Anadolu University
Discipline

Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı

Anadolu University

11

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

11 Theses
Master'sOpen AccessTR

Hıdırlık kulesi Antalya'da bir anıt mezar arkeolojisi, rölöve-restitüsyon-restorasyon projeler

Hadrianus Takı'ıyla birlikte, Roma Dönemi Attaleiası'ndan büyük oranda sağlamve özgün olarak günümüze ulaşmış iki yapıdan birisi olan Hıdırlık Kulesi, Antalya merkezKaleiçi, Kılınçarslan Mahallesi'nde konumlanır. ?Hıdırlık Kulesi? adlandırılmasını,Hıdrellez kutlamalarının günümüzde de sürdüğü bir yeşil alan olan anıt civarının ?yeşil,sulak alan? tanımına uyan yapısı, olasılıkla Hıdrellez kutlamaları ile ilintili olarak Türkdevrinde almıştır. Yapı, küçük onarım ve kullanıma bağlı bazı değişikliklere karşın özgünformunu oldukça iyi korumuş, bu güne kadar ciddi bir bilimsel çalışma ve yapısal anlamdaciddi bir onarım görmemiş, kaderine terk edilmiştir.Yapı, kuzeydoğu-güneybatı ve güneydoğu-kuzeybatı aksında yerleştirilmiş; altta17,20x17,30 m. ölçülerinde kareye yakın bir plana sahip kaide bölümü ve kare planlıkaidenin merkezine yerleştirilmiştir, 7,95 m. çapında silindir formundaki üst kattanoluşmaktadır.Kuzeydoğu cephesi ana giriş cephesi olup, hem altta hem de üstte cephe merkezineyerleştirilmiş kapılar vardır. Mezar odasına giriş kapısı on tarzında bir kapı olup, özellikleyapının bu cephesinde görülen yoğun dolgudan dolayı, kapının orijinal yüksekliğigünümüzde tespit edilememektedir. Kapının her iki yanında, 6'şar tane, `'faskes'' olarakadlandırılan kabartmalar yer almaktadır. Güneydoğu cephesinde üç, güneybatı cephesindetespit edilebilen iki ve kuzeybatı cephesinde de bir tane olmak üzere, cephelere yansıyanmazgal açıklıkları göze çarpmaktadır. Ayrıca, kuzeybatı cephesinde, ana kapıdan dahaküçük olup orijinalde üst kata çıkışı sağlayan bir kapı daha yer almaktadır. Cephemerkezine yerleştirilmiş bu kapının da orijinal yüksekliği zemin dolgusundan dolayı tespitedilememektedir.Kaleiçi'ne dönük ana cepheden, ana mezar odasına ulaşımı sağlayan dromosşeklindeki giriş koridoruna girilir. Bu koridorun sonundaki -bu gün mevcut olmayan- birkapıyla ana mezar odasına ulaşılır. Bu mekana açılan üç adet büyük niş bulunmaktadır. Bunişlerden güneybatı cephesindekinin dışa bakan duvarında, yaklaşık 1,90x2,15 m.boyutlarında, modern onarımlarla sonradan kapatılmış büyük bir açıklık gözeçarpmaktadır. Ayrıca, güneybatı ve güneydoğu nişlerde bulunan yükseltilmiş platform,güneybatı niş içinde dağılmış durumdadır. Giriş koridoru ve mezar odası içindeki bütünmekanların üstü, yarım daireye yakın formda tonozla örtülmüştür.Kuzeybatı cephesindeki kapı moloz taşlarla doldurulduğu için, üst kata çıkışgünümüzde