Afyon Kocatepe University
Anabilim Dalı

Özel Hukuk Anabilim Dalı

Afyon Kocatepe University

1.037

Arşivlenen Tez

1

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Borçlar Hukukunda hile kavramı

Hile, bir şey ile ilgili olarak bir kimseyi aldatmak, o şeyin niteliğiyle ilgili olarak yanıltıcı bilgi vererek kandırmak demektir. Türk borçlar hukukundaki hile ise, karşı tarafta yanlış bir kanaat uyandırarak sözleşmenin yapılmasını sağlamaktır. Hilenin oluşması için kasıtlı bir davranış gerekmektedir.Tezimizin konusu Türk Hukuku'nda hile kavramının yapısına ilişkindir. İlk bölümde, irade sakatlığı türlerinden hile kavramı, hilenin oluşması için gerekli şartlar ve hile türleri incelenmiştir. İkinci bölümde, hilenin hüküm ve sonuçları ortaya konulmuş olup, hile sonucunda ortaya çıkacak olan zararın giderilmesi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, hilenin diğer irade sakatlığı hallerinden olan hata, korkutma ile ayrıca aşırı yararlanma ve karıştırılabilecek benzer kavramlardan farkları ve ilişkisi ele alınmıştır.

Borçlar hukukuHileTürk borçlar hukuku
Fatih Karabey
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş mahkemesi kararlarına karşı istinaf kanun yolu

5235 sayılı Kanun ile düzenlenen bölge adliye mahkemeleri yargılama sistemimize girerek 20.07.2016 tarihinde faaliyete başlamışlardır. Böylelikle İlk derece mahkemeleri ve temyiz arasındaki ikinci basamakta yer alan istinaf kanun yolu yeniden hukuk sistemimize girmiştir. Diğer mahkemelerde olduğu gibi iş mahkemesinin nihaî kararlarına karşı da istinaf kanun yoluna başvurulabileceği hem 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nda hem de 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu çalışmada iş mahkemesi kararlarına karşı istinaf kanun yolu ele alınacaktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun istinaf kanun yolu hükümleri, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun istinaf kanun yoluna ilişkin hükümleri birlikte değerlendirilecektir.

Kanun yollarıMahkeme kararlarıİstinaf+1
Sultan Akseki Bozok
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Hukukunda maden işletenin hukuki sorumluluğu

Madenlerin kullanımı insanlığın başlangıcına tekâmül etmiş ve gün geçtikçe madene duyulan ihtiyaç artmıştır. Buna rağmen madenlerle alakalı pozitif düzenlemeler gecikmiş, ülkemizde hala kapsamlı ve madenle ilgili sorunları çözen hukuki düzenlemeler yapılamamıştır. Sanayi devrimi ile birlikte maden sektörünün ülke ekonomilerindeki yeri artmış, maden yatağı olan veya madenleri işleyebilen ülkeler ekonomik olarak gelişmiştir. Birçok maden bulunan ülkemizde yanlış politikalar sonucunda madenler yeraltında kalmış ya da doğru işlenememiştir. Bu nedenle her ne kadar maden ihracatı yapan bir ülke olsak da maden ithalatımız fazla olduğundan dış ticaret açığı veren bir ekonomimiz vardır. Maden işçileri, diğer işçiler gibi 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi olsalar da maden işletmelerinin yapısından ve yapılan işin zorluğundan dolayı ek düzenlemelere tabi tutulmuştur. Maden işletmeleri doğası gereği tehlikeli işletmeler olduğundan tüm önlemler alınsa bile bazen kazalar ve meslek hastalıkları kaçınılmazdır. Maden işletenin maden işletmelerinden kaynaklanan sorumluluğunun kaynağı hala tartışmalıdır. Yargıtay işverenin meydana gelen zararlardan dolayı ilk zamanlar haksız fiil sorumluluğuna, sonrasında sözleşmeden doğan sorumluluğuna ve nihayet tehlike sorumluluğuna gidilmesine hükmetmiştir.

Hukuki sorumlulukMaden işletmeleriMadencilik+5
Ece Nur Kesemen
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tüketici kredilerinde ayni teminat sorunu

Tüketici, ticari olmayan amaçlarla mal ve hizmet sözleşmelerine taraf olan kişidir. Tüketici kredisi ise, tüketim amacıyla satın alınan mal ve hizmetlerin finansmanını karşılamaya yönelik bir kredi şekli olarak tanımlanabilir. Teminat, tüketici kredilerinde önemli bir yere sahiptir. Teminat, kredi verene, kredinin geri dönmesi için bir güvence sağlar. En çok tercih edilen ve en geniş güvence sağlayan teminat türü ayni teminattır. Ayni teminatlarda malvarlığına ilişkin bir güvence sunulmaktadır. Bankaların kredi alacakları için aramış olduğu ayni teminatlarda tüketicinin korunması kapsamında bazı hukuki sorunlar yaşanmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde tüketici kredisi konusu incelenmiştir. İkinci bölümde tüketici kredileri ile teminat ilişkisi değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde tüketici kredilerinde talep edilen ayni teminata ilişkin ortaya çıkan hukuki sorunlar ele alınmıştır.

Ayni teminatlarKredilerTeminat+3
Umut Kılıç
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şirketler hukukunda çekişmesiz yargı işleri

Medeni usul hukukumuz, çekişmeli yargı ve çekişmesiz yargı olmak üzere ikili bir ayrıma tabidir. Bu yargılama sistemlerinin ikisi de özel hukuk zeminli olsa da birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Uygulamada, çekişmeli yargı işleri daha fazla kullanılmaktadır. Bu nedenle çekişmeli yargı ait birçok kaynak, yargı kararı mevcuttur. Çekişmesiz yargı ise daha az kullanılan bir alandır. 6102 sayılı Ticaret Kanununda, ticari yargı, ticari dava ve ticari nitelikli çekişmesiz yargı işi olarak ikiye ayrılır. Ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri sadece Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmez. Diğer özel kanunda da düzenlenir. Uygulamada en çok kullanılan ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri İcra İflas Kanundadır. Tez konusunda, çekişmesiz yargı işleri ile ilgili genel bilgiler, şirketler hukukunda çekişmesiz yargı işleri ve bunların yargılama usullerine değinilecektir

Kanunlar 6102 sayılıMedeni usul hukukuTürk Ticaret Kanunu+4
İbrahim Enes Kale
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Milletlerarası "ticari" tahkimde nihai karardan önce mahkemelerin yardım ve denetimi

Tahkim anlasması ile taraflar, aralarındaki uyusmazlığın tahkim yoluyla çözüleceği konusunda anlasmıslardır. Böyle bir seçim, aynı zamanda yine taraflar arasındaki hukuki uyusmazlıklar yönünden devlet mahkemelerinin artık herhangi bir yargı yetkisine sahip olmadığı anlamına da gelmektedir. ?rade serbestîsinin yaygın kabulü, mahkemelerin tahkime müdahalesini, her geçen zaman daha da azaltmıstır. Bugün artık hâkim eğilim, devlet mahkemelerinin müdahalesinin ya tahkime yardım edilmesi ya da kamu düzeninin korunması amacıyla sınırlandırılmasıdır. Kural olarak, tahkim anlasmasının geçerliliğinin tespiti ile birlikte mahkemeler, tarafları, genis anlamda tahkime yönlendirecekler; uyusmazlığın esasıyla ilgili olarak herhangi bir yargılama yapmayacaklardır. Ancak bazen, tahkimle ilgili konularda mahkemelerin yardımı ve desteği hatta kimi hâllerde denetimi, kaçınılmazdır. Hakem heyetinin seçimi, delillerin toplanması, hep bu kapsamdadır. Hakemlerce verilen nihai kararın cebren icrası gerektiğinde, mahkemelerin hem yardım hem de denetim islevi, gündeme gelmektedir. Hakemin reddinde olduğu gibi yargısal temel hakların korunması gerektiğinde, yine mahkemelerin rolü kaçınılmaz olmaktadır. Geçen zaman içinde mahkemelerin tahkime karsı olan yoğun süpheleri; tahkim anlasmaları ile hakem kararlarını sıkça geçersiz sayarak tahkime olumsuz anlamda müdahale etmek seklindeki alıskanlıkları, artık neredeyse tümüyle değismis ve ortadan kalkmıstır. Denetime yönelik mahkeme müdahalesinin geçmiste çoğu zaman taraf iradelerinin hiç sayılması anlamına geldiği, bilinmektedir. Oysa bugün, özellikle de UNCITRAL Model Kanunu'nun 5. maddesiyle yaygınlık kazanan anlayıs, taraflara ve hakem heyetlerine, basta yargı yetkisi olmak üzere pek çok alanda, genis yetkiler tanımak; denetime yönelik mahkeme müdahalesinin en son anda ve son derece kısıtlı nedenlerle gerçeklesmesini temin etmektir. Tahkim anlasmasının geçerliliği, mahkemelerin tahkimde sıkça rol oynadığı alanlardan biridir. Fransız hukukunda, bu konuda ilk sözün hakemlere bırakıldığı; mahkemelerin ise ancak nihai karar sonrası dönemde etkin oldukları bilinmektedir. Hakem heyetinin seçimi, delillerin tespiti, geçici hukuki koruma tedbirlerine hükmedilmesi, tahkim yargılaması öncesi, mahkemelerin yardımını gerektiren konulardır. Geçici hukuki koruma tedbirlerine hükmedilmesi veya hükmedilenlerin icrasına karar verilmesi ile tahkimdeki sürenin uzatılması, tahkim yargılaması sırasında, mahkemelerin yardımını gerektiren meselelerdir.

Bilgehan Yeşilova
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Poliçede aval

Teminattan inceleyen hukuk dalı teminat hukuk olarak değerlendirildiğinde, aval teminat hukukuyla kıymetli evrak hukukunun kesiştiği noktada yer alan bir kurumdur. Kredi ilişkilerinde kullanılan poliçenin temini amacıyla ticari hayatta ortaya çıkmış ve kanunlaşma hareketleri sonucu, hukuki düzenlemede yerini almıştır. Teminat verenin bir çok savunmadan mahrum kaldığı bir teminat olduğundan, ticari hayatın gerektirdiği güven ihtiyacını karşılamada, diğer teminatlara göre avantajlı bir kurumdur. Ticari hayatta kullanılmasını sağlayan bir diğer özelliği, kıymetli evrak üzerindeki alacak kadar kolay tedavül edebilmesidir. Kanunda açıklanmamış bulunmakla birlikte, aval verenin sorumluluğu, sözleşmeye dayanmaktadır. Ancak bu sözleşmede oluşan aksaklıklar, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Aval veren lehine aval verdiği kişinin, bir çok savunmasından yararlanamaz. Aval poliçe üzerine yazılan bir beyanla oluşur. Bu beyan aval iradesini, lehine aval verilen kişinin kim olduğunu ve aval verenin imzasını içerir. Lehine aval verilen kişinin kim olduğu belirtilmediği taktirde, aval keşideci lehine verilmiş sayılır. Başka bir ibare içermeyen imza, aval iradesini içeriyor kabul edilir. Aval veren sorumluluğunu kendi koyduğu kayıtlarla sınırlandırabilir. Ancak bu sınırlandırma, avalin hukuki niteliğiyle bağdaşmadığı taktirde, aval oluşmaz. Aval verenin poliçe üzerindeki yeri lehine aval verdiği kişiden sonra, bu kişiye başvurabilecek ilk kişiden öncedir. Aval verenin sorumluluğu ve haklan da bu yere göre belirlenir. Buna göre aval veren, lehine aval verdiği kişiye başvurabilecek kişilere karşı sorumludur. Aynı şekilde ödeme yaptığı taktirde, lehine aval verdiği kişi ve ona karşı sorumlu planlara başvurabilir.

