Adnan Menderes University
Anabilim Dalı

Veterinerlik Farmakoloji ve Toksikolojisi Anabilim Dalı

Adnan Menderes University

13

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

13 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Streptozotosin ile deneysel olarak diyabet oluşturulmuş sıçanlarda selejilinin nöroprotektif etkisi

Diyabette uzun sürede çeşitli komplikasyonlar gelişebilmektedir. Bu komplikasyonlardan biri diyabetik nöropatidir. Doku kültürü ve hayvan modellerinde selejilinin nöroprotektif etkisi saptanmıştır. Bu çalışmada streptozotosin (STZ) kullanılarak diyabet oluşturulmuş sıçanlarda, selejilinin nöroprotektif, DNA hasarını önleyici ve antioksidan etkileri araştırıldı. Çalışmada 40 adet erişkin Wistar albino erkek sıçan kullanıldı. Deneysel diabet 50 mg/kg STZ'in intraperitonal enjeksiyonu ile gerçekleştirildi. Kan glukoz düzeyi 200mg/dL ve üzerinde olan sıçanlar diabetik olarak kabul edildi. Çalışmada kontrol negatif (diyabetik olmayan sıçanlar), kontrol pozitif (diyabetik sıçanlar) ve selejilin grupları (5 mg/kg, 10 mg/kg, 20 mg/kg) oluşturuldu. Selejilin, selejilin gruplarındaki sıçanlara 21 gün boyunca, belirtilen dozda intragastrik sonda ile verildi. Diabetli sıçanlarda negatif kontrol grubuna göre canlı ağırlık azaldı (P<0.01). Selejilin 20 grubu diğer gruplarla karşılaştırıldığında HbA1c düzeyi düştü(P<0.05). Diabetli gruplarda negatif kontrole göre proksimal ve distal amplitüd değerleri azaldı (P<0.05). Diabetli kontrole göre selejilin 5, 10 ve 20 gruplarında lenfosit DNA kuyruk yoğunluğu ve kuyruk momenti değerleri azaldı (P<0.001). Beyin ve karaciğerde selejilin 20 grubunda antioksidan parametrelerin arttığı (SOD, CAT, GSH), oksidan parametrenin (MDA) düştüğü saptandı (P<0.01). Selejilinin 20mg/kg dozda uygulandığında,diabete bağlı gelişen oksidatif stres, DNA hasarı veHbA1c düzeyiniazaltabileceği sonucuna varıldı.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-deneyselElektromiyografi+4
Mehmet Onur Ak
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ratlarda indometazinle oluşturulan gastrik ülser üzerine silimarinin koruyucu etkilerinin araştırılması

Taşdemir B. Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Farmakoloji ve Toksikoloji Programı Yüksek Lisans Tezi, Aydın, 2016. Silimarin doğal polifenolik yapılı flavonoid antioksidan bir madde olup, serbest radikallere ve reaktif oksijen türlerine karşı etkili olduğu bildirilmiştir. Uzun yıllardan beri hepatoprotektif olarak kullanılmaktadır. İndometazin, nonsteroidal anti-inflammatuar bir ilaç olup mide dokusunda oksidatif hasara yol açabilir. Bu amaçla indometazin ile indüklenmiş mide ülseri modelinde silimarinin koruyucu etkinliği araştırıldı. Çalışma kapsamında 42 adet erkek Wistar-albino rat kullanıldı ve sıçanlar kontrol, indometazin, lansoprazol, silimarin 25, 50 ve 100 mg/kg olacak şekilde 6 gruba ayrıldı (n=7). Gastik ülser 25 mg/kg indometazin ile indüklendi ve farklı dozlarda (25, 50 ve 100 mg/kg) silimarinin koryucu etkinlik düzeyi araşırıldı. Silimarinin koruyucu etkinliği ülser tedavisinde günümüzde çok sık kullanılan lansoprazol (30 mg/kg) ile karşılaştırıldı. Mide dokusu superoksid dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve miyeloperoksidaz (MPO) aktivitesi ile malondialdehid (MDA) ve glutatyon (GSH) seviyesi analiz edildi. Mide dokusu aynı zamanda makroskobik olarak ülseratif alanlar yönünden de değerlendirildi. Diğer gruplarla karşılaştırıldığında, silimarin 100 mg/kg dozunda antiülseratif etkiler yaptığı görülmüştür. Aynı dozdaki silimarin mide dokusu MDA seviyesi ve MPO aktivitesini azalttığı, CAT hariç diğer antioksidan enzim aktivitesini arttırdığı görüldü. Bu sonuçlar, indometazin kullanılarak oluşturulmuş mide ülseri ile ilişkili oksidatif streste silimarinin koruyucu bir rolünün olabileceğini gösterdi. Anahtar Kelimeler: Silimarin, gastrik ülser, indometazin, antiülseratif etki, oksidan/antioksidan parametre.

