
141
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Üreme özerklik ölçeğinin türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
Üreme Özerklik Ölçeğinin Türkçe Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması Amaç: Bu araştırma ile Upadhyay ve arkadaşları (2014) tarafından geliştirilen ve orijinal adı "Reproductive Autonomy Scale" olan Üreme Özerklik Ölçeğinin geçerlik ve güvenirliğinin Türk toplumu üzerinde değerlendirmektir. Materyal-Metod: Araştırma metodolojik olarak Süleyman Demirel Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniklere başvuran ve örneklem kriterlerine uyan 280 kadınla yürütülmüştür. Örneklemdeki kadınlara Tanıtıcı Bilgi Formu, Üreme Özerklik Ölçeği ve Üreme Baskısı Ölçeği uygulanmıştır. Örneklemden alınan verilerin analizi için SPSS ve AMOS programları kullanılarak yapılmıştır. Üreme Özerklik Ölçeğinin geçerliğini değerlendirmek için dil, kapsam, yapı ve ölçüte bağımlı geçerlik kullanılmıştır. Güvenirliğini değerlendirmek için ise Cronbach Alfa katsayısı, iki yarı test katsayıları, test tekrar test katsayısı ve madde analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Üreme Özerklik Ölçeğinin dil geçerliği çeviri-geri çeviri yöntemi ile sağlanmıştır. Kapsam Geçerliğinde toplam kapsam geçerlik indeksi 0,96 bulunmuştur. Faktör analizinde, Kaiser-Meyer Olkin testinin değeri 0,801, Barlett küresellik testinin ise p=0,000 olarak bulunmuştur. Açımlayıcı Faktör analizinde toplam varyansın %58,60 olarak bulunmuştur ve 3 faktörlü yapıya karar verilmiştir. Bu yapı Doğrulayıcı Faktör Analizi ile doğrulanmıştır (χ2=170,55; df=72; χ2/df=2.36; RMSEA=0,074; CFI=0,943; GFI=0,968). Eşzaman geçerliği analizinde Üreme Özerkliği Ölçeği ve Üreme Baskısı Ölçeği arasında negatif doğrusal bir ilişki bulunmuştur. Ölçeğin güvenirlik analizinde Cronbach Alfa katsayısı değeri 0,801 olarak bulunmuştur. Test tekrar test analizinde yüksek ilişki bulunmuştur (r=0,993; p=0,000). Madde toplam, madde kalan ve madde ayırt ediciliği analiz bulguları anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Üreme Özerklik Ölçeği, Türk toplumunda üreme özerkliğini değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır.
Preeklampsi tanısı alan gebelerde kardiyovasküler hastalık risk farkındalığının belirlenmesi
Bu araştırma, preeklampsi tanısı alan gebelerde kardiyovasküler hastalık risk farkındalığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte gerçekleştirilen araştırma, 11 Mayıs – 11 Aralık 2022 tarihlerinde, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisinde yatmakta olan, örnekleme dahil edilme kriterlerini karşılayan 72 preeklampsi tanısı alan gebenin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, Tanıtıcı Özellikler Veri Toplama Formu ve Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Değerlendirme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizlerinde, tanımlayıcı istatistikler (sayı ve yüzde dağılımları, ortalama, standart sapma, medyan), Independent Sample-t Test, ANOVA Test, Mann-Whitney U Test, Kruskal-Wallis H Test ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırmada, Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 36,88 5,98 olarak belirlenmiştir. Alt boyutlarda ise "Bilgi" puan ortalaması 4,25 1,93; "Algılanan Kalp Krizi/İnme Riski" alt boyutu puan ortalaması 15,48 3,80; "Sağlıklı Beslenme Niyetleri" alt boyutu puan ortalaması 12,28 1,90 ve "Algılanan Faydalar ve Değişime Yönelik Niyetler" alt boyutu puan ortalaması 4,86 1,26 olarak belirlenmiştir. Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Değerlendirme Ölçeği toplam puanı ile "Bilgi" alt boyutu puanı arasında pozitif yönde, orta; "Algılanan Kalp Krizi/İnme Riski" alt boyutu puanı ile pozitif yönde, yüksek; "Sağlıklı Beslenme Niyetleri" alt boyutu puanı ile pozitif yönde, zayıf ve "Algılanan Faydalar ve Değişime Yönelik Niyetler" alt boyutu puanı ile pozitif yönde, orta derecede ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0,005). Araştırma verileri doğrultusunda, hemşirelerin preeklampsi öyküsü olan kadınların kardiyovasküler hastalık risk farkındalıklarını belirlemeleri, farkındalığı düşük olan kadınların farkındalık düzeyini arttırmak ve kardiyovasküler hastalık risklerini azaltmak amacıyla eğitim programları oluşturmaları, danışmanlık hizmeti vermeleri, teknoloji destekli eğitim araçlarını geliştirmeleri veya var olan araçları toplumun kültürüne ve sağlık politikalarına uygun hale getirerek bakıma entegre etmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: preeklampsi, kardiyovasküler hastalık, farkındalık, hemşirelik, perinatal bakım.
Postpartum dönemde vücut algısının cinsel yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma kadınların postpartum vücut algısının cinsel yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum polikliniğinde 8 Temmuz 2022-1 Ekim 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmaya postpartum altıncı haftasını tamamlamış olan 199 kadın dâhil edilmiştir. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Vücut Algısı Ölçeği, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde normal dağılıma uyan ölçüm değerlerinde 'ANOVA' ve 'Tukey' test; normal dağılıma uymayan ölçüm değerlerinde 'Mann-Whitney U', 'Kruskal-Wallis H' test yöntemi ve Bonferroni düzeltmesi kullanılmıştır. Verilerin yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 30,96±5,79 (yıl)'dur. Araştırma sonuçlarına göre postpartum dönemdeki kadınların Vücut Algısı Ölçeği puan ortalaması 142,81±22,26 (73,0-196,0), Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalaması 73,85±19,69 (19,9-100,0)'tir. Cinsel yaşam kalitesi ölçek puanlarını kadınların yaşı (p=0,001), eğitim düzeyleri (p=0,001), çalışma durumları (p=0,016), evlilik süresi (p=0,0045), eşlerinin yaşı (p=0,003) ve eğitim düzeyi (p=0,0013), gebelik sayısı (p=0,024), fiziksel görünümden memnuniyet durumu (p=0,001), doğum sonu eşleriyle iletişimi (p=0,000), doğum sonrası haftalık cinsel ilişki sayısı (p=0,008), doğum sonrası cinsel yaşamını olumlu değerlendirme (p=0,000) ve cinsel yaşamda sorun yaşama durumu (p=0,001) etkilemektedir. Postpartum vücut algısı ile cinsel yaşam kalitesi arasında pozitif yönde, zayıf derecede ve anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (r=0,489; p<0,05). Yapılan hiyerarşik regresyon analizinde kadınların postpartum cinsel yaşam kalitesini etkileyen değişkenler yaş, evlilik süresi, eş eğitim düzeyi, doğum sonrası cinsel yaşamı değerlendirme olarak belirlenmiş ve etki düzeyi %45 olarak değerlendirilmiştir. Analizde vücut algısı toplam varyansın %5'ini açıklamaktadır. Araştırma verileri doğrultusunda; postpartum vücut algısının cinsel yaşam kalitesini etkileyen bir faktör olduğu söylenebilir. Bu nedenle postpartum sağlık kontrolleri ve bakımı içerisine vücut algısı ve cinsel yaşam kalitesi değerlendirmesinin entegre edilmesi, kadınların postpartum dönem vücut algısını olumlu etkileyecek danışmanlık hizmetinin hemşirelik bakımına dâhil edilmesi, partnerlerin hemşirelik bakımına dâhil edilmesi, vücut algısını ve cinsel yaşam kalitesini etkileyebilecek tüm faktörlerin belirlenmesine yönelik kanıt düzeyi yüksek çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Üniversite öğrencilerinde menstrual yoksulluk ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırma, bir devlet üniversitesinde, sağlık alanında öğrenim gören kadın öğrencilerin menstrual yoksulluk deneyimleri ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Hacettepe Üniversitesi Sıhhiye Yerleşkesinde, 2023-2024 eğitim-öğretim yılı güz döneminde, ön lisans ve lisans programlarına kayıtlı 433 kadın öğrenci oluşturmuştur. Araştırma verileri, 2 Ekim-5 Aralık 2023 tarihleri arasında, Tanıtıcı Bilgiler Formu ve Menstrual Deneyimler Ölçeği (MDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Veriler; tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis H testi, Bonferroni düzeltmeli Dunn testi ve lineer regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; MDÖ toplam puan ortalamasının 2,22±0,33 olduğu saptanmıştır. MDÖ toplam puanına etki eden faktörlerin incelenmesi için kurulan model istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş (F=14973; p<0,001) ve ölçek toplam puanının %20,6'lık kısmı, oluşturulan bu regresyon modeli ile açıklanmıştır. Geliri giderinden fazla olan, menstrual kanama süresi 2-7 gün arası olan, menstrual kanaması günlük yaşam aktivitelerini etkilemeyen, menstrual kanamasını gizleme ihtiyacı duymayan, kullandığı ürünü gizleme ihtiyacı duymayan ve menstrual hijyen ürünlerine erişim sağlayan öğrencilerin MDÖ toplam puanlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda; menstrual hijyen ürünlerinin ücretsiz ya da uygun fiyatlı hale getirilerek tüm kadınların ürünlere erişiminin sağlanması, menstruasyona yönelik damgalanma ve utancın ortadan kaldırılması için öğrencilere temel düzeyde menstruasyon eğitimi verilmesi ve menstrual dönemin güvenli ve onurlu bir şekilde geçirilmesini sağlayacak destekleyici politikaların geliştirilebilmesi için üniversitelerin, sağlık kurumlarının ve politika yapıcıların iş birliği yapması önerilmektedir.
Jinekolojik kanser hastalarında öz yeterlilik, benlik saygısı ve kanserle baş etmenin hastalığa psikososyal uyuma etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, jinekolojik kanser öz yeterlik, benlik saygısı ve baş etmenin hastalığa psikososyal uyuma etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte gerçekleştirilen araştırma iki üniversite hastanesinin jinekoloji onkoloji servislerinde yürütülmüştür. Araştırmaya 105 jinekolojik kanser hastası dahil edilmiştir. Araştırma verileri Tanıtıcı Özellikler Veri Toplama Formu, Genel Öz Yeterlik Ölçeği, Rosenberg'in Öz Saygı Ölçeği, Kanserle Başa Çıkma Anketi, Hastalığa Psikososyal Uyum Ölçeği, ECOG Performans Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson korelasyon testi ve hiyerarşik doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya jinekolojik kanser hastalarının yaş ortalaması 48,80±9,38 yıldır. Jinekolojik kanser hastalarının %42,9'unun endometriyum kanseri, %41,9'unun over kanseri ve %15,2'sinin serviks kanseri, %41,0'ının III. evre, %62,9'unda nüks olduğu ve %73,3'ünün kombine tedavi aldığı belirlenmiştir. Araştırmada hastalarının Hastalığa Psikososyal Uyum Öz Bildirim Ölçeği puan ortalaması 70,22±4,60; Genel Öz Yeterlik Ölçeği puan ortalaması 24,26±8,30; Rosenberg'in Öz Saygı Ölçeği puan ortalaması 25,05±4,14; Kanserle Başa Çıkma Anketi puan ortalamasının 53,15±15,83 olduğu saptanmıştır. Hastaların hastalığa psikososyal uyumları ile genel öz yeterlik arasında orta düzeyde negatif yönde (r=-0,572; p=0,001); öz saygı ile zayıf düzeyde negatif yönde (r=-0,277; p=0,004); kanserle baş etme ile orta düzeyde negatif yönde ilişkisi (r=-0,581; p=0,001) olduğu belirlenmiştir. Jinekolojik kanser hastalarında tek tür tedavinin (β=-0,332, p=0,001), öz yeterliliğin (β=-0,312, p=0,001) ve kanserle baş etmenin (β=-0,280, p=0,001) hastalığa psikososyal uyum üzerinde etkisi olduğu; öz saygının (β=-0,081, p=0,338) ise jinekolojik kanser hastalarının hastalığa psikososyal uyumunda etkisi olmadığı saptanmıştır. Araştırma sonuçları, jinekolojik kanser hastalarının hastalığa psikososyal uyumlarının genel öz yeterlik ve kanserle baş etme stratejileriyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Jinekolojik kanser hastalarının psikososyal uyumlarını artırmak için hastaların öz yeterlilik ve kanserle baş etmelerini destekleyecek bireyselleştirilmiş destek programları ve psikososyal müdahaleler hemşirelik bakımına entegre edilmelidir.
