Ankara Hacı Bayram Veli University
Anabilim Dalı

Psikoloji Anabilim Dalı

Ankara Hacı Bayram Veli University

1.025

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken çocuklukta duygu düzenleme becerilerinin aile sistemleri açısından incelenmesi: Ebeveyn istismar farkındalığı, evlilik uyumu, kardeş ilişkileri ve genel aile uyumu

Bu çalışmada çocukların duygu düzenleme becerileri üzerinde ailenin ve aile alt sistemlerinin çeşitli etkileşimlerle yordayıcı etkisi araştırılmıştır. Çocuğun duygu düzenleme becerileri ile ilişkileri incelenen değişkenler, ikili sistemler özelinde istismar ya da ihmal riski olabilecek etkileşimler dikkate alınarak seçilmiştir. Bu doğrultuda ebeveyn-çocuk alt sistemini temsilen ebeveynlerin istismar farkındalıkları, anne-baba alt sistemini temsilen evlilik uyumu, kardeş-kardeş alt sistemini temsilen kardeş ilişkilerinin niteliği ve genel aile sistemini temsilen aile uyumu incelenmiştir. Bu bağlamda anne babaların çocuklarına yönelik davranışlarına ilişkin istismar farkındalığı, kendi aralarındaki evlilik uyumu ve kardeşler arasındaki ilişkinin niteliği ile çocuğun duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkilerde aile uyumunun aracı rolüne işaret eden bir model sınanmıştır. Araştırmanın örneklemini yaşları 22-49 arasında değişen 120 anne/baba oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Ölçeği, İstismar Farkındalık Ölçeği – Ebeveyn Formu, Schaeffer Kardeş Davranışı Değerlendirme Ölçeği, Aile Uyum Ölçeği Kısa Formu, Evlilikte Uyum Ölçeği ve COVID-19 Pandemisi Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Ebeveyn-çocuk alt sistemini değerlendirmek amacıyla kullanılan ölçeğin iç tutarlılık katsayısının düşük bulunması nedeniyle bu alt sisteme ilişkin ölçüm modelden çıkarılmıştır. Araştırma hipotezleri doğrultusunda oluşturulan model AMOS Programı aracılığıyla test edilmiştir. Analiz sonuçları hipotez modelinin veri ile kısmi uyumluluk gösterdiğine işaret etmektedir. Ebeveynlerin evlilik uyumu ve kardeş ilişkilerinin niteliği ile 2-6 yaş çocuğun duygu düzenleme/kontrol düzeyleri ve duygularının değişkenlik/olumsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkide aile uyumunun aracı rolünün sınandığı modelde, aile uyumu ile çocuğun duygularının değişkenlik/olumsuzluk düzeyi arasında doğrudan ilişki görülmemekle birlikte önerilen aracılık yolunun duygu düzenleme/kontrol üzerindeki etkisinin anlamlı olduğu görülmüştür. Erken çocukluk döneminde duygu düzenleme becerisi üzerinde aileyi bir sistem olarak ele almayı amaçlayan bu çalışma, çocukların duygu düzenleme becerileri ile çalışırken aileyi bütüncül bir şekilde ele almanın önemli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: duygu düzenleme, aile sistemleri, istismar farkındalığı, evlilik uyumu, olumlu kardeş ilişkileri

AileAile sistemleri teorisiDuygu düzenleme+5
Cansu Eminoğlu
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The predictive role of circumcision age on sexual experiences of men: The mediator role of self-related concepts

The present study aims to examine the relationships between circumcision age and sexual experiences of men which are premature ejaculation, erectile dysfunction, and sexual dissatisfaction. In line with this aim, path analysis was conducted to investigate the mediational role of self-related concepts which are self-esteem and self-efficacy in the relation with circumcision age and sexual dysfunctions. Also, the differences between circumcision age groups (0-3, 4-6, 7-12) on measures of the study were tested as a secondary aim of the study. The sample of the research consists of 236 circumcised men who were circumcised between the ages of 0 to 12. The participants who sign the informed consent form completed the Demographic Information Form which consists of questions regarding circumcision experience, The Golombok-Rust Inventory of Sexual Satisfaction (GRISS), The Perceived Stress Scale (PSS), and Two-Dimensional Self-Esteem: The Self-Liking/Self-Competence Scale (SLCS). Self-efficacy was removed from the main analysis of the study and only self-esteem was used as a self-related concept because of the high correlation between self-esteem and self-efficacy. Also, COVID-19 pandemic was appeared in Turkey during data collection process. Therefore, stress scores of participants, who were enrolled in the study before and after the first COVID-19 cases, were compared with each other. The results showed that there is no significant difference between groups. Therefore, all participants were included in other analyses. According to the results, there is no significant difference between circumcision age groups in terms of measures of the study (sexual experiences and self-esteem). On the other hand, the path analysis results show that circumcision age negatively predicts self-esteem. Also, self-esteem predicts sexual dysfunctions and sexual dissatisfaction in a negative way. The results of path analysis revealed the significant mediational role of self-esteem in the relationship between circumcision age and sexual dysfunction. Finally, it can be concluded that as the circumcision age increases, a decrease is observed in individuals' self-esteem and this diminishment causes an increase in premature ejaculation and erectile dysfunction symptoms, and sexual dissatisfaction scores in men. These findings support the hypothesis of this research regarding the mediating role of self-related concepts. The results are discussed under the light of the literature.

Self esteemPremature ejaculationErectile dysfunction+3
Eliz Soğular
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zorunlu göç deneyimi ve psikolojik dayanıklılık ilişkisi

Bu çalışma Türkiye'de yaşayan zorunlu göçmenlerin göç deneyimleri ve psikolojik dayanıklılık ilişkisini nitel yöntemler kullanarak incelemektedir. Araştırmanın amacı zorunlu göçmenlerin göç deneyimlerini göç öncesi, sırası ve sonrasındaki deneyimleri ve psikolojik dayanıklılık bağlamında incelemektir. Bu amaçla Ankara'da ikamet eden ve Irak'tan gelmiş Türkmen zorunlu göçmenler (n= 7) ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin analizinde yorumlayıcı fenomenolojik analiz yöntemine başvurulmuştur. Sonuçlar zorunlu göçmenlerin, yaşamış oldukları birçok zorlu ve travmatik deneyime karşın çeşitli içsel ve dışsal baş etme yollarını kullandıklarına ve psikolojik dayanıklılıklarının yüksek olduğuna işaret etmektedir. Zorunlu göçmenlerin psikolojik dayanıklılıkları, sahip oldukları kişisel özellikler, başa çıkma yöntemleri, sosyal destek sistemi ile güçlenmekte iken bir taraftan da ayrımcılık, yaşam koşulları, geçmişten getirdikleri travmatik deneyimler ile kısıtlanmaktadır. Araştırmanın bulguları psikologlara, sosyal çalışmacılara, sivil toplum kuruluşlarına, karar mekanizmalarına zorunlu göçmenlerin göç deneyimlerine ve psikolojik dayanıklılıklarına dair daha derin bir anlayış kazandırabilir.

GöçlerGöçmenlerIrak Türkleri+6
Kardelen Sayan
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Affect, impulsivity, and metacognition in borderline personality disorder feature

The first aim of the present study is to examine the association of Borderline Personality Disorder feature (high-low), and positive affect (low-high) in two different dimensions of impulsivity namely self-report and delay-related. The second aim of the study is to explore effect of the gender on BPD feature. The last aim of the current study is to examine relationships among individuals' impulsivity scores (self-report and delay-related), and metacognitive abilities (monitoring action activity and dysfunctional metacognitive beliefs). The sample of the research consists of 236 (135 female and 101 male) participants whose ages ranged from 18 to 55. The participants firstly signed the informed consent, then completed the Demographic Information Questionnaire, Borderline Personality Inventory, Barratt Impulsiveness Scale-11, Delay Discounting Task (Monetary Choice Questionnaire), Metacognition Questionnaire-30, and Task-Related Metacognition Questionnaire. Results indicated that individuals who have high BPD feature also have higher self-report impulsivity scores than individuals with low Borderline Personality Disorder feature; individuals with low positive affect were found to have higher self-report impulsivity than individuals who are in a high positive affect state; individuals with high BPD feature and high positive affect made more impulsive choices than individuals with high BPD feature and low positive affect. Results regarding gender effect on Borderline Personality Disorder feature demonstrated that no significant difference in Borderline Personality Disorder feature in terms of gender. Also, it was found that increased delay-related impulsivity is associated with increased self-report impulsivity. Moreover, regarding metacognitive abilities, results showed that individuals who rate their decisions as more profitable during Delay Discounting Task tend to show less delay-related impulsiveness, similarly, they were found less impulsive in self-report measures. However, no association between dysfunctional metacognitive beliefs and monitoring action activity was found. Keywords: Borderline personality feature, self-report impulsivity, delay-related impulsivity, affect, metacognition

MetacognitiveAffectiveImpulsivity+2
Cemre Karaarslan
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yas deneyimi yaşamış bireylerde travma sonrası büyümeyi yordayan değişkenler: Geçmiş yas deneyimleri, kontrol odağı ve psikolojik belirtiler

Bu çalışmanın birinci amacı, son iki yıl içerisinde bir kayıp yaşamış bireylerde geçmiş yas deneyimleri, kontrol odağı, kayıp sonrasında oluşan psikolojik belirtiler ve travma sonrası büyüme arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın ikinci amacı, travma sonrası büyümeyi yordayan faktörlerin bulunmasıdır. Örneklem, son iki yıl içerisinde bir yakınını kaybetmiş 276 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılar 18-65 yaş aralığında olup katılımcıların 139'u (%50.4) kadın, 137'si (%49.6) erkektir. Katılımcıların demografik bilgilerini toplamak adına sosyo demografik bilgi formu; geçmiş yas deneyimleri hakkında bilgi sahibi olmak adına Geçmiş Yas Deneyimleri Ölçeği (GYDÖ); travma sonrası büyüme durumlarıyla ilgili bilgi almak için Travma Sonrası Büyüme Ölçeği (TSBÖ); olaylar karşısında yaptıkları atıfların türünü anlamak amacıyla Kontrol Odağı Ölçeği (KOÖ) ve yasın şiddetini ölçmek adına ise Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. İstatistiksel analizler; araştırmanın değişkenlerinden olan kontrol odağı, travma sonrası büyüme ve psikolojik belirtiler arasında anlamlı ilişkiler olduğunu göstermektedir. Geçmiş yas deneyimleri değişkeniyle araştırmanın diğer değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamsız bir ilişki olduğu bulunmuştur. Sonrasında travma sonrası büyümeyi yordayan faktörler incelenmiştir. Analiz sonuçları; dış kontrol odağı, psikolojik belirtiler, kayıpla beraber geçirilen süre, cinsiyet ve yaşın travma sonrası büyümeyi yordayan faktörler olduğunu göstermiştir. Bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmış, araştırmanın alanyazın ve klinik uygulama için önemi vurgulanmıştır. Son olarak araştırmadaki kısıtlılıklar incelenerek gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.

Denetim odağıPsikolojik belirtilerTravma sonrası büyüme+4
İrem Köroğlu
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde COVID-19 dönemindeki sosyal izolasyon ve sosyal destek algısı ile siber mağduriyetle başa çıkma düzeyi ve psikolojik iyilik hali arasındaki ilişkiler

Bu çalışmanın ilk amacı internet ağlarının kullanım sıklığının anlamlı bir şekilde yaygınlaşması ve Covid -19 küresel salgını sebebiyle bireylerin gerek kısıtlamalar gerekse de güvenlik tedbirleri çerçevesinde evde geçirdikleri sürenin artması ve bu artışın genç yetişkinlerin deneyimledikleri siber mağduriyete olan olası etkisini incelemektir. Bu çalışmanın ikinci amacı ise kişilerin deneyimlediği siber mağduriyetin, siber mağduriyetle başa çıkma ve psikoklojik iyilik hali arasındaki etkiyi incelemektir. Bu çalışmanın bir diğer amacı ise siber mağduriyete maruz kalma ve siber mağduriyetle başa çıkma düzeyinin cinsiyete göre değişiklik gösterip göstermediğini incelemektir. Araştırmanın örneklemini 18 ile 25 yaş arasında değişen (169'u kadın ve 112'si erkek) yükseköğrenim öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada kullanılan veri toplama araçları sırasıyla; Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Sosyal İzolasyon Ölçümü, Siber Zorbalığa Maruz Kalınan Alanlar Ölçümü, Psikolojik İyilik Hali Ölçeği, Siber Mağdur Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Çok Boyutlu COVID-19 Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma hipotezleri doğrultusunda oluşturulan model AMOS Programı aracılığıyla test edilmiştir. Analiz sonuçları hipotez modelinin veri ile uyumluluk göstermediğine işaret etmektedir. Bu sebeple kavramsal model yerine AMOS Porgamının önerdiği alternatif model incelenmiş ve raporlanmıştır. Yükseköğrenime devam eden genç yetişkinlerde, Covid-19 hassasiyeti kontrol edildiğinde, sosyal izolasyondaki artış ve algılanan sosyal destekteki düşüşün internette geçirilen süreyi arttırdığını ve internette geçirilen sürenin ve siber mağduriyetin aracı etkisi ile kişilerin siber mağduriyetle başa çıkma düzeyi ve psikolojik iyilik haline olan etkisinin anlamlı olmadığı görülmüştür. Ancak bireylerin algıladıkları sosyal desteğin internette geçirilen süre ve psikolojik iyilik hali üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüş ve internette geçirilen sürenin siber mağduriyete maruz kalma üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Üniversite eğitimine devam eden genç yetişkinlerin internette geçirdikleri sürenin onların siber mağduriyete maruz kalma ihtimalini etkilediği dolayısıyla internette geçirdikleri sürenin önemini göstermektedir. Araştırma sonucunda elde edilen sonuçlar ilgili alanyazın doğrultusunda tartışılmıştır.

