Afyon Kocatepe University
Departman

Veteriner Hekimliği Bölümü

Afyon Kocatepe University

8

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Departman Tezleri

8 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Sığır ve ishalli insan dışkıları ile bazı gıdalarda Escherichia coli O157:H7 AND Stx1/Stx2 gen varlığının araştırılması

Gıda kaynaklı enfeksiyöz hastalıklar, insanlar ve toplum sağlığı için ciddi bir tehdittir. Bu etkenlerden birisi olan E. coli'nin toksin üreten suşları (Shiga–toksin-STEC veya Verotoksin–VTEC) ciddi enfeksiyonlara hatta ölümlere sebep olabilmektedir. STEC'nin temel rezervuarı sığırlardır ve sığırlarda klinik hastalığa neden olmazken insanlarda ciddi formda gıda kaynaklı enfeksiyonlar yapar. İnsanlar, direkt temas yoluyla taşıyıcı hayvanların dışkılarıyla, kontamine su ve toprakla, az pişmiş kıyma ya da diğer hayvansal ürünler ile kontamine sebze ve meyvelerin tüketimi ile enfekte olabilmektedir. E. coli O157 minimal enfeksiyon dozu düşük ve ciddi enfeksiyon oluşturabilme yeteneğine sahiptir. Çalışmada, Afyonkarahisar ili ve ilçelerinde bulunan yaşları 2–4 arasında değişen hayvanların dışkı ve aynı hayvanların sütlerinde, sucuk, salata gibi gıdalarda ve ishal yakınmalı hastaların dışkılarında E. coli O157:H7, EHEC ve toksin genlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Afyon'un farklı bölgelerinden (Şuhut, Sinanpaşa, Tatarlı / Haydarlı, Bolvadin) toplanan 237 hayvan dışkısı ve bu hayvanlardan bir kısmına ait 162 süt örneği, 106 sucuk ve 103 salata numunesinin yanı sıra Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi polikliniklerine ishal yakınması ile başvuran 110 hastanın dışkı numunesi olmak üzere toplam 718 örnek kültür amacıyla bakteri zenginleştirilmesi için, modifiye Tryptic Soy Broth (mTSB) besiyerinde yapılmıştır. İnsan örneklerinde parazitler ve diğer sık karşılaşılan bakteriler konvansiyonel tanı yöntemleri ile ekarte edildikten sonra sırasıyla önce Cefixime–Tellurite Sorbitollü MacConkey Agar (CT–SMAC) besiyerine, sonra burada üreyen sorbitolü fermente etmeyen üçer koloni seçilerek 4–methylumbelliferyl b–D–glucuronide'li (MUG) Violet Red Bile Agara (VRBA) pasaj yapılmış, plaklar 37oC de 18 saat inkübasyona bırakılmıştır. İnkübasyon sonunda üreyen kolonilere identifikasyon amacıyla UV cihazının ışık kaynağının üzerine plaklar konularak UV testi (Herolab UVT – 20 M, Germany) (366 nm) yapılmış ve floresan ışıma vermeyen koloniler seçilerek Indol, Methyl Red, Voges Proskauer, Kligler Agar, Citrat, Üre gibi biyokimyasal ayrıştırma testlerine tabi tutulmuştur. Testler sonucunda incelenen 237 hayvan dışkı numunesinin 63'ünde (%26,58), 162 adet çiğ süt numunesinin 32'inde (%19,75), 106 sucuk numunesinin 13'ünde (%12,26), 103 salata numunesinin 17'nde (%16,5) ve 110 hasta dışkısının 15'inde (%13,63) sorbitolü fermente etmeyen E. coli izolat varlığı belirlenmiş, bu izolatlara uygulanan lateks aglütinasyon testi (Wellcolex, Remel UK) sonucunda, hayvan dışkısında %5,48 (13/237), çiğ sütte %2,46 (4/162), sucukta %0,94 (1/106) O157 antijeni belirlenirken numunelerin hiçbirinde H7 antijeni saptanmamıştır. Ayrıca Realtime PCR ile EHEC (ABI 7500 Fast, England) (Liferiver, China) testi ile hayvan dışkısında %20,6 (49/237), çiğ sütte % 16,6 (27/162), sucukta %1,8 (2/106), salatada %3,8 (4/103) ve hasta dışkı örneğinde %1,81 (2/110) oranında stx toksin geni belirlenmiştir. EHEC'li Enfeksiyonların ciddi morbidite ve mortalite ile seyretmesi, hemolitik üremik sendrom ve hemorajik kolit gibi komplikasyonlara yol açması ve epidemiyolojik önemi nedeniyle, en azından kanlı dışkılama şikayeti ile başvuran hastalarda E. coli O157:H7'nin araştırmasının gerekliliği bir kere daha ortaya konulmuştur. Temas ile hayvanlardan ve çevresinden kontaminasyonun önlenmesinde iyi hijyen, yemek hazırlanması ya da yemek yemeden önce sıklıkla ellerin yıkanması gerekmektedir. Çiftlikten çatala kadar güvenli gıda temini için hijyenik bir işletmenin sağlanmasının yanında işletme ve devlet yönetimi arasında multidisipliner bir anlayışı oluşturarak disiplinler arasında koordinasyonun sağlanması gerekmektedir.