Pelvik muayene yapılacak kadınlarda mahremiyet algısı, benlik saygısı ve genital benlik imajının anksiyete üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu araştırma, pelvik muayene yapılacak kadınlarda mahremiyet algısı, benlik saygısı ve genital benlik imajının anksiyete düzeyine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yürütülen araştırma, 15 Kasım 2024 – 15 Mart 2025 tarihleri arasında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Obstetri ve Jinekoloji Polikliniği'nde yapılmıştır. Çalışmaya örnekleme kriterlerini karşılayan 288 kadın dahil edilmiştir. Veriler Tanıtıcı Özellikler Formu, Jinekoloji ve Obstetride Vücut Mahremiyeti Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Alt Ölçeği, Kadın Genital Benlik İmajı Ölçeği ve Durumluk Kaygı Alt Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, t-testi, varyans analizi, Pearson korelasyon katsayısı ve hiyerarşik doğrusal regresyon analizleri uygulanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 36,33±9,71'dir. Anksiyete düzeyi (43,19±10,20), benlik saygısı (32,77±4,29) ve genital benlik imajı (19,80±3,81) orta düzeyde; mahremiyet algısı ise yüksek düzeyde (4,15±0,68) saptanmıştır. Mahremiyet algısı ile anksiyete arasında pozitif (r=0,354; p=0,001), benlik saygısı (r=-0,320; p=0,001) ve genital benlik imajı (r=-0,309; p=0,001) ile anksiyete arasında negatif yönlü anlamlı ilişki belirlenmiştir. Regresyon analizine göre, daha önce pelvik muayene yaptırmama (β=0,185; p=0,001), yüksek mahremiyet algısı (β=0,328; p=0,001), düşük benlik saygısı (β=-0,210; p=0,001) ve olumsuz genital benlik imajı (β=-0,187; p=0,001) anksiyete düzeyini anlamlı biçimde yordayan faktörler olarak saptanmıştır. Nihai model, anksiyete düzeyindeki varyansın %31'ini açıklamaktadır (R²=0,31). Bulgular, pelvik muayene sürecinde kadınların anksiyete düzeylerinin azaltılmasında mahremiyetin gözetilmesinin, benlik saygısının desteklenmesinin ve genital benlik imajının güçlendirilmesinin önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Gebelikte iyilik hali ve beden imajı arasındaki ilişkide öz-şefkatin aracı rolünün belirlenmesi
Bu araştırma, gebelikte iyilik hali ile beden imajı ve özşefkat arasındaki ilişkiyi incelemeyi ve öz-şefkatin bu ilişkideki aracılık rolünü belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte gerçekleştirilen bu araştırma Hacettepe Üniversitesi Hastanesi gebe polikliniğinde Kasım 2023- Şubat 2024 tarihleri arasında 162 sağlıklı gebe ile yürütülmüştür. Araştırma verileri Tanıtıcı Özellikler Veri Toplama Formu, Gebelikte İyilik Ölçeği, Gebelikte Beden İmajı Ölçeği, Öz-Şefkat Ölçeği Kısa Form kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson korelasyon regresyon analizi ve sobel testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; Gebelikte İyilik Ölçeği toplam puan ortalamasının 58,30±8,15, Gebelikte Beden İmajı Ölçeği toplam puan ortalamasının 71,80±18,67, Öz-Şefkat Ölçeği Kısa Formu toplam puan ortalamasının 39,34±8,11 olduğu saptanmıştır. Araştırmada çalışmayan (t=-2,344; p=0,020), 28 hafta altında gebeliği olan (t=2,529; p=0,012) ve gebeliği planlı olanların (t=-3,586; p=0,001) Gebelikte İyilik Ölçeği puan ortalaması daha yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırmada gebelikte iyilik hali ile beden imajının orta düzeyde negatif yönde (r=-0,470; p=0,001) ve öz-şefkat ile orta düzeyde pozitif yönde (r=0,451; p=0,001) ilişkili olduğu saptanmıştır. Araştırmada gebeliğin planlı olması (β = 0.174, p = 0.008), beden imajı (β = -0.294, p = 0.001) ve öz şefkat (β = 0.308, p =0.047) gebelikte iyilik halinin önemli yordayıcıları olduğu belirlenmiş ve bu yordayıcıların gebelikte iyilik hali varyansının %38'ini açıkladığı saptanmıştır. Bununla birlikte öz-şefkatin gebelikte beden imajı ve iyilik hali arasındaki ilişkiye kısmen aracılık ettiği belirlenmiştir (z = -4.307; SH= 0,019; p = 0,001). Bu çalışmanın sonuçları, gebelikteki iyilik halinin belirli tanıtıcı özelliklere bağlı olarak değiştiğini, beden imajı ile iyilik hali arasında negatif bir ilişkinin olduğunu ve öz-şefkatin bu ilişkide kısmen aracılık ettiğini göstermektedir. Elde edilen bulgular, gebelikte iyilik halinin beden imajı ile negatif yöndeki ilişkisine dikkat çekmekle birlikte bu ilişkide gebelerin iyilik halinin artırılması açısından hemşirelik bakımında öz-şefkat odaklı müdahalelerinin gerekliliğini vurgulamaktadır
Üriner inkontinansı olan kadınlarda sağlığı geliştirme modeline dayalı eğitim ve danışmanlık programının benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisi
Araştırma bir Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan menopoza girmemiş kadınlarda üriner inkontinans prevelansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel araştırma tasarımında ve üriner inkontinansı olan kadınlarda 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı eğitim ve danışmanlık programının kadınların benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amacıyla ön test-son test paralel desende randomize kontrollü deneysel araştırma tasarımında iki aşamada yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşaması bir Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan, menopoza girmemiş kadınlarda üriner inkontinans prevelansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel araştırma tasarımında; ikinci aşaması üriner inkontinansı olan kadınlarda Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı eğitim ve danışmanlık programının kadınların benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla ön test-son test randomize kontrollü deneysel araştırma tasarımında yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşamasına Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan menopoza girmemiş 1042 kadın dahil edilmiştir. Birinci aşamada veriler; 18 Ocak 2021-31 Mayıs 2021 tarihleri arasında, 'Tanımlayıcı Özelliklere İlişkin Soru Formu', 'Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu' ve 'İnkontinans Şiddet İndeksi' kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasına birinci aşamada örneklem seçim kriterlerini sağladığı belirlenen 46 kadın ile devam edilmiştir. Ön-test tamamlandıktan sonra 46 kadın tabakalı blok randomizasyon ile üriner inkontinans şiddetine (hafif, orta) göre tabakalanarak müdahale ve kontrol gruplarına (M:23, K:23) atanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında veriler; 24 Eylül 2021-13 Ocak 2022 tarihleri arasında, 'Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu', 'İnkontinans Şiddet İndeksi', 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeline Dayalı Bilgi Formu', 'Benlik Saygısı Alt Ölçeği', 'Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği-Kadın Formu', 'İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği', 'Öz-Etkililik/Yeterlik Ölçeği' kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında müdahale grubuna Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne göre hazırlanan 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeline Dayalı Eğitim ve Danışmanlık Programı' uygulanmıştır. Müdahale grubuna üç aylık süreç boyunca eğitim programından bir, iki ve üç ay sonra 3 ev ziyareti ve eğitim programından, birinci ve ikinci ev ziyaretinden 15 gün sonra olmak üzere 3 kez telefon görüşmesi yapılmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmamış; müdahale grubu ile eş zamanlı olarak veri toplama formları uygulanmıştır. Araştırmanın her iki aşamasında da formlar ve ölçekleri kadınlar kendileri doldurmuş ve bu sürede kadınlara rehberlik edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde ve tanımlayıcı istatistikler, Shapiro-Wilk Testi, Bağımsız Örneklemler T-Testi, Tekrarlı Ölçümler Anova Testi, Ki-kare Bağımsızlık Testi, Fisher'in Kesin Testi, Cochran-Q Testi, Mann-Whitney U Testi, McNemar Testi, Friedman Testi ve Marjinal Homojenlik Testi kullanılmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında kadınların %32,9'unda üriner inkontinans belirlenmiş ve yaşın, üriner sistem enfeksiyonunun tekrarlaması üriner inkontinans riskini artırırken; eğitim düzeyinin artmasının inkontinans riskini azalttığı bulunmuştur. Araştırmanın ikinci aşamasında; müdahale grubundaki kadınların eğitimden bir ay ve üç ay sonra üriner inkontinans sıklık, miktar ve şiddetinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu; eğitimden bir ay ve üç ay sonra müdahale grubundaki kadınların cinsel doyumu ve yaşam kalitesinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne göre verilen eğitim ve danışmanlık programı kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, miktarı, şiddeti, cinsel doyum ve yaşam kalitesini iyileştirmektedir. Bu doğrultuda, üriner inkontinans açısından riskli kadınlarda sorun ortaya çıkmadan risk faktörlerinin ortadan kaldırılması, sorun yaşayan kadınlarda ise sorunun erken dönemde belirlenerek davranış ve yaşam tarzı değişikliklerinin uygulanması, davranış ve yaşam tarzı değişikliklerinin birinci basamak sağlık hizmetlerine entegre edilmesi, önlenme ve risklerin azaltılmasına yönelik eğitim programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir.
Doğum sonu dönemdeki annelere yönelik geliştirilen hemşire navigasyon programının annelerin öz bakım gücü, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon riskleri ile fiziksel semptom şiddeti üzerine etkisi
Çalışma, doğum sonu dönemdeki annelere yönelik geliştirilen hemşire navigasyon programının annelerin öz bakım gücü, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon riskleri ile fiziksel semptom şiddeti üzerine etkisini belirlemek amacıyla tekrarlı ölçümlü, iki gruplu paralel randomize kontrollü deneysel çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya bir Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin gebe polikliniğine gelen, 36 hafta ve üzeri gebelik haftasında olan, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ve gönüllü olan primipar 64 kadın (M:32, K:32) alınmıştır. Müdahale ve kontrol gruplarına atama tabakalı blok randomizasyon yöntemi ile yapılmıştır. Müdahale grubundan bir, kontrol grubunda iki kadının araştırmadan ayrılması nedeniyle çalışma 61 kadınla (M:31, K:30) tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri; 31 Mayıs- 30 Aralık 2021 tarihleri arasında, "Tanıtıcı Özelliklere İlişkin Veri Toplama Formu", "Doğum Sonu Anne ve Yenidoğanı Değerlendirme ve Tanılama Formu", "Anne ve Yenidoğanın Doğum Sonu Dönemde Yaşadıkları Sorunları Değerlendirme Formu", "Doğum Sonu Dönemde Anne ve Bebek İzlemlerini Değerlendirme Formu", 'Öz Bakım Gücü Ölçeği', 'Doğum Sonu Yaşam Kalitesi Ölçeği', 'Postpartum Spesifik Anksiyete Ölçeği', 'Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği've 'Fiziksel Semptom Şiddeti Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Müdahale grubu, rutin hastane bakımının yanında, üç ev ziyareti, dört telefon görüşmesi ve beş farklı zamanda kısa telefon mesajı gönderimini kapsayan navigasyon programı temelli hemşirelik bakımı almıştır. Kontrol grubu standart doğum sonu bakım uygulamalarını almış ve izlemine devam etmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, frekans, yüzde ve tanımlayıcı istatistikler, Kikare testi, Fisher'in Kesin testi, Bağımsız gruplarda t testi, Tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon testi, Friedman testi, Pearson ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Müdahale grubunda doğum sonu komplikasyon görülme sıklığı, kontrol grubuna göre daha düşük; doğum sonu izlemlerini yaptırma sıklığı ise kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Müdahale grubunda yer alan kadınların kontrol grubuyla karşılaştırıldığında öz bakım gücü ve doğum sonu yaşam kalitesi puan ortalamalarının arttığı, depresyon ve anksiyete puan ortalamalarının azaldığı bulunmuştur (p<0,05). Primipar annelere verilen hemşire navigasyon programı temelli bakım programının anne sağlığını iyileştirmede etkili olduğu belirlenmiştir. Program, mevcut sağlık sistemine entegre edilerek anne sağlığını geliştirmede kullanılabilir.
Premenstrual sendromu olan üniversite öğrencilerinde progresif kas gevşeme egzersizi ve kinezyo bantlama uygulamalarının, stres, depresyon ve uyku kalitesi üzerine etkisi; randomize kontrollü çalışma
Premenstrual sendromun kronik ve uzun süreli etkileri kadınların çoğu tarafından deneyimlenmektedir. Bu açıdan başvurulan farmakolojik yöntemlerin yan etkileri kadınların nonfarmakolojik yöntemlere yönelimlerini artırmaktadır. Bu araştırma hemşirelik alanında ilk kez uygulanan non-farmakolojik yöntemlerden birini araştırıyor olması ve birden fazla parametreyi karşılaştırması açısından son derece değerlidir. Araştırma premenstrual sendromu olan üniversite öğrencilerinde progresif kas gevşeme egzersizi ve kinezyo bantlama uygulamalarının, stres, depresyon ve uyku kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla ön-test, son-test, kontrol gruplu desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 2017-2018 öğretim yılı güz ve bahar döneminde, Ankara Üniversitesi'nin 13 farklı fakültesinin, ikinci ve üçüncü sınıflarında öğrenim gören 360 kız öğrenci oluşturmuştur. Her bir fakülteden tabakalı örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 180 öğrenci araştırmanın örneklemine alınmıştır. Uygulamalar öğrencilere 8 hafta boyunca haftada 2 kez ev ve yurt ziyareti şeklinde uygulanmıştır. Araştırmanın verileri, Öğrencilerin Tanıtıcı Özellikleri İle İlgili Veri Toplama Formu, Premenstrual Sendrom Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile toplanmıştır. Veri toplama araçları öğrencilere uygulama öncesinde, progresif kas gevşeme egzersizi ve kinezyo bantlama uygulamalarının tamamlanmasından hemen sonra ve uygulamaların tamamlanmasından bir ay sonra uygulanmıştır. Araştırma verileri tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, tek yönlü varyans analizi, tekrarlı ölçümlerde ANOVA ve Bonferroni Post-Hoc testi ve pearson korelasyon ile değerlendirilmiştir. Araştırmada, premenstrual sendromu olan öğrencilerde premenstrual sendrom şiddeti, semptomları, depresyon düzeyinin azaldığı ve uyku kalitesinin arttığı üç uygulama grubunda da (kinezyo bantlama uygulaması, progresif gevşeme egzersizi, kinezyo bantlama ve progresif gevşeme egzersizinin birlikte uygulanması) belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak premenstrual sendrom ile başetmede, progresif kas gevşeme egzersizi ve kinezyo bantlama uygulamaları premenstrual sendrom şiddetinin, semptomlarının ve depresyonun azaltılmasında, uyku kalitesinin arttırılmasında güvenilir ve etkili bir yöntemdir. Çalışma sonuçlarının hemşirelik alanına, progresif kas gevşeme egzersizi ve kinezyo bantlama uygulamaları ile, premenstrual sendromu yaşayan kadınların premenstrual semptom şiddetinin ve depresyonun azaltılmasında ve uyku kalitesinin arttırılmasında katkıda bulunacağı ve bu alanlarda güvenli bir nonfarmakolojik yöntem olarak kullanılabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Premenstrual Sendrom, Kinezyo Bantlama, Progresif Kas Gevşeme Egzersizi, Hemşirelik, Randomize Kontrollü Çalışma
Üniversite öğrencilerine yönelik geliştirilen kadına karşı her türlü düşmanca tutuma (Mizojini) karşı eğitim programının etkinliğinin değerlendirilmesi
Araştırma üniversite öğrencileri için geliştirilen, web tabanlı ve simülasyon temelli uygulamaların kullanıldığı mizojiniye yönelik eğitim programının öğrencilerin mizojiniye ilişkin bilgi ve farkındalık düzeylerine ve mizojinistik tutumlar karşısında gösterdikleri duygusal tepkilerine etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilen randomize kontrollü, ön test-son test kontrol gruplu nicel ve tanımlayıcı fenomenolojik yaklaşımla nitel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma tipte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini 2018-2019 güz döneminde Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde birinci sınıf ve birinci yarıyılda öğrenim gören 68 öğrenci oluşturmuştur. Müdahale grubunda yer alan 34 öğrenciye 14 hafta süresince web tabanlı eğitim, ekran temelli simülasyon ve standart katılımcıların kullanıldığı senaryo temelli simülasyon uygulamasını içeren mizojini eğitim programı verilmiş, kontrol grubundaki 34 öğrenciye ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Araştırmanın nicel verileri Öğrencilerin Tanıtıcı Özellikleri Veri Toplama Formu, Mizojiniye İlişkin Bilgi ve Farkındalık Soruları ile Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği (PANAS) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın nitel verileri ise müdahaleden bir hafta sonra müdahale grubunda yer alan 21 öğrenciyle yapılan odak grup görüşmelerinden Yarı Yapılandırılmış Odak Grup Görüşme Formu kullanılarak elde edilmiştir. Nicel verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, bağımsız ve bağımlı gruplarda t testi, tekrarlı ölçümler için varyans analizi; nitel verilerinin analizindeyse tüme varım yaklaşımıyla içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada eğitim progamı sonrasında müdahale grubunda yer alan öğrencilerin mizojiniye ilişkin bilgi ve farkındalık puanları ve PANAS puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde (p<0,05) yüksek olduğu saptanmıştır. Odak grup görüşmelerinde öğrenciler mizojiniye yönelik eğitim programından çok memnun kaldıklarını, programın kavram hakkında bilgi ve farkındalık oluşturarak kalıcı öğrenmeyi ve mizojinistik tutumlar karşısında tepki verebilme cesareti kazanmalarını sağladığını ifade etmişler, eğitim programının daha fazla kişiye ulaşabilmesiyle ilgili görüş belirtmişlerdir. Araştırmanın sonucunda farklı öğretim yöntemlerinin kullanıldığı mizojini eğitim programının öğrencilerin bilgi ve farkındalıklarını ve pozitif-negatif duygularını artırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Kadına karşı her türlü mizojinistik tutumun önlenmesi ve azaltılması için eğitim programının üniversite eğitim programı müfredatına eklenmesi önerilmektedir.
Sezaryen ile doğum yapan kadınlara uygulanan progresif gevşeme egzersizleri ve transkütan elektriksel sinir stimülasyonunun akut ağrı, emzirme davranışı ve konfor düzeyine etkisi; Randomize kontrollü çalışma
Dünyada ve ülkemizde uygulama sıklığı giderek artan sezaryen ile doğum, doğum sonu yaşanabilecek bir çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Sezaryen sonrası yaşanabilecek sorunlar arasında ağrı, emzirme sorunları ve konforda azalma önemli yer tutmaktadır. Sezaryen sonrası yaşanılan sorunların azaltılmasında farmakolojik yöntemlerin yetersiz kalması ve bir çok yan etkiye sahip olması nonfarmakolojik yöntemlere yönelimi arttırmaktadır. Bu araştırma sezaryen ile doğum yapan kadınlara uygulanan progresif gevşeme egzersizleri ve Transkütan Elektriksel Sinir Stimülasyonun akut ağrı, emzirme davranışı ve konfor düzeyine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla randomize kontrollü çalışma olarak yapılmıştır. Örneklem sayısı PASS 11 programı ile hesaplanmış ve örnekleme alınan kadınlar gruplara randomizasyon planına göre atanmıştır. TENS grubunda 30, progresif gevşeme egzersizleri grubunda 30, TENS ve progresif gevşeme egzersizlerinin birlikte uygulandığı grupta 30 ve kontrol grubunda 30 olmak üzere örneklem seçim kriterlerine uygun 120 kadın araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma, 20 Ağustos 2018-15 Nisan 2019 tarihleri arasında, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırma verileri; Veri Toplama Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, LATCH Emzirme Tanılama Aracı, Emzirme Öz-Yeterlilik Kısa Form Ölçeği (Postnatal Şekli), Doğum Sonu Konfor Ölçeği ve Anne İzlem Formu aracılığı ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı, yüzde ve ki-kare testleri; sürekli değişkenler için ortanca, "Wilcoxon İşaret testi", "Kruskall-Wallis H testi" uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre üç müdahale grubunda da (TENS uygulanan grup, progresif gevşeme egzersizleri uygulanan grup ve TENS ve progresif gevşeme egzersizlerinin birlikte uygulandığı grup) kontrol grubuna göre sezaryen sonrası ağrının anlamlı düzeyde azaldığı, emzirme özyeterliliği ve konforun arttığı belirlenmiştir (p<0,05). Emzirme davranışı ile ilgili olarak TENS uygulanan grupta emzirme davranışı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik olmamakla birlikte progresif gevşeme egzersizleri grubunda ve TENS ve progresif gevşeme egzersizlerinin birlikte uygulandığı grupta emzirme davranışının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha iyi olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak sezaryen sonrası ağrı, emzirme sorunlarının giderilerek konforun arttırılmasında TENS ve progresif gevşeme egzersizlerinin birlikte uygulanması en etkili yöntem olmakla birlikte TENS; ağrı, emzirme özyeterlilik ve konfor üzerinde, progresif gevşeme egzersizleri ise ağrı, emzirme davranışı, emzirme özyeterlilik ve konfor üzerinde etkilidir. Araştırma sonuçlarımıza göre sezaryen sonrası TENS ve progresif gevşeme egzersizlerinin birlikte ya da ayrı ayrı uygulanmasının ağrı yönetiminde, emzirme sorunlarının giderilmesinde ve konforun arttırılmasında güvenli birer nonfarmakolojik yöntemler olarak kullanılması önerilmektedir.