ana mekanın güneydoğusundaki niş içinde sonradan açılan açıklık aracılığı ilesağlanmaktadır. Bu açıklık kaide üstüne ulaşılan taş bir merdivene açılmaktadır.Kuzeydoğuya dönük, üstü yarım daire formunda kemerli bir girişin açıldığı dairesel birmerdivenle üst kata ulaşılmaktadır. Üst katın merkezinde zeminden yükseltilmiş veorijinalde mezar sahibinin bir heykelini taşıyan kare formunda bir kaide yer almaktadır.Seyirdim yolu ile kaide arasındaki döşeme oldukça deforme olmuş, yer yer tuğla ilekaplanmış, orijinal döşeme kotu tespit edilememiştir. Seyirdim yolu kenarındaki den-danbloklarının bir kısmı in situ konumundadır: Bu blokların arasındaki korkuluk bloklarınınise büyük bir kısmı -kuzeydeki üç blok dışında- yok olmuştur. Yapının sur sistemine dahiledildiği dönemde, den-dan blokları arası, güneybatı, güney ve güneydoğu yönlerindemoloz taşlarla doldurularak yükseltilmiştir.Hıdırlık Kulesi hakkındaki ilk bilgilerimizi aldığımız ünlü gezgin Evliya Çelebi'nin?Kız Kulesi? olarak adlandırdığı ve savunma sisteminin bir parçası olarak gördüğü yapınınbir mezar yapısı olduğunu 1874 yılında ilk kez W. Hirschfeld ileri sürmüştür.K. G. von Lanckoronski'nin ardından pek çok araştırmacı ve bilim adamıtarafından incelenen yapının, Romalılar'a ait bir mezar yapısı olduğu; benzerlerini Romamezarlarında yada mausoleumlarında bulunduğu, konsüllük makamını simgeleyenfasceslerden dolayı kentin yerlisi bir Roma konsülünün mezarı olabileceği ve yapının .S.1. yada 2. yy. içlerine tarihlenmesi gerektiği kanısına varılmıştır.Hıdırlık Kulesi, gerek formu, gerekse anıtsallığı ile Roma Dönemi'nin gelenekselmausoleum tipini en iyi şekilde yansıtan ve Kent Roma'ya özgü tipi ile Anadolu için tekörnek olan bir anıt mezardır. Çok katlı mezar anıtı tipinin en erken ve en anıtsal örnekleriErken Klasik Dönem'den itibaren Anadolu'da görülmeye başlanmış, en anıtsal örneğiniHalikarnas Mausoleumu ile bulmuştur. Hıdırlık Kulesi, gerek formu gerekse plan şemasıile, Anadolu'da gelenekselleşen mausoleum tipinden uzak olup, benzerlerine büyük ölçüdetalya'daki anıtsal mezar yapılarında rastlanmaktadır.Özgün işlevi mezar olan ve bu işlevini Geç Antik Dönemin sonuna kadar sürdürenyapı, Hıristiyanlığın tüm antik dünyaya egemen olması ve çok tanrılı dinin yasaklanmasıile en geç .S. 4. yy. sonlarında ve en azından pagan mezarı işlevini yitirmiş olmalıdır.Yapı, zamanı günümüz verileri ile kesin olarak saptanamasa da, olasılıkla 7. yy.'dasavunma sisteminin bir parçası haline getirilmesi ile farklı bir amaca hizmet etmeyebaşlamıştır. Erken Bizans Dönemi ile birlikte işlevi değiştirilerek, önce dinsel bir yapısonra da kentin savunma sisteminin parçası haline getirilmiş ve bu işlevini 19. yy.'a kadarsürdürmüştür. Son