
282
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Vajinismus tanılı hastalarda bilinçli farkındalık temelli terapinin cinsel doyum ve ağrı eşiği düzeyine etkisi
Amaç: Bu araştırmada vajinismus tanılı hastalar ve kontrol grubu arasında ağrı eşiği düzeyinde fark olup olmadığını gözlemlemek ve vajinismus tanılı hastalara uygulanan MBSR terapi programıyla ağrı eşiği düzeylerinde, ağrı ile ilgili bilişlerde, cinsel doyumda, anksiyete ve depresyon düzeylerinde ve bilinçli farkındalık düzeylerinde ortaya çıkacak olası değişimleri gözlemlemek amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışmamızdaki hasta grubu Ankara Şehir Hastanesi Psikiyatri ve Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine tedavi amacıyla Mart 2021 ve Temmuz 2021 tarihleri arasında başvuran, DSM-5 tanı kriterlerine göre yapılan değerlendirme sonucunda 'Cinsel Organlarda-Pelviste Ağrı/İçe Girme Bozukluğu' tanısı alan ve çalışmaya katılmayı kabul edip bilgilendirilmiş gönüllü olur formunu imzalayan 40 kadından oluşmaktadır. Çalışmanın sağlıklı kontrol grubu ise demografik olarak eşleştirilmiş, yapılan klinik görüşmeye göre DSM-5 CİB tanısı olmayan, cinsel olarak aktif durumda 32 gönüllü kadından oluşmaktadır. Katılımcılar sağlıklı kontrol, müdahale ve bekleme grubu olarak üç gruba ayrılmıştır. Müdahale grubuna MBSR terapi programı uygulanmıştır. Online olarak grup terapisi şeklinde uyguladığımız terapi programı hem pandemi koşullarında hastalara ulaşabilmeyi kolaylaştırmıştır hem de grup halinde olmanın tedavi edici ve destekleyici etkisinden faydalanılmıştır. Program başlamadan önce ve program tamamlandıktan sonra katılımcılarla yüz yüze görüşülerek algometre ile ağrı eşiği ölçümü yapılmış ve GRCDÖ, SCL-90-R, BBBFÖ, BAÖ, BDÖ, VPBÖ, AFÖ uygulanmıştır. Bekleme grubuna 8 hafta arayla olmak üzere iki defa, kontrol grubuna ise 1 defa aynı uygulamalar yapılmıştır. Bulgular: Vajinismus ve sağlıklı kontrol grupları arasında medeni durum, eğitim durumu, yaşadıkları yer, ailede cinselliğin konuşulması açısından anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Algometre ile ölçüm yapılan tüm bölgelerde vajinismus grubunda ağrı eşiği düzeyi anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Vajinismus grubunda kontrol grubuna göre AFÖ toplam puanı ve alt ölçeklerden ruminasyon, abartma, karamsarlık alt ölçek puanları, BDÖ ve BAÖ puanları, GRCDÖ toplam puanı, sıklık, doyum, kaçınma, vajinismus, anorgazmi alt ölçekleri, SCL-90-R toplam puanı ve tüm alt ölçek puanları, VPBÖ toplam puanı ve alt ölçeklerinden kontrol bilişleri, benlik imgesi bilişleri, felaketleştirme ve ağrı bilişleri, cinsel (genital) uyumsuzluk bilişleri anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. Vajinismus grubunda kontrol grubuna göre BBBFÖ toplam puanı, içsel deneyimleri yargılamama ve içsel deneyimlere tepkisizlik alt ölçekleri anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır. Müdahale grubuna uygulanan MBSR terapi programı öncesi ve sonrası sonuçlar karşılaştırıldığında; sağ spina iliaka anterior superior kasının olduğu bölge haricinde ölçüm yapılan tüm bölgelerde ağrı eşiği düzeyinde, BBBFÖ toplam puanı ve gözlemleme alt ölçeğinde anlamlı artış saptanmıştır. AFÖ abartma alt ölçek puanında, BDÖ'de, SCL-90-R toplam puanı, somatizasyon, OKB, kişiler arası duyarlılık, depresyon, anksiyete, öfke, fobik anksiyete alt ölçeklerinde, VPBÖ toplam puanı ve kontrol bilişleri, felaketleştirme ve ağrı bilişleri, cinsel (genital) uyumsuzluk bilişleri alt ölçeklerinde, GRCDÖ vajinismus ve anorgazmi alt ölçeklerinde anlamlı düzeyde düşüş saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda hipotezimizi doğrular şekilde ağrı eşiği düzeyinde vajinismus ve kontrol grubu arasında anlamlı şekilde fark olduğu ve uygulanan MBSR terapi programı sonrasında ağrı eşiği düzeyinde, vajinal penetrasyon bilişlerinde ve cinsel doyumun bazı alanlarında düzelme olduğu görülmüştür. Ayrıca klinik seyirde MBSR terapi programı uygulanan hastaların 8'inde cinsel birleşmenin gerçekleştiği ve vajinismus şikayetlerinin gerilediği gözlenmiştir. Hastaların 2 tanesinde de vajinal muayene gerçekleşebilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı eşiği, Algometre, Bilinçli farkındalık, Vajinismus, Mindfulness.