AntioksidanlarAntiülser ajanlarGastrit+5
Barış Taşdemir
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ratlarda deneysel bisfenol-A toksikasyonunda folik asit'in koruyucu etkilerinin araştırılması

Bisfenol A (BPA) propan yapısında, iki fenol ve polikarbonat moleküllerinin birleşmesiyle elde edilen bir maddedir. BPA önemli bir çevresel kirletici olup, insan ve hayvanlar başta olmak üzere tüm canlı yaşam üzerinde pek çok olumsuz etkiye sahiptir. Bu etkilerin birisi de oksidatif hasardır. Folik asit, pteridin, para-aminobenzoik asit ve glutamik asitten oluşan pteroilglutamik asit yapısında, suda çözünen B grubu bir vitamindir. Yapılan çalışmalarda folik asidin reaktif oksijen türlerine karşı etkili olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmada BPA ile deneysel olarak oluşturulmuş oksidatif hasarda folik asitin koruyucu etkinliği araştırıldı. Çalışma kapsamında 35 adet erkek Wistar albino rat kullanıldı ve sıçanlar kontrol, BPA, folik asit, sikloofosfamid ve BPA+folik asit olacak şekilde 5 gruba ayrıldı (n=7). BPA ve folik asit hayvanlara 10 gün süreyle, sırasıyla 50 mg/kg/gün ve 20 mg/kg dozda oral yolla veildi. Çalışma sonunda hayvanların karaciğer, böbrek, beyin ve testis dokularında süperoksid dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) aktivitesi ile malondialdehid (MDA) ve glutatyon (GSH) seviyesi analiz edildi. BPA grubuyla karşılaştırıldığında BPA+ folik asit grubunun beyin dokusunda SOD ve CAT aktivitelerinin (P<0.001), karaciğer dokusunda GSH seviyesi ve SOD aktivitesinin (P<0.001), böbrek dokusunda SOD ve CAT aktiviteleri ile GSH seviyesinin (sırasıyla P<0.001, P<0.01, P<0.01) istatistiksel olarak yüksek olduğu belirlendi. Her iki grup MDA yönünden değerlendirildiğinde karaciğer, böbrek ve testis dokularına ait MDA seviyelerinin BPA+ folik asit grubunda anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (P<0.001). Bu sonuçlar, folik asitin BPA'nın neden olduğu oksidatif hasarı engellediğini ve folik asitin koruyucu bir rolünün olabileceğini gösterdi. Anahtar kelimeler: Bisfenol A, oksidatif hasar, folik asit, oksidan/antioksidan parametreler.

AntioksidanlarBisfenol AFolik asit+4
Zeki Aydos
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İdrar yolu enfeksiyonlarında patojen bakterilerin varlığının ve antibiyotiklere duyarlılıklarının araştırılması

Üriner sistem enfeksiyonları medikal tedavi gerektirmesi ve çoğu antibiyotiğe direnç geliştirmiş hastane enfeksiyonlarına sebep olmasından dolayı dikkati çekmektedir. Üriner sistem enfeksiyon tedavisinde antibiyotik direnci önemli bir role sahiptir. Bu çalışmada Muğla/Marmamaris yöresinde İYE'na neden olan bakterileri, antibiyotik direnç oranlarını belirlemeyi amaçladık. Çalışmada, Eylül 2015-Aralık 2015 tarihle¬ri arasında çeşitli şikayetlerle başvuran ve üriner enfek¬siyon ön tanısıyla poliklinik hastalarından alınan 340 idrar örneğinin kültür sonuçları, üreyen bakteri çeşitleri ve duyarlılık testleri değerlendirildi. 134 örnekte bakteri üredi. En sık izole edilen bakteri %61.19 oranında Escherichia coli idi. Antibiyotik duyarlılıkları incelendiğinde %63'ü ampisillin-sulbaktama, %59'u trimetoprim–sulfametoksazola, %48'i siprofloksasine, %34'ü seftiriaksona, %28'i gentamisine, %24'ü piperasilin/tazobaktama ve %6'sı ise imipeneme dirençli bulundu. Tedavilerde bölgesel direnç profilinin bilinmesi önemlidir. Bölgemizdeki direnç profilinin periyodik olarak takibi önem taşımaktadır. Araştırmamızda elde edilen sonuçlar özellikle bölgemizdeki klinisyenlere tedavi aşamasında önemli ölçüde yol gösterecektir

AntibiyotiklerBakterilerPatojenler+5
Selin Çatıkoğlu
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sağlıklı ve tip 2 diyabet modeli oluşturulan ratlarda verapamilin saksagliptinin farmakokinetiği üzerine etkisi

