Afyon Kocatepe University
Anabilim Dalı

Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı

Afyon Kocatepe University

20

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

20 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

42 Numaralı Vidin Şer'iyye Sicil Defteri'nin transkripsiyonu: H. 1144 - 1146 / M. 1732 - 1733

42 numaralı Vidin Şer'iye Sicili H.1144-1146 / M.1732-1733 senelerini ihtiva etmektedir. Bu Şer'iye Sicili XVIII. yüzyıl Osmanlı Devleti'ne tabi Vidin kazasında meydana gelmiş olup, mahkemede sonuçlanan bütün olayları ele almaktadır. Vidin halkının miras, evlenme, boşanma, şikâyet, ölüm, vergi, halkın birbirleriyle olan ilişkileri, İslamiyet'e geçiş gibi konular detaylı bir şekilde yer almakla birlikte, Vidin kazasının sosyo-ekonomik, demografik, kültürel, hukuki, askeri ve benzeri özelliklerine de gözler önüne sermektedir. Transkripsiyon ve değerlendirmesini yaptığımız 42 numaralı Vidin şer'iye sicili toplam 232 hükümden oluşmakla birlikte bu hükümlerin 76 adet tereke, 28 ferman, 5 buyruldu, 98 hüccet, 11 ilam, 6 maruz, 2 mektup, 1 Arapça, 3 arzuhal, 2 berat gibi konunları ele almaktadır. Anahtar Kelimeler Osmanlı Devleti, Vidin, Şer'iye Sicili, Mahkeme, Kadı,

18. yüzyılAskeri yapıDemografik yapı+6
Ensar Tüncer
Bitlis Eren University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

99 numaralı mühimme defteri transkripsiyonu ve değerlendirmesi (91-180)

Mühimme Defterleri, Divan-ı Hümayun toplantılarında görüşülen iç ve dış konulara ait siyasi, askeri, kültürel, ekonomik kararların kaydedildiği defterlerdir. Bu defterler Osmanlı Devleti'nin merkez ve taşra teşkilatındaki idari ve askeri organların yapısı, karşılıklı ilişkileri hakkında önemli bilgiler içerir. Mühimme Defterleri, XVI. Yüzyılın ortalarından XX. Yüzyılın başlarına kadar ki dönemi kapsayan önemli tarihi kaynaklardır. Ayrıca komşu ülkeler ile Avrupa, Rusya, Ortadoğu, Kafkaslar, Kuzey Afrika, Arabistan Yarımadası hakkında önemli bilgiler içerir. '99 No'lu Mühimme Defterinin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi' başlığını taşıyan yüksek lisans tezi, II. Süleyman'nın saltanatı (1687-1691) yılları içinde yer alan,1688-1689 yıllarında tutulmuş olan Mühimme defterinin, transkripsiyonu, değerlendirilmesi ve tasnifini içermektedir. Defter; 1688-1689 Osmanlı Tarihinin genel profiline uygun olarak, Belgrad, Vidin, Avlonya gibi Balkanlarda yüzyıl içinde Avusturya ile mücadeleye sebeb olan beldelerin, savunulması, bu savunmalar için gerekli olan mühimmat ve askerin tedariki, bunlarla ilgili, Osmanlı'nın kendi kuvvetlerine, ya da ona tâbi olan Erdel kralı, Eflak voyvodası, Boğdan voyvodası ve Kırım hanlarına gönderilen hükümleri içermektedir. Buna ek olarak bu dönemde oldukça yaygın olan eşkıyalık faaliyetleri, devlet görevlilerinin müsbet ya da menfî çeşitli faaliyetleri, kilise tamirleri, halkın korunması, görev tevcîhi, asker kaçakları ve halka yaptıkları vs. gibi birçok konu defterde bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: Mühimme, Mühimme Defterleri, Divân-ı Hümâyûn, Eşkıyalık

DefterlerMühimme DefterleriOsmanlı Dönemi+3
Mehmet Ali Tan
Bitlis Eren University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

10 Numaralı Vidin Şer'iye Sicili Defteri'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Osmanlı tarihinin önemli belgelerinden olan Şer'îyye Sicilleri, geçmişin daha iyi anlaşılması için başvurulması gereken ilk elden kaynaklardır. Şer'îyye Sicilleri siyasi, içtimai, askeri, iktisadi, sosyal, kültürel, hukuki vb. konularda önemli bilgiler içermektedir. Bu çalışmanın konusu 10 Numaralı Vidin Şer'îyye Sicil defterinin (H. 1142-1145/M. 1729-1732) transkripsiyonu ve değerlendirmesidir. Çalışmanın hedefi belgeler ışığında Balkan tarihinin daha da iyi anlaşılmasına bir nebze de olsa katkı sağlamaktır. Araştırma, 10 Numaralı Vidin Şer'îyye Sicil defterinin transkripsiyonunu temel alıp bununla beraber Osmanlı hukukuyla alakalı farklı konu başlıklarını da içermektedir. Araştırmanın Balkan tarihi için yapılacak olan çalışmalara bir kaynak olması amaçlanmıştır. Defterin transkripsiyonu yapılarak bölgenin sosyal, ekonomik, siyasi, idari, iktisadi, hukuki, kültürel vb. alanları hakkında bilgi sahibi olunması amaçlanmıştır.

18. yüzyılOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+3
Ömer Çağatay
Bitlis Eren University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

H.1200-1201(m.1785-1787) tarihli şer'iyye siciline göre Amasya'nın idari,sosyal ve iktisadi yapısı

Osmanlı Devleti, Türk tarihi ve kültürü içinde önemli bir yere sahiptir. slâmhukukunu, hukuk sistemi olarak kabul eden bu Türk devletinin en önemli yargı organışer'i mahkemelerdir. Bu mahkemeler, Osmanlı Devleti'nin muhtelif devirlerindekihukukû, iktisadû, dinû, askerû, idarû ve sosyal müesseseleri hakkında bizlere çokdeğerli tarihû belgeler bırakmıştır.Bu çalışmamızda, 623 yıllık Osmanlı tarihinin 1455'ten başlayarak 472 yılınaışık tutan şer'i sicillerinden; ?Medinetü'l-hükemâ?, ?Rumiyye-yi suğra?, ?Bağdatü'r-rum? ve özellikle ?Şehzâdeler Şehri? olarak bilinen Amasya'nın H. 1200-1201 (M.1785-1787) tarihlerini kapsayan 63 no'lu şer'iyye sicilini inceleyerek Osmanlıtarihine bir nebze olsun ışık tutmaya çalıştık.?H. 1200-1201 (M. 1785-1787) Tarihli Şer'iyye Siciline Göre Amasya'nındarû, Sosyal ve ktisadû Yapısı? adlı tezimiz üç bölümden oluşmaktadır. I. BölümdeAmasya'nın coğrafû, idarû ve tarihû yapısı hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Bubağlamda Amasya'nın coğrafû konumu, tarihû süreci ve 63 numaralı şer'iyye sicilinegöre Amasya'daki idarû görevliler tespit edilmeye çalışılmıştır. II. BölümdeAmasya'nın sosyal yapısı ve müesseseleri hakkında değerlendirmeler yapılmayaçalışılmıştır. III. Bölümde ise Amasya'nın iktisadû ve ticarû yapısı hakkında veriler eldeedilmeye çalışılmıştır.Sonuç olarak Amasya, XVIII. yüzyılın son çeyreğinde eski değerini çok fazlakoruyamamasına rağmen, kültür ve tarih birikimiyle ve ulaşımdaki rolü ileAnadolu'nun önemli şehirlerinden biri olma özelliğini koruyabilmiştir.

Mustafa Kök
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı Devletinde Sultan IV. Murad ve dönemi yenilik hareketleri: 1623 - 1640

Sultan IV. Murad (10.9.1623-9.Z1640) Osmanlı tahtına onyedinci padişah olarak çıktığı zaman devlet düzeni Ankara Savaşı'ndan sonra ilk defa büyük çapta bir darbe yemiş bulunuyordu. Bu durum ise, II. Osman'ın tahttan indirilmesi ve öldürülmesi olaylarının meydana ^getirdiği ağır durumdan kaynaklanmaktaydı. Osmanoğulları Kanunları'nın esaslarına göre ilk defa Osmanlı padişahlarının mevcut otoritesi bu konuda sorumsuz bulunan kuvvetlerin tesiri ve hareketi ile kökünden sarsılmış ve zaman zaman zorbaların devlete hâkim olmalarına yol açmıştır. Yeniçerilerin 50k fazla şımarmaları, padişahın huzuruna kadar girebilen yeniçeri ağaları ve ocak çorbacıları, padişahın adamlarını katletmeye kadar işi vardırmışlardır. Rüşvet ve yolsuzluk aşırı dereceye ulaşmıştır. Devletin itibarı ve siyasi durumu da iyi değildir. Erzurum valisi Abaza Mehmed Paşa İsyan etmiş, eline geçirdiği yeniçerileri katletmeye başlamıştır. Iran da Bağdad'da isyan çıkarmış, Bağdad'ı ele geçirmiştir Kısaca içeride Celâli denilen zorbalar ve dışarıda da Iran Osmanlı Devleti'ni sarsmaktadır. Sadrazamların ve devlet adamlarının görevlerini kötüye kullanmaları ve devlet idaresindeki yetersizlikleri, entrikaları da devlet için büyük bir problem oluşturmaktadır. Padişah IV. Murad, idareye henüz bizzat hükmedememiştir. Devlet ricali ve annesi Kösem Sultan idare etmektedirler. 1632'ye kadar Padişah, acı ve ağır olayların içinde pişip yetişmiş ve bütün bu güçlükleri bertaraf etmeyi bilmiştir. Sultan IV. Murad, valide sultanın, saray ağalarının, bozulmuş devlet adamlarının tesirlerinden silkinip, bizzat devlet otoritesini aldığı günlerde, 1631 yılında Koçi Bey, ıslahat lâyihalarını sunmuştur. Sultan IV. Murad, Koçi Beyin tavsiyelerinden geniş ölçüde yararlanmış ve devlet müesseselerinin tekrar eski işlerliğini kazanması için ne yapılması gerektiğini kavrayarak icraatlarına başlamıştır: ilk yaptığı icraat ise memlekette huzuru bozan zorbaların elebaşılarını teker teker temizlemek olmuştur. Devlet199 otoritesi demek olan kendi otoritesini mutlak şekilde tesis etmiş, altüst olan malî durumu düzeltmiş, yeniçeri ve sipahi ocaklarını, zorbalardan arındırarak sıkı bir disiplin altına almış, bunların savaş^ gücünü yüksek düzeye çıkartarak bu sayede giriştiği mühim bir sefer sonunda Iran Safevî Devleti'nin elinde bulunan Revan kalesini fethetmiş ve bu suretle Osmanlı Devleti'nin askerî gücünün bu devletten çok daha üstün olduğunu ortaya koymuş, bu da İranlılarda Osmanlı topraklarına yeniden saldırma heves ve cesareti bırakmamıştır. Aynı sebeplerden dolayı II. Osman'ın savaştığı halde dize getiremediği Lehistan Devleti de ağır şartlarla barışı kabul etmiştir. İstanbul'da 1043/1633 yılında çıkan büyük yangın üzerine Şeyhülislâmın da fetvasını alarak tütün içmeyi yasaklamış, yasağa uymayanları, devlete isyan etmiş kabul edip katillerine başlamıştır. Kahvehaneleri de kapatmış, gece fenersiz sokağa çıkanları da gerekli cezalarla cezalandırmıştır. Sultan IV. Murad'ın eski Osmanlı padişahlarından farklı olarak yaptığı bir icraat ta ulemâ sınıfından bazı insanları idam ettirmesidir ki o zamana kadar "Görevden azl olunur ve nefy olunabilir; ancak katlolunmaz" şeklindeki bir düşünceyle idam edilmeleri yasaklanmıştı. Bu dönem yenilikçi bir padişah olarak tanıdığımız Sultan IV. Murad, yine yenilikçi olarak IV. Murad'a sunduğu risalelerle dikkat çeken Koçi Bey ve diğer bazı yenilikçi yönleri olan müellifler, XVII. yüzyıllın ilk yarısı itibariyle döneme damgalarını vurmuş seçkin şahsiyetlerdir. Duraklama döneminin bir bölümünü oluşturan Sultan IV. Murad'ın yenilikleri sayesinde devletin eski haşmetini kazandığını ifade edebiliriz. Yalnız bu yenilik hareketlerinde, eğer meselelerin kökenine inilmiş olsaydı daha kalıcı olabilirdi. Dönem aydınları da şefi şerif ve kanun-ı kadime aykırı tutum ve davranışları bozulmanın sebebi olarak görmüşler ve çözümün bunlara dönüşle mümkün olabileceğini savunmuşlardır. Bütün XVII. Yüzyıl yenilikçileri, gelenekçi bir tutum izlemiş, bu da meselelerin geçici olarak çözümüne yol açmıştır. Yapılan yenilik çalışmaları, ait olduğu hükümdar veya sadrazam dönemi için geçerli olabilmiştir. Yine de devletin varlığını uzun bir süre daha koruyabilmesine yardımcı olmuş, devletin ömrünü uzatmış, daha sonra gelen köklü yenilik200 hareketlerinin yapılmasına zemin hazırlamıştır. Daha çok askerî, malî.idarî ve içtimaî alanda yapılan yenilikler merkezî otoriteyi sağlamlaştırmış, devletin içte ve dışta daha uzun yıllar itibar kazanmasını sağlamıştır. Bu dönem yenilikleri genellikle, baskı ve şiddet metodu uygulanarak yapılmıştır. Şurası bir gerçektir ki; Osmanlı idarecilerinin böyle bir yola başvurmalarının sebebi, devletin içinde bulunduğu durum gereğidir. Devlet içindeki başıboşluk, düzensizlik, idaresizlik, rüşvet ve adam kayırma, bürokrat kesimin entrikaları, askerin disiplinsizliği, valilerin serkeşliği vb..gibi durumlar göz önüne alınırsa baskı-şiddet yoluyla bunları önleme tedbiri olağandır. Bu yenilik hareketleri, daha sonraki yüzyılda askerî alana ağırlık veren yenilik hareketlerinin yapılmasına da örnek teşkil etmiştir.