Besin kirlenmesiBesinlerDiyare+6
Savaş Aslan
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ratlarda thermopsis turcica bitkisinden elde edilen ekstraktların antioksidan etkilerinin araştırılması

ÖZET Ratlarda Thermopsis turcica Bitkisinden Elde Edilen Ekstraktların Antioksidan Etkilerinin Araştırılması Fabacea familyasına ait endemik bir bitki olan Thermopsis turcica ülkemizde Thermopsis cinsini temsil eden tek türdür. Yapılan çalışma ile Thermopsis turcica bitkisinden elde edilen ekstraktların antioksidan etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada, Thermopsis turcica bitkisinin toprak üstü kısımları toplanarak oda sıcaklığında ve gölgede kurutuldu. Kurutulmuş bitkilerden etanol ve su ekstraktları elde edildi. Çalışmada, 1,5- 2 aylık, 250-350 gr ağırlığındaki Wistar Albino ırkı toplam 74 adet erkek rat kullanıldı. Ratlardan 64 tanesi antioksidan aktiviteyi, 10 tanesi ÖD50 dozu belirlemek için kullanıldı. Ratlar, her grupta 8 adet olacak şekilde 8 gruba ayrıldı. Thermopsis turcica bitkisinin toprak üstü kısımlarından hazırlanan ekstraktlar, belirlenen ÖD50 dozunun yaklaşık % 1'i, % 2'si ve % 4'ü oranlarında alınarak gruplandırmada belirlenen şekilde, günlük tek doz halinde eş zamanlı olarak gastrik gavaj yoluyla uygulandı. Gastrik gavaj uygulamaları 30 gün boyunca devam etti. Çalışma sonunda hayvanlardan, ksilazin-ketamin anestezisi altında intrakardiyak olarak kan ve ayrıca karaciğer, böbrek doku örnekleri alındı. Kan ve doku örneklerinden Malondialdehit (MDA), Redükte Glutatyon (GSH), Süperoksit Dismutaz (SOD), Katalaz (CAT), ve plazma Antioksidan Aktivite ( AOA) değerlerine bakıldı. Çalışmada, Thermopsis turcica bitkisinin toprak üstü kısımlarından hazırlanan etanol ve su ekstraktları uygulanarak öldürücü doz 50 (ÖD50) ˃ 2000 mg/kg olarak bulundu. Çalışmanın 0. gününden 30. gününe kadar geçen sürede ratların ağırlık değişimleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı (P˃0,05). Tam kan MDA değerlerinde K grubuna göre sulu gruplarda düşük değerler görüldü (P˂0,01). Thermopsis turcica bitkisinin tam kan MDA seviyesinin özellikle sulu ekstrakt verilen grupta düştüğü (P˃0,05), ancak dokularda böyle bir etki olmadığı belirlendi. Bunun dışında kan, karaciğer ve böbrek GSH seviyelerinde özellikle sulu ekstrakt verilen gruplarda artan değerler bulundu (P˂0,01). Ayrıca enzimsel olarak her iki ekstrakt verilen grupta eritrosit SOD, CAT aktiviteleri ile karaciğer, böbrek SOD aktivitesinde artış olmasına rağmen (P˂0,01), böbrek CAT aktivitesinde düşme (P˂0,01), ve karaciğer CAT aktivitesinde herhangi bir etki olmadığı (P˃0,05) görüldü. Ek olarak, her iki ekstrakt verilen grupta plazma AOA değerlerinde düşme olduğu saptandı (P˂0,01). Sonuç olarak, tam kan MDA seviyesinde görülen düşük değer ile tam kan ve doku örneklerinde belirlenen GSH düşük değerlerinin özellikle sulu ekstarktlarda görülmesi bitkinin antioksidan etki üzerine olumlu etkisinin olduğunu göstermektedir. Ancak, plazma AOA değerlerinin her iki ekstrakttada düşük bulunması yeterli bir antioksidan etki oluşmadığı kanaatine varmamızı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler; Antioksidan Aktivite, Fabaceae, Lipid Peroksidasyonu, Rat, Thermopsis turcica