Perinatal alanda çalışan hemşire ve ebelerin bakımda cinselliği ele alma konusunda yaşadığı engeller ve kolaylaştırıcı faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırma, perinatal alanda çalışan hemşire ve ebelerin bakımda cinselliği ele alma konusunda yaşadığı engellerin ve kolaylaştırıcı faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, 15 Haziran - 30 Eylül 2018 tarihleri arasında Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi perinataloji klinik ve polikliniklerinde görev yapan 135 hemşire ve ebe ile yürütülmüştür. Veriler, "Tanıtıcı Bilgiler Formu" ve "Cinsel Tutum ve İnanç Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerler ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; hemşire ve ebelerin tamamının bakım verdiği kadınla cinsellik hakkında konuşabildiği, en fazla konuşulan konunun ise aile planlaması (%88,8) olduğu saptanmıştır. Hemşire ve ebelerin %60,0'ı perinatal dönemde cinsellik konusunda bilgi düzeyinin yeterli olduğunu, %57,8'i perinatal dönemde cinsellikle ilgili eğitim ihtiyacı olduğunu ifade etmiştir. Katılımcıların %50,4'ünün cinselliği konuşmada engel yaşadığı, en fazla yaşanan engelin ortamda üçüncü kişinin olması (%33,3) olduğu belirlenmiştir. Uygun ortam (%28,1) ve uygun zamana sahip olmanın (%7,4) ise kolaylaştırıcı faktörler olduğu saptanmıştır. Cinselliği konuşmada engel yaşadığını belirten ebe ve hemşirelerin cinsel tutum ve inançlar ölçeği puan ortancasının (38,0 [15,0-49,0]), engel yaşamadığını belirten ebe ve hemşirelerin puan ortancasından (36,0 [21,0-56,0]) daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonuçları doğrultusunda; hemşire ve ebelerin gebelik ve doğum sonu dönemde cinsellik ile ilgili bilgi düzeylerini ve cinselliği değerlendirme becerilerini arttırmaya yönelik eğitim programlarının geliştirilmesi ve cinselliği değerlendirmeye yönelik rehberlerin kullanılması önerilmektedir.
LGBT bireylerin üreme sağlığına ilişkin hemşirelik öğrencilerine yönelik geliştirilen eğitim programının öğrencilerin bilgi, beceri ve tutumlarına etkisi
Bu araştırma, LGBT bireylerin üreme sağlığına ilişkin hemşirelik öğrencilerine yönelik geliştirilen eğitim programının öğrencilerin bilgi, beceri ve tututmlerına etkisini belirlemek amacıyla tek gruplu ön test-son test düzeninde yarı deneysel desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, Hacettepe Üniversitesi 2020-2021 Eğitim-Öğretim yılı Bahar döneminde Hemşirelik Fakültesi 4. sınıfta öğrenim gören ve çalışmaya katılmayı kabul eden 48 öğrenci oluşturmuştur. Öğrencilere, 8 hafta süren ve LGBT bireylerin üreme sağlığına yönelik geliştirilen modüllerin tartışılması, film gösterimi ve analizi, örnek video görüşmelerinin gösterimi, rol-play uygulamaları ve standart hasta uygulamalarını içeren bir eğitim programı verilmiştir. Araştırma verileri; Öğrencilerin Tanıtıcı Özellikleri ile İlgili Veri Toplama Formu, LGBT Bireylere Yönelik Bilgi Değerlendirme Testi, LGBTİ Bireylere Yönelik Tutum Ölçeği, Üreme Sağlığı Öyküsü Alma Becerisi Kontrol Listesi, Etkili İletişim Becerileri Değerlendirme Formu ve Öğrenci Memnuniyeti Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; ortalama, standart sapma, frekans, yüzde dağılımları ve Wilcoxon testi kullanılmıştır. Araştırmada, eğitim sonunda öğrencilerin LGBT bireylere yönelik bilgi puan ortancalarında anlamlı düzeyde artış (p<0,001), LGBT bireylere yönelik tutumlarında anlamlı düzeyde olumlu yönde gelişim (p<0,001) ve LGBT bireylerle etkili iletişim ve üreme sağlığı öyküsü alma becerileri puan ortancalarında anlamlı düzeyde artış (p<0,001) olduğu belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda, LGBT bireylerin üreme sağlığına yönelik öğrencilerin bilgi, beceri ve olumlu tutum kazanabilmeleri için interektif yöntemlerin kullanıldığı eğitim programlarının, hemşirelik lisans eğitim müfredatlarına entegre edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: LGBT, üreme sağlığı, eğitim programı, hemşirelik öğrencileri
Hemşirelik öğrencilerine perinatal hasta güvenliğini sürdürmeye odaklı çevrimiçi verilen iletişim eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, ihtiyaç analizi sonucunda geliştirilen perinatal hasta güvenliğini sürdürmeye odaklı LISTEN②ME iletişim aracının unsurlarını içeren ve hemşirelik öğrencilerine çevrimiçi verilen iletişim eğitim programının etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla karma desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın randomize kontrollü bölümünün örneklemini, 2021-2022 Eğitim-Öğretim yılı güz döneminde Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi dördüncü sınıfta öğrenim gören ve araştırmaya katılmayı kabul eden 80 son sınıf hemşirelik öğrencisi (müdahale grubu n=40, kontrol grubu n=40) oluşturmuştur. Müdahale grubunda yer alan öğrencilere perinatal hasta güvenliğini sürdürmeye odaklı LISTEN②ME iletişim aracının unsurlarını içeren, çevrimiçi ve toplam iki oturumdan oluşan iki saatlik bir eğitim verilmiştir. Kontrol grubu öğrencilerine herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Araştırmanın nitel boyutunun örneklemi müdahale grubunda yer alan toplam 24 öğrenci oluşturmuştur. Her grupta altı öğrenci olacak şekilde toplam dört odak grup görüşmesi yapılmıştır. Araştırma verileri; Öğrencilerin Tanıtıcı Özellikleri ile İlgili Veri Toplama Formu, Sağlık Profesyonelleri Arasında Etkili İletişim Kurma Becerisi Değerlendirme Formu, Sağlık Profesyonelleri Arasında Etkili İletişim Kurma Becerisi Öz Değerlendirme Formu ve Yarı Yapılandırılmış Odak Grup Görüşme Formu kullanılarak toplanmıştır. Niceliksel verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, T-testi ve Kendall Tau-b korelasyon analizi kullanılmıştır. Niteliksel verilerin değerlendirilmesinde tematik içerik analizi kullanılmıştır. Müdahale grubunda yer alan öğrencilerin eğitim sonunda etkili iletişim kurma becerisi (p<0,001) ve etkili iletişim kurma becerisi öz değerlendirme (p<0,001) puan ortalamalarında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde artış olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin eğitim programına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla yapılan odak grup görüşmelerinde ortaya çıkan kodlar; öğretici olması, etkili ve etkisiz iletişim örnekleri görme fırsatı tanıması, farkındalık kazandırması, gözlem yoluyla kendini değerlendirme fırsatı sunması, yaşayarak öğrenme deneyimi sunması, anlaşılır olması, akılda kalıcı olması, program içeriğinin pekiştirici olması ve özgüven artışı vb. şeklindedir. Bu araştırmada perinatal hasta güvenliğini sürdürmeye odaklı LISTEN②ME iletişim aracı unsurlarını içeren iletişim eğitim programının, öğrencilere etkili iletişim becerilerinin kazandırılmasında etkili olduğu belirlenmiştir. Perinatal hasta güvenliğini sürdürmeye yönelik hemşirelik öğrencilerine verilecek eğitim programlarına LISTEN②ME iletişim aracı unsurlarının entegre edilmesi önerilmektedir.
İnfertilite tanısı alan kadınlarda mahremiyet algısı ölçeği'nin geliştirilmesi
Araştırma; infertilite tanısı alan kadınlarda mahremiyet algısının belirlenmesine yönelik bir ölçme aracı geliştirmek amacıyla metodolojik bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Tez çalışması, iki aşamada yürütülmüştür. Birinci aşamada; nitel araştırma yöntemi ile gözlem ve derinlemesine bireysel görüşmelerden elde edilen veriler kullanılarak ölçek madde havuzu oluşturulmuştur. Nitel veriler; Aralık- Haziran 2020 tarihleri arasında, "Yarı Yapılandırılmış Gözlem Formu" ve "İnfertilite Tanısı Alan Kadınlar İçin Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak Hacettepe Üniversitesi Tüp Bebek Ünitesi, Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Ünitesi ve Gürgan Klinik Tüp Bebek Merkezi'nde toplanmıştır. İkinci aşamada, nicel araştırma yöntemi kullanılarak "İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği'nin" geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Nicel veriler, Nisan-Eylül 2021 tarihleri arasında, "Tanıtıcı Özellikler Formu" ve araştırma kapsamında geliştirilen "İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği" ile Gürgan Klinik Tüp Bebek Merkezi'nde toplanmıştır. Ön uygulama için ölçek formu, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tüp Bebek Ünitesi'nde tedavi görmekte olan 30 gönüllü kadına uygulanmıştır. Ön uygulama sonrası son şekli verilen ölçek ile Gürgan Klinik Tüp Bebek Merkezi'nde tedavi görmekte olan 150 kadından veri toplanmış ve bu verilere açımlayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucu oluşan ölçek ile 150 kadından tekrar veri toplanmış ve ölçeğin doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda 37 maddeli ölçeğe son hali verilmiştir. Ölçeğin güvenirlik kanıtını artırmak üzere 70 kişilik yeni bir çalışma grubuna 3 hafta arayla ölçek iki kez uygulanmıştır. Faktör analizi sonrası maddelerin faktör yüklerinin 0,30 ile 0,87 arasında olduğu ve ölçeğin toplam varyansın %45,188'ini açıklayan özdeğeri 1,00'in üzerinde olan tek faktörlü bir yapıya sahip olduğu belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi bulgularına göre; ölçeğin tek faktörlü yapısının geçerli ve model-veri uyumunun yeterli düzeyde olduğu saptanmıştır. Ölçeğin madde toplam puan korelasyonlarının 0,339 ile 0,809 arasında değiştiği, ölçeğin toplam Cronbach's alfa katsayısının 0,949 olduğu ve bu değerlerin iç tutarlılık için yüksek güvenirlikte olduğu bulunmuştur. Test-tekrar test sonuçlarına göre; İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği'nin zamana karşı değişmediği görülmüştür. Sonuç olarak; ölçeğin, infertilite tanısı alan kadınların mahremiyet algısının belirlenmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: İnfertilite, kadın, mahremiyet, ölçek, geçerlilik, güvenilirlik
Jinekolojik kanser hastaları ve bakım verenlerinde maneviyatın psikolojik sağlamlık ve umuda etkisinin aktör partner karşılıklı bağımlılık modeli ile incelenmesi
Bu araştırma, jinekolojik kanser hastaları ve bakım verenlerinde maneviyatın psikolojik sağlamlık ve umuda etkisinin Aktör Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli (APKBM) ile incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte gerçekleştirilen araştırma iki üniversite hastanesinin jinekolojik onkoloji kliniklerinde yürütülmüştür. Araştırmaya 107 jinekolojik kanser hastası ve bakım vereni dahil edilmiştir. Araştırma verileri Jinekolojik Kanser Hastası ve Bakım Veren-Tanıtıcı Özellikler Veri Toplama Formu, Spiritüel İyi Oluş Ölçeği, Connor-Davıdson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Sürekli Umut Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Spearman korelasyon analizi ve APKBM kullanılmıştır. Araştırmaya katılan jinekolojik kanser hastalarının yaş ortalaması 57,98 ± 11,43 yıl, bakım verenlerin yaş ortalaması ise 40,83±14,53 'dir. Araştırmaya katılan jinekolojik kanser hastalarının %52,3'ü over kanseri ve %63,6 'sı III. evredir. Araştırmada bakım verenlerin %56,1 'i hastanın kız kardeşidir. Araştırma sonuçlarına göre; jinekolojik kanser hastası ve bakım verenlerinin sırasıyla Spiritüel İyi Oluş Ölçeği toplam puan ortalamasının 126,46 ± 18,77 ve 120,94 ± 21,64; Connor Davıdson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği toplam puan ortalamasının 75,51 ± 20,78 ve 75,07±17,07; Sürekli Umut Ölçeği toplam puan ortalamasının 49,81±7,82 ve 50,82±9,48 olduğu saptanmıştır. Araştırmada jinekolojik kanser hastalarının maneviyatının psikolojik sağlamlık ile pozitif yönlü, yüksek düzeyde (r= 0,706; p=0,001) ve umut ile pozitif yönlü, orta düzeyde ilişkisi (r= 0,656; p=0,001) olduğu belirlenmiştir. Bakım verenlerin maneviyatının ise psikolojik sağlamlık ile pozitif yönlü, yüksek düzeyde ilişkisi olduğu (r= 0,715; p=0,001) ve umut ile pozitif yönlü, orta düzeyde ilişkisi olduğu saptanmıştır (r= 0,675; p=0,001). APKBM'e göre jinekolojik kanser hastalarında maneviyatın psikolojik sağlamlık ve umut üzerindeki aktör etkilerinin olduğu (sırasıyla; B=0,918 p<0,001; B=0,350 p<0,001 ) ancak partner etkilerinin olmadığı (sırasıyla; B=0,118 p<0,052; B=-0,012 p=0,810); benzer şekilde bakım verenlerde maneviyatın psikolojik sağlamlık ve umut üzerindeki aktör etkilerinin olduğu (sırasıyla; B=0,435 p<0,001; B=0,246 p<0,001 ) ancak partner etkilerinin olmadığı (sırasıyla; B=-0,150 p<0,052; B=0,073 p=0,157) ortaya çıkarılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda maneviyatın hem hasta hem de bakım verenler için umudu ve psikolojik sağlamlığı arttıran önemli bir kaynak olduğu söylenebilir. Bu nedenle jinekolojik kanser hastalarına bakım veren hemşirelerin hasta ve bakım verenlerinin maneviyat, umut ve psikolojik sağlamlık düzeylerini değerlendirmesi ve bakıma maneviyat temelli müdahaleleri dahil etmeleri önerilmektedir.
