Aydın Adnan Menderes University
Anabilim Dalı

Sosyoloji Anabilim Dalı

Aydın Adnan Menderes University

1.436

Arşivlenen Tez

4

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlılıkta bir yaşam aranjmanı olarak tek başına yaşamak: Gaziantep'te yaşlanmak

Modernleşme, endüstrileşme ve kentleşme ile beraber yaşanan demografik değişmeler, sağlık alanında ilerlemeler ve azalan doğum oranları ile yaşlanma olgusu dünya genelinde tüm toplumları ilgilendiren bir sorunsala dönüşmektedir. Bu anlamda bir olgu olarak "tek başına" yaşayan yaşlı bireylerin sayısı da artış göstermektedir. Bu tez çalışmasında, değişen aile yapısı ile beraber tek başına yaşama aranjmanına sahip yaşlı bireylerin gündelik yaşam dinamikleri, geniş aileden kopuş nedenleri, bu kopuşun duygusal yansımaları ve sahip oldukları yaşam koşulların yaşam memnuniyetlerine ve yaşam beklentilerine etkisi anlaşılmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda tek başına yaşayan yaşlı bireylerin "yaşam seyri" boyunca sahip oldukları avantaj ve dezavantajların yanı sıra sosyal, kültürel, ekonomik ve bedeni sermayelerin yaşam deneyimlerine nasıl biçim verdiğini anlamak hedeflenmiştir. Niteliksel yöntemle yürüten bu çalışmada, yarı yapılandırılmış bir anket formu kullanılarak 65 yaş ve üstü tek başına yaşayan, kentte yaşayan, ciddi bir sağlık engeli bulunmayan ve farklı sosyoekonomik düzeylere sahip 18'i kadın 12'si erkek olmak üzere 30 birey ile yüz yüze derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, tek başına yaşayan yaşlı bireylerin "yaşam seyri" boyunca sahip oldukları ya da olamadıkları "sermayelerin" ve "yatkınlıklarının" yaşlılık sürecinde tek başına yaşama kararlarını, çocuklarıyla olan ilişkilerini, sosyal ilişkilerini, boş zaman değerlendirmelerini ve geleceğe dair beklentilerini belirlemede önemli bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla, gerek toplumsal yapının gerekse bireysel edimlerin yaşlılık sürecinin inşasında önemli rol oynadığı ve bireylerin yaşlılık dönemindeki yaşam doyumunu büyük ölçüde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Tek Başına Yaşama, Yaşam Seyri, Sermeyeler, Sosyal İlişkiler, Yaşam Memnuniyeti

GaziantepTek başına yaşamaYaşam doyumu+2
Hasan Sever
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslami evlilik sitelerinde sosyalleşme ve benliğin sunumu

Bilişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmelere paralel olarak, internet kullanımı giderek artmaktadır. Bireylerin, gündelik hayat içerisinde yapmış oldukları eylemlerin birçoğu, günümüzde sosyal ağlar ile internet ortamında gerçekleşebilmektedir. Ağ topumu adı verilen bu yeni toplum biçiminde, bireylerin faaliyetleri ağlar üzerinde tanımlanmaktadır. Bu çalışmada, sosyal ağ olarak tanımlayabileceğimiz İslami evlilik sitelerine üye olan bireylerin evliliğe bakış açılarının ne şekilde olduğu, internetin sosyalleşme ve eş seçimi süreçlerini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmaktadır. Aynı zamanda İslami evlilik sitelerini tercih eden bireylerin geleneksel evlilik modelleri algısında bir değişimin yaşanıp yaşanmadığı üzerinde duruldu. Siteye üye olan bireylerin benlik kurguları Goffman'ın Dramaturji tekniği ile incelenmeye çalışılmış, kurgulanan benlikler imaj ve toplumsal cinsiyet kategorileri açısından açıklanmaya çalışılmıştır. Modern hayat içerisinde kimliklerin oluşumu, tüketim ve imaj ekseninde açıklanmıştır. Çalışmada, İslami evlilik sitelerine üye olan bireylerin geleneksellik algılarında bir değişimin yaşandığı görülmektedir. Bu geleneksel modelin değişiminde sınırlı bir bireysellik ön plana çıkmaktadır. Siteye üye olan bireylerin toplumsal cinsiyet rollerinde çok fazla bir değişimin olmadığı kadın ve erkek açısından görülmektedir. Evlilik siteleri, kullanıcılarına flört olanağı sağlarken bir yandan da geleneksellik yeniden kurulmaktadır. Bu siteleri, görücü sisteminin kurallarının uygulandığı fakat "flörtün de olduğu görücü sistem" olarak tanımlayabiliriz.

Benlik sunumuCinsel kimlikDramaturji+7
Meltem Kerimoğlu
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyo-ekonomik düzey ve kadına yönelik şiddet: Gaziantep İli örneği

Bu çalışma Gaziantep'te yaşayan şiddete uğramış kadınların sosyo-ekonomik düzeylerini incelemektedir. Bu bağlamda araştırmanın sorusunu hangi sosyo-ekonomik düzeyden kadınların şiddete maruz kaldıkları oluşturmaktadır. Kadına yönelik şiddetin sosyo-ekonomik boyutuna değinilerek şiddete uğramış 30 kadın ile yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiş, kadınlara yaşamış oldukları şiddet durumları ile ilgili çeşitli sorular yöneltilerek şiddete uğrayan kadınların sosyo-ekonomik düzeyleri vaka incelemesi ile saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmada nitel yöntemler kullanılarak şiddete uğrayan kadınların yaşamış oldukları gerçeklikler birinci ağızdan aktarılmıştır. Kadınların neden şiddete maruz kaldıkları, en çok maruz kaldıkları şiddet biçimleri, maruz kaldıkları şiddet biçimleri ile sosyo-ekonomik düzeyleri arasında bir bağlantı olup olmadığı, hangi sosyo-ekonomik düzeyeden kadınların daha çok şiddete maruz kaldığı sorularına cevaplar aranmaya çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlarda her sosyo-ekonomik düzeyden kadının şiddete maruz kaldığı görülürken aynı zamanda her sosyo-ekonomik düzeyden erkeğin de eşine şiddet uyguladığı gözlemlenmiştir.

GaziantepKadın sorunlarıKadınlar+4
Dilan Kuş
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin evlilik tutumları ve yaşam hedeflerinin ilişkilendirilmesi: Manisa Celal Bayar Üniversitesi örneği

Bireylerin yaşamlarında ne yapacakları sorusuyla ilişkili olan yaşam hedefleri aile, sosyal ilişkiler, fiziksel sağlık ve maddi başarı gibi yaşam yapısındaki alanlara yüklenen anlamlar ve sahip olunan tutumlar kendini belirleme teorisi kapsamında tartışılmıştır. Bireyin hangi türden hedefleri takip ettiği onun sahip olduğu sosyo demografik özellikleri ile benimsediği normlar ve değerler sistemiyle ilgilidir. Evlilik de özellikle genç yetişkinlik döneminde olan üniversite öğrencileri için gerektirdiği sosyal, ekonomik ve duygusal bir yapı kurma özelliği ve toplumsal cinsiyete ilişkin rol beklentileri bakımından önemlidir. Evliliğe ilişkin tutumların yüksek ya da düşük olması gençlerin yaşamlarında yöneldikleri hedeflerin çoğunlukla içsel ya da dışsal amaçlara ait olmasıyla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmada da yaşam hedefleri ve evlilik tutumlarının ilişkilendirilmesi amacıyla 2020-2021 döneminde Manisa Celal Bayar Üniversitesinde belirli fakültelerde öğrenim gören 663 öğrenci örneklem olarak belirlenerek Yaşam Amaçları Ölçeği ve İnönü Evlilik Tutum ölçeği uygulanmıştır. Yaşam amaçları ve evlilik tutumlarının birbiriyle ilişkilidir. Öne çıkan bulgulara bakıldığında cinsiyete ve fakülte türüne göre farklılaşma dikkat çekmiştir. Kadın öğrencilerin yaşam amaçları ve içsel amaçlara verdikleri puanlar erkek öğrencilerden yüksektir. Evlilik tutumlarında da erkek öğrencilerin daha yüksek puan aldığı dolayısıyla kadın öğrencilere göre olumlu tutuma sahip oldukları görülmüştür. Fakülte farklılığı incelendiğinde Mühendislik Fakültesindeki öğrencilerinin içsel amaçları diğer fakültelere göre düşük bulunmuştur. Sağlık Bilimleri ve Fen Edebiyat fakültelerindeki öğrenciler kadın öğrenci yoğunlukta olmasıyla bu fakültelerde içsel amaçların ön plana çıkması ve Fen Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin evlilik tutumları diğer fakültelerdeki öğrencilerden düşük bulunması bize bu farklılıkların toplumsal cinsiyet etkisiyle incelenebileceğini göstermektedir.

EvlilikTutum ölçekleriTutumlar+4
Hilal Güvenç
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Annelik deneyimlerinin nesiller arası karşılaştırılması: Manisa örneği

Çalışmanın amacı Manisa ilinde yaşayan aynı aileden üç nesil anne olan kadın görüşmecilerin annelik ile ilgili algı, tutum ve deneyimlerini karşılaştırmaktır. Böylelikle bu çalışmada kadınların nesiller arasında annelik deneyimlerini nasıl edindiği, deneyimlerinin zaman içerisinde farklılaşıp farklılaşmadığı ve anneliğe bakış açılarının anlaşılması amaçlanmıştır. Bunu yapmak için; kadınların kaç yaşında evlendikleri ve çocuk sahibi oldukları, emzirme süreçleri, anne olduktan sonraki sosyal hayatları, anneliğe yükledikleri anlam, annelik ile ilgili bilgi edinmeleri, annelik deneyimlerindeki güçlü ve zayıf yönleri, çocuklarıyla ilişkisi, kendi anneleriyle olan ilişkileri, çocuk bakımında zorlandıkları konular ve kimlerden destek aldıkları üç kuşak anne arasında benzerlikleri ve farklılıkları analiz edilmiştir. Araştırmada olasılıklı olmayan örneklem yöntemlerinden kartopu örneklem tekniği ile belirlenen 15 genç kuşak, 15 orta kuşak ve 15 yaşlı kuşak anne olmak üzere toplam 45 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Verilerin analizinde MAXQDA 2022 ve SPSS 20 programları kullanılmıştır.

Anne deneyimiAnnelikKadınlık+4
Nazlı Asena Yılmaz
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadının güçlenmesi bağlamında kız meslek liseleri: İsmet İnönü Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi örneği

Bu araştırma bir eğitim kurumu olarak "Kız Meslek Liselerinin" kadının güçlenmesi bakımından rolünü ortaya koymayı amaçlamıştır. Araştırmada "Kız Meslek Lisesi'nden mezun olmuş kadınlara bu aldığı eğitimin ekonomik, politik ve sosyo-kültürel katkıların neler olduğu" kavranmaya çalışılmıştır. Araştırmanın evreni olarak Manisa ilinde bulunan İsmet İnönü Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi belirlenmiştir. Bu liseden mezun olan 24 kadın ise araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kapsamında kartopu örnekleme tekniği kullanılmıştır. Araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Kız Meslek Lisesi'nden mezun olan kadınlar ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma bulgularında Kız Meslek Liselerinin kadınların ekonomik, sosyal, eğitim ve politik bakımdan güçlenmesinde önemli bir rolü olduğu görülmüştür. Eğitim özellikle kadınların sosyo-kültürel, ekonomik ve politik düzeylerinin gelişimine katkı sağlamıştır. Kız Meslek Liselerinde eğitim gören kadınlar toplumsal yapı içerisinde bir yer edinebilmişlerdir. Ayrıca Kız Meslek Liselerinde almış olduğu eğitime paralel olarak mesleki faaliyet yürüten katılımcıların ekonomik özgürlüğünün olduğu tespit edilmiştir. Kendi mesleki gelirleri üzerinden tasarruf sağladıkları görülmüştür. Kız Meslek Liseleri vatandaşlık hakkı, seçme-seçilme hakkı ve çalışma hakkı gibi temel hak ve özgürlükler konusunda kadınları bilinçlendirmiştir. Ancak temel hak ve özgürlüklerin kadınlara aktarılmasında Kız Meslek Liselerinin daha aktif bir rol alması gerektiği görülmüştür. Son olarak Kız Meslek Liselerinin günümüze nazaran geçmişte daha nitelikli bir eğitim kurumu olduğuna yönelik bulgularda elde edilmiştir.