AntioksidanlarBitki özütüFabaceae+4
Yasemin Çelik
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Koç spermasına katılan bazı antioksidanların dondurma ve çözdürme sonrası spermatolojik parametreler, oksidatif stres ve DNA hasarı üzerine etkileri

Bu çalışmada, dondurma çözdürme sonrası spermaya katılan antioksidanların spermatolojik, CASA, oksidatif stres parametreleri ve DNA hasarları üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Afyonkarahisar koşullarında yetiştirilen 2-3 yaşlı Pırlak ırkına ait toplam 10 koçtan alınan spermalar birleştirilip 5 eşit hacme bölünerek kontrol başta olmak üzere taurin, trehaloz, trolox ve lipoik asit içeren Tris bazlı sulandırıcılar ile sulandırıldı. Sulandırılan örnekler 0,25 ml?lik payetlerde 50C?de 3 saat ekilibrasyona tabi tutulduktan sonra sıvı azot buharında dondurularak sıvı azot içerisinde (-196 0C) saklandı. Çözdürülen spermalarda subjektif motilite (% 54.6 ± 2.25) ve CASA motilitesi (% 24.2±1.84), VAP (98.2 ± 2.20 µm/s) ve VSL (80.1 ± 1.88 µm/s)açısından taurin grubunda en yüksek değerler tespit edildi. Anormal spermatozoon baş, orta kısım ve akrozom oranı açısından kontrol grubuna göre (% 1.2 ± 0.21, % 1.2 ± 0.21 ve % 13.3 ± 0.70) taurin (% 0.8 ± 0.15, % 0.2 ± 0.08 ve % 10.7 ± 0.51), trehaloz (% 0.5 ± 0.07, % 0.1 ± 0.04 ve % 5.2 ± 0.26), lipoik asit (% 1.0 ± 0.12, % 0.2 ± 0.07 ve % 7.1 ± 0.41) ve trolox (% 0.4 ± 0.08, % 0.1 ± 0.04 ve % 3.6 ± 0.21)gruplarında en düşük değerler elde edildi. Spermatozoon HE-test parametrelerinden H+/E- tip spermatozoonlarda kontrol grubuna göre (% 22.3 ± 0.72) taurin (% 32.6 ±1.31), trehaloz ( % 30.2 ± 1.52) ve lipoik asit (% 28.1 ± 1.25) gruplarındaki artışlar önemli (P<0.05) bulunmuştur. DNA hasarında en düşük değer yine kontrol grubuna kıyasla (68.7 ± 4.09 AU) trehaloz (43.5 ± 4.51 AU) ve lipoik asit (48.4 ± 5.27 AU) gruplarında gözlendi. Oksidaitif stres parametrelerinden MDA yönünden lipoik asit (3.7 ± 0.21 nmol/ml) ve trolox (3.6 ± 0.24 nmol/ml) en düşük değeri göstererek koruma sağlamıştır.Sonuç olarak koç spermasının dondurulmasında antioksidan olarak kullanılan taurin, trehaloz, lipoik asit ve trolox?un etkinliklerinin farklılık gösterdiği bunun yanında lipoik asitin gerek oksidatif stres ve gerekse DNA hasarını azaltıcı etkisinden dolayı diğerlerine nazaran üstünlük sağladığı ancak tüm antioksidanların farklı dozajlarda spermatolojik özellikler, CASA, oksidatif stres parametreleri ve DNA hasarı üzerine etkisinin daha geniş hayvan materyali kullanılarak dölverimi sonuçları ile birlikte değerlendirilmesinin yararlı olacağı kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Antioksidan, DNA Hasarı, H-E testi, Koç Sperması, Oksidatif stres