Murad IVOsmanlı DevletiPadişahlar+1
Meryem Şahin Sungur
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2002
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

16. yüzyılda sosyal ve ekonomik açıdan Budaközü kazası

ÖZET Yapmış olduğum tahrir çalışmasında Budaközü adının kaynağı, 16.Yüzyıl içindeki tarihi seyri, yerleşim planı, orada yaşayan halkın geçimini nasıl sağladığını araştırmaya çalıştım. Nüfusun daha çok nerelerde yoğunluk gösterdiğini, aile bireylerinin ortalama kaç kişiden oluştuğunu, bölgenin ticari yapısının nasıl olduğunu bulmaya çalıştım. Kendimizi 500 yıllık bir geçmişe götürdük, Köyümüz olan Çadırhöyük'ün adını arşiv belgelerinde okuyunca şaşkınlığımız arttı ve geçmişinin ne kadarda köklü olduğunu gördük. Budaközü Kazası'nda iktisadi hayatın ağırlık noktasını tarım üretimi, tarım üretiminin temelini ise hububat üretimi oluşturmaktadır. Bölge eski çağlardan beri Hitit Yurdu olarak bilinmektedir. Hitit tarihine baktığımızda yetiştirilen ürünler, ticari faaliyetler XVI.Yuzyil Budaközü'ndeki yapıyla örtüşmektedir, XVI. Yüzyıl Osmanlı Kazası Budaközü'nde yetiştirilen ürünler ve ticarî yapı XXI.Yuzyil Cumhuriyet şehri Sungurlu'yla tamamen örtüşmektedir. Sadece aktörler değişmiştir, toprak aynı, yetiştirilen ürünler aynı, ticarî faaliyet aynı...Kazada; buğday arpa, yulaf, mısır, darı, nohut, burçak, mercimek gibi hububat ürünlerinin yanında soğan-sarımsak, armut, üzüm, ayva, kavun- karpuz gibi bahçe ve bostan ürünleri ve aynca pamuk yetiştirilmektedir. Değişmeden kalan değişerek devam eden çok şey var Budaközü'nde. 16 Yüzyılın başında küçük bir kaza görünümündeydi. Fakat yüzyılın ortasında ve son çeyreğinde Akdeniz dünyasındaki nüfus artışına ayak uydurmuş katlanarak büyümüştür. Bugün bu topraklarda insanlar eskiden olduğu gibi buğday yetiştiriyor ama ekinini Budaközü Çayı etrafına kurulan su değirmenlerinde öğütmüyor Sungurlu'nun modern değirmenlerinde un yapıyor. Artık ne reaya var ne de sipahi, toprağını terk eden reaya çift bozan vergisi de ödemiyor. Geçimini sağlamak için Ankara'ya çalışmaya gidiyor. Boşaltmaya başladığı köyüne hiç olmazsa yazları dönebilmenin yollarını arıyor. Bu topraklar yüzyıllar boyu insanları bağrında sakladı hala saklıyor ve yarında saklamaya devam edeceğe benziyor.