EğitimKadın eğitimiKadınlar+3
Dilara Kartal
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırsal alanda kurulan kooperatiflerin kadınların güçlenmesindeki yeri: Manisa ili örneği

Kadınların güçlenmesi açısından kooperatifler, önemli bir potansiyel taşımaktadır. Bu sebepten ötürü Türkiye'de kadın kooperatiflerine ilişkin son yıllarda artan bir ilgi söz konusudur. Pek çok kalkınma planında kadın kooperatifleri, kadınların istihdama katılımında bir araç olarak anılmaktadır. Bu çalışmanın teorik arka planı, kadın ve kalkınma yaklaşımlarından Toplumsal Cinsiyet ve Kalkınma yaklaşımı ile Kadın, Çevre ve Kalkınma yaklaşımlarına dayanmaktadır. Çalışmanın odak noktasında güçlenme kavramı bulunmaktadır. Kırsal alandaki kooperatiflerde yer alan kadınların bilgisine erişerek kadınların kooperatif içindeki ve dışındaki deneyimleri sonucunda davranışlarını nasıl biçimlendirdiklerini ve bu durumun kadınların güçlenmesi ile ilişkisini ortaya çıkarmayı amaçlayan araştırma Manisa ilinde yürütülmüştür. Toplamda on üç kadın kooperatifinin ortak veya yararlanıcı kadınları ile yüz yüze derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucu elde edilen veriler nitel analiz programı olan MAXQDA programı ile analiz edilmiştir. Bu bağlamda, çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırmaya araştırmacı tarafından nasıl karar verildiğini ve araştırma sorularını içeren giriş bölümü, araştırma konusu ile ilgili literatür, araştırmanın amacı, önemi ve yöntemi bulunmaktadır. İkinci bölümde araştırmanın teorik çerçevesini oluşturan ve kadını kalkınma düşüncesine dahil eden yaklaşımlara yer verilmektedir. Üçüncü bölüm kooperatifçilik ve kadın kooperatifçiliği ile ilgili dünyada ve Türkiye'deki mevcut durumu ele almaktadır. Dördüncü bölüm araştırma sahasının tasarımına ilişkin bilgileri içerirken beşinci bölümde araştırma sahasından elde edilen bulgulara yer verilmiştir. Buna göre, çalışmada kooperatif analizi ve güçlenme analizi olmak üzere iki ayrı analiz yapılmıştır. Kooperatif analizinde, kooperatiflerin yapıları ve özellikleri, ortak profilleri, temel faaliyet alanları, üretim ve pazarlama stratejileri, iç işleyişleri ve yaşadıkları sorunlar ile ilgili bilgilere yer verilmektedir. Güçlenme analizinde ise, Soma ilçesinde kooperatif ortağı veya yararlanıcısı olan kadınların kooperatifler yoluyla güçlenme deneyimleri ile ilgili tespit edilen temel eğilimler tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kadın Kooperatifi, Güçlenme, Kalkınma, Manisa, Kırsal Alan

GüçlendirmeKadın kooperatifçiliğiKadınlar+6
Büşra Koç
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Popüler kültürün üniversite gençliğine etkileri: Manisa Celal Bayar Üniversitesi örneği

Popüler kültür iletişim çağında küresel düzeyde yayılma imkânı bulmakta ve toplumların kültürel değerlerini dönüşüme uğratmaktadır. Ülkemizde de özellikle 1980'li yıllardan itibaren yaşanan siyasal, ekonomik ve teknolojik dönüşümlerin etkisiyle popüler kültür yaşamımızın her alanını kuşatmıştır. Eğlence ve tüketim odaklı bu kültürün etkileri özellikle genç kesim üzerinde daha belirgindir. Bu araştırmanın yapılma amacı da popüler kültürün üniversite gençliğine etkilerini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda Manisa Celal Bayar Üniversitesi'nde farklı fakültelerde öğrenimlerini sürdüren toplam 400 öğrenciye nicel araştırma çerçevesinde anket uygulanmıştır. Öğrenciler üzerinde popüler kültürün etkileri tüketim alışkanlıkları, boş zaman etkinlikleri ve değer yargıları, tutumları incelenerek ortaya konulmuştur. Popüler kültürün gençliğe etkilerine yönelik literatürde çok fazla çalışma bulunmaması bu çalışmanın önemini göstermektedir. Elde edilen bulgulara göre, popüler kültürün değerlerinin genç kesim tarafından yüksek düzeyde benimsendiği ve gençlerin medya aracılığıyla sunulan tüketimci kültürden etkilendikleri sonucuna ulaşılmıştır.

GençlerGençlikKültür+3
Berkay Ergöz
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde anomi: MCBÜ örneği

Norm, belirli olaylar karşısında toplumun diğer üyeleri tarafından bireyden beklenilen davranışlardır. Normsuzluk yani anomi ise bu normların belli olmaması durumudur. Bireylerin toplumla bağını sağlayan, adeta pusula işlevini ifa eden normların işlevlerini yitirmesi ise bireyin belirli olaylar karşısında nasıl davranacağını bilememesi ile sonuçlanmaktadır. Normlar, her ne kadar bireylerin özgürlüğünü kısıtlayan ve bireyin davranışlarını belirleyen hayali bir çember çizmiş olsa da aynı zamanda bireylere o çember içinde özgürlük imkânı sağlar. Üniversite öğrencilerinin özgürlükle olan bağları, çoğu zaman bu çemberi görmezden gelme ile sonuçlandığı görülmektedir. Bireylerin özellikle de üniversite öğrencilerinin topluma yönelik algıları, toplumun geleceğine ve sürdürülebilirliğine yönelik önemli bir konum teşkil etmektedir. Bu noktada araştırmada üniversite öğrencilerinin anomik sayılabilecek tutumlara sahip olup olmadıkları ve bu tutumların hangi bağımsız değişkenlerle ilişkili olduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı nicel bir saha araştırmadır. Manisa Celal Bayar Üniversitesinde 400 öğrenci örneklem olarak belirlenmiş ve tamamına anket uygulanmıştır. Toplanan veriler SPSS.26 programı aracılığı ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde anomi ile ilgili araştırmada kullanılan kavram ve kuramların bir çerçevesi oluşturulmuştur. İkinci bölümde modern ve postmodern toplumda anominin yansımaları ele alınmış ve bu doğrultuda literatürde yapılan çalışmalara ve tartışmalara yer verilmiştir. Araştırmanın son bölümünü ise saha araştırması oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcıların orta düzeyde anomi yaşadıklarına ulaşılmıştır. Yüksek düzeyde anomi yaşanılan durum, katılımcıların toplumla bağını sağlayan önderlere ilişkin anomi düzeylerinde görülmektedir. Katılımcıların düşük düzeyde anomi yaşadıkları durum ise aile kurumuna yönelik norm ve değerlere ilişkindir. Bağımsız değişkenler ve anomi düzeyleri incelendiğinde dindarlık düzeyleri ve tanımlanan kimlikler ile anomi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

AnomiBireyNorm+6
Dilara Saraç
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyet perspektifinden yaşlı bireylerin dijital teknolojileri kullanım deneyimleri: İzmir ili Bornova ilçesi örneği

Keskin sınırlar çizmek mümkün olmamakla birlikte, genel kabul görmüş haliyle, her canlının deneyimlediği, bebeklik, çocukluk, yetişkinlik ve yaşlılık dönemleri vardır. Yaşlılık, psikolojik, fiziksel, ekonomik ve sosyal değişimlerin yaşandığı bir evre olarak ifade edilebilir. Tanı, tedavi ve koruyucu sağlık hizmetlerinde yaşanılan gelişmeler, yaşam koşullarının iyileşmesi, ortalama insan ömrünün uzamasına yol açmıştır. Uzayan yaşam süresi, yaşlı nüfus popülasyonunun toplam nüfusa göre artmasına ve toplumların demografik yapısında köklü değişime yol açmıştır. Günümüzde, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm toplumların hızla yaşlandığı görülmektedir. Ülkemize bakıldığında ise insanların, pek çok Avrupa ülkesinden çok daha hızlı yaşlanmakta olduğu görülmektedir. Çağımızda yaşanılan bir başka önemli değişim, dijital teknolojilerin hızla gelişmesi ve tüm yaşam alanlamıza etki etmesidir. Dijital teknolojiler, dijital yerli diye ifade edilen genç nesil tarafından kolaylıkla kullanılırken ve hatta eğlenceli bir uğraşa dönüşürken, dijital göçmen olarak ifade edilen yaşlı bireyler açısından eşitsizliklere yol açabilmektedir. Dijital cihazlara erişim olanakları, dijital teknolojilerin kullanım düzeyi ve amacı sosyo-ekonomik ve demografik yapıya göre değişkenlik gösterdiği gibi, yaşa ve cinsiyete göre de farklılık göstermektedir. Toplumsal eşitsizlikler, dijital eşitsizliklere neden olurken, dijital eşitsizlikler, toplumsal eşitsizliklerin daha derin yaşanmasına yol açabilmektedir. Bu durum, toplumsal cinsiyet normları nedeniyle dezavantajlı bir konumda olan kadınlar açısından ayrıca önem taşımaktadır. Bu bağlamda, yaşlı bireylerin dijital teknolojilere ilişkin deneyimlerinin ve yaşadıkları problemlerin, toplumsal cinsiyet perspektifinden araştırılması amaçlanmıştır. İzmir ili Bornova ilçesinde yaşayan 60 yaş ve üstü yaşlı bireylere yönelik yapılan bu araştırmada, toplumsal yapının öznelerinden olan yaşlı bireylerin dijital teknolojilere dair deneyimlerine ve yaşamakta oldukları problemlere ilişkin öngörüde bulunabilmek amacıyla, bu bireylerin dijital teknolojileri kullanınıma etki etken çeşitli faktörler ele alınmıştır.

Sayısal eşitsizlikSayısal teknolojiTeknoloji kullanımı+4
Alev Duva
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Agroekolojik arıcılığın sürdürülebilirliğinin sınırlılıkları: Tahtalı Havzası agroekolojik arıcılık projesi örneği

Çalışmanın amacı, İzmir'in Menderes ilçesinde bulunan Tahtalı Havzası'nda ÇARIK derneği ve ApiKoop tarafından yürütülen Tahtalı Havzası Agroekolojik Arıcılık Projesi kapsamında agroekolojik arıcılığın sürdürülmesinde rol oynayan faktörleri tespit ederek, Türkiye'de Agroekolojik arıcılığın ne derece varlık gösterebileceğini ve yaygınlaşabileceğini incelemektir. Bu bağlamda; Türkiye'de küreselleşen tarım etkisinde uygulanan yapısal uyum politikalarının küçük ölçekli aile çiftçiliğini, tarımsal üretimi, ürünleri ve tüketiciyi nasıl etkilediği önem kazanmaktadır. Agroekolojik arıcılığın sürdürülebilmesi için endüstriyel arıcılıktan ayrışan yönleri, üreticilerin ihtiyaçları, kooperatif faaliyetleri ve Tahtalı Havzası'nı projeye uygun kılan fiziki koşullar analiz edilmiştir. Araştırmada olasılıklı olmayan örneklem yöntemlerinden kartopu örneklem tekniği ile belirlenen 25 üretici ve 2 kooperatif yetkilisi ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Arıcıların, maliyet artışları ve değişen tüketim alışkanlıkları nedeniyle, kendileri gibi küçük ölçekli üreticilerin geleceğine dair olumsuz öngörülere sahip oldukları tespit edilmiştir. Agroekolojik arıcılığın sürdürülebilirliğini sağlamak için karar alıcılar tarafından hayata geçirilecek bir tarımsal planlama ve güçlü kooperatif yapılanmalarının gerekli olduğu belirlenmiştir. Agroekolojik arıcılığı endüstriyel arıcılıktan ayıran temel farklılıkların, kâr odaklı müdahalelerin azlığı, taşımaya dayalı olmayan arıcılık ve bitkisel ilaç kullanımına öncelik verilmesi olduğu gözlemlenmiştir.