AntioksidanlarDNADNA hasarı+3
Fatih Avdatek
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kedilerde kulak uyuzu (Otodectes cynotis) sağaltımında ozonlanmış zeytinyağı ve bazı esansiyel yağların (Allium sativum L., Origanum majorana L.) etkileri

Bu çalışma; kedilerde O. cynotis enfestasyonun sağaltımında, ozonlanmış zeytinyağı ve bazı esansiyel yağların; sarımsak (A. sativum L.) ve mercanköşk (O. majorana L.) yağının etkilerinin, klasik sağaltımda kullanılan permetrin ile de karşılaştırılarak belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada farklı ırk, yaş ve cinsiyette 28 kedi araştırma kapsamına alınmıştır. Yapılan klinik muayenede şüpheli bulunan kedilerin kulak sekresyonlarının mikroskop muayenesi sonucunda O. cynotis görülmesi ile teşhis koyulmuştur. Yapılan fiziksel ve otoskopik muayenelerde sağaltım öncesi (0.gün) ve sonrası (10. ve 30. gün) olmak üzere görülen eritem, ülserasyon, pruritus, ağrı, salgı miktarı ve salgı tipi gibi klinik bulgular 0-3 arasında klinik skorlamaya tabi tutulmuştur. Sağaltımda kediler 4 farklı gruba ayrılarak, Grup 1'e (n=7) ozonlanmış zeytinyağı, Grup 2'ye (n=7) sarımsak yağı, Grup 3'e (n=7) mercanköşk yağı ve Grup 4'e (n=7) Permetrin 10 gün boyunca her iki kulağa günde 1 defa 5'er (0,3ml) damla olacak şekilde uygulanmıştır. Klinik bulgular değerlendirildiğinde iyileşme oranları ozonlanmış zeytinyağı ve permetrin uygulanan gruplarda %100, mercanköşk %85, sarımsak %71 olarak belirlenmiştir. Klinik skorlama bulguları istatistiksel olarak değerlendirildiğinde sağaltım sonrası 10. günde Grup 2 ve 3'ün skorları ile tüm grupların ülserasyon dışındaki klinik skorları azaltmaları açısından etkin bulunmuştur (p<0,05). Sağaltım öncesi ve sonrasında etken sayıları yüzdeleri belirlenen gruplar arasındaki farkların istatistiksel açıdan önemsiz olduğu anlaşılmıştır (p>0,05). Grupların 0., 10. ve 30. günlerdeki belirlenen (%) O. cynotis etkeni (yumurta, erişkin, genç) sayılarına göre etkileri değerlendirildiğinde yumurta üzerine 10. günde Grup 4 > Grup 1 > Grup 3 > Grup 2, 30. günde ise Grup 4 = Grup 1 > Grup 3 > Grup 2 şeklinde, genç etkenler üzerinde 10. günde Grup 4 = Grup 3 > Grup 1 > Grup 2, 30. günde Grup 4 = Grup 1 > Grup 3 > Grup 2 olarak, erişkin etkenler üzerine 10. günde, Grup 4 = Grup 1 > Grup 3 > Grup 2, 30. günde ise Grup 4 > Grup 1 > Grup 3 > Grup 2 şeklinde olduğu gözlenmiştir. Maddelerin etkinlikleri formül uygulanarak yüzde olarak (EY) belirlenmiştir. Bu verilere göre yumurtalar üzerine EY değerlendirildiğinde 10. günde Grup 4 en etkin bulunurken (%100) sonrasında Grup 1 (%99,63), Grup 3 (%99,28) ve Grup 2 (%98,77) sıralamayı izlemiştir. 30. günde ise Grup 1 ve 4 (%100) eşitken sonraki sıralama ise Grup 3 (%99,27) ve sonrasında Grup 2 (%97,92) olarak belirlenmiştir. Grupların genç etkenler üzerine EY göre 10. günde Grup 1, 4 ve 3 (%100), etkilerinin eşit olduğu, Grup 2'nin de (%99,19) en az etkili olduğu belirlenmiştir. 30. güne bakıldığında yine Grup 1 ve 4'de (%100), eşitlik varken Grup 3 (%99,85) ikinci sırada etki gösterirken yine en az etkiyi Grup 2 (%98,36) göstermiştir. Grup 1'in erişkin etkenler üzerine EY bakıldığında 10. gün (%100), 30. gün (%99,77) olduğu görülmüştür. Grup 2'de EY 10. ve 30. günlerde (%98,74) olarak tespit edilmiştir. Grup 3'ün erişkin etkenler üzerine EY 10. gün (%99,11), 30. gün ise (%99,24) olarak belirlenmiştir. Grup 4'de 10. ve 30. günlerde (%100) olduğu tespit edilmiştir. Böylece 10. günde erişkin etkenler üzerine en etkili Grup 1 ve 4 olarak bulunmuştur. 30. gün için ise en etkili Grup 4, sonra Grup 1 ve 3, en az etkili Grup 2 olarak sıralanmıştır. Sonuç olarak ozonlanmış zeytinyağı, mercanköşk yağı ve sarımsak yağının kedilerde O. cynotis enfestasyonunun sağaltımında kullanılmasının, kolay, ucuz, yan etkisiz, güvenilir ve iyileşme sağlayarak permetrin gibi enfestasyonun klasik sağaltımında kullanılan sentetik maddelere karşı alternatif sağaltım seçenekleri olabileceği kanısına varılmıştır.