olarak da 1950'li yıllarda Antalya Belediyesi'nin malzeme deposuolarak kullanılan, günümüzde de genel kullanıma kapalı olan yapı, BüyükşehirBelediyesi'nin sınırlı sürelerde düzenlediği kültürel ve sanatsal etkinliklerde ziyareteaçılmaktadır.Yeni işlevlerine yönelik eklentiler, bazı kalıcı tahribatları ve mekansal değişiklikleride beraberinde getirmiştir. Bunlar yanında gerek üst katın eklentilerle daha da arttırılanağırlığı, gerekse tektonik hareketler yapı bütünlüğünde gözle görülen kayma, çatlama,ayrılma gibi statik dengeyi rahatsız eden sonuçlar doğurmuştur. Eksik yerlerintamamlanması yönündeki gelişigüzel girişimler ise yapının orijinal dokusunutamamlamaktan ve yapı statiğini desteklemekten uzak kalmıştır.Yapı ilk bakışta tüm özgün özelliklerini koruyor gibi algılansa da, özellikle ikincikullanım evresinin beraberinde getirdiği eklemeler ve değişiklikler ile orijinalde var olanbazı özellikler ortadan kalkmıştır. Söz konusu eklemeler, doğal aşınma ve kayıplaryanında, özellikle 1930'lu yıllardaki sur duvarlarının yıkımına yönelik uygulamalarsırasında büyük ölçüde yapıdan uzaklaştırılmıştır. Bu süreçlerdeki uygulamaların, her ikikattaki özgün donanımların yitirilmesinde etken olmasına karşın; günümüzde izlenemeyenbazı orijinal ayrıntıların rekonstrüksiyonu yapılabilmektedir. Kalan izler de yapının mezarişlevi yanında, değişik dönemlerde savunma kulesi ve kutsal mekan olarak kullanıldığınaişaret etmektedirler.Kulenin 1955 yılındaki tescilinden sonra, ayrıntılı bilimsel araştırmaları ve onarımçalışması yapılmayan ve kaderine terk edilen yapı, bu çalışma kapsamında ayrıntılı olarakele alınmış, bunun yanında rölöve çizimleri, restitüsyon ve restorasyon projeleri bilgisayarortamında hazırlanarak gelecekteki kaçınılmaz düzenlenme ve onarımlara zeminhazırlanmıştır.Rölöve çalışmaları, rölöve çizimleri, malzeme analizleri yanısıra malzeme vestrüktürde oluşan sorunlar analizleri olarak alt başlıklar altında irdelenmiştir. Restitüsyonprojesi, yapıda varolan izlere, yapı ile ilgili yazılı kaynaklar ve görsel belgelere, benzerkütle, fonksiyon ve plan şemasına sahip diğer yapılarla olan tipoloji araştırmalarınadayanarak hazırlanmıştır. Restorasyon (Koruma-Onarım) Projesi hazırlanırken, yapınınkoruma ve kullanım sorunlarını çözmeye yönelik müdahale ilkeleri belirlenmiştir. Yapınınsadece orijinal halini değil, zaman içinde geçirmiş olduğu bütün evreleri korumak vesergilemek amaçlanmıştır. Arkeolojik verilerle doğrulanmayan, herhangi bir belge vebilgiye dayanmayan bölümlerde tamamlamadan kaçınılmış, yapının tamamlanmasıamaçlanmamıştır. Mevcut izlerin sağlamlaştırılması ve yapının yaşamını sağlıklı olaraksürdürmesini sağlayıcı önlemlerin alınması restorasyon projesinde önerilmiştir.