Çocuk acile başvuran epilepsi tanılı hastaların özellikleri
Giriş ve Amaç: Epilepsi çocukluk çağının en sık rastlanan nörolojik hastalıklarından birisidir. Epilepsi tanılı çocuk hastaların çocuk nöroloji/çocuk sağlığı ve hastalıkları poliklinik izlemi dışında çocuk acil servislerine de farklı nedenlerle başvuruları olabilmektedir. Ancak epilepsi hastalarının acile başvurularının epilepsi/epilepsi dışı nedenleri ve acil ünitesindeki izlem süreçleri ile ilişkili literatürde çok az veriye ulaşılmaktadır. Çalışmamızda; çocuk acil servise başvuran epilepsi tanılı hastaların özelliklerinin, başvuru nedenlerinin ve çocuk acil serviste izlem sürecinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif bir çalışma olup, çalışmaya 01 Ocak 2020-31 Aralık 2021 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Çocuk Acil Servise başvuran 1 ay-18 yaş aralığında olup epilepsi tanısı olan 492 hastanın 802 acil başvurusu dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, epilepsi tanı yaşı, nöbet sıklığı, nöbet özellikleri, kullandığı ilaçlar, ek hastalık varlığı, çocuk acil servise başvuru nedeni, çocuk acil servise başvuru şekli (ayaktan, ambulans), çocuk acil servis başvuru tanısı/tedavisi/kalış süresi/taburculuk bilgileri (acilde gözlem/servise yatış/yoğun bakıma yatış/exitus) değerlendirmeye alındı. Bulgular: Hastalarımızın yaş ortalaması 99,4±64,3 ay, %59,8'i erkek, %40,2'si kız idi. Epilepsi tanısı ile çocuk acile başvuran hastaların son altı ayda çocuk nöroloji polikliniğine daha sık başvurularının olduğu saptandı. Çocuk acil servise epilepsi tanısı ile başvuran hastaların epilepsi etiyolojileri değerlendirildiğinde hastaların %60,6'sı epilepsi etiyolojisi bilinmeyen grupta idi. Hastaların %34 'ünde epilepsiye eşlik eden ek bir hastalığı vardı ve ek hastalığı olanların olmayanlara göre acile daha sık başvuru yaptıkları saptandı. Hastaların epilepsi takip süresinin çocuk acil servise başvuru sıklığını etkilemediği saptandı. Ek hastalığı olan hastalar ile ek hastalığı olmayan hastaların yaşları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Hastaların çocuk acil servise en sık başvuru nedeni nöbet (%69,1) iken diğer başvuru nedenleri olarak da üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE), alt solunum yolu enfeksiyonu (ASYE), akut gastroenterit (AGE), alerji, psikiyatrik nedenler bulunmakta idi. Acile nöbet ile başvuran hastalarda en sık nöbet nedeni düzensiz antiepileptik ilaç (AEİ) kullanımı idi. Dokuz hastada hipoglisemi, dört hastada hipokalsemi ilişkili nöbet vardı. Acil servise nöbet nedeni ile başvuran 554 hastadan 161'ine acil serviste AEİ tedavisi uygulanmış ve en sık uygulanan tedavi ise intravenöz (IV) levetirasetam uygulaması idi. Hastaların %32,5'u çocuk servislerine, %5,1'i çocuk yoğun bakıma yatırılmış idi Sonuç: Epilepsi hastalarının çocuk acil servise başvurularının epilepsi/epilepsi dışı nedenleri ve acil ünitesindeki izlem süreçleri ile ilişkili literatürde çok az veriye ulaşılmaktadır. Çalışmamızda çocuk acil servise epilepsi tanısı ile başvuran hastaların özellikleri incelendi. Hastaların en sık başvuru nedeni nöbet idi. Nöbetlerin en sık nedeni ise antiepileptik ilaçların düzensiz kullanımı olarak saptandı. Epilepsiye eşlik eden ek hastalıkların olmasının, çocuk acil servise başvuru sıklığını artırdığı tespit edildi.