COVID 19MağduriyetPsikolojik iyi oluş+6
Ömer Aykutalp Börklü
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Depresyon ve erteleme eğilimlerine göre akademik ertelemenin yordayıcıları; benlik algısı, zaman algısı ve bilişsel çarpıtmalar

Bu tez çalışmasının üç ana odağı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, bireylerin akademik erteleme davranışlarının depresyon ve genel erteleme düzeylerine göre farklılaşan bir yapısının olup olmadığını test edilmesidir. İkinci amaç ise gruplararası farklılaşmadan bağımsız olarak tüm örneklemin COVID-19 pandemisinin etkileri ve uzaktan eğitim motivasyonları kontrol edildiğinde bireylerin akademik erteleme davranışlarının; benlik algısı, bilişsel çarpıtmalar ve zaman perspektifleri değişkenleri tarafından yordayan modelin araştırılması ve olası modelin etkilerin gücünün incelenmesidir. Üçüncü amaç ise COVID-19 pandemisinin etkileri ve öğrencilerin uzaktan eğitim kontrol edildiğinde, depresyon ve genel erteleme düzeylerine göre farklılaşma görülen gruplar özelinde bireylerin akademik erteleme davranışlarını benlik algısı, bilişsel çarpıtmalar ve zaman perspektifleri değişkenleri tarafından yordayan modelin araştırılması ve olası modelin etkilerin gücünün incelenmesidir. Çalışmaya % 86.8'i kadın, (N = 325), %12,2'si erkek (N = 46), %0,8 (N =3) cinsel yönelimini belirtmemiş olmak üzere toplam 374 katılımcı alınmıştır. Çalışmada, Çok Boyutlu COVID-19 Ölçeği, Yetişkin Erteleme Envanteri, Beck Depresyon Envanteri, Sosyal Karşılaştırma Ölçeği, Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği, Tuckman Akademik Erteleme Ölçeği, Zimbardo Zaman Perspektifi Envanteri ile demografik değişkenlerin anlaşılması amacıyla demografik bilgi formu kullanılmıştır. Beck Depresyon Envanteri'inden ve Yetişkin Erteleme Envanter'inden alınan ortalama puanlar, kümülatif yüzdeliklerine göre küçükten büyüğe 3 benzer yüzdelikte gruba ayrılarak düşük ve yüksek kesme noktaları belirlenmiştir. Belirlenen dahil etme kriterlerine göre ortak etki grupları (ideal grup, disforik ideal, ötimik erteleyici, disforik erteleyici) oluşturulmuştur. Bulgular, akademik erteleme davranışlarını açıklamada genel erteleme eğiliminin depresyon durumuna göre daha belirleyici olduğunu göstermektedir. Regresyon analizi bulgularına göre, depresyon ve genel erteleme düzeylerinden bağımsız bir şekilde; akademik ertelemeyi yordayıcı değişkenler, genel erteleme, depresyon, bilişsel çarpıtmalar ve zaman algısının alt boyutlarından geçmiş olumsuz ve gelecek yönelimidir. Etki gruplarında ise; ideal grup için akademik ertelemenin yordayıcısının genel erteleme olduğu, disforik ideal grup için zaman algısının gelecek yönelimi alt boyutunun etkili olduğu, ötimik erteleyici grupta akademik ertelemeyi yordayıcı bir değişkenin bulunmadığı ve son olarak disforik erteleyici grupta genel ertelemenin akademik ertelemeyi yordayıcı bir değişken olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular alanyazın ışığında değerlendirilerek tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.

Akademik ertelemeBilişsel çarpıtmaCOVID 19+5
Ece Gözde Ergür
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Psikolojik dayanıklılık mı, yanılsama mı: İstismar farkındalığına dair nitel bir araştırma

Bu çalışmada bireylerin istismar farkındalığı, istismara dair algı ve atıfları, istismar davranışlarına verilen tepkiler ve başa çıkma biçimleri istismarın üç biçimi olan partner, ebeveyn ve işyeri/yönetici istismarı çerçevesinde araştırılmıştır. İstismara dair atıfların ve başa çıkma biçimlerinin psikolojik dayanıklılık, istismar yaşantıları ve istismara dair mitler ile ilişkileri incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini 4 kadın 4 erkek olmak üzere 8 katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, İstismara Dair Mitler Formu, Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu, Stres Belirtileri Ölçeği ve İstismar Yaşantıları Formu kullanılmıştır. Görüşme formunda partner, ebeveyn ve işyeri/yönetici istismar davranışlarını içeren 6 senaryo hazırlanmış, her bir katılımcı ile yaklaşık 30 dakika süren görüşmeler yürütülerek istismar senaryolarına ve genel olarak istismar kavramına dair algı ve atıflar toplanmıştır. Yapılan görüşmeler tematik analiz yöntemi ile analiz edildiğinde istismar kavramına dair atıf, tepki, etki, motivasyon atfı ve başa çıkma olmak üzere toplam beş üst tema belirlenmiştir. Her bir üst tema için alt temalar belirlenmiştir. Atıf üst teması için alt temalar mağdur odaklı açıklama, istismarcı odaklı açıklama ve ilişki/ortam odaklı açıklama; Tepki üst teması için alt temalar farkında aktif, farkında olmayan aktif, farkında pasif, farkında olmayan pasif ve kararsız; Etki üst teması için alt temalar fiziksel, duygusal, bilişsel/ benliğe yönelik olumsuz atıflar, ilişkisel ve motivasyonel; Motivasyon atfı üst teması için alt temalar kontrol/güç/ prestij, çevre/bağlam, benlik değeri ve karakter özelliği; Başa çıkma üst teması için alt temalar problem odaklı başa çıkma ve duygu odaklı başa çıkma olarak belirlenmiştir. 8 katılımcıdan 6'sının en az bir senaryoda istismar davranışlarını fark etmediği ve normalleştirdiği ortaya konmuştur. Özellikle mağdur odaklı açıklamalar etrafında davranışların normalleştirildiği öne çıkmış ve farkındalığın en yüksek olduğu istismar biçiminin işyeri/ yönetici istismarı olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların istismar davranışlarının motivasyonlarına dair atıflarının literatürle uyumlu olduğu bulunmuş; güçlü olma motivasyonu, yetiştirilme tarzının etkisi ve bireyin yetersizlik algısı öne çıkan motivasyon kodları olmuştur. Başa çıkma biçimlerinde sadece duygu odaklı başa çıkma biçimlerini kullanan katılımcıların istismar yaşantılarına pasif tepkiler gösterdikleri ve stres puanlarının daha yüksek olduğu gözlenmiştir.

Başa çıkmaPsikolojik dayanıklılıkYanılsama+3
Ayşe Suna Gürdal
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Umut ve öz-yeterlik faktörlerinin çevresel endişe ve davranış ilişkisindeki düzenleyici rolü

Mevcut çalışmanın amaçları, kişilerdeki öz bildirime bağlı ölçümler ile öz-yeterlik ve umut faktörlerinin çevresel endişe-davranış ilişkisindeki düzenleyici rolünü incelemektir. Araştırma pandemi zamanında gerçekleştiğinden, araştırmanın örneklemi korona anksiyetesi çok yüksek olmayan 18-30 yaş aralığındaki 375 bireyden oluşmaktadır. Katılımcılar öncelikle bilgilendirilmiş onam formunu onaylamış ardından sırası ile Demografik Bilgi Formu, Çevresel Endişe Ölçeği, Çevre Davranış Ölçeği, Bütünleyici Umut Ölçeği, Genel Özyeterlilik Ölçeği, Koronavirüs Anksiyete Ölçeğini doldurmuşlardır. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, çevresel davranış ile çevresel endişe, öz-yeterlik ve umut arasında pozitif yönde ve anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Cinsiyete dayalı yapılan analiz sonucunda, araştırmanın değişkenlerinin cinsiyete bağlı farklılaşmadıkları bulunmuştur. Bununla birlikte, umut ve öz-yeterliğin çevresel endişe ve davranış ilişkisindeki düzenleyici etkisine bakıldığında hem çevresel endişe ve umut hem de çevresel endişe ve öz-yeterlik etkileşimlerinin çevresel davranış üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmuştur. Bir başka ifade ile, hem öz-yeterlik hem de umut değişkenlerinin çevresel endişe-davranış ilişkisinde düzenleyici rolü vardır. Ancak, çevresel endişe ve umut etkileşiminin çevresel davranış üzerinde azaltıcı bir etkiye, çevresel endişe ve öz-yeterlik etkileşiminin ise çevresel davranış üzerinde artırıcı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Ardından bulunan sonuçlar ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Çevresel endişe, Çevresel davranış, Umut, Öz-Yeterlik

UmutÇevreÇevresel davranışlar+3
Eylül Sarıoğuz
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sınırda (borderline) kişilik örgütlenmesinde ilişki ve partner obsesyonlarının nesne ilişkileri perspektifinden incelenmesi

Bu çalışmanın temel amacı sınırda kişilik örgütlenmesindeki ilişki ve partner obsesyonlarının Nesne İlişkileri perspektifinden incelenmesidir. Bu doğrultuda yabancılaşma, benmerkezcilik, sosyal yetersizlik ve güvensiz bağlanma gibi nesne ilişkileri niteliklerinin ve ayrılık kaygısının sınırda kişilik örgütlenmesinde ilişki ve partner obsesyonları üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 18 yaş üzerinde olup mevcut bir ilişkisi olan 419 kadın katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Borderline Kişilik Envanteri, Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği, Partnere İlişkin Obsesif-Kompulsif Belirti Ölçeği, Bell Nesne İlişkileri Ölçeği ve Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketi kullanılmıştır. Veri seti araştırma sorularına ve hipotezlerine uygun olarak SPSS Programı ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre sınırda kişilik örgütlenmesinde ilişki obsesyonlarını yabancılaşmanın, güvensiz bağlanmanın ve benmerkezciliğin; partner obsesyonlarını ise yabancılaşmanın ve benmerkezciliğin yordadığı görülmüştür. Çalışmanın sınırda kişiliğin ilişkisel doğasına ve ilişkisel obsesyonların klinik görünümüne ilişkin önemli veriler sunduğu görülmektedir.

Ayrılık kaygısıNesne ilişkileriObsessif kompülsif bozukluk+3
İpek Selin Günhan
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortoreksiya Nervozanın yordayıcıları: Romantik ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler, mükemmeliyetçilik, bilişsel esneklik ve benlik saygısı

Mevcut araştırmada, ortoreksiya nervozanın romantik ilişki ve partner odaklı obsesif-kompulsif belirtiler, bilişsel esneklik, mükemmeliyetçilik ve benlik saygısı değişkenleri üzerinden yordayıcı rolünün sınanması amaçlanmıştır. Buna göre, 828 gönüllü katılımcıdan, araştırmanın amacına uygun olmayan 19 katılımcı çıkarılmıştır. Sonuç itibariyle, yaşları 18 ile 66 arasında değişen (ort. Yaş: 29,52 SS = 8.21) 809 katılımcı analize dâhil edilmiştir. Araştırmanın amaçları doğrultusunda verilerin toplanmasında katılımcılardan önce çalışmaya katılmak istediklerine dair onam formunu imzalamaları istenmiştir. Ardından katılımcılardan demografik bilgileri için Demografik Bilgi Formu, ortoreksiya nervosa düzeylerini ölçmek için ORTO-11 Envanteri, romantik ilişki obsesyon ve kompulsiyon düzeylerini belirlemek için Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği(RİOKB), partner odaklı romantik ilişki obsesyon ve kompulsiyonlarını ölçmek için Partnere İlişkin Obsesif-Kompulsif Belirti Ölçeği (PİOKB), bilişsel esnekliğin düzeyleri için Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE), uyumlu-uyumsuz mükemmeliyetçilik düzeylerini ölçmek için Mükemmeliyetçilik Ölçeği (MÖ) ve katılımcıların benlik saygısı düzeylerini ölçmek için Sosyal Karşılaştırma Ölçeği'ni(SKÖ) cevaplamaları istenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, kadınlarda mükemmeliyetçilik, partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler ve romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirtiler ortoreksiya nervozanın yordayıcıları olarak bulunmuştur. Analize dâhil edilen bilişsel esneklik ve benlik saygısı ile ortoreksiya nervoza arasındaki yordayıcı düzeydeki ilişkiler anlamlı bulunmamıştır. Erkeklerde ise yalnızca partner odaklı obsesif kompulsif belirtilerin ortoreksiya nervozanın yordayıcısı olduğu görülmüştür. Bilişsel esneklik, benlik algısı, mükemmeliyetçilik ve romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirtiler ile ortoreksiya nervoza arasındaki yordayıcı düzeydeki ilişkiler anlamlı bulunmamıştır. Türk alan yazınında ulaşılan kaynaklar dâhilinde ortoreksiya nervozanın bilişsel yordayıcılarına ilişkin çalışmaya rastlanmaması sebebiyle, mevcut çalışma bulgularının alan yazına kuramsal ve klinik bağlamda önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ortoreksiya nervoza, OKB, Mükemmeliyetçilik, Benlik saygısı, Bilişsel esneklik

Benlik saygısıBilişsel esneklikDuygusal ilişki+6
Ecem Yılmaz
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Covid-19 hastalık algısının, gençlerin depresif belirtileri üzerindeki etkisi