AvalKambiyo senetleriPoliçe+1
Ertan Demirkapı
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2001
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yöneticilik sözleşmesi

Yöneticilik sözleşmesi, gerçek ya da tüzel kişi olan yöneticinin, sanayi veya ticari bir işletmeyi ivazlı olarak kısmen veya tamamen yönetmeyi, gerçek yada tüzel kişi olan yönetim hizmeti alana karşı üstlenmesidir. Yöneticilik sözleşmesi gerek Borçlar Kanunu'nun "akdin muhtelif nevileri" kısmında gerekse özel bir kanun tarafından düzenlenmemiştir. Kanımızca yöneticilik sözleşmesi, hizmet, vekalet, eser, know-how sözleşmelerinin unsurlarını taşıyan atipik, karma bir sözleşmedir. Sözleşmenin tarafları, gerçek veya tüzel kişi olabilen yönetici ve yönetim hizmeti alandır. Günümüzde sanayileşmenin ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak, işletmeler de büyüyüp karmaşıklaşmıştır. Bu durum da, organizasyon ve yönetim biçimlerinin gelişip çeşitlenmesine vesile olmuştur. Yöneticilik sözleşmesi de bu çeşitliliğin bir ürünüdür, özellikle uluslararası ticaret ilişkilerinde bu tür sözleşmeler daha yaygındır. Bu çalışmada yöneticilik sözleşmeleri incelenmiştir. v

YöneticilerYönetimYönetim sözleşmesi
Azize Müge Sonuvar
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2001
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milletlerarası Tahkim Kanunu ile UNCITRAL Model Kanunu`nun karşılaştırılması

ÖZET Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin 1958 tarihli New York Sözleşmesi milletlerarası ticarî tahkimle ilgili önemli bir adım olmakla birlikte, milletlerarası ticarî tahkim alanında yaşanan gelişmeler ve ihtiyaçlar doğrultusunda, özel olarak milletlerarası ticaret konusu ile uğraşmak, bu konuda çalışmalar yapmak ve mevcut millî hukuk sistemleri arasında uyumu sağlamak için 1966 yılında Birleşmiş Milletler bünyesinde, Birleşmiş Milletler Ticaret Hukuku Komisyonu (UNCITRAL) kurulmuştur. UNCITRAL tarafından milletlerarası ticaret alanında yeknesaklığın sağlanması ve tüm üye ülkelere tavsiye edilmek üzere 1985 UNCITRAL Model Kanununu hazırlanmıştır. Bazı ülkeler, UNCITRAL Model Kanununu esas alarak millî ve milletlerarası tahkim kanunları ihdas etmişler, daha önce bu kanunlara sahip olanlar ise uyum değişiklikleri yapmışlardır. Mevzuatımızda yabancı hakem kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi New York ve Cenevre Sözleşmeleri ile kolaylaştırılmış ise de ülkemizde cereyan eden tahkim davaları HUMK'un emredici hükümlerine tabi olmaktaydı. Milletlerarası tahkimi kolaylaştırıcı bir hukuk düzeninin sağlanması, milletlerarası ilişkilerden doğan uyuşmazlıkların iç tahkimin öngördüğü hükümlerin kısıtlayıcı sınırlamalarından kurtarılması, özetle Türkiye'nin tahkim pazarındaki payını artırmak amacıyla, UNCITRAL Model Kanunu örnek alınarak 21.06.2001 tarihinde 4686 Sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu kabul edilmiştir. MTK ile getirilen düzenleme ve UNCITRAL Modeli ile benzer ve farklı noktalan çalışmamızın konusunu oluşturmaktır.

Hakem kararlarıHakem sözleşmesiTahkim+1
Armağan Ebru Bozkurt
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2002
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Hukukunda taksitle satış sözleşmesi

Taksitle satış sözleşmesi, tüketim ekonomisinin, en ödemli araçlarından biridir. Söz konusu sözleşmede, satıcılar karşısında, genellikle ekonomik yönden zayıf olan ve satılan malların nitelikleri yönünden çok az bilgiye sahip olan taksitle mal alıcıları/tüketiciler bulunmaktadır. Bu nedenle, modern hukuk düzenlerinin temel politikalarından biri olan "tüketicinin korunması "na, özellikle, çok yaygın bir uygulama alanı olan taksitle satış sözleşmesinde ihtiyaç duyulmaktadır. Nitekim bir çok ülkede, taksitle satış sözleşmesinde, alıcıları/tüketicileri korumaya yönelik özel düzenlemeler yapılmıştır. Türk hukukunda da, taksitle mal alıcılarını/tüketicileri korumak amacıyla, Borçlar Kanunumuzun 222. ve devamı maddeleri ile 1995 yılında yürürlüğe giren 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 6. maddesi düzenlenmiştir. Borçlar Kanunumuzun söz konusu maddelerinin hâlâ yürürlükte olması, taksitle satış sözleşmesini, her iki kanun yönünden ayrı ayrı, incelemeyi zorunlu kılmaktadır. Taksitle satış sözleşmesinde, alıcının/tüketicinin korunması, özellikle, taksitleri ödemekte temerrüde düşülmesi, ayıplı mal teslimi ve sözleşmenin koşulları hakkında bilgi verilmesi konularında önem taşımaktadır. Bu konularda, satıcıların, alıcıları/tüketicileri sömürmesini engellemek için, emredici düzenlemeler yapılmıştır.

SatıcılarSatış sözleşmeleriTaksitli satışlar+5
Abdullah Çelik
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2002
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Navlun sözleşmelerinde tellallık

ÖZET Deniz yolu ile taşınacak yükler ile bu yükleri taşıyacak gemileri buluşturmak için çeşitli aracılar faaliyet göstermektedir. Bu aracılardan biri de tellâldır. Navlun sözleşmesinin konusu, yükün deniz yolu ile bir yerden başka bir yere taşınmasıdır. Navlun sözleşmelerinde faaliyet gösteren tellâllar, navlun sözleşmesi taraflarını bir araya getirerek bu sözleşmenin yapılmasına aracılık ederler. Navlun sözleşmesi tarafları, genellikle farklı yerlerde bulunmaları, birbirlerini tanımamaları, yabancı dil ve ülke mevzuatlarını bilmemeleri, zamanlarının yetersiz olması ve devamlı büyüyen navlun piyasasından sürekli olarak haberdar olmak istemeleri gibi nedenlerle bu sözleşmelerin yapılmasına aracılık etmeyi meslek edinen tellâlların aracılığına önemli ölçüde gereksinim duymaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, navlun sözleşmeleri alanındaki tellâlların faaliyetlerini, çalıştıkları navlun piyasalarını, haklarında uygulanan kanun hükümlerini, hukuki hak, yükümlülük ve sorumluluklarını incelenmektir. Bu incelemede konunun, İngiliz Hukuku'ndaki konumu da açıklanmıştır. Navlun sözleşmelerinde faaliyet gösteren tellâllar hakkında esasen Türk Ticaret Kanunu'nun ticaret işleri tellâllığına ilişkin hükümleri uygulandığından, ticaret işleri tellâllığının tanımı ve unsurları da açıklanmıştır. Tellâlların ücret alacakları ile ilgili olarak, çarter parti örneklerinde yer alan şartlar incelenmiştir. Bununla birlikte, söz konusu çarter parti örneklerinin çokluğu karşısında hepsinin tek tek incelenmesi mümkün olmadığından belli başlı bir kaç tanesinin şartları belirtilerek, tellâlların ücret alacakları incelenmiştir.

BrokerlikDeniz ticaretiNavlun sözleşmeleri+2
Özge İnci
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2002
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim ortaklıklarda payın devri

ÖZET Pay kavramı anonim ortaklıkların temel unsurlarından birisini teşkil etmektedir. Payın devredilebilirliği ise, anonim ortaklıklara özgü olan ve kendisine kanunkoyucu tarafından yüklenen iktisadî ve sosyal fonksiyonların yerine getirilebilmesi için hayati nitelik taşıyan bir genel ilke niteliğindedir. Zira, payın serbest ve güvenli bir biçimde tedavül edebilme yeteneği, tasarruf sahiplerini anonim ortaklıkta pay sahibi olma konusunda teşvik etmekte ve bu da anonim ortaklıkların toplanan büyük sermaye miktarları ile önemli yatırımlar yapabilmelerine olanak sağlamaktadır. Ancak payın devredilebilirliği ilkesinin sınırsız olarak uygulanması bazı sakıncalara yol açabilmektedir. Bunun önüne geçebilmek amacıyla söz konusu ilkenin kısıtlanması yoluna gidilmiştir. Bu kısıtlamalar üç başlık altında toplanabilirler: Bunlar, payın devredilebilirliğinin kanunî ve iradî kısıtlamaları ile payın devrinin resmî izne bağlandığı hallerdir. Bu kısıtlama türlerinden en önemlisi olan iradî kısıtlamalarda, esas sözleşmeye konulan devri kısıtlayıcı bağlam hükümleri vasıtasıyla anonim ortaklık, özgün yapısının bozulmasına ve yabancılaşmaya karşı korunmaktadır. Öte yandan, anonim ortaklıklarda payın devrinin sahip olduğu önem sebebiyle, Kanun bu payların tedavülünü kolaylaştırmak için kıymetli evrak niteliği taşıyan hisse senetlerine bağlanabilmeleri imkanını getirmiştir. Bu çalışmada anonim ortaklık payının serbestçe devredilebilirliği ilkesinin esasları ve istisnaları ile hisse senedine veya ilmühabere bağlanmış, yahut senede bağlanmamış olmasına göre anonim ortaklık payının devir prosedürü ile devrin hukukî sonuçları inceleme konusu yapılacaktır. v

Anonim ortaklıklarPay devri
Ali Murat Sevi
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2002
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sözlü yargılama usulü

ÖZET Sözlü yargılama usulü, çekişmeli yargıda uygulanan özel bir yargılama usulüdür. 1711 sayılı Kanun'la getirilen değişiklikten önce sulh hukuk mahkemelerinde uygulanmakta olan sözlü yargılama usulü, bu değişikliğin ardından yerini basit yargılama usulüne bırakmıştır. Ancak sözlü usul, yürürlükten kaldırılmamıştır. Bugünkü yasal düzenleme uyarınca iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanmaktadır. Dolayısıyla sözlü yargılama usulü, iş mahkemelerinin geniş görev alanı çerçevesinde halen medeni yargıda etkin bir usuldür, iş yargısı ile sözlü yargılama usulünün bu birlikteliği nedeniyle tezimizde sözlü usulün esasları iş mahkemelerindeki yargılama hüküm ve ilkeleriyle beraber incelenmiştir. Devlet yargılamasına alternatif ve barışçı uyuşmazlık çözüm arayışlarının yaşandığı günümüzde, sözlü yargılama usulü özellikle tarafların mahkemeye birlikte başvurusunu kabul eden kendine özgü sistemiyle bir bakıma hakimin tarafsız bir arabulucu gibi davranmasıyla taraflara uyuşmazlığı sulh yoluyla basit, çabuk, daha az masrafla ve barışçı bir yöntemle çözebilme olanağını sağlamaktadır. Bu esas, iş yargılamasında davanın başında yerine getirilmesi zorunlu sulh teşebbüsü ile birlikte değerlendirildiğinde anlamlı bir bütünlük oluşturmaktadır. Tezimizde bu yöntem önemle incelenmeye çalışılmış ve yargı sistemimizin aksayan bazı yönlerine bir çözüm olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, ilk kısımda genel olarak yargılama usulü kavramı, farklı yargılama usullerinin kabul edilmesinin nedenleri ve gerekliliğine işaret edilmiştir. Daha sonra sözlü yargılama usulünün esasları, genel yargılama usulünden ayrıldığı noktalar, işlevi, uygulanma alanı, iş mahkemelerinde arz ettiği görünüm ele alınmıştır. Ayrıca sözlü yargılama usulünün uygulandığı davaların ortalama görülme süresi ile sulh yoluyla çözüme dair istatistikler sunulmuştur.