Diabetes Mellitus (DM) kronik hiperglisemi ile seyreden, insülin sekresyonunda tamamen ya da kısmen eksiklik ile karakterize metabolik bir hastalıktır. İnsülin sekresyonunda kısmen azalma ve/veya perifer dokularda insülin direnci ile karakterize olan ve diyabet vakalarının yaklaşık %90'ını oluşturan şekli ise Tip 2 Diabetes Mellitus (T2DM)'dir. T2DM hastalarının en önemli hastaneye yatış ve ölüm nedeni olarak kardiyovasküler yan etkiler gösterilmektedir. Bir dipeptidil peptidaz-4 (DPP-4) inhibitörü olan saksagliptinin, T2DM hastalarında glisemik kontrolü sağlamak amacıyla kullanımı önerilir. Verapamil ise bir kalsiyum kanal blokörü olup; hipertansiyon, supraventriküler taşiaritmi ve anjina pektoris gibi kardiyovasküler rahatsızlıklarda kullanımı önerilir. Bu çalışmada sağlıklı ve T2DM modeli oluşturulmuş ratlarda verapamilin, saksagliptinin farmakokinetiği üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada dört farmakokinetik çalışma grubuna (n=192) ek olarak metot validasyon çalışmaları (n=20) ile beraber toplam 212 adet erkek Wistar Albino ırkı rat kullanıldı. Sağlıklı saksagliptin (SS, n=48), sağlıklı verapamil + saksagliptin (SVS, n=48), diyabetik saksagliptin (DS, n=48) ve diyabetik verapamil + saksagliptin (DVS, n=48) grupları farmakokinetik çalışma gruplarını oluşturdu. Ayrıca farmakokinetik çalışma gruplarında, farmakodinamik farklılıkların belirlenmesi için kan glikoz düzeyleri araştırıldı. Etkileşim gruplarındaki ratlara verapamil yedi gün boyunca 10 mg/kg dozunda, saksagliptin ise tüm gruplara sekizinci gün tek doz 20 mg/kg dozunda gastrik gavaj yardımıyla oral yolla uygulandı. Plazma saksagliptin ve 5-hidroksi saksagliptin (5-HS) düzeyleri, yüksek basınçlı sıvı kromatografisi-UV kullanılarak belirlendi. Farmakokinetik parametreleri hesaplamak için bölmesiz metot kullanıldı. SS grubunda saksagliptinin yarılanma ömrü (t1/2λz) 3,97 saat; eğri altında kalan alan (EAA0-∞) değeri 22,84 saat*μg/mL; ortalama kalış süresi (MRT0-∞) 5,11 saat; total klerensi (Cl/F) 875,3 mL/saat/kg; dağılım hacmi (Vdalan/F) 5017,51 mL/kg; doruk konsantrasyonu (Cdoruk) 4,8 ± 1,07 μg/mL ve doruk konsantrasyona ulaşma süresi (Tdoruk) ise 1,5 saat olarak belirlendi. Diyabet ve verapamilin kombine etkisiyle saksagliptine ait t1/2λz ve EAA0-∞ değerlerinde artış gözlenirken; Cl/F değerinde düşüş belirlendi. Verapamil uygulaması ve diyabetik durumun varlığı, saksagliptine ait Cdoruk değerinde artış; Tdoruk değerinde ise düşüşe neden oldu. Metabolit-Ana ilaç Oranı [MAO: (EAA0-∞(5-HS) / EAA0-∞(Saksagliptin))] SS, SVS, DS ve DVS grupları arasında sırasıyla 2,85; 1,5; 2,09 ve 1,01 değerlerinde tespit edildi. Saksagliptin uygulaması ile tüm gruplarda kan glikoz düzeylerinin azaldığı, verapamil ön tedavisi gören gruplardaki azalmanın da daha yüksek oranlarda gerçekleştiği tespit edildi. Verapamilin kan glikoz düzeylerindeki düşüşe katkısı diyabetik rat gruplarında, sağlıklı rat gruplarına kıyasla daha yüksek sayıda örnekleme zamanında istatistiksel olarak anlamlıydı. Diyabetik hastalarda verapamil, saksagliptinin terapötik etkinliğini artırabilir. Ancak bu çalışmada saksagliptinin tek doz kullanılması ve sınırlı sayıda rat üzerinde gerçekleştirilmesi sebebiyle, farmakokinetik ve farmakodinamik verilerin farklı popülasyonlarda tekrarlı uygulama ile ortaya çıkacak sonuçlarla tespit edilmesi ve bu sonuçların hangi mekanizmalar üzerinden şekillendiğinin belirlenmesi, T2DM hastalarında saksagliptin ve verapamil kullanımlarına katkı sağlayacaktır.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Farmakokinetik+4
Orkun Atik
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pyraclostrobin ile indüklenen oksidatif strese karşı taurinin koruyucu etkisinin sıçanlarda araştırılması