16. yüzyılEkonomik durumEkonomik hayat+7
Ertuğrul Irkıçatal
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vakfiyelere göre Tokat vakıfları: H. 1000 - 1200 / M. 1591 - 1785

Vakıf müessesesi, Osmanlı toplumunda sosyal hayatın düzenlenmesi, şehirlerin imarı, eğitimin ve kültürel hayatın gelişmesi gibi pek çok konuda, devlete hizmet etmiş bir müessesedir. Tokat da vakıf müessesesi yoluyla, dini, iktisadî, kültürel yönlerden gelişme kaydetmiştir. Tokat şehrine Türk-İslâm kimliği kazandıran camiler, medreseler, mescidler, köprü ve çeşmeler, hanlar; vakıf gelirleri ile ayakta kalmışlardır. Yine vakıflar yoluyla şehirdeki ticari hayat desteklenmiş, birçok zanaatkar, vakıf han ve dükkânlarda çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Tokat'ta H. 1000-1200 yıllarına ait vakfiyeler incelenerek, vâkıflar, cinsiyetleri, sosyal statüleri, vakıf kurma amaçları ve vakıfların yönlendiği alanlar açısından irdelenmiştir. Vakfiyelerde belirtilen şartlar, eğitim-öğretim ve dini hizmet amaçlı vakıflar yanında, tilâvet ve dua vakıflarının, bayındırlık ve sosyal hizmet amaçlı vakıfların bulunduğu; vakıf müesseseler inde çalışarak geçimlerini temin eden insanlar olduğu tespit etmemize yardımcı olmuştur.

Ekonomik etkiSosyokültürel etkiTokat+1
Aylin Tunca
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2000
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Trabzon gümrüğü (1750-1800)

ÖZET Osmanlı Devleti, coğrafi konumu itibariyle çok eski zamanlardan beri, yoğun bir mal değişimine sahip olan ticaret yolları üzerinde bulunuyor ve bu transit ticaretin vergilendirilmesinden büyük gelirler elde ediyordu. Osmanlı Devleti içerisinde Trabzon, Anadolu'nun artık ürününün Karadeniz limanlarına taşınmasında, Tebriz-Erzurum ipek yolundan gelen malların batıya aktarılmasında, batı üretiminin doğu eyaletlerine ulaşmasında ve Karadeniz havzasındaki ticaret etkinliklerinde, yüzyıllardır, önemli bir liman şehri olarak büyüyüp gelişmiştir. Özellikle, şehrin transit ticaret açısından önemli bir köprü görevi görmesi burada bir gümrük merkezinin oluşturulmasına neden olmuştur. Doğu Karadeniz'deki ticaret etkinliklerini vergilendirmek için XVI. yüzyıl başlarında, iktisadi bir takım kanunları içeren Trabzon Kanunnameleri oluşturulmuştur. Bu kanunnameler ışığında kurulan Trabzon gümrüğü, XVIII. yüzyılın ikinci yarısında ihtisab, dellaliye ve şemhane ile bir mukata'a oluşturmakta, yılık 848.000 akçeyi hazineye ödemek koşuluyla mültezimlere ihale edilmekteydi. Trabzon gümrük mukata'ası içerisinde yer alan bölümler ihale yoluyla işletilmiş olduğundan bölgedeki mültezimlerin yoğun ilgisini çekmiştir. Mültezimler gümrük mukata'asını üzerlerine alabilmek için birbirleriyle mücadele etmişlerdir. Trabzon gümrük mültezimleri ve gümrük eminlerini uğraştıran en önemli sorun gümrükten mallarını kaçırarak vergi vermemeye uğraşan tacirlerdi. Bu tacirlerin özellikle asker kaçaklarından olması, vergi toplanmasını zorlaştırmaktaydı.Gümrük mültezimleri, gümrükteki kaçakçılık olaylarının giderilmesi için sık sık Divan-ı Hümayun'a arzuhal sunmakta idiler. Bu çalışmada, yukarıda belirtilen konularla birlikte Trabzon gümrük mukata'asının giderleri arasında yer alan Trabzon ve Sohum kalelerindeki muhafızların aylıkları, Trabzon şehri ve Sohum kalesindeki bazı camilerin giderleri ile bu camilerdeki görevlilerin aylıklarının ödenmesi ile ilgili ortaya çıkan sorunlar arşiv belgelerine göre, genel hatlarıyla, ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bunların yanısıra Karadeniz'deki ticaret ilişkileri ile XVIII. yüzyıldan sonra giderek yoğunlaşan savaşların Trabzon ve çevresindeki eşkiyalık hareketlerinin gümrük gelirlerinin azalmasına ne derece etki ettiği, eldeki belgelere göre ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.

