havzalarından gelen baz akımların modellenmesindeki zorluklardan kaynaklanmıştır. Arazi kullanım/örtü (LULC) değişimi analizi, 2017-2022 yılları arasında orman alanında % 32 oranında azalma ve mera alanında % 25 artış olduğunu göstermektedir. Kısa vadeli hidrolojik etkiler sınırlı düzeyde olmakla birlikte, havzanın karmaşık topografik yapısı ve karstik oluşumları hidrolojik döngü ile yüzey ve yer altı suyu etkileşimleri üzerinde önemli rol oynamaktadır. RCP4.5 ve RCP8.5 senaryoları kapsamında yapılan projeksiyonlar, sıcaklık ve yağış rejimlerinde dalgalanmalar öngörmektedir. Yağış miktarının ilkbahar ve kış aylarında (-0.55 mm) azalması, sonbaharda ise (1.79 mm) artması beklenmektedir. Sıcaklığın ise genel olarak artış göstermesi öngörülmekle birlikte, sonbahar aylarında hafif bir düşüş yaşanabileceği tahmin edilmektedir (0.04 °C). Gelecekteki akış tahminleri, her iki senaryoya göre de üst ve alt havzada kış mevsiminde akışın artacağını (sırasıyla 14.394 m³/s ve 21.079 m³/s) göstermektedir; ancak RCP8.5 senaryosu altında ilkbahar ve yaz aylarında akışta belirgin bir düşüş yaşanabileceği öngörülmektedir. Çalışmada ayrıca, havza alanının % 8.86'sını etkileyen son orman yangınlarının hidrolojik süreçler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Akış rejiminde belirgin değişiklikler gözlemlenmemekle birlikte, yer altı suyu dinamiklerinde hafif farklılıklar tespit edilmiştir. Manavgat Nehri Havzasına yönelik gerçekleştirilen bu kapsamlı hidrolojik analiz, iklim değişikliği ve antropojenik baskılar altında su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi için önemli bilgiler sunmaktadır. Çalışma, karstik Akdeniz havzalarında karmaşık hidrolojik süreçleri simüle etmede SWAT modelinin yetkinliklerini ve sınırlamalarını ortaya koyarak, Manavgat Nehir Havzası'nda daha etkili su kaynakları planlama ve yönetim stratejilerine katkı sağlamaktadır.
Yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerinin kullanıldığı uzaktan algılama teknikleriyle ergani barajı sulama sisteminin performansının değerlendirilmesi
Sürdürülebilir bir tarım için su kaynaklarının yönetimi ana faktördür. Su kaynaklarının etkin kullanılması için bilinmesi gereken ana parametre de evapotranspirasyon (ET)'dur. ET, noktasal olarak oldukça basit ya da karmaşık yöntemler ile belirlenebilmektedir. ET, bölgesel olarak dikkate alındığında; teknolojik araçlar ve yeni tekniklerle hızlı, ekonomik ve doğru bir şekilde hesaplanabilmektedir. Bu kapsamda ET haritalaması için birçok yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemlerden uzaktan algılama (UA) tekniklerine dayananlar; bölgesel ve proje bazlı mevcut sulama performansının belirlenmesinde etkin rol oynayabilmektedir. Bu çalışmada, Diyarbakır-Ergani Barajı Sulama Sistemi için 2023 ve 2024 yılları sulama sezonlarına (Nisan-Ekim) ait yüksek çözünürlüklü Landsat uydu sistemlerine ait görüntüler kullanılarak, enerji dengesine dayalı ve içsel kalibrasyona sahip yüksek çözünürlüklü ET haritalama modeli olan METRIC aracılığıyla gerçek evapotranspirasyon (ETa) haritaları oluşturulmuştur. Ayrıca çalışma alanına ilişkin iklim verilerinden elde edilen referans evapotranspirasyon (ETo) ve mevcut bitki katsayısı (Kc) değerleri kullanılarak, bitki evapotranspirasyonu (ETc) hesaplanmıştır. ETa ve ETc kullanılarak, Ergani Barajı Sulama Sisteminin performansı belirlenmiştir. Bununla birlikte, ana bitki desenine ait Kc değerleri de UA teknikleriyle yeniden tahmin edilmiştir. Çalışmada sulama sisteminin performansı; ET'ye ilişkin, rölatif su temini (RWS), rölatif sulama suyu temini (RIS), proje tüketim randımanı (ep), su tüketim oranı (DF), bitki su açığı (CWD), rölatif ET (RET) ve rölatif yağış temini (RRS) göstergelerine göre değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, 2023 ve 2024 yılları için aylık ve sezonluk değerler sırasıyla, RWS için 0.62-2.27 arasında ve 1.02, 0.99-1.44 arasında ve 1.10; RIS için 0.61-3.31 arasında ve 1.01, 0.99-2.30 arasında ve 1.10; ep için 0.30-1.65 arasında ve 0.99, 0.44-1.01 arasında ve 0.91; DF için 0.81-2.29 arasında ve 1.09, 0.68-1.16 arasında ve 0.93; CWD için 0.00-22.17 mm arasında ve 22.17 mm, 0.00-39.66 mm arasında ve 52.66 mm; RET için 0.93-2.15 arasında ve 1.10, 0.87-1.30 arasında ve 1.02; RRS için 0.00-0.59 arasında ve 0.05, 0.53-0.73 arasında ve 0.08 olarak hesaplanmıştır. Çalışma sonuçları sezonluk olarak değerlendirildiğinde, performans göstergeleri yeterli su teminini işaret etse de, aylık olarak önemli farklılıklar belirlenmiştir. Bu nedenle, sulama yönetiminde sezonluk analizlerden ziyade, aylık değerlendirmelerin daha doğru olduğu söylenebilir. Kc değerlerinin UA tabanlı tahmin edilmesi kapsamında, su stresinin dikkate alındığı Kc değerleri ile normalleştirilmiş bitki örtüsü fark indeksi (Normalized Difference Vegetation Index, NDVI) görüntülerinin yüksek uyum içinde olduğu belirlenmiştir. Genel olarak, çiftçi kontrolünde gerçekleşen sulama uygulamalarının, özellikle kurak geçen haziran, temmuz ve ağustos aylarında miktar ve zamanlama açısından etkin olmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, diğer aylarda ise sulama suyu kullanımı etkinliğinin arttırılması amacıyla su tasarrufunun yapılması önerilmektedir. Araştırmada, sulama performansının arttırılması amacıyla, çiftçilerin sulama suyu miktarı ve sulama zamanlaması konusunda bilinçlendirmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Farklı tuz kaynakları ve tuzluluk düzeylerinin çörek otu bitkisinde büyüme, verim ve kalite parametrelerine etkisinin belirlenmesi
Aşırı tuzluluk, ozmotik stres, toksik iyonların zararlı etkileri ve iyon dengesizliği bitki büyümesini ve gelişimini olumsuz etkiler. Çörek otu (Nigella Sativa L.) dahil olmak üzere birçok bitki, abiyotik stres faktörlerinden biri olan tuz stresinden önemli ölçüde etkilendikleri için tuza duyarlı bitki türleri olarak sınıflandırılır. Ancak dünya literatüründe farklı tuz kaynakları (TK) ve sulama suyu tuzluluk düzeylerinin (TD) çörek otu bitkisi üzerindeki etkilerini ortaya koyan bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmanın temel amacı, farklı tuz kaynaklarıyla ayrı ayrı oluşturulan tuzluluk düzeylerinin toprak ve drenaj suyu tuzluluğu ile çörek otu bitkisinde bitki su tüketimine, büyüme, verim ve kalite parametreleri üzerine etkilerini ortaya koymaktır. Araştırma, Akdeniz Üniversitesi'nde yağıştan korunaklı bir alanda yarı kontrollü şartlar altında Kasım-2020 ve Mayıs-2021 tarihleri arasında bir yetiştirme mevsimi olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada araştırma konusu olarak altı farklı tuz kaynağı (CaCl2, MgCl2, NaCl, Ca(NO3)2, MgSO4 ve Na2SO4) ve her bir tuz çeşidi için dört farklı sulama suyu tuzluluk düzeyi (TD0 = 0.6 dS/m, TD1 =1.5 dS/m, TD2 = 2.5 dS/m ve TD3 = 5.0 dS/m) ele alınmıştır. Genel olarak değerlendirildiğinde ana faktör TD altında çörek otunun dal sayısı konular arasında istatistiksel anlamda önemli farklılık göstermezken, toprak tuzluluğunun 1.00 (TD0) ile 6.18 (TD3) dS/m, drenaj suyu tuzluluğunun 0.79 (TD0) ile 5.21 (TD3) dS/m, bitki su tüketiminin 346.5 (TD3) ile 373.6 (TD0) mm/mevsim, bitki boyunun 119.5 (TD3) ile 135.7 (TD2) cm, vejetatif kuru ağırlığın 2.22 (TD2) ile 2.45 (TD0) g/bitki, kapsül sayısının 1.36 (TD1) ile 1.69 (TD0) adet/bitki, tohum ağırlığının 97.6 (TD2) ile 116.0 (TD0) mg/bitki ve tohum yağ içeriğinin %16.8 (TD3) ile 27.8 (TD2) arasında değiştiği belirlenmiştir. Benzer şekilde ana faktör TK altında toprak tuzluluğu, bitki su tüketimi, bitki boyu, dal sayısı, vejetatif kuru ağırlık ve tohum yağ içeriği konular arasında istatistiksel anlamda önemli farklılık göstermezken, drenaj suyu tuzluluğunun 2.27 (Na2SO4) ile 2.73 (MgCl2) dS/m, kapsül sayısının 1.40 (Na2SO4) ile 1.65 (MgCl2) adet/bitki ve tohum ağırlığının 89.0 (Na2SO4) ile 117.9 (MgCl2) mg/bitki arasında değiştiği belirlenmiştir. Ana faktörler arasında interaksiyonu önemli bulunan bitki başına tohum sayısı en fazla MgCl2-TD1 (49.1 adet/bitki) ve MgSO4-TD1 (42.0 adet/bitki) kombinasyon konularında ortaya çıkmıştır. CaCl2, MgCl2, Ca(NO3)2, MgSO4 ve Na2SO4 tuz kaynakları altında çörek otu bitkisinin bitki başına tohum ağırlığı için eşik tuzluluk değerleri belirlenemezken, bunların eğim değerlerinin birim tuzluluk artışında sırasıyla %0.60, 1.47, 3.91, 2.95 ve 1.29 gibi düşük olduğu ortaya konulmuştur. NaCl tuz kaynağı için ise eşik tuzluluk ve eğim değerlerinin sırasıyla 2.56 dS/m ve 1.73 % / dS/m olduğu belirlenmiştir. Çörek otu tohum yağ içeriği için eşik tuzluluk değerlerinin Mg içeren tuz kaynakları altında nispeten yüksek ve Ca içeren tuz kaynakları altında ise nispeten daha düşük; eğim değerlerinin ise Ca içeren tuz kaynakları altında nispeten daha düşük ve Na içeren tuz kaynakları altında ise nispeten daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak çörek otu bitkisinin tohum verimi ve tohum yağ içeriği için tuzluluk eşik ve eğim değerlerinin sulama suyunda bulunan tuz çeşitlerine bağlı olarak değişiklik göstermesi nedeniyle yetiştiricilikte hem sulama suyu tuzluluğunun hem de sulama suyunda bulunan tuzları birlikte dikkate alınması önerilebilir.