Covid-19 pandemisi, tüm dünyada insanların ekonomik ve sosyal hayatları üzerinde önemli derecede etki yaratmıştır. Salgının ortaya çıkardığı psikolojik etkileri tedavi edebilmek için birtakım bilimsel çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmada ise gençlerin hastalık algısının depresif belirtileri üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, Türkiye'nin farklı illerinde yaşayan, Covid-19 hastalığını geçirmemiş ama çevresinde bu hastalığı geçirenleri gözlemleyen 19-30 yaşları arasındaki 150 lisans ile yüksek lisans öğrencileri ve mezunlarından oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak, kişilerin Covid-19 hastalığı ile ilgili bilgileri ve demografik bilgilerini içeren Demografik Bilgi Formu, Koronavirüs (Covid-19) Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendirme Ölçeği, Covid-19 Psikolojik Sıkıntı Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. Araştırma verilerinin elde edilebilmesi için kullanılacak olan anketler ve ölçekler, katılımcılara internet üzerinden form gönderilen Google Forms Platformu aracılığı ile ulaştırılmıştır. Depresyon alt boyutu ile Covid-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendirme Ölçeğindeki bilişsel kaçınma arasında pozitif, Covid-19 Psikolojik Sıkıntı Ölçeğindeki korku-kaygı arasında pozitif ve KSE'nin alt boyutlarından saldırganlık, somatizasyon, anksiyete ve olumsuz benlik arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir. Sonuç olarak; kadınlarda ve en genç yaş grubundaki katılımcılarda depresif belirtiler görülmüştür. Bu sonuç doğrultusunda, gençlerin yaşamlarını olumsuz yönde etkileyen olağanüstü durumlarda, ruh sağlıklarını korumaya ilişkin çalışmalara ağırlık verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

COVID 19Depresif belirtilerDepresyon+4
Ceren Nur Sarıkaya
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evli çiftlerde aleksitimik özelliklerin ilişki istikrarı ve mutluluk yönelimleri ile ilişkisi

Evlilik içi ilişkilerde eşlerin empati kurmaları ve birbirlerini anlamalarında aleksitiminin önemli rolü olduğunu belirten çalışmalara bakıldığında, aleksitimi ile ilişki istikrarı ve mutluluk yönelimlerinin birlikte ele alındığı çalışmaların sınırlı sayıda olduğu görülmüştür. Bu çalışmada; bilinen nörolojik ve psikiyatrik bir hastalık tanısı olmayan sağlıklı popülasyonda aleksitimi alt boyutlarının ilişki istikrarı ve mutluluk yönelimleri alt boyutlarıyla ilişkisi incelenmiştir. Çalışma 20-60 yaş aralığındaki 120 evli çiftle yürütülmüştür. Katılımcılara Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ), İlişki İstikrarı Ölçeği (İİÖ) ve Mutluluk Yönelimleri Ölçeği (MYÖ) uygulanmıştır. Çalışmanın örneklemi aleksitimik özelliklere göre ayrılarak İİÖ ve MYÖ alt boyutları ve sosyodemografjk faktörler açısından istatistiksel olarak incelenmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesi için 'Pearson Korelasyon Analizi'; değişkenlerin demografik faktörlerden bağımsız olarak incelenmesi için 'Hiyerarşik Regresyon Analizi' yapılmıştır. Analizler sonucunda, 35 yaş altındaki kadınlarda İlişki Doyumu puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. 0-5 yıl arası evli olan kadınların Seçeneklerin Niteliğini Değerlendirme ve İlişki Doyumu puanlarının daha yüksek olduğu, 5 yıldan uzun süredir evli olanlarınsa İlişki Yatırımı ve Yaşamın Anlamı puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Aleksitimik grupta, kadınlarda İlişkiye Bağlanım, İlişki Yatırımı puanlarının; erkeklerde ise Seçeneklerin Niteliğini Değerlendirme puanları aleksitimik olmayan gruba göre daha yüksek bulunmuştur. Kadınlarda Duyguları Tanımada Zorluk ile İlişkiye Bağlanım pozitif yönde ilişkili çıkmıştır. Kadınlardan elde edilen Duyguları Söze Dökmede Zorluk ile İlişki Doyumu arasındaki negatjf yönlü ilişki literatürle uyumludur. Literatürün aksine, kadınlarda Hayat Bağlılığı ile Duyguları Tanımada Zorluk pozitif ilişkiliyken; erkeklerde Hayat Bağlılığı, Duyguları Tanımada ve Söze Dökmede Zorluk pozitif ilişkili bulunmuştur. Literatürle çelişen bu bulgular toplumsal cinsiyet rolleri göz önünde bulundurularak tartışılmıştır.

AleksitimiEvli çiftlerEvlilik+5
Rüken Gökçe
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de geçici koruma altında olan Suriyelilerde algılanan ayrımcılığın ruh sağlığı üzerinde etkisinde başa çıkma stillerinin aracı rolü: Eskişehir ili örneği

Bu çalışmada Eskişehir ilinde geçici koruma altında yaşayan Suriyelilerin algıladıkları ayrımcılık düzeyi ile ruh sağlığı belirtileri arasındaki ilişkide başa çıkma stillerinin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini Eskişehir ilinde yaşayan 365 (210 erkek, 155 kadın) geçici koruma altındaki Suriyeli oluşturmaktadır. Katılımcılara kartopu örnekleme tekniği ile ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri Demografik Bilgi Formu, Algılanan Ayrımcılık Ölçeği, Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği-21, Travmatik Stres Belirti Ölçeği ve Başa Çıkma Stilleri Ölçeği-Kısa Form aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen bulgular SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Algılanan ayrımcılık, başa çıkma stilleri ve ruh sağlığı belirtilerinin demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğini incelemek amacıyla Bağımsız Gruplar t Testi kullanılmıştır Algılanan ayrımcılık, ruh sağlığı belirtileri ve başa çıkma stilleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson Korelasyon analizi uygulanmıştır. Başa çıkma stillerinin (problem odaklı, duygusal odaklı, işlevsel olmayan ve kendini suçlama) aracı rolünü görmek amacıyla ise Çoklu Regresyon analizi uygulanmıştır. Korelasyon analizi sonucunda incelenen değişkenler arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aracı rolünü incelemek amacıyla yapılan çoklu regresyon analizinde ise işlevsel olmayan başa çıkma stillerinin aracı rolü bulunmazken problem odaklı, duygusal odaklı ve kendini suçlama boyutlarının kısmi aracı rolü bulunduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Algılanan ayrımcılık, başa çıkma stilleri, geçici koruma altındaki Suriyeliler, ruh sağlığı, Travma sonrası stres bozukluğu

AlgıAyrımcılıkBaş etme stratejileri+5
Ecem Güloğlu
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde dijital oyun bağımlılığı ile saldırganlık, özdenetim ve sosyal kaygı ilişkisinin incelenmesi

Dijital oyunlar çocuğundan gencine birçok kişinin ilgi alanına girmektedir. Uzun yıllardır oyunlar teknolojik gelişmelerin ve şehirleşmenin etkisiyle bireysel alanlara ve dijital ortamlara taşınmaya başlamıştır. Bireyler dijital oyunları birçok farklı amaçla oynamaktadır. Kimileri dijital oyunları eğlenceli vakit geçirmek, boş zamanları değerlendirmek, rahatlamak için oynarken kimileri rekabet duygusunu hissetmek, maddi-manevi kazanç elde etmek, çeşitli olumsuz hayat olaylarından kaçınmak için oynamaktadır. Alanyazın incelendiğinde dijital oyunlar ve dijital oyun bağımlılığına yönelik çalışmaların genellikle ortaokul ve lise öğrencileri üzerine yapıldığını görmek mümkündür. Genç yetişkinler ve yetişkinler üzerinde yapılmış dijital oyun bağımlılığını değerlendiren çalışmalar ise kısıtlıdır. Bu çalışmada üniversite öğrencileri üzerine çalışılmış olup saldırganlık, özdenetim ve sosyal kaygının dijital oyun bağımlılığı ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırmada ''Demografik Bilgi Formu'', ''Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği'', ''Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği'' ve ''Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği'' kullanılmıştır. Ölçekler 311 üniversite öğrencisine uygulanmış ancak dışlama kriteri sebebiyle analize 295 kişi alınmıştır. Toplanan verilerin analizi için Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplarda T Testi ve Aşamalı Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda dijital oyun bağımlılığının cinsiyete ve günlük oyun oynama süresine göre anlamlı olarak farklılaştığı görülmüştür. Ayrıca, saldırganlığın dijital oyun bağımlılığını anlamlı olarak yordadığı ve dijital oyun bağımlılığında %27'lik varyans açıkladığı bulunmuştur. Özdenetim alt boyutlarından yineleyici özdenetim ve saldırganlığın beraber dijital oyun bağımlılığında yaklaşık %30'luk varyans açıkladığı bulunmuştur. Yine özdenetim alt boyutlarından Onarıcı özdenetim, Yineleyici özdenetim ve Saldırganlık ile beraber dijital oyun bağımlılığında %32'lik varyans açıkladığı görülmüştür. Özdenetimin Yaşantısal özdenetim alt boyutu ve Sosyal kaygının dijital oyun bağımlılığını anlamlı olarak yordamadığı sonucuna ulaşılmıştır.

BağımlılıkOyun bağımlılığıSaldırganlık+4
Sena Sarpdağ Turan
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Covid–19 geçirmiş kişilerde belirsizliğe tahammülsüzlük ve travmatik stres ilişkisinde deneyimsel kaçınmanın rolü

Covid-19 pandemisi özellikle bu hastalığı geçiren kişiler için önemli bir stres kaynağı olmuştur. Yapılan araştırmalar Covid–19 geçiren kişilerde depresyon ve kaygı gibi çeşitli psikolojik sorunların görülebildiğini bildirmiştir. Bu tez çalışmasında toplumumuzda Covid–19 hastalığı geçiren kişilerde hastalık sonrası görülebilecek travmatik stres belirtileri, bu belirtilerin yaygınlıkları ve belirtilerle ilişkilenen faktörler incelenmiştir. Çalışmanın bir diğer amacı ise belirsizliğe tahammülsüzlük ile travmatik stres belirtileri arasındaki ilişkide deneyimsel kaçınmanın aracı rolünü test etmek olmuştur. Bu amaç doğrultusunda pandeminin başından itibaren en az bir kez Covid–19 geçirmiş 18 yaş ve üzeri toplam 226 katılımcıdan çevrimiçi veri toplanmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Covid-19 Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Çok Boyutlu Yaşantısal Kaçınma Ölçeği ve Travmatik Stres Belirti Ölçeği kullanılmıştır. Sonuçlar Covid-19'un hastalığı geçiren kişiler üzerinde travmatik etkileri olduğunu; birtakım demografik özellikler ile hastalık özelliklerinin travmatik stres belirtileriyle anlamlı düzeyde ilişkilendiğini göstermiştir. Öne sürülen aracılık modeli yürütülen aracılık analizi ile doğrulanmış olup belirsizliğe tahammülsüzlük ile travmatik stres belirtileri arasındaki ilişkide deneyimsel kaçınmanın kısmi aracılık rolü olduğu görülmüştür. Sonuç olarak travmatik stres sorunları yaşayan kişilerle klinik ortamlarda çalışırken belirsizliğe tahammülsüzlük ve deneyimsel kaçınmayı hedef alan müdahalelerin verimli olacağı düşünülmektedir. Tüm bulguların literatüre katkıları, yeni araştırma önerileri ve uygulamaya yönelik doğurguları tartışılmıştır.

BelirsizlikBelirsizliğe tahammülsüzlükCOVID 19+7
Özge Cansu Başlamış
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkinlerde çevrimiçi arkadaşlık uygulaması kullanımını etkileyen psikolojik faktörler

Son zamanlarda çevrimiçi arkadaşlık uygulamalarının popülerleştiği ve her geçen gün kullanıcı sayısını artırdığı bilinmektedir. Gelişen bu yeni davranış kalıbını ve kullanıcıların motivasyonlarını anlamlandırmakta günümüzde değer kazanan bir noktadadır. Bireylerin bu uygulamaları çevrimiçi ortamda sosyalleşme, flört etme, cinsel ihtiyaçlarını karşılama ve romantik ilişki yaşama gibi amaçlar doğrultusunda kullanmaktadırlar. Küresel olarak mücadele ettiğimiz Covid-19 dönemiyle birlikte sosyal etkileşimin kısıtlanması bu uygulamaların daha fazla tercih edilir bir noktada olmasını sağlamıştır. Bu tez çalışmasında bireylerin çevrimiçi arkadaşlık uygulamaları kullanım durumları demografik ve psikolojik faktörlerle incelenmiştir. Bu araştırmada, cinsiyet ve cinsel yönelim demografik değişkenlerinin yanı sıra depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini ölçen DASS-21 ölçeği; Açıklık, amaçlar, dürtü, stratejiler ve kabul etmeme düzeylerini ölçen duygu düzenleme güçlüğü (DDG-16) ölçeği ve davranışsal kaçınma, sıkıntıdan hoşlanmama, erteleme, dikkat dağıtma/bastırma, baskılama/inkâr ve sıkıntıya katlanma düzeylerini ölçen çok boyutlu yaşantısal kaçınma (ÇBYK-30) ölçeği psikolojik faktörler olarak ele alınmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, cinsiyet ve cinsel yönelimlere göre çevrimiçi arkadaşlık uygulamaları kullanım durumu ve amaçları arasında ve cinsiyet ve cinsel yönelimlere göre psikolojik faktör düzeyleri arasında anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Uygulama kullanım durumu ile psikolojik faktör düzeylerini ele aldığımızda uygulama kullanan ve kullanmayanlar arasında da anlamlı farklılıklar olduğu görülmektedir. Bu bulgular bireylerin uygulama kullanım motivasyonları ve psikolojik faktörlerin bu duruma etkisini görmek açısından dikkat çekicidir.

Duygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğüKlinik psikoloji+6
Atakan Aktürk
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Online oyun bağımlısı olan bireylerin online kumar bağımlısı olmalarının aksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğuyla ilişkisi

Bu araştırmada online oyun bağımlısı olan bireylerin online kumar bağımlısı olmalarının anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğuyla ilişkisini incelemiştir. Araştırma online oyun oynayan 18-45 yaş arası gönüllü olarak seçilen 206 erkek birey ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, online oyun bağımlılığı tespit etmek amacıyla Üniversite Öğrencileri İçin Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği( Hazar E ve Hazar Z,2019), kumar bağımlılığını tespit etmek amacıyla South Oaks Kumar Tarama Testi (Duvarcı & Varan, 2001), anksiyete düzeylerini belirlemek için Beck Anksiyete Ölçeği (Ulusoy M, Şahin N, Erkmen H, 1998),depresyon düzeylerini belirlemek için Beck Depresyon Ölçeği (Beck AT, Ward CH, Mendelson M, Mock J, Erbaugh J, 1961) ,travma sonrası stres bozukluğu düzeylerini belirlemek için Kocaeli Ruhsal Travma Kısa Tarama Ölçeği (Aker ve ark., 2007) kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım göstermesi sonucunda, iki grup ortalamaları arasındaki farkın anlamlılığı için bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla grup ortalamaları arasındaki farkın anlamlılığı için de tek yönlü varyans analizi (Anova) ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Yapılan çalışmada online oyun bağımlılığı, online kumar bağımlılığı, anksiyete ve depresyon arasında anlamlı pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Online oyun bağımlılığı ve travma sonrası stres bozukluğu arasında anlamlı negatif yönde bir ilişki mevcuttur. Yapılan çalışmayla online oyun ve online kumar arasındaki ilişkiye dikkat çekerek online oyunlardan gerçek parayla kumar oynamaya geçişlerin klinik alt yapısı hakkında literatüre katkı sağlamayı hedeflemiştir. Anahtar Kelimeler: Oyun bağımlılığı, kumar bağımlılığı, anksiyete, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu

AnksiyeteBağımlılıkDepresyon+6
Figen Turgay
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde yalnızlık, sosyal ortamlarda gelişmeleri kaçırma korkusu ve akıllı telefon bağımlılığının, sosyotelizm davranışı ile ilişkisi

Çalışmada üniversite öğrencilerinde yalnızlık, sosyal ortamlarda gelişmeleri kaçırma korkusu ve akıllı telefon bağımlılığının, sosyotelizm davranışı ile ilişkisi incelenmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik değişkenleri ile sosyotelist eğilimleri değerlendirilmiş; akıllı telefonlarını kullanım amaçları ve sosyal medya uygulama tercihleri ölçeklere ait puan ortalamalarına göre tartışılmıştır. Pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve hiyerarşik regresyon analizleri ile bulgular ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini yaşları 18 ile 29 arasında değişen lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencisi 334 katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, UCLA Yalnızlık Ölçeği- Kısa Formu (ULS-8), Sosyal Ortamlarda Gelişmeleri Kaçırma Korkusu Ölçeği (FoMO), Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği- Kısa Formu (ATBÖ-KF) ve Genel Sosyotelist Olma Ölçeği (GSO) kullanılmıştır. Katılımcıların sosyotelist eğilimleri değerlendirildiğinde, kadınların sosyotelizm puanlarının erkeklerin sosyotelizm puanlarına kıyasla ve vakıf üniversitesinde öğrenim görenlerin devlet üniversitesinde öğrenim görenlere kıyasla anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Akıllı telefonlarını oyun oynama amacıyla kullanan ve sosyal medya platformlarından Messenger, Tiktok, Facebook uygulamalarını tercih eden katılımcıların sosyotelizm puan ortalamalarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Sosyotelizm ile yalnızlık, sosyal ortamlarda gelişmeleri kaçırma korkusu ve akıllı telefon bağımlılığı arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki hesaplanmıştır. Akıllı telefon bağımlılığı ve sosyotelizm en yüksek derecede ilişkili olduğu saptanan değişkenler olmuştur. Vakıf üniversitesinde okuma, yalnızlık, sosyal ortamlarda gelişmeleri kaçırma korkusu ve akıllı telefon bağımlılığının sosyotelizm davranışındaki varyansın %65'ini anlamlı düzeyde açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyotelizme dair önleyici, bilgilendirici ve bilinçlendirici çalışmalara ağırlık verilmesine dair önerilerde bulunulmuştur.

Akıllı telefonlarBağımlılıkGelişmeleri kaçırma korkusu+7
Tuğçe Küpeli
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Narsisizm ile sosyotelizm arasındaki ilişkide gelişmeleri kaçırma korkusu ve sosyal medya bağımlılığının aracı rolünün incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, narsisizm ile sosyotelizm arasındaki ilişkide gelişmeleri kaçırma korkusu ve sosyal medya bağımlılığının aracı rolünü incelemektir. Araştırmaya yaşları 18-73 arasında değişen toplamda 383 (274 Kadın, 109 Erkek) katılımcı katıldı. Veri toplama aşamasında Sosyodemografik Bilgi Formu, Narsistik Kişilik Envanteri (NKE), Gelişmeleri Kaçırma Korkusu Ölçeği, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği- Yetişkin Formu ve Genel Sosyotelist Olma ve Sosyotelizme Maruz Kalma Ölçeği katılımcılara online form olarak verilmiştir. Araştırma bulguları Sosyal Bilimler İstatiksel Paket Programı (SPSS 26) kullanılarak elde edilmiştir. Narsisizm ve sosyotelizm arasındaki ilişkiyi incelemek için Sperman korelasyon analizi, cinsiyetler arası farkları belirlemek için Mann Whitney U testi ve aracı etki analizi için PROCESS eklentisi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda narsisizm ile sosyotelizm arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Narsisizm ile sosyotelizm arasındaki ilişkide gelişmeleri kaçırma korkusu ve sosyal medya bağımlılığının sıralı aracı etkisinin anlamlı olduğu bulunmuştur. Araştırmanın bulguları tartışılarak ileride yapılacak çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.

BağımlılıkGelişmeleri kaçırma korkusuNarsisizm+4
Tuğçe Karakoç
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveyn ergen ilişki niteliği ve ebeveyn öz-şefkat düzeylerinin ergenlerin psikolojik sağlamlık ve öz-denetim becerileri ile ilişkisi

Ergenlik çocukluktan çıkılıp yetişkinliğe hazırlanılan, pek çok değişimin yaşandığı bir dönemdir. Değişimlerin yaşanması psikolojik ve davranışsal olarak ergeni zorlayabilmektedir. Ergenlerin psikolojik ve davranışsal sorunlar yaşamasını önleyecek ya da sorunları iyileştirebilecek faktörler araştırmalara konu olmuştur. Literatüre bakıldığında ebeveynlerin öz şefkatinin ve ebeveyn ergen ilişkisinin ergenlerin ruh sağlığı üzerinde pozitif etkiye sahip olduğuna dair çalışmalar bulunmaktadır. Aynı zamanda psikolojik sağlamlık ve öz denetim becerisinin de ergenin ruh sağlığı ve gelişimleri üzerinde olumlu ve koruyucu etkilerinin bulunduğu çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmaya ebeveyn-ergen ilişki niteliği ve ebeveyn öz-şefkat düzeylerinin ergenlerin psikolojik sağlamlık ve öz-denetim becerileri ile ilişkilerinin incelenmesi amacıyla İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı olan 3 Anadolu Lisesinde eğitim gören 457 ergen ve 457 ebeveyn olmak üzere toplam 914 kişi dâhil edilmiştir. Çalışmada, 'Öz-Şefkat Ölçeği', 'Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği', 'Ergenlerde Öz-Denetim Becerileri Ölçeği', 'Ebeveyn- Ergen İlişki Niteliği Ölçeği' ve 'Demografik Bilgi Formu' kullanılmıştır. Ölçekler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bu çalışmada demografik bilgilerin değişkenlerini incelemek için betimleyici yöntemler; gruplar arası farkları incelemek için t testi ve Tek Faktörlü ANOVA kullanılmıştır. Analiz öncesinde dağılımların normallikleri her ölçek ve ölçeklerin alt boyutları için incelenmiştir ve ölçeklere ve alt boyutlara ilişkin toplam puanlar alındıktan sonra veriler uç değer açısından kontrol edilmiştir. Bu çalışmanın alt amaçlarını incelemek amacıyla değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesi için Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre Ebeveyn Ergen İlişki Niteliği, Ebeveyn Öz Şefkat Düzeyleri, Ergen Psikolojik Sağlamlık ve Ergen Öz Denetim Becerileri ebeveynin cinsiyetine, gelir durumuna ve ergenin cinsiyetine göre farklılaşmaktadır. Pearson korelasyon analizi sonucunda Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Ergen Öz Denetim Ölçeği ile Öz Şefkat alt boyutları ve Ebeveyn Ergen İlişki Niteliği alt boyutları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Ergen Psikolojik Sağlamlığını, Ebeveyn Öz Şefkat Düzeyleri ve Ebeveyn Ergen İlişki Niteliğinin anlamlı olarak yordadığı görülmektedir; Ergen Öz Denetim Becerilerini ise Ebeveyn Öz Şefkat Düzeylerinin anlamlı olarak yordamadığı, Ebeveyn Ergen İlişki Niteliğinin anlamlı olarak yordadığı görülmektedir. Sonuç olarak psikolojik sağlamlık ve öz denetim becerisi ergenlerin ruh sağlığını etkileyen faktörlerdir, bu çalışmanın ergenlerin psikolojik sağlamlık ve öz denetim becerilerini yükseltmek için verimli olacağı düşünülmektedir.Tüm bu bulguların literatüre katkıları tartışılmıştır.

Ebeveyn-çocuk ilişkisiEbeveynlerErgenler+5
İlayda Balaban
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ruh sağlığı ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracı rolü

Ruh sağlığı, bireyin pozitif ve negatif duygulanımlarının bir arada olduğu, kendisiyle ve diğer insanlarla denge içindeki bir bütün olma hali olarak belirtilmektedir. Ruh sağlığı, bireyin yaşamından duyduğu memnuniyeti ifade eden yaşam doyumu ve olumsuz olaylar karşısında uyum sağlayabilme becerisi olarak tanımlanan psikolojik sağlamlıkla doğrudan bir ilişkiye sahiptir. Sağlıklı bir iyilik halinin sürdürülebilmesi için ruh sağlığı, yaşam doyumu ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin belirlenmesi önemlidir. Bu nedenle, söz konusu çalışmada genel popülasyonda en sık gözlenen ruh sağlığı bozuklukları olan depresyon, anksiyete ve stres ile yaşam doyumu ve psikolojik sağlamlık değişkenleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmada yetişkinlerde ruh sağlığının yaşam doyumu üzerindeki etkisinde psikolojik sağlamlığın aracılık rolünün ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında 312 kişi katılmıştır. Veri toplama araçlarından Demografik Bilgi Formu, Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği-21, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Kısa Form Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde; bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson analizi, aracılık modelinin sorgulanmasında ise YOL analizi aracılık modeli kullanılmıştır. Analizler sonucunda depresyon, anksiyete ve stres ile hem psikolojik sağlamlık hem de yaşam doyumu arasında negatif yönlü, anlamlı ilişki olduğu bulgulanmıştır. Depresyon, anksiyete ve stres ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracılık etkisinin sadece depresyon ve yaşam doyumunda aracılık ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

AnksiyeteDepresyonPsikolojik sağlamlık+4
Firdevs Kelekçi
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Romantik ilişkilerde psikolojik şiddet ile anksiyete ve depresyon arasındaki ilişkide benlik saygısının ve toplumsal cinsiyet rolleri tutumunun etkisi

Bu araştırmada, kadınların romantik ilişkilerinde maruz bırakıldıkları psikolojik şiddet ile deneyimledikleri depresyon, anksiyete ve stres arasındaki ilişkide benlik saygılarının ve toplumsal cinsiyet rolleri tutumlarının etkisi incelenmiştir. Araştırma, 18 yaş üstü üniversite öğrencisi kadınların katılımına açılmıştır ve 220 katılımcının cevapları analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında katılımcılara; Kişisel Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Psikolojik Şiddet Ölçeği, Depresyon Anksiyete Stres Skalası, Benlik Saygısı Envanteri ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği verilmiştir. Bulgular SPSS-27 İstatistik Paketi kullanılarak analiz edilmiştir. Benlik saygısının, deneyimlenen psikolojik şiddet ile depresyon, anksiyete ve stres arasındaki ilişkide aracılığını test etmek için çoklu lineer regresyon analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda benlik saygısının kısmi aracılık etkisi olduğu bulunmuştur. Cinsiyet rolleri tutumunun, deneyimlenen psikolojik şiddet ile depresyon, anksiyete ve stres arasındaki ilişkide düzenleyici rolünü incelemek için çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda cinsiyet rolleri tutumunun anlamlı düzenleyici etkisi bulunmamıştır.