Şebnem Alp
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
DoctorateOpen AccessTR

Büyük İskender'in Gandhara ve Pencap seferi ve hellenizasyon

MÖ 356 yılında doğmuş olan İskender'in, 13 yaşından 16 yaşına kadar ünlü filozof Aristoteles'ten eğitim aldığı bilinmektedir. Gençliğinde kralın Doğu'nun zenginliğinden özellikle Hindistan'ın zenginliğinden etkilendiği söylenebilir. Tarih boyunca Hindistan'ın sahip olduğu varlığın (doğal/yer altı ve yer üstü zenginliği) bolluğun her zaman başka ulusların saldırısını teşvik etmiş olduğu görünmektedir. Bunlara Aryanlar, Persler, Gazneli Sultan Mahmut'un saldırıları ve İngiliz sömürgeciliği örnek gösterilebilir. Büyük İskender, Pers hâkimiyetinden özellikle de Batı Anadolu'daki egemenlikleri ve yönetimleri hakkında bilgi sahibidir. İskender, babası bir suikasta uğradığında henüz 20 yaşındayken tahta geçmiştir. Makedonya tahtına geçer geçmez hemen babasından kendisine miras düşünceyle Doğu seferi için hazırlıklara başlamıştır. Amacı, Perslerden intikam almak, Doğu'nun mal varlığını ele geçirerek kendi memleketini zenginleştirmekti. Büyük İskender, MÖ 334 yılında Doğu seferine başlamış ve 11-12 yıl içinde imparatorluğunun sınırlarını Makedonya'dan Hindistan'a kadar genişletmeyi başarmıştır. Bütün Dünya'yı ele geçirmeyi planlarken, ordudaki huzursuzluk nedeniyle Hindistan'ın Hyphasis (Beas) Nehri kıyısından geri dönmek zorunda kalmıştır. Hindistan'dan dönüşü, Babil'deyken MÖ 323 yılının 10 Haziranı'nda muhtemelen zehirlenmenin neden olduğu yüksek ateşten Babil'de (bugünkü Irak) ölmüştür. Başka bir görüşe göre de suikasta uğramış olduğu ileri sürülmektedir. Ölümünün ardından generalleri İmparatorluğu bir bütün olarak yaşatmak yerine parçalara bölerek, kendi hâkimiyetlerindeki satraplıklara ayırarak, yönetmeyi yeğlemişler ve böylelikle Diadokhos'lar dönemi başlamıştır. Diadokhos'larla başlayıp ardıllarıyla Hellenistik Krallıklara evrilen bu süreç Hellenistik krallıklar, birbiri ardına Romalılar tarafından ele geçirilene (MÖ 30 yılına) kadar, hüküm sürmüştür. Ancak, Hindistan Roma egemenliğine hiç girmemiştir. İskender'in ölümünden kısa bir süre sonra, bölgedeki Hellenistik Satraplığın yıkılmasıyla Hindistan'ın ilk bağımsız ve egemen İmparatorluğu olan, Chandragupta Maurya tarafından, Maurya İmparatorluğu kurulmuştur. Büyük İskender'in Doğu Seferi'nin sonucunda Doğu ve Batı kültürlerinin karşılıklı olarak birbirini etkilemesi neticesinde yeni bir kültür olan "Helenizm" ortaya çıkmıştır. Bu tez çalışmasında antik kaynaklar, arkeolojik, nümizmatik ve epigrafik veriler göz önünde bulundurularak Büyük İskender'in Gandhara ve Pencap Seferi ve Helenizasyon süreci mercek altına alınmıştır. Bunu yaparken bu zamana değin İskender'in Gandhara ve Pencap seferi konusunda yayımlanmış modern kaynaklar ışığında bu dönem içerisinde yaşanan siyasal, sosyal ve kültürel gelişmeler birlikte değerlendirilmiştir.

Klasik arkeoloji
Md Mozahedul Haque
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Side Antik Kenti'nde ele geçen bronz kantar ve aksamları

Side Antik Kenti, Doğu Akdeniz'deki konumu ile önemli bir durak noktası olmuş ve uzun yıllar ticaretin merkezinde yer almıştır. Liman kenti olmasıyla ticaret, kentin ana geçim kaynağı olmuştur. Kentte, köle ve av hayvanlarının ticaretinin yanında bölgede üretilen zeytinyağı, buğday, susam gibi ürünlerin de ticareti yapılmıştır. Bölgede üretimi yapılan ürünlerin tartılması/ölçülmesi için kantarlar, önemli bir yer tutmaktadır. Side Antik Kenti'nde yapılan çalışmalarda tespit edilen bronz kantar ve aksamlarının tanımları yapılmış, eserler tipolojik olarak benzer örnekleri ile karşılaştırılarak tarihlendirilmesine çalışılmıştır. Farklı boyutlarda olan eserlerin üzerinde yer alan ölçü sistemleri tespit edilmiş ve Side'de ne gibi ölçü sistemlerinin kullanıldığı anlaşılmaya çalışılmıştır.