Sözlü yargılamaYargılamaİş mahkemeleri
Gülümden Ürcan
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2002
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İcra ve İflas Hukukunda kredi alacaklarının tahsili

Çalışma konumuz, icra ve iflâs hukukunda genel olarak kredi alacaklarının tahsilidir. Konu, İcra ve İflâs Kanunu'nda iki ayrı maddede düzenlenmiştir (m. 68b, 150ı). Kredi alacaklarının tahsili, ilk olarak 3182 sayılı Bankalar Kanunu'nda düzenlenmiş (m. 90, 91), daha sonra, söz konusu hükümler, içerikleri de genişletilerek ve geliştirilerek uygulamada da eşitliğin sağlanması amacıyla İcra ve İflâs Kanunu'nun içine alınmışlardır. Borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli nakdi kredilerden kaynaklanan kredi alacaklarının genel haciz yoluyla takibi, İcra ve İflâs Kanunu'nda 68b maddesinde düzenlenmiştir. Kredi alacaklısı krediyi kullandıran taraf, hesap veya faiz tahakkuk dönemlerini takiben on beş gün içerisinde bir hesap özeti hazırlayıp bunu kredi borçlusu krediyi kullanan tarafın kredi sözleşmesindeki adresine göndermek zorundadır (m. 68b/l). Hesap özetinin gönderilmesi işlemi ancak noter aracılığıyla olabilir. Süresi içinde aldığı hesap özetinin içeriğine bir ay içinde itiraz etmeyen kredi borçlusu, hesap özetinin gerçeğe aykırılığını, ancak takip konusu kredi borcunu ödedikten sonra dava edebilir (m. 68b/ll). Süresinde içinde itiraza uğramayan hesap özeti, kredi sözleşmesi ve bu sözleşmeye göre hazırlanmış diğer belge ve makbuzlar ile birlikte İcra ve İflâs Kanunu'nun 68/I maddesi anlamında belgedir (m. 68b/lll). Kredi borçlusu, süresi içinde itiraz etmediği hesap özetinin dayandığı belge ve makbuzlardaki imzasını inkâr edemez (m. 68b/lll). İcra ve İflâs Kanunu'nun 68b maddesi, aynı kanunun 150a maddesinin uygulanmasını gerekli kılan durumlarda da uygulanabilir (m. 68b/lll). Kredi alacaklısının kanunda lehine öngörülen hükümlerden yararlanabilmesi, hesap özetinin süresi içinde hazırlanıp (m. 68b/l) öngörülen şekilde gönderilmesine (m. 68b/l) ve süresinde itiraza uğramamış olmasına bağlıdır (m. 68 b/l I, III). Borçlu cari hesap, kısa, orta, uzun vadeli nakdi kredi ile gayri nakdi kredi türerinden dolayı alacaklı olan krediyi kullandıran taraf, kredi ilişkisinin kesildiğinedair hesap özeti veya tazmin talebini, noter aracılığıyla göndermesi halinde, alacağının teminatı olan ipoteğin ilamlı yol ile paraya çevrilmesini talep etmek hakkına sahiptir. Böyle bir durumda icra müdürü, İcra ve İflâs Kanunu'nun 149. maddesine göre işlem yapacak ve krediyi kullanan taraf ile varsa ipotekli taşınmaz maliki üçüncü kişiye bir icra emri gönderecektir (m. 150ı). Krediyi kullanan taraf, yine noter aracılığıyla kendisine gönderilen hesap özeti veya tazmin talebine sekiz gün içerisinde itiraz etmek hakkına sahiptir (m. 150ı). Ancak bu halde kredi kullanan taraf, icra emrine karşı icranın geri bırakılması yolu yanında, icra tetkik merciine karşı şikâyette bulunabilir (m. 150ı). Takip konusu kredi borcunun esasının tartışılabildiği şikâyet yoluna sadece hesap özeti veya tazmin talebine itiraz etmiş olan krediyi kullanan taraf başvurabilir. Şikâyet yargılamasında kredi alacaklısı, takip konusu alacağını İcra ve İflâs Kanunu'nun 68b maddesine göre diğer belgelerle ispatlayabilir (m. 150ı). 111

BankalarKredi alacaklarıKrediler+3
Bilgehan Yeşilova
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2000
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çekte ibraz ve ödeme

Bu çalışmamızın amacı, çekin ibrazı ve ödenmesi hususunda açıklayıcı bilgiler verebilmek adına mevzuat, Türk öğreti ve uygulaması esas alınarak tespit ve değerlendirmelerimizi ortaya koymaktır. Söz konusu bu tespit ve değerlendirmeler için başta 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 5941 sayılı Çek Kanunu olmak üzere, ilgili kanun hükümleri ve ikincil mevzuat kapsamında doktrin ve Yargıtay kararları incelenerek olan ve olması gereken hukuk bakımından vardığımız sonuçlar ortaya konulmaya çalışılacaktır. Ticari hayatın içerisinde sıklıkla kullanım alanı bulan çek kurumunun, çağa ayak uydurması ve kullanıcıların ihtiyaçlarına cevap vermesi adına zaman içerisinde farklı düzenlemelerde hukuki zemine oturtulduğu görülebilmektedir. Söz konusu bu ihtiyaçlar ve buna bağlı olarak yapılan birtakım değişiklikler, doktrinde çelişkili görüşlerin ortaya çıkmasına da neden olmuştur. Gerek doktrindeki farklı görüşler gerekse de Yargıtay kararları arasındaki uyuşmazlıkların giderilmesi adına kanun koyucunun zaman zaman özel düzenlemeler yaptığı, Yargıtay'ın da içtihatlarını birleştirici kararlar aldığı görülebilmektedir. Dolayısıyla tüm bu çabaların çek kurumunun ticari işlevi açısından amacına daha iyi hizmet edebilmesine olanak sağladığı söylenebilir. Hiç şüphesiz ki çek kurumu için en büyük önem arz eden hususlardan biri de dolaşımda bulunan bir çekin yetkili (meşru) hamil tarafından ödenmesi amacıyla muhataba ibraz edilmesi ve bu ibraz üzerine gerekli şartların varlığı halinde ilgili ödemenin muhatapça yapılmasıdır. Bu nedenle çekin ibrazı, ibrazın yapılacağı yer/yerler, çekin ödenmesi, bu bağlamda kısmi ödeme, çek hesabında hiç karşılık bulunmaması üzerine muhatap bankanın kanuni ödeme yükümlülüğünün kapsamı, çekin ödenmesi, kısmı ödeme ve çekin ödenememesi/ödenmemesi üzerine yapılacak işlemler Kanuni düzenlemeler, Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler çerçevesinde irdelenmiş olup, tespitlerimiz ve vardığımız sonuçlar belirtilmiştir.

Türk hukukuÇek KanunuÇekler+2
Ümit Yılmazer
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Chatbot özelinde üretken yapay zekâ ve kişisel verilerin hukuka uygun işlenmesi

Gelişen teknoloji ile birlikte yapay zekâ, günlük yaşamımızın birçok alanında önemli bir rol oynamaktadır. Yapay zekâ teknolojileri, sağlık, eğitim, eğlence, hukuk ve finans gibi çeşitli sektörlerde devrim niteliğinde yenilikler sunarak, yaşam kalitemizi önemli ölçüde artırmaktadır. Bu teknolojilerin yaygın kullanım alanlarından birisi de chatbot teknolojileridir. Chatbot sistemleri, müşteri hizmetlerinden e-ticarete, sağlık hizmetlerinden eğitim sektörüne kadar birçok alanda kullanıcılarla etkileşim kurmakta ve günlük hayatımızı kolaylaştırmaktadır. Özellikle son dönemde hayatımıza giren ve otonom yapıları ile dikkat çeken üretken yapay zekâ ise, gelişmiş bir chatbot türü olarak ses, video, görüntü ve kod gibi yaratıcı çıktılar üretebilmekte ve kullanıcılarla doğal dilde iletişim kurabilmektedir. Ancak chatbot teknolojilerinin bu denli yaygınlaşması, özellikle kişisel verilerin işlenmesi açısından bazı dezavantajları da beraberinde getirmektedir. Yapay zekâ sistemlerinin etkin bir şekilde çalışabilmesi için büyük miktarda veriye ihtiyaç duyulmakta olup, bu veriler arasında kişisel bilgilerin bulunması kaçınılmazdır. Bu sistemler, kullanıcılarla etkileşime girerken isim, adres, iletişim bilgileri, ilgi alanları ve davranışlar gibi çok sayıda kişisel veriyi işleyebilmektedir. Hızlı bir şekilde gelişen ve adeta veri ile beslenen bu teknoloji karşısında kişisel verilerin korunabilmesi ve hukuk sistemimizin bu yeniliklere ayak uydurabilmesi, önemli bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, ilgili mevzuat, mahkeme kararları ve doktrindeki görüşler ışığında; üretken yapay zekânın işlediği kişisel veriler incelenecek, veri koruma ilkelerinin üretken yapay zekâ sistemlerindeki yansımaları değerlendirilecek ve üretken yapay zekânın veri işleme faaliyetleri süreçlerindeki hukuki statüleri ele alınacaktır.

Şerife Nur Kirazlı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk sosyal güvenlik hukukunda fiili hizmet süresi zammı uygulaması

Bazı iş kolları, doğaları gereği diğerlerine kıyasla daha ağır, yıpratıcı ve tehlikeli çalışma koşullarına sahiptir. Bu durum, işin yapısından ya da teknolojik yetersizliklerden kaynaklanabilmektedir. Bu mesleklerde çalışan sigortalılar, maruz kaldıkları zorluklar sebebiyle diğer sigortalılardan farklı düzenlemelere ihtiyaç duymaktadır. Bu bağlamda, 5510 sayılı Kanun'un 40. maddesinde düzenlenen fiili hizmet süresi zammı, çalışanların mesleki yıpranmasını telafi etmeyi ve erken emeklilik yoluyla destek sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışmamızda fiili hizmet süresi zammı kavramı detaylı şekilde ele alınmıştır. İlk bölümde, bu düzenlemenin daha iyi anlaşılabilmesi için ilgili kavramlara ve tarihsel gelişimine yer verilmiştir. Türk sosyal güvenlik hukukunda, ağır ve yıpratıcı işlerde çalışan sigortalılar için geçmişten günümüze getirilen yasal düzenlemeler ve önemli değişiklikler incelenmiştir. İkinci bölümde, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nda yer alan itibari hizmet süreleri ile 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'ndaki fiili ve itibari hizmet müddeti uygulamaları karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Sigortalıların hangi şartlarda bu haklardan yararlanabileceği, kapsam dahilindeki meslek grupları ve onlara sağlanan avantajlar açıklanmıştır. Son bölümde, 5510 sayılı Kanun'un 40. maddesinde düzenlenen fiili hizmet süresi zammı detaylı olarak incelenmiştir. Bu düzenlemenin kapsamına giren iş kolları, sigortalılar için sağladığı avantajlar ve işverenlere getirdiği yükümlülükler ele alınmıştır. Ayrıca, mevcut düzenlemede tespit edilen eksiklikler değerlendirilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur.