AnksiyeteBenlik saygısıDepresyon+7
Ayça Aleyna Söylemez
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkinlikte bağlanma biçimleri ve obsesif kompulsif özellikler arasındakı ilişkide bilişsel esnekliğin aracı rolü

Yetişkinlikte bağlanma stillerinin çeşitli psikopatolojiler ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Obsesif kompulsif özelliklere sahip bireylerin bağlanma örüntülerinde aşırı korumacı, reddedilme tutumu sergileyen veya daha az yakınlık kurmalarından dolayı daha yüksek kaygılı ve kaçınma örüntüsüne sahip kişiler olduğu ve bu kişilerin de daha fazla obsesif kompulsif belirtiler gösterdikleri bildirilmiştir. Bağlanma stillerinin zihinsel olarak dış dünyadaki beklenmedik durumlarla yüzleşip başa çıkılmaya çalışılması, zor koşullardaki durumları kontrol etmeye yönelik algılama eğilimi gibi düşük esnekliğe sahip bireylerle ilişkili olabileceği görülmektedir. Geçmiş çalışmalarda bağlanma örüntüleri ile obsesif kompulsif özelliklerde bilişsel esnekliğin aracı rolünü inceleyen bir çalışma henüz yer almamaktadır. Bu çalışma, 18-60 yaş aralığındaki sağlıklı bireylerde bağlanma biçimleri ve obsesif kompulsif özellikler arasında bilişsel esnekliğin aracı rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Bu bağlamda, sağlıklı gönüllü katılımcılara "Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği (Y-BOKÖ)", "İlişki Ölçekleri Anketi", "Bilişsel Esneklik Ölçeği", "Beck Depresyon Ölçeği" ve "Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri" çevrimiçi formlar ile ortalama 20 dakika sürecek şekilde uygulanmıştır. Aracılık analizi, SPSS üzerinden basit ve çoklu regresyon modelleri kullanılarak uygulanmıştır. Bunun sonucunda, güvenli bağlanma ve kayıtsız bağlanma alt boyutları ile Y-BOKÖ toplam puanı arasındaki ilişkide bilişsel esnekliğin kısmi aracılık etkisi olduğu bulunmuştur. Çalışma sonuçları ilgili alan yazın çerçevesinde tartışılmıştır.

Kişisel bilişsel değişkenlerObsessif kompülsif bozuklukYetişkinlerde bağlanma
Evin Baştuğ
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erkeklerde beden memnuniyetsizliğinin depresif belirtilerle ilişkisinde sosyal görünüş kaygısının aracı rolü

Mevcut tez çalışmasında beden memnuniyetsizliği ile depresif belirtiler arasındaki ilişkide sosyal görünüş kaygısının aracı rolü incelenmiştir. Bunun yanında söz konusu değişkenlerin katılımcıların demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediği test edilmiştir. Araştırma online anket üzerinden yürütülmüş olup 18-65 yaş arası 157 estetik cerrahi müdahale yaptırmak isteyen erkek katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla, Beden memnuniyeti Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği ve Sosyodemografik özelliklerin değerlendirilmesi amacıyla Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Çalışma neticesinde beden memnuniyetsizliği, depresif belirtiler ve sosyal görünüş kaygısı seviyelerinin katılımcıların birtakım sosyodemografik özelliklere göre farklılaştığı görülmektedir. Yürütülen aracılık analizi sonucuna göre, estetik cerrahi müdahale geçirmek isteyen erkeklerde beden memnuniyetsizliğinin depresif belirtiler ile ilişkisinde sosyal görünüş kaygısının tam aracılık ettiği bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları estetik cerrahi müdahale isteyen erkeklerde psikolojik değerlendirmenin ve alınacak psikolojik desteğin önemine işaret etmektedir.

Serra Seylin Alan Gencer
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde kendine zarar verme davranışı ile çocukluk çağı travmaları arasında duygu düzenleme becerilerinin aracı rolü

Bu çalışmada kendine zarar verme davranışı ile çocukluk çağı travmaları arasında duygu düzenleme becerilerinin aracı rolünü incelemek amaçlanmıştır. Üniversitelerin farklı bölümlerinde eğitim alan 384 üniversite ve yüksek lisans öğrencisinden veri toplanmıştır. Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), İntihar Eğilimi Olmayan Kendine Zarar Verme Değerlendirme Aracı (NSSI-AT) ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Mevcut çalışmada alanyazın ile uyumlu olarak duygu düzenleme becerilerinin ve çocukluk çağı travmalarının, kendine zarar verme davranışını anlamlı olarak yordadığı görülmüştür. Kendine zarar verme davranışını en iyi yordayan duygu düzenleme alt boyutlarının dürtü ve farkındalık boyutları; çocukluk çağı travmaları alt boyutlarının ise duygusal ihmal, aşırı koruma kontrol ve cinsel taciz olduğu görülmektedir. Duygu düzenleme farkındalık alt boyutu, tüm çocukluk çağı travmaları alt boyutları ile en güçlü ilişki görülen boyuttur. Duygu düzenleme becerilerinin aracılık rolünü saptamak amacı ile yapılan analiz sonucunda, kendine zarar verme davranışı ile çocukluk çağı travmaları ilişkisinde duygu düzenleme becerilerinin kısmi aracı etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Mevcut çalışmadan ulaşılan bulgular ayrıntılı şekilde açıklanmış ve yapılacak çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.

Duygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğüKendine zarar verme davranışı+1
Ceren Güner
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kanser hastalarında kontrol odağı ve travma sonrası büyümenin ilişkisinde öz yeterliliğin aracı rolü

Kanser tanısı almanın kişide travma etkisi yarattığı bilinmektedir. Yapılan araştırmalar kanser hastalarında travma sonrası büyümenin görülebildiğini bildirmiştir. Bu tez çalışmasında kanser hastalarında kontrol odağı ve travma sonrası büyümenin ilişkisinde öz yeterliliğin aracı rolü incelenmiştir. Buna ek olarak katılımcıların demografik ve kişisel öykü özelliklerine göre araştırma değişkenlerinin incelenmesi ve sağlık davranışlarıyla araştırma değişkenleri arasındaki ilişkileri tespit etmek amaçlanmıştır. Araştırma yaşları 18-65 aralığında değişen, kanser tanısı almış 135 gönüllü katılımcıyla yürütülmüştür. Araştırma verileri Demografik ve Kişisel Öykü Özellikleri Formu, Sağlık Davranışları Listesi, Travma Sonrası Büyüme Envanteri, Kontrol Odağı Ölçeği ve Genel Öz Yeterlilik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın sonucuna göre öz yeterlilik, kontrol odağı ile travma sonrası büyüme arasındaki ilişkiye aracılık etmektedir. Travma sonrası büyümenin sosyoekonomik düzey ve sosyal desteğe göre anlamlı olarak farklılaştığı görülmüştür. Klinik ortamlarda öz yeterliliği arttırmaya yönelik müdahalelerin, kanser hastalarında travma sonrası büyüme ortaya çıkmasını destekleyebileceği düşünülmektedir. Elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış olup, gelecek araştırmalara ve klinik uygulamalara önerilerde bulunulmuştur.

Selin Sak
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVİD-19 sebebiyle yakın kaybı deneyimleyen bireylerde uzamış yasın yordayıcıları

COVID-19 salgınının ülkemizde ve dünya genelinde insanları fiziksel ve psikolojik olarak etkilediği bilinmektedir ve salgından dolayı çok sayıda vefat gerçekleşmiştir. Bu çalışmada COVID-19 ve başka sebeplerden dolayı kayıp yaşayanların uzamış yas belirtilerinin Türkiye örnekleminde incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada ayrıca COVID-19'a bağlı kayıpta gerçekleştirilen toplam ritüelin azlığı, algılanan sosyal destek azlığı ve COVID-19'u bulaştıran kişi olmanın Uzamış Yas Bozukluğu (UYB) belirtilerine etkisi de incelenmiştir. Katılımcıların COVID-19 bulaştıran kişi olma ve gerçekleştirilen toplam ritüel demografik bilgi formunda yer alan ifadeler ile ölçülmüşken; diğer değişkenler "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nin Gözden Geçirilmiş Formu" ve "Uzamış Yas Ölçeği"ile değerlendirilmiştir. Kayıp nedeni COVID-19 olanların UYB düzeyi diğer sebepler nedeniyle kayıp yaşayanlardan daha yüksek bulunmuştur. Hiyerarşik çoklu regresyon analizi sonucunda birlikte yaşama durumu ve süresi UYB ile ilişkili bulunmuştur. Bununla birlikte bu değişkenler kontrol edildiğinde algılanan sosyal destek ve COVID-19'u bulaştıran kişi olmanın UYB belirtilerini yordadığı bulunmuştur. Gerçekleştirilen toplam ritüel azlığının dahil edildiği son modelde model bir bütün olarak UYB'yi yordamıştır ancak gerçekleştirilen toplam ritüel azlığı tek başına UYB'yi yordamamıştır. Elde edilen veriler ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.

Algılanan sosyal destekCOVID 19
Cennet Yassıkaya
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vejetaryen ve omnivor beslenen gruplarda ortoreksiya ve yeme tutumlarının incelenmesi

Bu çalışmada vejetaryen ve omnivor gruplarda sağlıklı beslenme takıntısı olarak adlandırılan ortoreksiya nervoza ve yeme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın ana amacının yanı sıra, elde edilen bulgular ışığında, diyet seçimlerinin bireylerin gıdaya yönelik tutumları ve yeme davranışları üzerindeki etkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışmada vejetaryen ve omnivor beslenen 18-65 yaş arası 491 katılımcı yer almıştır. Çalışmanın veri toplama araçları Demografik Bilgi Formu, Üç Faktörlü Yeme Ölçeği (TFEQ-R21) ve Ortoreksiya Nervoza Ölçeği (ORTO-11)'dir. Verilerin analizinde bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesinde bağımsız örneklemler için t testi ve tek yönlü varyans analizi testi kullanılmıştır. Değişkenlerin gruplar arası varyanslarının homojenliği Levene testi ile değerlendirilmiş olup farklılık tespit edilen gruplar için Tukey HSD testi, ölçekler arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Analizler sonucunda katılımcıların Ortoreksiya Nervoza Ölçeği puanları ile bilişsel kısıtlama puanları arasında pozitif yönde zayıf (.441); ortoreksiya nervoza puanları ile duygusal yeme (.244) ve kontrolsüz yeme (.146) puanları arasında pozitif yönde çok zayıf; bilişsel kısıtlama puanları ile duygusal yeme (.220) ve kontrolsüz yeme (.099) puanları arasında pozitif yönde çok zayıf; duygusal yeme puanları ile kontrolsüz yeme puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde (.558) anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Demografik özelliklere göre ise, psikolojik destek almakta olan katılımcıların duygusal yeme düzeyleri daha önce psikolojik destek almış katılımcılardan daha yüksek olduğu; vejetaryen beslenen katılımcıların duygusal yeme düzeylerinin omnivor beslenen katılımcılardan daha yüksek olduğu ve etik/ahlaki sebeplerden dolayı vejetaryen beslenen katılımcıların bilişsel kısıtlama düzeylerinin diğer sebeplerden dolayı vejetaryen beslenmeyi tercih eden katılımcılara oranla daha düşük olduğu tespit edilmiştir.

Ayşe Yıldırım
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortoreksiya nervoza eğilimi ile depresif belirtiler arasındaki ilişkide beden algısının düzenleyici rolü

Bu araştırmanın amacı ortoreksiya nervoza ile depresif belirtiler arasındaki ilişkide beden algısının düzenleyici rolünü incelemektir. Araştırmanın çalışma grubu 18-35 yaş aralığında olan daha önce diyet uygulamış 197 bireyden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları ''Sosyodemografik Veri Formu, Orto-11 Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Vücüt Algısı Ölçeği'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde değişkenler arasında ilişkinin incelenmesinde Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı ve beden algısının düzenleyici rolünün analizinde ise Hiyerarşik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Verilen analizi sonucunda ortoreksiya nervoza ile beden algısı arasında pozitif yönlü, düşük düzeyde, anlamlı bir ilişki bulunurken ortoreksiya nervozanın depresif belirtiler arasındaki negatif yönlü, düşük düzeyde, anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada beden algısı ile depresif belirtiler arasında negatif yönlü, orta düzeyde, anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Ortoreksiya nervoza eğilimi ile depresif belirtiler arasındaki ilişkide beden algısının düzenleyici rolü incelendiğinde beden algısının düzenleyici bir rol oynadığı belirlenmiştir. Bu araştırmanın sonucunda sağlıklı beslenmeye olan ilginin bağlılıkla sürdürülmesi ve patolojik bir hale dönüşmesinin depresif belirtileri ortaya çıkardığı söylenebilir. Araştırmanın sonuçları beden görünümden memnuniyetsizliğin sağlıklı beslenmeye yönelik inançlar ve davranışlar ile depresif belirtiler arasındaki ilişkiyi güçlendirdiği ve olumsuz beden algısının önemli bir düzenleyici değişken olduğunu göstermektedir.

