
1,281
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Türk Hukukunda cezai konularda bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin verebileceği kararlar
İnsan hakları, geçmişte olduğu gibi günümüzde de insanlığın temel sorunları arasında yer almaya devam etmektedir. İnsan haklarını korumaya ve geliştirmeye yönelik hukuki, siyasi, sosyal, kültürel çalışmalara ve ulaşılan uygarlık düzeyine rağmen insan haklarının ve dolayısıyla insanın hak ettiği değeri gördüğünü söylemek güçtür. Anayasalar tarafından güvence altına alınmış olan insan hakları çeşitli yargısal yollarla korunmaktadır. Bireysel başvuru yolu insan haklarının korunması ve geliştirilmesi bakımından diğer anayasal yargı yollarına nazaran doğrudan güvence sağlayan ve etkin bir şekilde kullanılabilen bir mekanizma olarak öne çıkmaktadır. Bireysel başvuru yolunda temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini düşünen bireyler başka herhangi bir işleme gerek kalmaksızın doğrudan Anayasa Mahkemesine başvurmak suretiyle ihlallin giderilmesini talep edebilmektedirler. Ceza hukuku, bireylerin, devletin yaptırım gücüyle en çok karşılaştıkları ve bu sebeple temel hak ihlallerinin en fazla yaşandığı alanların başında gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi?ne ve 23 Eylül 2012 tarihi itibariyle Anayasa Mahkemesi?ne yapılan bireysel başvuruların çoğunluğunu ceza hukukuyla ilgili davaların oluşturması bunu kanıtlar niteliktedir. Bireysel başvuru hakkının tanınmasıyla ceza muhakemesi süreçlerinde yaşanan temel hak ihlallerinin azalması beklenmektedir. Cezai konularda yapılan başvurular üzerine Anayasa Mahkemesi?nin vereceği kararlar bu konuda belirleyici olacaktır. Bunun yanı sıra bireysel başvuru hakkının tanınması birtakım tartışmaları da beraberinde getirdi. Özellikle Anayasa Mahkemesi?yle Yüksek Mahkemeler arasındaki ilişkinin mahiyeti ve AİHM?e yapılmış ve bundan sonra yapılacak olan başvuruların akıbeti tartışmalıdır. Anayasa Mahkemesi?nin bireysel başvuru yoluyla bir süper temyiz mahkemesine dönüştürüldüğü yönünde eleştiriler dile getirilmektedir. Bütün eleştirilere ve endişelere rağmen temel hak ihlallerine karşı bireysel başvuru hakkının tanınmış olması anlamlı ve haklar bakımından olumlu bir adımdır. Anayasa Mahkemesi temel haklar lehine vereceği kararlarla ve sergileyeceği tutumla dile getirilen eleştiri ve endişeleri giderebilir. Böyle bir tutum aynı zamanda kamu gücü organlarının eylem ve işlemlerinde daha dikkatli davranmalarını sağlayarak insan haklarının benimsenmesine ve kökleşmesine büyük katkı sağlayacaktır. ANAHTAR KELİMELERİnsan hakları, bireysel başvuru, ceza hukuku, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yüksek mahkemeler, Anayasa Mahkemesi kararları.