Esra Bera Bilen Öztürk
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk iflâs hukukunda basit tasfiye

İflâs hukukunun şekli boyutunu oluşturan tasfiye işlemleri, iflâsın meydana gelmesi ile bu alandaki kuralların nihai amacını teşkil eder. İcra ve İflâs Kanunu'nda nihai amaca ulaşmaya vasıta kılınan iki yol vardır. Bu yollardan birisi kanun koyucunun esas kabul etmek suretiyle detaylı hükümler tesis ederek düzenlediği adi tasfiye usulüdür. Diğeri ise az sayıdaki ve yeterli açıklığı barındırmayan hükümlerle ihdas edilen, çalışma konumuzu oluşturan basit tasfiye usulüdür. Basit tasfiye; iflâs dairesi tasfiye organının ağırlıklı hakimiyeti altında yürütülen, hızlılığın ön planda tutulduğu, olabildiğince şekle tabi olmayan, prosedürün yürütümü esnasında masraflardan tasarruf edilmeye çalışılan ve nihayetinde adi usule nazaran basit bir usuldür. İflâsın basit usul ile tasfiye edilmesinde bu esaslara riayet edilmelidir. Açıklık bulunmayan hâllerde ise adi tasfiye usulüne ilişkin hükümlerin kıyasen basit tasfiye usulünde uygulanması söz konusu olacaktır. Fakat basit tasfiye usulü, öğreti tarafından ince elenip sık dokunmak suretiyle incelemeye tabi tutulmamış; adi tasfiye usulüne ilişkin hükümlerin basit tasfiyede nasıl tatbik edileceği detaylıca izah edilmemiştir. Basit tasfiyeye ilişkin kanuni düzenlemelerin yetersizliği ve bu usule ilişkin öğretinin detaylı söz söylememesi, uygulayıcıları (iflâs daireleri ile mahkemeleri) basit tasfiyenin uygulanışında belirsizliğe sevk etmiştir. Çalışmanın amacı ise basit tasfiyeyi bütün yönleriyle ele alarak öğretinin, yargı kararlarının ve de uygulamanın ortaya konulmasıdır. Bu gayeye ulaşmaya çalışırken olan ve olması gereken izah edilmiştir. Ayrıca "daha iyi nasıl olabilir" sorusunun cevabı verilmeye çalışılmıştır.

Furkan Bilge
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk medeni usul hukukunda istinaf incelemesi sonucunda verilebilecek kararlar

İstinaf kanun yolunun 20/07/2016 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte Türk hukukunda uyuşmazlığın esasını inceleme yetkisine sahip olan derece mahkemeleri iki, hukuk yargılaması da üç aşamalı hal almıştır. Hukukumuzda dar istinaf sistemi kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak da ilk derece yargılamasının sınırları istinaf yargılamasının da sınırını belirlemektedir. İlk derece mahkemelerinin her kararı için istinaf kanun yoluna başvuru yapılamaz. Başvuru yapılabilecek kararlar için birtakım şartlar ön görülmüştür. İstinaf incelemesi sonucunda bölge adliye mahkemelerinin derece mahkemesi niteliği nedeniyle de çeşitli kararlar verme imkânına sahiptir. İstinaf incelemesi sonunda hukuka aykırı bulunan karar kaldırılarak bölge adliye mahkemesi tarafından daha doğru yeni bir karar verecektir. İstinafın konusu, kamu düzenine aykırı durumlar istisna olmak üzere istinaf dilekçesinin kapsamı dışına çıkamaz. İstinaf mahkemesi, belirtilen istinaf sebepleri ile bağlıdır ve ilk derece yargılamasında ileri sürülmemiş vakıalar istinaf incelemesine konu olamazlar. İstinaf aşamasında yapılan inceleme ise ön inceleme ile dosyanın esasının incelenmesi olmak üzere iki evreden oluşmaktadır. Ön inceleme safhasında uyuşmazlığın esası incelenmez. İstinaf mahkemesinin nasıl kararlar alabileceği Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda tek tek belirlenmemiştir. İstinaf kanun yolunda kural yargılamanın duruşmalı olarak yapılmasıdır. Sadece Kanun'da belirtilen hallerin varlığında bölge adliye mahkemesi duruşmasız karar verebilmektedir; ancak uygulamaya baktığımızda bu noktada eksiklikler bulunduğu görülmektedir. İstinaf mahkemesinin bu şekilde duruşmasız ve temyiz kanun yolu kapalı olarak verebileceği kararlar Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 353/1-a'da sayılmıştır.

Ezgi Hazal Yeşilduman Süt
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Profesyonel futbolcu sözleşmesinde ücret

Futbol, ülkemizde ve dünyada en çok takip edilen spor dalıdır. Futbolun geniş kitlelerce takip edilmesi sayesinde futbol ekonomisi bir hayli büyümüş, profesyonel futbolcular da özellikle Bosman Kararı'ndan sonra büyüyen bu futbol ekonomisi sayesinde aldıkları yüksek ücretlerle faydalanmışlardır. Profesyonel futbolcular ile kulüpler arasında akdedilen profesyonel futbolcu sözleşmesi diğer iş görme sözleşmelerinden farklı olarak bağımlılık ilişkisi barındırması ve sonuç vadetmemesi nedeniyle hizmet sözleşmesi niteliğindedir. Dolayısıyla profesyonel futbolcular da işçi olup ücret karşılığında iş gören kişilerdir. Fakat diğer işçilere kıyasla çok yüksek ücret karşılığında çalışmaları sebebiyle profesyonel futbolcuların da işçi oldukları göz ardı edilmektedir. Çalışma işçi statüsündeki profesyonel futbolcuların ücret alacağı hakkında detaylı bilgi verilmesini amaçlamaktadır. Türkiye Futbol Federasyonu, ülkemizde ve dünyada en çok takip edilen spor dalı olan futbolun ülkemizdeki tek yetkili organdır. Türkiye Futbol Federasyonu'nun hazırlamış olduğu Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatı başta olmak üzere düzenleyici hükümler işbu çalışmanın konusu olan profesyonel futbolcu sözleşmesinde ücret hususunda özel hüküm olmaları nedeniyle önemlidir. Dolayısıyla TFF ve profesyonel futbolcu arasındaki ilişki konunun iyi anlaşılabilmesi için çalışmanın birinci bölümünde ele alınmıştır. Çalışmada spor hukuku alanında yazılmış ve konuyla ilgili olan her eser kullanılmaya çalışılmıştır. Çalışmada mümkün olduğunca fazla sayıda TFF Tahkim, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, Yargıtay, CAS ve DRC kararlarına atıf yapılarak konunun daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır. Ayrıca futbol dünyasından konuyla alakalı somut olaylara da fazlaca yer verilmiştir.

FutbolFutbolcularSpor hukuku+3
Ali Tutar
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşınır satış sözleşmelerinde ayıp kavramı ve motorlu taşıtlara özgü hukuki sorunlar

Çalışmamızın konusu, satıcının ayıptan doğan sorumluluğu hükümlerinin ve malın ayıplı olması durumunda alıcı lehine doğan seçimlik hakların özellikle otomotiv sektörü bakımından incelenmesidir. Ayıp hükümleri incelenirken, hem adi ve ticari satımlar, hem de tüketici satımları dikkate alınmış, gerekli yerlerde tüketici satımlarına özgü kurallara yer verilmeye çalışılmıştır. Öte yandan, 28.11.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6502 Sayılı yeni Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un getirdiği yeniliklere de mümkün olduğunca yer verilmeye çabalanmıştır. Çalışmamızda, tüm taşınırlara yönelik teorik açıklamalar yer almakta ise de, motorlu taşıtların üzerinde özel olarak durulmuş, motorlu taşıtlara yönelik uygulamada karşılaşılan uyuşmazlıklar ortaya konularak ve mahkeme kararlarından örnekler sunularak açıklamalarımız somutlaştırılmıştır. Keza yalnızca motorlu taşıtlar yönünden uyuşmazlık doğuran ve uygulamada pek çok davaya konu olan hava yastıkları, boya sorunları gibi belli başlı ayıp türleri bakımından ayrıntılı değerlendirmeler yapılmıştır. Ayrıca, motorlu taşıtlardan doğan ayıp iddialarına yönelik malın ayıpsızıyla değişimi veya satış bedelinin iadesi kararlarının infazında yaşanan sorun ve belirsizliklere temas edilmiş, bu konuda doktrin görüşü ile Yargıtay kararlarının karşılaştırılması yöntemi benimsenmiştir.

AyıpAyıplı malMotorlu taşıtlar+5
Kudret Can İçel
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hekimlerin gebeliklerin sonlandırılmasından kaynaklanan özel hukuk ve ceza hukuku sorumluluğu

Gebeliklerin sonlandırılması tıp, hukuk, etik, felsefe,din gibi pek çok alanda binlerce yıldır tartışılan bir konudur. Zamana ve mekana göre yaklaşımlar ve bakış açıları değişkenlik gösterse de gebeliklerin sonlandırılmasını ne tamamen serbest bırakmanın ne de aşırı kısıtlamalar getirmenin çözüm olmayacağı bilinmektedir. Ülkeden ülkeye değişkenlik göstermekle beraber, ülkemiz de dahil olmak üzere hemen her ülkenin kanunları gebeliklerin sonlandırılmasına belli koşullar altında izin vermiş, bu koşulları taşımayan durumlarda gebeliği sonlandıran kişilerin sorumluluğuna gidilmiştir. Gebeliklerin herhangi bir kişi tarafından herhangi bir yöntemle sonlandırılması mümkün olup sorumluluğunu da beraberinde getirse de, özellikle yakın zamanlarda gündemde olan ve kamuoyunun ilgisini çeken konu, hekimlerin gebeliklerin sonlandırılmasına yönelik tıbbi müdahale niteliği taşıyan eylemleri olmaktadır. Bu çalışmada hekimlerin gebeliklerin sonlandırılması nedeniyle hem özel hukuk hem ceza hukuku alanında söz konusu olabilecek sorumlulukları ele alınmıştır. Gebeliklerin sonlandırılmasında özel hukuk sorumluluğu, genel olarak hekimin özel hukuk sorumluluğuna paralel şekilde, hekim ile gebe kadın ya da yasal temsilcisi arasında kurulmuş bir sözleşme ilişkisinden, haksız fiilden, vekaletsiz iş görmeden kaynaklanabilir. Ayrıca Türk Borçlar Kanunu ilgili maddeleri uyarınca hekimin kusursuz sorumluluğuna da gidilebilir. Müdahalenin gerçekleştiği sağlık kurumunun da sözleşmeye aykırılığın yanı sıra hekimin kusuru nedeniyle sorumlu tutulması da söz konusu olabilir. Gebeliklerin sonlandırılması nedeniyle bir tazminata hükmedilebilmesi için de, genel sorumluluk hükümlerine uygun şekilde, bir hukuka aykırılık, zarar, kusur ve nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Çalışmada bu hususlar tıp uygulamasından örnekler eşliğinde ele alınmış, ayrıca ispata ilişkin özellikler ve tazminatın hesaplanması üzerinde de durulmuştur. Hekimlerin gebeliklerin sonlandırılmasından kaynaklanan cezai sorumluluğu açısından Türk Ceza Kanunu 99. ve 100. maddelerinde yer alan çocuk düşürme ve düşürtme suçları irdelenmiştir. Hekimlerin suç işlememeleri, hastalarına zarar vermemeleri ve kendilerini sorumlu duruma düşürmemeleri konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli hususlar olarak özellikle Nüfus Planlaması Hakkında Kanun Hükümleri'nin dikkate alınması, hastanın aydınlatılmış onamının alınması, onam olmaksızın, yetki alanı dışında ve endikasyonsuz müdahaleye girişilmemesi ve yapılanların eksiksiz kayıt altına alınması üzerinde durulmuştur.