Buket Aydın
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadınların şiddet haberlerini takip etmesi ile romantik ilişkilerinde yakınlık korkusu yaşamaları arasındaki ilişkide suç korkusunun aracı rolü

Türkiye'de ciddi bir toplumsal sorun ve endişe kaynağı olarak değerlendirilen kadına yönelik şiddet, toplumda uyandırdığı tepki ve taşıdığı haber değeri sebebiyle televizyon haberlerinde, gazetelerde ve özellikle internet ve sosyal medya uygulamalarında, içerik veya görüntü formatında kullanıcıların sıklıkla karşısına çıkmaktadır. Bu içeriklerin kadınlar üzerindeki etkisini anlamak, medyanın toplumsal algıları nasıl şekillendirdiğini ve kadınların günlük hayatlarına ne derecede bir etkisi olduğunu tespit etmek açısından önem taşımaktadır. Benzer şekilde, bu tez çalışmasında medyadaki şiddet haberlerinin kadınlar üzerindeki etkilerini incelemek hedeflenmiştir. 18-40 yaş aralığında olan 262 kadının medyada şiddet haberlerini takip etme sıklıkları, deneyimledikleri suç korkuları ve romantik ilişkilerindeki yakınlık korkuları ölçülerek birbirleri ile olan ilişkileri ele alınmıştır. Medyada kadına yönelik şiddet haberlerini takip etme sıklığını ve suç korkusunu ölçen kapsamlı ölçeklerin mevcut olmaması nedeniyle, alan yazında kullanılmış olan ölçeklerin yapısı gözetilerek ve uzman görüşüne başvurularak özgün ölçümler oluşturulmuştur. Bu ölçümlerin güvenilirlik ve geçerlilikleri çalışma kapsamında analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, medyada haber takip etme sıklığı ve suç korkusu arasında, suç korkusu ile de yakınlık korkusu arasında anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, medyadaki kadına yönelik şiddet haberlerinin kadınlar üzerindeki etkilerine ışık tutmaktadır. Ayrıca bu değişkenler arasındaki ilişkileri daha iyi anlamak amacıyla aracılık analizi yürütülmüş ve elde edilen bulgular dikkatlice tartışılmıştır.

Kadına yönelik şiddetSuç korkusu
Beyza Uzunali
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pandemi sürecinde COVİD-19 korkusu, kaçınma davranışları ve bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişki

Covid-19 pandemisi tüm dünyada çok büyük bir korkuya sebep olmuştur ve bireyler her zamankinden daha fazla esnekliğe ihtiyaç duymaktadır. İlgili alanyazın incelendiğinde kişilerin Covid-19 geçirdikten sonra kaçınma davranışlarına devam ettikleri görülmektedir. Covid-19 korkusu ile kaçınma davranışları arasındaki ilişkiyi gösteren çalışmalar mevcut olsa da bu ilişkide bilişsel esnekliğin rolünün yeterince araştırılmadığı görülmüştür. Mevcut tez çalışmasının temel amacı, Covid-19 korkusu ile Covid-19'dan kaçınma tutumları arasındaki ilişkide bilişsel esnekliğin aracı rolünü test etmektir. Çalışmanın örneklemini 18-65 yaş arasında Türkiye'de ikamet eden Covid-19'u hastane yatışı gerekmeden geçirmiş veya Covid-19 geçirmemiş 331 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara veri toplama araçları olarak Sosyo-demografik Bilgi Formu, Covid-19 Korkusu Ölçeği, Covid-19'dan Kaçınma Tutumları Ölçeği, Stresli Durumlarda Bilişsel Kontrol ve Esneklik Ölçeği ve Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği-Türkçe Öz Bildirim Formu (YBOKÖ-Öz Bildirim Formu) uygulanmıştır. Analizler sonucunda kronik rahatsızlığa sahip olan ve YBOKÖ-Öz Bildirim Formu'na göre şiddetli obsesif kompulsif bozukluk belirtilerine sahip olan katılımcıların daha fazla Covid-19 korkusu yaşaması ve kaçınma davranışları sergilemesi alanyazınla uyumludur. Sonuçlar ayrıca Covid-19 korkusu ile bilişsel kaçınma davranışları arasındaki ilişkide bilişsel kontrolün kısmi aracı rolü olduğunu göstermiştir. Bulgular Covid-19 korkusu yaşayan bireylerle klinik ortamlarda çalışırken bilişsel esneklik ve bilişsel kontrolü ön plana alan müdahalelerin uygulanmasının tedavi açısından önemli olabileceğini düşündürmüştür.

Elif Nur Bostancı
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadınlarda ev içi yakın partner şiddeti deneyimi ile travmatik stres belirtileri ilişkisinde duygu düzenleme becerilerinde güçlüğün ve baş etme yöntemlerinin aracı rolü

Bu çalışmada evli, dul, boşanmış, ayrılmış, partneriyle birlikte yaşayan kadınlarda ev içi partner şiddeti deneyimi ile travmatik stres belirtileri ilişkisinde duygu düzenleme becerilerinde güçlüğün ve baş etme yöntemleri kullanımının aracı rolü araştırılmıştır. Türkiye'deki 18 yaş üzeri ve psikolojik, fiziksel, ekonomik, cinsel ev içi yakın partner şiddeti deneyimlemiş 284 kadın online olarak çalışmaya katılım sağlamıştır. Katılımcıların 82'si majör depresyon, anksiyete, sınırda travma sonrası stres bozukluğu vb. psikolojik sorunlara sahip olduğunu belirttiği için, 22 katılımcı 6 Şubat depremini yaşadığını bildirdiği için çalışmaya dahil edilmemiştir. Katılımcıların 183'ü içleme ve dışlama kriterlerine uygun bulunmuştur. Katılımcılar Şiddet Mağduru Kadınlar için Yarı-Yapılandırılmış Görüşme Formu, Başa Çıkma Stratejileri Kısa Formu, Travmatik Stres Belirti Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği- Kısa Form kullanılarak değerlendirilmiştir. Duygu düzenleme güçlüğünün, duygu odaklı baş etmenin ve işlevsiz baş etmenin ev içi yakın partner şiddeti ile travmatik stres belirtileri arasındaki ilişkide aracı rolünü test etmek için Process Macro V4.2 üzerinden aracılık analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracılık etkisi olduğu görülmüştür. Duygu odaklı baş etmenin anlamlı bir aracı rolü olmadığı bulunmamıştır. İşlevsiz baş etmenin kısmi aracı rolü bulunmuştur.

Zeynep Hazan Güzeler
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

X Y Z kuşaklarında sosyal medya bağımlılığı ile sosyal kaygı eğilimi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, "X, Y ve Z" kuşaklarında sosyal medya bağımlılığı ile sosyal medya kullanıcılarının sosyal kaygı eğilimi arasındaki ilişki incelenmiştir. 18-58 yaş arasındaki 303 katılımcı, doğum yıllarına göre (1965-1979) yılları arasında doğanlar X kuşağı, (1980-1999) yılları arasında doğanlar Y kuşağı ve (2000-2004) Yılları arasında doğanlar Z kuşağı olacak şekilde gruplara ayrılmıştır. Araştırmada uygun örnekleme yöntemi ile örnekleme ulaşılmıştır. Bireylerin sosyal medya kullanım süreleri ile sosyal kaygı eğilimleri ile ilişkisi, "ilişkisel tarama" yöntemiyle incelenmiştir. Veri toplamak için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği- Yetişkin Formu (Şahin ve Yağcı, 2017) ile Sosyal Medya Kullanıcıları İçin Sosyal Kaygı Ölçeği (Alkış, Kadirhan ve Sat, 2017) uygulanmıştır. Ölçek puanlarının normal dağılım gösterdiği durumlarda gruplar arası farklılıklara bakmak için One-Way ANOVA kullanılmıştır. Sosyal medya bağımlılığı ve sosyal kaygı eğilimi arasında pozitif, anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kuşaklar için ayrı ayrı bakıldığında, her biri için sosyal medya bağımlılığı ve sosyal kaygı arasında pozitif, anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kuşakların hepsinde sosyal medya bağımlılığı ile sosyal medya kaygısının alt boyutlarında pozitif, istatistiksel anlam içeren bir ilişki olduğu görülmüştür. Çalışmada kuşaklar arasında sosyal medya bağımlılığı ve sosyal kaygı eğilimi ilişkisinde anlamlı bir fark da bulunmuştur. Farkın hangi gruplar arasında olduğuna bakıldığında Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeğinde kuşaklar arasında anlamlı bir fark bulunmuş, Z kuşağının sosyal medya bağımlılığı Y kuşağından çok, Y kuşağının sosyal medya bağımlılığı da X kuşağından çok bulunmuştur. Sosyal Kaygı Ölçeğinde ise kuşakların sosyal kaygı eğilimleri arasında anlamlı bir fark olduğu gözükse de bu fark çok az olduğu için yapılan ikili karşılaştırmalarda kuşaklar arasında hiçbir kuşak sosyal kaygıları açısından birbirinden farklılaşmamaktadır.

İrem Uzun
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Duygusal ihmal ve duygusal istismar ile bozulmuş yeme tutumları arasında aleksitiminin aracı rolü

Bu çalışmada duygusal ihmal ve duygusal istismar ile bozulmuş yeme tutumları arasındaki ilişki ve bu ilişkide aleksitiminin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini Türkiye'de hali hazırda herhangi bir devlet veya vakıf üniversitesinde, farklı bölümlerde lisans veya yüksek lisans öğrenimi gören 18 yaş üstü 351 öğrenci (255 kadın, 96 erkek) oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi ile seçilmiş ve katılımcılara "Demografik Bilgi Formu", "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği", "Yeme Tutum Testi Kısa Formu-26" ve "Toronto Aleksitimi Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular SPSS programı ile analiz edilmiştir. Duygusal ihmal ve duygusal istismar, yeme tutumu ve aleksitimi değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Aleksitiminin aracılık etkisini görmek amacıyla ise Basit Doğrusal Regresyon analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon analizi kullanılmış, aracılık etkisinin anlamlılığını tespit etmek için ise Sobel testi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, duygusal ihmal ve duygusal istismar, yeme tutumu ve aleksitimi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aracılık etkisini incelemek amacıyla yapılan analizler sonucunda ise, duygusal ihmal ve duygusal istismar ile bozulmuş yeme tutumları arasındaki ilişkide aleksitiminin kısmi aracı etkisinin olduğu görülmüştür.

Şeyma Nur Işık
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç yetişkinlerde deneyimsel kaçınma düzeyi ve duygu düzenleme becerilerinde güçlüğün psikosomatik belirtiler üzerindeki yordayıcı rolü

Organik bir sebebe bağlı olmadan ortaya çıkan ve baş ağrısı, yorgunluk, karın ağrısı, mide bulantısı gibi belirtilerle kendini gösteren, psikolojik kökenli belirtilere psikosomatik belirtiler adı verilmektedir. Bu çalışmada, psikosomatik belirtilerin ortaya çıkmasıyla ilişkili olabilecek iki değişken olan duygu düzenleme becerilerinde güçlük ve deneyimsel kaçınmanın bu belirtileri genç yetişkinler üzerinde yordama gücü test edilmiştir. Çalışmaya 18-26 yaş aralığında 321 Beykoz Üniversitesi lisans ve lisansüstü öğrencisi katılmıştır. Katılımcılar Sosyodemografik Veri Formu, Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği, Çok Boyutlu Yaşantısal Kaçınma Ölçeği, Somatik Duygusal Çatışma Ölçeği ve 20 Soruluk Toronto Aleksitimi Ölçeği'ni doldurmuşlardır. Literatürdeki çalışmalarda psikosomatik belirtilerin sıklığı ve şiddeti ele alınırken, bu araştırmada psikosomatik belirtilerin sıklığı ve şiddetinin yanında söz konusu belirtileri deneyimlerken ortaya çıkan duygular da ele alınmıştır. Verilerin yapısal eşitlik modeli ile analizi sonucunda, duygu düzenlemede güçlüğün Açıklık, Farkındalık, Dürtü, Kabul Etmeme ve Stratejiler alt boyutlarının psikosomatik belirtileri yordadığı, deneyimsel kaçınma alt ölçeklerinin ise psikosomatik belirtileri yordamadığı gözlenmiştir. Bunun yanında, aleksitimi bir kontrol değişkeni olarak modele eklendiğinde, duygu düzenlemede güçlüğün psikosomatik belirtiler üzerinde yordayıcı etkisinin arttığı gözlenmiştir. Araştırma bulguları, psikosomatik belirtilerin tedavisinde ve önlenmesinde belirli duygu düzenleme güçlüklerine odaklanılmasının faydalı olacağına işaret etmektedir.

Ayşenur Verkhovets
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kardeşi olan erişkin bireylerin öznel iyi oluş düzeyleri ile kardeş ilişkilerinin, algıladıkları ebeveyn kabul reddinin ve benlik saygılarının incelenmesi

Çalışmada kardeşi olan erişkin bireylerin kardeş ilişkileri, algıladıkları ebeveyn kabul reddi, benlik saygıları ile öznel iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik değişkenleri ile öznel iyi oluş düzeyleri değerlendirilmiş; abla/abi/kardeşe sahip olma kriterleri ele alınmıştır. Pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve hiyerarşik regresyon analizi ile sonuçlar ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini 18 ile 35 yaş arası lisans ve lisans üstü 389 katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmada Kardeş İlişkileri Ölçeği, Ebeveyn Kabul Reddi Ölçeği- Kısa Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Öznel İyi Oluş Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmış; katılımcıların sosyo-demografik bilgileri Demografik Bilgi Formu ile toplanılmıştır. Araştırmanın bulgularına bakıldığında, kadın ve erkek katılımcıların öznel iyi oluş düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Katılımcıların eğitim düzeyinin gruplar arasında anlamlı bir farklılık yaratmadığı tespit edilmiştir. İlkokul mezunu ebeveyne ve düşük gelir düzeyine sahip katılımcıların daha düşük öznel iyi oluş düzeyine sahip olduğu görülmüştür. Yaş grubu kriterlerine göre öznel iyi oluş düzeyi değerlendirildiğinde, 18-23 yaş arası katılımcıların öznel iyi oluş seviyelerinin diğer gruplara kıyasla anlamlı düzeyde farklılaştığı gözlenmiştir. Kardeşi olan erişkin bireylerin kardeş ilişkileri, algıladıkları ebeveyn kabul- reddi, benlik saygıları ile öznel iyi oluş düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Erkek katılımcıların tüm alanlarda anne ve babalarından ortalama olarak daha fazla reddedici davranış algıladıkları tespit edilmiştir. Kız kardeşler ve ablaların, oğlan kardeşler ve abilere kıyasla daha fazla destekleyici oldukları belirlenmiştir. Beliren yetişkinlik dönemi kardeş ilişkilerine yönelik kısıtlı sayıda araştırmanın varlığı ve aile ilişkilerinin değişkenler üzerindeki önemi göz önüne alındığında, çalışmanın güncel araştırmalara yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.