Bir devletin parçalara ayrılması durumlarında ortaya çıkan yeni devletlerin halefiyeti ve Yugoslavya örneği
Uluslararası hukukun tartışmalı konularından biri olan devletlerin halefiyeti, uygulamada devletlerin uzlaşamadıkları temel sorunlardan biri olagelmiştir. Bir devletin ülkesinin bir kısmı ya da tamamının başka bir devlet egemenliğine geçmesi olarak tanımlanabilecek olan halefiyetin; ne kavramsal çerçevesi ne de halefiyet meselesinin kapsamı konusunda bir birlik sağlanabilmiştir ki bu durum öncelikle ve ziyadesiyle uluslararası hukukun yapısından ileri gelmektedir. Bilindiği üzere uluslararası hukukta, ulusal hukukların aksine, bütün aktörleri bağlayıcı bir egemen iradenin ve aynı bağlamlı düzenlemelerin yokluğu, uluslararası hukukun çıkar eksenli politik işleyişi de göz önünde tutulduğunda, özellikle yoğun çıkar çatışmalarının yaşandığı konularda birlik sağlanmasını güçleştirmektedir. Uluslararası hukukun bu yönünün halefiyet noktasında bu denli öne çıkmasının nedeni de hiç kuşkusuz halefiyet konusunun yoğun şekilde çıkar odaklı olmasıdır. Zira uluslararası hukukun aslî süjesi olan devletlerin sona ermesi ya da devleti oluşturan unsurlarda değişikliklerin meydana gelmesi birtakım ciddi sonuçları ve sorunları beraberinde getirmektedir. Bu durum devletlerin halefiyetinin geniş kapsamından ileri gelmektedir ki; uluslararası antlaşmalar, devletlerin malvarlığı, devletlerin borçları, devletlerin arşivleri, vatandaşlık gibi önemli hususlar bu kapsam dahilindedir. Halefiyet konusunda bir birlik sağlamak adına Birleşmiş Milletler ?1978 Viyana Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Sözleşmesi? ve ?1983 Viyana Devletlerin Devlet Malları, Arşivleri ve Borçlarına Halef Olma Sözleşmesi?ni kabul etmiştir. 1978 Tarihli ilk Sözleşme yürürlüğe girmiş ancak ikinci Sözleşme henüz yürürlüğe girmemiştir. Vatandaşlık konusunda da devam eden sözleşme çalışmaları da göstermektedir ki, örf ve âdet hukuku bağlamında uygulanmakta olan halefiyet konusunun yazılı hale getirilmesine, devletler arasında bir birlik sağlanmasına çalışılmaktadır. Bu çalışmada, söz konusu Sözleşmeler ve devlet uygulamaları esas alınarak halefiyet konusu ele alınmış ve Yugoslavya?nın parçalanması sonucu ortaya çıkan yeni devletlerin halefiyeti meselesi incelenmiştir. Yugoslavya?nın çok uluslu yapısı, bölgeler arasındaki ekonomik farklılıklar, milliyetçilik akımının yayılması, bağımsızlık hareketleri, azınlık sorunları gibi faktörler parçalanmaya zemin oluşturmuş, 1991?de başlayan bağımsızlık hareketleriyle birlikte Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti sona ermiştir. Çalışmamızda bu parçalanma ile gündeme gelen halefiyet vakıası ve bağımsızlıklarını ilan ederek yeni bir devlet olan Slovenya, Hırvatistan, Bosna Hersek, Makedonya, Sırbistan ve Karadağ?ın halefiyetleri ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Devlet, Halefiyet, Yugoslavya, Uluslararası Antlaşma.
Karayoluyla tehlikeli eşya taşınması
Bu çalışmada karayoluyla tehlikeli eşya taşınması hukuki sorumluluk açısından incelenmekte, bu taşımalar gerek ulusal gerek de uluslararası taşımalar açısından ele alınmaktadır. Çalışmamızın konusunu herhangi bir eşyanın değil, belli nitelikleri haiz olan tehlikeli eşyanın taşınması oluşturmaktadır. Nitelikleri itibariyle bu eşyaların taşınması hassasiyet arz ettiğinden tehlikeli eşya taşınması bir takım özel düzenlemelere tabi tutulmuştur. Mevzuatta özel düzenlemelerin bulunmadığı hallerde ise karayoluyla eşya taşımasına ilişkin genel hükümler uygulama alanı bulmaktadır. Tehlikeli eşyanın ilgili mevzuatta tanımlanmasından genellikle kaçınılmış olmakla birlikte, tehlikeli eşya; doğal