GümrüklerOsmanlı DevletiTrabzon+1
Necmettin Aygün
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1997
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sovyetler Birliği döneminde Karaçay ve Balkarlar

Kafkasya, Batı Hım İmparatorluğu devrinden itibaren çeşitli Türk boylarının, tehlikelerden korunmak için sığındıkları bir mekan olmuştur. Avrupa Hunlarından sonra özellikle İtil Bulgarları ve büyük Kıpçak gücü esnasından bazı Kıpçak grupları Kafkasya'ya sığınmışlardır. İşte Karaçay - Balkar Türkleri İtil Bulgarları ve Kıpçaklarin ahfadı olarak hala Kuzey Kafkasya'da yaşamaktadırlar. Zaman zaman bağımsız olmakla birlikte tarih boyunca çeşitli Türk Devletlerinin idaresi altında yaşayan Karaçay-Balkar Türkleri, 8. yüzyılda eski inanç sistemleri Şamanizmi bırakarak İslam'ı kabul etmiş bir süre sonra da Osmanlı Devleti İdaresi'ne girmişlerdir. Osmanlı idaresi altında uzun süre kalmaları mümkün olmamış ve Karaçay - Balkar bölgesi bir Osmanlıların, bir Rusların idaresine geçmiştir. 1917'de Bolşevik İhtilali'nden sonra Çarlık rejiminin yıkılmasıyla Komünist idare altına giren Karaçay- Balkar bölgesi bu tarihten itibaren farklı söylemlerle fakat Çarlık döneminin uygulamalarının hemen aynısına maruz kalmıştır. İmamlar döneminde başlayan Kafkasya direniş hareketi yeni rejim döneminde de devam etmiştir. Komünist rejimle birlikte bütün Müslüman-Türk topluluklarına olduğu gibi Karaçay-Balkar Türkleri üzerinde de yoğun bir asimülasyon politikası uygulanmıştır. Bu politika özellikle Stalin döneminde had safhaya çıkmıştır. Stalin döneminde Lenin'in mutedil politikasının aksine son derece ceberrut bir idare kurulmuş, din, dil ve kültür gibi değerler baskı altında tutulmuştur. II. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla daha da yoğunlaşan baskılara öteden beri sık sık ayaklanan Karaçay-Balkar Türkleri yine silahla karşılık vermiş hatta Almanlarla işbirliğine gitmişlerdir. Ancak savaşın seyrinin değişmesiyle Karaçay-Balkar Türkleri topyekün tehcire maruz bırakılarak Türkistan coğrafyasına dağıtılmışlardır. Bir kısım Karaçay-Balkarlı da Almanların peşinden Avrupa'ya sığınmış ve mülteci durumuna düşmüştür. Ancak daha sonra esir statüsüne konularak Sovyetler Birliği'ne iade edilmişlerdir. Türkistan'a sürgün edilen Karaçay-Balkarlılar burada çok zor şartlarda yaşamaya çalışmışlardır. Zaten nüfuslarının yarısını göç esnasında kaybeden Karaçay-Balkar halkı 1957' de Stalin' in ölümünden sonra, Kruşçev zamanında, çıkan bir afla atayurtlarına dönmüşlerdir. Ancak Kafkasya'da yeni sorunlarla karşılaşmışlardır. Hali hazırda bu sorunlar devam etmektedir ve Kafkasya'nın siyasi belirsizliğinin temelini bu sorunlar oluşturmaktadır.

Balkar TürkleriKafkasyaKaraçay Türkleri+2
Abdullah Temizkan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1997
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zafer-nâme-i Ali Paşa (transkrip ve değerlendirme)

Çalışmamda Zafer-nâme-i Ali Paşa adlı eserin transkripsiyonunu ve değerlendirmesini yaparak günümüz tarihçilerinin istifadesine sunmayı amaç edindin. Araştırmalarım sonucu bu eserin Fatih Millet Kütüphanesi Ali Emiri Tarih No: 396'da kayıtlı tek nüshasına ulaşabildim.Zafer-nâme-i Ali Paşa'nın müellifi olan Niyazi bu eserinde H.982/M.1574 ile H.999/M.1591 ve H.1007/M.1598 yılları arasında Bağdat Beylerbeyiliği yapmış olan Elvend-zâde Ali Paşa'nın 1583 yılında İranlılara (Safevilere) karşı kazandığı başarıları ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır.Eser bu konusuyla 1578-1590 Osmanlı- İran Savaşlarının önemli bir aşamasını oluşturan 1583 yılında Bağdad hududunda gerçekleşen olaylarını aydınlığa kavuşturmaktadır.

TarihTarih kitaplarıTarihi olaylar+1
Hamza Üzümcü
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

XV. yüzyıl'dan XVIII. yüzyıl'a kadar Osmanlı Devleti'nin Ortodoks politikası

Osmanlı Devleti farklı etnik kökenleri ve farklı inançlara sahip toplulukları bir arada tutabilmiş, bunların huzuru için çeşitli devlet politikaları geliştirmiştir. Osmanlı Devleti'nin oluşturduğu Millet Sistemi ile gayrimüslimler için çağdaş devletlerde dahi bulunmayan bir hoşgörü ortamı yaratmıştır. Osmanlı Devleti İstanbul'un fethiyle İstanbul'daki Fener Rum Patrikhanesi'nin koruyuculuğunu da üstlenmiş, Bizans'ın Roma Kilisesi'ne karşı kışkırttığı ve onlara tepki olarak oluşturduğu Ortodoks mezhebinin de koruyucusu haline gelmiştir. Kendi bünyesindeki milletlere belli ekonomik yükümlülükler karşılığında din, dil, eğitim ve özel hukuk alanlarında özerklik tanımış ve böylece kendi topraklarında birlik ve beraberliği devam ettirebilmiştir. Bu çalışma Osmanlı Devleti'nin klâsik dönemde Ortodoks politikasını çeşitli yönleri ile ele alırken XV. ve XVIII. yüzyıl arasında meydana gelen Ortodoks merkezli pek çok durumu da kapsar niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Ortodoksluk, Reform, Millet Sistemi, Gayrimüslimler.