AgroekolojiArıcılıkKüreselleşme+3
Ömürcan Veysel Zengin
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Peyami Safa'da Cumhuriyet Dönemi Türk modernleşmesi

Daha sonra doldurBu tez metninde Cumhuriyet Dönemi Türk Modernleşme süreci, 1899-1961 yılları arasında yaşamış olan Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemine, Birinci Cihan Harbine, akabinde imparatorluktan yeni bir yönetim biçimi olan Cumhuriyet rejimine geçiş sürecine, Cumhuriyet Döneminde modern bir ulus devlet inşa edilmesi sürecinde yaşanan modernleşme hareketlerine, toplumsal değişim ve dönüşüme tanıklık etmiş, tanıklık etmenin ötesinde bu modernleşme sürecinin hem tek tek bireyler üzerinde hem de toplumsal yaşam üzerinde bıraktığı etkiyi derin bir tahlile tabi tutan Peyami Safa'nın perspektifi ile değerlendirilmiştir. Bu bağlamda modernite kavramı ve kavramın tarihsel gelişimi, Batı dışında kalan toplumların yaşadığı modernleşme süreci, toplumsal ve kültürel değişmeyi beraberinde getiren modernleşme hareketlerinin dönemin sosyo-kültürel yapısını nasıl ve hangi açılardan etkilediği konuları ele alınmıştır. Türk Modernleşme sürecine tanıklık etmiş bir yazar olan Peyami Safa'nın düşünceleri ışığında; Asya kıtası ile Avrupa kıtasının kesiştiği bir konumda yer alan, kültürel olarak ise doğu medeniyeti ve batı medeniyeti arasında kalan ülkemizde yaşanan modernleşme hareketleri, modernleşmenin Türk toplumu üzerinde yarattığı sosyal, kültürel, siyasi, ahlaki değişme gözler önüne serilmiş, bu yaşanan toplumsal değişimin nasıl bir kültürel zemine oturduğu anlatılmıştır. Peyami Safa, Batı'nın sahip olduğu ileri seviyedeki kültür ve medeniyeti örnek almamız gerektiğini savunurken Türk Modernleşmesinin kendine özgü bir kimlik ve karakter taşıması gerektiğinin de altını çizmiştir. Safa, coğrafi olarak da zihniyet olarak da Doğu medeniyeti ile Batı medeniyeti arasında bir yerde konumlanan Türk toplumunun modernleşmesini değerlendirirken bu iki farklı kültür ve medeniyetten birini diğerine tercih edip üstün görmemiş; bilakis ikisinin de kendi farklı iç dinamiklerinin bulunduğunu iddia etmiştir. Bu iki coğrafya arasında kalan Türk toplumunun modernleşmesi de bu iki kültürün birbirini tamamlayan parçalarından anlamlı bir sentez şeklinde olduğu müddetçe başarıya ulaşır. Yani ideal modernleşme Doğu ve Batı medeniyetlerinin anlamlı bir sentezidir. Burada önemli olan husus; Modernleşmeyi, "Doğu ve Batı medeniyetleri arasında din, dil, kültür ve zihniyet farklılıklarının çatışması olarak değil; iki medeniyetin sahip olduğu kültürün benzer ve ortak yanlarından anlamlı bir sentez oluşturabilmek" olarak ele alabilmenin elzem olduğu düşüncesini benimseyebilmektir. Anahtar Kelimeler: Modernleşme, Batılılaşma, Kültürel Değişme, Cumhuriyet Dönemi, Peyami Safa. ulacaktır.

BatılılaşmaCumhuriyet DönemiKültürel değişim+1
Kevser Akyol
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evlenmeme eğiliminin sosyolojik boyutları: Manisa örneği

Evlilik kurumu, hukuksal olarak da onaylanan iki kişinin, yasal, duygusal, cinsel ve ekonomik olarak hayatlarını birleştirmesi ve toplum tarafından benimsenen, kendine ait çeşitli sınırları olan toplumsal bir kurumdur. Buna karşılık evlenmemek ve evlenmeme eğilimi ise, evlilik ile ilgili bahsedilen eylem ve tutumlara sahip olmamayı ifade eder. Günümüz modern toplumlarında, evlilik olgusu aile kurumunun örgütlenmiş biçimidir. Bu bağlamda yerine getirdiği işlevlerin önemi dolayısıyla toplumsal yapının ve toplumsal sistemin merkezi unsurlarından biri olan aile kurumu, bireylerin hayatlarını birleştirmesi ve topluma sosyalleşmiş yeni bireyler kazandırması açısından önemlidir. Fakat buna rağmen günümüzde artık evlilik olgusuna ve aile kurmaya yönelik tutumlar olumsuz anlamda yön değiştirmiştir. Nitekim TÜİK verileri incelendiğinde evlilik yaşının yükseldiği, evlenme hızının düştüğü, boşanma hızının arttığı, hane başına düşen ortalama çocuk sayısının düştüğü görülebilmektedir. Toplumsal bir gözlemle de doğrulanabilecek bu olgu, ortalama evlilik yaşını geçtiği halde evlenme eğilimi içinde olmayan bireylerle sık sık karşılaşma ihtimali ve imkânı oluşturmaktadır. Dolayısıyla, toplumda sosyolojik bir problem olarak evlenmeme eğiliminden söz etmek mümkündür. Evlenmeme eğilimi; ailenin yapısının ve işlevlerinin değişmesi veya bireylerin evlilikten beklentilerinin ve evlilik tutumlarının değişmesinden kaynaklanmıştır denebilir. Bu değişim olumsuz yönde gelişerek çoğunlukla bireylerin evlenmeyi tercih etmemesine veya evlenememelerine etki etmiştir. Bu da aile kurumunun toplumsal bir sorunla karşılaşması demektir. Bu bağlamda, bu çalışma Manisa örneklemi üzerinden Türkiye'de 40 yaş ve üzeri bireylerin evlenmeme eğilimlerinin sosyolojik boyutlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Böylece 40 yaş ve üzeri bekâr bireylerin evlenmeme nedenlerini ekonomik değişkenlere, evlilik beklentilerine, evlilik kurumuyla ilgili benimsedikleri değerlerin toplumdaki ortalama değerlerden farklılaşıp farklılaşmadığına göre incelenmesi amaçlanmıştır. Böylece evlenmeme eğilimini arttıran ekonomik, sosyal, kişisel ve sosyal psikolojik nedenlerinin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır ve verilerin toplanmasında da yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme formu kullanılmıştır. 7'si erkek, 10'u kadın olmak üzere 17 katılımcıyla görüşme yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler, betimsel analiz tekniğiyle analiz edilmiştir. Araştırma verilerinin analizinden katılımcıların çoğunun evlenmemeyi doğrudan tercih etmedikleri, başta belirli toplumsal ve sosyal nedenlerden etkilenmiş olmaları, sosyo-ekonomik bazı nedenler, bedensel/ruhsal rahatsızlıklar ve diğer bireysel sebeplerden ötürü evlenmeme durumuna maruz kaldıkları, evlilik/aile değerlerinin genel olarak korunduğu görülmüştür. Bununla birlikte çocuk sahibi olmayı isteme durumuna göre evlilik değerlerinin farklılaştığı yönündeki temel bulgulara erişilmiştir. Bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, evlilik/aile kurumuyla ilgili kavramsal çerçeveyi ve kuramsal temeli içermektedir. İkinci bölümde literatür özeti yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise önce araştırmanın metodolojisi hakkında bilgi verilmiş, sonra da katılımcılardan elde edilen verilerin analiziyle erişilen temel bulgulara yer verilmiştir. Bu bölüm, araştırmanın temel bulgularının diğer araştırma bulgularıyla karşılaştırıldığı tartışma ve varılan sonuç kısımlarıyla tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: Aile, evlilik, evlenmeme, evlenmeme eğilimi, evlilik yaşı

Nursena Demircioğlu Fesliyan
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Terörı̇zm ve aı̇le araştırmalarının kesı̇şı̇mı̇: Sı̇stematı̇k bı̇r lı̇teratür taraması

Bu çalışma, 2000-2024 yılları arasında yayınlanan 33 hakemli çalışmanın sistematik bir literatür taramasından yola çıkarak radikalleşme, terörizm ve terörle mücadele süreçlerinde ailenin çok yönlü rolünü araştırmaktadır. Terörizmde ideolojinin, siyasi şikayetlerin ve küresel yapıların rolü kapsamlı bir şekilde araştırılmış olsa da, hem risk hem de koruyucu bir faktör olarak ailenin etkisi akademik literatürde nispeten az çalışılmış ve parçalı kalmıştır. Bu araştırma, ailenin radikalleşmeye katılımı ve terörle mücadele ve radikalleşmeyi azaltma çabalarındaki potansiyeli ile ilgili tekrar eden temaları, kavramsal çerçeveleri ve pratik çıkarımları belirlemek için nitel bir meta-sentez yaklaşımı kullanarak bu boşluğu ele almaktadır. NVivo 12 aracılığıyla tematik kodlama kullanılarak dört ana kategori sentezlenmiştir: (1) Radikalleşmede Ailenin Rolü, (2) Terörle Mücadele ve Radikalleşmeden Uzaklaşmada Ailenin Rolü, (3) Terörizm veya Radikalizmi Etkileyen Aile Faktörleri ve (4) Radikalleşmeyi Önlemede Aile. Bu kapsayıcı kodlar içerisinde, ideolojinin nesiller arası aktarımı, duygusal travma, toplumsal cinsiyet dinamikleri, ebeveynlik uygulamaları, ulus ötesi marjinalleşme ve nesiller arası iyileşme gibi alt temalar, ailelerin radikalleş(tir)me yörüngesini etkilediği merkezi mekanizmalar olarak ortaya çıkmıştır. Bulgular, ailelerin bu süreçlerde yekpare aktörler olmadığını ortaya koymaktadır. Bazı bağlamlarda, özellikle nesiller arası şikayetlerin, otoriter ebeveynliğin veya duygusal ihmalin hüküm sürdüğü durumlarda, aşırılık yanlısı ideolojiler için kuluçka görevi görmektedirler. Diğer durumlarda ise aileler, özellikle duygusal kabul, iletişim ve toplumsal katılımın mevcut olduğu durumlarda, dayanıklılık ve yeniden bütünleşme aracıları haline gelirler. Aile aynı anda hem bir kırılganlık alanı hem de bir direnç mekanizması olabilir. Bu ikirciklilik, ailenin risk ya da koruyucu faktör olarak basitleştirilmiş ikiliğine meydan okumakta ve rolünün daha ilişkisel, kesişimsel ve dinamik bir şekilde anlaşılmasını gerektirmektedir. Bu araştırmanın önemli bir katkısı, radikalleşmenin duygusal ve psikososyal boyutlarına vurgu yaparak, aşırıcılığa giden bireysel yörüngelerin genellikle sadece ideolojik inançlar tarafından değil, ailesel kopuşlar, çözülmemiş travma ve kimlik ve aidiyet arayışı tarafından yönlendirildiğini göstermesinde yatmaktadır. Benzer şekilde, başarılı terörle mücadele stratejileri, aileleri gözetim veya zorlama araçları yerine iyileşme, güven ve ahlaki netlik alanları haline gelmeleri için desteklediklerinde en etkili olanıdır. Bu çalışma aynı zamanda, yeterli yapısal veya duygusal destek sağlamadan aileleri radikalleşmeyle mücadele çabalarında araçsallaştırma yönündeki politika eğilimini de eleştirmektedir. Aileleri dönüştürücü potansiyele sahip karmaşık, yaşanmış alanlar olarak kabul eden travma-bilinçli ve toplum-köklü yaklaşımlara doğru bir kaymayı savunmaktadır. Bu nedenle, aile yalnızca radikalleşmenin gerçekleştiği bir bağlam olarak değil, daha geniş terörizm ve dayanıklılık ekolojisinde aktif, gelişen bir aktör olarak anlaşılmalıdır. Bu araştırma, akademik ve politika tartışmalarında aileyi merkeze alarak, şiddete varan aşırıcılıkla mücadelede daha insan merkezli ve sosyal temelli bir yaklaşım sunmaktadır.

AileRadikalleşmeTerörizm
Moch Hısyam Putra
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suriyelilerin göçü ve kentsel yaşamın yeni örüntüleri: Gaziantep örneği

2011 Suriye iç savaşının patlak vermesiyle birlikte Türkiye'ye yönelen Suriyeli göçüne bağlı olarak toplumsal, ekonomik, politik v.b. gibi alanlardaki kaygılardan hareketle, kaotik durumların oluşacağı düşüncesine bağlı olarak oluşan genel kanı bir takım olumsuzlukları içermektedir. Ancak kaos üzerinden tartışılan bu dinamikler, yeni "fırsatları"da üretmekte midir? Ekonomik, siyasal ve toplumsal dinamikler bu perspektifte yeni örüntülerde doğurmakta mıdır? Dolayısıyla, olguya ilişkin "sağlıklı analizler" yapabilmek, süreç içerisinde gerekli düzenlemeleri gerçekleştirebilmek ve yeni oluşumlar için alternatifler üretebilmede göçmenlerin takibi sistem adına zorunluluk gibi dururken yukarıdaki sorulara verilebilecek cevapların içeriği sürecin kendisini anlayabilmek adına önemlidir. Hal böyle olunca bu çalışma Suriyeli göçüne bağlı olarak ortaya çıkan kentsel saçaklanmanın durum katmanları halinde nasıl bir görünüm ortaya çıkardığını; bağlı olarak kentin ve kentsel yaşamın örüntülenme biçiminin nasıl dönüştüğünü sorgulamaktır. Çalışmadaki temel amaç Suriyeli göçüne bağlı olarak kentlerde meydana gelen saçaklanmaları durum katmanları halinde analiz ederek kentsel yaşamın yeniden nasıl örüntülendiğini irdelemektedir.