özellikleri veya taşıma sırasındaki durumu sebebiyle genel emniyet ve düzeni, dolayısıyla insanların ve diğer canlıların hayatını ve beden bütünlüğünü, kendisi dışındaki eşyaların varlığını veya çevreyi tehdit eden her türlü katı, sıvı ve gaz halindeki nesneler olarak tanımlanabilir. Tehlikeli eşyalar katı halde olabileceği gibi belli sınırlara sahip olmak şartıyla sıvı veya gaz da olabilir. Sıvı veya gazlarda bu sınırlar içinde bulundukları kap, şişe, tüp, tanker vb. muhafaza malzemeleridir. Tehlikeli eşya taşınmasında taraflar için eşyanın teslim alınmasından eşyanın teslimine kadar taşıma sözleşmesinden doğan hak ve yükümlülükler söz konusudur. Ayrıca taşıyıcının tehlikeli eşya taşınmasında taşımanın temel sorunlarından olan hasar, ziya ve gecikmeden doğan sorumluluğu bulunmaktadır. Bunun yanında taşıyıcı tehlikeli eşya taşınmasında başka kişilerin fiil ve ihmallerinden sorumlu olabilmektedir. Her taşımada olduğu gibi tehlikeli eşya taşınmasında da yapılacak taşıma için başta taşıma senedi, yük senedi ve refakat bilgi ve belgeleri olmak üzere bir takım belgelerin kullanılması gerekmektedir. Tehlikeli eşya taşınmasında kullanılan bu belgeler taraflara kanıt ve ispat imkânı sağlar. Anahtar Kelimeler: karayoluyla tehlikeli eşya taşınması, eşya taşıma, tehlikeli eşya
Türkiye Türkçesinde ses düşmeleri
Bu çalışmada, Türkiye Türkçesi yazı dilinde meydana gelen ses düşmesi olayları incelenmiştir. Ses düşmesine uğrayan kelimelerin tespitinde bilinen klasik örnekler yerine, edebî eserlerden doğal ve kullanımdaki örnek cümleler esas alınmıştır. Ses düşmelerinin tespiti için otuz üç tane roman, hikâye ve şiir kitabından oluşan eser taranmıştır. Buradan bulunan 4229 adet cümlede ses düşmesine uğrayan kelimeler tespit edilerek ses düşmelerinin bir sınıflandırması yapılmış, bu sınıflandırma içerisine yerleştirilen cümleler kendi kategorileri içinde ulaşılmasının kolaylığını sağlamak amacıyla alfabetik olarak dizilmiştir. Sınıflandırma esnasında ses düşmeleri öncelikle ünlü ve ünsüz düşmeleri olarak kategorize edilmiştir. Daha sonra bunlar kendi içerisinde kelime başı, ortası veya sonunda meydana gelen düşmelere göre sınıflandırılmıştır. Kategorilerin en sonunda da büzülme, hece düşmesi ve kaynaşmaya yer verilmiştir. Gramer kitapları ve makalelerde ses düşmesi konusu henüz tam bir sonuca bağlanamamıştır. Terimlerin tam olarak hangi örnekleri karşıladığı belirlenememiştir. Bu konu için kullanılan terimler; ses düşmesi, ses düşmeleri, hece düşmesi, iç ses düşmesi, ön ses düşmesi, son ses düşmesi, büzülme, büzüşme, kaynaşma, ünlü düşmesi, ünsüz düşmesi, ünlü çatışması vb. şeklindedir. Görüldüğü gibi alanda bir kavram çokluğu yaşanmaktadır. Bulunan örnek cümlelerle bu çokluk bir düzen içerisinde verilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye Türkçesindeki ses düşmelerini araştırmaktır. Bu genel amaca hizmet eden diğer amaçlar şu şekilde özetlenebilir: Türkiye Türkçesi ile ilgili gramer kitaplarında yer alan bu konuyla ilgili bilgileri bir araya getirmek; ses düşmelerini Türkiye Türkçesi yazı diliyle 1908-2013 yılları arasında yayımlanmış edebî eserlerde tespit etmek; ses düşmesine uğramış canlı örnekleri bir sınıflandırmaya tâbi tutmak; ses düşmelerinin sebepleri ve sonuçlarını tartışmak; ses düşmeleri üzerinde yeni bakış açıları oluşturmak; gramer kitaplarında tam anlamıyla oturmamış görünen ses düşmesi olaylarına daha geniş ve farklı pencerelerden bakılmasını sağlamaktır. Çalışmamızın baş kısmında ilgili literatür taranmış ve mevcut bilgiler bir araya toplanmıştır. Bu bilgiler, kendi içinde tasnif edilmiştir. Daha sonra, inceleme bölümünde doğal ve kullanımdaki örnekler tasnif edilerek