Allium sativumKedilerKulak+6
Fulya Altınok Yipel
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Laktasyondaki pırlak ırkı koyunlarda fluorogeston asetat ve eCG uygulamalarının bazı reprodüktif parametreler üzerine etkileri

Sunulan çalışmada, postpartum 30-60 günler arasında bulunan 360 adet Pırlak ırkı koyunda farklı dozlardaki fluorogeston asetat (FGA) içeren intravaginal süngerlerin bazı reprodüktif parametrelere olan etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Pozitif kontrol grubuna (n = 130) 30 mg FGA (intravaginal, Ova-Gest, Aydın İlaç, Türkiye) 12 gün süreyle uygulandı. Süngerlerin uzaklaştırıldığı gün ise kısrak koriyonik gonadotropin (eCG) (im, 600 IU, Pregnecol, Aydın İlaç, Türkiye) enjeksiyonu uygulandı ve 36 saat sonra koç katımı gerçekleştirildi. Deneme (n = 100) grubuna ortasından ikiye kesilerek elde edilen FGA içeren intravaginal sünger pozitif kontrol grubundaki protokole göre uygulandı. Negatif kontrol grubundaki koyunların (n = 130) çalışma süresince hiçbir uygulama yapılmadan sadece östrüsleri takip edildi. Uygulamalar sırasında, süngerin düşmesi veya uterus enfeksiyonundan dolayı bazı koyunlara ait veriler çalışmadan çıkartıldı. İntravaginal süngerlerin pozitif kontrol (n = 126) ve deneme gruplarında (n = 91), sırasıyla %98 ve %92 retensiyon oranına sahip olduğu belirlenirken, östrüs, konsepsiyon ve doğum oranları ile tekiz, ikiz ve doğum başına tekiz ve ikiz doğum oranları arasında istatistiksel olarak fark oluşmadığı gözlendi. Üçüz doğum oranının deneme grubunda yüksek olduğu (p<0.05), ancak doğum başına düşen üçüz doğum oranının ve yavru verimlerinin gruplar arasında fark oluşturmadığı belirlendi. İkinci östrüs gösterme oranlarının pozitif kontrol ve deneme gruplarında sırasıyla,%59,5 ve %78,3 olduğu izlendi (p<0.05). Birinci ve ikinci östrüs sonrası deneme grubundaki toplam doğum oranının pozitif kontrol grubundan yüksek olduğu (p<0,05), toplam tekiz ve ikiz doğum oranları ile yavru verimlerinin benzerlik gösterdiği belirlendi. Negatif kontrol (n = 130) grubundaki koyunların, diğer grupların birinci ve ikinci östrüsleri sırasında östrüs belirtisi göstermediği belirlendi. Sunulan çalışma, Afyonkarahisar ilinde halk elinde barındırılan üreme sezonu dışındaki Pırlak ırkı koyunların bazı reprodüktif parametrelerini bildiren ilk çalışmadır. Bununla birlikte, üreme sezonu dışında 30 mg FGA içeren intravaginal süngerlerin ikiye kesilerek 12 gün süreyle uygulanması ve süngerin uzaklaştırılması sırasında 600 IU eCG enjeksiyonu yapılması ile saha şartlarında daha ekonomik şekilde östrüs senkronizasyonu sağlanabileceği kanısına varıldı.