Sera koşullarında yetiştirilen marul bitkisinin bitki su tüketiminin buharlaşma ve terleme bileşenlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada farklı sulama suyu düzeylerinde yetiştirilen kıvırcık marulda (Lactuca sativa var. Caipira) evapotranspirasyon (ETc) bileşenlerinden olan evaporasyon (E) ve transpirasyon (T) miktarlarının ayrı ayrı hesaplanması amaçlanmıştır. Bu amaçla yürütülen çalışma 2020 yılı güz yetiştirme döneminde Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi deneme alanında bulunan plastik serada 16.10.2020-22.12.2020 tarihleri arasında tesadüf parseller deneme deseninde yürütülmüştür. E ve T'yi ayrı ayrı hesaplamak amacıyla üzerinde bitki olan ve olmayan saksılar kullanılmıştır. Su stresinin ET ve bileşenlerine olan etkisinin incelenmesi amacıyla araştırmada 3 farklı sulama suyu seviyesi (I100: Tam sulanan konu (%100), I66: I100 konusuna uygulanan suyun %66'sının uygulandığı konu (I100x0.66) ve I33: I100 konusuna uygulanan suyun %33'ünün uygulandığı konu (I100x0.33)) seçilmiştir. Deneme süresince saksılar en fazla iki günde bir tartılmış ve I100 konusunda elverişli kapasitenin %30-40'ı kadar su eksildiğinde tüm konularda sulama yapılmıştır. Tam sulama konusuna uygulanması gereken su miktarı eksilen nemin tarla kapasitesine getirilmesini sağlayacak şekilde kontrollü olarak yapılmıştır. Araştırmada bitkiden meydana gelen terleme doğrudan ölçülerek (Tr(o)) ve modelle tahmin edilerek (Tr(e)) iki yöntem ile belirlenmiştir. Tr(o) ve Tr(e) arasında pozitif yönlü kuvvetli bir ilişki elde edilmiştir. Fakat bu ilişkinin artan su stresine bağlı olarak azaldığı da saptanmıştır. Araştırmada topraktan olan buharlaşma, çıplak topraktan (E) ve bitkili saksılarda örtü yüzdesi dışında kalan alanlarda meydana gelen buharlaşma (Es) olmak üzere iki biçimde belirlenmiştir. Araştırmada su stresinin, marul bitkisinin bitki boyu, kök uzunluğu, örtü yüzdesi, yaprak alan indeksi (LAI), yaprak sayısı, yaş ve kuru baş ağırlığı ile kök ağırlığını önemli düzeyde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır (p<0.01). Araştırmada farklı sulama suyu düzeylerinde Es/ETc ve LAI arasındaki ilişkiler de incelenmiş olup tüm sulama konularında üstel bir ilişki belirlenmiştir. Araştırmada kullanılan yöntem ve bölge koşullarına göre kalibre edilen modellerin, marul bitkisinin ET değerini tahmin etmek ve ET'yi bileşenlerine ayırmak için güvenle kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Fasulye bitkisinde sulama suyu kaynaklı tuzluluk stresinin azaltılmasında selenyum ve silisyum uygulamalarının etkileri
Aşırı tuzluluk, ozmotik stres, toksik iyonların ve iyon dengesizliğinin zararlı etkileri bitki büyümesini ve gelişimini olumsuz etkiler. Fasulye dâhil baklagiller, abiyotik stres faktörleri arasında özellikle tuz stresinden önemli düzeyde etkilendiklerinden tuza duyarlı bitki türleri olarak sınıflandırılırlar. Son yıllarda silisyum ve selenyum gibi elementlerin tuzluluk stresinin azaltılması amacıyla kullanımı konusunda yapılan araştırmalar giderek artmaktadır. Ancak, dünya literatüründe bu elementlerin fasulye bitkisinde tuzluluk stresinin azaltılmasına yönelik araştırma sonuçlarını içeren bir çalışmaya rastlanılmamış olması bilimsel kaynaklarda önemli bir eksikliktir. Bu çalışmanın temel amacı tuzluluk stresinin fasulye (Phaseolus vulgaris L.) bitkisinde büyüme, verim ve kalite parametrelerine olumsuz etkisinin silisyum veya selenyum uygulamaları ile azaltılabilirliğinin belirlenmesidir. Araştırma, Akdeniz Üniversitesinde Mart-2019 ve Mart-2021 tarihleri arasında yağıştan korunaklı bir alanda tartılabilen lizimetrelerde iki yetiştirme döneminde olmak üzere toplam 24 ayda tamamlanmıştır. Çalışmada birbirine benzer ikişer faktörlü (sulama suyu tuzluluğu ve silisyum veya selenyum) iki ayrı deneme oluşturulmuştur. Kontrol (0.6 dS/m), düşük (1.6 dS/m), orta (3.0 dS/m) ve yüksek (4.8 dS/m) olmak üzere dört farklı sulama suyu tuzluluk düzeyi konusu her iki denemede de araştırılan ilk faktör konuları, buna ek olarak fasulye bitkisinin tuzluluk stresine dayanımını arttıracağı düşünülen silisyum ve selenyumun iki hafta aralıklarla üç farklı yaprak uygulama dozları (sırasıyla 0, 56 ve 112 mg Si /L ve 0, 5 ve 20 mg Se/L) ise denemelerde ikinci faktör olarak ele alınmıştır. Denemeler sonunda bitki su tüketimi, toprak tuzluluğu ve drenaj suyu tuzlulukları ile verim parametreleri olarak bakla boyu, bakla sayısı, tohum sayısı, yaş ve kuru biyolojik verim vejetatif kuru ağırlık, bakla kuru ağırlığı ve tohum kuru ağırlığı belirlenmiştir. Bunlara ek olarak bitkide organik asit bileşenlerinin (tartarik asit, okzalik asit, malik asit, maloik asit, şikimik asit, askorbik asit, asetik asit, sitrik asit, maleik asit, fumarik asit ve süksinik asit) analizleri yapılmıştır. Çalışmada son olarak silisyum ve selenyumun her bir yaprak uygulama düzeyi için ayrı ayrı tuzluluk eşik ve oransal verim azalması değerleri de belirlenmiştir. Genel olarak değerlendirildiğinde, her iki yılda da tuzluluk ana faktörünün fasulye bitkisinde bitki su tüketimi, büyüme ve verim gibi parametreleri önemli düzeylerde olumsuz etkilediği ancak, birçok bitkide tuzluluk stresini azaltmada kullanılabileceği önerilen silisyum ve selenyum yaprak uygulamasının fasulye bitkisinde hemen hemen tüm parametreler için genel olarak ifade edilebilecek istatistiksel anlamda olumlu bir eğilim göstermediği ortaya konulmuştur. Kontrol tuzluluk konusu ile karşılaştırıldığında fasulye bitkisine 112 mg Si /L uygulama konusunun tuzluluk eşik değerini bir miktar arttırdığı, 20 mg Se/L uygulama konusunun ise tuzluluk eşik değeri önemli sayılabilecek düzeyde etkilemediği ancak bu uygulamanın eşik sonrası meydana gelen verim azalmasını ifade eden eğim değerini düşük düzeyde de olsa olumlu etkilediği ortaya konulmuştur. Tüm bunlar değerlendirildiğinde, gerek silisyum ve gerekse selenyumun araştırılan uygulama dozlarında dışşal yaprak uygulamalarının fasulye bitkisinde tuzluluk stresinin büyüme, verim ve kalite parametrelerine toleransını geliştirmede beklenenden daha az bir etkiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
Sera iç ortam mikroklimasına örtü malzemesi etkisinin termal kameralar ile belirlenmesi
Planlanan bu çalışma, Antalya'da, İmece Plastik A.Ş'nin araştırma ve deneme alanında bulunan model seralarda yürütüldü. Model seralar yaklaşık 36 m2 taban alanına sahip 3 adet yay çatılı plastik seralardır. Araştırma seralarında örtü malzemesi olarak 3 farklı sera örtü malzemesi kullanılmıştır. Bu örtü malzemelerinden ikisi yeni sera örtü malzemesidir. Bu örtüler sırası ile CO-EX teknoloji ile üretilen çok katlı 175 mikron 36 aylık UV+EVA ve UV+EVA+IR+LD katkılı PE sera örtü malzemesidir. Diğer örtü malzemesi ise araştırma alanında model seralardan birinde bulunan kullanım ömrünü tamamlamış 200 mikron 36 aylık UV+IR+LD+EVA katkılı PE örtü malzemesidir. Çalışmada, farklı sera örtü malzemeleri altında gerçekleşen sera içi çevre koşuları incelenmiştir. Sera örtü malzemelerinin bu özellikleri ortam mikrokliması üzerinde infrared katkı (IR) maddesinin ve film kalınlığın etkisini göstermiştir. Bu amaç için sera iç-dış ortam sıcaklık ve bağıl nem ölçümleri açık gökyüzü koşulları için gün boyunca 24 saatlik zaman aralığına göre saptanmıştır. Çalışmada farklı sera örtü malzemelerinin ortam mikrokliması üzerine etkilerini belirlemek için termal kameralarla örtü malzemelerinin yüzey sıcaklıkları görüntülenmiştir. Çalışmadan elde edilen verilere göre IR katkı maddesinin ve film kalınlığının sera iç ortam sıcaklığında etkili olduğu saptanmıştır. Sera iç ortam ortalama sıcaklık değerlerin 200 mikron UV+EVA+IR+LD katkılı PE film ile kaplı serada 13.3 ile 42.5 oC arasında değiştiği, 175 mikron UV+EVA+IR+LD katkılı PE film ile kaplı serada 12.9 ile 41.9 oC arasında değiştiği ve 175 mikron UV+EVA katkılı PE film ile kaplı serada ise 12.7 ile 41.1 oC arasında değiştiği saptanmıştır. Termal görüntüleme ile elde edilen örtü yüzey sıcaklık verileri de bu sonucu desteklemektedir. Gelişen teknolojiyle hasarsız ve temassız tespite imkan veren termal kameraların seralarda da kullanılabilirliği belirlenmiştir.
Multispektral kameralar kullanarak brokoli bitkisinde tuzluluk stresinin belirlenme olanaklarının araştırılması
Bu çalışmada farklı tuz kaynakları ve tuzluluk seviyeleri altında brokoli bitkisinin bazı fizyololojik özellikleri (klorofil içeriği indeksi, stoma iletkenliği), verim bileşenleri ve multispektral kameraların tuzluluk stresinin belirlenmesinde kullanılabilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma 2021 yılı güz yetiştirme döneminde Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi deneme alanında bulunan plastik serada lizimetre tipi saksılarda yürütülmüştür. Araştırmada, kontrol konusu, 4 tuz kaynağı (CaCl2, MgCl2, NaCl ve Na2SO4) x 3 tuzluluk düzeyi (3.0, 6.0 ve 9.0 dS/m) x 3 tekerrür olmak üzere toplam 39 adet saksı bulunmaktadır. Bitki gelişim periyodu boyunca bitki boyları, bitkinin stoma iletkenliği, yaprak klorofil içeriği indeksi ve multispektral kamera ölçümleri yapılmıştır. En yüksek verim kontrol (C0) konusunda belirlenirken tuz konsantrasyonlarının artışları ile brokoli bitkisinin klorofil içeriği indeksi,stoma iletkenliği, bitki boyu ve bazı verim parametrelerinde azalmalar meydana gelmiştir. Çalışmada farklı tuz kaynaklarının meyve yaş ve kuru ağırlıkları ve meyve çaplarında etkili olduğu belirlenmiştir. Söz konusu parametreler için en yüksek değerler SO4 içeren Na2SO4 (TK4) tuz kaynağında belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada multispektral kameralar kullanılarak elde edilen NDVI (Normalize Edilmiş Fark Bitki Örtüsü İndeksi) değerlerinin artan tuzluluk stresi ile birlikte azalma eğilimi gösterdiği belirlenmiş olup, NDVI değerleri kullanılarak verim parametrelerinin kabul edilebilir doğrulukta tahmin edilebileceği sonucuna varılmıştır.
Toprak altı damla sulama sisteminde farklı lateral derinliklerinin sorgum bitkisinin gelişmesi ile biyoetanol verimine etkilerinin belirlenmesi ve hydrus/2D modeliyle toprak profilindeki nem dağılımının simülasyonu
Bu çalışmada, toprak altı damla sulama yönteminde farklı lateral derinlikleri ve sulama suyu düzeylerinin sorgum bitkisinin verim ve bitki gelişim parametrelerine olan etkilerinin değerlendirilmesini ve HYDRUS/2D modeli yardımı ile en uygun lateral derinliğinin ve sulama suyu miktarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 2020-2021 yılları arasında Antalya bölgesinde tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre üç yinelemeli olarak yürütülmüştür. Deneme konuları olarak, yığışımlı kıyas bitki su tüketimi 25±5 mm'ye ulaştığında, söz konusu miktarın %100'ünün, % 66'sının ve %33'ünün sulama suyu olarak uygulandığı üç farklı sulama suyu düzeyi (sırasıyla S100, S66, S33) ve laterallerin 25 cm ve 50 cm olmak üzere iki farklı derinliğe yerleştirildiği (sırasıyla D25 ve D50) lateral derinliği kombinasyonları kullanılmıştır. Her iki yetiştirme mevsiminde de lateral derinliğinin, lateral derinliği ve sulama seviyesinin interaksiyonunun biyoetanol verim değerlerini etkilemediği belirlenmiştir. Buna karşın, farklı sulama seviyelerinin ortalama biyoetanol verim değerleri arasında istatistiksel olarak farklılık (p<0.01) belirlenmiştir. Uygulanan sulama seviyesi azaldıkça biyoetanol veriminin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Her iki yetiştirme mevsiminin sonunda en yüksek biyoetanol verimi S100 konusunda belirlenirken, ikinci yetiştirme döneminde S66 ve S100 konuları arasında farklılık saptanmamıştır. Genel olarak her iki yetiştirme mevsiminde lateral derinliğinin, lateral derinliği ve sulama suyu seviyesinin interaksiyonunun sorgum bitkisinin gelişim parametrelerini etkilemediği belirlense de 50 cm lateral derinliğinde bitki gelişim parametrelerinin daha iyi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmada HYDRUS/2D programı kullanarak tahmin edilen ve ölçülen toprak su içeriği için belirlenen R2 değerleri, 0.49-0.92, RMSE değerleri 16.76-70.50 mm ve MAE değerleri 16.18-66.36 mm arasında değişmiştir. Elde edilen sonuçlar HYDRUS/2D programının toprak su içeriğini tahmin etmek için başarılı bir model olduğunu göstermiştir. Hazırlanan senaryolarda en uygun ıslatma deseni ve dönem boyunca simüle edilen toprak su içeriği değişimi 40 cm lateral derinliğinde S66 konusundan, aynı hat üzerinde iki farklı lateral derinliği (25 ve 50 cm) kullanılarak oluşturulan konfigürasyonlarda aynı derinliklerde, sulama suyu miktarının eşit bölüştürülerek uygulandığı S100 konusundan elde edilmiştir.