Serebral palsili çocuklarda günlük yaşama çocuk katılımı ölçeği'nin türkçe adaptasyonu, geçerlik ve güvenirliği
Giriş ve Amaç: Serebral palsili çocuklarda günlük yaşam aktivitelerine katılımı değerlendirmek, etkin rehabilitasyon uygulamaları için kritik öneme sahiptir. SP gibi hastalıklarda aktivitelere katılımı objektif olarak ölçmek için standartlaştırılmış fonksiyonel değerlendirme ölçekleri kullanılmalıdır. Bu çalışmanın amacı, Child Engagement in Daily Life Measure (CEDL)'yi Türkçeye çevirmek ve Türkçe CEDL'nin SP'li çocuklarda kültürel adaptasyonu, güvenirliği ve geçerliği dahil olmak üzere psikometrik özelliklerini belirlemektir. Materyal ve Metod: Çalışmaya 1,5-12 yaş arası 273 SP'li çocuk, 100 sağlıklı çocuk ve ebeveynleri katıldı. Ebeveynler, Aile ve Rekreasyonel Aktivitelere Katılım (11 madde) ve Öz Bakım Performansı (18 madde) bölümlerini içeren CEDL ölçeğini doldurdu. SP'li çocukların kaba motor ve el beceri düzeyleri (GMFCS ve MACS) kaydedildi. CEDL'nin güvenirliği iç tutarlılık ve test-tekrar test güvenirliği ile, içsel yapı geçerliği Rasch analizi ile ve dışsal geçerliği bilinen gruplar yöntemi ile değerlendirildi. CEDL'nin bilinen grup geçerliği, SP'li çocukların yaşlarına göre GMFCS ve MACS düzeyleri ile literatürden elde edilen sonuçlar arasındaki hipotez kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: CEDL'nin iç tutarlılığı yüksek olup, Cronbach alfa değerleri 0,89 ile 0,98 arasında değişmektedir; test-tekrar test güvenirliği, aile ve rekreasyonel aktivitelere katılım sıklığı için yüksek (SKK = 0.827, %95GA = 0.723-0.895), hoşlanma durumu için orta-yüksek (SKK = 0.778, %95GA = 0,647-0,864) ve öz bakım için oldukça yüksekti (SKK = 0,97, %95GA = 0.948-0.982). Ölçekteki sorular iyi bir uyuma ve mantıksal bir hiyerarşik sıralamaya sahipti. SP'li çocukların aile ve rekreasyonel aktivitelere katılma sıklığı, hoşlanma durumu ve öz bakım performansı sağlıklı yaşıtlarına göre düşük olup, kaba motor ve el beceri düzeyine göre değişmekteydi. Sonuç: CEDL'in Türkçe versiyonu olan Günlük Yaşama Çocuk Katılımı Ölçümü 1,5-12 yaş arası SP'li çocuklarda katılımı ölçmek için kullanılabilecek yeterli psikometrik özelliklere sahip, geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Anahtar Kelimeler: Serebral palsi, katılım, öz bakım, güvenirlik, geçerlik
Ankara Şehir Hastanesi nöroloji ve tıbbi onkoloji polikliniklerine başvuran hasta ve hasta yakınlarının evde sağlık hizmetleri hakkında bilgi düzeyi
Giriş: ESH gün geçtikçe dünya ve ülkemiz için önemi artan bir konudur. Kronik hastalıkların görülme sıklığının artması, nüfusun yaşlanması, evde bakım teknolojilerinin gelişmesi, hastanelerden erken taburculuk imkanlarının gelişmesi ESH'ye ihtiyacı arttırmaktadır. ESH alan kişi/aile sayısı artış gösterse de halen yeterli düzeyde ve verimlilikte çalışılamamaktadır. Bu araştırma ile amacımız hasta ve hasta yakınlarının ESH hakkındaki farkındalığını arttırmak, konu hakkındaki bilgi düzeylerini görmek ve eğer varsa bilgi eksikliklerinin giderilmesi için uygun planlama yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Ocak 2020 ve Mart 2020 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Nöroloji polikliniklerine başvuran hasta ve hasta yakınlarına anket dağıtılarak yapılan kesitsel bir çalışmadır. 330 hasta/hasta yakını çalışmaya dahil edilmiştir. Veriler SPSS Statistics 20 programı kullanılmış ve istatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 44.58 idi. Eğitim durumları incelendiğinde %49,24 (n:162) ile en çok üniversite ve üzeri eğitimli katılımcılarımız vardı. Katılımcıların %54,88'inin (n:180) geliri giderine eşit olduğu görüldü. Katılımcılarımızın çoğunluğu %68,08 (n:224) ile hasta yakını idi. Katılımcıların %45,6'sı (n:47) Onkoloji, %54,4'ü (n:56) Nöroloji kliniğinde tedavi görmekte idi. Katılımcılarımızın çoğu ESH'yi duymuştu (%79,7). ESH'yi duyan katılımcılar en çok sağlık personeli sayesinde (%58) ESH'den haberdar olduklarını söylerken, ikinci sırada %40,3 TV, radyo, internetten duyduklarını belirttiler. Aile hekimlerinin daha önce evde sağlık hizmeti konusunda bilgi verdiği kişiler katılımcıların %43,2'si (n:142) idi. Katılımcıların %27,6'sı (n:91) evde sağlık hizmetlerinden yararlandıklarını belirtti. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan katılımcıların en sık (%29,7) ilaç raporu nedeniyle ESH'den yararlandığı görüldü. Katılımcıların %87,2'si (n:272) ihtiyaçları olduğunda ESH'den yararlanmak istediklerini belirtti. ESH'den kimler yararlanabilir sorusuna doğru cevap yüzdeleri yüksekti. Katılımcıların ESH'den beklentileri incelendiğinde; en çok beklenti %81,81 (n:270) oranı ile hastaların ilaçlarının reçete edilmesi ve ilaç raporlarının evde sağlık tarafından düzenlenmesi iken en düşük beklenti diş hekimi muayenesi yapılması [%26,97 (n:89)] idi. Katılımcılar ESH'yi hangi kurumlardan alabileceklerini ve nasıl başvuracaklarını biliyorlardı. Katılımcılara ESH'nin verdiği hizmetler hakkında fikirlerini sorduğumuzda; en az doğru yanıt verilen önerme %36,36 (n:120) oranıyla ESH "Acil durumlara müdahale eder" ifadesi idi. İkinci en az doğru yanıt %38,18 oranıyla ESH "Ağız ve diş sağlığı hizmetleri verir" önermesi oldu. ESH hakkında verilen çeşitli önermelere verilen cevaplarda "ESH aynı gün eve gelir" önermesinde doğru, yanlış ve bilmiyorum cevap oranları birbirine yakındı. Diğer önermelere doğru cevap oranları yüksekti. Anket sonuçlarını ESH'den yararlananlar ve yararlanmayanlar olarak kıyasladığımızda bir çok alanda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık görüldü. ESH'den yararlanmak katılımcıların bilgi düzeyini arttırmıştı. Ekonomik durumun ve eğitim düzeyinin ESH hakkında bilgi düzeyinde fark yaratmadığı görüldü. Aile hekiminden ESH hakkında daha önce bilgi alan ve almayan katılımcıları kıyasladığımızda, ESH hakkında aile hekiminden bilgi almış olanların bilgi düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmış olduğu görüldü. Tartışma ve Sonuç: Katılımcıların geneline baktığımızda evde sağlık hizmetleri konusunda fikir sahibi olduklarını gördük. Ekonomik durum ve eğitim düzeyine göre bir çok alanda fark olmadığını gördük. Eğitim düzeyine göre istatistiksel olarak anlamlı fark görülen alanların çoğunluğunda ilköğretim mezunu katılımcılar daha bilgili olarak görüldü. İlköğretim mezunu katılımcıların ESH'ye daha çok ihtiyaç duyma ihtimalleri vardır. ESH'den yararlanan katılımcıların ve aile hekiminden ESH hakkında bilgi almış olanların bilgi düzeyleri ESH'den yararlanmayanlar ve aile hekiminden ESH hakkında bilgi almamış olanlara göre daha yüksekti. Bu sonuç ESH hakkında eğitimler verilmesinin önemini göstermektedir. Aile hekimlerinin ESH hakkında bilgilendirdiği katılımcıların bazı önermelerde bilgi düzeylerinin düşüklüğü sağlık personellerinin de ESH hakkında bilgi düzeylerinin yeterli oranda olmadığını düşündürdü. Hasta ve hasta yakınları kadar sağlık personellerinin de ESH hakkında eğitimlere tabi tutulması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Ankara şehir hastanesi, Evde sağlık hizmetleri, Nöroloji, Onkoloji
Periferik fasiyal paralizi'de monosit/HDL ve monosit/lenfosit parametrelerinin hastalığın evresi ve prognoza etkisinin araştırılması
Amaç: Periferik fasiyal paralizili hastalarda Monosit/HDL ve monosit/lenfosit oranlarının inflamatuar prosese katkısını, hastalığın şiddetine ve prognoza etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 2018 Ocak ile 2020 Haziran tarihleri arasında Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi kliniğimize başvuran periferik fasiyal paralizili tanısı konan 48 (19 Kadın / 29 Erkek) hasta ile çalışma grubu ve kliniğimizde başka nedenlerle elektif operasyonu yapılmış 45 (19 Kadın / 26 Erkek) hasta ile kontrol grubu oluşturularak çalışma retrospektif olarak tasarlandı. Çalışma grubundaki hastaların başvuru anındaki kan tetkiklerinden elde edilen hematolojik parametreler ile kontrol grubundaki değerler istatiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışma grubunun MHO değeri 12.85 ± 1.02 iken kontrol grubunun MHO değeri 12.37 ± 0.88 olarak saptandı ve istatiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Karşılaştırılan diğer parametreler arasında (MLO, NLO, PLO) istatiksel anlamlı farklılık bulunmadı. MHO değeri ile başvuru anındaki House-Brackmann evresi arasında pozitif korelasyon olduğu saptandı. Ayrıca, MR görüntülerinde fasiyal sinirde patolojik kontrastlanma olan vakaların olmayanlara göre NLO değerinin daha yüksek ve istatiksel olarak anlamlı olduğunu saptadık. Tüm hastalar iyileşmiş olduğundan prognoz hakkında yorum yapamadık. Sonuç: Periferik fasiyal paralizili hastalarda MHO değerinin yüksek olması, etiyopatogenezde inflamatuar ve iskemik süreçlerin rol aldığını desteklemektedir. Prognoz hakkında daha net yorumlar yapılabilmesi için iyileşmenin sağlanamadığı hasta gruplarının daha geniş olduğu çok merkezli seriler ile bu inflamatuar parametreleri çalışmak gerekmektedir.