değerlendirilmiştir. En son kısımda ise, elde edilen sonuçlar ve veriler ışığında genel bir değerlendirme yapılmıştır. Çalışmanın sonunda ise terimler dizini ve kaynakça yer almıştır. Sonuç olarak Türk dilinin genel yapısında ses düşmeleri eğilimi çok yüksektir. Bu eğilimin özünde; kullanım sıklığına bağlı olarak doğal değişimler vardır. Zaman içinde ortaya çıkan bu değişimler, ses düşmelerini beraberinde getirmektedir. Söz konusu eğilimin bir başka sebebi, doğal dilbilgisel süreçler yanında en az çaba yasası ve kolay söyleyiş arayışıdır. Bizce, diğer önemli bir sebep ise, tezimizin asıl bulgusu olan estetik duygusudur. Türkçe Sözlük?te (2011: 821) estetik; sanatsal yaratının genel yasalarıyla sanatta ve hayatta güzelliğin kuramsal bilimi, güzel duyu, bedii, bediiyat; güzellik duygusu ile ilgili olan; güzellik duygusuna uygun olan anlamlarına gelmektedir. Türkler, tarih boyunca estetiğe hep önem vermişlerdir. Bu bağlamda Türkçe de estetik bir dil olarak gelişimini sürdürmüştür. Ses düşmeleri, söz konusu estetik arayışın doğal sonuçlarıdır. Anahtar Kelimeler: Türkiye Türkçesi, ses düşmesi, ünlü düşmesi, ünsüz düşmesi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin dava sonuçlandırma yöntemleri
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, tanıdığı ve güvence altına aldığı temel insan hak ve özgürlüklerini, bir denetim mekanizması ile koruma altına alarak bir ilki gerçekleştirmiş ve kendisinden sonraki birçok sözleşmeye de ilham vermiştir. İkinci Dünya Savaşı?nın ardından bireyin uluslararası hukukun öznesi haline gelmesi noktasında da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, uluslararası hukukun bu yeni soluğunun en etkin unsurudur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi?nin kendi tespitiyle yaşayan ve bulunduğu çağın koşullarına göre dinamik bir uyumlulukla yorumlanan Sözleşmenin, oluşturduğu denetim ve koruma mekanizmasının da gelişmelere ayak uydurması kaçınılmazdı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin öngördüğü denetim mekanizması Sözleşmenin en orijinal yanını oluşturmakta ve Sözleşmeyi diğer insan hakları sözleşmelerden salt teorik olarak değil, pratikte etkililik bakımından da ayırmaktaydı. Diğer bir ifadeyle Sözleşmeyi etkili kılan kurduğu denetim mekanizmasıydı. Dolayısıyla insan haklarının gelişimi, zamanın ve koşullarının gerekleri karşısında Sözleşmenin, yaşayan bir metin olmasını sağlamak ve etkililiğini sürdürmek için denetim mekanizmasının etkililiğini devam ettirmesi gerekmekteydi. İnsan haklarının, Sözleşmenin ortaya çıktığı yıllardan bu yana; geçirdiği değişim, insan haklarının öneminin gün geçtikçe artan farkındalığı ve bu farkındalığın getirdiği hak talebi artışı ve Sözleşmenin bugün sekiz yüz milyon insanı kapsayan etki alanının gösterdiği sürekli gelişim karşısında denetim mekanizmasının yenilenmesi, geliştirilmesi ve yeni araçlarla donatılması kaçınılmazdır. Tüm bu bahse konu edilenlerin göz önünde tutulduğu çalışmamızda; Avrupa insan hakları Sözleşmesi tarafından oluşturulan denetim mekanizmasının geçirdiği yapısal ve fonksiyonel değişim, mekanizmanın nasıl faaliyete geçtiği ve mekanizmanın kendisine yapılan başvuruları çözmek için ne gibi yöntemlere ve araçlara sahip olduğu inceleme konusu edilmektedir. Talepler bağlamında artan iş yükü karşısında, denetim mekanizmasının bireysel adaleti sağlayan bir mekanizma mı yoksa bir içtihat mahkemesi olmak yoluyla anayasal adaleti sağlayan bir mekanizma mı olması gerektiği yönündeki tartışmaların, mekanizma ve yöntemleri üzerinde gösterdiği etki de çalışmamıza konu edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuru yöntemleri, insan hakları.