Bazı kışlık sebze türlerinde tuzluluk stresi etkilerinin termal görüntüler yardımı ile belirlenmesi
Bu çalışmada farklı tuz kaynakları ve tuzluluk düzeylerinin brokoli ve karnabahar bitkilerine etkilerinin termal kamera ölçümleri ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Kontrollü sera ortamında saksı denemesi olarak yürütülen bu çalışma faktöriyel düzende tesadüf parselleri deneme desenine göre 3 yinelemeli olarak planlanmıştır. Çalışmada CaCl2, MgCl2, NaCl ve Na2SO4 olmak üzere dört farklı tuz kaynağı, 3.0, 6.0 ve 9.0 dS/m olmak üzere üç farklı tuz konsantrasyonu ve kontrol konusu olarak (0.6 dS/m) şebeke suyu kullanılmıştır. Araştırmada bitkisel materyal olarak yöreye uygun dayanıklı çeşitler olan 'Parthenon F1'brokoli çeşidi ve 'Casper F1' karnabahar çeşidi kullanılmıştır. Araştırma süresince bitki boyları, bitkinin stoma iletkenliği, klorofil içeriği indeksi (CCI) ve kanopi sıcaklıkları ölçülmüştür. Her iki bitkide de artan tuz konsantrasyonlarına bağlı olarak mevsimlik bitki su tüketimi, bitki boyu, CCI, stoma iletkenliği ve toplam biyomas değerleri kontrol uygulamasına göre azalmıştır. Bu verilere paralel olarak artan tuz konsantrasyonu her iki bitkinin de kanopi sıcaklıklarında (kontrol konusuna göre) önemli farklılıklara neden olmuştur. Bu farklılık karnabahar bitkisinde daha erken ortaya çıkmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre termal kamera ile kanopi sıcaklık ölçümleri yapılarak bitkilerin tuzluluk stresi hakkında güvenilir bilgi edinilebileceği sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: İnfrared t
Antalya ili koşullarında sera örtü malzemesi olarak kullanılan yumuşak plastik örtü malzemesinde dolu hasar yoğunluğunun belirlenmesi
Ülkemiz örtüaltı varlığı bakımından dünyada ilk dört ülke arasında yer almakla birlikte Avrupa'da İspanya'nın ardından ikinci sırada gelmektedir. Son 10 yılda seracılığın gelişmesi ile birlikte Tarım ve Orman Bakanlığı tarafınca artan hibe ve destekler neticesinde bu oran hızla artmaya devam etmektedir. Ülkemizdeki mevcut örtüaltı varlığını %90 oranında plastik örtülü bitkisel üretim yapıları (plastik sera, alçak tünel, yüksek tünel) oluşturmaktadır. Doğal afetler, toplumun sosyo-ekonomik faaliyetlerini büyük ölçüde engelleyen, can ve mal kayıplarına sebep olan doğa olayları olarak tanımlanmaktadır. Bu afetlerden özellikle kuraklık, sel/taşkın ve dolu afetleri en fazla yaşanan ve oldukça büyük alanlarda etkisini gösteren afetlerdendir. Bu çalışmada, dolu yağışının Antalya ilindeki polietilen örtü seralarda plastik örtü malzemesinde yarattığı hasar düzeyinin belirlemesi amaçlanmıştır. Çalışma Antalya ili ve ilçelerinde sera sigortası kapsamında sigortalanmış ve dolu yağışları nedeniyle hasar görmüş PE örtülü plastik seralarda yürütülmüştür. Dolu yağışı nedeniyle PE sera örtülerinde oluşan delik (örtünün yırtılması) ve vuruk (örtünün iç bükey biçimde esnemesi) hasar çaplarının ve yoğunluğunun belirlenmesi amacıyla termal görüntüler alınmıştır. Bu amaçla iki farklı termal kamera (TESTO Marka 882 ve Seek Compact Pro) ile Antalya merkez ve seracılığın yaygın yapıldığı ilçelerinde dolu zararının olduğu seralardan ölçümler alınmıştır. Çalışmada ayrıca dolu hasarının sera örtüsünün dayanımına olan etkisi de incelenmiştir. Bunun için, sera örtüsünde meydana gelen dolu hasarlarına ait sınır değerlerini belirlemek amacıyla, materyal olarak seçilen seraların dolu hasarı olmayan kısımlarından alınan örtü malzemelerinin çekme dayanım testleri yapılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler ve alınan termal görüntüler kullanılarak dolu hasar çapları ve hasar yoğunluğu grafikleri oluşturulmuş ve dolu yağışının sera örtü malzemelerinde oluşturduğu hasarın dereceleri belirlenmiştir. Dolu yağışı nedeniyle sera örtüsünde meydana gelen deliklerin sera örtü malzemesinin dayanımına olan etkisinin belirlenmesi amacıyla 4 farklı delik çapı üç farklı yoğunluk seviyesinde değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler her bir kullanım yaşı için ayrı olarak yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, vuruk çaplarının 0.3 cm ile 1.3 cm arasında olduğu ve ortalama vuruk çapı değerinin ise 0.72 cm olduğu belirlenmiştir. Yine, dolu zararı nedeniyle PE örtülerde meydana gelen delik çaplarının 0.7 cm ile 1.5 cm arasında olduğu ve ortalama delik çapı değerinin ise 1.1 cm olduğu belirlenmiştir. Proje boyunca termal kamera ile ölçüm yapılan seraların sadece çok az bir kısmında dolu zararı nedeniyle meydana gelen delik çaplarının 1.5 cm'den büyük olduğu belirlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Termal kamera, Çekme dayanım testi, Tarım sigortası, Dolu vuruk hasarı, Dolu delik hasarı
Örtüaltında yaygın olarak yetiştirilen bitkilerin su tüketimlerinin enerji dengesi yöntemi ile belirlenmesi
Bu çalışmada Akdeniz Bölgesinde düşük teknolojiye sahip polietilen kaplı seralarda üretim ve ticari potansiyeli en yüksek olan domates, patlıcan, biber ve hıyar bitkilerinin bitki su tüketimlerinin (ET) enerji dengesi yöntemiyle tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla enerji dengesi eşitliğinin en önemli parametresi olan aerodinamik direnç değeri literatürde önerilen farklı yöntemlerle hesaplanmasının yanında sera içi rüzgar hızı, bitki boyu ve taç örtüsü-hava sıcaklığı farkına dayalı olarak geliştirilen yeni model ile tahmin edilerek belirlenmiştir. Farklı yöntemlerle belirlenen aerodinamik direnç değerlerinin enerji dengesi eşitliğinde kullanılmasıyla tahmin edilen ET değerleri, lizimetrelerden doğrudan ölçülen ET değerleri ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar literatürde önerilen aerodinamik direnç eşitliklerinin kullanılmasıyla tahmin edilen ET değerlerinin düşük teknolojiye sahip Akdeniz tipi PE seralarda ölçülen değerlerle uyumlu olmadığını göstermiştir. Bu çalışmada geliştirilen aerodinamik dirence ilişkin yaklaşım kullanılarak elde edilen ET değerleri ile gerçek ET değerleri karşılaştırıldığında domates bitkisinde R2, 0.96; RMSE, 12.11; RE, 0.15; MBE, -3.19; dw, 0.99 patlıcan bitkisinde R2, 0.95; RMSE, 12.09; RE, 0.19; MBE, -5.04; dw, 0.98 biber bitkisinde R2, 0.93; RMSE, 10.90, RE, 0.20, MBE, -4.95; dw, 0.97 ve hıyar bitkisinde R2, 0.94; RMSE, 13.25; RE, 0.20; MBE, -4.95; dw, 0.97 performans kriterleri elde edilerek çok kuvvetli ilişki belirlenmiştir. Elde edilen yöntemin çiftçi koşullarında uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla, enerji dengesi eşitliğinin net radyasyon (Rn) ve toprak ısı akısı (G) parametrelerinin tahmini ve ihmal edilmesini içeren çeşitli senaryolara dayalı olarak ET değerleri belirlenmiş ve ölçülen değerlerle karşılaştırılmıştır. Akdeniz tipi sera koşullarında yürütülen bu çalışmada elde edilen sonuçlar sera içi bitki su kullanımının optimizasyonu, sulama otomasyonu ve bununla ilgili bilgisayar yazılımlarına entegre edilerek kullanılabileceği gibi daha sonra yürütülecek çalışmalara da temel oluşturacaktır.
Adıyaman ilindeki sığır barınaklarının ve seraların teknik ve yapısal yönden incelenmesi
Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de tarım sektörünün önemi büyüktür. Ülkemizde nüfusun önemli bir kısmı kırsal kesimde yaşamakta ve tarımsal üretimle geçimini sağlamaktadır. Bu nedenle ülkemizde yaşayan nüfusun yeterli ve dengeli bir şekilde beslenmesi ancak düzenli bir tarımsal üretimin yapılmasıyla sağlanacaktır. Buda ancak bitkisel ve hayvansal üretimin artırılması ile mümkün olacaktır. Bunun için de örtü altı yetiştiricilik ve hayvancılık sektörünün kalkındırılması gerekmektedir. Bu alanlarda yapılacak kalkınma ile gıda, tekstil, ilaç, kozmetik gibi birçok sanayi dallarına hammadde sağlanacaktır. Bu da, milli gelirin ve istihdamın artmasına neden olacak ve böylece ulusal ekonomiye büyük katkı sağlayacaktır. Bu çalışmada GAP bölgesinde yer alan Adıyaman ili merkez ve ilçelerindeki bitkisel üretim yapılarının teknik ve yapısal yönden mevcut durumlarını ve sorunlarını belirlenmesi amaçlanmıştır. Seralarda kullanılan konstrüksiyon malzemeleri, taşıyıcı yapı elemanlarının boyutları, otomasyon ve mekanizasyon düzeyleri, ürün deseni ve üreticilerin karşılaştığı sorunlar saptanmıştır. Aynı şekilde hayvansal üretim yapıları olan sığır, barınaklarının teknik ve yapısal durumları, otomasyon ve mekanizasyon düzeyleri ve sorunları belirlenmiştir ve var olan eksiklerin giderilmesi için çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Yapılan çalışma sonucunda, süt sığırı işletmelerinin %41.7'sinde kaba yem deposunun, %50'sinde kesif yem deposunun ve %41.7'sinde silaj yem deposunun olmadığı belirlenmiştir. Mevcut işletmelerin %25'inde gübre deposunun olmadığı, gübre deposu olmayan işletmelerde gübrenin açıkta ve kontrolsüz olarak depolandığı gözlenmiştir. Yine işletmelerin %8.3'ünde sağım ünitesinin, %41.7'sinde düve bölmesinin, %33.3'ünde doğum bölmesinin, %75'inde dana bölmesinin ve %50'sinde ise hasta hayvan bölmesinin olmadığı tespit edilmiştir. Besi sığırı barınaklarının %7.5'inde kaba yem deposunun, %5'inde kesif yem deposunun ve %70'inde ise silaj yem deposunun olmadığı belirlenmiştir. Besi işletmeleri ile ilgili yapılan istatistiksel analizler sonucunda, besi sığırı işletmelerinin yapıldığı yıllar ile barınaklarda yenilenme ihtiyacı olup olmama durumu arasında anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Yine işletme sahiplerine devletin verdiği kredi, destek ve hibe programları ile barınaklarda bulunan hayvan sayıları arasında ve işletmelerdeki hayvan sayıları ile işletmelerde gübrelik olup olmama durumu arasında anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. ii Kurulan seraların tümü Tarım ve Orman Bakanlığı'nın hibe ve kredi imkanlarından yararlanılarak yapılmış ve bütün seralar özel bir şirkete yaptırılmıştır. Seraların büyük bir çoğunluğunda (%91.7) gotik çatı tipi, geri kalan kısmında yay çatı tipi kullanılmıştır. Seraların tamamında örtü malzemesi olarak UV+IR+AF katkılı yumuşak plastik (PE) ve policarbon (PC) örtü malzemeleri kullanılmıştır. Sera sahiplerinin büyük çoğunluğunun (92.7) seralarında çeşitli sorunların olduğunu bildirmişlerdir. Seralarından hiçbir şikayeti olmayan işletme sahiplerinin oranı sadece % 8.3 olarak belirlenmiştir.
Örtüaltında ilkbahar döneminde yetiştirilen domates bitkisinin gerçek su tüketiminin (ETc) ve bitki katsayısının (Kc) belirlenmesi
Bu çalışmada, ülkemiz sera üretiminin en yoğun olduğu Akdeniz Bölgesinde, üretimi ve ticari potansiyeli en çok olan domates bitkisinin plastik seralarda ilkbahar yetiştiriciliğindeki su tüketimi ve farklı gelişme dönemlerindeki bitki katsayılarının elde edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada ayrıca yaprak alan indeksi (LAI) değerleriyle fotosentetik aktif radyasyon (PAR) miktarı arasındaki ilişki de incelenmiştir. Deneme, 2020 yılında ilkbahar yetiştiriciliği döneminde, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Deneme Alanında yer alan, yarısı çim örtüsü ile kaplı plastik sera içinde,domates bitkisi ve çim için üçer tekerrürlü olmak üzere toplam 6 adet drenaj tipi lizimetrede yürütülmüştür. Domates fideleri seraya 24.02.2020 tarihinde dikilmiş ve deneme 29.06.2020 tarihinde sonlandırılmıştır. Sulamalar, toprak nem açığına dayalı olarak sürdürülmüştür. Çalışmada kullanılan tüm iklimsel veriler sera içindeki otomatik meteoroloji istasyonundan elde edilmiştir. Kıyas bitki (çim) ile domates bitkisinin gerçek su tüketimi, sera içindeki lizimetrelerde ölçülerek domates bitkisinin farklı gelişme dönemlerindeki bitki katsayıları ortaya konulmuştur. Çalışma süresince sera koşulundaki kıyas bitki su tüketimi (ETo değeri) 329.12 mm, ortalama günlük ETo değeri ise 2.61 mm gün-1 olarak saptanmıştır. Sera koşullarında ilkbahar yetiştirme döneminde yetiştirilen domates bitkisinin 127 günlük gelişme periyodu süresince ölçülen bitki su tüketimi (ETc değeri) 526.91 mm, ortalama ETc değeri ise 4.18 mm gün-1 olarak elde edilmiştir. Sera içi koşullarda ilkbahar yetiştirme döneminde yetiştirilen domates bitkisinin ortalama Kc değerleri ise fidelerin seraya dikiminden sonraki 21. güne kadar (başlangıç dönemi) için 0.73, dikimden sonraki 21- 84. gün arası (gelişim dönemi) için 1.49, dikimden sonraki 85-105. günler arası (maksimum Kc dönemi) için 1.88 ve dikimden sonraki 105-127. gün arası (geç dönem) için 1.63 olarak bulunmuştur. İlkbahar dönemi yetiştiriciliğinde domates verimi 21.2 t da-1 olarak saptanmıştır. Araştırma boyunca domates bitkisi taçının üstü, ortası ve altına olacak şekilde üç farklı yüksekliğe yerleştirilen fotosentetik aktif radyasyon (PAR) sensörlerinden elde edilen ortalama PAR değerleri sırasıyla 293.8, 162.4 ve 149.2 μMol m-2 s-1 olarak belirlenmiştir. Bitki boyu uzadıkça bitkinin alt yapraklarına gelen ışınımın azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Yaprak alan indeksi (LAI) ve fotosentetik aktif radyasyon (PAR) oranı arasında güçlü bir ilişki (R2=0.83) olduğu ve araştırma boyunca domates bitkisinin yaprak alan indeksi değeri artıkça, bitki taç örtüsünde ölçülen PAR oranı değerinin azaldığı belirlenmiştir.