Postmenopozal dönemdeki kadınlarda otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulamasının vazomotor semptom kontrolü ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesi
Araştırma, postmenopozal dönemdeki kadınlarda otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulamasının vazomotor semptom kontrolü ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesi amacıyla parelel desenli randomize kontrollü çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Polikliniği'nde 22.06.2018-02.01.2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini girişim grubunda 44, kontrol grubunda 44 olmak üzere toplam 88 kişi oluşturmuştur. Araştırmada vaka kayıpları olduğu için girişim grubunda 34, kontrol grubunda 35 kişi olmak üzere toplam 69 kişi ile araştırma tamamlanmıştır. Girişim grubunda yer alan kadınlar 8 hafta boyunca otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulaması yapmış, kontrol grubundaki kadınlar ise hastanede yürütülen poliklinik bakımını almıştır. Araştırma verileri Tanıtıcı Özellikler Formu, Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği, Vazomotor Semptom ve Uygulama Takip Günlüğü kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama araçları kadınlara ilk görüşme sırasında, kadınlar araştırmaya dahil edildikten sonraki 4. ve 8. haftalarda uygulanmıştır. Tanımlayıcı verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Gruplar arası farkın belirlenmesinde bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. İki bağımsız kategorik değişken arasındaki ilişki ki kare testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bağımlı gruplar arasındaki değişkenler tekrarlı ölçümlerde anova testi ve karma desenli anova testi ile karşılaştırılmıştır. Araştırmada girişim grubunda yer alan kadınların kontrol grubuyla karşılaştırıldığında vazomotor semptom sıklık, süre ve şiddetinin azaldığı bulunmuştur (p<0,05). Aynı zamanda girişim grubunda yer alan kadınların kontrol grubuyla karşılaştırıldığında menopoza özgü yaşam kalitesinin vazomotor, psikososyal ve fiziksel alanlarında yaşam kalitesinin arttığı (p<0,05), cinsel alanda ise yaşam kalitesinin değişmediği bulunmuştur (p>0,05). Araştırmada otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulamasının vazomotor semptomların sıklık, süre ve şiddetini azalttığı ve yaşam kalitesinin vazomotor, fiziksel ve psikososyal alanlarında iyileşme sağladığı belirlenmiştir. Postmenopozal dönemdeki kadınlara otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulaması vazomotor semptomların kontrolü ve yaşam kalitesinin artırılması amacıyla önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Otojenik gevşeme egzersizi, vazomotor semptom kontrolü, postmenopozal dönem, yaşam kalitesi, hemşirelik
Kadınların serviks kanseri taramasına ilişkin tutumları ile kanser bilgi yükü ve kanser kaygısı arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Tanımlayıcı tipte tasarlanan bu araştırma kadınların serviks kanseri taramasına ilişkin tutumları ile kanser bilgi yükü ve kanser kaygısı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma Kasım 2022 – Mayıs 2023 tarihleri arasında Kayseri Şehir Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi Poliklinikleri 'ne başvuran 340 kadınla yürütülmüştür. Araştırma verileri "Tanıtıcı Özellikler Veri Toplama Formu", "Rahim Ağzı Kanseri ve Pap-smear Taraması Sağlık İnanç Modeli Ölçeği", "Kanser Bilgi Yükü Ölçeği", ve "Kanser Kaygı Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, spearman korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların Rahim Ağzı Kanseri ve Pap-smear Taraması Sağlık İnanç Modeli Ölçeği alt boyutları toplam puan ortalamaları incelendiğinde; duyarlılık için 2,47 ±2.39, önemseme için 22,68 ± 6,00, pap smear yarar ve motivasyon için 32,18 ±5,85, sağlık motivasyonu için 9,50 ± 2,65, pap smear engeller alt ölçeği için 35,79 ±10,08'dir. Kadınların kanser bilgi yükü ölçeği toplam puan ortalaması 18,66 ±4,10, kanser kaygı ölçeği puan ortalaması 15,83±5,02'dir. Araştırmada kadınların bazı tanıtıcı özelliklerine göre Rahim Ağzı Kanseri ve Pap-smear Taraması Sağlık İnanç Modeli Ölçeği alt boyutlarından aldıkları toplam puan ortalamaları karşılaştırıldığında; eğitim düzeyi (p=0.001) ve rahim ağzı kanseri ve taraması hakkında eğitim alma durumuna (p=0.040) göre pap smear yarar ve motivasyon alt boyutu; eğitim düzeyi (p=0.001), pap smear yaptırma (p=0.001) ve rahim ağzı kanseri ve taraması hakkında eğitim alma durumuna (p=0.001) göre pap smear engeller alt boyutu puan ortalamaları arasında fark olduğu belirlendi. Araştırmada Rahim Ağzı Kanseri ve Pap-smear Taraması Sağlık İnanç Modeli Ölçeğinin alt boyutlarına göre; Kanser Kaygı Ölçeği 'nin pap smear engeller boyutu hariç diğer alt boyutlar üzerinde anlamlı etkisi (p<0.05); Kanser Bilgi Yükü Ölçeği'nin ise sadece pap smear engeller boyutunda anlamlı etkisi vardı (p<0.05). Kanser kaygı düzeyindeki bir birimlik artışın; duyarlılık düzeyinde 0.158, önemseme düzeyinde 0.449, pap smear yarar ve motivasyon düzeyinde 0.159, sağlık motivasyonu düzeyinde 0.059 kat artışa yol açtığı saptandı. Kanser bilgi yükü düzeyindeki bir birimlik artışın pap smear engeller düzeyinde 1.140 kat artışa yol açtığı belirlendi. Kaygı düzeyi arttıkça tarama yaptırma düzeyinin arttığı tespit edildi. Kanser bilgi yükü arttıkça engel boyutu artmakta dolayısıyla tarama düzeyinin ise azaldığı belirlendi. Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda, hemşirelerin kadınların serviks kanseri farkındalığını ve pap smear testi yaptırma davranışlarını arttıracak müdahaleler planlarken kanser kaygısını ve kanser bilgi yükünü dikkate alması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler; Pap smear, Serviks Kanseri, Kanser bilgi yükü, Kanser kaygısı, Hemşirelik, Kanser Taraması
Sezaryen sonrası elektrikli battaniye ile ısıtmanın doğum sonu konfor, ağrı, süt miktarı ve emzirme başarısına etkisi
Amaç: Araştırma sezaryen sonrası elektrikli battaniye ile ısıtmanın doğum sonu konfor, ağrı, süt miktarı ve emzirme başarısına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tek kör randomize son test kontrol gruplu çalışma olarak planlanmıştır. Çalışmanın örneklemini, müdahale ve kontrol gruplarının her birinde 39 kadın olmak üzere toplam 78 kadın oluşturmuştur. Araştırma verileri Kasım 2023-Mart 2024 tarihleri arasında bir kamu hastanesinde toplanmıştır. Müdahale grubundaki anneler sezaryan sonrası serviste, elektrikli battaniye ile ısıtılmış yatağa alınmıştır. Veriler 4., 12. ve 24. saatlerde Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ), Visüel Analog Skala (VAS), Yetersiz Süt Algısı Ölçeği, Bristol Emzirme Değerlendirme Aracı (BEDA), Fizyolojik Parametreler İzlem Formu ve Bağırsak Hareketleri İzlem Formu ile toplanmıştır. 10. Gün Bebeğin Aldığı Anne Sütü Miktarını Değerlendirmek İçin Bir Araç (İMDAT) formu doldurulmuştur. Verilerin analizinde Kolmogorov-Smirnov testi, parametrik testler, non-parametrik testler, t testi, Mann Whitney U analizi, varyans analizi, normal dağılmayan ölçümlerde Friedman analzi kullanılmıştır. Bulgular: Müdahale ve kontrol gruplarında, 12. saatte DSKÖ puan ortalamaları farkının istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). 4., 12. ve 24. saatlerde müdahale ve kontrol grubunda, annelerin VAS ağrı puan ortalamaları farkının istatiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. 4., 12., ve 24. saatlerde müdahale ve kontrol grupları arasındaki BEDA puan ortalamaları farkının istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). 10. gün müdahale grubunun İMDAT puan ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. 4. saatte müdahale ve kontrol grubunun ateş ortalamaları farkının istatiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Müdahale grubunda bağırsak hareketleri duyulma zamanı ve gaz çıkarma zamanının daha kısa olduğu saptanmıştır. Yetersiz süt algısı ölçeği puan ortalamaları farkının istatiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Sonuçlar: Sezaryen sonrası elektrikli battaniye ile ısıtmanın doğum sonu konforu etkilemediği, ağrıyı azalttığı, süt miktarını artırdığı ve emzirme başarısını artırdığı, buna bağlı olarak ilk 24 saatteki yenidoğan kilo kaybını azalttığı, bağırsak sesi duyulma zamanı ve rektal gaz çıkarma süresini kısalttığı saptanmıştır. Fizyolojik parametrelerde Sistolik Basınç (SB), Diyastolik Basınç (DB) ve nabız üzerine etkisinin olmadığı, oksijen satürasyonunu müdahale grubunda 12. ve 24. saatlerde artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sezaryen, elektrikli battaniye, konfor, ağrı, hemşirelik, emzirme
Primipar gebelere motivasyonel görüşme yöntemi ile verilen eğitim programının doğum korkusuna, doğumda öz-yeterliliğe ve doğum şekline etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Araştırma, primipar gebelere motivasyonel görüşme yöntemi ile verilen eğitim programının doğum korkusuna, doğumda öz-yeterliliğe ve doğum şekline etkisini değerlendirmek amacıyla iki gruplu paralel randomize kontrollü çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, Nevşehir Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'nde Ağustos 2019-Mayıs 2020 tarihleri arasında, araştırmanın dahil edilme kriterlerine uyan 73 primipar gebe (müdahale:37, kontrol:36) ile yürütülmüştür. Örnekleme alınan primipar gebeler tabakalı blok randomizasyon yöntemine göre müdahale ve kontrol grubuna atanmıştır. Müdahale grubunda yer alan 37 gebeye haftada bir kez olmak üzere toplam dört oturumda bireysel olarak "Doğum Korkusuna Yönelik Motivasyonel Görüşme Yöntemine Dayalı Eğitim Programı" uygulanmış, kontrol grubundaki 36 gebeye ise rutin hastane uygulamalarının dışında herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında; Tanıtıcı Bilgiler Formu, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) A ve B Versiyonu, Doğum Eyleminde Öz-yeterlilik Ölçeği Kısa Versiyonu (DÖYÖ) ve Doğum Eylemi Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, yüzdelik, ki-kare testi, Bağımsız Gruplarda t testi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon testi, tekrarlı ölçümlerde ANOVA testi ve Friedman testi kullanılmıştır. Müdahale grubundaki gebelerin eğitim sonrası ve 37-40. gebelik haftası W-DEQ A versiyonu puan ortalamalarının eğitim öncesi puan ortalamalarına göre daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Her iki grupta yer alan gebelerin eğitim öncesi W-DEQ A versiyonu puan ortalamaları benzerken (p>0,05), müdahale grubundaki gebelerin 37-40. gebelik haftasında W-DEQ A versiyonu puan ortalamalarının kontrol grubundakilere göre anlamlı derecede düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Müdahale grubundaki gebelerin W-DEQ B versiyonu puan ortalamaları, kontrol grubundakilerin puan ortalamalarına göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Müdahale grubundaki gebelerin 37-40. gebelik haftasında DÖYÖ toplam, sonuç beklentisi ve yeterlilik beklentisi alt boyutları puan ortancalarının kontrol grubundakilere göre anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Müdahale ve kontrol grupları arasında doğum şekilleri bakımından anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak; primipar gebelere motivasyonel görüşme yöntemi ile verilen eğitim programının gebelerin doğum korkularını azalttığı ve doğumda öz-yeterliliklerini artırdığı saptanırken, doğum şekillerine etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda; doğum öncesi dönemde doğum korkusunu azaltmak ve doğumda öz-yeterliliği artırmak için planlanan hemşirelik bakımı içerisine doğum korkusuna yönelik motivasyonel görüşme yöntemine dayalı eğitim programının entegre edilmesi önerilmektedir.
Postmenopoz dönemdeki kadınlara PLISSIT modeline göre verilen cinsel danışmanlığın kadınların cinsel fonksiyonlarına, evlilik uyumuna ve cinsel yaşam kalitesine etkisi
Araştırma, postmenopoz birinci yılda olan kadınlara PLISSIT modeline göre verilen cinsel danışmanlığın kadınların cinsel fonksiyonlarına, evlilik uyumuna ve cinsel yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla; ön test-son test randomize kontrollü müdahale çalışması olarak yapılmıştır. Araştırmaya, bir Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin menopoz polikliniğine başvuran, postmenopozal birinci yılda olan ve dahil edilme kriterlerine uyan 60 kadın (M=30, K=30) alınmıştır. Her iki grupta da birer kadının araştırmadan ayrılması nedeniyle araştırma 58 kadınla (M=29, K=29) tamamlanmıştır. Kadınlar öncelikle Kadın Cinsel İşlev Ölçeği kesme noktasına (26,55) göre 26,6 ve üstü, 26,5 ve altı olarak tabakalandırılmıştır ve bu iki grup daha sonra randomize olarak müdahale ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Veriler 07 Eylül 2020–26 Mart 2021 tarihleri arasında Tanıtıcı Bilgiler Formu, Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği, Kadın Cinsel İşlev Ölçeği, Evlilikte Uyum Ölçeği, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kadın Versiyonu ile toplanmıştır. Tanıtıcı Bilgiler Formu ve ölçeklerin bulunduğu formlar kadınlara verilerek kendi öz değerlendirmelerine göre doldurmaları istenmiş ve bu süre zarfında kadınların yanında bulunulmuştur. Müdahale grubuna PLISSIT modeli doğrultusunda hazırlanmış üç hafta süreyle, haftada bir gün ve yaklaşık bir saat süren cinsel danışmanlık verilmiştir. Danışmanlık oturumlarının tamamlanmasından 12 hafta sonra danışmanlığın etkinliği değerlendirilmiştir. Kontrol grubunda yer alan kadınlarla müdahale grubundaki kadınların danışmanlık oturumlarının başlaması ve son değerlendirme zamanı ile uyumlu olacak şekilde iki kez görüşme yapılmış ve veri toplama formları uygulanmıştır. Kontrol grubundaki kadınlardan isteyenlere son test sonrasında danışmanlık hizmeti verilmiştir. Verilerin analizinde frekans ve yüzde, tanımlayıcı istatistikler, Fisher Exact Testi, Pearson Chi Squara testi, t-testi, Mann Whitney U Testi, bağımlı gruplarda t testi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerde ise Wilcoxon testi kullanılmıştır. Müdahale ve kontrol grubundaki kadınların bireysel özellikleri ve Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). Müdahale ve kontrol grubundaki kadınların başlangıçtaki Cinsel İşlev Ölçeği, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Evlilikte Uyum Ölçeği puanları benzerdi (p>0,05). Müdahale grubundaki kadınların cinsel işlev, evlilikte uyum ve cinsel yaşam kalitesi puan ortalamaları görüşmeler sonunda anlamlı düzeyde artmıştı (p<0,05). Danışmanlıktan sonraki üçüncü ayda müdahale ve kontrol grubunun Evlilikte Uyum Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), Cinsel İşlev Ölçeği ve Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0,05). Bulgular doğrultusunda, postmenopozal dönemde verilen sağlık bakım hizmetleri kapsamına PLISSIT Modeline dayalı cinsel danışmanlığın entegre edilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Postmenopozal dönem, cinsel danışmanlık, PLISSIT modeli, hemşirelik bakımı
Bir üniversite hastanesinde verilen perinatal bakım uygulamalarının ve annelerin doğumdan memnuniyetlerinin belirlenmesi
Bu araştırma, bir üniversite hastanesinde verilen perinatal bakım uygulamalarının ve annelerin doğumdan memnuniyetlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemine, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi doğumhanesine doğum yapmak üzere başvuran 62 vajinal ve 62 sezaryen ile doğum yapmış kadın alınmıştır. Veriler; "Tanıtıcı Bilgiler Formu", "Optimalite İndeksi-Türkiye (Oİ-TR) Vaka Rapor Formu", "Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği (DAMDÖ) (Normal Doğum)" ve Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği (Sezaryen Doğum)" kullanılarak toplanmıştır. Tanıtıcı Bilgiler Formu; hasta dosyası ve hastane bilgi sisteminde yer alan veriler, anne ile yüz yüze yapılan görüşmelerden elde edilen veriler ve doğumhanede çalışan sağlık personeli ile yapılan görüşmelerden elde edilen veriler kullanılarak araştırmacı tarafından doldurulmuştur. Anneler taburcu edilmeden önce doğum şekline göre DAMDÖ'yü doldurmuştur. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, minimum ve maksimum değerler, ortalama, standart sapma, bağımsız örneklem t-testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; tüm kadınların perinatal özgeçmiş indeksi (PÖİ) skorunun %87,61 ve optimalite indeks (Oİ) skorunun %79,11; vajinal doğum yapan kadınların PÖİ skorunun %90,16 ve Oİ skorunun %76,11; sezaryen ile doğum yapan kadınların ise PÖİ skorunun %85,07 ve Oİ skorunun %82,12 olduğu belirlenmiştir. Doğum şekline göre DAMDÖ puanları incelendiğinde, hem vajinal hem de sezaryen ile doğum yapan annelerin doğumdan memnuniyet düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Vajinal ve sezaryen ile doğum yapan kadınların total Oİ skorları ile DAMDÖ toplam puanları arasında ilişki olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Araştırma sonuçları doğrultusunda; kanıt temelli perinatal uygulamaların kullanılması ve kullanımının yaygınlaştırması için kurum kültürünün oluşturulması, rehberlerin geliştirilmesi ve yenilikçi eğitim yöntemlerinin kullanılarak sağlık personelinin kanıta dayalı bilgi ve becerilerine arttırmaya yönelik eğitimlerin verilmesi önerilmektedir.