Cezai sorumlulukDoktor tercihiDoktor-hasta ilişkileri+3
Işıl Güney Tunalı
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Estetik cerrahide hekimin hukuki sorumlulukları ve bu sorumlulukların eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi

CerrahiDoktorlarEstetik+5
Rifat Atilla Arıncı
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel hastanede çalışan hekimlerin tıbbi müdahaleden doğan özel hukuk sorumluluğu

Bu çalışmada, özel hastanelerde hizmet veren hekimlerin tıbbi müdahaleden kaynaklanan özel hukuk sorumlulukları ele alınmıştır. Öncelikle tıbbi müdahale başta olmak üzere sağlıkla ilgili temel kavramlar ile özel hastanelerin yönetimi ve işleyişi açıklanmıştır. Daha sonra özel hastanelerde hizmet veren hekimlerin tıbbi müdahaleden doğan özel hukuk sorumluluğunun kaynakları sırasıyla incelenmiştir. İlk olarak hekimlik sözleşmesinin unsurları belirtilmiş, hukuki nitelemesi hakkındaki tartışmalar açıklanmış ve sözleşmeden doğan borçlar sayılmıştır. Kanaatimizce hekimlik sözleşmesi bir vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirilmelidir; ancak Yargıtay estetik ameliyatlar gibi hekimin görünür bir sonuç vadettiği müdahaleler ile ilgili sözleşmeleri eser sözleşmesi olarak nitelendirmektedir. İkinci olarak culpa in contrahendo sorumluluğu hakkındaki tartışmalara kısaca değinilmiştir. Üçüncü olarak haksız fiil sorumluluğunun şartları açıklanmış, özellikle hukuka uygunluk sebepleri ve hastanın rızası üzerinde durulmuştur. Son olarak hekimler açısından vekâletsiz iş görme hükümlerinin uygulanması tartışılmıştır.

DoktorlarHaksız fiilHukuki sorumluluk+3
Ayşe Palanduz
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde yönetimin devri

Bu çalışma kapsamında, anonim şirketin yönetim faaliyetini daha verimli bir şekilde yerine getirmesi amacı ile yönetim yetkilerinin devredilmesi imkânı incelenecektir.Yönetim kurulunun uhdesinde bulunan yönetim yetkisinin devri en çok sorumluluk bahsinde etkisini göstermektedir. Bu sebeple, de bu çalışmada yönetimin devri konusunun hukuki boyutu incelenirken en çok yönetimin devrinin sorumluluğa etkileri üzerinde durulmaya çalışılmıştır.

Anonim şirketlerYönetim devriYönetim kurulu+1
Nurdan Gürgen
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

"Roma Hukukunda ve Türk Hukukunda eser sözleşmeleri (Locatio conductıo operis)"

Kaynağını Roma hukukunda bulan eser sözleşmelerinin tarihi, yapısı, özellikleri ve unsurları incelenmiş ve Türk hukukuyla kesiştiği veya ayrıştığı noktalar üzerinde durulmuştur.

Roma hukukuTürk Hukukuİstisna sözleşmesi
Ceren Soydan
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Viyana Satım Sözleşmesi ve Türk Borçlar Kanunu kapsamında satıcının ayıptan doğan sorumluluğu ve özellikle Viyana Satım Sözleşmesi'ne göre alıcının tazminat talep etme hakkı

Bu çalışma, Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde yüksek lisans tezi olarak hazırlanmıştır. Tezde araştırılan konu, Viyana Satım Sözleşmesi ve Türk Borçlar hukuku açısından ayıplı ifadan dolayı alıcının sahip olduğu seçimlik haklar ve özellikle Viyana Satım Sözleşmesi'ne göre önemli bir hak olan tazminat hakkıdır. Giriş bölümünde konunun seçimindeki etkenler ve inceleme tarzı, terminoloji tercihi ele alınmıştır. Birinci bölümde Viyana Satım Sözleşmesi'nin uygulama alanı, yer bakımından, maddi bakımdan ve zaman bakımından ele alınmış ve sonrasında Türk Borçlar Kanunu ile Viyana Satım Sözleşmesi uyarınca ayıptan doğan sorumluluk karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İkinci bölümde, alıcının Viyana Satım Sözleşmesi uyarınca ayıplı ifa sonucu tazminat talep etme hakkı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Sonuç bölümündeyse, tezde araştırılan konular ve yapılan çıkarımlar bir arada sunulmuştur. Anahtar Kelimler: Viyana Satım Sözleşmesi, VSS, Ayıptan Doğan Sorumluluk, Tazminat.

AyıpAyıplı malBorçlar Kanunu+5
Hande Doğan
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşıyanın zıya, hasar ve geç teslime ilişkin sorumluluktan kurtulduğu haller

Uluslararası eşya taşımacılığının en eski ve köklü türü kuşkusuz deniz yolu ile eşya taşımasıdır. 19. yüzyıldan itibaren taşıma hacminin artması ile birlikte uluslararası taşımalar artmış ve deniz yolu ile eşya taşımasına dair kuralların yeknesak bir uygulamaya tabi olması ihtiyacı doğmuştur. 1893 yılında kabul Amerika Birleşik Devletleri'nde kabul edilen Harter Kanunu'nu üç önemli uluslararası konvansiyon izlemiştir: 1924 tarihli Lahey Kuralları, 1978 tarihli Hamburg Kuralları ve 2009 tarihli Rotterdam Kuralları. Hamburg ve Rotterdam kuralları düzenleri yeterince kabul görmediğinden, uluslararası denizcilik hukukunun temelini halen 1924 tarihli Lahey Kuralları oluşturmaktadır. Türk Hukuku uygulamasında esas alınan kural düzeni Lahey Kuralları olmuştur. Tezimizin konusunu oluşturan taşıyanın sorumluluktan kurtulduğu haller de Lahey Kuralları'nın temelini oluşturduğu Alman Ticaret Kanunu'ndan alınmış olmakla beraber; bu kural düzeninin eski ve modern ilkelerden uzak kaldığı alanlarda daha güncel olan Hamburg Kuralları'ndan da yararlanılmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde, taşıyan kavramı ve taşıyanın sorumluluğunu doğuran haller izah edilmiştir. Çalışmanın asıl konusunu oluşturan taşıyanın sorumluluktan kurtulduğu haller ise ikinci bölümde detaylı olarak incelenmiştir. Konu bütünlüğünün sağlanması amacıyla, taşıyanın kısmi sorumluluğu ve sözleşme dışı taleplerden sorumluluk konuları açıklanmıştır. Türk Ticaret Kanunu kapsamında taşıyana yüklenen sorumluluk hallerinin sözleşme ile değiştirilebileceği durumlar izah edilmiş ve son olarak, uluslararası konvansiyonlarda öngörülen ancak Türk Ticaret Kanunu'na alınmayan sorumsuzluk düzenleri karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Çalışmanın bütününde, konular uluslararası konvansiyonlar ve başta İngiliz ve Amerikan hukuk sistemleri olmak üzere, yabancı hukuk sistemleri ile karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Tezin içeriğinde hem Türk hem de yabancı mahkeme kararları ile konu açıklamaları desteklenmiş ve konunun uygulamaya yönelik olarak somutlaştırılması amaçlanmıştır.

Eşya taşımaGecikmeHasar+5
Tunca Bolca
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spor hukukunda doping

Spor müsabakalarındaki doping uygulamalarının sporun doğasına, yarışmadaki eşitlik ve adalet ilkelerine ters düştüğü, doping yapan sporcunun haksız şekilde diğer sporculara karşı bir avantaj sağladığı açıktır. Bu çalışmada günümüze kadar genellikle tıbbi ve farmakolojik yönü incelenmiş olan dopingin hukuk boyutu zamanla değişen ve gelişen kurallar ve yargı kararları çerçevesinde incelenmiştir. Spor hukuku hem özel hukuk hem de kamu hukukunun prensiplerini taşıyan kendine has nitelikleri olan bir hukuk dalıdır. Spor hukukunun altında yer alan dopinge dair hukuki durum da aynı şekilde kendine özgü prensiplere ve uygulamalara sahiptir. Bu çalışmada doping konusundaki hukuki yapılanma belirlenmiş, dopinge dair getirilen yasaklar, doping kontrolüne ilişkin yöntem ve kurallar, doping ihlali gerçekleştirdiği tespit edilen kişilerin yargılamasına dair kendine has usul ve esas kurallarını incelenmiş ve yer yer bu konudaki hukuki durumun geçmişten bugüne nasıl değiştiği tespit ederek dopingin hukukuna ışık tutulmuştur. Bu kapsamda çalışmamızın ilk bölümünde dopinge ilişkin arka plan açıklanarak dopingin tanımı, geçmişi, yasaklanma sebepleri açıklanmış ve dopingle mücadelenin başlangıcı incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde dopinge ve doping kontrolüne yönelik usul kuralları ve tanımlanmış doping ihlalleri birlikte ele alınarak birbiriyle ilişkili olanlar beraber incelenmiş, ilgili hukuki ve etik tartışmalar ele alınmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde yargılama usullerine dair kurallar özellikle yargı kararlarıyla beraber incelenerek doping ihlali gerçekleştiren bir kişinin yetkili kurullar önünde nasıl yargılandığı açıklanmıştır.

DopingSporSpor hukuku+2
Sarp Doğa Tezonarıcı
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sermaye piyasası hukukunda izahname sorumluluğu

Sermaye piyasası araçlarının satın alınması için her türlü yoldan yapılan çağrıya halka arz denilmektedir. Sermaye piyasası araçları halka arz edilirken, izahname belgesinin düzenlenmesi gerekmektedir. İzahname, yatırımcıların halka arz edilen sermaye piyasası araçları ve bunların ihraççıları hakkında bilgi edinebileceği en önemli kamuyu aydınlatma belgesidir. İzahnamede açıklanan bilgilerin doğru olması ve gerçeği dürüst bir şekilde yansıtması, yatırımcının korunmasında son derece önemlidir. Türk hukukunda da izahnameden doğan hukuki sorumluluk özel olarak, AB Direktifindeki ilkelere ve çağdaş yaklaşımlara uygun, yatırımcı haklarını koruyacak şekilde düzenlenmiştir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m.10 hükmünde yer alan düzenleme uyarınca, izahnamedeki yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden doğan zararlardan öncelikle ihraççı sorumludur. İhraççının bu sorumluluğu kusura dayanmayan bir sorumluluktur. Bununla birlikte, halka arz edenler, ihraca aracılık eden lider aracı kurum, varsa garantör ve ihraççının yönetim kurulu üyeleri sorumludur. Zararın ihraççıdan tazmin edilemediği hâllerde sorumluluk bu kişilere yüklenmiştir. Bu çerçevede onlar ancak kusurlarına ve durumun gereklerine göre zarar kendilerine yükletilebildiği ölçüde sorumludurlar. "Sermaye Piyasası Hukukunda İzahname Sorumluluğu" konulu bu tez, üç ana başlıktan oluşmaktadır. Birinci bölümde, "İzahname ve Halka Arz" başlığında izahnamenin tanımı, hukuki niteliği, izahnamenin açıklanması anlatılmıştır. İkinci bölümde, "Sermaye Piyasası Araçları ve İzahname Sorumluluğunun Hukuki Dayanakları" başlığında sermaye piyasası araçları çeşitleri, üçüncü kişiye karşı sorumluluğu düzenleyen kanun hükümleri, haksız fiil sorumluluğu, sözleşme benzeri sorumluluk halleri ve güven sorumluluğuna değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise, "Zararın Tazmini" başlığında üçüncü kişinin zararını tazmin şartları, açılacak tazminat davalarının davacıları, davalıları, sorumluluğun şartları, ispat yükü, tazminatın hesaplanması, görevli ve yetkili mahkeme ile zamanaşımı üzerinde durulmuştur.