Kısıntılı sulama uygulaması altında patlıcan kök dağılımının araştırılması
Bu araştırmada, kısıntılı sulama uygulaması altında patlıcan bitkisi kök dağılımının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, ilkbahar döneminde cam bir serada yürütülmüştür. Geleneksel sulama (S), geleneksel kısıntılı ve sabit yarı ıslatmalı sulama (SYIS) uygulamalarından oluşan sekiz (S-100, S-80, S-60, S-40, SYIS-100, SYIS-80, SYIS-60, SYIS-40) farklı sulama uygulaması ele alınmıştır. Sulama suyu miktarları, kontrol uygulamasına (S-100) uygulanan su miktarının %80, %60 ve %40'ı şeklinde planlanmıştır. Damla sulama yöntemiyle sulama uygulamaları yapılmıştır. Sulama suyunun hesaplanmasında A-Sınıfı Buharlaşma Kabı'ndan alınan buharlaşma değerleri kullanılmıştır. Verim, sulama suyu kullanım randımanı, kök yoğunluğu vb. çok sayıda gözlem ve ölçümler yapılmıştır. Patlıcan bitkisinin, farklı sulama düzeyi ve su uygulama biçimine bağlı olarak, verdiği tepkilerde değişimler saptanmıştır. Verim değerleri arasındaki fark P<0.005 önem seviyesinde anlamlı bulunmuştur. En yüksek verim SYIS-100 uygulamasından elde edilmiştir. Sezon sonunda tüm kök bölgesi için ortalama kök yoğunluğu en fazla 0-10 cm derinliğinde bulunmuştur. Diğer derinliklerde (10-20 cm ve 20-30 cm) ise kök yoğunluğu 0-10 cm'lik katmana göre kayda değer biçimde azalma göstermiştir. En fazla kök yoğunluğuna sahip 5 uygulamadan 3'ü yarı ıslatmalı sulama uygulaması olarak tespit edilmiştir. Genel olarak bakıldığında verilen sulama suyunun artışına bağlı olarak kök yoğunluğunda da bir artış gözlenmiştir. SYIS uygulamalarında bitkinin görece olarak sulanan kısmında, görece olarak kuru bırakılan kısmına kıyasla kök yoğunluğu daha fazla meydana gelmiştir. Araştırma sonucunda; yeterli su kaynağı koşullarında SYIS-100 uygulaması önerilirken, yetersiz su kaynağı koşullarında ise sırasıyla S-80, S-60, SYIS-80, S-40, SYIS-40 şeklinde öneriler yapılabilir.
Farklı geometrik şekillerdeki dren deliklerinin dren verdisi ve sedimantasyona etkilerinin belirlenmesi
Tarım arazilerinin giderek daha da verimli kullanılması gerektiğinin anlaşıldığı günümüz şartlarında, tarımsal üretimde girdilerden de en üst düzeyde yararlanmak gerekmektedir. Drenaj, kaynağı önemli olmaksızın tarım arazilerinde yapılan üretimi sekteye uğratan veya durduran fazla suyun toprak yüzeyinden veya bitki kök bölgesinden uzaklaştırılması olarak tanımlanmaktadır. Toprakaltı drenaj sistemlerinde arazide bulunan fazla su ile ilk karşılaşan unsur, toplayıcı drenlerin üzerindeki drenaj delikleridir. Dren deliklerinin geometrik şekilleri, boyutları, desenleri, sayıları gibi faktörler sistemin içerisine doğru olan su akışına etki etmektedir. Bu çalışmada, delik alanları aynı olan üçgen, dikdörtgen, kare ve daire delik şekillerinin farklı delik sayılarında üç farklı su yükü altında dren verdisine ve sedimantasyona olan etkileri laboratuvar ortamında, sabit seviyeli permeametre yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda delik şekillerinin ve sayılarının topraktan drene olan su miktarını etkiledikleri belirlenmiştir. Tüm su yüklerinden drene olan ortalama debi değerlerine göre en iyi performansı gösteren delik şekilleri kare ve üçgen şekillerinde gözlemlenmiştir. Delik şekillerinden bağımsız olarak en fazla suyu deşarj eden delik sayısı ise 6 delikli plakalarda kaydedilmiştir. Çalışmada kullanılan delik şekillerinin sediment birikimine etki ettiği gözlemlenmiştir. En az sediment birikimi dikdörtgen ve üçgen dren deliğinde ölçülmüştür. Birim alanda altı adet üçgen şeklindeki dren deliğinin minimum sediment birikimi ve maksimum debiyi sağlamasından dolayı uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Antalya ilinin Finike-Demre-Kaş ilçelerindeki seraların yapısalyönden incelenmesi
Tarım sektörü bir ülkede yaşayan insanların yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından hayati bir öneme sahiptir. Ülke nüfusunun yeterli ve dengeli bir şekilde beslenmesi ancak düzenli bir tarımsal üretimin yapılmasıyla sağlanacaktır. Ülkemizde arazi ve su kaynaklarının dikkatsiz ve bilinçsiz kullanımı, yaşanan küresel ısınma ve değişen iklim şartları gibi olumsuz koşullar, toprak ve su kaynaklarımızın azalmasına ve dolayısıyla da tarımsal üretimin önemli boyutlarda olumsuz bir şekilde etkilenmesine neden olmuştur. Bu nedenle artan nüfusun yeterli ve düzenli beslenebilmesi ancak tarımsal üretimde kontrollü ve bilinçli sürdürülebilir bir tarımla sağlanabilir. Antalya'nın 365248 hektar olan tarım arazisinde 50667 hektarında açık ve örtü altı sebze, 551 hektarında süs bitkileri 74787 hektarında meyvecilik, 184867 hektarında ise tarla bitkileri tarımı yapılmaktadır. Türkiye'deki toplam 78960 hektar olan örtü altı tarım alanlarının 28328 hektarı (%37) Antalya'dadır. Antalya'nın örtü altı üretiminde ülkedeki en büyük paya sahip olmakla birlikte mevcut örtü altı yapıların büyük bir bölümünün yapısal yönden dayanıksız / yetersizdir. Ayrıca, Antalya coğrafi konumu ve iklim yapısı gereği doğal afetlere açık bir ildir. Son yıllarda yaşanan şiddetli rüzgâr, fırtına, kasırga, sağanak yağış ve dolu yağışı il genelinde seralarda büyük hasarlara neden olmaktadır. Her yıl yaşanan bu iklimsel olaylar özellikle seracılığın yoğun yapıldığı ilçelerde büyük oranda ürün ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Bu kayıplar, özellikle Antalya'nın batısında bulunan ve seracılık faaliyetlerinin yaygın olarak yapıldığı Kumluca, Finike Demre ve Kaş ilçelerinde daha fazla yaşanmaktadır. Bu çalışmada Antalya ilinin Finike-Demre-Kaş ilçelerinde bulunan seraların mevcut durumları teknik ve yapısal yönden incelenerek sorunlarının belirlenmesi bu sorunlara ilişkin uygun çözüm önerilerinin ve yöntemlerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bunun için ilçelere gidilerek işletme sahiplerine birebir anketler uygulanmış ve mevcut seralarda gözlem ve ölçümler yapılmıştır. Uygulanan anketler, yapılan gözlem ve ölçümler sonucunda, ilçelerdeki seraların büyüklükleri, teknik ve yapısal özellikleri, otomasyon düzeyleri, devlet tarafından verilen destek, kredi ve hibeden yararlanma durumları, tarım sigortası yaptırma düzeyleri ve yapısal ya da üretime ait sorunları belirlenmiştir. Mevcut seraların yarısından fazlasının (%56) 10 yaş ve üzeri olduğu ve seraların neredeyse tamamının (%98.4) demirci ustası tarafından yapıldığı belirlenmiştir. İşletme sahiplerinin yarısına yakınının (%44) seralarını kendi parasıyla, çoğunun ise (%56) kredi hibe ve destekten faydalanarak yaptırdıkları tespit edilmiştir. Bununla birlikte seraların büyük bir kısmının (%70.4) sigortalı olmadığı, çok az kısmının (%29.6) tarım sigortalı ve özel sigortalı olduğu belirlenmiştir. Seraların bir kısmında ise (%4) temel betonunun, yarısından fazlasında ise (%60) subasman betonunun olmadığı belirlenmiştir. Mevcut seraların çok büyük bir kısmında (%96) gölgeleme perdesinin ve yine büyük bir kısmında da (%88.8) havalandırma pencerelerinde böcek tülünün olmadığı belirlenmiştir.
Kısıntılı sulamanın farklı kavun (Cucumis melo L.) çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerine etkisi
Bu araştırmada üç farklı kavun (Westeros, Burak ve Ünlü) çeşidinin; su ihtiyacının tam ve kısıntılı karşılandığı koşullarda verim ve kalite parametreleri açısından performanslarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Antalya-Alanya karayolu üzerinde, Antalya ilinin 20 km doğusunda bulunan Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü (BATEM) Aksu yerleşkesinde 2018 ve 2019 yılları arasında iki yıl süre ile tarla koşullarında yürütülmüştür. Bitki materyali olarak Westeros, Burak ve Ünlü olmak üzere üç farklı kavun çeşidi kullanılmıştır. Araştırma dört farklı sulama seviyesine (%100, %80, %60 ve %40) göre sulamalar planlanmıştır. %100 sulama seviyesinde (I100), elverişli su tutma kapasitesinin %30-40'ı tüketildiğinde, eksilen suyu tarla kapasitesine tamamlanacak şekilde sulama yapılmıştır. Su kısıntısı uygulanan konulara, %100 konusuna (I100) uygulanan su miktarının %80 (I80), %60 (I60) ve %40'ı (I40) kadar su uygulanmıştır. Toprak su içeriği gravimetrik yöntemle takip edilmiştir. Sulama yöntemi olarak damla sulama yöntemi kullanılmıştır. Araştırma; 4 sulama seviyesi ve üç kavun çeşidi olmak üzere 4x3 faktörün kombinasyonu ile 12 konudan oluşmuştur. Her konu üç yinelemeli olarak tesadüf bloklarında faktöriyel deneme desenine göre arazide uygulanmıştır. Araştırmanın ilk yılında (2018) uygulanan sulama suyu miktarı kavun çeşitlerine ve sulama seviyesine bağlı olarak 75.1 ile 144.9 mm arasında değişim göstermiştir. Araştırmanın ikinci yılında (2019) uygulanan sulama suyu miktarları 91.3 mm ile 204.5 mm arasında olmuştur. Araştırmada elde edilen bitki su tüketimi (ET) değerleri 301 mm ile 214 mm arasında değişim göstermiştir. Ortalama meyve ağırlığı değişimi 3251 g ile 4466 g arasında olmuştur. 2018 yılında yapılan ölçümlerde çeşitlere ait yaprak su potansiyeli (YSP) değerleri -0.3 ile -1.6 bar arasında değişmiştir. 2019 yılında yapılan ölçümlerde çeşitlere ait YSP değerlerinin -0.3 ile -1.3 bar arasında değiştiği belirlenmiştir. Araştırmada ölçülen stoma iletkenliği değerleri 189 mmol m-2s-1 ile 681 mmol m-2s-1 arasında değişim göstermiştir. Çeşitlere ait en yüksek verim değerleri %100 sulama seviyelerinde gerçekleşmiştir. Westeros çeşidinde belirlenen en yüksek verim 4511 kg da-1, Ünlü çeşidinde 4175 kg da-1 ve Burak çeşidinde 3980 kg da-1 olmuştur. Meyvede en yüksek briks oranı 8.9 olarak belirlenirken en düşük biriks oranı 5.2 olarak tespit edilmiştir. Sulama seviyelerine ile briks ortalamaları karşılaştırıldığında en düşük briks oranı %100 sulama seviyesinde olmuştur. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre Antalya yöresinde açıkta yetiştirilen ve damla sulama sistemi ile sulanan Kırkağaç tipi kavunda kısıntı uygulanmayan koşullarda mevsimlik sulama suyu miktarı 145 ile 205 mm arasında değişmektedir. Antalya koşullarında kavunda uygulanması gereken ideal sulama suyu miktarında, %20 su kısıntısı uygulandığı koşullarda, I80 konusunda, verimde önemli bir azalma olmamıştır. Aksine su kısıntısı oranı arttırıldığında I60 ve I40 konularında, briks değerlerinde ve sulama suyu kullanım etkinliği değerlerinde I100 konusuna kıyasla istatistiki olarak önemli bir artış meydana gelmiştir. Ancak %40 ve %60 oranlarında su kısıntısı uygulandığı koşullarda verimde önemli miktarda azalma meydana gelebilmektedir. Bu nedenle Antalya koşullarında kavun yetiştiriciliğinde su kaynaklarının sınırlı olduğu koşullarda, uygulanması gereken ideal sulama suyu miktarında %20 oranında kısıntı uygulanması önerilebilir.