Devlet politikalarıDin politikasıGayrimüslimler+3
Nejla Dağdelen
Ağrı İbrahim Çeçen University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hokand Hanlığı'nda Kıpçaklar ve Emir-i Leşker Alimkul

1842 yılında Buharalılar Hokand Hanlığı'nı işgal ederken Kıpçaklar ile Kırgızlar ittifak ederek Buharalıları Hokand Hanlığı sınırlarından kovmaya muvaffak olmuştur ve ülke yönetimine Şirali Han'ı getirmişlerdir. Böylece uzun yıllardır siyasi görevlerden kendi payını alamayan Kırgızlar ile Kıpçaklar tamamen ülke yönetimine el koymuşlardır. Ancak 1852 yılının sonu 1853 yılının başlarında Hüdayar Han'ın öncülüğündeki Sartlar Kıpçaklara ağır bir darbe vererek bu göçebe toplulukları ülke yönetiminden uzaklaştırmıştır. Nitekim Kıpçaklar 1858 yılından itibaren toparlanmaya başlamıştır ve 1863 yılında Emir-i Leşker Alimkul önderliğinde Hokand Hanlığı'nın yönetimine tekrar gelmişlerdir. Emir-i Leşker Alimkul iktidara geldikten sonra kendisinden önce yapılan yanlışlıklara yol vermemek için hanlığın bütün boy ve halklarına eşit davranmaya, düzeni bozulan hanlığı düzene sokmaya ve Rusların işgal girişimini durdurmaya çalışmıştır. Ancak Hokand Hanlığı'nı oluşturan göçebe, yarı göçebe ve yerleşik hayat tarzında yaşayan halklar arasında eskiden süre gelen rekabet ve mücadeleler Emir-i Leşker Alimkul'un planlarını engelleyen en büyük etken olmuştur. Emir-i Leşker Alimkul'un kendisi göçebe halk olan Kıpçaklardandı ve bu yüzden yerleşik hayat tarzındaki halkın tam (Sartların) desteğini alamamıştır. Sartların bir kısmı hatta Rus tehlikesine rağmen Kıpçakları hakimiyetten uzaklaştırmak adına Buhara'ya sığınan Hüdayar Han'ı tekrar Hanlık yönetimine getirmeyi amaçlamıştır. Diğer yandan göçebe toplum arasında da Emir-i Leşker Alimkul'un uyguladığı sert politika yüzünden muhalefete geçenler vardı. Halk arasındaki bu kutuplaşmalardan yararlanan Ruslar art arda Hokand Hanlığı'nın şehir ve kalelerini işgal etmeye devam etmiştir. 1865 yılının mayıs ayında meydana gelen Taşkent muharebesinde kendi halkının desteğini alamayan Emir-i Leşker Alimkul öldürülmüştür ve Taşkent şehri Rusların kontrolüne geçmiştir. Taşkent'in düşmesiyle Hokand Hanlığı Ruslara bağlı vasal devlete dönüşmüştür ve 1876 yılında tamamen yıkılmıştır.

Emir-i Leşker AlimkurHokand HanlığıKıpçaklar+2
Bazarbai Ulukbek Uulu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Humbaracıbaşılık Kâtibi Mustafa Efendi'nin Rûzmerre-Mecmûʻası (1143-1180/1730-1767) inceleme-çeviriyazı

Bu çalışma İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Osmanlı Araştırmaları Bölümü, Şevket Rado Yazma Eserler Kitaplığı'nda bulunan ŞR 207/3 numaralı, müellifinin Ser-Humbaracıyân Kâtibi Mustafa Efendi olduğu yazma eserin inceleme ve çeviriyazısıdır. Yazma eseri rûzmerre ile devamındaki çeşitli notlardan olmak üzere iki kısımda değerlendirmek ve tümü bir mecmûa olarak isimlendirmek mümkündür. Gün tarihli bilgiler, rûzmerre olarak tarif ettiğimiz bölüm, 11 Muharrem 1143 (27 Temmuz 1730) ile 24 Zi'l-kaʻde 1180 (23 Nisan 1767) tarihleri arasındaki tarihleri ihtivâ etmekde ve İstanbul merkezli tarihî ve sosyal olaylar sıralanmaktadır (vr. 31b-44a). İkinci kısım (vr. 44b-62a) bir usûl takip edilmeyerek kaleme alınan, fevâid türünden bilgilerin daha çok olduğu türlü notları ihtivâ etmektedir. Özellikle buradaki notlardan, müellifin kimliği ve biyografisiyle ilgili bilgiler elde edilmiştir. Şahsî işleriyle ilgili notlar, fevâid mecmûalarında sıkca rastlanan mücerreb reçeteler, yine söz konusu varaklardadır. Bu yönleriyle Ser-humbaracıyân Kâtibi Mustafa Efendi'nin mecmûası, XVIII. yüzyılda Sultan I. Mahmud (1730-1754), III. Osman (1754-1757) ve III. Mustafa (1757-1767, saltanatının ilk on yılı) devirleriyle ilgili nâdir bilgileri, içeriden bir bakışla askerî cepheden gelişmeleri haber vermektedir. Söz konusu tarihler için, Rûzmerre tam bir kaynak eserdir ve ilk kez araştırma konusu olmaktadır. İçerdiği özel notlar îtibâriyle de dikkat çekmektedir.