Parlamento dışı muhalefet
Siyasi iktidara yönelik karşı çıkışları ifade eden siyasi muhalefetin türlerinden biri olan parlamento dışı muhalefet, siyasi partiler dışındaki kişi ve grupların birtakım faaliyetlerini kapsamaktadır. Siyasi partiler vasıtasıyla yapılan muhalefete göre daha kolay gerçekleşen bu muhalefet türünde, kişilerin herhangi bir partiye mensup olması gerekmemektedir. Bu yönüyle parlamento dışı muhalefet ile birlikte, belli bir siyasi görüşü olan ancak bir siyasi partiye girmekten çekinen kişiler de siyasi hayatın içinde yer almıştır. Diğer yandan muhalefetin çoğu zaman aracısız yani doğrudan kişi ve gruplarca aktif bir rol üstlenerek gerçekleştirilmesi, bürokratik engeller olmadan halkın sesinin sorumlu makamlara ulaştırılması parlamento dışı muhalefete olan ilgiyi artırmıştır. Bunun sonucunda siyasi muhalefet, sadece siyasi partiler tarafından yapılan ve sadece parlamentolarda görülen bir konu olmaktan çıkarak toplumun her kesiminde söz konusu olabilen bir olgu haline gelmiştir. Siyasi muhalefet ve dolayısıyla parlamento dışı muhalefet, insanların düşüncelerini açıklamaktan çekinmediği ve insanlara hak ve özgürlükler tanıyıp güvence altına alan bir sistemde kendisini ifade edebilmektedir. Bu koşulları sağlayan demokratik rejimlerde azınlık durumunda bulunan kişi ve gruplar, çoğunluk haline gelebilmekte ve düşüncelerini özgürce belirtebilmektedir. Bunun yanında halkın siyasi olaylara karşı bilinçli olması, ülke gündemini yakından takip etmesi, yani toplumda belli bir siyasi kültürün oluşması da parlamento dışı muhalefetin varlığı için gerekli bir koşul olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada öncelikle parlamento dışı muhalefetin, siyasi muhalefet içindeki konumu belirlenmiş, devamında da parlamento dışı muhalefet kavramı açıklanmıştır. Bu açıklamalar yapılırken parlamento dışı muhalefetin tarihsel süreç içinde nasıl ortaya çıktığı ifade edilmiştir. Daha sonrasında parlamento dışı muhalefet odağı olan kişi, grup ve topluluklar incelenerek, ortaya koydukları muhalif faaliyetler belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Siyasi muhalefet, parlamento dışı muhalefet, demokrasi, baskı grupları, medya.
6446 Sayılı yeni Elektrik Piyasası Kanununa göre idarî yaptırımlar
Modernleşme ile birlikte klasik devlet anlayışı değişime uğramış ve devlete biçilen görevler farklılaşmıştır. Devlet artık şahısların sadece eğitim, sağlık, güvenlik gibi temel ihtiyaçlarını karşılamamakta aynı zamanda aktif olarak yaşamın para, kredi, mal ve hizmet piyasaları gibi ekonomik alanına da müdahalelerde bulunmaktadır. Buna göre devlet, ekonomik haklar ile yakından irtibatlı alanlardaki kamu ve özel kesim faaliyetlerini düzenlemekte, denetlemekte ve hukuka aykırı davranışları bertaraf ederek yaptırıma tabi tutmaktadır. Ülkemiz açısından da geçerli olan bu durum özellikle özelleştirme süreci ile kendisini göstermekte ve devletin etkin olarak üretime katıldığı "müteşebbis devlet" anlayışı yerini "düzenleyici ve denetleyici devlet" (regülatör devlet) anlayışına terk etmektedir. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) da yukarıda bahsedilen hedefler doğrultusunda 2001 tarihli ve 4628 sayılı (mülga) Elektrik Piyasası Kanunu ile ihdas edilmiş olan düzenleyici ve denetleyici bir kurumdur. EPDK, lisans verme, tarifelendirme, uyuşmazlık çözme, yönlendirme, görüş bildirme ve yaptırım uygulama gibi faaliyetlerle enerji piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesi görevini ifa etmektedir. EPDK'nın bu görevlerinden en önemlisi hiç kuşkusuz piyasa aktörlerine yaptırım uygulama yetkisidir. Nitekim EPDK ile ilgili Danıştay'a konu olan davaların ekseriyetinin idarî yaptırımlarla ilgili olması bu hususu teyit etmektedir. 2013 tarihli ve 6446 sayılı yeni Elektrik Piyasası Kanunu temel alınarak hazırlanan bu çalışma EPDK'nın yapısını, elektrik piyasasındaki kabahatleri ve EPDK tarafından bu kabahatlere uygulanan idarî yaptırımları konu edinmektedir. Çalışmada ayrıca EPDK ile ilgili Danıştay kararları ele alınmış, örnek teşkil etmesi bakımından diğer bazı ülkelerle birlikte özellikle Kanada enerji piyasasındaki regülasyon kurumları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Enerji, Regülasyon, Elektrik Piyasası, İdarî Yaptırımlar.