Antalya-SideAğırlık ölçme sistemiPamphylia
Esin Emre Arı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Side kentsel ve III. derece arkeolojik sit alanı 779-14, 798-1, 785-19 ve 785-18 parsel kazılarının seramikler ışığında değerlendirilmesi

12. yüzyılın önemli coğrafyacılarından birisi olan el-İdrisî'den başlayarak 1882 yılında bölgeye gelen Lanckoronski'ye kadar birçok coğrafyacı ve seyyahın dikkatini çeken Side, kuşkusuz ki Pamphylia'nın en önemli limanlarından birisidir. Özellikle köle ticareti ile ön plana çıkan kent, territoriumunda üretilen tarım ürünlerinin ve diğer ihraç ürünlerinin Doğu Akdeniz pazarına sunulduğu büyük bir liman kentiydi. Bu noktada kentin planı ve görkemli kamu yapıları, kentin önemini ve büyüklüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra 2014 yılından bu yana, kentte, yarımada üzerinde yer alan parsellerde, Side Koruma Amaçlı Revize İmar Planı doğrultusunda gerçekleştirilen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan yeni bulgular, Side'de antik dönem boyunca sürdürülen imar faaliyetlerinin kapsamını ve yoğunluğunu açığa çıkarmaktadır. Bu kapsamda gerçekleştirilen 779-14, 798-1, 785-19 ve 785-18 Parsel kazılarında elde edilen sonuçlar, Side'nin farklı yüzyıllarda sahip olduğu konut geleneğinin anlaşılabilmesi açısından önemlidir. Birbirlerinden farklı gelenekleri yansıtmalarının yanı sıra söz konusu yapılar, uzun kullanım süreçleri içerisinde aynı anda kullanıldıkları dönemleri de yaşamışlardır. Bu kazılarda elde edilen seramikler ve oluşturdukları kap repertuarı, Doğu Akdeniz ticaretinde önemli bir liman kenti olan Side'nin Kuzey Afrika, Suriye, Filistin, Lübnan, Kıbrıs, Anadolu'nun güney kıyıları (özellikle Lykia ve Kilikia) ve Ege Adaları ile ticari ve kültürel ilişkilerini de yansıtmaktadır. Anahtar Sözcükler: Side, Mimari, Seramik, Stratigrafi, Konut.

Antalya-SideArkeolojik kazılarKlasik arkeoloji+2
Fatma Çağım Özcan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hellenistik Dönem'de Smyrna çevresindeki kaleler

Tez kapsamında, Hellenistik Dönem'de Smyrna çevresindeki kaleler konumları ve görüş alanlarına göre ele alınmıştır. Görüş alanları yerinde yapılan gözlemler ve bilgisayar ortamındaki analizlerle tespit edilmiştir. Kalelerin çevreleriyle ilişkisini anlayabilmek için incelemeye gözetleme yerleri de dahil edilmiştir. Kale, gözetleme yeri, yol ağları ve sınır ilişkileri tartışılmıştır.

Helenistik DönemKalelerSmyrna
Yiğit Ozar
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Çağ'da Anadolu'da karyatidler

Bu yüksek lisans tezinin konusunu Antik Çağ'da Anadolu coğrafyasında, çeşitli mimari yapılarda sütun yerine kullanılan Karyatidler oluşturur. Bu tezde, Karyatidler bulundukları kentin yapısı ve tarihi ile birlikte ele alınmış, karyatidlerin yapılış amaçları ve buluntu yerleri ile ilişkileri incelenmiştir. Karyatidlerin stil özellikleri gerek çağdaşları gerekse diğer dönemlerdeki karyatidler ile birlikte tanrıçalar ve diğer heykeller ile de karşılaştırılmıştır. Eserlerin tespiti için, yayınlanmış kaynaklar üzerinden kaynak araştırması yapılmış ve bu sayede Anadolu'da bulunan belli başlı Karyatidler sıralanmıştır. Kaynak araştırmasının yanı sıra, stil kritiği yöntemiyle Karyatidlerin diğer örneklerle olan benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koyularak Anadolu'ya özgü özellikler saptanmıştır.