Pyraclostrobin yaygın olarak kullanılan strobilurin türevi bir mantar ilacı olup organizmada oksidatif stres ve DNA hasarı ile birlikte üreme performansını ve embriyonal gelişimi bozmaktadır. Sistein aminoasitinden elde edilen taurin ise antioksidan, sitoprotektif ve ozmoregülasyon gibi metabolik süreçlerde önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada pyraclostrobin verilen erkek sıçanlarda oluşan oksidatif strese karşı taurinin olası koruyucu etkinliğinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmada Sprague Dawley cinsi sıçanlar her grupta 8 hayvan olacak şekilde 6 gruba ayrıldı. Çalışmada sıçanlara mısır yağı, 30 mg/kg pyraclostrobin ve 30 mg/kg pyraclostrobin ile birlikte 50, 100 ve 200 mg/kg taurin gastrik gavaj ile 28 gün süresince verildi. Pyraclostrobin uygulamasının bazı biyokimyasal parametreler (aspartat aminotransferaz, alanin aminotransferaz, alkalen fosfataz, kan üre azotu ve kreatinin) ile malondialdehid düzeylerini artırdığı, aksine glutatyon ve antioksidan enzim aktivitelerinden süperoksid dismutaz ve katalaz düzeylerinde ise azalma meydana getirdiği belirlendi. Ayrıca, pyraclostrobin uygulaması ile karaciğer dokusunda apoptotik (Bax, Caspase 3, Caspase 8, Caspase 9 ve p53) ve proinflamatuvar (TNF-α ve NFκB ) genler ile CYP2E'in1 mRNA ekspresyon düzeylerinin arttığı ve antiapoptotik gen olan Bcl-2'nin mRNA ekspresyonun düzeyinin azaldığı tespit edildi. Ayrıca, pyraclostrobin uygulamasının DNA hasarını artırdığı ve dokularda ise histopatolojik değişiklikler oluşturduğu gözlendi. Pyraclostrobin ile birlikte verilen 50, 100 ve 200 mg/kg dozda taurin uygulamalarının ise pyraclostrobin ile oluşan değişikleri tersine çevirdiği tespit edildi. Sonuçta taurinin pyraclostrobin ile indüklenen oksidatif hasara karşı antioksidan, antiinflamatuvar ve antiapoptotik etkisi ile birlikte sitoprotektif etki gösterdiği belirlendi.

Hayvan deneyleriOksidatif stresPiraklostrobin+2
İbrahim Serim
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Koyunlara uygulanan seftiofur hidroklorür'ün farmakokinetiğinin belirlenmesi ve fluniksin meglumin ile birlikte kullanımında iki ilaç arasındaki farmakokinetik etkileşimin araştırılması

Bu çalışmada sağlıklı koyunlara 2,2 mg/kg dozda seftiofur hidroklorürün (CFT HCl) intravenöz (İV), intramüsküler (İM) ve subkutan (SC) yol ile uygulanmasını takiben, desfurilseftiofurun (DFC) farmakokinetiği ve biyoyararlanımının belirlenmesi, ayrıca CFT HCl (2,2 mg/kg) ve fluniksin megluminin (FM) (2,2 mg/kg) İV yolla eş zamanlı uygulanmasından sonra aralarında oluşabilecek farmakokinetik etkileşimin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmada 6 adet kıvırcık ırkı dişi koyun (12-14 aylık, 37,21±1,70 kg) kullanıldı. Çalışma beş periyotlu longitüdinal farmakokinetik dizayna göre gerçekleştirildi. Uygulamalar arasında 2 haftalık arınma süresi bırakıldı. Birinci periyotta CFT HCl İV uygulama çözeltisi, ikinci ve üçüncü periyotta CFT sırasıyla İM ve SC yolla, dördüncü periyotta FM İV yolla, beşinci periyotta FM ve CFT HCl İV uygulama çözeltisi ayrı ayrı İV yol ile uygulandı. Plazma ilaç konsantrasyonları, yüksek basınçlı sıvı kromatografisi-UV kullanılarak ölçüldü, DFC'nin farmakokinetik parametreleri nonkompartmental modele, FM'in farmakokinetik parametreleri iki kompartmanlı açık modele göre hesaplandı. İV, İM ve SC uygulamaları takiben DFC'nin eliminasyon yarılanma ömrü (t1/2ʎz) benzerken, ortalama kalış süresi (MRT) sırasıyla 8,49; 12,87 ve 11,73 saat bulundu. DFC'nin biyoyararlanımı, İM ve SC uygulamadan sonra sırasıyla %70,79 ve %79,52 olarak belirlendi. DFC'nin EAA0-32, EAA0-∞ değerleri FM uygulaması ile artarken, ClT'si önemli ölçüde azaldı (P<0,05). FM'in CFT ile eş zamanlı uygulanmasında, FM'in t1/2α ve V1 değerleri artarken, k12 değeri anlamlı ölçüde azaldı (P<0,05). Bu çalışmada FM, DFC'nin eliminasyonunu azaltırken, plazma konsantrasyonunu artırdı. CFT 2,2 mg/kg dozda, 24 saat doz aralığında, tek başına İV, İM, SC ve FM ile eş zamanlı İV yolla uygulandığında MİK değeri ≤1 µg/mL olan bakteri izolatları için %T>MİK değerini %50-70 aralığında sağlayabildi. Enfeksiyonun varlığında farmakokinetik ve farmakodinamik etkileşimin belirlenebilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Farmakodinamik, farmakokinetik, fluniksin meglumin, koyun, seftiofur