Acil servise başvuran COVİD 19 pnömoni hastalarında ortalama trombosit hacmi ve CURB-65'in beraber kullanımının yatış yeri ve 28 günlük mortalite öngörmedeki ilişkisi
Acil servise başvuran Covid-19 pnömoni hastalarında ortalama trombosit hacmi ve CURB-65'in birlikte kullanımının yatış yeri ve mortaliteyi öngörmedeki ilişkisi: Prospektif Gözlemsel Çalışma, Dr.Hatice MERT, Uzmanlık Tezi, Ankara Amaç: COVID-19 hastalığının ileri yaşlarda morbidite ve mortalitesinin yüksek olduğu bilinen bir gerçektir. Bu çalışmanın amacı Covid-19 pnömoni hastalarında ortalama trombozit hacmi ce CURB-65 skorunun birlikte kullanımının hastaların yatış yeri ve mortalitesini öngörmedeki ilişkisini incelemektir. Çalışmamız ile oldukça mortal seyreden Covid-19 pnömonisi için bir mortalite öngörücüsü olarak ortalama trombosit hacmi ve CURB-65'in birlikte kullanımının etkin olabileceğini göstermeyi hedeflemekteyiz. Yöntem: Ankara Şehir Hastanesi Erişkin Acil Tıp Kliniği'ne başvuran toraks BT'de tutulumu olan ve PCR sonucu pozitif olan hastaların demografik verileri, başvuru semptomları, klinik özellikleri, laboratuvar ve görüntüleme bulguları ile CURB-65 skorları değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 500 hasta değerlendirilerek çalışma yapılmıştır. Çalışmamızda yaş faktörünün, ek hastalıklardan KAH, HT, kanser/immünsüpresyon, SVO öyküsünün, yoğun bakım takibinin ve ileri oksijen desteği tedavisi almanın, CURB-65 skorunun yüksek olmasının, nefes darlığı semptomunun, ateş yüksekliği, taşikardi, takipne, hipoksi ve hipotansiyonun, hematolojik parametrelerden HGB, RBC, RDW, NLR ve MPV'nin, biyokimyasal parametrelerden üre, kreatin, LDH, AST, kardiyak markerlar (troponin, CK-MB, miyoglobin)'ın, koagülasyon parametrelerinden PT, INR, D-dimer, fibrinojenin, akut faz reaktanlarından CRP, prokalsitoninin; BT bulgularından dağınık infiltrasyon, konsolidasyon, LAP ve plevral effüzyon bulgusunun mortaliteyle ilişkili olduğu görüldü. Yine tüm değişkenler içinde yaş, SVO, kanser/immünsüpresyon ve diastolik kan basıncının bağımsız prognostik belirteçler olduğu tespit edildi. Çalışmamızda CURB-65 skoru ve MPV değerinin birlikte kullanımının yoğun bakım takibi ve mortalite öngörücüsü olduğu saptandı. Sonuç: Acil servise başvuran Covid-19 hastalarında ortalama trombosit hacmi ve CURB-65 skorunun birlikte kullanımı yatış yeri ve mortalite öngörücüsü olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Ortalama trombosit hacmi (MPV), CURB-65, Mortalite
Çeşitli klinik örneklerden izole edilen hipervirülan ve klasik klebsiella pneumoniae izolatlarında virülans genleri ve karbapenem direnç genlerinin araştırılması
Çeşitli Klinik Örneklerden İzole Edilen Hipervirülan ve Klasik Klebsiella pneumoniae İzolatlarında Virülans Genleri ve Karbapenem Direnç Genlerinin Araştırılması Klebsiella pneumoniae hastane kökenli ve toplum kökenli enfeksiyonlara sebep olabilen ve antibiyotiklere karşı kazandığı dirençle bilinen küresel bir patojendir. Hipervirülan K. pneumoniae (hvKp) diye tanımlanan ve klasik K. pneumoniae (cKp) izolatlarından daha öldürücü olan patotip, sağlıklı genç erişkinlerde karaciğer apsesi, endoftalmi, pnömoni gibi birçok toplum kökenli enfeksiyonlara