Jinekolojik kanserle ilişkili lenfödemin önlenmesinde egzersiz ve basit lenfatik drenaj uygulamalarının lenfödem gelişimi, alt ekstremite fonksiyonel durum, yaşam kalitesi ve sosyal görünüş kaygısına etkisinin değerlendirilmesi: Randomize kontrollü çalışma
ÖZET Akın Işık, R., Jinekolojik Kanserle İlişkili Lenfödemin Önlenmesinde Egzersiz ve Basit Lenfatik Drenaj Uygulamalarının Lenfödem Gelişimi, Alt Ekstremite Fonksiyonel Durum, Yaşam Kalitesi ve Sosyal Görünüş Kaygısına Etkisinin Değerlendirilmesi: Randomize Kontrollü Çalışma, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Programı Doktora Tezi, Ankara, 2019. Bu çalışma, jinekolojik kanserle ilişkili lenfödemin önlenmesinde egzsersiz ve basit lenfatik drenaj uygulamalarının lenfödem gelişimi, alt ekstremite fonksiyonel durumu, yaşam kalitesi ve sosyal görünüş kaygısı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla ön test son test kontrollü deneysel tipte tasarlanmıştır. Çalışmaya, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği ve Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları Kliniğinde jinekolojik kanser tanısı alan kadınlar dahil edilmiştir. Kadınlar yaş ve beden kitle indeksi özelliklerine göre tabakalandırılıp bloklara ayrılarak randomize edilmiş ve 4 farklı gruba ayrılmıştır. Müdahale gruplarında egzersiz (n=17), basit lenfatik drenaj (n=17) ve her iki uygulama bir arada uygulanmıştır (n=17), kontrol (n=18) grubuna ise hastanelerde uygulanan rutin hemşirelik bakımı verilmiştir. Veriler 01.08.2017-31.12.2018 tarihleri arasında, veri toplama formu, lenfödem ilişkin bilgi formu, alt ekstremite çevre ölçümü formu, alt ekstremite fonksiyonel skalası (LEFS), SF-36 yaşam kalitesi ölçeği ve sosyal görünüş kaygısı ölçeği kullanılarak preoperatif ve postoperatif 3. ayda toplanmıştır. Elde edilen veriler sayı, yüzde, ortlama, standart sapma, ki-kare, Kruskall Wallis, Wilcoxon ve kolerasyon testleri ile değerlendirilmiştir. Kontrol grubunda yer alan kadınların %38.9'unda alt ekstremite lenfödem geliştiği saptanmıştır. Egzersiz ve basit lenfatik drenaj uygulamaları ile jinekolojik cerrahi geçiren kadınlarda alt ekstremite lenfödem gelişimini önlediği, yaşam kalitesini arttırdığı, sosyal görünüş kaygısını azalttığı ve kadınların fonksiyonel durumunu arttırdığı saptanmıştır (p<0.05). Egzersiz ve basit lenfatik drenaj uygulamalarının jinekolojik kanser cerrahisi geçiren kadınlarda alt ekstremite lenfödem gelişiminin önlenmesi, yaşam kalitesinin yükseltilmesi, sosyal görünüş kaygısının azaltılması, fonksiyonel durumun arttırılmasında güvenli bir şekilde kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Jinekolojik Kanser, Alt Ekstremite Lenfödem, Hemşirelik, Yaşam Kalitesi
Benign jinekolojik abdominal operasyon sonrası uygulanan kinezyo bantlama ve nefes egzersizlerinin ağrı yönetimine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Benign jinekolojik abdominal cerrahi operasyonlar kadını psikolojik, fizyolojik ve sosyoekonomik yönden etkilemektedir ve sonrasında kadınlar ağrı, anksiyete, enfeksiyon, memnuniyetsizlik gibi iyileşmesini olumsuz etkileyecek durumlar yaşayabilmektedirler. Bu araştırma benign jinekolojik abdominal operasyondan sonra uygulanan kinezyo bantlama ve nefes egzersizlerinin ağrı yönetimine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak yapılmıştır. Örneklem büyüklüğü G*Power Ver. 3.1.9.2 programı ile hesaplanmıştır. Kadınlar gruplara randomizasyon planına göre atanmıştır. Kinezyo bantlama grubunda 33, nefes egzersizi grubunda 33, kinezyo bantlama ve nefes egzersizlerinin birlikte uygulandığı grupta 33 ve kontrol grubunda 33 kadın olmak üzere örneklem seçim kriterlerine uygun 132 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma, Haziran 2017-Haziran 2018 tarihleri arasında, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın verileri, kişisel bilgiler formu, postoperatif izlem ve taburculuk risk değerlendirme formu ve Görsel Analog Skala aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı, yüzde ve ki-kare testleri; sürekli değişkenler için ortalama, ortanca, "bağımsız örneklem t testi", "Mann Whitney U testi", "eşleştirilmiş t testi", "iki yönlü karma ANOVA", "Kruskal-Wallis varyans analizi" ve "tek ve çok değişkenli regresyon analizi" kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; tedavinin sonuçlandığı postoperatif 3. gün sonunda kadınların ağrı düzeyinde kontrol grubunda ortalama %64,2±7,2 oranında azalma olmuştur. Tedavinin sonuçlandığı postoperatif 3. gün sonunda kinezyo bantlama grubunda ağrı düzeyinde azalma oranı %75,1±6,5 iken, nefes egzersizi grubunda oranın %60,8±82,2 olduğu görülmüştür. Postoperatif 3. gün sonunda kinezyo bantlama ve nefes egzersizinin birlikte uygulandığı gruptaki ağrı düzeyinde azalma oranı ise %69,6±9,2 olarak belirlenmiştir. Tüm gruplarda ağrı düzeyindeki değişim oranı istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Kinezyo bantlama yönteminin tek başına uygulandığı grupta kadınların ağrısının daha yüksek oranla azaldığı saptanmıştır (p<0,05). Kinezyo bantlama uygulanan gruplarda kontrol ve nefes egzersizi gruplarına göre gaz-gaita çıkış saati ve yara yeri iyileşmesi açısından da istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, benign jinekolojik abdominal operasyonlardan sonra ağrı yönetiminde, gaz-gaita çıkış zamanının kısaltılmasında ve yara yeri iyileşmesinde uygulanan kinezyo bantlama yöntemi tek başına en etkili nonfarmakolojik yöntemdir. Bu nedenle çalışma sonuçlarımıza göre kinezyo bantlamanın, ağrının yönetiminde, gaz-gaita çıkış zamanının kısaltılmasında ve yara iyileşmesinin hızlandırılmasında hemşirelik alanına katkı sağlayabileceği ve bu alanlarda güvenli bir nonfarmakolojik yöntem olarak kullanılabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Benign jinekolojik değişimler, postoperatif ağrı, kinezyo bantlama, nefes egzersizi, hemşirelik
Estetik cerrahi olan kadınların toplumsal cinsiyet rol tutumları ile fonksiyonel olmayan tutumlarının belirlenmesi
Bu araştırma, estetik cerrahiye olan kadınların toplumsal cinsiyet rollerinin ve fonksiyonel olmayan tutumlarının belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı'na estetik cerrahi olan 140 kadınla Ankara ilinde 21 Mayıs-31 Aralık 2018 tarihlerinde yürütülmüştür. Veri toplamada, Tanıtıcı Özellikler Formu, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği kullanılmıştır. Örnekleme alınan kadınların yaş ortalamasının 32,57±11,42 ve %53,57'sinin üniversite ve üzeri eğitime sahip olduğu belirlenmiştir. Kadınların çoğunluğunun sonradan ortaya çıkan bir nedenden dolayı estetik amacıyla kendi kararları ile hastaneye başvurduğu belirlenmiştir. Kadınların %64,29'unu bu durum nedeniyle günlük yaşamlarının etkilendiğini ifade etmiştir. Kadınların %68,73'ünün dışarıdan gelen tepkilerin alay/gülme şeklinde olduğunu belirtmiştir. Çalışmada kadınların Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 167,68±18,58 ve Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği puan ortalaması 203,54±33,46'dır. Eğitim düzeyi yükseldikçe toplumsal cinsiyet rolü bağlamında daha eşitlikçi bir tutum sergilendiği belirlenmiştir. Ayrıca hastaneye estetik amaçlı başvuran kadınların hastalık nedeniyle başvuran kadınlara göre daha eşitlikçi tutumunda oldukları saptanmıştır. Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ile Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği arasında pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır. Eşitlikçi bir tutuma sahip kadınların özellikle onaylanma ihtiyacı hissettikleri ve mükemmeliyetçi bir tutum edindikleri görülmüştür. Kadınların estetik cerrahiye başvuru sürecinde farklı faktörlerden etkilendikleri ve fonksiyonel olmayan inançlara sahip olabilecekleri görülmüştür. Bu nedenle estetik cerrahi nedeni ile başvuran kadınların preoperatif süreç boyunca biyopsikososyal yönden kapsamlı bir değerlendirme ve hemşirelik bakımı önerilmektedir.
Bir kadın sağlığı eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan hemşire ve ebelerin kanıta dayalı uygulamalara yönelik tutumlarının ve araştırma sonuçlarını kullanmadaki engellerinin belirlenmesi
Bu araştırma, bir kadın sağlığı eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan hemşire ve ebelerin kanıta dayalı uygulamalara yönelik tutumlarının ve araştırma sonuçlarını kullanmadaki engellerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, 02 Ocak - 30 Haziran 2018 tarihleri arasında Dr. Zekai Tahir Burak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 253 hemşire ve ebe ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında; "Tanıtıcı Bilgiler Formu", "Hemşirelerin Araştırma Sonuçlarını Kullanımında Engeller Ölçeği (HASKEÖ)" ve "Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği (KDHYTÖ)" kullanılmıştır. Veri toplama araçlarının tamamı, hemşire ve ebeler tarafından doldurulmuştur. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, birinci ve üçüncü çeyreklikler, Pearsonkorelasyon ve Spearman korelasyon analizleri kullanılmıştır.Araştırma sonuçlarına göre; ebe ve hemşirelerin araştırma sonuçlarını kullanma ile ilgili ilk üç engelinin sırasıyla "işyerinde araştırmaları okumak için yeterli zaman yoktur"(%96,5), "iş yerinde yeni fikirleri uygulamak için yeterli zaman yoktur" (%89,7) ve "hemşirelik uygulamaları için yeterli imkan yoktur" (%87,7) olduğu belirlenmiştir. Hemşire ve ebelerin HASKEÖ puan ortalamasının 1,98±0,71; KDHYTÖ puan ortalamasının ise 50,26±7,75 olduğu belirlenmiştir.HASKEÖ ve KDHYTÖ toplam puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir (ρ=0.523,p<0.001). Araştırma sonuçları doğrultusunda; kurum yöneticilerinin, kanıta dayalı uygulamaların kullanımını arttırmak amacıyla hemşire ve ebelerin araştırma bilgi ve becerilerinin geliştirilmesine yönelik bilimsel etkinliklere katılımlarını sağlaması, hemşire ve ebeleri araştırma yapma ve sonuçlarını kullanma konusunda teşvik etmesi ve bilimsel etkinliklere katılımları için daha fazla destek ve zaman sağlaması önerilmektedir.
Doğum sonu anne ve babaların güvenlik hissi ile durumluk kaygı ilişkisinin incelenmesi
Doğum sonu dönem anne ve babaların fiziksel, duygusal ve sosyal değişikliklerin yaşandığı önemli bir geçiş dönemidir. Doğum sonu dönemdeki anne ve babaların değişikliklerden kaynaklı yeni yaşam koşullarına ve rollerine uyum sağlamaya çalışmaları güvenlik hissini ve durumluk kaygıyı etkilemektedir. Bu çalışma, doğum sonu anne ve babaların güvenlik hissi ile durumluk kaygı ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi Konya il merkezinde bulunan bir hastanede doğum yapmış, doğum sonu dönemdeki 88 anne ve 88 babadan oluşmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından oluşturulan anneler için anket formu, babalar için anket formu, Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği, Babaların Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği ve Durumluk Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Mann-Whitney U, Kruskall Wallis H, Pearson Korelasyon analizi, Sperman's rho korelasyon analizi, doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Doğum sonu anne ve babaların %43,2'sinin eğitim durumu ilköğretim mezunudur. Annelerin %35,2'nin ilk gebeliği ve %64,8'inin gebeliği planlı bir gebeliktir. Annelerin Güvenlik Hisleri Ölçeği ile Durumluk Kaygı Ölçeği negatif yönde ve anlamlı düzeyde bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur (p< .001). Babaların Güvenlik Hisleri Ölçeği ile Durumluk Kaygı Ölçeği negatif yönde ve anlamlı düzeyde bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur (p< .001). Anne ve babaların güvenlik hisleri arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki belirlenmiştir (p< .001). Anne ve babaların durumluk kaygıları arasında da pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki belirlenirken (p.<001), güvenlik hisleri ve durumluk kaygı düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkisi bulunmuştur (p< .001). Annelerin doğum sonu güvenlik hisleri düzeylerin durumluk kaygı düzeylerini negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir ( β = -,779, p < ,001). Babaların doğum sonu güvenlik hisleri düzeylerinin durumluk kaygı düzeylerini negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir ( β = -,466, p < ,005). Annelerin güvenlik hissi, durumluk kaygı düzeylerindeki varyansın %52,4'ünü açıkladığı ve babaların güvenlik hissi, durumluk kaygı düzeylerinin %24,3'ünü açıklamaktadır. Sonuç olarak, doğum sonu dönem anne ve babaların güvenlik hissi düzeyleri ile durumluk kaygı düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda, doğum sonu dönemde hemşirelerin bakım sürecinde ve eğitimlerinde uyguladıkları güvenlik hissi ve durumluk kaygı taramalarının arttırılması ve taramalar sonucunda durumun değerlendirilmesi ve bakımın aile merkezli planlanması önerilebilir.
Önceki gebeliğinde komplikasyonu olan gebelerde posttravmatik stres bozukluğu semptomları ve sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişki
Amaç: Önceki gebeliğinde komplikasyonu olan gebelerde posttravmatik stres bozukluğu semptomları ve sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Analitik ve kesitsel tipteki bu araştırma Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve Aydın Adnan Menderes Üniversite Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniği gebe polikliniğine başvuran, en az 12 haftalık, önceki gebeliğinde komplikasyonu olan 301 gebe ile 04.10.2021-03.10.2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veriler Gebe Tanıtıcı Formu, Posttravmatik Stres Bozukluğu Soru Listesi Sivil Versiyonu (PTSBSL-SV) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan gebelerin ortanca yaşı 29,0 (18,0-44,0) bulunmuştur. Gebelerin %57,8'inin ilkokul mezunu olduğu, %73,8'inin herhangi bir işte çalışmadığı, %72,4'ününde gelirin gidere denk olduğu, %83,7'sinin çekirdek aile tipi yapısında, %91,4'üne eşinin destek olduğu saptanmıştır. Gebelerin %59,8'inin 28 hafta ve üzeri gebelik haftasında olduğu, %40,9'unun toplam dört ve üzeri gebeliği olduğu, %66,4'ünün düşük yaptığı, %68,8'inin gebeliğinin planlı olduğu, %58,5'inin doğum öncesi bakım aldığı tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan gebelerin PTSBSL-SV'den aldıkları toplam puanın 28,6±10,4 olduğu ve alt boyut puan ortalamalarının sırasıyla yeniden yaşamanın 7,7±4,5, kaçınmanın 11,0±4,2, aşırı uyarılmışlığın 10,0±3,9 olduğu belirlenmiştir. ÇBASDÖ'den alınan toplam puan ortalamasının 64,4±16,1, aile alt boyut puan ortalamasının 25,2±4,8, arkadaş alt boyut ortalamasının 19,1±8,3, özel bir insandır alt boyut ortalamasının 20,1±7,7 olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda Gebelerin PTSBSL-SV toplam puanı ile ÇBASDÖ toplam puanı arasında negatif yönde düşük düzeyde istatiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Gebelerin sosyodemografik özellikleri (eşin destek olma durumu) ve obstetrik özellikleri (gebeliğe bağlı bir sorun yaşama durumu ve doğum öncesi bakım alma durumu) ile PTSBSL-SV puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Gebelerin sosyodemografik özellikleri (yaş, eğitim durumu, eşin eğitim durumu, eşin destek olma durumu) ile ÇBASDÖ puanları arasında anlamlı ilişki saptanmışken, obstetrik özellikleri ile ÇBASDÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmemiştir. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, önceki gebeliğinde komplikasyonu olan gebelerde posttravmatik stres bozukluğu ve sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkinin negatif yönde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık profesyonellerinin doğum öncesi izlemlerde önceki gebeliğinde komplikasyonlu olan gebelerin PTSB ve sosyal destek düzeylerini belirlemeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Gebelik Komplikasyonları, Posttravmatik Stres Bozukluğu, Sosyal Destek.