FarmakokinetikFlunixine megluminKoyunlar+3
Güliz Çelik
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıçanlarda tamoksifen ile oluşturulan karaciğer hasarına karşı krosinin etkilerinin araştırılması

Tamoksifen (TAM) meme kanseri kemoterapisinde sıklıkla kullanılan bir ilaçtır ve en çok görülen yan etkileri arasında karaciğer hasarı yer almaktadır.Safran bitkisinin biyoaktif bir molekülü olan krosin (KRO) ise antioksidan ve antikanser aktiviteler gibi farklı farmakolojik etkilere sahiptir. Bu çalışma, sıçan karaciğerinde KRO'nun TAM'a bağlı hasara karşı koruyucu rolünü değerlendirmek için tasarlanmıştır.Mevcut çalışmada, Wistar Albino cinsi dişi sıçanlara TAM 45 mg/kg ve KRO 12,5-25-50 mg/kg dozlarında 28 gün boyunca oral gavaj ile verildi.TAM'ın karaciğer dokusunda meydana getirdiği hasarlar ve KRO'nun koruyucu etkileri biyokimyasal ve histopatolojik olarak incelendi. TAM uygulamasının karaciğer enzim aktiviteleri (AST, ALT, ALP ve TP), antioksidan enzim aktiviteleri (SOD, CAT) ve MDA düzeylerini artırdığı; bununla birlikte indirgenmiş glutatyon (GSH) düzeyleri ve antioksidan bir enzim olan GPx aktivitelerinde ise azalma meydana getirdiği belirlendi. Ayrıca, TAM uygulamasının karaciğer dokusunda histopatolojik değişikliklere neden olduğu gözlendi. TAM ile birlikte verilen 12,5-25-50 mg/kg dozda KRO uygulamalarının ise bu olumsuz değişiklikleri tersine çevirdiği belirlendi. Sonuç olarak KRO'nun oksidatif stresi azaltarak ve karaciğer dokularında antioksidan savunmayı artırarak TAM ile oluşturulan karaciğer hasarını engellediği tespit edildi. Elde edilen bu verilerin moleküler analizlerle desteklenmesi, KRO' nun TAM ile oluşturulan karaciğer hasarına karşı koruyucu etkisinidaha da anlamlı kılacaktır.

AntioksidanlarKaraciğerKaraciğer hastalıkları+3
Elif Kerimoğlu
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ratlarda deneysel bisfenol-A toksikasyonunda folik asit'in koruyucu etkilerinin araştırılması

Bisfenol A (BPA) propan yapısında, iki fenol ve polikarbonat moleküllerinin birleşmesiyle elde edilen bir maddedir. BPA önemli bir çevresel kirletici olup, insan ve hayvanlar başta olmak üzere tüm canlı yaşam üzerinde pek çok olumsuz etkiye sahiptir. Bu etkilerin birisi de oksidatif hasardır. Folik asit, pteridin, para-aminobenzoik asit ve glutamik asitten oluşan pteroilglutamik asit yapısında, suda çözünen B grubu bir vitamindir. Yapılan çalışmalarda folik asidin reaktif oksijen türlerine karşı etkili olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmada BPA ile deneysel olarak oluşturulmuş oksidatif hasarda folik asitin koruyucu etkinliği araştırıldı. Çalışma kapsamında 35 adet erkek Wistar albino rat kullanıldı ve sıçanlar kontrol, BPA, folik asit, sikloofosfamid ve BPA+folik asit olacak şekilde 5 gruba ayrıldı (n=7). BPA ve folik asit hayvanlara 10 gün süreyle, sırasıyla 50 mg/kg/gün ve 20 mg/kg dozda oral yolla veildi. Çalışma sonunda hayvanların karaciğer, böbrek, beyin ve testis dokularında süperoksid dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) aktivitesi ile malondialdehid (MDA) ve glutatyon (GSH) seviyesi analiz edildi. BPA grubuyla karşılaştırıldığında BPA+ folik asit grubunun beyin dokusunda SOD ve CAT aktivitelerinin (P<0.001), karaciğer dokusunda GSH seviyesi ve SOD aktivitesinin (P<0.001), böbrek dokusunda SOD ve CAT aktiviteleri ile GSH seviyesinin (sırasıyla P<0.001, P<0.01, P<0.01) istatistiksel olarak yüksek olduğu belirlendi. Her iki grup MDA yönünden değerlendirildiğinde karaciğer, böbrek ve testis dokularına ait MDA seviyelerinin BPA+ folik asit grubunda anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (P<0.001). Bu sonuçlar, folik asitin BPA'nın neden olduğu oksidatif hasarı engellediğini ve folik asitin koruyucu bir rolünün olabileceğini gösterdi. Anahtar kelimeler: Bisfenol A, oksidatif hasar, folik asit, oksidan/antioksidan parametreler.