AnadoluAntik ÇağArkeoloji+4
Zeynep Zorer
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Burdur Müzesi'nde bulunan Demir Çağ ok uçları

Bu çalışma kapsamında Burdur Müzesi'nde bulunan Demir Çağı'na ait 294 adet ok ucu incelenmiştir. Çalışma kapsamında incelenen ok uçlarının, 32 alt tipten oluşan tipolojisi oluşturulmuştur. Hazırlanan yeni tipoloji sayesinde, ok uçlarının tiplere ayrımı oldukça basitleştirilmiştir. Söz konusu yeni tipoloji, sadece bu tezde çalışılan ok uçlarını değil, yerine göre eklemeler ile tüm Demir Çağ ok uçlarını kapsayacak şekilde oluşturulmuştur. Tiplere ayrılan ok uçlarının, literatürdeki benzerleri ile karşılaştırılması ile ok uçlarının tarihlendirmeleri ve kökenleri hakkında önemli veriler elde edilmiş, böylece Anadolu'nun Demirçağ ok ucu dağılımı hem sayısal hem tipolojik hem de tarihsel açıdan biraz daha aydınlanmıştır. Ayrıca, ok uçlarının daha iyi anlaşılması açısından kısaca yay ve ok uçlarının tarihçesinden bahsedilmiş, tarih öncesi dönemlere ait en eski yay, ok ve ok ucu buluntuları hakkında bilgi verilmiş, Demir Çağı'na kadarki süreçte ve Demir Çağı'nda kullanılan yaylardan ve ok ucu çeşitlerinden bahsedilmiştir.

Burdur MüzesiDemir ÇağıOk uçları+2
Kerem Önsoy
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Side M yapısı

Pamphylia Bölgesindeki Side antik kenti içerisinde yer alan ve literatüre M Yapısı olarak geçen yapı üzerinde yürütülen çalışmalar tezin ana temasını oluşturmaktadır. Söz konusu bu çalışma yapının mimarisi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu bakımdan yapının mimarlık tarihi içerisindeki yeri; plan özellikleri, restitüsyonu, kazılar ve mimari bezemenin sınıflandırılması ile oluşturulan tarihlendirmeye bağlı olarak irdelenmiştir. Çalışmada yapı evreleri ve bu evrelerin mimarideki yansımaları farklı başlıklar altında ele alınmıştır. Çalışmanın ulaştığı önemli sonuçlardan biri yapının bir gymnasium olduğunun tespit edilmiş olmasıdır. Ayrıca söz konusu gymnasiumun güneyinde yer alan başka bir yapı ile de bağlantısı ortaya çıkarılmış, böylece literatürde M Yapısı olarak incelenen yapının aslında bir hamam-gymnasium yapı kompleksi olduğu kesin olarak ortaya konmuştur. Yaklaşık 70 x 90 m ölçülerindeki bir Geç Hadrianus – Erken Antonin yapısı olan gymnasiumun doğu kısa kenarında tercih edilen özel mekânlar yapının ayrıcalıklı alanları olarak öne çıkmaktadır. Bahsi edilen mekânlardan merkezde yer alan ve imparator onurlandırma salonu olarak isimlendirilen kısım iki katlı aediculalı cephe mimarisi ile dikkat çekmektedir. Çalışmada mekânın cephe düzenlemesinin Side'deki Vespasianus Anıtı olarak isimlendirilen yapıdan etkilendiği, kendinden sonra Aspendos'taki tiyatronun sahne binasına ait cephe düzenlemesini etkilediği önerilmektedir. Bu bakımdan aediculalı cephe düzenlemesinin Hadrianus Döneminden Antoninler Dönemine geçişin mimari unsurlarını yansıttığı üzerinde durulmuştur. Plan bakımından incelendiğinde ise tipik bir hamam-gymnasium yapısı olarak ortaya çıkan düzenlemenin Pamphylia Bölgesi ve diğer Roma coğrafyası içerisindeki dağılımı araştırılmıştır. Yapının MS 130 – 150 yılları arasında inşa edildiği ve kullanımının 7. yüzyıl başında son bulduğu çalışma sonucunda elde edilen bir diğer önemli sonuçtur. Yürütülen çalışmalarda yaklaşık 450 yıllık kullanım periyodunu açıklığa kavuşturan 6 evre belgelenmiştir. Yapının ayakta kaldığı süre boyunca geçirdiği onarım ve yeni eklemeler çalışma içerisinde detaylı olarak ele alınmış, bununla birlikte yapının kentin şehirciliği içerisindeki yeri ve önemi ayrıca irdelenmiştir.