sebep olmaktadır. HvKp‟yi tanımlamak için klinik ya da mikrobiyolojik net kriterler bulunmamaktadır. Hipermukoviskoziteyi gösteren string testi, kültür plaklarında üreyen kolonilerin öze yardımıyla yukarı doğru çekilmesi ve uzama miktarının ölçülmesiyle yapılır ve hvKp‟yi tanımlamak için en sık kullanılan mikrobiyolojik testtir. Çalışmamızda farklı klinik örneklerden üretilen 100 K. pneumoniae izolatı string testine göre hvKp ve cKp olarak gruplandırılmıştır. Tüm izolatlarda 6 virülans geni (fimH-1, rmpA, magA, aerobaktin, K1, K2) ve karbapenem dirençli izolatlarda 5 karbapenem direnç geni (OXA-48, KPC, IMP, VIM, NDM-1) varlığı araştırılmıştır. İzolatların %45‟i hvKp, %55‟i cKp olarak tanımlanmıştır. İzolatların %94‟ünde fimH-1 geni, %37‟sinde aerobaktin geni, %34‟ünde magA ve K1 geni, %5‟inde rmpA geni, %3‟ünde K2 geni bulunmuştur. HvKp izolatlarının %68,9‟unda, cKp izolatlarının %10,9‟unda aerobaktin geni pozitif saptanmıştır ve hvKp izolatlarında cKp izolatlarına oranla yüksek aerobaktin geni varlığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). MagA geni ve K1 serotipi hvKp izolatlarının %28,9‟unda, cKp izolatlarının %38,2‟sinde bulunmuştur. CKp izolatlarında magA geni oranı yüksek görülse de bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. (p>0,05). FimH-1 geni hvKp izolatlarının %93,3‟ünde, cKp izolatlarının %94,5‟inde pozitif bulunmuştur. Negatif gen sayısı az olduğu için iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak değerlendirilememiştir. RmpA geni hvKp izolatlarının %8,9‟unda, cKp izolatlarının %1,8‟inde pozitif saptanmıştır. K2 geni hvKp izolatlarının %4,4‟ünde, cKp izolatlarının %1,8‟inde pozitif saptanmıştır. Bu genler için hvKp ve cKp grupları 13 arasındaki fark, sayılar az olduğu için istatistiksel olarak değerlendirilememiştir. HvKp ve cKp izolatları arasında antibiyotik duyarlılıkları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmamasına rağmen seftriakson, sefuroksim, seftazidim, amikasin, sefoksitin, ertapenem, sefuroksim aksetil ve imipenem hvKp izolatlarında daha etkili bulunmuştur. Siprofloksasin ve trimetoprim sülfametoksazol ise hvKp izolatlarında cKp izolatlarına göre daha etkili saptanmıştır ve fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). CKp grubunda gentamisin, amoksisilin, piperasilin-tazobaktam istatistiksel olarak anlamlı olmasa da hvKp grubundan daha etkili bulunmuştur (p>0,05). Karbapenem dirençli izolatların %65,7‟si cKp, %34,3‟ü hvKp olarak saptanmıştır. İstatistiksel olarak anlamlı olmasa da hvKp izolatları karbapenemlere daha duyarlı bulunmuştur. Karbapenem dirençli izolatlarda en sık rastlanan gen OXA-48 olmuştur. KPC geni 5 izolatta tespit edilirken IMP, VIM ve NDM-1 izolatların hiçbirisinde saptanmamıştır. OXA-48 pozitif örneklerin %69‟u cKp, %31‟i hvKp izolatlarına ait bulunmuştur. KPC pozitif izolatların tümünün hvKp grubundan olduğu saptanmıştır. String testinin ve virülans faktörlerinin hipervirülansı göstermek için tek başına yeterli olmayacağı, hipervirülansı göstermek için hipervirülan enfeksiyonların klinik özelliklerini taşıyan olgularda birden fazla virülans faktörü kombinasyonunun gösterilmesi gerektiği kanısına varılmıştır.