AntioksidanlarBisfenol AFolik asit+4
Zeki Aydos
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ratlarda indometazinle oluşturulan gastrik ülser üzerine silimarinin koruyucu etkilerinin araştırılması

Taşdemir B. Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Farmakoloji ve Toksikoloji Programı Yüksek Lisans Tezi, Aydın, 2016. Silimarin doğal polifenolik yapılı flavonoid antioksidan bir madde olup, serbest radikallere ve reaktif oksijen türlerine karşı etkili olduğu bildirilmiştir. Uzun yıllardan beri hepatoprotektif olarak kullanılmaktadır. İndometazin, nonsteroidal anti-inflammatuar bir ilaç olup mide dokusunda oksidatif hasara yol açabilir. Bu amaçla indometazin ile indüklenmiş mide ülseri modelinde silimarinin koruyucu etkinliği araştırıldı. Çalışma kapsamında 42 adet erkek Wistar-albino rat kullanıldı ve sıçanlar kontrol, indometazin, lansoprazol, silimarin 25, 50 ve 100 mg/kg olacak şekilde 6 gruba ayrıldı (n=7). Gastik ülser 25 mg/kg indometazin ile indüklendi ve farklı dozlarda (25, 50 ve 100 mg/kg) silimarinin koryucu etkinlik düzeyi araşırıldı. Silimarinin koruyucu etkinliği ülser tedavisinde günümüzde çok sık kullanılan lansoprazol (30 mg/kg) ile karşılaştırıldı. Mide dokusu superoksid dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve miyeloperoksidaz (MPO) aktivitesi ile malondialdehid (MDA) ve glutatyon (GSH) seviyesi analiz edildi. Mide dokusu aynı zamanda makroskobik olarak ülseratif alanlar yönünden de değerlendirildi. Diğer gruplarla karşılaştırıldığında, silimarin 100 mg/kg dozunda antiülseratif etkiler yaptığı görülmüştür. Aynı dozdaki silimarin mide dokusu MDA seviyesi ve MPO aktivitesini azalttığı, CAT hariç diğer antioksidan enzim aktivitesini arttırdığı görüldü. Bu sonuçlar, indometazin kullanılarak oluşturulmuş mide ülseri ile ilişkili oksidatif streste silimarinin koruyucu bir rolünün olabileceğini gösterdi. Anahtar Kelimeler: Silimarin, gastrik ülser, indometazin, antiülseratif etki, oksidan/antioksidan parametre.

AntioksidanlarAntiülser ajanlarGastrit+5
Barış Taşdemir
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Streptozotosin ile deneysel olarak diyabet oluşturulmuş sıçanlarda selejilinin nöroprotektif etkisi