GaziantepGöçlerGöçmenler+4
Burcu Aydoğdu
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yabancı ile bir arada yaşama ve ötekileştirme: Mardin halkının bakışından Suriyeli sığınmacılar

2011 yılında başlayan Suriye'de meydana gelen iç karışıklar sonucu Suriye halkının çok önemli bir kısmı komşu ülkelere iltica etmek zorunda kalmıştır. Suriyeli mültecilerin en çok iltica ettikleri ülke olan Türkiye'deki kayıtlı Suriyeli sayısı Ağustos 2019 tarihi itibarıyla toplam 3 milyon 643 bin 870 kişidir. Dolayısıyla, Türkiye'de neredeyse nüfusun %5'lik bir kısmına tekabül edecek sayıda Suriyeli mülteci bulunmaktadır. Türkiye'deki Suriyelilerin belli bir kısmı çeşitli illerde devlet tarafından kurulan sığınmacı kamplarında yaşamlarını sürdürmeye çalışırlarken önemli bir kısmı da kamp dışında yerleşik halk ile iç içe yaşamaktadır. Başlangıçta misafir olarak kabul edilen ve tanımlanan Suriyeli sığınmacıların aradan geçen sekiz yıllık süre sonrasında yavaş yavaş Türkiye'de yerleşik hale gelmeye başlaması hiç şüphesiz yerli ile yabancı arasındaki başlangıçtaki ilişkilerin de değişmesine neden olmaktadır. Zira, misafirlikten yerleşikliğe geçiş aynı zamanda yabancının yerli toplum tarafından zaman zaman birçok konuda günah keçisi olarak ilan edilmesini ve dolayısıyla ayrımcı ve dışlayıcı söylem ve davranışlarla karşılaşmalarını daha olası hale getirmektedir. Bu anlamda, Türkiye'ye gelen sığınmacıların etkileşimleri sonucunda yerel halkın tutumlarında oluşabilecek dışlama veya ayrımcılık temelindeki pratikler yaygınlaşabilmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'de siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda derinlemesine etkiler yaratan bu kitlesel göçün ve misafirlikten yerleşikliğe doğru evrilen sürecin yerleşik halkta nasıl etkiler yarattığı ve yerel halkın perspektifinden Suriyeli sığınmacıların başlangıçtan farklı olarak artık nasıl karşılandığının incelenmesi önemlidir. Bu çerçevede, araştırmanın konusunu Suriyeli sığınmacılar özelindeki göçler sonucunda gerçekleşen toplumsal etkileşimlerin özellikle algısal boyutta yarattığı gerilimler, bunların yerel halkın gündelik toplumsal pratiklerine nasıl yansıdığı ve dış göçle gelen dezavantajlı nüfusa yönelik olası olumlu veya olumsuz algıların biçimlenmesinde rol oynayan faktörler veya dinamikler oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle, uzunca bir zamandır yoğun bir Suriyeli sığınmacı akınıyla karşılaşan Türkiye'de sığınmacılara yönelik inşa edilen tutumların somut söylemlere ve eylemlere yansıma biçiminin sosyolojik olarak değerlendirilmesi araştırmanın/tezin merkezi noktasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, araştırmada, Türkiye'ye yönelen bu göç hareketleri sonucunda sığınmacılarla ilgili yansıyan negatif yöndeki çok sayıdaki gündelik etkileşimin, haberin veya deneyimin yerel halkta "karşıt konum kimliklerinin oluşması"na ve dolayısıyla bir "karşı grup yabancılaştırması"na yol açıp açmadığı veya bu süreçte nasıl bir etkiye sahip olduğunun irdelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, Suriyeli sığınmacılarla yerel halkın gündelik karşılaşmalarının ve etkileşimlerinin yüksek olduğu sınır bölgesi yerleşim yerlerinden biri olan Mardin ili araştırmanın evreni olarak seçilmiştir. Mardin'deki Suriyeli sığınmacı nüfusu Mardin ilinin toplam nüfusunun %10,55'ini oluşturmaktadır. Suriyeli sığınmacıların toplam nüfusa oranı bakımından Mardin Türkiye'de yedinci en çok Suriyeli barındıran il durumundadır. Çalışmada nitel metodolojiye uygun olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmış ve katılımlı gözlem tekniği ile ampirik veriler elde edilmiştir. Teorik örnekleme ve maksimum çeşitlilik örnekleme tekniklerinin kullanıldığı bu çalışmada demografik çeşitlilik göz önünde bulundurulmakla beraber yeteri veri elde edilene kadar görüşmeler devam ettirilmiş ve toplamda 36 katılımcıyla alan araştırması tamamlanmıştır. Dolayısıyla, araştırma, genel olarak yerel halk arasında Suriyeli sığınmacılar özelinde yabancı göçmelere yönelik algıların hangi yönde olduğu ve sığınmacılara yönelik inşa edilen tutumların somut söylemlere ve eylemlere yansıma biçiminin nitel verilere dayalı olarak sosyolojik eksende sınır bölgesi olan Mardin ili örneği üzerinden değerlendirilmesini kapsamaktadır. Nitekim, bu araştırma ile yerlinin bakış açısından yabancı ile yerli arasındaki ilişkilerin detaylı olarak ortaya konulması ve henüz ne zamana kadar Türkiye'de kalacakları belli olmayan Suriyeli sığınmacıların uzun vadede Türkiye'de kalmaları ve yerleşik hale gelmeleri durumunda ileride ilişkilerin ne yönde şekilleneceğinin öngörülmesi noktasında katkı sağlaması hedeflenmiştir.

GöçlerGöçmenlerMardin+4
Fatima Doğan
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kültürel bir grup olarak Makedonya göçmenleri: Çoklu-kimlikler ve aidiyetler (Manisa örneği)

Türkiye'de Balkan göçmen gruplarından biri olan Makedonya göçmelerinin kuşaklararası farklılıklar temelinde, çoklu kimlikler, çifte vatandaşlık ve aidiyet bağlamında nasıl bir kimlik inşası gerçekleştirdikleri araştırmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda araştırma, Manisa ilinde yaşayan Balkan göçmen grubu olan Makedonya göçmenleriyle sınırlandırılmıştır. Manisa ilinde yaşayan Makedonya göçmenlerinin kültürel kimliklerini, aidiyetlerini, çifte vatandaşlığa ilişkin duygu ve tutumlarını inceleyebilmek için araştırmaya birinci, ikinci ve üçüncü kuşak göçmen bireyler alınmıştır. Çalışmada nitel ve nicel yöntemlerin birlikte kullanılması tercih edilmiştir. Nitel araştırma tekniklerinden derinlemesine görüşme tekniği, nicel araştırma tekniklerinden ise anket tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda, nicel araştırma doğrultusunda anket tekniği ile toplanan veriler, SPSS programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Böylece genelleme yapma konusunda daha sınırlı olan nitel araştırma sonuçları kısmen de olsa güçlendirilmeye çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlara göre, Balkan göçmen gruplarından olan Makedonya göçmenleri Türk toplumuna sosyo-kültürel anlamda uyum sağlamaktadırlar. Kuşaklararasındaki farklılıklar temelinde ise çoklu aidiyet, çifte vatandaşlık ve dil kullanımına ilişkin olarak birinci ve ikinci kuşaklarda göçmen kimliği tanımlaması görülürken, son kuşaklarda bu kimliğin silikleştiği ifade edilebilir. Dil kullanımlarına ilişkin ise birinci kuşaklarda ve ikinci kuşaklarda çok dillilik mevcut iken bir sonraki kuşaklara aktarım arzusu bulunmaktadır. Üçüncü kuşaklarda ise, Makedoncanın kullanımı, devamlılığı ve aktarımı oldukça düşmektedir. Çokkültürlülük kavramı ekseninde ise kuşaklararasında kimlik ve aidiyet tanımlamalarında farklılaşmaların olduğu söylenebilir. Son olarak, Makedonya göçmen bireylerinin toplumla tamamen bütünleştiği ve uyum sağladığından söz edilebilmektedir.

AidiyetBalkan TürkleriBalkan savaşları+7
Damla Çetin
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mekânın üretimi, kentsel haklar ve mekânın paylaşımı: Sivil haklar hareketi üzerine bir inceleme

Günümüzde kentler kapitalist sermayenin temel dinamiklerinin şekillendirdiği mekânlar haline gelmiştir. Kapitalist sermayenin temel dayanağı ise sermaye birikimdir. Üretim ve tüketimin artmasına koşut olarak varlığını daha geniş alanlara yayan sermaye birikiminin büyük oranda kendini var ettiği mekânlar olan kentler, metaların üretildiği alanlar olmanın ötesinde kendileri de bir meta haline gelmişlerdir. Ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve artan rekabet ile birlikte sermaye mekândaki mesafe engeli olabildiğince hızlı bir şekilde aşmak durumunda kalmıştır. Bu nedenle kapitalist üretim tarzı mekân üzerinde yayılmayı gerçekleştirebilmek için kentsel mekânda uygun düzenlemelere ihtiyaç duymuştur. Kent merkezleri arasındaki kesintisiz ulaşım sistemlerinin kurulması bu düzenlemelerin başında gelmektedir. Bu bağlamda kent mekânında kapitalist ideolojinin üretiminde önemli bir paya sahip olan unsurlardan biri başta otomobil olmak üzere motorlu taşıtlardır. Otomobil, temel işlevi olan ulaşım aracı olmaktan öte zamanla stilistik bir objeye dönüşmesinin yanı sıra gerek kendisine ayrılan devasa bütçelerle gerekse kentin kurulmasında merkezi öneme yerleşmesiyle, kapitalizm-kent ilişkisini anlamada kilit bir noktaya yerleşmektedir. Bu çalışmanın temel amacı da kapitalist sermayenin kentsel mekânı dizayn etme biçimini tartışmak, otomobilin kent mekânın kapitalist inşasındaki rolünü ortaya koymak ve otomobil merkezli kent tasarımına karşı kent mekânının adil paylaşımını talep eden Critical Mass Hareketi'nin, kent ve kentli hakları bağlamında dönüştürücü bir kentsel-toplumsal hareket olarak okunmasıdır. Buna bağlı olarak da araştırmanın sorunsalının somutlanabileceği alan olarak Türkiye'de Critical Mass eylemlerinin düzenli olarak gerçekleştiği şehirlerden birisi olan İzmir ili seçilmiştir. Critical Mass eylemlerinin kent hakkı ve mekânın adil paylaşımı bağlamında gerçekleştirdiği dönüşümlerin saptanabilmesi için nitel araştırma yöntem ve tekniklerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu araştırma sonucunda, CM eylemlerine katılan bisiklet kullanıcılarının kent hakkı kavramı üzerinden bu hareketi bir kent hakkı mücadelesi olarak değerlendirip değerlendirmedikleri sorgulanmıştır. Çalışmaya yansıyan veriler ışığında çalışmanın temel savı kentlerin motorlu taşıtlar merkezli dizayn edildiği, Critical Mass hareketinin de bu duruma çeşitli direniş mekanizmalarıyla itiraz ederek kent hakkını ve kentin adil paylaşımını talep eden bir yeni sosyal hareket olduğudur.

Kent sosyolojisiKentsel haklarMekan+5
Gökhan Pirli
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orta sınıf ve finansallaşmanın sosyo-mekansal yansımaları

Neo-liberalizmin etkisini her alanda gösterdiği günümüz toplumlarında, kentler de bu sürecin bir parçası haline gelmektedir. Neo-liberal küreselleşme ile birlikte finansal işlemler artmış ve gündelik hayatın içine kadar girmiştir. Bu durum, bireylerin finansal işlemlerle daha yakından ilişki içinde olmasını ve kredi kullanımını birçok alanda arttırmasını beraberinde getirmiştir. Finansallaşmanın artması, bir taraftan bir borçlanma kültürünün oluşumunu beraberinde getirirken diğer taraftan da kentsel mekânda konut tüketimi üzerinde kendini göstermektedir. Günümüzde konut sahibi olmak, artış gösteren kredi olanaklarıyla birlikte daha ulaşılabilir bir hale gelmiştir. Böylece, maaşlarının verdiği güvence ile orta sınıflar konut kredisinden yararlanıp uzun süreli borçlanarak konut sahibi olabilmektedir. Bu süreç, özellikle borçlanarak konut satın alan orta sınıfların mekânda konumlanması üzerinde görünür olmakta ve bir takım sosyo-mekânsal yansımaları ortaya çıkarmaktadır.

Finansal faaliyetlerFinansal farkındalıkFinansallaşma+4
Elif Özgür
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neo-liberalizmin sirayeti, mekan ve yerel yansımalar

Tüm dünyada belirleyici olan küreselleşme süreci ve neo-liberal uygulamalardan hareketle şimdiye kadar kamuya ait malların şirketleştirilmesi, metalaştırılması ve özelleştirilmesinin yanı sıra, günümüzde artık sermaye birikimi için insanların içinde bulunduğu mekâna kadar müdahale edildiği görülmektedir. Mekânlar üzerinde uluslararası ve ona bağlı işleyen sermaye ilişkilerinin giderek egemen olduğu gerçeğinden hareketle, bu mekâna sermaye tarafından müdahaleye birtakım yerel tepkilerin ortaya çıktığı yadsınamaz bir gerçekliktir. Neo-liberal küreselleşmenin yerinden eden unsurlarına karşıt olarak yerelin yeniden yerleştirici unsurları arasında sürekli bir ilişki söz konusudur ve yerelin yeniden yerleştirici güçleri genellikle küresel olana bir tepki olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de 1980'lerden itibaren neo-liberal ekonomi politikalarının temel dinamiklerini benimsemiş, küresel işleyişle eklemlenebilmenin gereklerini yerine getirmeye başlamıştır. Özellikle yapısal uyum programları bu süreçte önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada, küreselleşme süreci ve onun ekonomik görünümü olan neo-liberal politikalar aracılığıyla sermayenin mekana ve yerelliklere nasıl sirayet ettiği ve yerelin bu sirayete verdiği tepkiyi tartışmak temel amaç durumundadır.