Nefret saiki ile işlenen suçlar
NEFRET SAİKİ İLE İŞLENEN SUÇLAR Bulut, İlhan Nefret saiki ile işlenen suçlar, bir kişinin temel veya değiştirilemez bir özelliğine karşı önyargı ve nefret saiki ile işlenen suçlar olarak tanımlanmaktadır. Yaygın olarak nefret suçları veya önyargı suçları adıyla bilinen bu suçlar, diğer suçlara göre mağdura daha fazla zarar vermekte, hedef grup ve toplum üzerinde de ciddi etkiler göstermektedir. İlk olarak 1970'lerin sonlarında ABD'de düzenlenen nefret saiki ile işlenen suçlar, son 30 yılda Avrupa'da ve AGİT ülkelerinde büyük ölçüde kabul görmüştür. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, AGİT gibi uluslararası kuruluşlar nefret saiki ile işlenen suçların kapsamına giren konularda çeşitli tavsiye kararları ve direktifler çıkarmaktadırlar. Nefret saiki ile işlenen suçlarda nefret ve önyargı kavramlarının nasıl anlaşılacağı, hangi karakteristik özelliklerin nefret suçları kategorisine dahil edileceği ve hangi temel suçların nefret saiki ile işlendiğinde daha fazla cezalandırılacağı gibi temel tartışmalar bulunmaktadır. Bu tartışmalar neticesinde nefret saiki ile işlenen suçların temel düzenleniş şekilleri ile saikin kapsamı ve niteliği açısından farklı modeller ortaya çıkmıştır. Bir diğer önemli konu olan karakteristik özellikler ise düzenlenme sıklığına göre evrensel olarak korunan karakteristikler, sıklıkla korunan karakteristikler ve nadiren korunan karakteristikler olmak üzere üç kategoriye ayrılmaktadır. Türkiye'de de nefret saiki ile işlenen suçlar son yıllarda yaygın olarak tartışılmaya başlanmıştır. Bu suçların yasalaşması için sivil toplum kuruluşlarının büyük çaba sarf ettikleri ve hükümetin de bu konuda ciddi adımlar attığını görmekteyiz. Bu bağlamda nefret saiki ile işlenen suçların Türkiye'deki sosyolojik boyutu, mevzuattaki mevcut durum ve olası bir değişikliğin taşıması gereken niteliklerin tartışılması gerekmektedir. Bu çalışmada öncelikle nefret saiki ile işlenen suçlarla ilgili nefret, önyargı ve saik gibi kavramlar açıklanmış ve temel tartışmalar ile uluslararası hukuktaki boyutu, bu suçların suç teorisi açısından durumu ve Türkiye'de nefret saiki ile işlenen suçlar konuları incelenmektir. Türkiye'de yapılması muhtemel bir yasalaşma için de değerlendirmeler ve öneriler bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Nefret saiki ile işlenen suçlar, nefret, önyargı, saik, nefret suçları yasaları.