18. yüzyılMahmud IMustafa Efendi+4
Muammer Karan
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanli-Fransiz ilişkilerine dair bir mecmua: Bibliotheque nationale de France, fonds Turcs 130

Bu tezde François Savary de Breves döneminde hazırlanan ve orijinal nüshası Bibliothèque Nationale'de Turc 130 numara ile kayıtlı mecmua ele alınmıştır. Söz konusu eserin mahiyetine ve transkripsiyonuna geçilmeden önce, 16. yüzyıl Avrupası siyasi konjonktürü üzerinde durulmuş ve yüzyılın ilk çeyreğinde Sultan Süleyman ile François arasındaki münasebetler değerlendirilmiştir. Bunlara ek olarak kapitülasyonları da içine alan bir dizi ekonomik ve siyasi işbirliği etrafında genişleyen Osmanlı-Fransa ittifakı incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde François Savary de Breves'in kişisel hikâyesine ilişkin bilgiler derlenmiştir. Ardından mecmuanın değerlendirilmesi ve özellikle 16. yüzyıl Osmanlı-Fransa ilişkileri açısından kıymeti ele alınmıştır. Sonrasında eserin muhteviyatı hakkında önemli başlıklar oluşturularak eser çeşitli açılardan tahlil edilmiştir. Ayrıca eserde yer alan ve fazlasıyla mühim olan 1569, 1581 ve 1597 yıllarına ait ahidnameler araştırmaya konu olmuştur. Tezin ikinci ve son bölümünde ise mecmuanın transkripsiyonu ve özeti yer almaktadır.

Muhammedül Emin Gezici
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
10
DoktoraAçık ErişimTR

Türk musiki tarihinin kaynağı olarak güfte mecmuaları

'Güfte Mecmuası', makam, usûl, beste türü, bestekâr ismi gibi atıflardan birini yahut birkaçını kullanarak, içeriğindeki şiirlerin bestelendiğini gösteren deliller taşıyan, derleyicisinin melodisini hafızasında sakladığı eserleri, yeri geldiği zaman ona başvurarak okumasını temin eden defterlerdir. Müziğin yazılmadığı, eserlerin sadece bir hocaya gidip 'diz dövmek' suretiyle öğrenildiği ve eserlerin hafızada saklandığı bir dünyada, güfte mecmuaları çok önemliydi. Bu mecmualar çoğu zaman, sahibine eserin güftesini hatırlatması bakımından gerekliydi. 15. yüzyıldan itibaren musiki yaşantısında yoğun biçimde kullanıldığını tesbit ettiğimiz güfte mecmualarının yüzlercesi, bugün musiki tarihinin kaynaklarından biri olarak elimizdedir. Bu yönüyle pek ele alınmamış olan güfte mecmuaları, tarih ilminin disiplini çerçevesinde ve bu tezde anlatılan metotlar doğrultusunda incelendiğinde Türk musiki tarihinin yazımına katkı sunabilecektir. Bu çalışmada, güfte mecmualarının tertib edilme sebepleri ve icra pratiğindeki fonksiyonları tesbit edilmiş, fasıl, şarkı, tesbih, ilâhî, âyîn-i şerîf, Mi'râciye, Mevlid-i şerîf gibi türlere ayrılan branşlarının tarihsel gelişim süreçleri üzerinde durulmuş ve ele alınan güfte mecmualarının bir tarih kaynağı olarak nasıl değerlendirilebileceği, örnekleriyle ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Musikisi, musiki yazmaları, güfte mecmuaları, tarih kaynakları, makam, müzik, fasıl

DergilerFasıl müziğiGüfte mecmuası+5
Harun Korkmaz
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mühimme-i Mektûme Defteri Nr. 1 (1203-1207/1788-1793) (inceleme-çeviriyazı)

1 numaralı Mühimme-i Mektûme Defteri, evâil-i Rebiülahir 1203 (30 Aralık 1788) ile evâsıt-ı Muharrem 1208 (18 Ağustos 1793) tarihleri arasında, Divân-ı Hümayun'da alınmış olan kararların nüshalarını içermektedir. Gizli olarak kalması kararlaştırılmış hükümler olmaları bakımından, mektûm ve mahfî ibârelerini diğer Mühimme Defterleri'ne göre daha fazla içeren bir hükümler serisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yönü itibâriyle 1 numaralı Mühimme-i Mektûme Defteri, Mühimme Defterleri'nden farklı olmakla birlikte, Osmanlı Tarihi'nin bahsi geçen kısmına ışık tutacak birincil kaynak olma özelliğini korumaktadır .

DefterlerDivan-ı HümayunMühimme Defterleri+4
Hatice Çelik
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
11
DoktoraAçık ErişimTR

17. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde Ehl-i Hiref-i Hâssa teşkilatı birimleri ve yapısal özellikleri

Zamanın sanat akımlarına öncülük eden ehl-i hiref-i hâssa teşkilatı, geniş sınırlarına rağmen Osmanlı'nın Sanatı'nı bütünlük içinde tutmuş ve onun gelişimini sağlamıştır. Osmanlı Devleti bünyesinde kurulup, sanata öncülük eden bu teşkilat kitap sanatlarından, kuyumculuk, dokuma, ahşap ve maden sanatlarına kadar birçok alanda günümüze kadar ulaşan eşsiz ürünler ortaya koymuşlardır. Neredeyse dört asır kadar devam etmiş olan ehl-i hiref-i hâssa teşkilatının 17. yüzyıldaki idari yapılanması, işleyişi, çalışma mekânları, aldıkları ücretler ve bu teşkilata bağlı olan sanat dalları çalışmanın ana konusunu oluşturmuştur. Bu yüzyılda ehl-i hiref-i hâssa teşkilatı için ana kaynak olan 185 kadar maaş defteri incelenmiş olup bunun neticesinde 17. yüzyılın ehl-i hiref-i hâssa teşkilatı için bir dönüm noktası olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje No: 21329. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Ehl-i Hiref, Saray, Sanat, 17. Yüzyıl, Usta, Esnaf, Mücellid.