EkonomiEkonomi politikalarıKüreselleşme+7
Ecem Eskicioğlu
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tüketim mekanı olarak kent, mekanın dönüşümü ve üniversite öğrencileri

Her ne kadar tarihsel süreçte 15. Yüzyıl'a kadar geriye götürülebilse de bu çalışmada 1980 sonrası süreç üzerinden irdelenmiş olan küreselleşme, çok boyutlu ve karmaşık bir süreçtir. Genel anlamda siyasal, kültürel, ekonomik görünümleri üzerinden tartışılan süreç, yine bu başlıklar üzerinden daha da daraltılarak açıklanabilir. Küreselleşmenin ekonomik görünümleri içerisinde açıklanabilecek olan piyasaların küreselleşmesi, gerçekleşme düzeyi ve yol açtığı sonuçlar açısından çok önemlidir ki küreselleşmenin çok yönlülüğü üzerinde duranlar çoğunlukla piyasanın küreselleşmesinin gerçekliğini yadsımaksızın, diğer boyutların varlığına da dikkat çekmektedir. Hal böyle olunca finansal küreselleşme ve tüketim mekanı olarak kent üzerine yoğunlaşılan olan bu çalışmada, Türkiye'de tüketim mekanının öznelerinden biri konumunda olan üniversite öğrencileri üzerinden mekanın yeniden nasıl üretildiği ve bu sürecin mekanda nasıl bir sosyal gerçeklik yarattığı sorgulanmıştır. Temel hak durumundaki hizmetlerden biri olan eğitim çerçevesinde sosyal devlet, sunduğu hizmetler ile üniversite öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarını karşılarken sosyal refah politikalarının terk edilmesiyle birlikte yapı gereksinimleri karşılayamaz hale gelmiştir. Bu noktada temel ihtiyaçlardan biri olan barınma ihtiyacının karşılanmasında özel sektör ya da inşaat sermayesi devreye girmektedir. Araştırmada; öğrenciler üzerinden yaratılan mekan ekonomisinin inşa edilme sürecine ve tüketim-mekan ilişkisini üreten ve sürdüren toplumsal mekanizmalara odaklanılmıştır. Bu bağlamda yaratılan mekan ekonomisi ile birlikte ortaya çıkan sosyal gerçeklik üzerinden üniversite öğrencilerinin barınma sorunu, öğrenci kimliğinin ve yaşam tarzının tüketim üzerinden yeniden inşa edilmesi, öğrencilerin finansallaştırılması süreci ve üniversite öğrencileri aracılığıyla yaratılan neo-liberal kentsellik araştırılmıştır.

Kentsel mekanMekanMekansal değişim+6
Can Öztürk
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sekülerleşme tartışmaları sürecinde Türkiye'de dindarlaşma sürecine bir dair değerlendirme

Tez konusu olarak sekülerleşme tartışmaları sürecinde Türkiye'de dindarlaşma süreci seçilmiştir. Son yirmi otuz yıllık süreçte tüm dünyada dindarlaşmanın arttığına dair yoğun tartışmalar sürüp gitmektedir. Bu tartışmaların 1990'lı yılların ortalarından itibaren ülkemizde de fazlasıyla yaşandığına tanıklık etmiş bulunuyoruz. Bu çalışmada Cumhuriyet Türkiye'sinin, Osmanlı'dan devraldığı aydınlanmacı, modernleşmeci, seküler, lâik toplum kurgusunun geldiği toplumsal durumu görmek amaçlanmıştır. 1980'lerden itibaren kapitalizmin en son uygulaması olan neoliberal politikalar Türkiye'de de uygulanmaya başlanmıştır. Buna bağlı gelişen kırdan kente göçün artması, gecekondulaşma, köksüzleşme, geleneksel dayanışma ağlarının çöküşüyle ortaya çıkan boşluğun modern kurumlarca karşılanmasındaki eksiklikler hem özel hem de kamusal alanda dine yönelimi artmıştır. Dünyada yükselişe geçen dine dönüş-dine başvuru- ile birlikte ülkemiz özelinde dinin toplumsal görünürlüğünün ve etkilerinin araştırılarak ortaya çıkarılması bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Araştırma stratejisi olarak araştırma problemimizin yapısına en uygun olan nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nitel araştırmanın alt çalışma gruplarından "betimsel araştırma" tekniğine uygun toplamda 27 görüşmeci ile yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Aydın örnekleminde bizim temel araştırma yöntemimiz olarak belirlenmiştir. Sahada elde edilen verilerin tekrar etmeye başladığında görüşmeler sonlandırılmıştır. Mevcut literatür, bilimsel çalışmalar ve çeşitli dokümanlar da analizlerimizde kullanılmıştır. Sekülerleşme tartışmaları ekseninde Türkiye'de görülen dindarlaşmanın arkasındaki nedenler tartışılarak, Türkiye'deki dindarlaşma gerçeğinin dünya genelindeki dindarlaşma vi süreciyle bağıntısını anlamak ve Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimin dindarlaşmasekülerleşme tartışmaları bağlamında anlamaya çalışılmıştır. Bulgularımız araştırmamızın başlangıcında ortaya konulan gözlemlerimiz ve sayıltılarımızı büyük oranda doğrular niteliktedir. Buna göre tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de dindarlaşmanın arttığı, dine yöneliminin olduğu görülüyor, ancak, 'görünürlüğü' artmış olan bu dindarlaşmanın muhtevası hususunda aynı şeyi söylemek pek mümkün görünmemektedir. Yani görünürde artan dindarlaşmanın nitelik anlamda İslam'a uygunluğu tartışma konusudur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Din, Dindarlaşma, Dini Kimlik, Laiklik, Modernleşme, Muhafazakârlık, Sekülerleşme.

DindarlıkDini kimlikModernleşme+4
Mehmet Semerci
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Siber gerçekliğin mekan ve ilişkilerde cisimleşmesi: League of legends" örneği

"Siber Gerçekliğin Mekân ve İlişkilerde Cisimleşmesi: "League of Legends" Örneği" başlıklı tez çalışmamızda Manuel Castells'in 'Ağ Toplumu' kuramı ve oyun olgusunun tarihsel dönüşümü analiz edilerek, 'League of Legends' oyununun mekân ve ilişkiler boyutu ele alınmaya çalışılmaktadır. Araştırmamızın birinci bölümünde Castells'in ağ toplumu tartışması detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bu bağlamda, ağ kavramı, bilgisayar ve İnternet teknolojisi, zaman ve uzam tartışmaları, siber gerçeklik ve siber kültür tartışmaları incelenmektedir. Araştırmamızın ikinci bölümünde ise 'oyun' olgusu detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bu bağlamda, oyun kavramı, oyun kültür ilişkisi, video oyunları, dijital oyunlar ve son olarak League of Legends oyunu bağlamında kavramlar ele alınarak oyunun kültürünün tarihsel bazda dönüşümü ve etkilerinin neler olduğunu açıklamak amaçlanmaktadır. Araştırmamızın üçüncü bölümünde ise İstanbul ve Aydın illerinde 12 kişiyle yapılan derinlemesine görüşme sonuçları analiz edilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Ağ toplumu, İnternet, Mekân, Oyun, League of Legends.

Ağ toplumuKültürMekan+5
Murat Dilek
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Post-truth dönemde siyasal içerikli bilgi arayışı, içerik teyidi ve sinizm

Bilgi teknolojilerinin son derece ilerlediği ve içinde yaşadığımız bu dijital çağda yurttaşlık, siyasal bilgi edinimi, siyasal katılım ve elde edilen bilgilerin doğruluğu konusunda pek çok belirsizlikler ortaya çıkmıştır. Yeni internet teknolojileri sayesinde, diğer toplumsal alanlarda olduğu gibi, siyasal alanda da enformasyon üretimi ve paylaşımı ile başkalarınca üretilmiş bilgilere erişim çok kolay bir hale gelmiştir. Yurttaşlar olarak bireylerin böyle bir olanağa sahip olması demokrasi için olumlu bir olgu olarak görülmekle birlikte, erişimi çok kolay olan bu kadar fazla "doğru" ve "yanlış" bilginin aynı mecrada aynı anda ve bazen de yan yana var olması, onların gerçekliği ve doğruluğu konusunda dikkatli olunması gerekliliğini beraberinden getirmektedir. Bu araştırmada, böyle bir ortamda katılımcıların özellikle siyasal bilgiyle ilgili olarak "doğru ve gerçek olan bilgi" bağlamında nasıl bir tavır içinde oldukları incelenmiştir. Araştırmanın odağını, bireylerin siyasal alanın aktörlerini nasıl değerlendirdikleri, genel olarak medya, özellikle de web 2.0 teknolojisinin sunduğu dijital mecralardan elde ettikleri siyasal alana dair bilgileri nasıl değerlendikleri, bu bilgilerin doğruluğu konusunda nasıl bir tavır takındıkları ile bu bilgilere alternatif olabilecek siyasal bilgi arayışına ne derecede giriştikleri konuları oluşturmaktadır. Bu amaçla, hem nitel hem de nicel veriler toplanmıştır. Nicel veri toplama yöntemi genellenebilir bilgilere ulaşmak amacıyla tercih edilirken, sosyal olguları bağlamları içinde keşfetmeye çalışan yorumlayıcı anlayışa dayanan nitel yöntem konunun derinlemesine anlaşılmasına yardımcı olması amacıyla kullanılmıştır. Nicel araştırma kapsamında, çalışma evreni, İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması ikinci düzey (IBBS-2) seviyesinde Ege Bölgesi temsiliyetine sahip illerden olan Aydın ilindeki 18 yaş ve üstü bireylerle sınırlandırılmıştır. Araştırmaya dâhil edilecek kişiler belirlenirken kolay ulaşılabilir durum örneklemesi ile orantılı tabakalı örneklem seçme yönteminin bazı ilkeleri kullanılmıştır. Bu amaçla örneklem için Aydın merkez ilçe ve diğer ilçelerden nüfus sayılarına oranla katılımcı tabakaları belirlenmiş ve alt tabakalarda da katılımcıların siyasi aidiyet, yaş, cinsiyet ve gelir grubu açısından orantılı bir şekilde dağılmasına dikkat edilmiştir. Bu amaçla, 723 kişiden oluşan bir örneklem grubuna ulaşılmış ve elde edilen 703 anket geçerli sayılarak değerlendirilmeye alınmıştır. Araştırmanın anlama ve yorumlamaya yönelik bakış açısından hareketle tasarlanan nitel araştırma kapsamında ise veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır ve 20 katılımcı ile görüşülmüştür. Bu amaçla görüşme yapılacak kişilerin seçilmesinde cinsiyet, yaş, gelir algısı ve siyasal aidiyet kriterleri çerçevesinde 'maksimum çeşitlilik örneklemesi' yöntemi kullanılmıştır.