Halka açılmaHukuki sorumlulukKamuyu aydınlatma+4
Gülşah İslamoğlu
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Limited şirkette esas sermaye payının rehni

Limited şirket esas sermaye payları bir alacağa güvence teşkil etmek üzere rehin konusu yapılabilmektedir. Limited şirket esas sermaye paylarının rehni, gerek limited şirketin şahıs ve sermaye şirketi özelliklerini birlikte barındırması gerekse ortakların sahip oldukları payların özellik arz etmesi sebebiyle incelenmesi gereken bir konu olmuştur. Limited şirket payı üzerinde kurulan rehin, ortağın sahip olduğu malvarlıksal haklar üzerinde tesis edilir. Bu nedenle pay üzerinde kurulan rehin, Türk Medeni Kanunu'nun taşınır rehni hükümleri altında hakların rehnine ilişkin TMK m. 955/III hükmü çerçevesinde kurulur. Bu bağlamda, payın rehnine hükmün göndermesi ile esas sermaye payının devrine ilişkin TTK m. 595 hükmü uygulanır. Esas sermaye paylarının rehin konusu olabilmesinin önünü açan Türk Ticaret Kanunu, pay rehninin şirket onayına tabi tutulabilmesine de imkân vermiştir. Bu durumda da payın rehnine, TTK m. 600 (2) atfıyla geçişe ilişkin TTK m. 595 hükmü uygulanır. Böylece, her iki durumda da rehin hakkı, yazılı rehin sözleşmesinin yanı sıra taraf imzalarının noterce onaylanması ile tesis edilir. Ancak rehnin onaya tabi tutulması durumunda rehnin kurulması için ek olarak genel kurul onayına ihtiyaç vardır. Rehnin genel kurul onayına tabi tutulması durumunda şirket, yalnızca haklı sebeplerin varlığı halinde izin vermekten imtina edebilir. Dolayısıyla Türk Ticaret Kanunu ile limited şirket paylarının teminat işlevi görmesinin önü bir hayli açıktır. Rehinle teminat altına alınan alacağın karşılanmaması üzerine alacaklı rehin konusunun paraya çevrilmesi yoluyla tatmin edilir. Limited şirket esas sermaye payı üzerinde rehin kurulması halinde de rehinle teminat altına alınan alacağın borçlu tarafından karşılanmaması sonucunda alacaklı, payın paraya çevrilmesi ile alacağına kavuşur.

Limited şirketlerRehinRehin hakkı+2
Melis Gizem Çığşar
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Canlı vericili organ nakli ve aydınlatma yükümlülüğü

İnsanlar arası organ naklinde cerrahi gelişme ve başarılara rağmen organ nakledilmesi önündeki en önemli sorun olan organ reddi bağışıklığı önleyen yeni ilaçların keşfi ile beraber başarılı nakillerin yapılmasına olanak sağlamıştır. Ancak son dönem organ yetmezliğinde hasta sayısındaki artış nedeni ile kadavra organ yetersizliği ve kültürel nedenlerle dünyada canlı vericili organ nakli sayısı giderek artmıştır. Sağlıklı bir kişiye kendi isteği ile bile olsa tıbbi müdahalenin hukuka aykırı olması sebebi ile uluslararası biyotıp sözleşmeleri ışığında canlı kişiler arası organ nakline izin veren kanunlar yürürlüğe girmiştir. Canlı organ nakli sayılarının tüm dünyada artması ile birlikte özellikle batı ülkelerinde canlı vericilerin nakil süreci ve sonrasında maruz kaldıkları baskı, risk ve tıbbi sorunların kayıt altına alınması ve takibi sonucunda vericinin yaşamını ciddi şekilde etkileyen olumsuzlukların olduğu ortaya çıkmıştır. Uluslararası forumlarda, organ vericisini bilgilendirme, aydınlatma ve rızasının alınması sürecinin daha sağlıklı yürütülmesi ve oluşabilecek risklerin canlı vericiye doğru bir şekilde aktarılmasının önemi vurgulanarak, sağlıklı canlı vericilerin aydınlatma döneminde organ nakil ekiplerinde bağımsız bir canlı verici savunma ekibi tarafından desteklenmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır. Tıbbi, psikolojik sorunların ve aktarım sonrası olumsuzlukların ülkemizde de nakil merkezleri tarafından, Sağlık Organ Nakli Hizmetleri Dairesi Başkanlığı merkezi kayıt sistemine kaydedilerek, canlı vericiler ile ilgili yaşanan tüm olumsuzlukların kayıt altına alınması sağlanmalıdır. Canlı organ vericileri, ülkemizde de nakil ekibinden farklı olarak onu savunan sağlık çalışanlarınca aydınlatma ile beraber tüm süreçlerde desteklenmelidir. Bu yeni uygulamalar ile canlı vericinin aydınlatılmış rızasının hukuka uygunluğunun daha güçlü olacağı düşüncesindeyiz.

Aydınlatılmış onamCanlı donörlerOrgan nakli+3
Mehmet Metin Şahin
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahların hukuki sorumluluğu

Günümüzde tıp alanında meydana gelen gelişmeler, plastik rekonstrüktif ve estetik operasyonların daha basit bir şekilde gerçekleştirilmesini mümkün kılmış, bu operasyonların daha basit ve ulaşılabilir olması kişilerin bu alana yönlenmesini yoğunlaştırmıştır. Artık plastik rekonstrüktif ve estetik operasyonlar, herkes tarafından kullanılan ve takip edilen bir tıp alanı halini almıştır. Estetik amaçlı talepler, yine bu alanı hekimler bakımından da rekabet alanına sokmuş, deyim yerinde ise bu alanda ciddi bir pazar oluşmuştur. Bu sebeple her ne kadar mevzuata aykırı olsa da, bu alanda görsel ve yazılı basın ile sosyal medya alanlarında ciddi reklamlar dahi verilmektedir. Plastik rekonstrüktif ve estetik operasyonlarda sayısal olarak meydana gelen artış, aynı zamanda bu alanda meydana gelen tıbbi hataları da sayısal olarak artırmıştır. Bu hatalar sebebiyle kişilerin uğradığı zararların tazmini ise, hukuki olarak ayrı bir altyapı ve düzenlemeleri zorunlu kılmaktadır. Hal bu olmakla birlikte, mevcut mevzuatımızda doğrudan bu alana ilişkin normatif bir düzenleme bulunmamakta, bu alana uygun olduğu ölçüde Türk Borçlar Kanunu'nun hizmet, vekalet ve eser sözleşmesi özel hükümleri uygulanmaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nun özel hükümlerinin plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahiden kaynaklanan uyuşmazlıklara uygulanmasına ilişkin olarak doktrin ve uygulamada farklı görüşler ortaya çıkmış olup, konu tam olarak netlik kazanmamıştır. Çalışmamızda, plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahlar ile hastalar arasındaki sözleşmelerin türü ve mahiyeti, hatalı tıbbi müdahaleler ve bu müdahaleler sebebiyle meydana gelen zararların tazmininde tarafların sorumluluğunun ne şekilde olacağı hususları, mevzuat, doktrin ve yüksek yargı uygulaması bakımından ele alınmıştır.

Cerrahi-plastikDoktorlarEstetik+3
Deniz Atar
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Etik ve hukuk perspektifinden diş hekimliği meslek etiği kurallarında özerklik kavramının incelenmesi

Türkiye'de 2010 yılında "Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası" ile parabolik bir şekilde artan sağlık hukuku tartışmaları günümüzde de tüm dinamikliği ile devam etmektedir. Hekimlerin tıbbı uygulama hatalarından doğan hukuki sorumluluklarını maddi tazmin ile çözmeyi hedefleyen bu uygulama, mevcut sağlık sistemi sorunlarına değinmemekte hekim hasta ilişkisini salt hukuki sözleşmeler olarak değerlendirmektedir. Diş hekimliği de ayakta hasta tedavisinde en yoğun hasta sirkülasyonuna sahip bir branş olduğu için uygulama sırasında hastaların aydınlatılması konusunda sıklıkla sorunlar yaşanmakta, bu sorunlara çözüm olarak da diş hekimleri tazminat ödemeye mahkum edilmektedir. Bu çalışma, bir meslek olarak Diş Hekimliği'ni tıbbın tarihi içerisinde değerlendirirken; uygulamada diş hekimi / tıp hekimi ayrımı söz konusu olmadığı için tüm hekimleri esas alan güncel sağlık politikalarını, hukuki yaptırımları ve tıbbi etik kurallarını dayandıkları etik kuramlar çerçevesinde özerklik perspektifinden incelemektedir.

Diş hekimliğiEtikHukuk+4
Kenzi Özge İlbaş Altekin
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş sözleşmesinin devri

İş sözleşmesiyle bir taraf (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer taraf (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmektedir. İş sözleşmesinin devrinde ise işçi, iş sözleşmesini devreden işveren ve devralan işveren arasında üçlü bir ilişki söz konusudur. Devir sözleşmesi ile devreden işveren iş sözleşmesini devretmeyi, devralan işveren iş sözleşmesini devralmayı kabul eder. İşçi ise iş sözleşmesinin hâlihazırdaki işvereni olan devreden işverenden, devralan işverene devredilmesini kabul eder. İş sözleşmesinin devri sonucunda iş sözleşmesindeki taraf sıfatıyla birlikte bu sözleşmeden doğan tüm hak ve borçlar başka bir işverene (devralan üçüncü kişiye) geçirilmiş olmaktadır. İş sözleşmesinin devri ile birlikte fesih, iptal gibi yenilik doğuran haklar ile tüm def'i ve itiraz hakları da devralan işverene geçmektedir. İş sözleşmesinin devri kavramı, Türk İş Hukuku açısından öncelikle doktrinde tartışılmış ve yargı kararlarına konu olmuş, mevzuattaki yerini ise daha sonra almıştır. İş sözleşmesinin devrinin kanunda düzenlenmesinden önce de Borçlar Hukukunun temel ilkelerinden olan sözleşme özgürlüğü prensibi gereği taraf iradeleriyle sözleşmenin devri olanaklı görülmüş ve bu doğrultuda kurulan sözleşmeler geçerli kabul edilmiştir. Kavram 4857 Sayılı İş Kanunu Taslağında yer almasına rağmen Kanunun kabul sürecinde yasalaşmamış, daha sonra 01 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Borçlar Kanunu ile yasal dayanağa kavuşmuştur. Yüksek lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışmanın amacı, iş sözleşmesinin devri kavramının ve hukuki sonuçlarının incelenmesi ve değerlendirilmesidir.