Online eğitim ve danışmanlığın kadınların jinekolojik muayeneye ilişkin tutum ve anksiyete düzeylerine etkisi
Amaç: Bu araştırma online eğitim ve danışmanlığın kadınların jinekolojik muayeneye ilişkin tutum ve anksiyete düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Ön test-son test, randomize kontrollü deneysel olarak yapılan araştırma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Jinekoloji Polikliniği'ne başvuran 100 kadın (deney: 50 ve kontrol: 50) ile yürütüldü. Veriler, Haziran 2021-Eylül 2022 tarihleri arasında toplandı. Kadınlara ilk olarak ön test soru formu uygulandı. Deney grubuna sonraki ilk on gün içerisinde eğitim ve altı ay boyunca danışmanlık verildi. Katılımcılara ilk 3 ay içerisindeki son test soru formu yüzyüze ve 6. aydaki son test formu online doldurtuldu. Çalışma 68 katılımcıyla (deney: 37 ve kontrol: 31) tamamlandı. Veriler, araştırmacılar tarafından hazırlanan soru formu ve Durumluk ve Sürekli Anksiyete Ölçeğiyle toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson ki-kare, Fisher kesin ki-kare, Student-t ve Mann-Whitney U testi kullanıldı. Bulgular: Eğitim ve danışmanlık öncesinde sosyodemografik, obstetrik ve jinekolojik öyküler, jinekolojik muayeneye ilişkin tutumlar ve durumluk ve sürekli anksiyete açısından deney ve kontrol grupları arasında anlamlı fark olmadığı görüldü. Eğitim ve danışmanlık sonrasında jinekolojik muayeneye ilişkin tutumlar incelendiğinde kontrol grubunun sadece şikâyeti olduğunda muayene gelme durumunun deney grubundan daha yüksek olduğu belirlendi. Deney grubunun çoğunun jinekolojik muayene pozisyonundan rahatsızlık duymadığı ve muayene sırasında canının yanacağını düşünmediği saptandı. Deney grubunun kullanılacak aletlerin gösterildiğinde rahat hissetme durumunun kontrol grubundan daha yüksek olduğu belirlendi. Eğitim ve danışmanlık öncesi her iki grubun durumluk anksiyete puanı orta düzeyde idi. Eğitim ve danışmanlık sonrası ilk 3 ayda yapılan analizde her iki grubun durumluk anksiyete puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulundu. Deney grubunun anksiyete puanının orta düzeyden hafif düzeye düştüğü görüldü. Eğitim ve danışmanlık sonrası (ilk 3 ay ve 6.ay) her iki grubun sürekli anksiyete puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmadı. Sonuç: Online eğitim ve danışmanlığın kadınların jinekolojik muayeneye ilişkin tutumları ve durumluk anksiyeteleri üzerinde anlamlı derecede etkili olduğu görüldü.
Hemşire ve ebelerin engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin bilgi ve görüşleri
Amaç: Araştırma hemşire ve ebelerin engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin bilgi ve görüşlerini saptamak amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'ne bağlı Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi'nde görev yapan 66 hemşire ve 102 ebe ile analitik-kesitsel olarak 25 Ocak – 8 Şubat 2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından literatüre göre hazırlanan soru formu ile toplandı. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 26.0 (Statistical Package for the Social Sciences) programı kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirmesinde tanımlayıcı istatikler, ki-kare testi kullanıldı. Bulgular: Araştırmadaki hemşire ve ebelerin çoğunun engelli yakını yoktu ve engelli kadına bakım vermemişti. Hemşire ve ebelerin çoğu engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin eğitim almak istediğini ve daha çok iletişim becerileri konusunda eğitim almak istediğini belirtti. Hemşire ve ebelerin engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin bilgileri incelendiğinde katılımcıların çoğunun engelli kadınların kürtaj ve plansız gebelik yaşama olasılıklarının daha yüksek olduğu konusunda yanlış cevabı verdiği görüldü. Bununla beraber katılımcıların çoğunun engelli kadınların gebeliklerinin ve doğumlarının yüksek riskli olduğu konusunda doğru cevabı verdiği saptandı. Araştırmada hemşire ve ebelerin yarısında fazlası engelli kadınların engelli olmayan kadınlara oranla daha çok jinekolojik problemler yaşarlar bilgisine doğru cevabını verdikleri görüldü. Hemşire ve ebelerin engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin görüşlerinde ise katılımcıların çoğunun engelli kadınların aseksüel olduğuna katılmıyorum cevabını verdikleri görüldü. Ayrıca katılımcıların çoğu engelli kadınların gebe kalmaması gerektiğine katılmadığını belirtti. Bunlara ilaveten engelli kadınların doğum şekli tercihi kararlarının önemsenmesine katılıyorum cevabını verenlerin sayısının da fazla olduğu görüldü. Hemşire ve ebelerin yaşı, mesleği ve engelli kadına bakım verme durumları ile engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin bilgileri arasında fark olmadığı görüldü. Engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin eğitim almak isteyen katılımcıların bilgi sorularına doğru cevabını verme oranının daha yüksek olduğu görüldü. Katılımcıların yaşı ile engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin görüşleri arasında fark olmadığı belirlendi. Engelli kadına bakım vermeyen ve engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin eğitim almak isteyen hemşire ve ebelerin görüşlerinin engelli kadınların üreme sağlığını desekleyci ve olumlu yönde olduğu saptandı. Sonuç: Araştırma sonucunda elde edilen veriler ışığında, hemşire ve ebelerin engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin bilgilerinin yeterli olduğu saptandı. Engelli kadınların üreme sağlığına ilişkin eğitim almak isteyen katılımcıların bilgi sorularına doğru cevabını verme, görüş sorularına ise engelli kadınları destekleyen yönde katılıyorum cevabını verme oranının daha yüksek olduğu belirlendi.
40 yaş üstü kadınların menopoza ilişkin tutumlarının somatizasyon belirtileri ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu tanımlayıcı çalışmada 40 yaş üstü kadınların menopoza ilişkin tutumlarının somatizasyon belirtilerine ve yaşam kalitesine etkisi belirlendi. Veriler 01.12.2022-01.03.2023 tarihleri arasında Ankara'da bir ASM'ye başvuran 40 yaş üstü 232 kadından Sosyo-demografik Bilgi Formu, Menopoza İlişkin Tutum Ölçeği, Somatizasyon Ölçeği, Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplandı. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Independent Sample t Test, Mann Whitney U ve Korelasyon ile analiz edildi. Çalışmamızda kadınların %43.1'i 50-59 yaş arasındadır, %19,8'i menopozdadır, kadınların %38.8'i 45-49 yaş arasında menopoza girmiştir, % 69.8'i menopoza doğal yollarla girmiştir. Menopoza İlişkin Tutum Ölçeğinden 51.93±14.36 puan, Somatizasyon Ölçeğinden 12.15±5.85 puan almışlardır. Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği'ne göre kadınların en şiddetli yaşadığı semptomlar fiziksel semptomlar (3.90±1.32), en hafif düzeyde yaşadığı ise psikososyal semptomlar (3.36±1.38) dır. Menopoza İlişkin Tutum Ölçeği ile Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği arasında negatif yönde, düşük düzeyde ilişki vardır (p<0.05). Somatizasyon Ölçeği ile Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği arasında pozitif yönde, düşük düzeyde ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Menopoz dönemindeki kadınların yaşam kalitesinin yükseltilmesi için menopoz semptomlarının yanı sıra somaizasyon belirtilerinin de değerlendirilmesi önerilir. Anahtar Kavramlar: Menopoz, Kadın, Hemşire, Yaşam kalitesi, Somatizasyon Bilim Kodu:1082
Görme engelli kadınlarda menstrual hijyen yönetimi
Görme duyusu menstrual hijyenin doğru yönetimi için önemlidir. Hemşirelerin, görme engelli kadınların menstrual hijyenlerine ilişkin uygulamalarını bilmesi, onlara verecekleri eğitim ve sağlıklarının korunması açısından önemlidir. Bu araştırma, görme engelli kadınların menstrual hijyen yönetimlerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Altı Nokta Körler Derneği'nin yayınladığı Kibele Dergisi'ne abone 522 görme engelli kadın oluşturmuştur. Örneklem, evreni bilinen örneklem yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma, dergiye üye olan 187 görme engelli kadınla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Örneklem seçiminde amaca uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veriler soru formu kullanılarak telefonla görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmada yer alan görme engelli kadınların %61,5'inin menstrual hijyen yönetimi konusunda bilgi aldıkları ve bu bilginin en çok anneden ve okuldan alındığı saptanmıştır. Menstruasyon döneminde katılımcıların %95,7'sinin hijyenik ped kullandığı, %52,4'ünün pedini günde 4'den az değiştirdiği, %25,1'inin tuvaletten önce ve sonra ellerini yıkadığı, %43,9'unun genital bölge temizliğini yanlış yaptığı ve %33,2'sinin banyo yapmadığı bulunmuştur. Kadınların %52,9'unun menstrual hijyen yönetimi konusunda destek aldığı, destek alınan konular arasında materyal temini, kıyafetlerin kanla bulaş durumu ve adetin başlangıç/bitişine karar vermenin yer aldığı, desteğin en çok annelerden alındığı belirlenmiştir. Görme engelli kadınların menstruasyonun başlangıcına kanın kokusunu fark ederek, bitişine ise menstruasyonun süresini takip ederek karar verdikleri saptanmıştır. Kadınların %36,4'ü menstruasyon döneminin günlük yaşantısında değişikliğe neden olduğunu ve %51,5'i menstruasyon döneminde koyu renk kıyafet giymeyi tercih ettiğini belirtmiştir. Kadınların %34,8'i çevresindeki kişilerin, menstruasyon dönemine ilişkin sorular sorduğunu, bunların %60'ı soru sorulmasının kendisini rahatsız ettiğini/hoşlanmadığını söylemiştir. Araştırmada görme engelli kadınların, menstruasyon dönemindeki hijyen uygulamalarının istendik düzeyde olmadığı, menstruasyonun başlama ve bitişini anlamada farklı belirteçler kullandığı, yaklaşık yarısının bu dönemi bağımsız yönetemediği ve menstruasyon döneminin bazı kadınların sosyal yaşantılarını etkilediği belirlenmiştir. Hemşireler ve diğer sağlık çalışanları görme engelli kadınların menstrual hijyen uygulamalarının iyileştirilmesi ve periyodlarını bağımsız yönetebilmeleri için engellerine uygun, eğitim materyalleri geliştirmeli, planlanmış eğitimler vermeli ve araştırmalar yapmalıdır.
Prematüre bebeği olan annelerin anne sütü bankacılığı konusunda bilgi ve görüşleri
Bebeklerin sağlığı için anne sütü önemli ve değerlidir. Herhangi bir nedenden dolayı annelerinin sütünü alamayan bebekler için donör (bağışçı) süt önerilmektedir. Dolayısı ile anne sütü bankaları ihtiyaç sahibi bebekler ve aileler için önemli bir kurumdur. Ülkemizde anne sütü bankacılığı konusunda yeterli bilgiye sahip olunmadığı ve anne sütü bankacılığına ilişkin olumsuz görüşlerin daha fazla olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın temel amacı prematüre bebeği olan annelerin anne sütü bankacılığı konusunda bilgi ve görüşlerini belirlemektir. Araştırma 1 Eylül 2016 ve 1 Mart 2017 tarihlerinde, Denizli devlet hastanesi yeni doğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan prematüre bebek anneleri ile tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Soru formu doldurmayı kabul eden olasılıksız örnekleme yöntemlerinden gelişigüzel örnekleme yöntemi ile belirlenen 230 anne araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen 39 adet sorudan oluşan soru formu aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmanın analizinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 27,20±1,12 (min-max= 19-40), bebeklerinin doğum haftası ortalaması ise 35,04±2,16 (min-max= 26-37)'dır. Annelerin %38,3'ü ortaokul mezunu ve %85,7'sinin çekirdek ailede yaşadığı belirlenmiştir. Annelerin %86,1'inin anne sütü bankasını duymadığı, %90'ının bilmediği ve anne sütü bankasının kurulmasını isteme konusunda annelerin %43,9'unun kararsız olduğu saptanmıştır. Ülkemizde anne sütü bankası olması durumunda annelerin %41,3'ü süt bağışlamayacağını, %66,5'i süt bankasından süt talep etmeyeceğini ifade etmiştir. Annelerin %48,3'ü süt bankacılığının dini açıdan sorun yaratıp yaratmayacağını bilmediğini ve %58,3'ü anne sütü bankası konusunda bilgi talep ettiği görülmüştür. Annelerin eğitim durumu ile anne sütü bankasını duyma, anne sütü bankasının kurulmasını isteme, süt bankasına ihtiyaç durumu, süt bağışlama ve süt talep etme arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Sonuç olarak annelerin büyük bir çoğunluğunun anne sütü bankacılığı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı saptanmıştır. Annelerin süt bankasının kurulmasını isteme konusunda çoğunlukla kararsız oldukları görülmüştür. Eğitim durumu arttıkça anne sütü bankasına karşı annelerin daha olumlu bir görüş içinde olduğu söylenebilir. Toplumun süt bankacılığı konusunda endişelerinin ortadan kaldırılıp ve bu konuda bilgilendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Anne Sütü Bankası, Prematüre Bebek, Bilgi, Görüş, Hemşirelik
Riskli yaş grubunda olan ve olmayan gebelerin sağlık okuryazarlık düzeyleri ve emzirme öz-yeterlilik algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma; riskli yaş grubunda olan ve olmayan gebelerin sağlık okuryazarlık düzeyleri ile emzirme öz-yeterliliklerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi, aralarındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapılmıştır. Çalışma, Ocak 2023-Mayıs 2023 tarihleri arasında SBÜ Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'nde yürütülmüştür. Araştırmaya kriterleri karşılayan üçüncü trimesterdaki 165 gebe kadın dahil edilmiştir. Çalışma üç ayrı grup arasında yürütülmüş olup, 55 adölesan yaş grubu, 55 normal yaş grubu, 55 ileri yaş grubu gebe çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği (PEYÖ)", "Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (TSOY-32)" kullanılmıştır. Normal dağılım gösteren veriler için iki bağımsız grubun ölçüm değerlerini karşılaştırırken "Independent Sample-t" test, üç veya daha fazla bağımsız grubun ölçüm değerlerini karşılaştırırken ise "ANOVA" test kullanılmıştır. Normal dağılım göstermeyen veriler için; iki bağımsız grubun ölçüm değerlerini karşılaştırırken "Mann-Whitney U" test, üç veya daha fazla bağımsız grubun ölçüm değerlerini karşılaştırırken ise "Kruskall-Wallis H" testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir. Yaş gruplarına göre PEYÖ toplam puan ortalamaları, adölesan gebe grubunda 70,69±13,76, normal yaş gebe grubunda 75,80±12,56, ileri yaş gebe grubunda 81,15±12,01 olarak saptanmıştır. İleri yaş grubunda olan gebelerin PEYÖ puan ortalamalarının adölesan ve normal yaş grubunda olan gebelere göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Gruplar arasında TSOY-32 puan ortalamaları yeterli düzeydedir (adölesan grup 34,53±8,19, normal yaş grubu 38,26±8,01, ileri yaş grubu 35,45±9,07). Gebelerin TSOY-32 puanları arttıkça, PEYÖ puanlarının arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Gebelikte yaş faktörünün emzirme öz-yeterliliğini etkileyen bir değişken olduğu ve ileri yaş gebe grubunda daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Yaş gruplarının TSOY-32 düzeylerinin yeterli olduğu bulunmuştur. Gebelerin sağlık okuryazarlık düzeyleri ve emzirme öz-yeterlilik algıları arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir.
Kadınlara verilen eğitimin kadınların genital hijyen davranışlarına ve sağlık okuryazarlığına etkisi
Bu araştırma; evli kadınlara verilen genital hijyen eğitimin kadınların genital hijyen davranışlarına ve sağlık okuryazarlığına etkisini incelemek amacıyla yapılmış ön test- son test deneysel bir müdahale çalışmasıdır. Çalışma, Aralık 2022- Nisan 2023 tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Pamuklar Aile Sağlığı Merkezi'nde yürütülmüştür. Araştırmaya kriterleri karşılayan 18-49 yaş arasında 120 kadın dahil edilmiştir. Müdahale grubuna girişim olarak genital hijyen eğitimi verilmiş, kontrol grubuna ise standart izlem yapılmıştır. Verilerin toplanmasında eğitim öncesinde "Veri Toplama Formu", "Genital Hijyen Davranışları Ölçeği" ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmıştır. Eğitim sonrası 1. ayda ise "Genital Hijyen Davranışları Ölçeği" ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" ile veriler toplanmıştır. Normal dağılım gösteren veriler için iki bağımsız grup arasında sürekli nicel verilerin karşılaştırılmasında t-testi uygulanmıştır. Grup içi ölçümlerin kıyaslanmasında ise bağımlı gruplar t-testi tercih edilmiştir. Normal dağılım göstermeyen nicel değişkenlerin grup içi karşılaştırmalarında Wilcoxon Signed-Ranks testi, ilişkisel analiz için Pearson korelasyon testi kullanılmış, tüm analizler için istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Genital hijyen eğitimi alan grubunun Genital Hijyen Davranışları Ölçeği ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ön test – son test puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Aynı zamanda müdahale grubunun Genital Hijyen Davranışları Ölçeği puanı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Kadınlara verilen genital hijyen eğitiminin kadınların genital hijyen davranışları üzerinde önemli bir etkisinin olduğuna ve sağlık okuryazarlığı üzerinde de bir etkisi olduğu sonucuna varılmıştır.