BilgiBilgi aramaHakikat+6
Rıdvan Korkut
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveynliğin dönüşümü ve paronoyak ebeveynliğin sosyo-kültürel temelleri

Tarihsel süreçte aile, ebeveynlik ve çocukluğun tanımı, çocuğa yüklenen anlamlar değişiklikler göstermiştir. Yerleşik yaşama geçişle birlikte toplumların temel kurumlarından birisi halini almış olan aile kurumu hem evrensel bir nitelik kazanmış hem de binlerce yıldır varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Aile ve ebeveyn toplumsallaşma sürecinde ilk basamak olması ve kültürel değerlerin kuşaklar arası aktarımını sağlaması nedeniyle oldukça önemli bir araştırma konusudur (Nomaguchi K., ve Milkie M.A., 2017; Chan, T. W ve Koo, A., 2011 ). Toplumsal alandaki yapısal değişim ve dönüşümler bireylerin düşünme biçimini tutum ve davranışlarını doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemektedir. Bu süreç aile içi ilişkilerde sadece ebeveynler arası ilişkileri değil, çocuğun aile içindeki ve toplumdaki konumlarını da dönüştürmektedir. 1990'lı yılların sonlarından bu yana Batı Avrupa'da ortaya çıkan ve artarak devam eden 'paranoyak ebeveynlik' yeni bir ebeveynlik sitili olarak 2000'li yılların ortalarından itibaren ülkemizde de görünürlük kazanmıştır. Yaygın olarak karşımıza çıkan bu ebeveynlik sitili, çocukların nasıl yetiştirilmesi gerektiği, çocuğun psikolojik, bilişsel ve fiziksel gelişimlerinin nasıl olmasına dair hemen her şeyi ebeveynlerin temel sorumluluğu olarak tanımlamıştır. Ebeveynliği yeni baştan öğrenilmesi gereken bir göreve dönüştürmesi beklenebileceği gibi, ebeveynliğin anksiyete, kaygı, güvenlik endişesi ve paranoyaklığın gelişmesine zemin hazırlamıştır. Araştırmanın amacı paranoyak ebeveynliği ortaya çıkaran sosyo-kültürel nedenlerinin ortaya konularak ebeveynlerin düşünme biçimlerine, tutum ve davranışlarına, gündelik yaşam pratiklerine yansımalarının incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmada nicel araştırma tekniği üzerinden kotalı anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi, kotalı örneklemle dayalı olarak seçilmiş olan 341 ebeveyne anket uygulanmıştır. 18 yaş ve üzeri, evli, 25 yaş altı çocuk sahibi olan Aydın ilinde ikamet eden ebeveynlerle görüşülmüştür. Araştırma sorunsalı üç bağlam üzerinden incelenmiştir. Birinci bağlam ailenin tanımı, tarihçesi, çocuğun tanımı, tarihçesi ve çocukluğa yüklenen anlamlar olarak ele alınmıştır. Ailenin ve çocuğun tanımı ve tarihçesini anlamak araştırmada ebeveynlik süreçlerinden bahsetmeden önce anlaşılması gereken önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci bağlam bireylerin yaşamlarını risklere yüklenen olumsuz anlamlar üzerinden değerlendirerek düşünme biçimlerini ve gündelik yaşam pratiklerini risk toplumu perspektifinden değerlendirmeleri üzerine kurulmuştur. Araştırmanın üçüncü ekseni geçmişten günümüze ebeveynlik tutumları ve tanımlamaları, uzmanlığın toplumsal yaşam üzerindeki etkisi paranoyak ebeveynliğin ortaya çıkışında etkili olan diğer süreçler üzerinde durulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Aile, Çocuk, Ebeveynlik, Paranoya, Risk, Güven.

Aile içi rollerEbeveyn-çocuk ilişkisiEbeveynler+7
Şeyda Kankurdan
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tüketim toplumu bağlamında Türkiye'de yeni medyanın muhafazakârlığın dönüşümü ve dini değerlerin metalaşması üzerine etkisi

Günümüzde, internet teknolojisinin hayatın her alanına nüfuz etmesi, kaçınılmaz olarak dini alanı da etkilemektedir. Özellikle, sosyal medya platformlarının sayısının artması ve kullanımının yaygınlaşması, dinsel olanın dijital ortamlarda görünürlüğünü daha çok arttırmaktadır. Ancak, sosyalleşme dışında, tüketimin gerçekleşmesinde de önemli bir role sahip olan sosyal medya, piyasa mantığı çerçevesinde her şeyi birer tüketim nesnesine çevirirken; dini değerler de tüketim nesnesi haline gelmekte ve böylece, metalaşmanın en çarpıcı ve görünür hali burada gözlemlenebilmektedir. Bu doğrultuda sosyal medya, diğer kesimler gibi muhafazakâr bireyi de sadece gösterişçi ve hazcı tüketim ile sahip oldukları inanç ve geleneksel değerlerinden koparmamakta; aynı zamanda, yaydığı kültür ile onu, modern kodlarla yeniden inşa etmektedir. Bu dönüşümü tespit etmek amacıyla, çalışmada nitel yöntem ile yarı- yapılandırılmış sorularla ve 50 kişi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Böylece, çalışma, bireylerin davranış ve tutumlarından ziyade, sosyal medyanın düşünce yapılarındaki değişim üzerinde ne derece etkili olduğunu ve dijital ortamlarda dini değerlerin metalaşması sorununu incelemektedir. Elde edilen bulgulara göre, sosyal medya, dini değerler ve bireyin dindarlığı üzerinde etkili olup; dönüştürücü ve yeniden üretici bir güce sahip olmaktadır. Bu tezin, sosyal medya, din, tüketim kavramları çerçevesinde yapılan din sosyolojisi araştırmalarına katkı sağlayacağı umulmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Tüketim, Yeni Medya, Muhafazakârlık, Dini Değerler, Metalaşma

Dini değerlerMetalaşmaMuhafazakarlık+3
Didem Gazneli
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muhafazakar demokrasi muhafazakar turizm (mi?): Kimlik siyaseti ve Türkiye'de turizmin dönüşen önceliklerinin incelenmesi

Turizm, tarihsel, kültürel, ekonomik ve siyasal boyutları olan güçlü bir karışımıdır; Zygmunt Bauman'ın akışkan modernite kavramının kapsadığı belirsizliklerle yüklü çoklu anlamlara ve uygulamalara sahiptir (2005). Turizm bugün dünya ticaretinin en büyük ikinci kalemi olarak büyümeye devam ediyor. Devam eden büyümesi, turistleri şimdiye kadar hayal bile edilemeyen bir ölçekte şaşırtıcı bir dizi görüntü, destinasyon ve kararla karşı karşıya bırakıyor. Aynı zamanda Turizm hem uluslararası hem de ulusal siyasette sert bir tartışma odağı da olmaya devam ediyor. Bu haliyle turizm ülke ekonomileri için iyimser tahminler ve aynı zamanda en sert eleştirilerle dolu bir siyaset alanıdır. Ancak, ülkemizde siyaset sosyolojisi tarafından neredeyse tamamen göz ardı edilmiş durumdadır. Turizm yerinde hizmet özelliğinden dolayı ülkelere ekonomik kalkınma sağlar ve aynı zamanda siyasetle doğrudan ilişkilidir. Türkiye'nin siyasi konumunun ve politikalarının turizme yön verdiği ve açıkça etkilediği söylenebilir. 1990'lı yıllardan bu yana hâkim olan kimlik ve kültüre dönüşün ülkemizde de hâkim bir siyasal ayrışma, çatışma ekseni olduğu gerçeğinden hareketle turizm ve turizm politikalarının da bu süreçten etkilenmesi kaçınılmaz görülmektedir (Delibaş, 2008). Doğrudan doğruya kültürden ve sosyal yapıdan beslenen turizmin dönüşüme uğraması ve turizm politikalarının yaşam biçimi siyaseti bağlamında şekillenmesi beklenebilir bir durum olarak gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, kültür ve kültür üzerindeki muhafazakarlaşma tartışmalarından hareketle, turizm sektöründeki muhafazakarlık iddialarını turizm sektörüne yansımaları ve turizm politika ve uygulamalarının sektördeki görünümü ile araştırmak ve bunlara ışık tutmaktır. Çalışmada 'kimlik siyaseti', 'muhafazakarlaşma', 'toplumsal değişim' ekseninde turizm çalışanlarıyla yapılan görüşmeler İstanbul, Antalya, İzmir/Çeşme ve Aydın/Kuşadası olmak üzere dört farklı şehirde gerçekleştirilmiştir. Toplamda 773 kişiyle anket tekniği ile gerçekleştirilen saha araştırması, 19 kişiyle derinlemesine mülakat tekniğiyle beraber paralel bir çalışma yürütülmüştür. Araştırma kapsamında hedeflenen kimlik siyasetinin yansımalarından turizmde muhafazakarlaşmadan söz edilebilir. Ancak muhafazakarlaşma tartışmaları ilk olarak helal turizmi akla getirse de bu tartışmalar bununla sınırlı değildir. Dolayısıyla turizme yapılan müdahale daha çok yaşam biçimi siyaseti olarak karşımıza çıkmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Turizm ve kültür, Turizm politikaları ve öncelikleri, Kültürel değişim, Muhafazakâr demokrasi, Helal turizm, Kimlik siyaseti ve Turizmde dönüşüm

DönüşümHelal turizmKimlik politikaları+6
Esin Pınar Usluer
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de ilaç firması çalışanlarının iş tecrübeleri, algıları ve nitelikli emeğin değersizleşmesi karşısındaki stratejileri

1990'ların başından bugüne sosyal bilimlerin en fazla tartıştığı kavramların başında hiç kuşkusuz küreselleşme ve neoliberal ekonomik dönüşümler gelmektedir. Çok farklı şekillerde tanımlansa da küreselleşme kapitalizmin yeni bir evresi olarak ortaya çıkmış ve dünyanın her köşesine sirayet ederek küresel çapta dönüşümlere sebep olmuştur. Farklı boyutları bulunan bu sürecin en başta gelen yönü neoliberal piyasa ekonomisinin küresel çapta etkinlik kazanması olmuştur. Yine bu dönemde gelişen neoliberal ekonomik politikalarla birlikte sermayenin küresel çapta hareketliliği ve yayılmasını da sağlarken emek ve sermaye arasındaki ilişkileri de derinden etkilemiştir. Ayrıca, bu politikalar II Dünya Savaşından beri gelişen üretim modelini, yani Fordist üretim modelinin yerine postfordist modeli geçirmiştir. Diğer bir deyişle sürekli, güvenceli kitlesel üretim modeli yerine süreksiz, güvencesi, örgütsüz, oldukça esnetilmiş bir üretim modeli ve iş gücü ortaya çıkmıştır. Bu dönem 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan emek ve sermaye arasındaki göreli uzlaşmanın bozulduğu dönem olmuştur: önce mavi yakalı emeğin değersizleşmesi sürecini çok geçmeden beyaz yakalı emeğin dönüşümü izlemiştir. Nitelikli emeğin prekaryalaşma süreci 2000'li yılların başından itibaren ülkemizde de da yaygın olarak görülmektedir. Araştırma, küresel ekonominin başat aktörlerinden ilaç firmalarını temsil eden 'tıbbı satış temsilcilerinin' kendi anlatımlarından yola çıkarak; iş tecrübeleri, algıları, iş güvencesi ve mesleğin dönüşümü karşısında stratejilerinin incelemeyi amaçlamıştır. Türkiye'de faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin, serbest piyasa koşullarında pazarın lider şirketleri olduğu bilinmektedir. Bu anlamda ilaç sektörünün çalışanları olan Tıbbi Satış Temsilcileri, sermayenin emek gücü üzerindeki değişimlerini inceleyebileceğimiz bir sektörü temsil etmektedir. Özellikle yeni çalışma koşullarının nitelikli emek gücü üzerindeki etkilerini esneklik, güvencesizlik ve belirsizlik ekseninde etkilerini incelemek çalışmanın merkeze koyduğu irdeleme alanları olmaktadır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada farklı illerden ve farklı firmalardan otuz dört (n= 34) 'tıbbi satış Temsilcisi'yle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Pandemiden dolayı her türlü kısıtlamanın olduğu dönemde dahi, yoğun piyasa rekabetinde sermayenin nitelikli emek gücü üzerindeki otorite ve baskısı, iş güvencesizliğinin yarattığı kaygı netlikle görülebilir durumdadır. Sektörün çalışanlarında ortaya çıkan bu baskı ve kaygıyı nasıl yönettiklerine dair içerikler bulgularımızda ortaya çıkmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Tıbbi Satış Temsilcileri, Belirsizlik, Esneklik, Güvencesizlik, Küreselleşme, Nitelikli Emek, İlaç Şirketleri

BelirsizlikEsneklikGüvencesizlik+6
Filiz Feryal Petek
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Etkileşim ritüeli bağlamında Asghar Farhadi sineması: The Salesman, About Elly ve A Separation filmleri üzerine bir inceleme