Yasemin Türkoğlu
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin içselleştirilmiş kilo önyargılarının, çocukluk çağı travmaları ve benlik saygısı ile ilişkisinin belirlenmesi

Bu araştırmanın amacı, farklı beden kütlelerine sahip üniversite öğrencilerinin içselleştirilmiş kilo önyargısı ile çocukluk çağı travmaları ve benlik saygıları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bireyler yaşamlarının farklı dönemlerinde, zorlu, travmatik ve riskli denilebilecek olaylarla karşılaşabilirler. Çocukluk dönemi, bu tür zorlu yaşam deneyimlerinin en yoğun yaşandığı bir dönem olarak öne çıkar. Çocukluk döneminde yaşanan travmatik olaylar, bireyin hayatının ilerleyen aşamalarında etkisini sürdürebilir ve yetişkinlik döneminde çeşitli psikolojik sorunlara yol açabilmektedir. Yeme bozuklukları da en sık gördüğümüz psikolojik bozukluklardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, içselleştirilmiş kilo önyargısı ile çocukluk çağı travmaları ve benlik saygıları arasındaki ilişkinin incelendiği bu araştırmaya 18- 65 yaş aralığında 255 kişi katılmıştır. Verilerin toplanması sürecinde "Sosyodemografik Veri Formu", "İki Faktörlü İçselleştirilmiş Kilo Önyargısı Ölçeği", "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği" ve "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde katılımcı özelliklerini tanımlamak ve ölçeklerden alınan ortalama puan, standart sapma, çarpıklık ve basıklık değerlerini hesaplamak için betimleyici istatistikler kullanılmıştır. Fark testleri için Kruskal Wallis-H Testi ve ilişkileri incelemek için Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda çocukluk çağı travmaları ile içselleştirilmiş kilo önyargısı arasındaki ilişki negatif yönlü ve orta düzeyde güçlü bir ilişki; benlik saygısı ile çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişki negatif yönlü ancak zayıf bir ilişki olarak tespit edilmiştir. İçselleştirilmiş kilo önyargısı ile benlik saygısı arasındaki ilişki ise pozitif yönlü ve orta düzeyde güçlü bir ilişki olarak saptanmıştır. Ayrıca Kruskal-Wallis H testi sonuçları, çocukluk çağı travmaları, içselleştirilmiş kilo önyargısı ve benlik saygısı açısından farklı yaş grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: İçselleştirilmiş kilo önyargısı, çocukluk çağı travması, benlik saygısı, ihmal, cinsel istismar, duygusal istismar, fiziksel istismar Tarih: 26.04.2024

Sabiha Gökçen Saygılı
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alkol ve madde bağımlılığı, travma geçmişi ve dürtüsellik ilişkilerinin incelenmesi

Mevcut çalışmada alkol ve madde bağımlılığına sahip kişileri travmatik yaşantı geçmişleri ve dürtüsel eğilimleri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin AMATEM birimindeki psikiyatri bölümü ayakta tedavi polikliniğine başvuran 8'i kadın olmak üzere toplam 102 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak: Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BIS-11), Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği (TSSTÖ), Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ) kullanılmış ve araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Ölçekler aracılığıyla edinilen verilerin karşılaştırılması ve yorumlanması için SPSS programı kullanılmıştır. Çalışmanın konusu ve amacı göz önünde bulundurularak ön şartların kontrolü ardından, Çoklu Doğrusal Regresyon analizi ve SPSS PROCESS (v4.2) Aracı Değişken analizi uygulanmasına karar verilmiştir. Yapılan araştırma için anlamlılık düzeyi "p<0,05" olarak belirlense de çoğunlukla bulguların anlamlılık düzeyi "p<0,01" derecesindedir. Sonuç olarak alkol ve madde bağımlılığı, travma geçmişi ve dürtüsellik arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur: Travma geçmişinin alkol ve madde bağımlılık düzeyi üzerindeki anlamlı etkisinde, dürtüsellik "kısmi aracı değişken" rolündedir.

Alkol bağımlılığıMadde bağımlılığıPsikolojik travma+1
Ayşe Betül Köstekçi
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde bilişsel üçlü üzerinde doğal afet deneyimi ve kaygı düzeyi rolünün incelenmesi

Doğal afet gibi travmatik yaşam olayları bireylerin psikolojik yaşantılarını ve dış dünyayı değerlendirme biçimi etkilemektedir. Üniversite öğrencilerinde doğal afet yaşantılarının bireylerin kaygı düzeyleri, bilişsel üçlü alt boyutları ("benlik algısı", "dünya algısı", "gelecek algısı") üzerine etkisini bir arada inceleyen bilinen çalışma yoktur. Bu doğrultuda çalışmamızda, üniversite öğrencilerinde doğal afetin ve kaygı düzeyinin bilişsel üçlü üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmamız, 18-30 yaş aralığında 277 üniversite öğrencisiyle (188'i kadın) yürütülmüştür. Mevcut örneklem ayrıca, afet yaşantısının varlığına (var, n=161; yok, n=131) göre iki alt gruba ayrılmıştır. Öğrencilerin benlik, gelecek ve dünyaya yönelik algıları Bilişsel Üçlü Envanteri (BÜE); kaygı düzeyleri, Beck Anksiyete Envanteriyle değerlendirilmiştir. Doğal afet ve kaygının bilişsel üçlü alt boyutları üzerindeki etkisini incelemek için MANOVA yürütülmüştür. Afet yaşayan grup, afete ilişkin deneyimlerine göre (afet anında yaralanma, ekonomik etkileri gibi) alt gruplara ayrılmış ve afete ilişkin deneyimlerin BÜE toplam puanı üzerindeki etkisini analiz etmek için, ANOVA ve t-testleri yürütülmüştür. BÜE boyutlarında kaygı düzeyi (p<0,01) ve doğal afet kategorilerine göre (p=0,03) anlamlı farklılaşma görülmüştür. Ancak, BÜE alt boyutları üzerinde doğal afet ve kaygı yaşantılarının anlamlı bir etkileşim etkisi gözlenmemiştir (p>0,05). Afet sırasında yaralanmanın (p=0,003), afetten sosyoekonomik olarak etkilenmenin (p=0,001), afet esnasında bir yakının yaralanmasının (p=0,005), afet bölgesinde yaşamanın (p=0,004) ve afet sonrası temel ihtiyaçların karşılanmamasının (p=0,001) bilişsel üçlüyü olumsuz yönde etkilemiştir. Bulgularımız, gençlerde afet ve kaygı yaşantılarının benlik, dünya ve gelecek algısı üzerinde olumsuz etkiye neden olduğunu ve afete ilişkin bazı deneyimlerin, bilişsel süreçleri olumsuz etkileyebileceğini göstermiştir.

Bilişsel üçlüDoğal afetlerKaygı+1
Gülbahar Demir Kaymak
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlıklı popülasyonda yeme tutumu ve davranışları: Bilişsel esneklik ve mükemmeliyetçiliğin rolü

Yeme tutum ve davranışlarının bilişsel esneklik ve mükemmeliyetçilik değişkenleriyle birlikte ele alındığı ve sağlıklı popülasyonda yeme tutum ve davranışlarının incelendiği araştırmaların sınırlı sayıda olduğu görülmüştür. Mevcut çalışmada, bilinen psikiyatrik tanısı olmayan ve beden kitle indekslerine göre normal vücut ağırlığına sahip 220 katılımcıda, yeme tutum ve davranışları ile mükemmeliyetçilik ve bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu çalışmaya katılmaya gönüllü olan katılımcılara, "Yeme Tutum Testi (YTT-26)", "Hollanda Yeme Davranışı Anketi (HYDA)", "Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBMÖ)", "Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE)" kendini bildirim ölçekleri sunulmuştur. Ayrıca, bilişsel esnekliği değerlendirmek için bilgisayar temelli bir yürütücü işlev testi olan Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) (n = 50) yüz yüze uygulanmıştır. Örneklemimiz, YTT kesme puanı doğrultusunda sağlıklı ve sağlıksız yeme tutumları gruplarına ayrılarak sosyodemografik özellikler ve FÇBMÖ, BEE, WKET performansları açısından karşılaştırılmıştır. Ölçümler arasındaki ikili ilişkiler "Pearson Korelasyon Analizi" ile test edilmiştir. Mükemmeliyetçilik ile yeme tutum ve davranışları arasındaki ilişkide bilişsel esnekliğin aracı rolünü incelemek için, "Process Macro" kullanılarak aracılık analizi yapılmıştır. Analizler, yeme tutum ve davranışları ile mükemmeliyetçiliğin cinsiyete göre farklılaşmadığını (p > 0,05) ancak, sağlıklı mükemmeliyetçiliğin kadınlarda daha yüksek olduğunu göstermektedir (Z = -6,10; p = 0,00). Ayrıca, yaş ilerledikçe bireylerin mükemmeliyetçi özelliklerinde azalma gözlenmiştir. Ek olarak bulgularımız, mükemmeliyetçiliğin yeme tutum ve davranışları üzerinde belirleyici olduğunu (p < 0,05), ancak bilişsel esnekliğin aracılık rolünün olmadığı göstermiştir (p > 0,05). Bulgularımız, yeme tutum ve davranışlarına yönelik müdahalelerde mükemmeliyetçiliğin ön planda tutulmasının önemli olabileceğini düşündürmektedir.

Bilişsel esneklikMükemmeliyetçilikWisconsin Kart Eşleme Testi+2
Gizem Terzi
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çevrimiçi çok oyunculu ve tek oyunculu dijital oyunlarda oyun bağımlılığı ve sosyal kaygının incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, çevrimiçi çok oyunculu (multiplayer) ve tek oyunculu (single-player) oyunların dijital oyun bağımlılığı ve sosyal kaygı açısından incelenmesidir. Çevrimiçi uygulamayla 375 yetişkin katılımcıya ulaşılarak "Oyuncu Veri Formu", "Yetişkinler İçin Oyun Bağımlılığı Ölçeği" ve "Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği" yanıtları toplanmıştır. Katılımcılar, çok oyunculu oyun oynayanlar, tek oyunculu oyunları oynayanlar ve iki türü oynayanlar olarak üç gruba ayrılmıştır. Test varsayımlarını karşıladığı tespit edilen veriler, MANOVA, Pearson korelasyon testi, bağımsız örneklemler t-testi ve regresyon analizi ile incelenmiştir. Analiz sonucunda ölçek ve etkileşim grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmamıştır (p>.05). Dijital oyun bağımlılığı ve sosyal kaygı puanları arasında ise zayıf pozitif korelasyon (r=0.415, p<.05) olduğu tespit edilmiştir. Basit regresyon analizi sonucunda oyun bağımlılığının sosyal kaygı puanındaki değişimin yaklaşık %17.5'ini açıkladığı tespit edilmiştir. Bulgular incelendiğinde, oyunların tek oyunculu veya çok oyunculu olması oyun bağımlılığı ve sosyal kaygı puanları açısından bir farklılık göstermese de oyun bağımlılığının sosyal kaygı gelişmesinde risk oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

Süheyla Kaya
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Duygu düzenleme becerileri ve yeme farkındalığının yeme bozuklukları ile ilişkisi

Çalışmada duygu düzenleme becerileri ve yeme farkındalığının yeme bozuklukları ile ilişkisi incelenmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik değişkenleri ile yeme patolojileri değerlendirilmiş; Pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve hiyerarşik regresyon analizleri ile değişkenlere ait bulgular ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini 18-60 yaş arası 352 katılımcı oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Ölçeği– Kısa Formu (DDGÖ– 16), Yeme Farkındalığı Ölçeği (YFÖ– 30) ve Yeme Bozuklukları Ölçeği- Kısa Formu (EDE- Q- 13) kullanılmıştır. Kadın katılımcıların Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği toplam puanı erkek katılımcılara göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Yeme bozuklukları ile duygu düzenleme güçlüklerinin pozitif yönde, yeme farkındalığı ile yeme bozuklarının ise negatif yönde anlamlı bir ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, duygu düzenleme güçlüğünün pozitif yönlü ve anlamlı düzeyde; yeme farkındalığınınsa negatif yönlü ve anlamlı düzeyde yeme bozukluklarını yordama gücüne sahip olduğu görülmüştür. Yeme farkındalığı, yeme bozukluğunu %15 oranında açıklamaktadır. Türk alanyazında yeme bozuklukları alanında yapılan araştırmaların oldukça kısıtlı olduğu görülmektedir. Özellikle yeni bir kavram olan yeme farkındalığına ilişkin çalışmalar yok denecek kadar azdır. Yeme bozukluklarının başlangıcı, sürdürülmesi ve tedavisi ile ilişkili faktörleri tanımlamak, önleme ve müdahale adımlarını güçlendirmek için bu tez çalışmasının alandaki boşluğu giderebileceği düşünülmektedir.