Diyabette uzun sürede çeşitli komplikasyonlar gelişebilmektedir. Bu komplikasyonlardan biri diyabetik nöropatidir. Doku kültürü ve hayvan modellerinde selejilinin nöroprotektif etkisi saptanmıştır. Bu çalışmada streptozotosin (STZ) kullanılarak diyabet oluşturulmuş sıçanlarda, selejilinin nöroprotektif, DNA hasarını önleyici ve antioksidan etkileri araştırıldı. Çalışmada 40 adet erişkin Wistar albino erkek sıçan kullanıldı. Deneysel diabet 50 mg/kg STZ'in intraperitonal enjeksiyonu ile gerçekleştirildi. Kan glukoz düzeyi 200mg/dL ve üzerinde olan sıçanlar diabetik olarak kabul edildi. Çalışmada kontrol negatif (diyabetik olmayan sıçanlar), kontrol pozitif (diyabetik sıçanlar) ve selejilin grupları (5 mg/kg, 10 mg/kg, 20 mg/kg) oluşturuldu. Selejilin, selejilin gruplarındaki sıçanlara 21 gün boyunca, belirtilen dozda intragastrik sonda ile verildi. Diabetli sıçanlarda negatif kontrol grubuna göre canlı ağırlık azaldı (P<0.01). Selejilin 20 grubu diğer gruplarla karşılaştırıldığında HbA1c düzeyi düştü(P<0.05). Diabetli gruplarda negatif kontrole göre proksimal ve distal amplitüd değerleri azaldı (P<0.05). Diabetli kontrole göre selejilin 5, 10 ve 20 gruplarında lenfosit DNA kuyruk yoğunluğu ve kuyruk momenti değerleri azaldı (P<0.001). Beyin ve karaciğerde selejilin 20 grubunda antioksidan parametrelerin arttığı (SOD, CAT, GSH), oksidan parametrenin (MDA) düştüğü saptandı (P<0.01). Selejilinin 20mg/kg dozda uygulandığında,diabete bağlı gelişen oksidatif stres, DNA hasarı veHbA1c düzeyiniazaltabileceği sonucuna varıldı.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-deneyselElektromiyografi+4
Mehmet Onur Ak
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sitagliptin'in rat karaciğer ve böbrek dokusunda oksidatif stres metabolizması üzerine etkisi

Çalışmada dipeptil peptidaz - 4 (DPP-4) enzim inhibitörünün ilk temsilcisi olan sitagliptinin sağlıklı ratlara artan dozlarda uygulanmasını takiben canlı ağırlık (g) ve kan glikoz düzeyleri (mg/dL) ile karaciğer ve böbrek doku ağırlıkları (g) üzerine olası etkileri ile sitagliptinin biyotransformasyonunda ve atılmasında önemli rol oynayan karaciğer ve böbrek doku örneklerinde oksidatif hasar belirteçlerinden süperoksit dismutaz (SOD, U/mg doku protein) ve katalaz (CAT, k/mg doku protein) enzim aktiviteleri ile glutatyon (GSH, mg/mg doku protein) seviyesi ve malondialdehid (MDA, nmol/mg doku protein) konsantrasyonlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Bu amaçla ortalama 229,26 ± 28,92 g canlı ağırlığında 2 ? 3 aylık toplam 40 adet erkek Wistar-Albino rat kullanıldı. Ratlar doğal gün ışığından yararlanmaları sağlanarak 22 ºC (± 2) tutuldu ve standart rat yemi ile içme suyu ad libitum olarak verildi. Ratlar her grupta 10 adet olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Grup 1; kontrol olup sadece 1 mL serum fizyolojik (%0,9), Grup 2; 1 mg/kg dozda, Grup 3; 10 mg/kg dozda ve Grup 4; 100 mg/kg dozda sitagliptinin aktif şekli olan sitagliptin fosfat monohidrat, ağızdan 1 mL serum fizyolojik ile birlikte 36 gün boyunca uygulandı. Çalışma sonunda elde edilen değerlerin ortalama ± standart hataları verildi. Gruplar arasındaki farklılıklar SPSS 11.5 paket programında One-Way ANOVA varyans analizinde Duncan testi ve t-testi kullanılarak değerlendirildi. P<0.05 altındaki değerler anlamlı kabul edildi.Canlı ağırlıkları değerleri bakımından; uygulama öncesi (0. gün) gruplar arasındaki farklılıkların 36. günde benzer şekilde devam ettiği, hatta 3'üncü grup ile kontrol grubu arasındaki farkın ortadan kalktığı belirlendi. Canlı ağırlık artışının %10 ? 20 aralığında ve en az % 10.05 ile Grup 2'de, kontrol, Grup 3 ve Grup 4'te ise sırası ile % 10.62, % 13.62 ? 18.59 oranında olduğu tespit edildi.Karaciğer ve sol böbrek doku ağırlıkları bakımından; 2'inci grubun diğer gruplarla, 3'üncü ve 4'üncü grupların kendi aralarındaki farkın anlamlı olduğu saptandı. Sağ böbrek doku ağırlıkları bakımından ise; kontrol grubu ile 3'üncü grubun diğer gruplarla, benzer şekilde 2'üncü ve 3'üncü grup arasındaki farkın anlamlı olduğu tespit edildi.Kan glikoz değerlerinin, 36. gün sitagliptin uygulama gruplarının kendi arasında ve kontrol grubu ile 4'üncü grup arasında fark olmadığı saptandı. Kan glikoz değeri artışının % 2.5 ? 14.25 aralığında ve en az % 2.5 ile Grup 3'de, Grup 2 ve kontrol grubunda ise sırası ile % 9.37 ve % 14.25, Grup 4'te ise % 7.53 düzeyinde olduğu tespit edildi.Tüm gruplarda belirlenen canlı ağırlık artışının (% 10 ? 20) fizyolojik gelişim süreci içinde kaldığı, doku ağırlık kazançlarının da canlı ağırlık ve organ gelişimine paralel olarak arttığı tespit edildi. Kan glikoz düzeylerindeki yükselmelerin (% 2.5 ? 14.25) fizyolojik aralıkta seyrettiği saptandı. Buna göre sitagliptinin artan doz uygulamalarında önemli canlı ağırlık ve doku ağırlık değişimlerine neden olmadığı ve hipoglisemi riskinin düşük olduğu gözlendi.Karaciğerde artan MDA konsantrasyonunu ve antioksidan enzim aktivitelerine rağmen, karaciğer ve böbrek dokusunda lipid peroksidasyonuna (MDA düzeyinde) neden olmadığı; karaciğer dokusunda günde 10 ve 100 mg/kg tez doz sitagliptin uygulamalarının GSH seviyesi yönünden kontrol grubuna göre önemli artışlar şekillendirdiği; böbrek dokusunda ise her üç sitagliptin uygulama dozunun da CAT enzim aktivitesi bakımından kontrol grubuna göre önemli düşüşlere neden olduğu tespit edilmiştir.Sitagliptinin oksidan ? antioksidan dengeye olan etkilerinin tam olarak belirlenmesinde sadece kalp ve böbrek dokularından elde edilecek verilerin yeterli olamayabileceği, farklı deneme modelleri oluşturulmuş hayvanlarda daha geniş parametreleri içine alan, farklı süre ve dozlarda sitagliptinin kullanımını içeren kapsamlı çalışmaların yapılmasının ilacın oksidatif stres mekanizmasına olan etkisinin aydınlatılmasına daha fazla katkı sağlayacağı kanısına varılmıştır.