İran'da sinema, ülkedeki baskıcı rejime rağmen halkın aydınlatılmasında kurtarıcı olarak görülmüştür. Yönetmenler, sansür mekanizması tarafından ağır kısıtlamalar altında kalsalar da üretmeye devam etmişlerdir. Ülkeye dair dertlerini, eleştirilerini sansüre uğramadan işleyebilmek için, alegorik anlatım sıklıkla tercih edilip İran sinemasının tarzı olagelmiştir. İran'daki rejimi, kurumları doğrudan eleştiremeyen yönetmenler, merceklerini gündelik yaşamdaki sıradan hikayelere çevirerek ve çetrefilli insan ilişkilerine odaklanarak ülkenin sosyolojik yapısına dair derinlikli gözlemler sunmuşlardır. Ana akım İran sinemasında genellikle didaktik öykülemeler yolu ile vicdan sahibi, dini itikatları yerine getirme konusunda hassas davranan, ne olursa olsun iyi olanı seçen insan tipolojisi çizilmiştir. İranlı yönetmen Asghar Farhadi ise, farklı olarak, benliği ve inançlarıyla çelişen, durum gereği menfaatini ya da konumunu korumak için 'yanlış'ı tercih edebilen, birden fazla durumda birden fazla ve birbiriyle çelişen benlikler sergilemek zorunda kalan bireyleri ve ilişkilerini anlatmak istemiştir. İlişkilerin çatışmalı yanlarını, zedelenen benlikleri ve yüzleşmeleri dramatik öykülere işleyerek sahneye aktarmıştır. Farhadi, gündelik hayatta karşılaştığımız insan profillerini ve onların sıradan hikayelerini izleyiciyle buluşturma konusunda oldukça başarılı bir yönetmendir. Bu yönüyle Farhadi'nin filmleri, Goffman'ın kuramsal alet çantasının sunduğu kavram ve perspektiflerle okunmaya elverişli hikayeler sunmaktadır. Goffman perspektifiyle izlendiğinde, Ferhadi'nin sıradan kahramanlarının sürekli benlik ve izlenim müzakereleri yapmak durumunda kalmaları; seyircinin olayları, durumları ve bunlara maruz kalan bireylerin seçimlerini sorgulamasına yol açmaktadır. Seyirci, hikâye geliştikçe, kızdığı karakterlerle empati kurup onlara hak verebilmekte; en azından hikâye içinde konumlanmaya, olayların gelişimini sorgulamaya ve anlamaya çağrılmaktadır. Farhadi, her karaktere eşit söz hakkı vererek insanı, "içinde bulunduğu durumun insanı" olarak görmemizi sağlamaktadır. Seyircinin yaşadığı bu deneyim, iyiliğin ve kötülüğün durumsallığının yanı sıra iyi ve kötü karakterin kim olduğu sorusuna verilecek yanıtın kolay bir yanıt olmadığını vurgulamaktadır. Sosyolog Erving Goffman ise toplumsal dünyanın hakikatine ulaşabilmek için bireyin gündelik hayatına katılımcı gözlem metoduyla yaklaşılması gerektiğini savunmaktadır. Goffman'ın sosyal bilimci, Farhadi'nin ise sinemacı kimliğiyle bireyin gündelik hayatını izlerken vardıkları sonuç, söylemek istedikleri sözler benzerlik taşımaktadır. Goffman, bireylerin en sıradan etkileşim anlarında bile benlik müzakeresine ve inşasına girdiğini vurgularken, inşa edilen bu benliklerin durumsal ve geçici olduğunu da göstermeye çalışmıştır. Geçici olan bu benliklerin bir başkasına nasıl aktarıldığını önemseyen Goffman, bireyin benlik sunarken tek amacının başarılı olmak olduğunun altını çizer. Goffman sosyolojisi bireyin dahil olduğu etkileşimleri ve etkileşim anında başarılı olabilmek için geliştirdiği taktikleri incelemeyi görev edinmiştir. Goffman'ın katılımcı gözlem metoduna benzer şekilde, Farhadi de insan hikayelerini tüm gerçekçiliği ile kadrajına alarak insan ve davranışlarını anlatır. Bu benzerlikten yararlanarak çalışmada, Farhadi sinemasının Goffman merceğiyle incelenmesi amaçlanmıştır.

DramaturjiEtkileşimFarhadi, Asghar+4
Kübra Kopuzlu
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İzmir'de kültürler arası evlilikler ve kimlik sorunu

Çok kültürlü bir yapıya sahip olan ülkemiz, farklı etnik köken ve farklı mezheplere mensup kişilerin, kentleşme ve modernleşme süreci ile birlikte bir araya gelmeleri bazı belirgin özellikleri göstermektedir. Bu bağlamda kültürlerin hoşgörü içerisinde yaşamaları gibi olumlu özelliği olması ile birlikte çatışma ve ötekileştirme gibi durumlar da ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışma, farklı etnik ve dinsel kültür geleneklerinden gelen bireylerin, evlilik süreçleri ve gruplar arası temasları üzerindeki etkileri ele almaktadır. Kültür, gelenek ve mezhep farklılıklarının bu bireylerin aile ve sosyal yaşamları üzerindeki etkileri incelenmektedir. Bu araştırmada, İzmir'de ikamet eden, farklı kültürlerden gelen bireylerin evlilik yaşamları içerisinde çeşitli demografik özelliklerden etkilenerek, kendi kültürlerini ne kadar yerine getirdiği ve farklılıktan dolayı çiftlerde veya çocuklarda kimliğin bir sorun olup olmadığı incelemek amaçlanmaktadır. İzmir'de yaşayan, kültürler arası evlilik yapmış olan 60 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sonunda, İzmir'de yaşayan çiftlerin kültürlerarası evlilikler yaklaşımlarında belirgin birtakım farklılıklar saptanmıştır. Çalışma ile birlikte ailelerin ve yakın çevrelerin tepkisi, aile içinde dini ritüellerin yerine getirilmesi, geleneklerin yerine getirilmesi, çocukların dini eğitimi, çocukların ileride farklı mezhepten biri ile evlenmesi ve aileler ile görüşme sıklığı gibi sorun alanları saptanmıştır. Aile içinde bireylerin kültürel farklılıklarının değerlendirilmesi ile birlikte yeni bir kimliğin inşası ya da baskın kimliğin diğer aile bireyleri üzerindeki yeniden inşası üzerine sosyolojik olarak bir inceleme gerçekleştirilmiştir. Gruplar arası temas ile birlikte karma evlilik yapan bireylerde, ön yargıların azaldığı ve olumlu temasların da ortaya çıktığı görülmektedir.

EvlilikGruplararası temasKimlik+4
Sevinç Kalender
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yalnız yaşayan yaşlı kadınların Covid-19 pandemi süreci deneyimlerinin toplumsal cinsiyet perspektifinden analizi: Manisa Şehzadeler ilçesi Göktaşlı Mahallesi örneği

Yaşam süresinin uzaması, ölüm ve doğum oranlarının düşmesiyle birlikte tüm dünyada yaşlı nüfusun toplam nüfus içerisindeki oranı artmaya başlamıştır. Hızla artış gösteren yaşlı nüfus içerisinde kadınların erkeklerden daha uzun süre yaşaması yaşlı nüfusun çoğunluğunun kadınlardan oluştuğunu göstermektedir. Yaşlı nüfus içerisindeki kadınların çoğunluğunun eş kaybı yaşamış olması ve sonrasında tekrar evlenmemesi veya boşanması durumu yalnız yaşamaya başlamalarına neden olmaktadır. Yalnız yaşayan yaşlı kadınların yaşlı nüfusun önemli bir kısmını oluşturması söz konusu kadınların deneyimlerinin önemini ortaya çıkarmaktadır. Deneyimlerin şekillenmesinde etkili olan bir faktör ise yaşanan toplumsal olaylardır. Bu olaylardan olan covid-19 pandemisi toplumun tümünde deneyimlerin farklılaştığı bir süreç olmuştur. Covid-19 pandemi sürecinde yaşlı bireylere yönelik yapılan yasal düzenlemeler ve kısıtlamalarla birlikte yaşanan deneyimler farklılık göstererek yalnız yaşayan yaşlı kadınların gündelik hayatlarını değişime uğratmıştır. Dolayısıyla araştırmanın amacını 2020 Mart ayından itibaren, Türkiye'de ilk covid-19 vakasının ortaya çıkmasıyla yaşlılara yönelik tedbirler kapsamında yapılan yasal düzenlemeler ve toplumsal düzeyde yaşlılara vefadan yaş ayrımcılığına kadar çeşitlenen söylemlerden ve uygulamalardan yalnız yaşayan yaşlı kadınların nasıl etkilendiğini ve bu süreci nasıl deneyimlediklerini anlamak oluşturmaktadır. Bu kapsamda yapılan çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm çalışmanın giriş bölümü olup çalışmanın amacını ve daha önce yapılmış araştırmaları, çalışmanın teorik arka planını ve bu kapsamda oluşturulan araştırma sorularını ve çalışmanın önemini içeren bölüm olmaktadır. İkinci bölüm yaşlılık çalışmalarının gelişimi, yaşlılığa ilişkin teorik yaklaşımların ve toplumsal cinsiyet ile yaşlılık ilişkisinin bulunduğu literatür kısmından oluşmaktadır. Üçüncü bölümde araştırmanın metodolojik yaklaşımı ve araştırma tasarımı yer alırken dördüncü bölümde alan çalışması ve yalnız yaşayan yaşlı kadınların deneyimlerinden oluşan saha bulguları ile analiz bulunmaktadır. Feminist metodoloji kullanılarak yapılan bu çalışma, yalnız yaşayan yaşlı kadınlara odaklanmakta ve yalnız yaşayan yaşlı kadınların pandemi sürecindeki yaşlılara yönelik yasal düzenlemelerle birlikte bireylerin yaşamış olduğu çeşitli deneyimlerini toplumsal cinsiyet boyutu ile ele almaktadır. Nitel bir yaklaşımla yapılan çalışma, Manisa'nın Şehzadeler İlçesi Göktaşlı Mahallesi'nde 16 yaşlı kadın katılımcı ile gerçekleşmiş olup, mahalle örneklemi içerisinde yalnız yaşayan yaşlı kadınlara kartopu yöntemi ile ulaşılmış ve yüz yüze yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sırasında katılımcının onayı ile ses kaydı alınmış ve veriler toplanmıştır. Yüz yüze yapılan görüşmeler sosyal mesafe ve maske kurallarına uyularak katılımcının sağlığını riske atmayacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen veriler betimsel analiz ve anlatı analiz yöntemleri ile analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın analizi sonucunda yalnız yaşayan yaşlı kadınların geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini benimsemiş ve içselleştirmiş olmaları ve geçmişten günümüze gelen eşitsizliklerin bugünkü deneyimlerini şekillendirdiği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık Sosyolojisi, Toplumsal Cinsiyet, Yaşlı Kadın

COVID 19KadınlarManisa+5
Beyza Demirdöven
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Madunun sesi ve temsili: Kavramsal ve teorik değerlendirmeler

Bu çalışmada Maduniyet Çalışmalarının madunun temsili ve sesine nasıl bir katkı sunabildiği, Türkiye'deki Maduniyet Çalışmaları bağlamında değerlendirilmektedir. Maduniyet Çalışmalarının, Gramsci'nin madun tarihine atfettiği önemin getirdiği motivasyon ile, Hindistan'ın kapitalizme geçişi esnasında ve bağımsızlığını elde ettiği süreç boyunca, kulak ardı edilen madunun sesini ortaya çıkarma çabası ele alınmaktadır. Bu bağlamda, Hindistan'daki kolonyalizm karşıtı ayaklanmalar, bu ayaklanmaları ortaya çıkaran ulusal bilinç, Benedict Anderson'un milliyetçilik nosyonu üzerinden değerlendirilmektedir. Gayatri Spivak'ın, 'Madun Konuşabilir mi?" sorusu ile madun temsiliyeti-konuşması(sesi), politik öznenin iktidar ile kurduğu edilgen ilişki ve bunun ortaya çıkardığı kısır döngü tartışılmaktadır. Ortadoğu'da Otoriter Modernleşme çerçevesinde Asef Bayat'ın madun yoksulluğu ve kent yoksulluğu üzerine değerlendirilmelerine yer verilmektedir. Edward Said'in oryantalizm yaklaşımının Türkiye'deki Maduniyet Çalışmalarına etkisi ve Türkiye'deki maduniyet çalışmalarının bir öncülü olarak Şerif Mardin'in merkez-çevre analizi ve bunun Hindistan'daki maduniyet çalışmaları ile ilişkisi incelenmektedir. Toplum ve Bilim, İletişim Yayınları çevresi'nden Türkiye'deki Maduniyet çalışmalarına yapılan katkılar, madun öznenin Göç, Kent Yoksulluğu, İktidar ve Resmi Söylem, Cinsiyet Eşitsizliği, Kültürel Alan ile ilişkisi incelenmektedir. Son olarak Maduniyet Çalışmalarına getirilen eleştiriler ve Vivek Chibber'in bu eleştirilere yaptığı kanonik katkılar ele alınmaktadır. Anahtar kelimeler: Madun, Maduniyet, Türkiye'de Maduniyet, Merkez-Çevre ayrımı, postkolonyalizm çalışmaları, kent yoksulluğu ve maduniyet

Gramsci, AntonioMadunMaduniyet+3
Fatih Mehmet Aydın
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erkeklik söylemleri ve ötekileştirilenlerin gündelik pratikleri

Bu çalışma erkeklik söylemlerinin gündelik hayat pratikleri içinde nasıl inşa edildiğine dair yapılan bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkmıştır. Öncelikle toplumsal cinsiyet çalışmaları üzerine kuramsal yaklaşımlar incelenmiştir. Toplumsal cinsiyet çalışmalarının başat sorunsalı olan gündelik davranış kodlarının oluşmasında biyolojik ve kültürel yaklaşımlar ele alınmıştır. Erkeklik çalışmalarının sosyolojinin içinden ve toplumsal cinsiyet tartışmalarından nasıl ortaya çıktığı çalışılmıştır. Kuramsal tartışmaların izleğinde bir hegemonya olarak erkeklik söyleminin nasıl üretildiğini karşılaştırmalı olarak ele alan bu çalışmanın olgusal araştırma kısmında farklı erkeklik söylemlerinin anaakım ve anaakım dışında nasıl belirdiği üzerinde durulmuştur. Normatif beklentiler, kültürel kodların gündelik hayata uygulanması ve anaakım erkekliğin söylemsel analizi üzerinden gündelik pratikler irdelenmiştir. Sosyolojik kimliklerin, toplumsal hayatta bazı göstergelerle ve imgelerle desteklendiği yaptığımız derinlemesine görüşmeler üzerinden analizlerle incelenmiştir. Türkiye'de ve dünyada erkeklik alanı görece yeni bir sosyolojik çalışma nesnesidir. Anaakım erkeklik rollerine göre hareket edenler ve hareket etmeyenler olarak incelediğimiz söylem öbekleri benzerlikler ve farklılıklar göstermiştir. Erkeklik rolleri, farklı alt-kültürlerin oluşumu, kimlik inşası ve erkeklik söyleminin yaygınlığı öne çıkan sosyolojik bulgulardır. Anahtar kelimeler: Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi, Erkeklik Çalışmaları, Gündelik Hayat Çalışmaları, Habitus, Hegemonya, Söylem Analizi