Antalya-Side
Adem Yurtsever
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tripolis amphoraları

Tripolis Antik Kenti'nde 2012-2019 yılları arasında sürekli ve sistemli bir şekilde gerçekleştirilen kazı ve yüzey araştırmalarında kent mimarisinin yanı sıra antik dönem insanının günlük yaşamı da şekillenmektedir. Gerçekleştirilen bu çalışmalarda, depolama ve özellikle de ticarette yoğun olarak kullanım görmüş olan amphora buluntuları tez çalışmamızın ana konusunu oluşturmuştur. Bu kapsamda 2012-2019 yılları arasındaki çalışmalarda ele geçen amphora buluntularından toplam 331 eserin çizim, katalog ve analoji çalışmaları yapılarak tez kapsamına dahil edilmiştir. Yapılan analoji araştırmaları sonucunda değerlendirilen parçalar ithal, yerel ve sınıflandırılamayan olmak üzere üç ana başlık altında incelenerek tipoloji oluşturulmuştur. Yapılan bu tipoloji ayrımı kentin diğer üretim bölgeleriyle olan ticari ilişkilerine yönelik önemli bilgiler vermiştir. Ayrıca kent içinde gerçekleştirilen üretim faaliyetleri hakkında da görüş sahibi olmamıza olanak sağlamıştır. Özellikle yerel üretim faaliyetlerinin ön planda olduğu görülen Tripolis, Hierapolis ve Laodikeia kentlerinin yakın ticari ilişki içinde olduğu anlaşılmıştır. Kıyı kentlerine göre İç Batı Anadolu'da Menderes (Meandros) Nehri'nin kenarında bir yamaç kenti olarak konumlanan Tripolis, Lykos Vadisi'nde önemli bir ticari konuma sahiptir. Yerel üretim ürünleri ve amphoralarının yanısıra, bulunan farklı bölge ve yerleşim amphoraları sayesinde deniz aşırı kentlerle de hatırı sayılır derecede önemli bir ticari ilişki içerisinde olduğu anlaşılmıştır. Amphora buluntuları kentte kamusal ve sivil mimari özellikler gösteren yapılardan ele geçmiştir. Özellikle kamu yapılarından olan Kemerli Yapı ve Kutsal Alan, sivil yapılardan olan Mozaikli Konut'ta ele geçen bol miktarda amphora buluntuları dikkat çekicidir. Kentin tarihi süreci ve mimari yapıları göz önüne alındığında genel olarak Tripolis'in MS 4. ve MS 7. yüzyıllar arasında yoğun şekilde üretim ve ticari faaliyetler içerisinde olduğu anlaşılmıştır.

AmforalarAntik mimariAntik Çağ+4
Serkan Katırancı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Aigai bouleuterionu