DevirDevir sözleşmesiKanunlar 4857 sayılı+4
Aybüke Yanık
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seri markaların korunması

Bu çalışmada seri marka kavramı, tescil edilmesi, korunması ve karşılaşılabilecek davaların incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Seri marka kavramı ve seri markaların özellikleri, işlev ve fonksiyonları incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca Seri markalar ile ilgili örnekler verilmiştir. İkinci bölümde markaların korunması ile ilgili yasalarda yapılan düzenlemeler üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde seri markalar ile ilgili anlaşmazlıklar sonucu ortaya çıkan davalar, yargı kararları ışığında anlatılmıştır. Sonuç kısmında ise çalışma kapsamında ulaşılan tespitler paylaşılmıştır.

Hakların korunmasıMarkaMarka hakkı+3
Gizem Çiçeklioğlu
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Blockchain teknolojisinin eser sahibi haklarına hukuki yansıması

Değişen ve gelişen teknolojiden en çok etkilenen alanlardan biri fikri mülkiyet hukukudur. Teknolojinin gelişmesi ile fikri mülkiyet hukukunun eser sahibi haklarını koruma biçimleri de değişmektedir. FSEK yapıldığı dönem itibari ile tek yönlü bir koruma içerir ve eser sahibi haklarını fiziki dünyada koruduğu gibi sanal dünyada tam bir koruma sağlayamaz. Bu nedenle çalışma konumuzu değişen teknoloji ile başkalaşan eser sahibi haklarını koruma biçimi olarak belirledik ve sınırlandırdık. Birinci bölümde eser sahibi hakları ve teknolojinin bu hakları sanal dünyada nasıl korumakta zorlaştırdığı anlatılmıştır. İkinci bölümde ise yaygın teknolojik koruma olarak kullanılan DRM sistemi üzerinde durulmuştur. Gelişen teknoloji bugün başka bir hak koruma sistemini karşımıza çıkarmıştır. Üçüncü bölümde bu teknolojinin yapısı incelenmiştir. Blockchain teknolojisi ve akıllı sözleşme kavramları anlatılmıştır. Son bölümde bu teknolojinin hak yönetiminde nasıl kullanılacağı anlatılmıştır. Anahtar kelimeler: Fikri Mülkiyet, Digital Right Management, Blockhain, Akıllı Sözleşme

Akıllı sözleşmelerBlockchainBlok zinciri sistemi+2
Tuğçe Tomrukçu
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde dış kaynaklardan sermaye artırımı

Anonim ortaklıklarda dış kaynaklardan sermaye artırımı, pay sahipleri tarafından veya artırımın halka açılması halinde üçüncü kişiler tarafından ortaklığa dışarıdan yeni mal varlığı getirilmesiyle yapılan artırımdır. Dış kaynaklı sermaye artırımı, TTK'nın 459 ila 461. maddelerinde düzenlenmiştir. Ayrıca, kanunun 456 ila 458. maddelerinde tüm sermaye artırım türlerinde uygulanacak ortak hükümlere yer verilmiştir. Dış kaynaklı sermaye artırımı usulü esas sermaye sisteminde ve kayıtlı sermaye sisteminde farklılıklar göstermektedir. Esas sermaye sisteminde ve kayıtlı sermaye sisteminde dış kaynaklardan yapılacak sermaye artırımı usulü ve artırıma ilişkin şartlar, kanunun ilgili hükümlerinde detaylı şekilde düzenlenmiştir. Sermaye artırımının hüküm ifade edebilmesi ve uygulanabilmesi için kanunda öngörülen şartlara ve usule uygun şekilde gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Bu bakımdan, çalışmanın genelinde dış kaynaklı artırım usulü ve artırımın şartlarına ilişkin hususlar, esas sermaye sistemi ve kayıtlı sermaye sistemi açısından ayrı ayrı incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, dış kaynaklı sermaye artırımı kararının hukuki sonuçları bakımından özellikle artırım kararının hükümsüzlüğü konusu üzerinde durulmuştur. TTK'nın ilgili hükümlerinde genel kurul ve yönetim kurulu (kısaca "YK") kararlarının iptali ve butlana ilişkin hükümler, bunlar tarafından alınan sermaye artırımı kararları içinde geçerlidir. Bununla birlikte, TBK'nın genel hükümleri uyarınca da artırım kararının yokluğu ve butlanı söz konusu olabilmektedir. Çalışmada artırım kararının hükümsüzlüğü hususu, öncelikle ilgili TTK hükümleri çerçevesinde değerlendirilmiş olup bu kanunun yetersiz kaldığı hallerde TBK ve TMK hükümlerinden yararlanılmıştır.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerDış kaynaklardan yararlanma+2
Seren Düden
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Boşanmanın mali sonuçları

Bu çalışmada, boşanmanın sonuçlarından; maddi tazminat, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası anlatılmıştır. Maddi tazminat ve manevi tazminatın amacı, hukuki niteliği, koşulları, özellikleri, ödeme biçimleri ve sona ermesi titizlikle incelenmiştir. Uygulamaya bakıldığında özellikle son dönemlerde boşanma konusu sıklıkla gündeme gelmesi sebebiyle, yoksulluk nafakasında süre sorunu karşılaştırmalı hukukla birlikte, Türk Hukukunda yer alan güncel tartışmalar ayrıntılı bir bakış açısı ile alınmıştır. Nihai olarak ise aile konutu ve yasal mal rejimi tasfiyesiyle ilgili iki mesele olan aile konutunun nafaka ile ilişkisi ve yoksulluk nafakası ile mal rejiminin tasfiyesi talebi arasındaki ilişkisi anlatılmıştır.

Edanaz Çakır
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tıbbi müdahalede aydınlatılmış rıza

Hukuka uygun bir tıbbi müdahalenin ön şartı olduğu hususunda öğreti, uygulama ve mevzuatta genel kabul gören "Tıbbi Müdahalede Aydınlatılmış Rıza" konusunda hazırlanan bu çalışmada, öncelikle tıbbi müdahaleye rızanın konusunu teşkil eden tıbbi müdahaleler özellik arz eden türleri ile birlikte incelenmiştir. Tıbbi müdahale konusu tüm yönleriyle ele alındıktan sonra bu müdahalenin ön şartı olan aydınlatma konusu ele alınmış, aydınlatmanın amacı, kapsamı, yükümlüsü, muhatabı, şekli ve zamanı detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Son kısımda ise aydınlatmaya dayalı olarak alınması gereken "tıbbi müdahaleye rıza" ile ilgili detaylı bir inceleme yapılarak, tıbbi müdahaleye rızanın hukuki niteliği ele alınmıştır. Rızayı doğrudan düzenleyen uluslararası ve ulusal mevzuat ele alınarak incelenmiş, ardından rıza konusunda çok önemli bir konu olan ehliyet konusu medeni hukuk kavramlarına ve ceza hukuku kavramlarına da başvurulmak suretiyle detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Son olarak rızanın kapsamı, zamanı, şekli, rızayı sakatlayan haller, rızayı geri alma, esirgeme, tedaviyi reddetme hakkı ve rıza aranmayan haller ele alınarak çalışmaya son verilmiştir. Böylece bir mantıki silsile ve biri diğerinin önceli ve şartı olmak üzere, incelememiz tıbbi müdahale, aydınlatma ve tıbbi müdahaleye rıza başlıkları altında incelenerek tamamlanmıştır.

AydınlatmaAydınlatma yükümlülüğüAydınlatılmış onam+3
Hafize Özdilek
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spor uyuşmazlıklarında spor tahkim mahkemesi (CAS) yargılama usulü

Sporun kendine özgü dinamik yapısı ve sportif faaliyetlerin devamlılığı nedeniyle sportif uyuşmazlıkların; bağımsız ve tarafsız olan uzman kişiler tarafından hızlı ve kesin bir şekilde çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Sportif rekabetin eşit koşullar altında devam edebilmesi için ise benzer uyuşmazlıkların çözümünün farklı sonuçlar doğurmaması, yeknesak olması gerekmektedir. Bu sebeple sportif uyuşmazlıkların çözümü için uluslarüstü kabul gören bir yargı kurumuna ihtiyaç duyulmuş olup Spor Tahkim Mahkemesi ("Tribunal Arbitral Du Sport" veya TAS, "Court Of Arbitration For Sport" veya CAS) kurulmuştur. Çalışmamız kapsamında doktrinde sürmekte olan güncel tartışmalar ve yargı kararlarına da değinilerek CAS'ın; sportif hiyerarşi içerisindeki yeri, yargılama usulünün nasıl gerçekleştiği, yapısal olarak bağımsız ve tarafsız olup olmadığı, yargılama yetkisinin kapsamı, kararlarının uluslararası alanda kabul görüp görmediği, icrailiği ve kararları aleyhine kanun yolu imkânı değerlendirilmiştir.

İsviçre hukuku
Gürkan Pak
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Enerji projelerinde halkın rızası

Enerji geçmişten günümüze insanlık tarihi ve ilerlemesi açısından oldukça önemli bir faktör olmuştur. Odun ve kömür kullanımı ile başlayan enerji kaynaklarının günümüzde yenilenebilir enerji kaynakları ile birlikte çeşitliliği artmıştır. Enerji kaynakları bu denli önemli olmasına rağmen yapılan enerji yatırımları insan ve çevre sağlığı açısından ciddi sorunlara neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, gerçekleştirilen enerji yatırımları ekseninde halkın rızası kavramını incelemektir. Bu çerçevede yapılan yatırımlar karşısında halkın karşıt direnişleri ve bu direnişler karşısında hukuksal mevzuat dışı geliştirilmesi gereken stratejiler ve hukuksal mevzuat kapsamında ilgili kanun ve yönetmeliklerin incelenmesi çalışmanın spesifik amaçları kapsamında değerlendirilmektedir. Bu amaçlar çerçevesinde çalışmanın ilk bölümünde enerji yatırımları ve türleri, ikinci bölümde enerji yatırımları kapsamında halkın rızası ve bu süreçte halkla ilişkiler konularına değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Dünyada ve Türkiye'de enerji yatırımlarına karşı halk hareketleri örnekleri ve enerji yatırımlarında halkın rızası sürecinde hukuksal mevzuat dışı ve hukuksal mevzuat kapsamında neler yapılabileceği konularına değinilmiştir.

Emin Avcı
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akıllı sözleşmeler

Akıllı sözleşmeler, 20 yıldan uzun süredir var olan bir kavramdır. Otomat makinelerinin çalışma mantığını açıklamak için kullanılan bu kavram, blokzincir teknolojisinin ortaya çıkması ve yaygınlaşmasıyla yeniden konuşulmaya başlanmıştır. Blokzincir üzerinden kurulan akıllı sözleşmelerin hiçbir güce tabi olmaması ve her ne olursa olsun sözleşme hükümlerinin sistem tarafından ifa edilmesi sözleşmeler hukukuna ciddi yenilikler getirmiş ve bu nedenle incelenmesi gerekmiştir. Akıllı sözleşmelerin hukuki niteliği tartışmalı olsa da sözleşme olarak kabul edilmeleri gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)1 m.1 hükmüne göre sözleşmenin kurulması için karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları yeterlidir. Bu şartı sağlayan tüm akıllı sözleşmelerin hukuken sözleşme olarak değerlendirilmesi gerekir. Akıllı sözleşmeler, kodun ve dijitalleşmenin yer aldığı her alan ve sektörde kullanılabilir. Kodlanan eylemleri hiçbir aracıya gerek kalmaksızın ve mutlak suretle yerine getiren akıllı sözleşmeler, sağladığı avantajlarla birçok alanda kullanılmaya başlanmış veya kullanmaya başlanması için adımlar atılmıştır. Sözleşmenin tarafları açısından kuşku yaratan birçok noktayı yok eden akıllı sözleşmeler, yakın zamanda günlük hayatımıza girecek ve bununla paralel olarak önemi de artacaktır. Bu öngörüye istinaden akıllı sözleşmelerin hukuki düzlemde nerede durduğunun incelenmesi önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Blokzincir, akıllı sözleşmeler, ifa, hukuki müdahale.