Antalya Boğaçay-Kırkgöz Sulama Birliği'ninperformansının değerlendirilmesi
Araştırma Antalya ili merkez ilçesinde bulunan Boğaçay-Kırkgöz Sulama Birliği'nin 2017-2020 yılları arasındaki sulama performansının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Antalya Boğaçay-Kırkgöz Sulama Birliği 2018 yılında alınan kararla DSİ Genel Müdürlüğüne bağlanmış ve aynı yılda 3 sulama birliği (Karaman Duraliler Sulama Birliği, Kırkgöz Sulama Birliği, Döşemealtı Pompaj Sulama Birliği) ile birleştirilme kararı alınmıştır. Birleşmeden önce ismi Boğaçay Sağ Sahil olan sulama birliği 2019 yılında birleşme yazısı ile beraber tek çatı altında ismi Antalya Boğaçay-Kırkgöz Sulama Birliği olarak değiştirilmiştir. 4 sulama birliğinin birleşmesinden oluşan BoğaçayKırkgöz Sulama Birliği'nin 2019-2020 yıllarında finansal performans göstergeleri ortak olarak hesaplanmıştır. Birliğin sulama sahası Cazibe (2420 ha) ve Pompaj (1000 ha) olmak üzere toplam 3420 ha'dır. Performans değerlendirilmesinde su iletim, finansal, tarımsal etkinlik ve üretim performans göstergelerinde Uluslararası Sulama ve Drenaj Teknoloji ve Araştırma Programı (IPTRID) tarafından önerilen yaklaşım kullanılmıştır. Kurumsal etkinlik göstergesinde diğer araştırmacılar tarafından kullanılan performans göstergelerinden yararlanılmıştır. Finansal performans göstergelerinde (TL) kullanılmıştır. Araştırma sonucu, su iletim performans göstergelerinden, birim alana dağıtılan yıllık sulama suyu miktarı 2820-9550 m3 ha-1 , birim sulanan alana dağıtılan yıllık sulama suyu miktarı 6966-18243 m³ ha-1 , sulama oranı %0.30-0.92 ve yıllık su temin oranı 0.60-1.63 olarak hesaplanmıştır. Finansal performans göstergelerinden, yatırımın geri dönüşüm oranı %97.1-227, birim alana düşen toplam işletme, bakım ve yönetim masrafı 291.8-1090.2 TL ha-1 , su dağıtımında istihdam edilen her bir personele düşen toplam masraf 30890.25-119026.77 TL personel-1 , su ücreti toplama performansı %89.73 birim alana düşen çalıştırılan görevli sayısı 0.0061-0.0131 personel ha-1 , kullanıcılara iletilen toplam sulama suyuna karşılık elde edilen ortalama gelir 0.048-0.123 TL m- ³, bakım masrafının gelire oranı 25.4-59.7 TL m- ³ olarak bulunmuştur. Tarımsal etkinlik ve üretim performans gösterge değerlerinden, birim sulama alanına karşılık elde edilen gelir 14611.27-62998.56 TL ha, sulanan birim alana karşılık elde edilen gelir 32503.50-91457.32 TL ha, şebekeye alınan birim sulama suyuna karşılık elde edilen gelir 2.78-7.85 TL m³ olarak hesaplanmıştır. Kurumsal etkinlik gösterge değerlerinden, sulama şebeke yoğunluğu 7.63-45.4 ha km-1 , sulama şebeke personel yoğunluğu 4.4-29.6 km personel-1 olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, Antalya BoğaçayKırkgöz Sulama Birliği'ni oluşturan sulama birlikleri birleşmeden önce işletme bakım, adil su dağıtımı ve su ücretlerini toplamada problemler yaşadığı söylenebilir. Birleşmeden sonra ise özellikle mali konularda, adil ve güvenli su dağıtımı ile işletme bakım hizmetlerinde başarılı bulunmuştur. ii ANAHTAR KELİMELER: Finansal performans, su iletim, sulama birliği, sulama performansı, performans göstergeleri.
Farklı polikarbonat sera örtü malzemelerinin ortam mikrokliması ve bitki gelişimi üzerine etkisinin termal kameralarla belirlenmesi
Bu çalışmada, farklı polikarbonat (PC) sera örtü malzemelerinin ortam mikrokliması üzerine etkilerinin araştırılması ile malzemelerin bazı mekanik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte, örtü malzemelerinin mekanik özellikleri ile ortam mikroklimasının termal kameralarla görüntülenmesi ve bitki gelişimi üzerine etkileri de araştırılmıştır. Araştırmada, sera örtü malzemelerinin ortam mikroklimasına ait özelliklerden toplam ışınım geçirgenliği, fotosentetik aktif radyasyon (PAR) geçirgenliği, sera içi ve dış ortam sıcaklık ile sera içi ve dış ortam bağıl nem ölçüm değerleri belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan sera örtü malzemelerinin mekanik özellikleri olarak, sararma indisi ve darbe dayanımı belirlenmiş ve test numunelerinden deneme süresince üç ayda bir termal kamera ile ölçüm alınmıştır. Farklı sera örtü malzemelerinin ışınım geçirgenliğinin bitki büyüme, gelişme, verim ve meyve kalitesi üzerine etkilerini belirlemek ve bu etkileri termal kamera ile tespit etmek amacıyla 2019-2020 ve 2020-2021 yılları bahar döneminde Mart-Haziran ayları arasında serada domates yetiştirilmiştir. Farklı sera örtü malzemelerinin ortam mikroklimasının termal kameralarla görüntülenmesi amacıyla kanopi ve çatı sıcaklıkları termal kamera ile izlenmiştir. Çalışmada ultraviyole (UV) katkılı PC (UV PC), ultraviyole ve infrared (UV+IR) katkılı PC (UV+IR PC) ve yan duvar UV katkılı PC çatı polietilen (PE) (UV PC+PE) başlangıç toplam ışınım geçirgenliğinin sırasıyla; %49.4, %49.2 ve %62.6 olduğu ve çalışma süresinin sonunda sırasıyla, %25.1, %28.9 ve %10.7 oranında azaldığı saptanmıştır. UV PC, UV+IR PC ve UV PC+PE sera örtü malzemelerinde başlangıç PAR geçirgenliğinin %54.7, %49.3 ve %54.1 olduğu ve çalışma süresi sonunda sırasıyla, %27.2, %25.6 ve %9.4 oranında azaldığı belirlenmiştir. Araştırmada UV PC, UV+IR PC ve UV PC+PE sera örtü malzemelerinin başlangıç sararma indisi değerleri sırasıyla -1.46, 4.41 ve -1.28 olduğu, 21. ay itibarıyla sararma indisi değerlerinin sırasıyla 18.4, 14.5 ve 18.7 olduğu belirlenmiştir. UV PC ve UV+IR PC sera örtü malzemelerinde başlangıç darbe dayanım değerlerinin 1203.4 ve 1162.5 g olduğu, çalışmanın sonunda darbe dayanımlarının UV PC malzemede %20.3 oranında azaldığı, UV+IR PC malzemede ise %6.3 oranında arttığı saptanmıştır. Farklı sera örtü malzemelerinin ayrıca, bitki gelişimi üzerine etkisinin incelendiği bu çalışmada toplam verim dikkate alındığında her iki yetiştirme döneminde de en yüksek verim UV+IR PC sera örtü malzemesinde elde edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmayla, hem ülkemiz hem de dünyada benzer özelliğe sahip bölgeler için PC sera örtü malzemesinin ortam mikrokliması üzerine etkileri, örtü malzemelerinin mekanik özelliklerinin ve ortam mikroklimasının termal kameralarla görüntülenmesi ve bitki gelişimine etkisi ile ilgili birçok temel altlık bilgi ortaya konulmuştur. Ayrıca, gelişen teknolojiyle hasarsız ve temassız tespite imkan veren termal kameraların tarımda kullanılma gerekliliği de ortaya konulmuştur.
Arazi toplulaştırma çalışmalarında parsel endekslerinin belirlenmesinde yeni bir yaklaşım: Aksu Çayı örneği
Arazi toplulaştırma projelerinin başarılı olması ve zamanında tamamlanabilmesi; toplulaştırmanın en önemli aşamalarından biri olan derecelendirmenin arazi sahipleri tarafından kabul edilebilir düzeyde, sağlıklı ve adil olmasına bağlıdır. Dünyanın birçok ülkesinde arazi derecelendirme çalışmalarında çeşitli yöntemler geliştirilmiş ve uygulamaya konulmuştur. Ülkemizde ise derecelendirme haritaları toprak endeksi, verimlilik ya da varlık puanı ve konum endeksi puanı gibi üç farklı kritere göre belirlenmektedir. Ancak kullanılan bu yöntemin yüzeysel ve detaydan uzak oluşu yeni ve daha kapsamlı bir eşitliğin geliştirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Yapılan bu çalışmada derecelendirme haritalarının oluşturulmasında kullanılan sınıflandırılmış ve sınıflandırılmamış parsel endekslerinin belirlenmesi için arazi toplulaştırması yapılan bölgenin coğrafi, fiziksel, kültürel ve sosyo-ekonomik yapısını dikkate alan uluslararası kriterlere uygun daha detaylı yeni bir eşitlik geliştirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmada eşitliklerde kullanılan parametrelerin oranlarının arazi toplulaştırmasında parsel endekslerine, kesinti oranlarına ve miktarlarına ve hakediş miktarlarına olan etkileri de araştırılmıştır. Antalya ili sınırları içerisinde yer alan Aksu çayının arazi toplulaştırması yapılan arazilerindeki üst, orta ve alt zonlarında yer alan arazilerden üst zonu temsilen Serik ilçesine bağlı Çatallar Mahallesi, orta zonu temsilen Serik ilçesine bağlı Abdurrahmanlar Mahallesi ve alt zonu temsilen Aksu ilçesine bağlı Solak Mahallesi arazileri materyal olarak seçilmiştir. Çalışma sonucunda tüm eşitliklerin parsel endeksini mevcut yönteme göre daha detaylı hesapladığı belirlenmiştir. Tüm mahallelerde parsel endeksi ve kesinti oranı açısından toprak endeksinin %30'unun arazi nitelik endeksinin %70'inin alındığı eşitlik avantajlı iken, kesinti miktarı ve hakediş açısından toprak endeksinin %50'sinin arazi nitelik endeksinin %50'sinin alındığı eşitlik avantajlı çıkmıştır. Eşitlikte toprak puanı önemli bir parametre olduğu için toprak puanı oranın %50 olduğu eşitlik çalışmada en avantajlı eşitlik olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışma ile ülkemizde yapılan arazi toplulaştırması çalışmalarına sistem ve yöntem açısından yeni bir bakış açısı kazandırılmış ve mevcut yöntemlerin eksik yönleri değerlendirilerek, yeni bir yöntem önerilmiştir.
Sera koşullarında damla sulama yöntemiyle toprak tuzluluğunun giderilme olanakları
Bu çalışmada, sera koşullarında bir yetişme dönemi sonunda topraktaki tuz yığışımının damla sulama yöntemiyle giderilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, 4 farklı düzeydeki tuzlu toprakların yıkama etkinliği araştırılmıştır. Araştırmada ele alınan yıkama başlangıç toprak tuzluluk ortalama değerleri: (1) T1, 2 dS/m; (2) T2, 3 dS/m; (3), T3, 3.8 dS/m ve (4) T4, 6 dS/m olarak belirlenmiştir. Çalışma sonunda toprak tuzluluğunun 0.7 dS/m'ye düşürülmesi hedeflenmiştir. Araştırma, Antalya ve ülkemizde yaygın olarak üretim yapılan tipte bir cam serada yürütülmüştür. Sera içerisine her bir tuzluluk konusu üç tekerrür halinde tesadüfi olarak yerleştirilmiştir. Yıkama suyu damla sulama yöntemiyle uygulanmıştır. Etkin bir yıkama-tuzluluk ilişkisini ortaya koyabilmek için yıkama suyu bir defada uygulanmamıştır. Yıkama suyu 21 gün boyunca her gün eşit miktarlarda uygulanmıştır. Her yıkamada toprak su içeriğini belirlemek için 0-10 cm, 10-20 cm, 20-30 cm ve 30-40 cm derinliklerden gravimetrik toprak örnekleri alınmıştır. Benzer bir şekilde her yıkamada toprak tuzluluk değerlerini saptamak amacıyla 0-10 cm, 10-20 cm, 20-30 cm, 30-40 cm ve 40-50 cm derinliklerden üçer tekerrürlü olarak toprak örnekleri alınmıştır. Tuzluluk için alınan toprak örnekleri hava kuru hale geldikten sonra rutin yöntemle laboratuvarda hazırlanan çamur ekstraktlarından süzükler çıkarılmıştır. Tuzluluk ölçümleri de çamur süzüklerinde yapılmıştır. Yıkama işlemi sırasında her bir konuya olmak üzere farklı miktarlarda yıkama suyu uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre T1, T2, T3 ve T4 konularındaki tuz yığışımı genel olarak on beşinci (15.) yıkama sonunda hedeflenen tuzluluk (0.7 dS/m) düzeyine düşürülmüştür. Araştırmada farklı tuzluluk düzeyindeki toprakların yıkama işleminde hedeflenen değere ulaşılabilmesi için T1 konusunda 290 mm, T2 konusunda 410 mm, T3 konusunda 500 mm ve T4 konusunda ise 750 mm yıkama suyu kullanılması gerektiği saptanmıştır. Elde edilen veriler ışığında serada bir üretim sezonu sonunda toprakta meydana gelen tuz yığışımının damla sulama yöntemiyle etkin bir şekilde yıkanabileceği sonucuna varılmıştır.
Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde bulunan tarımsal yapılardaki yapı elemanlarının dayanımlarının tahribatsız yöntemle belirlenmesi
Bir yapının istenilen nitelikte olabilmesi için öncelikle projenin ve aplikasyonun kusursuz olması gerekir. Yani, yapı projeleri teknik, konstrüksiyon, işlev ve boyut açısından kusursuz olmalıdır. Bununla birlikte, hazırlanan bu projenin teknik şartlara ve standartlar uygun olarak ve teknik elemanlar tarafından uygulanması gerekir. Bu çalışmada Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi bünyesinde bulunan tarımsal yapıların yapı elemanlarının mevcut dayanımlarının ve bu elemanlarda kullanılan donatı yapısının durumu tahribatsız yöntemlerle belirlenmesi amaçlanmıştır. Bunun için darbe enerjisi 225 kgxm olan N 34 tipi "beton test çekici (Schmidt çekici)" ve 40000 ölçüm kapasiteli ve 300 mm derinliğe kadar ölçüm yapabilme özelliğine sahip profometer 5 rebar locator marka "donatı tarama cihazı (röntgen cihazı=covermeter)" kullanılmıştır. Çalışmada Ziraat Fakültesi bünyesinde bulunan bitkisel üretim yapıları, hayvansal üretim yapıları ve diğer yapıların temel, kolon, kiriş, döşeme, duvar gibi yapı elemanlarının mevcut dayanımlarının belirlenmesi için beton test çekici kullanılarak okumalar yapılmış ve elde edilen okumalar TS EN 13791 Standardındaki Madde 9'a göre değerlendirilerek dayanım değerleri ve beton sınıfları belirlenmiştir. Daha sonra donatı tarama cihazı kullanılarak bu yapı elemanlarında kullanılan boyuna donatı çapı ve sayısı, enine donatı çapı ve aralığı ile pas payı kalınlıkları belirlenmiştir. Böylece her iki yönteme göre elde edilen sonuçlar rapor haline getirilerek mevcut yapıların dayanım durumları ile ilgili çizelgeler ve grafikler oluşturulmuştur. Çalışma sonunda beton test çekici kullanılarak elde edilen sonuçlara göre yapı elemanlarındaki en düşük beton sınıfı 9.10 MPa ile C8 ve en yüksek beton sınıfı ise 35.62 MPa ile C40 olarak bulunmuştur. Yine bu yapı elemanlarında donatı tarama cihazı kullanılarak elde edilen sonuçlara göre donatı çapları Ø8 mm ile Ø24 (Ø16 mm ± 8 mm) arasında ve pas payları ise 3 mm ile 100 mm arasında bulunmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Beton test çekici, beton sınıfı, dayanım, röntgen cihazı, pas payı, tahribatsız yöntem.