BöbrekHipoglisemik ajanlarKaraciğer+4
Emel Kosat
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aydın'da içme suyu nitrit ve nitrat düzeylerinin yüksek basınçlı sıvı kromotografisi(YBSK) ile belirlenmesi

İçme sularının nitrit ve nitrat seviyeleri su kalitesinin önemli bir göstergesidir. Nitrit ve nitrat seviyesindeki kabul edilebilir seviyelerin üzerindeki artışlar insan ve hayvan sağlığı açısından önemli problemler ortaya çıkarabilir.Bu çalışma Aydın ili sınırları içerisinde insan ve hayvanlar tarafından tüketilen suların nitrat ve nitrit düzeylerinin tespiti amacıyla yapıldı.Çalışmada Aydın ili sınırları içerisinde 2009?2010 yılları arasında toplam 1 yıllık sürede kış-ilkbahar ve yaz-sonbahar aylarında toplam 104 adet numune toplandı. Alınan numunelerin 71 adedi artezyen suyu, 22 adedi kaynak suyu, 11 adedi şişe suyundan oluşmuştur. Numune alınmadan önce şişeler doldurulacak su ile 8-10 kere doldurulup boşaltılmıştır. Alınan numuneler analiz edilene kadar karanlık bir ortamda +4ºC muhafaza edildi.Alınan numunelerin pH değerleri bir elektronik pH metre ile belirlendi. Nitrat ve nitrit değerleri ise yüksek basınçlı sıvı kromotografisi ile tespit edildi.Çalışma sonucunda sadece artezyen sularından 2 örnekte nitrit tespit edildi. Ortalama nitrat seviyesi kış aylarında artezyen sularında 21.84±29.96 ppm, kaynak sularında 3.04±2.57 ppm, şişe sularında 3.61±2.31 ppm, yaz aylarında ise artezyen sularında 20.28±24.09 ppm, kaynak sularında 3.41±2.85 ppm, şişe sularında 2.87±2.31 ppm tespit edildi. Ortalama pH seviyesi ise kış aylarında artezyen sularında 6.96±0.41 ppm, kaynak sularında 7.41±0.35 ppm, şişe sularında 7.45±0.31 ppm, yaz aylarında ise artezyen sularında 6.95±0.27 ppm, kaynak sularında 7.09±0.48 ppm, şişe sularında, 7.26±0.52 ppm olarak belirlendi. Kış mevsimde alınan artezyen sularında Merkez Pınardere'de 1,26 ppm, Bozdoğan Çamlıdere'de 1,26 ppm nitrit belirlendi. Yaz ve kış mevsiminde alınan diğer numunelerde nitrit tespit edilmedi.Sonuç olarak Aydın ili sınırları içersinde hayvan ve insan tüketiminde kullanılan sularda değişik miktarlarda nitrat tespit edildi. Sulardaki pH değerleri TS266 uygun bulundu.

AydınKromatografi-yüksek basınçlı-sıvıNitratlar+3
Saliha Uçmaklıoğlu
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00