KoyunculukKoyunlarLaktasyon+3
Muhammed Nevzat Algan
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Prepubertal dönemde dişi sıçanlarda melatonin/kisspeptin etkileşiminin puberta yaşına ve ovulasyonda görevli hormonlar üzerine etkisinin belirlenmesi

Prepubertal Dönemde Dişi Siçanlarda Melatonin/Kisspeptin Etkileşiminin Puberta Yaşına ve Ovulasyonda Görevli Hormonlar Üzerine Etkisinin Belirlenmesi Bu araştırmanın amacı, prepubertal dönemde pinealektomili dişi sıçanlarda melatonin/kisspeptin etkileşiminin puberta yaşı ile ovulasyonda görevli hormonlar üzerine etkisini incelemektir. Araştırmada; pubertaya ulaşmamış, 25 günlük yaşta ve 60-80 gram canlı ağırlıkta, 126 adet dişi Wistar albino sıçan kullanıldı. Çalışma süresince hayvanlar 12 saat aydınlık ve 12 saat karanlık ortamda, oda sıcaklığında (20-24°C) tutularak, ticari pelet sıçan yemi ve normal çeşme suyu ile ad libitum beslendi. Sıçanların 108'ine pinealektomi, 18'ine ise sham pinealektomi operasyonu gerçekleştirildi. Sıçanlar 29 günlük yaşa ulaştığında ağırlıkları kayıt altına alınarak her bir grupta 18 sıçan olacak şekilde 7 gruba ayrıldı. Gruplar; kontrol (Sham), pinealektomi (PE), melatonin (PE+M), kisspeptin (PE+Kiss), kisspeptin antagonisti (PE+KissA), melatonin + kisspeptin (PE+M+Kiss) ve melatonin + kisspeptin antagonisti (PE+M+KissA) olacak şekilde oluşturuldu. Sham ve PE gruplarına 0,1 ml/24 h intraperitonal serum fizyolojik; PE+M grubuna günlük 0,5 mg/kg subkutan melatonin; PE+Kiss grubuna günlük 1 µg/kg intraperitonal kisspeptin, PE+KissA grubuna günlük 1 µg/kg intraperitonal kisspeptin antagonisti uygulandı. Tüm gruplarda enjeksiyonlar 21:00-23:00 saatleri arasında yapıldı. Hormon uygulamaları her gruptan 6 sıçan olacak şekilde (PE ve Sham hariç) 30 sıçana prepubertal 33. güne kadar; 30 sıçana siklus başlangıcından sonraki ilk foliküler döneme kadar; 30 sıçana ise siklus başlangıcından sonraki ilk luteal döneme kadar sürdürüldü. Sıçanlara 12 saatte bir vajinal açıklık kontrolü yapılırken, 33 günlük yaşta vajinal açıklık oluşmamış sıçanların her gruptan 6 adeti alınarak son hormon uygulamasını takiben 20. dakikada genel anestezi altında kalplerinden kan alınarak ötenazileri sağlandı. Vajinal açıklık kontrolü ile vajinal açıklığın oluştuğu gün kayıt altına alınırken, 12 saatte bir olacak şekilde vajinal yıkama yöntemiyle östrus takibi yapıldı. Vajinal yıkamanın kontrolünün yapılması için alınan kanlarda progesteron düzeyi belirlendi. Foliküler ve luteal dönemde bulunan tüm grupların her birinden altı sıçana son enjeksiyon uygulamalarının 20. dakikasını takiben kalplerinden kan alınarak ötenazi gerçekleştirildi. Araştırmada prepubertal 33. günde, melatonin uygulamasının pinealektomi (PE) grubuna kıyasla vajinal açıklık ile siklus görülme yaşını geciktirdiği, serum GnRH ve FSH düzeylerini azalttığı görülmüştür. Kisspeptin uygulaması ise tersine, Sham ve PE gruplarına göre vajinal açıklık yaşı ile siklus başlangıç yaşını kısaltırken, serum GnRH ve LH düzeylerini artırmıştır. Aynı zamanda prepubertal dönemde (33. gün); kisspeptinin, melatonin tarafından geciktirilmiş vajinal açıklık ile siklus başlangıç yaşını kısalttığı, aynı şekilde azalmış GnRH ve LH düzeylerini yükselttiği tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada; kisspeptin antagonisti, PE grubuna göre siklus başlangıç yaşını düşürürken, prepubertal 33. gün GnRH ve FSH düzeylerini de PE ve Sham grubuna göre azaltmıştır. Foliküler dönemde ise; kisspeptin uygulanan PE+Kiss ve PE+M+Kiss gruplarında diğer gruplara göre serum GnRH ve LH düzeyleri daha yüksek belirlenmiştir. Sonuç olarak; melatoninin GnRH ve FSH'ı baskılayarak pubertaya erişme süresi üzerindeki olumsuz etkisini kisspeptinin önlediği belirlenmiştir. Kisspeptinin aynı zamanda foliküler dönemde LH salınımını uyararak ovulasyonda görev aldığı görülmekle beraber; gerek pinealektomi operasyonunun yapıldığı yaş gerekse melatonin ve kisspeptinin uygulama doz, süre ve şekline bağlı olarak sonuçların değişebileceği düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Kisspeptin, melatonin, puberta, sıçan, üreme