Sulama rejiminin tatlı patates ( Ipomoea batatas L. ) çeşitlerinde büyüme, verim ve kalite parametrelerine etkisinin belirlenmesi ve su stresi koşullarında bitki enerji kullanımının hiperspektral ölçümlerle ilişkilendirilmesi
Bu çalışmada bitkisel materyal olarak Convolvulaceae familyasından orijini Orta Amerika'nın tropik iklim kuşağındaki alanlar olan tatlı patates (Ipomoea batatas L.) çeşitleri (Beniazuma ve Koganesengan) kullanılmıştır. Çalışmada tatlı patates bitkisinin farklı sulama rejimleri altında bitki büyüme, verim ve kalite parametrelerinin belirlenmesi ve su stresi koşullarında bitki enerji kullanımının hiperspektral ölçümlerle ilişkilendirilmesi amaçlanmıştır. Arazi çalışması yağış etkisinin kontrol altına alındığı deneme parsellerinde 2017 yılında gerçekleştirilmiştir. Sulama programı deneme boyunca kontrol konusuna ait parsellerdeki 30 cm'lik toprak profilinde kullanılabilir su içeriğinin %40-45'i tüketildiğinde tüm konular için sulamaya başlanılması prensibine dayandırılarak yapılmıştır. Araştırmada 4 farklı sulama rejimi (S100, S75, S50 ve S25) konusu ele alınmıştır. Ayrıca tatlı patates bitkisi için spektroradyometrik ölçümlerle farklı dalga boylarında bitki örtüsünden elde edilen yansıma değerleri kullanılarak farklı vejetasyon indeksleri (Normalize Edilmiş Bitki İndeksi-NDVI, Bant Oranlama İndeksi-VI, Bitki Ayrım İndeksi-DVI ve Su İndeksi-WI) hesaplanmıştır. Bu çalışmayla hem ülkemiz ve hem de dünyada benzer özelliğe sahip bölgeler için tatlı patates bitkisinin sulamasıyla ilgili birçok temel altlık bilgi ortaya konulmuş ve aktarılmıştır.
Farklı renkli ışık seçici ağların ışınım geçirgenliği, ortam mikrokliması ve bitki gelişimi üzerine etkisi
Planlanan bu çalışma, Antalya'da, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde açık tarla koşullarında yürütüldü. Çalışmada gölgeleme materyali olarak %40 gölgeleme oranlı yeşil, %75 gölgeleme oranlı mavi, sedef ve sarı renkli 4 farklı ışık seçici ağ kullanıldı. Dört farklı ağ 720 m2'lik bir alanda 3 tekerrürlü olarak denemeye alındı. Her bir ağın kapladığı alan 180 m2 olup diğer kalan alan (780 m2) kontrol konusu olarak değerlendirildi. Araştırmada, ışık şeçici ağların toplam ışınım ve fotosentetik etkin ışınım geçirgenliği (PAR) ile Gölgeleme Etkinlik Faktörü (GEF) belirlendi. Işık seçici ağlar ve kontrol konusun toplam ışınım, PAR geçirgenlikleri ile GEF faktörlerinin belirlenmesinde aylara bağlı olarak açık gökyüzü koşulları ve saat 06:00-18:00 zaman aralığı dikkate alındı. Anılan malzemelerin, toplam ışınım, PAR geçirgenlikleri ve GEF faktörleri ağ içinde yatay düzleme ulaşan ışınım enerjisinin ağ dışında yatay düzeleme ulaşan ışınım enerjisine oranlaması ile saptandı. Çalışmada farklı ışık seçici ağların ortam mikroklimasına etkisini belirlemek için iç ortam hava ve bitki yaprak sıcaklığı ile nem değerleri uygun algılayıcılarla ölçüldü. Işık seçici ağların bitki gelişimine etkisini saptamak için açık tarla koşullarında domates yetiştirildi. Ayrıca her bir konuda 9 bitki seçilerek 15 günlük aralıklarla izlendi ve gözlem bitkilerindeki vejetatif gelişim parametreleri (bitki boy, kök boğaz kalınlığı, yaprak sayısı), verim ve meyve kalite parametreleri (ortalama meyve ağırlığı, meyve çapı, meyve suyunda EC ve pH, suda çözünebilir kuru madde (SÇKM), meyve rengi belirlendi. Dolayısıyla bu araştırmada, farklı ışık seçici ağların toplam ışınım geçirgenliklerinin, PAR geçirgenliklerinin ve GEF faktörlerinin belirlenmesi ayrıca bu ağların ortam mikroklima koşullarına ve domates bitkisinin gelişimine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Antalya'da lizimetre koşullarında yetiştirilen kinoa bitkisinin su-verim ilişkileri, bitki su tüketimi ve farklı gelişme dönemleri için bitki katsayılarının belirlenmesi
Bu çalışma ile Antalya koşullarında yetiştirilen kinoa bitkisinin su-verim ilişkileri, bitki su tüketimi ve farklı gelişme dönemleri için bitki katsayılarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Alanında kurulu bulunan lizimetre sisteminde 2017 yılı Mart-Haziran ayları arasında, Titicaca (Q-52) kinoa (Chenopodium quinoa Willd.) çeşidi kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmada tam sulama (TS), %75 kısıntılı sulama (KS75), %50 kısıntılı sulama (KS50), %25 kısıntılı sulama (KS25) ve susuz (SZ) konuları tesadüf blokları deneme deseninde üç tekerrürlü olarak ele alınmıştır. TS konusuna 7 günde bir tarla kapasitesine getirecek kadar sulama suyu uygulanırken, kısıntılı sulama konularına belirtilen oranlarda kısıntılı sulama uygulanmıştır. Kinoa bitkisinin gelişme dönemlerine ilişkin bitki katsayılarının (Kc) belirlenmesinde TS konusundan elde edilen bitki su tüketimi (ET) değerleri ve REF-ET bilgisayar yazılımı ile hesaplanan günlük kıyas bitki su tüketimi (ETo) değerlerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, bitki su tüketim değerleri 302.0-198.2 mm arasında değiştiği, Antalya iklimsel koşullarında kinoa bitkisinin kısıntılı sulama düzeylerinde tam sulamaya (TS) göre istatistiksel olarak verimde önemli azalmalar olduğu saptanmıştır. Farklı sulama düzeylerinde kinoa bitkisinin dane verimi 243.0-295.2 kg da-1 arasında değişmiştir. Tam sulama konusunda kinoa bitkisinin gelişme mevsimi boyunca 302.0 mm su tükettiği belirlenmiştir. Farklı sulama düzeylerinin gelişme dönemi içinde meydana getirdiği fiziksel parametrelerin göstergesi olan dane verimi, bitki boyu, stoma iletkenliği, yaprak klorofil içeriği değerlerinde istatistiksel açıdan önemli farklılıklar gözlenmiştir. Ancak, kinoa tohumlarında kalite özelliklerinden olan yağ asitleri ve protein içeriği oranları açısından farklı sulama düzeylerinde istatistiksel olarak fark olmadığı, sadece eikosenoik asit içeriğinin sulama düzeylerine bağlı olarak istatistiksel anlamda farklılık gösterdiği ve uygulanan sulama suyu miktarı azaldıkça kinoa tohumlarında bulunan eikosenoik asit içeriğinin arttığı belirlenmiş, en yüksek eikosenoik asit içeriğinin SZ konuda elde edildiği saptanmıştır. Antalya koşullarında kinoa bitkisinin başlangıç, gelişim, mevsim ortası ve olgunlaşma dönemlerinin sırasıyla 30, 37, 14 ve 15 gün ve toplam gelişme döneminin ise 107 gün olduğu belirlenmiştir. Başlangıç, mevsim ortası ve verim oluşumu (olgunlaşma) dönemleri için, bitki katsayısı (Kc) değerleri ise sırasıyla, 0.54, 1.13 ve 0.79 olarak saptanmıştır. Ayrıca, mevsimlik bitki verim tepki etmeni (ky) 0.54 olarak belirlenmiştir.
Sulama suyu tuzluluğunun tatlı patates çeşitlerindebüyüme, verim ve kalite parametrelerine etkisininbelirlenmesi ve tuzluluk stresi koşullarında bitki enerjikullanımının hiperspektral ölçümlerle ilişkilendirilmesi
Bu çalışmada bitki materyali olarak Convolvulaceae familyasından orijini Orta Amerika'nın tropik iklim kuşağındaki alanlar olan tatlı patates (Ipomoea batatas L.) çeşitleri (Beniazuma ve Koganesengan) kullanılmıştır. Araştırmada tatlı patates bitkisinin farklı sulama suyu tuzluluk düzeyleri altında bitki büyüme, verim ve kalite parametrelerinin belirlenmesi ve tuzluluk stresi koşullarında bitki enerji kullanımının hiperspektral ölçümlerle ilişkilendirilmesi amaçlanmıştır. Arazi çalışmaları 2017 yılında yağış etkisinin kontrol altına alındığı deneme parsellerinde gerçekleştirilmiştir. Sulama uygulamaları deneme boyunca kontrol konusuna ait parsellerdeki 30 cm'lik toprak profilinde kullanılabilir su içeriğinin %40-45'i tüketildiğinde tüm konular için sulamaya başlanılması prensibine dayandırılarak yapılmıştır. Araştırmada 5 farklı sulama suyu tuzluluk düzeyi (T0, T1, T2, T3 ve T4) konusu ele alınmıştır. Ayrıca materyal olarak seçilen tatlı patates çeşitleri için spektroradyometrik ölçümlerle farklı dalga boylarında bitki örtüsünden elde edilen yansıma değerleri kullanılarak farklı vejetasyon indeksleri (Normalize Edilmiş Bitki İndeksi-NDVI, Bant Oranlama İndeksi-VI, Bitki Ayrım İndeksi-DVI ve Su İndeksi-WI) hesaplanmıştır. Bu çalışmayla hem ülkemiz ve hem de dünyada benzer özelliğe sahip bölgeler için tatlı patates bitkisinin sulama suyundan kaynaklanan tuzluluğa tepkisiyle ilgili birçok temel altlık bilgi ortaya konulmuş ve aktarılmıştır.
Antalya ilinde son 10 yılda doğal afetlerden zarar gören bitkisel üretim yapılarının yapısal yönden etkisinin incelenmesi ve tarım sigortası destek durumlarının belirlenmesi
Tarım sektörü bir ülkede yaşayan insanların yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından hayati bir öneme sahiptir. Ülke nüfusunun yeterli ve dengeli bir şekilde beslenmesi ancak düzenli bir tarımsal üretimin yapılmasıyla sağlanacaktır. Özellikle son yıllarda dünyada yaşanan küresel ısınma nedeniyle, dünya nüfusunun büyük bir bölümü açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Dikkatsiz ve bilinçsiz su kullanımı nedeniyle azalan su kaynakları ve değişen iklim şartları tarımsal üretimi önemli boyutlarda etkilemektedir. Bu nedenle artan nüfusun yeterli ve düzenli beslenebilmesi ancak tarımsal üretimde maruz kalınan risklerin minimize edilerek tarım sektörünün geliştirilmesi ile sağlanacaktır. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de tarım sektörünün önemi büyüktür. Ülkemizde nüfusun önemli bir kısmı kırsal kesimde yaşamakta ve tarımsal üretimle geçimini sağlamaktadır. Bu nedenle ülkemizde tarımsal üretimi etkileyen her türlü risk unsuru etkilerinin azaltılması, düzenli bir tarımsal üretimin sağlanabilmesi ve kırsal kesimde yaşayan ve geçimini tarımla sağlayan kişilerin gelirlerinde meydana gelebilecek dalgalanmaların önlenebilmesi için "Tarım Sigortası" çok önemli bir ihtiyaçtır. Antalya'nın örtüaltı üretiminde ülkedeki en büyük paya sahip olması, buna karşın mevcut örtüaltı yapıların büyük bir bölümünün yapısal yönden dayanıksız / yetersiz olması, coğrafi konumu ve iklim yapısı gereği doğal afetlere açık olması gibi nedenlerden dolayı Tarım Sigortasının il genelinde yapılma gerekliliği büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada; Antalya ilindeki bitkisel üretim yapılarının ilde oluşan dolu, sağanak yağış, fırtına, kasırga, hortum ve yangın gibi doğal afetlerden nasıl etkilendikleri, oluşan bu iklimsel afetlere karşı hangi oranda dayanabildikleri ya da bu olaylardan nasıl zarar gördükleri belirlenmiştir. Zarar gören bitkisel üretim yapılarının sayıları, yapısal özellikleri, nasıl zarar gördükleri, bu yapıların tarım ve/veya özel sigorta kapsamında olup olmadıkları, eğer sigortalıysa bu sigortadan ne kadar yararlandıkları belirlenmiştir. Ayrıca bitkisel üretim yapılarının taşıyıcı elemanlarının boyutlarının, sera yapı tipinin ve meydana gelen zararın o bölgede oluşan afetin/afetlerin tipi veya şiddeti ile ilişkisi ortaya konulmuştur. Böylece oluşan afetlerin Antalya'nın hangi bölgesinde hangi oranda etkili olduğu, o bölgedeki örtüaltı yapılarını nasıl etkilediği belirlenerek o bölgeler için uygun sera yapı tipi (boyutları, çatı tipi, örtü tipi vs.) ve konstrüksiyon kesitleri önerilmiştir. Sera işletmelerinin %99'u demirci ustası, %1'i özel bir şirket tarafından yapılmıştır. Ayrıca işletme sahiplerinin %77'si kendi parasıyla, %21'i bankadan kredi alarak ve %2'si hibeden faydalanarak serasını yaptırmıştır. Afetlerden zarar gören seraların %72'si doludan, %1'i yağmur ve doludan, %19'u kasırgadan, %1'i şiddetli yağmur ve doludan, %7'si dolu ve kasırgadan zarar görmüştür. Seraların %93'ü son 8 yılda meydana gelen afetlerden zarar görmüştür. Seraların %55'inin sigortalı olmadığı, %44'ünün tarım sigortalı olduğu, %1'inin ise özel sigortalı olduğu belirlenmiştir.