Beslenme ve yeme bozuklukları
Tuba Tutar
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meditasyon uygulamalarının algılanan olumlu ve olumsuz etkileri

Budist felsefeye dayalı meditasyon uygulamalarının kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bu uygulamalar, çeşitli anbean farkındalık temelli programlar aracılığıyla günümüz psikoterapi uygulamalarında da kendine yer bulmaktadır. Meditasyonun etkilerine yönelik yapılan alanyazın taraması çeşitli olumsuz etkilerin ortaya çıktığını ortaya koymaktadır. Bu tez çalışmasında Türkiye'de yaşayan yetişkinlerin meditasyon deneyimleri, meditasyon yapmanın olumlu ya da olumsuz etkilerini nasıl algılayıp bildirdikleri ile bu etkilerle ilişkili demografik ve kişisel öykü özellikleri incelenmiştir. Ayrıca meditasyon yapılan dönemde ya da hemen öncesinde psikolojik sorun ve / veya duygusal güçlüklerin varlığı ile meditasyona bağlı olumsuz etki arasındaki ilişkiyi tespit etmek amaçlanmıştır. Araştırma; yaşları 20 ile 66 arasında değişen, en az bir kez meditasyon yapmış olan 155 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Araştırma verileri; Demografik ve Kişisel Öykü Bilgi Formu, Meditasyon Deneyimi Bilgi Formu ve Meditasyonla İlişkili Olumsuz Etkiler Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya katılanların %53.5'ü; meditasyonla ilgili nadiren, ara sıra veya düzenli olarak olumsuz etki deneyimlediklerini raporlamıştır. Araştırma sonucunda meditasyona bağlı olumsuz etkilerin, meditasyon yapılan dönemde ya da hemen öncesinde psikolojik sorun ve/veya duygusal güçlüklerin varlığına göre anlamlı olarak farklılaştığı ortaya çıkmıştır. Elde edilen bulgular, mevcut alanyazın çerçevesinde tartışılmış olup gelecek araştırmalara ve meditasyon uygulamalarına yönelik önerilerde bulunmak için kullanılmıştır.

Bilinçli farkındalıkBilişsel davranış terapileriKlinik psikoloji+1
Emine Özkan Veyselgil
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uyumsuz mükemmeliyetçilik ile bilişsel ve davranışsal kaçınma ilişkisinde psikolojik esnekliğin aracı rolü

Bu araştırmanın amacı uyumsuz mükemmeliyetçilik ile bilişsel ve davranışsal kaçınma arasındaki ilişkide psikolojik esnekliğin aracı rolünün incelenmesidir. Bu bağlamda araştırmaya 18 yaş ve üstündeki 341 kişi katılmıştır. Veri toplama sürecinde "Demografik Bilgi Formu", "Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği", "Bilişsel Davranışsal Kaçınma Ölçeği" ve "Psikolojik Esneklik Ölçeği" kullanılmıştır. Veri analizinde katılımcı özelliklerini tanımlamak için betimleyici istatistikler kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişkiyi incelemek için Pearson Korelasyon Analizi, aracılık rolünü incelemek için Çoklu Regresyon Analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre uyumsuz mükemmeliyetçiliğin psikolojik esneklik üzerinde negatif yönlü ve anlamlı, bilişsel ve davranışsal kaçınma üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı etkisi olduğu saptanmıştır. Psikolojik esnekliğin ise bilişsel ve davranışsal kaçınma üzerinde negatif ve anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Psikolojik esnekliğin, uyumsuz mükemmeliyetçilik ile bilişsel ve davranışsal kaçınma ilişkisinde aracılık rolü oynadığı tespit edilmiştir.

Bilişsel kaçınmaPsikolojik esneklikPsikolojik katılık+1
Neslihan Canan Koçak
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Belirsizliğe tahammülsüzlük ile sağlık anksiyetesi arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın rolü

Bu çalışmada belirsizliğe tahammülsüzlük, sağlık anksiyetesi ve psikolojik sağlamlık değişkenleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Belirsizliğe tahammülsüzlük ile sağlık anksiyetesi arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın düzenleyici rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi 18-45 yaş aralığında kronik fiziksel hastalığı olmayan 247 kişiden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği Kısa Formu kullanılmıştır. Analiz sürecinde araştırma değişkenlerinin puan ortalamalarının normallik sınaması için çarpıklık ve basıklık değerleri kontrol edilmiştir. Normal dağılıma uygun olduğu kabul edilerek değişkenlerin arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Yordayıcı ilişkinin incelenmesi için hiyerarşik regresyon analizi uygulanmıştır. Düzenleyici rol analizi için SPSS Process Macro eklentisi kullanılarak birinci model ile tek düzenleyici değişkenli analiz yapılmıştır. Sosyodemografik değişkenler bakımından araştırma değişkenlerinin karşılaştırılmasında t-test ve tek yönlü ANOVA kullanılmıştır. Analizler sonucunda psikolojik sağlamlık, belirsizliğe tahammülsüzlük, belirsizliğe tahammülsüzlük ölçeği toplam puan ve alt boyutlarının sağlık anksiyetesinin istatistiksel olarak anlamlı yordayıcıları olduğu görülmüştür. Çalışmanın bir diğer bulgusu engelleyici kaygı alt boyutu ile sağlık anksiyetesi arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın düzenleyici rolü olduğunu göstermektedir. Çalışma sonuçları alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.

Belirsizliğe tahammülsüzlük
Aymelek Aktaş
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekrarlı flört şiddetine maruz kalmış bireylerin duygusal manipülasyon mağduru olmasında bağlanma stillerinin etkisi

Bu çalışmada bağlanma stilleri ve duygusal manipülasyon mağduriyetindeki ilişkide tekrarlı flört şiddetinin aracı rolüne bakılmıştır. Araştırma kapsamında en az iki kere flört şiddetine maruz kalmış bireylerden oluşan 286 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Veri toplama yöntemi olarak Demografik Bilgi Formu, Flörtte Şiddete Yönelik Tutum Ölçekleri, Romantik İlişkiyi Değerlendirme Ölçeği Revize Formu ve Üç boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Pearson Korelasyon Analizi, Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre bağlanma stillerinin, duygusal manipülasyon mağduriyeti üzerindeki ilişkisinde tekrarlı flört şiddetinin aracılık rolünün anlamsız olduğu görülmüştür. Güvenli bağlanma ve duygusal manipülasyon mağduriyeti arasındaki ilişki anlamsız çıkarken, kaçıngan ve kaygılı bağlanmasının duygusal manipülasyon üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Güvenli bağlanma ve tekrarlı flört şiddeti arasında negatif yönlü anlamsız bir ilişki varken; kaygılı ve kaçıngan bağlanmanın tekrarlı flört şiddeti ile pozitif yönde anlamlı bir ilişkisinin olduğu bulgulanmıştır. Tekrarlı flört şiddeti ve duygusal manipülasyon mağduriyeti arasında anlamsız bir ilişki çıkmıştır.

Bağlanma stilleriFlörtManipülasyon
Ezgi Tıkıç
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üreme çağındaki sağlıklı kadınlarda premenstrüel sendrom belirtileri ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün rolü

Premenstrüel Sendrom (PMS), menstrüel döngünün luteal fazında ortaya çıkan ve menstrüsyonun başlamasıyla azalan veya kaybolan; temelinde bir psikiyatrik hastalık olmaksızın kişide fiziksel, psikolojik ve davranışsal belirtilerle kendini gösteren bir durum olarak tanımlanmaktadır. PMS'de görülen hormonal değişikliklerin duygu durum dalgalanmalarında ve duygularımızın etkili olduğu duygusal yeme davranışı üzerinde etkisi olabileceği düşünülmektedir. Bu kapsamda, bilinen bir psikiyatrik tanısı olmayan sağlıklı kadınların PMS belirtileri ile duygusal yeme davranışları arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü incelenmiştir. Üreme çağındaki sağlıklı kadınlar (N=254) Premenstrüel Sendrom Ölçeği (PMSÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü-Kısa Form (DDGÖ-16), Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) ve Duygusal İştah Anketi (DİA) bulguları açısından incelenmiştir. PMS belirtileri ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü PROCESS Macro kullanılarak basit aracılık modeliyle test edilmiştir. Bunun sonucunda, toplam dolaylı etki anlamlı bulunmuş (p=0,000) ve modele duygu düzenleme güçlüğü değişkeni eklendiğinde PMS'nin duygusal yeme davranışı üzerindeki doğrudan etkisinin azalması fakat, hala anlamlılığını koruması nedeniyle söz konusu ilişkiye duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracılık ettiği görülmüştür. Aracı değişken, duygusal yeme davranışına ait varyansın %11'ini açıklamıştır. Mevcut çalışmanın, duygusal yeme davranışı ile PMS arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünü inceleyen ilk bulguları sunması ve gelecekte konuyla ilgili daha fazla sayıda araştırma yapılmaya gerek olduğunu ortaya koyması açısından önem taşıdığı düşünülmektedir.

Duygusal yemeMenstrüal siklusPremenstrüel sendrom
İrem Elmas
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlıklı erişkinlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun alt tipleri ile akademik erteleme davranışı arasındaki ilişki: yürütücü işlevler ve duygu düzenleme güçlüğünün rolü

Sağlıklı erişkinlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite (DEHB) eğilimleri ile akademik erteleme arasındaki ilişkiyi açıklayan değişkenlerin incelenmesini amaçlayan çalışmalar sınırlı sayıdadır. Bu çalışmada, bilinen nörolojik ve psikiyatrik tanısı bulunmayan sağlıklı erişkinlerin DEHB alt tip eğilimleri ile akademik erteleme arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü ve yürütücü işlevlerin eş zamanlı (paralel) aracılık etkisi incelenmiştir. Çalışma, 18-35 yaş aralığında 223 üniversite öğrencisiyle yürütülmüştür. Katılımcılara, DEHB özelliklerinin değerlendirilmesinde "Mevcut Semptomlar Ölçeği (MSÖ)"; akademik erteleme davranışlarının incelenmesinde "Akademik Erteleme Ölçeği (AEÖ)", yürütücü/yönetsel işlevleri değerlendirmede "Yürütücü İşlevler Ölçeği (YİÖ)" ve duygu düzenleme güçlüğünün tespit edilmesinde "Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Formu (DDGÖ-16)" uygulanmıştır. Çalışmada, sosyodemografik faktörler araştırma değişkenleri açısından istatistiksel olarak incelenmiştir. MSÖ alt boyutları üzerinde, yaş ve cinsiyetin olası karıştırıcı etkilerini ele almak için "Kısmi Korelasyon Analizi" yapılmıştır. DEHB alt tipleri ve akademik erteleme arasında yürütücü işlevler ve duygu düzenleme güçlüğünün eş zamanlı olarak aracı etkisini test etmek amacıyla "Paralel Aracılık Analizleri" yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda, erkeklerin MSÖ-hiperaktivite-dürtüsel (6,77±3,91) ve akademik erteleme (53,86±13,66) puanlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Paralel aracılık sonuçları; yürütücü işlevler ve duygu düzenleme güçlüğünün MSÖ-dikkat eksikliği ve bileşik tip alt tipleri ile akademik erteleme davranışı arasındaki ilişkiye kısmi aracılık; MSÖ-hiperaktivite-dürtüsel alt boyutu ile akademik erteleme davranışı arasındaki ilişkiye tam aracılık ettiğini göstermiştir. (p<0,05). Bu bulgular; DEHB eğilimi olan genç yetişkinlerde akademik ertelemenin anlaşılmasında hem duygu düzenleme güçlüklerinin hem de yürütücü işlevlerin dikkate alınmasının önemini göstermektedir.

Akademik erteleme
Eflal Kopuz
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kumar bağımlılığı ile depresyon arasındaki ilişki ve online kumar oynama davranışının bu ilişkiye etkisi

Bu araştırmada, kumar ve depresyon arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma, 18-60 yaş arası 162 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Veriler Sosyodemografik Bilgi Formu, South Oaks Kumar Tarama Testi (SOKTT) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılarak toplanmış ve analizler SPSS 22.0 programı ile yapılmıştır. Araştırmada kumar oynayan katılımcıların %34,4'ü 36 yaş ve üzerindeyken, oynamayanların %58,7'si 18-25 yaş aralığında olduğu bulunmuştur. Araştırmada erkeklerin %73,7'sinin şans oyunlarına daha fazla ilgi duyduğu, kumar oynayanların %55,6'sının orta gelir seviyesinde olduğu belirlenmiştir. Kumar oynayan katılımcıların depresyon düzeyleri oynamayanlara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırmada kumar oynayan katılımcıların minimal depresyon oranları düşükken (%24,2), şiddetli depresyon oranları (%46,5) daha yüksek olduğu ve araştırmada kumar oynayanların %52,5'inin olası patolojik kumarbazlık riski taşıdığı saptanmıştır. Araştırmanın bir diğer bulgusu ise BDÖ puanları ile SOKTT puanları arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmasıdır. Araştırmada ayrıca kumar oynama davranışının depresyonun %33,3'ünü yordadığı, online kumar oynama davranışının ise depresyonu %33,4 oranında açıkladığı belirlenmiştir. Bulgular, kumar oynama davranışının belirli demografik ve psikolojik faktörlerle ilişkili olduğunu ve kumar oynayan bireylerde depresyon seviyelerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Bağımlılık, Depresyon, Kumar, Şans, Online Kumar

BağımlılıkDepresyonKumar oynama+1
Anıl Akar
Beykoz University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2024
00