KisspeptinMelatoninOvum+4
Nihal Taşkıran
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İshalli buzağılarda serum haptoglobin konsantrasyonunun belirlenmesi

Sunulan çalışmada 0-3 aylık yaşta 40 adet buzağı kullanıldı. Buzağıların klinik, sistemik ve hematolojik muayeneleri yapıldıktan sonra yirmişerli iki gruba ayrıldı. Klinik olarak ishal teşhisi (n=20) konulan buzağılar çalışma grubuna, sağlıklı buzağılar ise kontrol (n=20) grubuna dahil edildi. Klinik muayene sırasında buzağıların rektal vücut sıcaklıkları kaydedildi. Vena jugularisten alınan kan örneklerinden hematolojik muayenede; Lökosit (WBC), Eritrosit (RBC), Hemoglobin (HB) ve Hemotokrit (Hct) konsantrasyonları ölçüldü. Kan örneklerinden elde edilen serumlarda biyokimyasal parametrelerden; Alanin amino transferaz (ALT), Aspartat amino transferaz (AST), Gama glutamil transferaz (GGT), Total protein (TP), Albumin (ALB) parametreleri ölçüldü. Aynı serumlardan; Haptoglobin (Hp), Interleukin-1β (IL-1β), Interleukin-6 (IL-6) ve Tumor Necrosis Factor–α (TNF-α) konsantrasyonları ölçüldü. Yapılan çalışma sonucunda ishalli buzağılarda rektal vücut ısısı ve WBC, HCT, GGT, Hp, IL-1β, IL-6 ve TNF-α konsantrasyonları kontrol grubuna göre istatistiksel açıdan yüksek tespit edildi. RBC, HB, ALT, AST, TP, ALB konsantrasyonlarında gruplar arasında istatistiksel bir fark tespit edilmedi. Sunulan çalışma sonuçları dikkate alındığında serum Hp'in veteriner hekimlik alanında, hematolojik, biyokimyasal ve klinik bulgularla beraber hastalığın prognozunun değerlendirilmesi için önemli bir parametre olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İshal, Buzağı, Haptoglobin

BuzağılarDiyareHaptoglobinler+1
Hüseyin Albayrak
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Afyonkarahisar yöresindeki koyun, keçi ve sığırlarda kene (Ixodıdae) infestasyonu üzerine araştırmalar