Duraklı açık süt sığırı barınaklarda kullanılan farklı altlık materyallerin hayvan konforu ve tercihi açısından karşılaştırılması
Süt sığırı barınakları, içinde yaşayan hayvanların hareket etme durumlarına, barındırma yöntemlerine ve iklim koşullarına bağlı olarak farklı şekilde planlanırlar. Soğuk iklimler için uygun olan duraklı kapalı barınaklarda her hayvan için barınak içerisinde bir durak vardır ve inekler bu duraklarda bağlı olarak dururlar. Bu tip barınaklarda, hayvanların dinlenme, sağım, yemleme ve sulama işleri kendileri için ayrılmış bu duraklarda yapılır. Sıcak iklimlerde yapılan duraklı açık (serbest) barınaklarda ise barınak içerisinde her bir inek için bir durak planlanır ancak bu duraklarda inekler bağsız olarak dururlar. Bu tip barınaklarda yemleme, sulama ve sağım işlemleri barınak içinde ya da gezinme yerinde ayrı bir yerde planlanır. İnekler dinlenme yerinde planlanan durakları sadece yatarak dinlenmek için kullanırlar. Bu tip barınaklarda inekler duraklarda bağlı olmadığı için zamanlarının büyük bir kısmını gezinti alanında, geri kalan kısmını ise barınak içerisindeki servis yollarında veya duraklarda geçirirler. Bu nedenle duraklar sığır işletmelerinde oldukça önemli bir barınak elemanıdır. Ülkemizdeki süt sığırı barınaklarında genellikle durak tabanı beton malzemeden yapıldığından, hayvanlar bu tip sert zeminlerde yatmamakta ve çoğu zamanlarını ayakta durarak geçirmektedirler. Oysa durak tabanındaki altlık materyalin yumuşak malzemelerle yapılması durumunda ineklerin gün içerisinde ayakta kalma süreleri azalacak buna karşın duraklarda yatma süreleri artacaktır. Bu çalışma ile ineklerin gün içerisinde farklı durak materyalleri üzerinde ayakta dikilme ve yatma süreleri belirlenerek süt verimi üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışma süresince yapılan ölçüm, kayıt ve gözlemler sonunda elde edilen verilerin istatistiksel analizleri yapılarak farklı materyallerin tercih sürelerinin ve nedenlerinin materyalin yapısal özellikleri ile ilişkisi ve bu tercihlerin süt verimine olan etkisi arasında istatistiksel açıdan fark olup olmadığı belirlenmiştir. Çalışmada 5 farklı altlık malzemesi her biri 10 adet durakta olmak üzere toplam 50 durakta uygulanmıştır. Bir adet sert plastik, iki adet farklı özellikteki yumuşak plastik (yumuşak paspas ve kıvırcık paspas) ve tartan kauçuk altlık materyalleri 4 farklı uygulama şekli ile serbest durak tabanlarına yerleştirilmiştir. Daha sonra durak tabanlarına yerleştirilen farklı altlık malzemelerinin tercih durumları 6 ay boyunca her gün 24 saat yapılan ölçümler, gözlemler ve barınak içerisine yerleştirilen kameralarla kaydedilerek en fazla tercih edilen altlık materyali belirlenmiştir. Ayrıca serbest durak tabanında kullanılan 4 farklı altlık materyallerinin tercih zamanları ve kullanma süreleri beton zeminle kıyaslanmıştır. Yapılan kayıtlar ve gözlemler sonucunda, kullanılan 5 farklı altlık materyal arasında en fazla tercih edilen altlık materyalin yumuşak plastik olduğu (% 26), ve en az tercih edilen altlık materyalin ise beton (% 8) olduğu gözlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Serbest durak, altlık materyal, beton, kauçuk paspas, konfor.
Toprakaltı drenaj sistemlerinde ömrünü tamamlamış lastiklerin zarf malzemesi olarak kullanım olanaklarının araştırılması
Drenaj, havadar bir bitki kök bölgesi oluşturmak amacıyla fazla suyun çeşitli mühendislik yöntemleriyle toprak yüzeyinden veya kök bölgesinden uzaklaştırılması olarak tanımlanmaktadır. Toprakaltı drenajda hem borulara olan su akışını kolaylaştırmak hem de boru içerisindeki siltasyonu önlemek amacıyla organik ve organik olmayan zarf malzemeleri kullanılmaktadır. Ömrünü tamamlamış taşıt lastikleri, mutlaka değerlendirilmesi gereken önemli bir kauçuk malzeme kaynağıdır. Çeşitli yöntemlerle farklı boyutlara küçültülen atık lastikler değişik disiplinlerde kullanılmaktadır. Ancak bu malzemenin drenajda zarf malzemesi olarak kullanımına ilişkin herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır. Bu çalışmada, 10 ve 20 cm kalınlığında ömrünü tamamlamış atık lastiklerden elde edilen farklı boyutlardaki granül malzemenin laboratuvar koşullarında, farklı su yükleri altında, sabit seviyeli permeametre kullanılarak toprak altı drenajda zarf malzemesi olarak kullanılıp kullanılamayacağı 10 cm kalınlığındaki kum-çakıl zarf malzemesi ile karşılaştırılarak test edilmiştir. Çalışma sonucunda, ömrünü tamamlamış lastiklerden elde edilen 20 cm kalınlığındaki granül malzemenin debi ve sediment birikimi yönünden 10 cm kalınlığındaki kum-çakıl zarf malzemesi yerine kullanılabileceği belirlenmiştir. Böylece, hem Ülkemizde her yıl hurdaya çıkan yaklaşık 30 milyon lastik zarf malzemesi olarak değerlendirilerek depolandığı veya yığıldığı yerlerdeki çevre zararlarının önüne geçilmiş olacak hem de drenlerde siltasyon birikimini önleyecek şekilde çevre sorunu yaratmadan yok edilmiş olacaktır.
Topraksız tarımda farklı tuzluluk ve yıkama oranları uygulanarak yetiştirilen biberde (Capsicum annuum L.) su tüketimi, verim ve bazı meyve kalite parametrelerinin belirlenmesi
Araştırma, topraksız koşullarda yetiştirilen biber (Capsicum annuum L.) bitkisinde farklı tuzluluk düzeyleri ve yıkama oranlarının, bitki gelişimi, verimi, kalite ve su tüketimi üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla, 2010 - 2012 yılları arasında, dört üretim dönemini kapsayacak şekilde tesadüf blokları bölünmüş parseller deneme desenine uygun olarak (3 tekrarlı) deneme alanı düzenlenmiştir. Açık besleme sistemi şeklinde, perlit ve Hindistan cevizi kabuğu ortamında yürütülen çalışmada bitki besin maddesi ilavesiyle hazırlanan besin çözeltisinin ölçülen tuzluluk konsantrasyonu kontrol uygulaması (T1) olarak alınmış ve tuz düzeyi konularından birini oluşturmuştur. Kontrol konusunda elde edilen tuzluluk düzeyinin sırasıyla her uygulama konusu için 2 (T2), 4 (T3) ve 6 dS/m (T4) arttırılmasıyla 3 farklı tuz düzeyi daha oluşturulmuştur. Denemeye alınan 4 farklı tuzluluk düzeyi kontrol konusu dışındaki konularda tuzluluk düzeyleri stok NaCl çözeltisi kullanılarak sağlanmıştır. Araştırma konularından birini oluşturan yıkama oranları haftalık gözlemlere dayandırılarak % 15 - 20 (YO1) ve % 35 - 40 (YO2) düzeyinde tutulmaya çalışılmıştır. Elde edilen bulgulara göre üretim dönemlerine ilişkin olarak, denenen iki yıkama uygulamasının istatistiksel anlamda genel olarak verimi etkilemediği buna karşın konulara uygulanan besin çözeltisinin elektriksel iletkenlik (EC) düzeyi arttıkça verimin azaldığı saptanmıştır.
Uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemi kullanılarak küçükbaş hayvancılık işletmeleri için uygun yer seçimi
Bu araştırmada, İzmir ili Karaburun yöresinde küçükbaş hayvancılık işletmeleri için en uygun alanların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, ilk olarak uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemi kullanılarak bir sorgu modeli geliştirilmiştir. Modelin geliştirilmesinde, küçükbaş hayvancılık işletmeleri için uygun yer seçimine ilişkin yasal ve teknik esaslar dikkate alınarak, sekiz farklı değerlendirme ölçütü (yerleşim yerlerine uzaklık, göl ve benzeri su kaynaklarına uzaklık, su havzaları koruma alanlarına uzaklık, rüzgar enerji santrallerine uzaklık, sulama ve drenaj kanallarına uzaklık, eğim, bakı ve arazi kullanım sınıfı) ve bu ölçütlere ilişkin "uygun", "koşullu uygun" ve "uygun değil" şeklinde üç farklı değerlendirme sınıfı öngörülmüştür. Sonra, geliştirilen modelle araştırma alanındaki örnek işletmelerin yerlerinin uygunluğu sorgulanmıştır. Yapılan sorgulamada, araştırma alanı arazı varlığı (42 707.15 ha) içerisinde oransal olarak, küçükbaş hayvancılığın yapılmasına "uygun" alanların % 3.54, "koşullu uygun" alanların %2.78 ve "uygun olmayan" alanların ise % 93.60 olduğu, ayrıca seçilen örnek işletmelerin yerlerinin ise hiçbirinin uygun olmadığı belirlenmiştir. Bu sonuçlar, araştırma alanındaki arazilerin genelinin özellikle bakı ve arazi kullanım sınıfı bakımından küçükbaş hayvancılık için uygun olmadığını göstermiştir. Ayrıca araştırmada, hayvancılık işletmesi yerlerinin seçiminde geliştirilen sorgu modelinin işlevselliğinin ve kullanım etkinliğinin arttırılmasına yönelik öneriler sunulmuştur.
Farklı kısıtlı sulama koşullarındaki zeytin ağaçlarında (cv memecik) bitki su potansiyeli ve stoma iletkenliğinin zamansal değişiminin belirlenmesi
Bu çalışma, 2013 yılında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Bornova Zeytincilik Araştırma İstasyonunda yapılmıştır. Memecik çeşidi zeytin ağaçlarında kısıtlı sulama koşullarında stoma iletkenliği (gs), yaprak su potansiyeli (YSP) ve yaprak sıcaklığı-hava sıcaklığı farkı (Tc-Ta)'nın değişimi izlenmiştir. Çalışmada ayrıca stoma iletkenliği ve yaprak su potansiyeli ile solar radyasyon, rüzgar hızı, toprak sıcaklığı, buhar basıncı açığı verileri arasında korelasyon ve regresyon analizleri yapılıp aralarındaki ilişki ortaya konmuştur. Konular; K1: Susuz; K2: 5 günde bir 0–90 cm toprak derinliğindeki eksilen nemi tarla kapasitesine getirecek şekilde sulama yapılması; K3: K2 konusunda uygulanan suyun %33'ünün uygu-lanması; K4: Çekirdek sertleşmesi, meyve büyümesi ve yağ dolumu aşamalarında olmak üzere 0–90 cm toprak derinliğindeki eksilen nemin %50'sini dikkate alarak 3 kez sulama yapılması ve K5: Çekirdek sertleşmesi, meyve büyümesi ve yağ dolumu aşamalarında olmak üzere 0–90 cm toprak derinliğindeki eksilen nemin %25'ini dikkate alarak 3 kez sulama yapılması şeklinde oluşturulmuştur. Araştırmada konulara göre sulama suyu ihtiyacı 0 ile 813.9 mm arasında, bitki su tüketimi ise 128 ile 785 mm arasında değişiklik göstermiştir. Çalışmada elde edilen bulgulara göre yaprak su potansiyeli, Tc-Ta ve gs değerlerinde konular arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur. Araştırmada, stoma iletkenliği ve yaprak su potansiyeli arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İlişkinin korelasyon katsayısı 0.708, r2=0.501 olarak bulunmuştur. Rüzgar hızı, solar radyasyon, toprak sıcaklığı, buhar basıncı açığı gibi meteorolojik verilerin, stoma iletkenliği ve yaprak su potansiyeliyle olan ilişkileri istatistiksel olarak ya kuvvetsiz ya da önemsiz olarak karşımıza çıkmıştır. Bunun nedeni olarak tarla koşullarında bir çok parametrenin aynı anda etki etmesi nedeni ile bağımsız etkisinin belirlenememesi olarak açıklanabilir.