Akıllı sözleşmelerHukukHukuki nitelendirme+2
Sedanur Delioğlan
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk hukuk sisteminde hatır senetleri

Hatır senetleri bedelsiz senetlerin bir alt başlığına karşılık gelmektedir. Her bedelsiz senet hatır senedi olarak nitelenemez. Fakat bütün hatır senetleri bedelsiz niteliktedir. Hatır senetleri tedavül gayelerinin bulunup bulunmamasına göre temelde iki amaç uğruna düzenlenmektedirler. Tedavül gayeli hatır senetleri sayesinde hatır alacaklısına bir nevi kredi temin edilmesi amaçlanmaktadır. Tedavül gayesi bulunmayan hatır senetlerinde ise tarafların amacı yalnızca hatır alacaklısının mali durumunun olduğundan çok daha iyi gözükmesini gerçekleştirmektir. Gerek bedelsiz senetler genelinde gerekse hatır senetleri özelinde mevzuatımızda herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığından, çalışmamız konusu hakkında Yargıtay kararları oldukça belirleyici niteliktedir.

Muhammet Can Karıksız
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari işletmenin devrinde ayıp

Günümüz ticari hayatının en önemli aktörlerinden biri, belki de en önemlisi ticari işletmelerdir. Bu sebeple ticaret hukukunun da en kritik konularından biri ticari işletme ve ticari işletmenin devridir. "Ticari İşletmenin Devrinde Ayıp" konusunda hazırlanan bu çalışmada gerek Türk Ticaret Kanunu'nda gerekse de Türk Borçlar Kanunu'nda özel olarak düzenlemiş olan ticari işletmenin devri ve devredilen ticari işletmenin ayıplı olması halinde Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olan ayıp hükümlerinin ne şekilde uygulanacağı ve ayıptan doğan seçimlik hakların sonuçları incelenmiştir. Bu bağlamda çalışmamızın bölümleri "Ticari İşletmenin Devri", "Ticari İşletmenin Devri Bağlamında Ayıp" ve "Ticari İşletmenin Devrinde Ayıptan Doğan Seçimlik Haklar ve Bu Hakların Kullanılmasının Sonuçları" olarak belirlenmiş olup inceleme bu şekilde yapılmıştır.

Selim Sarfati
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rekabet hukuku bakımından ilaç sektöründeki dağıtım sözleşmelerine yönelik sınırlamalar

Ülkemizde ilacın üretimi, pazarlanması, satışı ve dağıtımı regülasyonlara tabii olarak gerçekleşir. Dağıtım, üretimi takip eden süreçte ürünlerin ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağlayan bir ticari faaliyettir. Türkiye'de ilaçlar bizzat ilaç üreticileri tarafından değil, bağımsız dağıtıcılar olan ecza depoları tarafından aralarındaki dağıtım sözleşmeleri uyarınca serbest eczanelere veya ihale kanalıyla kamu/özel sağlık kuruluşlarına dağıtılır. Bu iki kanal bakımından yapılan sözleşmelerin tarafları, konusu ve sonuçları birbirine benzese de söz konusu sözleşmelerin hukuki nitelikleri birbirinden farklıdır. Dağıtım anlaşmaları bir ürün pazarının sağlayıcı konumundaki ilaç firmaları ile dağıtım kademesinde faaliyet gösteren ecza depoları arasında alım-satım veya yeniden satıma ilişkin hükümler içermesi nedeniyle rekabet hukuku bakımından "dikey anlaşma" olarak nitelendirilirler. Bu yönüyle, dağıtım anlaşmalarına RKHK md. 4'teki sınırlamalar uygulanır. Öte yandan, bu anlaşmalar yarattıkları faydalar nedeniyle bireysel muafiyet ve özellikle grup muafiyeti düzenlemeleri bakımından da incelenir. Biz bu çalışmamızda, birinci bölümde, ilaç firmaları ile ecza depoları arasında serbest eczanelere ilaç teminini konu alan dağıtım sözleşmelerini inceledik. Bu sözleşmenin özelliklerini dikkate alarak hukuki niteliğine ilişkin değerlendirmelerimize yer verdik. Ayrıca, Rekabet Kurulu kararlarında sıkça rastlandığından ihale kanalındaki sözleşmeleri de kıyasen inceledik. İkinci bölümde ise ilaç sektöründeki dağıtım sözleşmelerine yönelik rekabet hukukundan ileri gelen sınırlamalar üzerinde durduk ve bu sözleşmeleri muafiyet rejimi bakımından kurul kararları ışığında ele aldık.

Gültekin Can Gökalp
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında hazırlanan metinlerin genel işlem şartı perspektifinden değerlendirilmesi

Bu tez, kişisel verilerin korunması kanunu kapsamında hazırlanan metinlerin genel işlem şartı perspektifinden değerlendirilmesi üzerine odaklanmıştır. Çalışmamız, kişisel verilerin korunması hukukunun Avrupa Birliği ve Türkiye'deki tarihsel gelişimini, Avrupa Birliği ve Türk hukukundaki güncel düzenlemeleri, başlıca kavramları ve kişisel verilerin korunması hukukuna hâkim olan temel ilkeleri incelemektedir. Çalışmanın nihai amacı doğrultusunda, Türk hukuku kapsamında hazırlanan üç örnek doküman olarak aydınlatma metni, açık rıza metni ve saklama ve imha politikası metinlerinin genel işlem şartları kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, genel işlem şartlarına ilişin hükümlerden faydalanılarak tartışılmıştır. Nihai olarak, bu metinlerin genel işlem şartları perspektifinden değerlendirip değerlendirilemeyeceğine ilişkin ulaşılan bulgu ve analizler ile bunların Türk hukuku çerçevesinde nasıl bir etki yaratabileceği üzerinde durulmuştur.

Seren Deniz Yanık Uçar
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanunu çerçevesinde sendikal güvenceler

ILO'nun Türkiye'ye mülga 2821 sayılı Kanun dolayısıyla eleştirilerde bulunmasına müteakiben başlatılan çalışmalar, adı geçen kanuna yöneltilen eleştirilere uyum sağlamak amacıyla hazırlanmış olan STİSK'in 18 Ekim 2012 tarihinde yürürlüğe girmesiyle neticelenmiştir. ILO tarafından getirilen eleştirilerin önemli bir bölümü mülga 2821 sayılı Kanun'da sendikal hak ve özgürlerin ve toplu pazarlık sürecinin ILO'nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri doğrultusunda düzenlenmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. STİSK kapsamında getirilen değişiklikler arasında dikkat çekici nitelikte olanlardan bir tanesi, sendika özgürlüğüne tanınan güvence hükümlerinin yeniden düzenlenmesidir. Bu kapsamda STİSK döneminde iş güvencesine tabi olan ve olmayan işçiler arasında herhangi bir ayrım gözetilmeksizin doğrudan sendikal tazminat davası açma veya işe iade istemli sendikal tazminat talep etme imkânı getirildiği ve işe başlarken ve iş ilişkisi devam ederken yapılan sendikal ayrımcılığın da yaptırıma bağlandığı görülmektedir. Yine sendika temsilciliğine bağlanan güvencelerin yaptırımı STİSK ile birlikte değiştirilmiş ve temsilcilere daha etkin bir koruma sağlanmıştır. Profesyonel sendika yöneticiliğinin güvencesi de mülga 2821 sayılı Kanun'dan farklı olarak açıkça yaptırıma bağlanmıştır. Amatör sendika yöneticileri ise ilk kez güvence altına alınmış ve işyeri sendika temsilcisine tanınan güvencelere tabi tutulmuştur. STİSK'in uluslararası alanda getirilen eleştirileri tam anlamıyla karşılamadığı ifade edilmekle birlikte, genel olarak sendika özgürlüğü bakımından önemli bir koruma getirdiği de belirtilmektedir. Yüksek lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışmanın amacı sendika özgürlüğü, sendika özgürlüğünün güvenceleri, sendika temsilciliğine tanınan güvenceler ve sendika yöneticiliğine tanınan güvencelerin incelenmesi ve değerlendirilmesidir.

Gizem Sarıbaş Ansen
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyet perspektifinde kadın sağlığı uygulamaları

Toplumsal cinsiyet sağlık, eğitim, ekonomi alanlarını etkilemektedir. Bu çerçevede ortaya çıkan ayrımcılık kadınların iş hayatı, eğitim ve sağlık alanlarındaki kaynaklara erişimini engellemektedir. En temel insan haklarından olan kadınların sağlık hakkı ve üreme hakkı çerçevesinde toplumsal rol ve politik etkiler dolayısı ile aile planlaması uygulamalarına öncelik verilirken, kadınların yaşamsal olarak son derece önemli olan cinsel sağlık ve üreme sağlığına erişimleri kısıtlıdır. Kadının cinsel sağlık, üreme sağlığı ve üreme hakları özelindeki çalışmamızda ilk olarak ilgili temel kavramlar, genel çerçevede toplumsal cinsiyet eşitsizliği perspektifinde kadın sağlığı ve uygulamaları ele alınmakta, takiben ise toplumsal cinsiyet ve hasta hakları perspektifinde Anglosakson hukukunda HPV aşı ve kürtaj uygulamalarına değinilmektedir. Son olarak ise aynı perspektifte bu uygulamaların Türkiye'deki durumu ele alınmaktadır.

Tuana Birce Ünver
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Blockchain sisteminde tahkim

Bu çalışmanın amacı blok zincir teknoloji kapsamında işleyen tahkim sisteminin tanımı, sistemin işleyişi ve ne şekilde uygulanabileceği konularına değinerek bir görüş ortaya çıkarma çabasıdır. Çalışmanın birinci bölümünde blok zincir teknolojisinin tanımı, özellikleri ve sistemin detaylarına girilmektedir. Akıllı sözleşmelere kavramı da bu çalışmada ele alınmıştır. Özellikle akıllı sözleşmelerin otonom özelliği, blok zincir teknolojisi kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca akıllı sözleşmelerin uyarlanması hususuna da kısaca değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde öncelikle alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tahkim yolu incelenmiştir. Tahkime elverişlilik ve tahkim anlaşması kavramlarından da bahsedilmiştir. Akabinde blok zincir tabanlı akıllı sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar bakımından tahkim anlaşmasının kodlanması kısmı anlatılmıştır. Son olarak çalışmanın üçüncü bölümünde blok zincir tabanlı tahkim yargılamasının işlenmesinden bahsedilmiştir. Bu kapsamda blok zincir tabanlı tahkim yargılamasının olumlu ve olumsuz yönlerine çalışmada yer verilmiş ve uygulamada genel olarak karşılaşılan blok zincir tabanlı tahkim sistemlerinin türleri ifade edilmiştir. Çalışmanın niteliği gereği tartışılan hususlar genel olarak iç hukukumuzdaki ve mukayeseli hukuktaki öğreti görüşleri doğrultusunda ifade edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın zenginleştirilmesi amacıyla belirli konulardaki yargı kararları ve istatistikler metnin ilgili kısımlarına eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Blok zincir, kripto varlık, tahkim, akıllı sözleşme, otonom

İsmail Topaloğlu
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00