Doğum hafızasının ve postpartum posttravmatik stres bozukluğunun anne-bebek ve baba-bebek bağlanma üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Araştırma doğum hafızasının ve postpartum posttravmatik stres bozukluğunun anne-bebek ve baba-bebek bağlanma üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi (AÜTFCH) Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında 21.01.2021-24.05.2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, doğum sonrası takip edilen 294 kadın ve eşleri olmak üzere 588 birey oluşturmuştur. Kişisel Bilgi Formu-Anne, Kişisel Bilgi Formu-Baba, Doğum Hafızası ve Hatırlama ölçeği (DHHÖ), Posttravmatik Stres Bozukluğu Soru Listesi-Sivil Versiyonu (PTSDC-CV), Maternal Bağlanma Ölçeği (MBÖ), Baba-Bebek Bağlanma Ölçeği (B-BBÖ) kullanılarak veriler toplanmıştır. Araştırmanın verilerine göre; PTSDC-CV toplam puan ortalaması 27.50 ± 14.51, DHHÖ toplam puan ortalaması 98.25 ± 28.39, MBÖ toplam puan ortalaması 93.68 ± 13.98, B-BBÖ toplam puan ortalaması 64.24 ± 11.18 olduğu belirlenmiştir. DHHÖ toplam puan ortalaması, genç yaş grubundaki annelerin ileri yaş grubuna göre, normal doğum yapanların, sezaryen ile doğum yapanlara göre ve doğum yönelik endişe duyanların duymayanlara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p < 0.05). Çalışmamızda eğitim düzeyi, gelir durumu, annenin sosyal destek alma durumu, gebeliğin istenme durumu ile DHHÖ toplam puan ortalamaları arasında anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir (p > 0.05). B-BBÖ toplam puan ortalamasının eğitim düzeyi ve gelir durumu yükseldikçe arttığı belirlenmiştir. MBÖ toplam puan ortalamasının ise annelerin gelir düzeyi arttıkça yükseldiği saptanmıştır. Çalışmamızda PTSDC-CV ile DHHÖ toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönde, MBÖ, B-BBÖ toplam puan ortalamaları arasında ise negatif yönde korelasyon belirlenmiştir. Bu bulgu PTSDC-CV toplam puan ortalamaları arttıkça, DHHÖ toplam puan ortalamasının arttığını, aynı zamanda PTSDC-CV toplam puan ortalamaları azaldıkça anne ve baba bağlanma düzeylerinin artacağını göstermektedir. MBÖ ile B-BBÖ alt boyutları sabır ve hoşgörü (r=0.459; p=0.000), etkileşimde zevk (r=0.415; p=0.000), sevgi ve gurur durumu (r=0.290; p=0.000) arasında pozitif korelasyon olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda; ebe/hemşirelerin, gebelik ve doğum sürecinde olumsuz doğum hafızası ve PTSB neden olabilecek riskli durumları belirlemeleri, doğum sonu dönemde anneleri PTSB yönünden değerlendirmeleri ve bütüncül multidisipliner sağlık hizmetleriyle ebeveynlerin postpartum döneme uyumlarını artırmaları, doğum hafızası olumlamasının yaptırılması, gerektiğinde profesyonel destek almalarını sağlamaları önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Anne-bebek bağlanması, baba-bebek bağlanması, doğum hafızası, hemşirelik, postpartum, posttravmatik stres sozukluğu.
Hiperemezis gravidarum tanısı almanın gebelerin gebeliği kabulüne ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Gebelerin % 0.3-2'sinde çok daha ağır bir klinik tablo olan hiperemezis gravidarum (HG) görülür. HG olan kadınların gebelik kabulü güçleşmekte ve yaşam kalitesi olumsuz etkilemektedir. Bu araştırma HG tanısı alan ve almayan gebelerin gebeliği kabulü ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Temmuz 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında Lokman Hekim Ankara Hastanesi Kadın Doğum Polikliniği ve Kadın Doğum/Nisaiye servisinde yapılmıştır. Veri toplama araçları; tanıtıcı soru formu, Gebelikte Bulantı Kusma Değerlendirme Aracı, PKDÖ alt boyutu Gebeliğin Kabulü, WHOQOL – BREF – TR Kısa Formu ile toplanmıştır. Bulgular değerlendirilirken IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. Grupların sosyo-demografik ve obstetrik özellikler açısından benzerlik gösterdikleri belirlenmiştir. HG olan kadınların gebelikte bulantı-kusma skorları 3 ile 15 arasında değişmekte olup, ortalaması 11,10±2,12'dir. HG olan gebelerin bulantı-kusmanın başladığı gebelik haftaları ortalaması 4,77±0,79'dur. HG olmayan gebelerin gebeliğin kabulü puanları 14 ile 54 arasında değişmekte olup ortalaması 35,67±6,89'dur. HG olan ise gebeliğin kabulü puanları 27 ile 56 arasında değişmekte olup, ortalaması 50,16±6,30'dur. HG olan gebelerin fiziksel alan puanlarının 8 ile 13,71 arasında değişmekte olup, ortalamasının 10,42±1,20 olduğu; psikolojik alan puanlarının 8 ile 14,67 arasında değişmekte olup, ortalamasının 11,19±1,37 olduğu; sosyal ilişkiler puanları 4 ile 17,33 arasında değişmekte olup, ortalamasının 11,28±1,88 olduğu; çevre-TR puanları 8,44 ile 15,11 arasında değişmekte olup, ortalamasının 11,90±1,24 olduğu saptandı. HG olmayan gebelerin fiziksel alan puanlarının 9,14 ile 16 arasında değişmekte olup, ortalamasının 12,04±1,05 olduğu; psikolojik alan puanlarının 9,33 ile 16,67 arasında değişmekte olup, ortalamasının 13,66±1,32 olduğu; sosyal ilişkiler puanlarının 6,67 ile 17,33 arasında değişmekte olup, ortalamasının 13,83±1,76 olduğu; çevre TR puanlarının 9,33 ile 15,56 arasında değişmekte olup, ortalamasının 13,45±1,14 olduğu saptandı. Bu çalışmada, HG yaşayan gebelerin gebelik kabulü HG olmayanlardan daha düşük bulunmuştur. HG olan gebelerin yaşam kalitelerinin HG olmayan gebelere göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Bu çalışmadan elde edilen veriler doğrultusunda HG'nin gebelik kabulü ve yaşam kalitesinin düşmesine neden olabileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Hiperemezis gravidarum, Gebeliğin kabulü, Yaşam kalitesi
Kadın doğum kliniklerinde çalışan hemşire ve ebelerin hatalı tıbbi uygulama yapma durumları ve hatalı tıbbi uygulama nedenlerinin önemine ilişkin görüşleri
ÖZETSağlık alanında her geçen gün büyüyen bir problem olarak karşımıza çıkan HTU'lar, hasta bakımında önemli görevler üstlenen hemşire ve ebeler açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bu nedenle araştırmamız kadın doğum kliniklerinde çalışan hemşire ve ebelerin karşılaştıkları HTU'ların belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Ankara il sınırları içinde yer alan toplam dokuz hastanenin kadın doğum kliniklerinde çalışan 365 hemşire ve ebe ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen veri toplama formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplanmıştır. SPSS 15.0 paket programında; tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde), Ki-kare testleri ve çok değişkenli lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir.Çalışmamızda hemşire ve ebelerin %14.2'sinin HTU yaptığı, %65.4'ünün HTU sonrası bildirimde bulunduğu ve HTU sonrası hiçbir hastanın zarar görmediği belirlenmiştir. Hemşire ve ebelerin en sık yaptıkları HTU'lar; ilaç uygulama hatası (%54.5), iletişim hatası (%18.3) ve izlem hatası (%16.8) olarak belirlenmiştir. Hemşire ve ebelerin %47.4'ü HTU'ların kişisel nedenlerden ve %32.2'si kurumsal nedenlerden kaynaklandığını düşünmektedir. Hemşire ve ebeler HTU'lara neden olabilecek faktörlerin HTU'ya etkisine ilişkin görüşlerini; dikkatsizlik (%98.6), ihmal (%98.6), sağlık çalışanı sayısının yetersizliği (%96.5) ve aşırı iş yükü (%96.5) olarak önemli/çok önemli şeklinde ifade etmişlerdir. Hemşire ve ebelerin yaş, meslekte çalışma yılı, bakım verdikleri hasta sayısı ile HTU yapma durumları arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda mesleki deneyimi az olan hemşire ve ebelerin HTU konusunda hizmetiçi eğitimlerle desteklenmesi ve hemşire/ebe sayısının arttırılması önerilmiştir.Anahtar kelimeler: Hatalı tıbbi uygulama, hemşire, ebe.
Gebelikte bulantı kusma annelik rolü ve gebeliğin kabulü arasındaki ilişki
Bu araştırma gebelikte bulantı kusma, annelik rolü ve gebeliğin kabulü arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır.Araştırmanın örneklemini İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Jinekoloji Polikliniğine başvuran 300 gebe oluşturmuştur.Veri toplama aracı olarak; Tanıtıcı bilgi formu, Gebelikte Bulantı Kusma Değerlendirme aracı ve Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeğinin annelik rolünün kabulü ve gebelik kabulü alt ölçekleri kullanılmıştır. Veriler gönüllü kadınlarla yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak doldurulmuştur.Verilerin analizinde bulantı kusma, gebeliğe uyum ve annelik rolünün kabulü arasındaki ilişkiyi belirlemek için korelasyon analizi kullanılmıştır.Araştırmadaki gebelerin yaş ortalaması 26.6 +/-4.7 olarak bulunmuştur ( min:18, max:44). Gebelikte Bulantı Kusma Aracı puan ortalamaları 5.3, Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği Gebelik Kabulü Alt Ölçeği puan ortalamaları 21.8, Annelik Rolü Kabulü Alt Ölçeği puan ortalamaları ise 21.6 olarak bulunmuştur. Bulantı kusma ile gebelik kabulü arasında pozitif yönlü anlamlı zayıf bir ilişki bulunmuştur, bulantı kusma arttıkça gebelik kabulünün azaldığı saptanmıştır. Bulantı kusmayla annelik rolü kabulü arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.Sonuç olarak, bulantı kusma arttıkça gebelik kabulünün de azaldığı bulunmuştur. Hemşireler bulantı kusma ve gebelik kabulünü tanımlayıp bakımı planlamalıdırlar.Anahtar Kelimeler : Gebelikte bulantı kusma, gebelik kabulü, annelik rolü
Watson'ın bakım kuramına temellendirilmiş hemşirelik girişimlerinin infertil kadınların, infertiliteden etkilenme durumlarına, öz-yeterlik ve uyum düzeylerine etkisinin incelenmesi
Amaç: İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirliğini test etmek, Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının infertil kadınların infertilite öz-yeterliliğine, uyum düzeylerine ve infertiliteden etkilenme düzeylerine etkisini incelemektir.Yöntem: Araştırma, metodolojik ve deneysel bölümlerden oluşmaktadır. Metodolojik olarak; İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği'nin geçerlik-güvenirlik çalışması 120 infertil kadın ile yapılmıştır. Deneysel aşama; 52 deney ve 53 kontrol olmak üzere 105 infertil kadınla, öntest-sontest izleme modeli kullanılarak, randomize kontrollü çalışmayla yapılmıştır. Veriler, kişisel bilgi formu, İnfertilite Etkilenme Ölçeği, İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışma, Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakım programına temellendirilmiştir. Veriler t-testi, ki-kare, Intention To Treat analizi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği'nin cronbach alfa değerleri sırasıyla 0.78 ve 0.77 olarak bulunmuştur. Randomize kontrollü çalışma sonunda deney ve kontrol grubu kadınların infertilite etkilenme, öz-yeterlik ve uyum düzeyleri arasında fark olduğu saptanmıştır. Girişim sonrası kontrol grubu kadınların infertilite etkilenme puanlarında az oranda bir artış olurken (p:0.31), deney grubu kadınların puanlarında istatistiksel olarak önemli bir düşüş olduğu saptanmıştır (p:0.000). Ayrıca, deney grubunun posttest infertilite etkilenme ve uyum puanları, kontrol grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur.Sonuç: İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği, geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarıdır. Watson'ın İnsan Bakım Kuramına dayalı hemşirelik girişimlerinin, infertilite tedavisi gören infertil kadınların infertiliteden olumsuz etkilenmelerini azalttığı, öz-yeterlik ve uyum düzeylerini artırdığı kanıtlanmıştır.Anahtar Sözcükler: İnfertilite, Hemşirelik Bakımı, İnfertilite Öz-yeterlik Ölçeği, İnfertilite Uyum Ölçeği, Watson'ın İnsan Bakım Kuramı
Doğumda verilen destekleyici bakıma ilişkin kadının algısı ölçeği
Amaç: Doğum eyleminde verilen destekleyici bakıma ilişkin kadının algısını belirlemekamacıyla geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı geliştirmektir.Yöntem: Bu çalışma metodolojik bir çalışmadır. Araştırmaya Temmuz-Kasım 2012 tarihleriarasında iki devlet hastanesinde doğum yapmış 360 kadın alınmıştır. Etik kurul, hastaneler vekadınlardan yazılı izin alınmıştır. Veriler, kadınları tanıtıcı bilgi toplama formu ve taslakölçek formu ile toplanmıştır.Bulgular: Ölçeğin içerik geçerliliği uzman görüşü ile sağlanmıştır (Ö-İGİ: 0.94). Açıklayıcıfaktör analizinde rahatlatıcı davranışlar, eğitim ve rahatsız edici davranışlar olmak üzere üçfaktör oluşturulmuştur ve faktör yükleri 0.38 ile 0.76 arasında değişmektedir. Doğrulayıcıfaktör analizi sonucunda ölçeğin uyum indeksleri x2: 1308.49, df:492, YHOK: 0.068, İUİ:0.82, KUİ: 0.97, NNUİ: 0.97, NUİ:0.95 olarak saptanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizininaçıklayıcı faktör analizini desteklediği görülmüştür. Ölçeğin cronbach alfa katsayısı: 0.94olup Rahatlatıcı Davranışlar alt boyutu: 0.92, Eğitim alt boyutu: 0.85, Rahatsız EdiciDavranışlar alt boyutu: 0.87 olarak belirlenmiştir. Ölçeğin birinci bölüm ile ikinci bölümarasındaki korelasyon kat sayısı 0.80 olarak saptanmıştır. Ölçeğin madde-toplam puankorelasyonları 0.42 ile 0.77 arasında değiştiği görülmektedir.Sonuç ve Öneriler: Ölçeğin doğumda verilen destekleyici bakıma ilişkin kadının algısınıölçmek için geçerli ve güvenilir olduğu belirlenmiştir ve doğum sonu ilk 24 saattekullanılması önerilmektedir.
Tilburg gebelik distress ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç:?Tilburg Gebelik Distress Ölçeği' ni (Tilburg Pregnancy Distress) Türkçe'ye uyarlamak üzere geçerlik ve güvenirliğini saptamaktır.Yöntem: Metodolojik bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Temmuz - Eylül 2012 tarihleri arasında gebe polikliniğine gelen, sağlıklı, gebeliğe bağlı komplikasyonu olmayan 214 gebe oluşturmuştur. Veriler; gebelere yönelik sosyo demografik bilgi formu ve Tilburg Gebelik Distress Ölçeği (Tilburg Pregnancy Distress) ile toplanmıştır. Bu ölçek; 2 ana alt boyuttan 4'lü likert tipine göre geliştirilmiş bir ölçektir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı/yüzde analizi, cronbach ? analizi, korelasyon analizi, yarıya bölme analizi, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, kullanılmıştır.Bulgular: Tilburg Gebelik Distress Ölçeği'nin Türkçe versiyonu'nun iç tutarlılık güvenirlik katsayısı .70, olumsuz duygulanım alt boyutu cronbach alfa değeri .66, sosyal(eş katılım) alt boyutu cronbach alfa değeri .71, alt boyut madde puanları-alt boyut toplam puanları arasındaki korelasyon katsayıları .20-.73 arasındadır. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda Kaiser-Meyer-Olkin katsayısı (KMO) .718, Barlett testi sonucu X2= 571,981 p=0.000'dır. Doğrulayıcı faktör analizine göre, ölçeğin model uyum indeksleri ?2(102, N=214)=159.15, RMSEA=0.051, GFI=0.91, CFI=0.92 ve NNFI= 0.90 olarak saptanmıştır.Sonuç ve Öneriler: Tilburg Gebelik Distress Ölçeği'nin Türkiye'de gebelerin distresslerini değerlendirmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir. Bu ölçek, gebelik döneminde yaşanan psikososyal sorunların saptanmasını sağlaması nedeniyle önemli bir ölçektir. Gebe izlemi yapan ebe ve doğum hemşirelerinin gebe kadınlara verecekleri bakımları planlamasında yol gösterici olarak kullanılması önerilmektedir.