Aigai agorasının kuzeyinde yer alan Aigai bouleuterionu İ.Ö. 150 dolaylarında, Antiphanes tarafından yaptırılmış ve Zeus Bollaios, Hestia Bollaia ve Aigai Halkına adanmıştır. Yapının kuzey duvarının iç yüzünde yer alan nişler içerisine Antiphanes ve aile bireylerinin heykelleri dikilerek onurlandırılmışlardır. 23x14,5 m. ölçülerindeki bina yaklaşık 200 kişi kapasitelidir. Doğu-batı doğrultu bouleuterion, dikdörtgen plan içerisine bir theatronun yerleştirilerek tasarlanmıştır. Bouleuterionun 9 m. yüksekliğindeki ön cephesi iki katlı bir görüntüye sahiptir. İki evreden oluşan bina ilk evrede, arşiv odası olarak kullanılan bir ön oda, yapının ana mekanı olan theatronlu toplantı salonu ve en arkada portikolu bölüm olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. Theatronun kuzey ve güney uzun kenarlarındaki karşılıklı birer kapı ile theatrona giriş sağlanmakta, buna ek olarak güney duvarı batı ucundaki bir diğer kapı ile portikoya geçilmektedir. İ.S. 17 depremi sonucunda büyük tahribata uğrayan binada geniş çaplı onarımlara gidilmiştir. Bouleuterionun ikinci evresi olarak tanımlanan bu dönemde büyük oranda tahrip olan kuzey duvarın dışına destek amaçlı payanda inşa edilmiş ve niş içerisindeki heykeller onarılarak yeni yerlerine konmuştur. Bouleuterionun arşiv odası olan ön bölüm sekiz odaya bölünmüştür. İ.S. 2. yy.daki depremlerde bir kez daha hasar gören binanın portikosundaki tahrip olan iki sütun yenileri ile değiştirilmiştir. İ.S. 268-272'deki Herulii istilasının yarattığı korku ortamı sonucunda kentin terk edilmesi ile birlikte Aigai bouleuterionu da kullanımdan kalkmıştır

AigaiArkeolojiArkeolojik alanlar+6
Mehmet Gürbüzer
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Haleplibahçe mozaikleri

Şanlıurfa (Edessa) ilinin merkezindeki Haleplibahçe mevkiinde yapılan kurtarma kazıları sonucunda Amazonlar Villası olarak adlandırılmış bir villa ortaya çıkartılmıştır. Çalışmada, bu villanın odalarının tabanlarını süsleyen mozaikler stilistik ve ikonografik açılardan ele alınarak incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Amazonlar Villası on iki mekan ve iki iç avludan oluşmaktadır. Tüm mekanlarının tabanları mozaik döşemeli bir yapıdır. Mozaiklerin çoğunda tahribat vardır. Korunmuş olan döşemeler çok renkli ve figüratif bezemelere sahiptir. Geometrik desenler sadece merkezinde panel düzenlemesine bulunan mozaiklerin bordürlerinde görülür. Ana sahnelerin zeminini oluşturan tesseralar iç içe geçmiş balık pulu deseninde düzenlenmiştir. Panelli örneklerde zemin düzenlemesine gül goncaları eklenmiştir. Panolardan beşi merkeze yerleştirilmiş panel içerisindeki figür veya figürlerden oluşan tasarıma sahiptir. Panellerden birinde Ktisis kişileştirmesi yer alırken diğerlerinde kaplan, aslan ile bir çoban ve zebra bulunur. Diğer üç panoda Avlanan Amazon kraliçeleri, Akhilleus'un hayatı ve bir av sahnesi tasvir edilmiştir. Amazon mozaiğinin bordüründe akanthus sarmalları arasında avlanan Eroslar ile çeşitli hayvanlar bulunur. Av sahneli salon mozaiğinin bordürünün Nil nehri ikonografisine ait unsurlardan oluştuğu görülür. Mozaikler konu ve üslup olarak 5. – 6. yüzyıla ait, Doğu'da Sarrin, Antiokhia, Apamea örnekleri; Batı'da Ravenna San Vitale mozaikleri ile İstanbul Büyük Saray mozaikleriyle karşılaştırılmaktadır. Amazonlar Villası mozaiklerinde ele alınan konularda Edessa'da Hıristiyanlığın güçlenmiş olduğu bir dönemde paganizme ait unsurların görülmesi büyük önem taşır. Bunun yanında mozaikler I. Iustianus döneminin özelliklerini de yansıtmaktadır.

Mozaik sanatıMozaiklerMüzeler+3
Seçil Üney
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00