Ergun Göze'nin hayatı ve fikirleri
Bir giriş ve üç bölümden oluşan bu çalışma, Türk siyasal hayatında Ergun Göze'nin nasıl bir domino taşı olduğunu göstermek, onun kalemiyle iktidar-muhalefet ilişkilerindeki konjenktürel durumu anlatabilmek ve Türk demokrasisinin geçirdiği sıkıntıları anlatabilmeyi amaçlamıştır. Bu çerçevede, önce tek partili dönemden çok partili döneme kadar geçen sürede iktidar-muhalefet ilişkisinin almış olduğu biçim, kısaca gözden geçirilmiştir. Daha sonra birinci bölümde Ergun Göze'nin fikirsel arka planını oluşturan kültürel çevresinden, ailesinden, sosyal havzasından, meslekî hayatına ve entelektüel motivasyonuna etki eden olaylara, Bir taraftan, Türkiye'de demokrasinin kurumsallaşmaya başladığı dönemde toplumsal ve siyasal dinamiklere vurgu yapılmış, gazetesindeki köşesinde karşılaştığı polemiklerden, bu polemikler sonucu hukuksal davalarından ve bu dönemde demokrasi vurgusu yapan kişilerin ve kuruluşların sözlerinde ne kadar samimi olduğu konusu, açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde ise Ergun Göze'nin fikir hayatını şekillendiren ideolojik, kültürel, dinî ve sosyolojik hareketlerin neler olduğunu ve onu etkileyen düşünürler gözden geçirilmiştir. Bu fikrî hareketlerin arka planına inerek hangi siyasal ortamların süzgecinden geçerek bu fikri hareketlere destek verdiği tahlil edilmiştir. Üçüncü bölümde Ergun Göze'nin Türk siyasetinde önemli rol oynayan siyasî kişiliklerle ilgili görüşleri, bu siyasî kişiliklere dönemin şartları içinde neden karşı çıktığı açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu siyasî kişiliklerin en faal olduğu dönemde Türk siyasi hayatında yaşanan önemli gelişmeler anlatılarak Türk siyasetindeki darbeler tarihi özetlenerek bu darbeleri olgunlaştıran siyasi, ekonomik ve toplumsal nedenler açıklığa kavuşturulmuştur.
Faik Esad: Hayatı, edebi şahsiyeti ve şiirlerinin tema bakımından incelenmesi
Bu araştırma, 1870-1903 yılları arasında yaşayan Faik Esad'ın şiirlerini ve düzyazılarını gün yüzüne çıkarmanın yanı sıra şiir alanında yazdıklarından yola çıkarak şairin şiir dünyasına bir ayna tutmayı amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek üzere öncelikle Faik Esad'ın Türkiye'nin farklı kütüphanelerinde bulunan eserlerinin kopyalarına ulaşılmış, daha sonra ise bu eserlerdeki şiirler ve düzyazılar Arap harflerinden Latin harflerine aktarılmıştır. Faik Esad'ın bir şair ve yazar olarak edebî şahsiyetinin tespitinde eserlerinin sağlam bir metninin oluşturulması hayati bir önemi haizdir. Faik Esad'ın yayımlanmış sekiz kitabı bulunmaktadır. Bu eserler yayımlanış sırasına göre Sabah-ı Hayatım, Gül Demetleri, Bahar Çiçekleri, Arapların Hikayat-ı Şairanesi, Bir Demet Çiçek, Nağamat, Gülbün ve Mahşerü'n-Nefâis isimlerini taşımaktadır. Bahar Çiçekleri, Bir Demet Çiçek, Nağamat ve Gülbün isimli eserler tamamen şiirlerden oluşurken, Sabah-ı Hayatım ve Gül Demetleri isimli eserlerde şiirlerin yanı sıra düz yazılar da bulunmaktadır. Ayrıca bu eserlerde Arapça ve Farsça olarak yazılmış manzum ve mensur bazı eserlerden yapılan çeviriler de yer almaktadır. Mahşerü'n-Nefâis isimli antoloji niteliğindeki eserde ise daha ziyade Tanzimat dönemi şair ve yazarlarının eserlerinden örneklere yer verilmiştir. Daha çok nazım parçalarının yer aldığı eserde az da olsa nesir örnekleri de bulunmaktadır. Ayrıca, Faik Esad'ın Arapçadan çevirdiği, nesir türünde hikayeler bulunan 'Arapların Hikayât-ı Şairânesi' adlı eseri de vardır. Anahtar Kelimeler: Faik Esad, Andelib, Tema Bakımından İnceleme, Türk Edebiyatında Ara Nesil.