Sera domates yetiştiriciliğinde otomasyona dayalı uygun sulama programının saptanması
Çalışma 2014 yılı ilkbahar bitki yetiştirme dönemini kapsayacak şekilde Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi (UTAEM) içinde bulunan PE örtülü serada gerçekleştirilmiştir. Domatesin (cv. Newton F1) bitkisel materyal olarak kullanıldığı çalışmada; uygulanan sulama düzeyleri bitki kök bölgesi kullanılabilir nem kapasitesinin farklı düzeylerde tüketilmesine izin verilen sulama programlarına dayandırılmıştır. Tam sulama (S1) konusunda kullanılabilir nem kapasitesinin % 15; diğer konularda ise sırasıyla (S2) % 30, (S3) % 45 ve (S4) % 60 düzeylerinde tüketilmesine izin verilmiş; böylece kullanılabilir nem kapasitesi seviyeleri S1 konusunda % 85-100, S2 konusunda % 70-85, S3 konusunda % 55-70 ve S4 konusunda % 40-55 arasında tutulmaya çalışılmıştır. Araştırma tesadüf blokları deneme deseninde 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Araştırmada damla sulama yöntemi kullanılmış ve sulamaların zamanlamasında bitki kök bölgesine yerleştirilen toprak nem algılayıcılarından (sensör) yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlarda ; S1 konusunda 241 mm., diğer konularda da sırasıyla 204.2 mm., 125.9 mm ve 92.3 mm. bitki su tüketimi hesaplanmıştır. Verim değerleri konulara göre sırasıyla 10.32 kg/m2, 9.68 kg/m2, 7.42 kg/m2 ve 5.57 kg/m2 olarak bulunmuştur. Konulara göre verim etmeni (ky) değeri, pazarlanabilir ve toplam verimde sırasıyla 0.68 ve 0.66 olmuştur. Konulara göre bitki su tüketimi ve sulama suyu miktarlarından elde edilen su kullanım etkinlikleri WUE (kg/m3) ve IWUE (kg/m3) değerleri; pazarlanabilir ve toplam verimde sırasıyla 41.26-59.15, 41.26-60.35 ile 42.82-59.74, 42.82-60.94 olarak bulunmuştur. Meyve kalite analizleri sonuçlarına göre; konular arasında yalnızca meyve sertliği açısından farklılık bulunmuş, diğer kalite parametreleri farklılık göstermemiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; sera domates yetiştiriciliğinde bitki kök bölgesindeki nem açığının % 30'u aşmaması gerektiği sonucuna varılmıştır Anahtar Sözcükler : Sera, domates, toprak nem algılayıcısı, otomasyon, bitki su tüketimi.
Ordu ilinde kivi yetiştiriciliği ve sulaması
Bu araştırmada, Ordu ilinde kivi yetiştiriciliği, kivi yetiştirilen yörelerde sulama sorunları ve sulama şekilleri ortaya konulmuştur. Sorunlara çözüm önerileri geliştirmek ve yetiştiricilerin kivi sulaması konusunda görüş ve bilgilerini belirlemek amacıyla anket çalışması yapılmıştır. Yıllara göre hangi yörelerde hangi sulama yöntemi kullanıldığı araştırılıp, hangisinden daha çok verim alındığı konusunda değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda; yetiştiricilerin bir çoğunun hem kolay kurulması, hem de daha fazla üretim artışı sağlaması nedeniyle yağmurlama sulama sistemini yeğledikleri saptanmıştır. Sulamada kullanılan suların uygun niteliklerde olduğu, fakat sulama zamanında Sulama zamanında yetiştiricilerin yeterli miktarda suyu toprağa uygulayamadıkları görülmüş olup konunun ilgili birimlere iletilmesinde yardımcı olunmuştur.
Erzurum ili kış koşullarında buzağı ahırında zemin altı borulu doğal havalandırma sisteminin etkinliği üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın amacı; hayvanların sürekli barınak içerisinde kaldığı Erzurum iklim koşullarında kış mevsiminde buzağı ahırında alternatif bir havalandırma sistemi olan zemin altı borulu doğal havalandırma sisteminin etkinliğini araştırmaktır. Araştırmanın amacını gerçekleştirmek için 150 m2 taban alanına sahip 48 başlık buzağı ahırından yararlanılmıştır. Ahırda zemin altı borulu doğal havalandırma sistemi ve pencerelerle yapılan doğal havalandırma sistemi uygulanmış, ahır içerisinde sıcaklık, bağıl nem, hava akım hızı, barınak içi kirletici unsurlardan amonyak (NH3), hidrojensülfür (H2S), sülfürdioksit (SO2), karbonmonoksit (CO), karbondioksit (CO2), metan (CH4) gazları ile dış havaya ilişkin sıcaklık, bağıl nem, hava akım hızı değerleri Aralık, Ocak, Şubat ve Mart ayları boyunca sürekli ölçülmüştür. Uygulanan her iki havalandırma sisteminde ölçülen parametreler istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda; Erzurum ili iklim koşullarında buzağı ahırında zemin altı borulu doğal havalandırma sisteminin, pencerelerle yapılan doğal havalandırma sistemine göre barınak içi sıcaklık, bağıl nem, hava akım hızı ve barınak içi kirletici unsurlara ilişkin parametreleri istatistiksel olarak daha olumlu bir şekilde etkilediği görülmüştür. Zemin altı borulu doğal havalandırma sisteminde barınağın uzun duvarlarından birinin dış yüzeyinden alınıp barınak tabanını enlemesine katederek diğer uzun duvarın iç yüzeyinden barınak içerisine girmesi sonucu dış hava, pencerelerle barınak içine alınan dış havaya göre daha ılık duruma gelmektedir. Bu durum; barınak içinde havanın daha homojen dağılmasına, sıcaklık, bağıl nem ve hava akım hızının daha uygun sınırlarda olmasına katkıda bulunabilmektedir.
Çanakkale'nin bazı iklim parametrelerinin küresel iklim değişikliği sürecindeki durumu ve su kullanımına olası etkileri
Tarımsal sulama açısından dikkate alınan etmenlerden olan bitki su tüketimi, iklim parametrelerinden doğrudan etkilenmektedir. Son yıllarda söz konusu iklim parametrelerinin değişimi konusunda farklı görüşler ve senaryolar sıklıkla dile getirilmektedir. İklim değişikliği konusunda, 2001 yılında yapılan hükümetler arası panelde iklim dar anlamda ortalama hava olarak tanımlanmaktadır. Son dönemde çevre politikaları bağlamında iklim değişikliği; sıklıkla sadece küresel ısınma olarak bilinen ve ortalama yüzey sıcaklığındaki artışını da içeren modern iklim değişimine atıf yapmaktadır. Sıcaklık artışı, tüm sektörlerde suya olan talebi de artırmaktadır. Özellikle suyu en fazla kullanan tarım sektöründe pik dönemdeki sulama suyu ihtiyacının artmasının yanında sulama suyu ihtiyacı fazla olan bitkilerinde üretim deseninde yer alması sınırlı kaynak suyun üzerindeki baskıyı daha da artırmaktadır. Yapılan tez çalışması kapsamında, Çanakkale İlinin 1937-2015 döneminde ölçülen sıcaklık ve yağış değerlerinde her hangi bir kırılma olup olmadığı incelenmiştir. Sıcaklık serilerinde özellikle minimum ve ortalama sıcaklık değerleri, Mann-Kendall mertebe korelasyon analizine, R tabanlı RClimDex ve RHTest analizlerine tabi tutulmuş ve söz konusu parametrelerin istatistiksel olarak anlamlı bir krılma saptanmamış ancak hafif bir artış eğilimi gösterdiği belirlenmiştir. Aynı dönemdeki yağış serilerinde ise her hangi bir değişim ve eğilim saptanmamıştır. Diğer bir ifadeyle yağış kayıtlarında El Niño (sıcak olaylar) ve La Niña (normal ya da soğuk olaylara) olarak isimlendirilen dönemlerde kaynaklanan kırılmaların dışında istatistiksel olarak anlamlı sayılabilecek her hangi bir kırılma belirlenmemiştir. Bu sonuçlara bağlı olarak, Çanakkale ilinde karşılaşılan suya ilişkin problemlerin, sıcaklık ve yağış kırılmalarından olmadığı, mevcut talep artışlarının yanında su yönetimindeki eksiklik ve hatalardan kaynaklandığı söylenebilir.
Farklı karışım içeriklerine sahip sıvaların duvar ısı iletimine etkisinin hot box yöntemiyle belirlenmesi
Enerjinin tüketildiği alanlardan birisi de ısınma olup, harcanan enerji, toplam enerji gereksinimi içerisinde önemli bir paya sahiptir. Yapılarda uygulanacak yalıtım, ısı kayıplarını azaltılacağı gibi önemli ölçüde enerji tasarrufu da sağlamış olacaktır. Yalıtım için çok çeşitli malzemeler kullanılabilmektedir. Atık malzemelerin yalıtım amacıyla yeniden kullanımı, enerji tüketimi ve çevre kirliliğini önemli ölçüde azaltmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı; öğütülmüş ayçiçeği sapı, hızar talaşı, saman, yaprak, plastik ve perlitin tekrar ekonomiye kazandırılması, çevreye zararlı etkilerinin azaltılması ve yalıtım amacıyla belirli oranda sıva karışımına katılarak özellikle tarımsal yapılarda duvar ısı iletkenliğine etkisini belirlemektir. Normal agrega (kum), pomza (ponza) ve kum-pomza ile hazırlanan sıva karışımlarına çimento veya kireç ağırlığının %10'u yerine bu atıkların katılmasıyla ısı iletimindeki değişimler araştırılmıştır. Hazırlanan karışımlar, 1x1 m boyutlarında ve normal duvar harcıyla örülen duvar örneklerine iç ve dış sıva olarak uygulanmıştır. Duvar örneklerinin 39 tanesi 13 cm kalınlığında yatay delikli tuğla ile, her birinden 3'er adet olmak üzere toplam 15 adet örnek de 2 sıra boşluklu bims, 3 sıra boşluklu bims, gaz beton (ytong), düşey delikli tuğla ve yatay delikli tuğladan örülmüştür. Örülen 39 örneğin; 3 adedi normal sıva ile (kontrol grubu), 36 adedi de atık katkılı sıvalarla sıvanmıştır. Diğer 15 örnek hiç sıvanmamıştır. Duvar örneklerinin ısı iletkenlik değerleri hot box cihazı yardımıyla belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlar; çeşitli atıklar katılarak hazırlanan sıvalarla sıvanan duvar örneklerinin büyük çoğunluğunun kontrol grubu örneklere göre daha düşük ısı iletkenlik değerlerine sahip olduğunu ve tarımsal yapılarda ısı yalıtımı amacıyla kullanılabileceğini göstermektedir. Tüm duvar örneklerinde ısı iletkenliği (λ) değerleri 0,1636-0,4923 W/mK arasında değişmiş; en küçük değer sıvasız olarak örülen gaz beton (ytong) duvardan, en yüksek değer ise sıvasız olarak düşey delikli tuğla ile örülen duvardan elde edilmiştir. Kontrol grubu için ortalama ısı iletkenliği 0,4243 W/mK olarak hesaplanmıştır.
Tarımsal yapılarda kullanılan hafif agregalı beton blokların bazı özelliklerinin iyileştirilmesi olanakları üzerine bir araştırma
Ülkemizde son yıllarda giderek kullanımları yaygınlaşan hafif beton bloklar, özellikle ısı yalıtımı, birim hacim ağırlığı ve donma-çözülme dayanıklılığı bakımından, taş, kerpiç ve tuğla gibi geleneksel yapı malzemelerine göre daha üstün niteliklere sahiptir. Ülkemiz hafif beton blok yapımında kullanılan doğal hafif agrega kaynakları yönünden büyük bir potansiyele sahip bulunmaktadır. Bu çalışma, doğal hafif agrega ve bunlarla üretilen beton blokların bazı fiziksel ve mekanik özelliklerinin, piyasada üretilen beton bloklarların özellikleriyle karşılaştırılması ve kırsal alandaki tarımsal yapılarda taşıyıcı duvarlarda kullanılan beton blokların özelliklerinin iyileştirilmesi olanaklarının araştırılması amacıyla yapılmıştır. Hafif beton blok üretiminde Van ili Erciş ilçesi ve Erzurum ili Pasinler ilçesi yöresinde ekonomik potansiyeli bulunan agrega ocaklarından sağlanan hafif agregalar ve bunlara ince malzeme olarak ayrı ayrı katılan tüf ve normal kum kullanılmıştır. Özellikleri belirlenen agregalarla doğal ve ayarlanmış granülometri bileşimini içeren 150, 200, 250 ve 300 kg/m-3 dozajlı beton bloklar üretilmiştir. Beton blokların belirlenen fiziksel ve mekanik özelliklerinden 28 günlük basınç dayanımılarının 12.1-26.3 kgf/cm2, birim hacim ağırlıklarının 575-751 kg/rn^, ısı iletkenliklerinin 0.135-0.192 kcal/mh°C, donma-çözülme sonrası basınç dayanımlarının 12.9-29.6 kgf/cm2 ve su emme değerlerinin ise %18.6-%27.6 arasında olduğu saptanmıştır. Yapılan deneyler sonucunda, tüf kumu karışımlı hafif agregalarla üretilen beton blokların normal kum karışımlı hafif agregalarla üretilen beton bloklardan daha düşük birim hacim ağırlık ve ısı iletkenlik değerlerine sahip olduğu, doğal ve granülometrisi ayarlanmış agregalarla üretilen beton bloklar arasında önemli farklılıklar bulunmadığı, hafif beton blokların standartta belirtilen minimum basınç dayanımlarına en az 250 kglmP çimento dozajlarında ulaşılabildiği, donma-çözülme etkisinin hafif beton bloklarda basınç dayanımını artırdığı ve su emme değerlerinin ise yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Yöredeki beton blok üreticilerinin bu araştırmadan elde edilen değerleri dikkate aldıklarında, daha iyi özelliklere sahip beton blok üretebileceklerdir. Sonuç olarak Doğu Anadolu Bölgesi'nde bol miktarda bulunan ve nitelikli özelliklere sahip olan araştırma materyali hafif agregalardan yapılan hafif beton blokların yöredeki tarımsal yapılarda kullanılmalarının yararlı olabileceği kanısına varılmıştır. 2002, 164 sayfa Anahtar kelimeler: Hafif agrega, pomza, tüf, hafif beton blok, tarımsal yapılar, fiziksel özellikler, mekanik özellikler.