Bu çalışma Mayıs 2008-Nisan 2010 tarihleri arasında Afyonkarahisar yöresindeki koyun, keçi ve sığırlarda bulunan kene türlerini, mevsimsel aktivitelerini ve yaygınlıklarını belirlemek amacıyla, bitki örtüsü, arazi yapısı, sıcaklık, yağış ve nem bakımından farklılık gösteren, hayvan populasyonunun yoğun olduğu bilinen Şuhut, İscehisar, İhsaniye ve Hocalar ilçelerinde yürütülmüştür.Çalışma süresince 1920 koyun, 1920 keçi ve 1920 sığır, keneler ve gelişim dönemleri yönünden muayene edilmiştir. Koyunların 669 (% 34.84)'u, keçilerin 608 (% 31.66)'i, sığırların 348 (% 18.12)'i farklı kene türleri ile infeste bulunmuştur. Afyonkarahisar'daki koyun, keçi ve sığırlarda kene infestasyonu % 28.21 olarak belirlenmiştir.Koyun, keçi ve sığırlar üzerinden 13660 kene toplanmış, bunların % 29.96'sı Rhipicephalus bursa, % 17.23'ü R. sanguineus, % 16.88'i Haemaphysalis parva, % 15.09'u Dermacentor niveus, % 6.43'ü R. turanicus, % 4.93'ü Hyalomma marginatum, % 2.92'si Hae. sulcata, % 2.35'i Ornithodoros lahorensis, % 1.71'i Hae. punctata, % 0.46'sı D. marginatus, % 0.31'i Rhipicephalus spp. nimf, % 0.20'si H. detritum, % 0.20'si Haemaphysalis spp. nimfi, % 0.09'u H. anatolicum, % 0.06'sı H. excavatum, % 0.04'ü Rhipicephalus spp. larva, % 1.09'u Ornithodoros spp. nimf, % 0.05'i Ornithodoros spp. larva, olarak teşhis edilmiştir.Kene türleri ile infestasyon oranı en yüksek yaz mevsiminde bulunmuş bunu ilkbahar, sonbahar ve kış mevsimleri izlemiştir. Rhipicephalus bursa'nın olgunları Nisan-Eylül, Kasım aylarında, R. sanguineus ve R. turanicus'un olgunları Nisan-Ağustos aylarında saptanmıştır. Rhipicephalus spp. nimfine Haziran ve Kasım aylarında, Rhipicephalus spp. larvasına yalnızca Kasım ayında rastlanmıştır. H. marginatum'un olgunları Şubat, Nisan-Ekim aylarında, H. detritum'un olgunları Nisan-Haziran, Ağustos aylarında, H. excavatum'un olgunları Mayıs ayında, H. anatolicum'un olgunları Mayıs-Haziran ve Ağustos aylarında tespit edilmiştir. Dermacentor niveus'un olgunları Eylül-Mayıs ayları arasında, D. marginatus'un olgunları Temmuz, Eylül-Mayıs aylarında gözlenmiştir. Haemaphysalis parva ve Hae. sulcata'nın olgunları Eylül-Mayıs ayları arasında tespit edilmiş, Hae. punctata'nın olgunları Eylül-Nisan ayları arasında saptanmıştır. Ornithodoros lahorensis'in olgunları ve Ornithodoros spp. nimfleri Ocak ve Kasım ayında, Ornithodoros spp. larvaları ise Kasım ayında tespit edilmiştir.Afyonkarahisar yöresinde H. anatolicum'un olgun sayısı ile ortalama nem değerleri arasında negatif, Hae. parva ve Hae. punctata'nın olgun sayısı ile ortalama nem değerleri arasında pozitif ilişki saptanmıştır (p?0.05).Çalışma süresince 138 ahır ve 103 ağıl keneler ve gelişim dönemleri yönünden muayene edilmiş, İscehisar ilçesinde bir ağılın duvarındaki yarık ve çatlaklarda O. lahorensis'in olgunlarına rastlanmıştır. Şuhut ilçesinden 30 adet Migrotus arvallis, 2 adet Spermophilus citellus gelengius, 7 adet Cricetulus migratoria ve 2 adet Mus musculus olmak üzere 41 adet kemirici yakalanmış, kenelerin herhangi bir gelişim dönemine rastlanılmamıştır. Hocalar ilçesinde koyun, keçi ve sığırların otlatıldığı meralardan birinde D. niveus'un 5 adet olgunu bulunmuştur.Anahtar Sözcükler: Afyonkarahisar, Koyun, Keçi, Sığır, Kene

Afyon Kocatepe ÜniversitesiKene enfestasyonlarıKeneler+3
Mustafa Eser
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00