17. yüzyılEhl-i Hiref-i HassaEl sanatları+3
Sakine Akcan Ekici
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
20
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Teşrîfât Defteri (BA,MAD, nr. 1332) inceleme-çeviriyazı

Teşrîfâtçı Mehmed Efendi tarafından tutulan bu teşrîfât ve yevmî mesârıf defteri transkribe edilmiş, harcama kayıtlarının ve olayların değerlendirilmesi yapılmıştır. IV. Murâd'ın saltanatı dönemidir ve H. 1046-1048/M. 1636-1637 yıllarını ihtivâ etmektedir. Defterde, Bayram Paşa'nın sadâreti, Şark seferi için yapılan hazırlıklar, hazırlıklar sırasında yapılan harcamalar, bayram günleri el öpenlerin listeleri, tâyîn ve tevcîhât sırasında hilʻat giydirilenler, elçi kabûlleri, pâdişâha getirilen hediyeler, Acem Şâhı elçisi, Yedikule'de mahbûs Erdel Bey-zâdesi ve Kırım hânının çeşitli masraf kayıtları, Emirgûne-zâde diye bilinen Yusuf Paşa'nın içecek masrafları, pâdişâha yapılan harcamalar, saray için yapılan harcamalar, Dîvân ve arzın olup olmadığı bilgisi, önemli günlerdeki hava durumu ve sâir bilgiler kısaca kaydedilmiştir.

17. yüzyılDefter-i TeşrifatMasraf Defteri+4
Enise Büşra Yılmaz Bozyak
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mühimme Defterleri'nde Bolu Sancağı ve Bolu'da eşkıyalık ( H961-993, M 1553-1585)

Osmanlı Devleti XVI. yüzyıldan itibaren Avusturya ve İran seferleri sonucu oluşan ekonomik sıkıntılar, ticaret yollarının önemini kaybetmesi, nüfus artışının yarattığı sosyal hayattaki olumsuzluklar ve eğitim alanındaki bozulmalar yüzünden çağının gerisinde kalmaya başlamıştır. Osmanlı toprak düzeninin temeli olan tımar sistemi, Celâli ayaklanmaları ile ağır vergiler yüzünden bozulmuştur. Devlet, bozulmaya başlayan kurumlarını düzeltecek köklü reformlar yapamamıştır.Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durumla ilgili olarak Mühimme Defterleri'ndeki kayıtlar, XVI. yüzyılda Bolu yöresindeki olayları aydınlatıcı ipuçları vermektedir. Bu dönemde özellikle Bolu sancağında giderek artan asayiş ve eşkıyalık olayları dikkat çekmektedir. Bu tür olaylar diğer Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi Bolu sancağında da sosyo ekonomik hayatı olumsuz etkilemiş ve halk arasında huzursuzluğa sebep olmuştur. Bolu'daki eşkıyalık hareketleri, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu genel durum hakkında fikir vermesi bakımından önemlidir. Devlet, stratejik bir konumda olan Bolu sancağında yaşanan eşkıyalık olaylarına karşı çeşitli önlemler almaya çalışmış, fakat çoğu zaman başarılı olamamıştır. Bu durum devlet otoritesinin zayıflamasına yol açmıştır.Bu çalışma 1553-1585 yılları arasında kayıtları içeren Mühimme Defterleri'nde Bolu ile ilgili 302 hükmün katolog taraması ve özetleriyle birlikte, bu hükümlerin eşkıyalıkla ilgili olanlarının 35 adetinin taranskripsiyonlu metnini ve değerlendirilmesini içermektedir.Anahtar Kelimeler: Bolu, Mühimme Defterleri, Eşkıyalık

16. yüzyılBoluBolu Sancağı+4
Selda Öztürk
Bolu Abant Izzet Baysal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

XVIII. yüzyıl Osmanlı-Rus ilişkileri

Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki ilişkiler XVIII. Yüzyılın başından itibaren yoğunluk kazanarak devam etmiştir. Çalışmamızın amacı, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında XVIII. Yüzyıl boyunca yaşanan başta siyasi olmak üzere askeri, ekonomik ve kültürel ilişkileri ele almaktır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde XVIII. Yüzyıl öncesi, Osmanlı-Rus ilişkilerine değinilmiştir. Buna ilaveten XVIII. Yüzyıl başlarında Avrupa devletlerinin genel durumları hakkında bilgi verilmiştir. Bölümün sonunda ise XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti ve Rusya arasındaki ekonomik ilişkilere değinilmiştir. Ayrıca, bu dönemde yoğunluk kazanan Osmanlı-Rus ilişkilerinin yanı sıra hem Osmanlı Devleti'nin hem de Rusya'nın toplumsal, mali, askeri ve kültürel alanlarda yaptıkları yenilikler de değerlendirilmiştir. İkinci bölümde, III. Mustafa'nın tahta çıkmasıyla yaşanan siyasi olaylar ele alınmış, daha sonra tahta çıkan padişahlar döneminde yaşanan Osmanlı-Rus ilişkilerine yer verilmiştir. XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nin Rusya ile olan diplomatik ilişkileri bu bölümde açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise XVIII. Yüzyılda yazılmış Rusya Sefaretnamelerinde verilen bilgiler değerlendirilmiştir. Bu konudaki en kapsamlı bilgiyi Şehdi Osman Efendi'nin Sefaretnamesi içermektedir. Sefaretnamenin bu yönü diğerlerinden daha ön plana çıkmasını sağlamıştır.

18. yüzyılDiplomasiEkonomik ilişkiler+5
Hanife Güner
Bolu Abant Izzet Baysal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00