Sistemik skleroz ve sistemik skleroz vasküler tutulumunda semaforin 3a düzeyinin belirlenmesi
Amaç: Semaforin 3A immünmodülatuvar bir molekül olup inflamatuvar ve romatolojik hastalıklarda düzeyi azalmaktadır. Anjiogenez üzerine de etkileri olması nedeniyle sistemik skleroz ve vasküler tutulumla giden sistemik skleroz ayrımında erken bir belirteç olarak kullanılabileceği düşünülerek, sağlıklı kontrol grubu ile sistemik skleroz hastalarının semaforin düzeyinin karşılaştırılması hedeflenmektedir. Materyal ve Yöntem: Bu çalışmaya Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi-Ankara Şehir Hastanesi Romatoloji Kliniğine başvuran 18-70 yaş arası sistemik skleroza sekonder renal kriz, dijital ülser, pulmoner arteryel hipertansiyon öyküsü olan 21 hasta; sistemik skleroza bağlı digital ülser, pulmoner arteryel hipertansiyon, renal kriz gelişmeyen 35 hasta dahil edilmiştir. Dahiliye-Romatoloji Polikliniğine başvuran, sistemik hastalığı olmayan, malignite ve otoimmun hastalık tanısı olmayan, aktif trombo-embolik hastalığı olmayan, tromboz öyküsü bulunmayan, kronik böbrek hastalığı olmayan, sağlıklı-hasta 31 gönüllü birey dahil edilmiştir. Romatoloji poliklinik epikrizleri, yeniden değerlendirme notları, hastalar ile görüşülerek edinilen anamnez ve muayene bilgileri ile veriler derlendi. Hasta ve kontrol grubunun demografik bilgileri (yaş, cinsiyet), sigara kullanımı, tanı yılı, ek hastalıkları, digital ülser öyküsü, klinik bulguları (digital ülser, sklerodaktili, Raynaud fenomeni, kalsinozis, artrit, telenjiektazi, kardiyak tutulum, gastrointestinal tutulum, pulmoner tutulum), tedavileri, laboratuvar değerleri, ekokardiyografi bulguları, seroloji otoantikorlar, proteinüri düzeyleri, aktivite skorları tespit edilip kaydedildi. Semaforin 3A düzeyi olarak Enzyme Linked Immuno Sorbent Assay (ELISA) yöntemi ile ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya digital ülser ve pulmoner arteriyel hipertansiyonu olan 21 vasküler, 35 vasküler dışı toplam 56 sistemik skleroz hastası ile 31 gönüllü birey dahil edildi. 56 sistemik skleroz hastasının ortalama serum semaforin 3A düzeyi 47,85 ng/ml (± 11,88), kontrol grubunun serum semaforin 3A düzeyi 57,6 (± 19.81), vasküler grup 44,31 ng/ml (±5,87), vasküler dışı grup 49,96 ng/ml olarak tespit edildi. Bu sonuçlara göre hasta grubun serum sema3A düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu (p=0,016). Vasküler grubun serum sema3A düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük tespit edildi (p= 0,01). Vasküler sistemik skleroz hastalarının serum semaforin 3A düzeyi (44,32 ng/dl) vasküler dışı sistemik skleroz hastalarının serum semaforin 3A düzeyine göre istatiksel olarak anlamlı olarak şekilde düşük bulunmuştur (p= 0,04). Hastaların Modifiye Rodnan Cilt Skoru ve Valentini aktivite indeksleri ile semaforin 3A, CRP, ESR ve fibrinojen değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Sonuç: Tüm sistemik skleroz hastalarının semaforin 3A düzeyi kontrol grubuna göre düşük bulundu. Vasküler grupta yer alan sistemik skleroz hastalarının semaforin 3A düzeyi, kontrol ve vasküler dışı gruba göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulundu. Vasküler grubun vasküler dışı gruba göre düşük bulunması semaforin 3A'nın vaskülopati patogenezinde yer almakta olduğunu, bu alanda bir belirteç olarak kullanılması için araştırılması gerektiğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Sistemik Skleroz, Skleroderma, Semaforin 3A, Vasküler, Vaskülopati
Hastane öncesi sağlık personelinin prone kardiyo pulmoner resüsitasyon hakkında bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