Watson'ın insan bakım kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının infertilite tedavisi gören kadınların, anksiyete, baş etme ve infertilite etkilenme durumlarına etkisi
Amaç: Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının infertilite tedavisi gören kadınların tedavi sürecinde ve tedavinin başarısızlıkla sonuçlandığı infertil kadınlarda, anksiyete, stresle baş etme ve infertilite etkilenme durumlarına etkisini incelemektir.Yöntem: Deneysel, ön test-son test düzeni kullanılarak yapılan, prospektif, tek körlü, randomize kontrollü bir çalışmadır. Özel bir hastanenin tüp bebek merkezinde yürütülmüştür. Girişim grubuna, Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Girişim grubunda 45, kontrol grubunda 41 olmak üzere toplam 86 kadın araştırmaya alınmıştır. Bu grubun içinden girişim grubundan 32, kontrol grubundan 36 kişinin tedavisi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Veriler kişisel bilgi formu, İnfertilite Etkilenme Ölçeği, Spielberger'in Durumluk ve Sürekli Anksiyete Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği, Watson İyileştirme Süreçlerine Göre Hasta Memnuniyeti Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi t- testi, ki-kare, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ile yapılmıştır.Bulgular: Girişimin grubunun kontrol grubuna göre, infertilite tedavi sürecindeki kadınların anksiyete, infertilite etkilenme durumlarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalış ve stresle baş etmelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır. Bu gruptaki kadınların içinden girişim grubundaki infertilite tedavisi başarısızlıkla sonuçlanan kadınların da, kontrol grubuna göre, anksiyete, infertilite etkilenme durumlarında azalış ve stresle baş etmelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır.Sonuç: Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının infertilite tedavi sürecinde ve tedavi başarısızlıkla sonuçlandığında kadınların, anksiyete, infertilite etkilenmelerinde azalma ve etkili stresle baş etme yöntemlerini kullanmalarında artış saptanmıştır.
Gebelerin annelik rolü algısı ile evlilik uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma gebelerin annelik rolü algısı ile evlilik uyumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Obstetri Polikliniği'ne başvuran gebeler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem büyüklüğü, G power programında evreni bilinmeyen modele göre kolerasyon=0.2, α=0.01 ve power (1-β) = 0.95 güç ile belirlenen 452 gebe oluşturmaktadır. Veriler; Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu, Anlamsal Farklılık Ölçeği-Anne Olarak Ben Ölçeği (AOBÖ) ve Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ) formlarıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, Student-t testi, Varyans Analizi, Pearson korelasyon, Mann Whitney U testi ve lojistik ve çoklu lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Gebelerin yaşı 29.25±4.88, gebelik haftası 29.20±5.95, gebelik sayısı; 1.88±1.05 evlilik süresi 5.21±4.29 ortalama değerdedir. Gebelerin anne olarak ben (annelik rolü algısı) ölçeği toplam puan ortalaması 60.64±8.48; evlilikte uyum toplam puan ortalaması ise 46.04±8.51 saptanmıştır. Gebelerin evliliğinin uyumlu olma oranı %70.4 uyumsuz olma oranı %29.6'tir. Gebelerin evlilikte uyum ölçeği puan ortalaması ile anne olarak ben ölçeği toplam puan arasında pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır (r= 0.288, p=0,000). Gebelerin anne olarak ben ölçeğindeki her "bir birimlik" artışın, evlilik uyumunu 1.044 kat artırdığı saptanmıştır. Gebelikte evliliğin uyumlu olma durumu; gebelik boyunca kendi ruh sağlığının "iyi" düzeyde algılayanlarda 3.88 kat, kayınvalide, kayınpeder desteğini "iyi" algılayanlarda 2.66 kat daha fazla saptanmıştır (sırasıyla OR= 3.88, p= 0.036; OR= 2.66, p= 0.015). Sonuç olarak; bu çalışmada gebelerin annelik rolü algısı ile evlilik uyumu arasında pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Gebelerin annelik rolü algısının ve evlilik uyumunun artırılması için ebe ve hemşireler; aile danışmanlığı, evlilik danışmanlığı, prekonsepsiyonel ve antenatal bakım gibi üreme sağlığı hizmetlerini kadın ve eşi ile birlikte, zamanında ve nitelikli sunması gerekmektedir.
Anne dostu olan ve olmayan hastane uygulamalarının obstetrik sonuçları
Doğumun fizyolojik olduğu fikrinin azaldığı günümüzde, gebelik hizmetlerinin standartını kanıta dayalı olarak yükseltmeyi, perineal komplikasyonları önlemeyi ve maliyeti azaltmayı hedefleyen Anne Dostu Hastane Programı oluşturulmuştur. Çalışmamızda anne dostu olan ve olmayan hastane uygulamalarının obstetrik sonuçlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipteki araştırmamızda, Trabzon SBÜ Kanuni EAH Numune Kampüsü doğum salonunda Ocak-Nisan 2019 tarihleri arasında doğum yapan 176 kadın ADOHU grubunda, Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında doğum yapan 180 kadın ADHU grubunda yer aldı. Çalışmamızın verileri, "Veri Toplama Formu" kullanılarak yüz yüze görüşme ve sürekli gözlem teknikleri ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; yüzdelik, ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerler Ki-Kare, t testi, Mann-Whitney U testi, Pearson Ki-Kare, Fisher's ve Fisher's Exact analizleri kullanıldı. Çalışmamızdaki kadınların yaş ortalaması 28.6±5.25 yıldır. ADHU grubunda vajinal muayene sıklığı (4.98±1.79 kez), dilatasyon 4 cm olmadan doğumu hızlandırıcı müdahale yapılma (%11.7), lavman (%1.1), oral sıvı gıda kısıtlaması (%14.4), fundal basınç (%11.1), epizyotomi (%46.1), doğum sonu ek uterotonik (%48.3), yenidoğanda yumuşak doku travması (%36.7) oranlarının ADOHU grubundan daha az olduğu görüldü (p<0.05). Yine ADHU grubunda servis tanıtılma (%76.7), 1. evre (%93.3), 2. evre (%99.4), 2. evrenin süresi (%97.8), 3. evre (%97.2) ve postpartum dönemle ilgili bilgilendirme durumları (%92.2), nonfarmakolojik yöntem kullanma (%98.9), erken ten tene teması sağlama (%98.3), ebe tarafından uygulamalı emzirme desteği sağlama (%81.1) ve doğumun gerçekleştiği hastaneden memnun kalma (%98.3) oranları ile emzirmeyi erken başlatma (0.39±3.28 dk), erken postpartum dönemde abdominal uterin tonus değerlendirme (2.46±0.88 kez), yaşam bulguları takibi (2.21±1.14 kez), vajinal kanama-fundal yükseklik kontrolü (2.47±0.87 kez) sıklıklarının ADOHU grubundan daha yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç olarak, Anne Dostu Hastane Programı'nın bilimsel kanıtlarla desteklenen uygulamaları artırma, desteklenmeyen uygulamaları azaltmada ve anne-bebek sonuçlarını iyileştirmede etkili olduğu saptandı.
Annelerin ebeveynlik öz yeterliğine doğum sonrası desteğin etkisi
Araştırma annelerin ebeveynlik öz yeterliğine doğum sonrası desteğin etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma 12 Ocak 2021- 21 Ocak 2022 tarihleri arasında Türkiye'nin herhangi bir bölgesinde yaşayan, doğum sonrası ilk 3 ila 6 ay arasında olan annelerle yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, güç analizi ile belirlenen 604 anne oluşturmaktadır. Veriler; Anne Tanıtıcı Bilgi Formu, Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği (EÖYÖ) ve Doğum Sonrası Destek Ölçeği (DSDÖ) formları ile online olarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik, ortalama, Student-t testi, Varyans analizi, Pearson korelasyon analizi, lojistik ve çoklu lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Annelerin yaşı 30.97±4.78, doğum sayısı 1.60±0.70, çocuk sayısı 1.61±0.70 ve doğum sonrası süresi (ay) 4.80±1.14'tür. Annelerin EÖYÖ toplam puan ortalaması 35.20±10.4 saptanmıştır. DSDÖ "ihtiyacın önemi" boyutunun puan ortalaması 153.21±50.24, "alınan destek" boyutunun ise 125.17±45.81 düzeyinde belirlenmiş olup ihtiyacın öneminin alınan destekten daha fazla olduğu saptanmıştır. DSDÖ'nin boyutları kesme noktasına göre; destek ihtiyacını annelerin %55'i "çok önemli", %32.6'sı "önemsiz" , alınan desteği %42.9'u "çok fazla", %31.3'ü "desteğim yok" şeklinde olduğu belirlenmiştir. Annelerin EÖYÖ puan ortalaması düzeyi ile; DSDÖ "ihtiyacın önemi" boyutu düzeyi ve her bir alt boyutu arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). DSDÖ "ihtiyacın önemi" boyutunun, ebeveyn öz yeterliği toplam puanı üzerinde açıklayıcı etkisi %7.4 saptanmıştır. EÖYÖ düzeyi ile DSDÖ'nin "alınan destek" boyutu düzeyi arasında ilişki saptanmamış (p>0.05), ancak "duygusal destek" alt boyutu ile negatif yönde ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmada annelerin ebeveynlik öz yeterliği ile doğum sonrası desteğe ihtiyacın önemi arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Hemşirelerin postpartum dönemde, annelerin ebeveynlik öz yeterliği ve sosyal destek düzeylerini rutin olarak değerlendirmeleri, risk grubunda olanların erken tanılanması ve sosyal desteğini artırması ebeveyn öz yeterliğinin ve postpartum bakım kalitesinin artmasına katkı sağlayacaktır.
Düşük ve yüksek riskli gebelerin prenatal bağlanma düzeylerinin karşılaştırılması
Araştırma düşük ve yüksek riskli gebelerin prenatal bağlanma düzeylerinin karşılaştırılması amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklem büyüklüğünü, yüksek risk grubundaki gebeler için 165, düşük risk grubundaki gebeler için 165 gebe olmak üzere toplam 330 gebe oluşturmaktadır. Türkiye'nin herhangi bir ilinde yaşayan, 20 hafta ve üzeri gebeliği olan kadınlar çalışma kapsamına alınmıştır. Veriler; Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu ve Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE) formlarıyla online olarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, Bağımsız gruplarda t testi, Varyans Analizi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Düşük riskli gebelerin yaş, gebelik haftası ve gebelik sayısı ortalaması sırasıyla 28.93±4.47, 27.59±5.04, 1.66±0.83'dir. Yüksek riskli gebelerin ise yaş, gebelik haftası ve gebelik sayısı ortalaması sırasıyla 29.98±5.39, 28.81±3.75, 1.98±1.20'dir. Gebelerin Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE) toplam puan ortalaması; düşük riskli gebelerde 60.95±13.25, yüksek riskli gebelerde 58.07±12.46 olarak saptanmıştır. Düşük ve yüksek riskli gebelerin PBE toplam puan ortalamaları farkı istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p<0.05). Düşük riskli gebelerin, "gebelik sayısı ile PBE toplam puanı" arasında (r=-0.146, p=0.062), yüksek riskli gebelerin "gebenin yaşı" ile PBE ölçek puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü ve düşük düzeyde ilişki saptanmıştır (sırasıyla r=-0.171, p=0.028; r=-0.269, p=0.000). Sonuç olarak; bu çalışmada düşük ve yüksek riskli gebe olma ile prenatal bağlanma arasında ilişki olduğu saptanmıştır. Gebenin sosyo-demografik ve obsetrik özellikleri prenatal bağlanmayı etkilemektedir. Prenatal bakımdan sorumlu olan ebe ve hemşirelerin; prenatal bağlanmayı artırmak için; gebelikte risk düzeyini erken dönemde belirleme, risk durumuna göre bireyselleşmiş antenatal bakım verme, eğitim, danışmanlık ve sürekli destek sağlama sorumlulukları bulunmaktadır.
Doğumdan sonraki ilk 1 yılda kadınlar doğum deneyimlerini nasıl hatırlıyor?
Bu çalışma, İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde (HNEAH) Aralık 2020 ve Temmuz 2021 tarihleri arasında Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği, Servisi, Aile Planlaması Polikliniği, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği ve Servisine başvuran 280 kadın ile doğumdan sonraki ilk bir yılda kadınların doğum deneyimlerini nasıl hatırladıklarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Veriler "Kişisel Bilgi Formu" (KBF), "Travmatik Doğum Algısı Ölçeği" (TDAÖ) ve "Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği" (DHHÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan, minimum, maksimum değerler, Spearman korelasyon ve Lineer regresyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 29.25 ± 4.81 yıldır. Kadınların travmatik doğum algı düzeyi puan ortalaması 62.24±29.34, doğum hafızası ve hatırlama ölçeği puan ortalaması 74.45±19.78 puandır. Kadınların TDAÖ ile duygusal hafıza, ambivalan duygusal hafıza, hafızanın merkezliği, tutarlılık, tekrar yaşama ve DHHÖ toplam puanları arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki olduğu saptandı (p<0.01). Kadınların %78.90 doğumlarını olumlu hatırladığı ve en son doğumundan memnuniyet puan ortalaması 7.83±2.33'tür. Bu duruma doğum süresince sağlık profesyonellerinin yeterli destek sağlaması (%76.80), güler yüzlü, ilgili ve bilgili olması (%70.70) ve kendilerine yeterli zamanı ayırmış olmasının (%64.60) etkili olduğu saptandı. Kadınların doğum hafızaları üzerinde yaşın, travmatik doğum algısı üzerinde ise evli olma, son doğum deneyimini olumsuz hatırlama, eğitim durumu, kendisi ve bebeği için endişelenme durumu ve postpartum dönemin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak, kadınların orta düzeyde travmatik doğum algısına ve olumsuz doğum hafızasına sahip olduğu saptandı. Buna rağmen çoğunluğun doğumlarını olumlu hatırladığı, doğum deneyimlerinden memnun olduğu ve bu duruma sağlık profesyonellerinin tutum ve davranışlarının etkili olduğu saptandı.
Gebelerin normal doğum inancı üzerine, psikolojik sağlamlığın, sosyal destek algısının ve doğum hikâyelerinin etkisinin incelenmesi
Bu araştırma gebelerin normal doğum inancı üzerine; psikolojik sağlamlığın, sosyal destek algısının ve doğum hikayelerinin etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Aralık 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında Türkiye'nin herhangi bir bölgesinde yaşayan 428 gebe ile yapılmıştır. Veriler; Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu, Normal Doğum İnanç Ölçeği (NDİÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CDPSÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı, yüzde, ortalama, Student t testi, Varyans, Çoklu Lineer Regresyon, Pearson ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Gebelerin gebelik haftası ortalaması 31.25±6.34 olarak hesaplanmıştır. Gebelerin NDIÖ toplam puan ortalaması 76.83±13.87 olarak saptanmış olup, ölçeğin kesme noktasına göre %6.5'i düşük, %72.7'si orta, %20.8'i yüksek düzeyde inanç ve eğilime sahip olduğu belirlenmiştir. Gebelerin ÇBASDÖ toplam puanının 63.69±12.89 olduğu saptanmıştır. Gebelerin %91.1'i doğum yapan birinden doğum hikayesi dinlediğini, %61.4'ü doğumla ilgili video izlediğini, %78,5'i doğumla ilgili bir yazı okuduğunu ifade etmiştir. Çalışmada NDIÖ toplam puanı ile ÇBASDÖ ve CDPSÖ toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Gebelerin Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek ve Psikolojik Sağlamlık değişkenlerinin, Normal Doğum İnancını %6.5 oranında yordadığı belirlenmiştir. Gebelerin Normal Doğum İnancı üzerine; olumlu doğum hikayesi dinlemenin 1.176, olumlu doğum videosu izlemenin 1.203, olumlu yazılı metin okumanın 1.265 kat arttırıcı etkisinin olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak; gebelerin psikolojik sağlamlık ve sosyal destek algı düzeyinin, normal doğum inancındaki değişim üzerinde etkili olduğu, olumlu olarak doğum hikayesi dinlemenin, doğum videosu izlemenin ve doğuma yönelik yazılı metin okumanın normal doğum inancını artırdığı saptanmıştır. Gebelerin normal doğum inancını arttırmak için ebe ve hemşirelere; gebelerin mental sağlık ve sosyal destek durumlarını rutin olarak taramaları, risk varlığında gerekli bakım ve danışmanlık hizmeti sunmaları, kadın merkezli obstetrik bakım hizmeti sunmaları önerilmektedir.