GİRİŞ: Prone KPR özellikle son dönemde COVID-19 pandemisiyle birlikte önemi bir kat daha artan bir müdahale biçimidir. Prone KPR prone pozisyonda takip edilen hastalarda gelişen arrestin yönetilmesinde veya prone pozisyonda arrest olarak bulunan hastalarda ön plana çıkan bir müdahale şeklidir. Bu hastaların hastaneler arası nakli sırasında ve olay yeri müdahalesinde görev yapan hastane öncesi sağlık personelinin bu konuda özellikle bilgi sahibi olması önem arz etmektedir. Bu çalışmada hastane öncesi sağlık personelinin bu konudaki bilgi düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. MATERYAL VE YÖNTEM: Çalışmamız tek merkezde yapılan kesitsel bir anket çalışmasıdır. Çalışmaya 1-31Temmuz 2021 tarihleri arasında tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesine ambulans ile hasta nakleden hastane öncesi sağlık personeli dahil edildi. Katılımcılara 25'i demografik bilgiler ve eğitim durumlarını tespit etmeyi amaçlayan, 6'sı prone KPR konusunda teorik teknik bilgi ölçen toplamda 31 soruluk anket yöneltilmiştir. Verilerin analizi IBM SPSS 16.0 for Windows programında gerçekleştirilmiş ve anlamlılık değeri p <0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışmaya toplam 99 hastane öncesi sağlık personeli katıldı. Verilen yanıtlar incelendiğinde katılımcıların çoğunluğunun daha önce Prone KPR ile ilgili eğitim almadığı ve prone KPR yapmadığı, prone KPR konusunda bilgili olmadığı tespit edildi. SONUÇ: Hastane öncesi sağlık personelinin prone KPR hakkında yeterli bilgisinin olmadığı tespit edildi. Prone KPR ile karşılaşması muhtemel olan hastane öncesi sağlık personelinin hizmet içi eğitim programlarında göz önünde bulundurulmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: Prone KPR, Reverse KPR, Hastane öncesi
Yüksek tı̇bı̇al osteotomı̇ ve hareketlı̇ arayüzlü medı̇al unı̇kondı̇ler dı̇z artroplastı̇sı̇ sonrası eklem farkındalığının ve fonksı̇yonel sonuçların karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Gonartozun cerrahi tedavisi hastanın yaşı, genel sağlık durumu, diğer eşlik eden hastalıkların varlığı, aktivite düzeyi ve tedavi beklentileri gibi faktörlere dayalı olarak bireysel olarak ele alınmalıdır. Özellikle deformite varlığında, proksimal tibial osteotomileri ve unikondiler diz artroplastisi (UDA), tercih edilen cerrahi yöntemler arasındadır. Bu çalışmanın amacı Yüksek Tibial Osteotomi (YTO) ve Hareketli Arayüzlü Medial Unikondiler Diz Artroplastisi (UDA) sonrası eklem farkındalığı ve fonksiyonel sonuçları karşılaştırmaktır. Gereç ve yöntem: Araştırmaya Ankara Atatürk EAH ve Ankara Şehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde 2011–2022 ayılları arasında OA ve fokal medial femoral kondil osteonekrozu tanısıyla Yüksek tibial osteotomi (YTO) ve Unikondiler diz protezi (UDA) yapılan toplam 208 hasta (98 YTO ve 110 UDA ) retrospektif olarak tarandı. Dahil olma kriterlerini karşılayan 52 YTO ve 31 UDA hastası çalışmaya alındı. Çalışmaya dahil edilme kriterleri: YTO ve çimentosuz Biomet Oxford mobil arayüzlü UDA yapılmış ve en az 1 yıllık takip verisi olan hastalar dahil edildi. Çalışmadan hariç etme kriteri; çimentolu unikondiler protez uygulanmış olması, Biomet Oxford mobil arayüzlü protezden başka bir protezin yapılmış olması, en az 1 yıllık takibin olmaması, hastanın takibi sırasında vefat etmesi veya metal implantların herhangi birinin yenilenmiş olması olarak kabul edildi. Bulgular: Hastaların ameliyat öncesi artroz düzeyi (Kellgren-Lawrence skoruna göre) ve ameliyat sonrası Oxford diz skoru (OKS), Görsel analog skalası(VAS), Diz cemiyyeti skorları (KSS),Diz cemiyeti Fonksiyonel skoru (KSS-F) VE Unutulmuş eklem skoru (FJS) ile değerlendirme yapıldı. İstatistik Analiz SPSS 20.0 (Chicago IL) uygulaması ile yapıldı. P değeri <0.05 istatistisel olarak anlamlı kabul edildi. Yaş ortalaması 53,3 olan toplam 83 hasta dahil edildi.hastaların %80,7'si kadındı ve %57,8 sol tarafa ameliyat yapıldığı tespit edildi. UDA grubunda yaş ortalaması daha yüksekti (p<0.001).UDA hastalarında artroz düzeyi daha yüksek (p-0.005), KSS(p-0.013), KSS-F(p-0.020) ve FJS (p-0.06) unikondiler diz artroplastisi yönünde daha anlamlıydı. OKS'lerde (p-0.132 ) ise anlamlı fark yoktu. vii Sonuç: Çalışmamızın bulgularına bakıldığında yaşı çok olan ve artroz düzeyi ileri olan hastalara UDA yapılmış, fonksiyonel skorları incelediğimizde UDA'ların YTO'lara göre daha iyi sonuçlar alındığı kanaatine varmaktayız. Anahtar kelimeler: Yüksek tibial osteotomi, Unikondiler diz artroplastisi, FJS, KSS, KSS-F, OKS