ErkeklikGünlük yaşamSosyolojik analiz+3
Mustafa Yaşargün
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gaziantep Organize Sanayi Bölgelerinde çalışan işçilerin mekânsal habitusu

Bu çalışma, Türkiye'de özellikle yirminci yüzyıl ortasından itibaren, dünyada ise on dokuzuncu yüzyıl başında sanayileşme ve kentleşmeyle beraber belirleyici bir sosyolojik olgu hâlini alan konut sorununu, özellikle işçilerin ev sahipliği meselesini, faillerin anlam dünyaları içinden ele almayı amaçlamaktadır. Türkiye'de kentleşmenin ve sanayileşmenin getirdiği nüfus baskısıyla birlikte gecekondulaşma etraflı bir biçimde çalışılmıştır. Ancak, işçilerin kentleşme deneyimini ve konut mülkiyetine dair geliştirdikleri anlam dünyasını çalışan akademik literatür kısıtlıdır. Bu tezde, Pierre Bourdieu'nün habitus kavramını kullanarak, Gaziantep Organize Sanayi Bölgelerinde çalışan işçilerin mekânı nasıl kavradıkları ele alınmıştır. İşçilerin mekânsal habitusu olarak belirlediğimiz çerçevede, işçilerin fabrika odağında şekillenen gündelik hayat örüntüleri, konut ve hayat beklentileri, komşuluk ilişkileri, akrabalığın dönüşümü, toplumsal cinsiyet ilişkileri, gelecek beklentileri ve ideal ev beğenileri işlenmiştir. Burada, kavramsal olarak konut sorununun salt ekonomi-politik bir sorun olmadığı, aynı zamanda toplumsal aktörler olan işçilerin mekânın üretiminde bilfiil rol aldıklarının üzerinde durulmuştur. Bourdieu'nün orta sınıf habitusu hakkında tespitlerinin, Gaziantep'te sanayi işçilerinin mekânla girdikleri ilişki için de geçerli olduğu savı, bu tezin önemli katkılarındandır.

GaziantepHabitusKentleşme+6
Mehmet Hakan Dolma
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gaziantep'te esnaflar ve kamusal alan

Bu çalışmada, Gaziantep örneği üzerinden kamusallığın yapısal dönüşümüne ilişkin bir yaklaşım geliştirildi. Kamusal alanda bireylerin, grupların ve karmaşık ilişkiler aracılığıyla bir arada bulunan eyleyenlerin, gündelik yaşam etrafında organize olmuş toplumsallaşma dinamikleri değerlendirildi. Üzerinde durulan toplumsallaşma dinamikleri ve karmaşık sosyal ilişkiler, toplumsal sınıflar ve sınıfsal özellikler üzerinden yorumlandı. Günümüzdeki konjonktürün ve ilişkilerin ortaya çıkış koşullarını ve nasıl dönüştüğünü anlayabilmek için Osmanlı dönemi, Cumhuriyetin ilk yılları ve ilerleyen dönemler üzerinde duruldu. Sosyokültürel dokunun ve deneyimlenen sosyal hayatın yanı sıra, sosyoekonomik ve iktisadi koşullar, çeşitli kaynaklardan ulaşılan bilgiler eşliğinde değerlendirildi. Bu koşullarla beraber, neredeyse tüm dünya üzerinde etkili olan, küreselleşme, neoliberalizm, kitle demokrasileri, teknolojik gelişmeler, ortaya çıkan ve hızla organize olmaya devam eden yeni haberleşme ağları ve siyasi gelişmeler gibi olgulara dikkat çekildi. Bahsi geçen tüm konular, çalışmada mekânla ilişkisi üzerinden yorumlandı. Jürgen Habermas'ın 'Kamusallığın Yapısal Dönüşümü' adlı yapıtı ve onun içerdiği dönüşüme ilişkin çözümlemeler sonucu üretilen kavramlar referans olarak kabul edildi. Çalışmada kullanılmak üzere Gaziantep Sanayi Odası, Gaziantep Ticaret Odası ve Kent Konseyi gibi kuruluşlara üyeliği bulunan kişilerle derinlemesine mülakatlar yapıldı. Ayrıca, farklı kişilere ulaşmak amacıyla, kartopu örneklem yöntemine başvuruldu. Anahtar Kelimeler: Kamusal alan, yapısal dönüşüm, orta sınıf, sermaye, kamusallık, kültür, tüketim, neoliberalizm, küreselleşme, statü, mekân, yerelden kalkınma, girişimci kent, gündelik yaşam.

EsnaflarGaziantepKamusal alan+2
Turgay Taş
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Devrim sonrası Iran sinemasında aile ve evlilik

İran sineması yerli ve yabancı piyasada kazanmış olduğu yer itibariyle sinema sektörünün yükselen yıldızları arasına girmeyi başarmaktadır. Bu başarısının tezahürünü yerli ve yabancı piyasada aldığı ödüller ile destekleyen yönetmenler filmlerinde doğal ve samimi görüntüler kullanarak izleyicisiyle gönül bağı oluşturmaktadır. Buna filmlerindeki olay ve olguları yer yer eleştirel bir dille yer yer övmek suretiyle egzotik ve gerçekçi bir zeminde seyircisiyle buluşturmaktadırlar. İran sinemasının doğuşundan günümüze kadar İran'da birçok siyasi, sosyal ve ekonomik buhran yaşanmıştır. Bu buhranlı yılların etkileri sinema sektörüne de yansıyarak baskı ve sansür şeklinde kendini göstermiştir. Her ne kadar sinemacılar için olumsuz koşullar hakim olsa da yönetmenler sinema aracılığıyla hükümeti ve sosyal olguları eleştirmekten geri durmamıştır. Araştırma özelinde ele alınacak olan aile ve evlilik konusu sinemada oldukça önemli görülerek, geçmişten günümüze aile ve evlilik olgusunun ne tür dönüşümler geçirdiği, aile bağların güçlendiğimi yoksa zayıfladığımı, evliliklerde boşanmaların neden artışta olduğu ve günümüzde nikahsız bir beraberlikle aynı evde yaşamayı temsil eden beyaz evlilik türünde yeni bir olgunun oluşmasına sebep olan etmenler araştırılmaya çalışılarak bunun sinema sektöründe nasıl ele alındığı incelenmektedir.

AileEvlilikSinema+2
Nure Arslan
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğu Anadolu bölgesinde kadının değişen sosyal konumu: Muş Varto örneği

Toplumsal cinsiyet bağlamında inşa edilen cinsiyet temelli roller, gerek egemen ataerkil refleksler gerekse de bu rollerin organize edilişini sağlayan patriarkal sistem içerisindeki dinamiklerle şekillenmektedir. Bu çalışmada son yıllarda Doğu Anadolu Bölgesinde kadınların yaşam standartları ile değişen sosyal konumlarını belli başlı dinamikler bağlamında Muş Varto örneği ile ele alındı. Toplumsal hayatın her alanında bütün etkinlikleriyle bulunan kadınların, tarihsel süreç içerisinde değişen yaşam pratikleri, karşılaştığı zorluklar ve bu zorlukların yaşanmasında etkili olan sosyal, kültürel ve ekonomik dinamikler toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında çözümlendi. Çalışmanın sunduğu veriler vasıtasıyla günümüzde kadınların yaşam pratikleri, bu pratikleri oluşturan kültürel örüntüleri ve bu örüntülerin toplumsal karşılığını var eden bütün simgesel kodları, yerel ulusal ve evrensel dinamiklerin ışığında sunulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda daha eşitlikçi temelde düzenlenmiş bir cinsiyet rejiminin imkânı için kadınlardan ziyade erkeklere daha çok iş düştüğü görülmektedir. Bundan dolayı sosyokültürel anlamda kadın kimliğinin toplumsal anlamda özneleşmesi için erkekler tarafından oluşturulan ataerkil tahakküm biçimlerinin çözülmesine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Daha adil ve güzel bir dünya için ötekileştirilen ve en basit yanıyla bedeni üzerinden her türlü cinsel politikanın üretildiği kadınların daha sürdürülebilir yaşam standartlarına ulaşması için bunun gibi toplumsal anlamda farkındalık yaratacak çalışmalara daha fazla ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, erkek, toplumsal cinsiyet, feminizm, toplumsal değişme, ekonomi, kültür.

Doğu Anadolu bölgesiKadın-erkek eşitliğiKadınlar+4
Rohat Tüzün
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antalya'da geçici işçilik: Tarım, inşaat ve turizmde sosyal ağlar

Bu çalışmada kayıtdışı istihdam pratikleri çerçevesinde şekillenen işçi stratejilerine, enformel uygulamalar neticesinde yaygınlaşan aracılık mekanizmalarına, bu mekanizmaların günümüz işgücü piyasasına ve çalışanlara yansımasına, işgücü piyasasına özgü birtakım stratejileri içeren hemşerilik kurumuna ve sayılan tüm niteliklerin gerçekleştiği "aracı mekânlar" olan kahvehanelere Antalya kent merkezi baz alınarak değinilmektedir. Antalya kent merkezinde yer alan işçi kahvehanelerini, kırsal tarımsal faaliyetleri kapsayan çalışma yerlerini ve turistik faaliyetlerin yürütüldüğü mekânları içeren bir alan araştırması neticesinde elde edilen bulgular ışığında oluşturulan araştırmada, değişen piyasa koşullarının işçilerin gözünden nasıl anlamlandırıldığı açıklanmaya çalışılmaktadır.

AntalyaGeçici işçilerMevsimlik işçiler+5
Vedat Tosun
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küreselleşme, popüler kültür ve İslami adaptasyon: İslami müzik ve zikrin dönüşümü

Bu çalışma heterodoks olarak nitelenebilecek olan İslami müziğin ve İslami tarikatların zikir pratiklerinin 1980'den günümüze kadar olan dönüşümünü incelemektedir. Küreselleşme ve popüler kültürün, bu dönüşümün gerçekleşmesindeki rolü ve etkisinin yanında ayrıca İslami kesimin bu konuda sergilediği roller ve Türkiye'nin yakın geçmişteki toplumsal dönüşümü de göz önünde bulundurulmuştur. Bu bağlamda İslami ilahilerin ezgi, ritim ve tınılarının, popüler ilahi sanatçılarının ve tarikatların zikir pratiklerinin popüler kültür formları doğrultusundaki dönüşümleri araştırılmıştır. Anahtar kelimeler: Popüler Kültür, Küreselleşme, İslami Müzik, Zikir

Dini müzikDönüşümKüreselleşme+5
Rıdvan Öner
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 pandemi döneminde göçmen ev-işçilerinin deneyimleri

Bu araştırma Türkiye'deki göçmen ev içi bakım işçisi kadınların Covid-19 pandemi döneminde değişen çalışma koşullarına ve deneyimlerine odaklanmaktadır. Hali hazırda güvencesiz çalışmanın yaygın olduğu ev içi bakım alanında pandemi döneminde çalışma koşullarının daha da kötüleştiği ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddetin arttığı bilinmektedir. Ev içi bakım hizmetlerinde çalışan göçmen kadınların pandemi döneminde yaşadıkları sorunlar Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi uluslararası kuruluşların raporlarında işaret edilmektedir. Bu araştırma da Türkiye'de ev içi bakım emeği alanında çalışan göçmen kadınların Covid-19 pandemi sürecinde değişen çalışma koşullarını ve karşılaştıkları sorunları bir örnek çalışma üzerinden ve toplumsal cinsiyet perspektifinden incelemektedir. Bu çalışmada nitel bir yaklaşım benimsenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış soru rehberi eşliğinde derinlemesine görüşmeler, gözlem ve enformel sohbet kullanılmıştır. Araştırma kapsamında öncelikli görüşülenler ev içi bakım alanında çalışan Özbekistan ve Kırgızistanlı göçmen ev işçisi kadınlar olmakla birlikte aracı şirketler ve bu alanda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile de görüşülmüştür. Toplamda 11 ev işçisi göçmen kadın, bir aracı şirket çalışanı ve ev işçileri sendikası üyeleri ile görüşülmüştür. Araştırmacının bursiyer olarak yer aldığı bir TUBİTAK-1002 araştırması sırasında tanışılan göçmen kadınlar ile yapılan ön görüşmeler sonucu kartopu yöntemi kullanılarak özellikle pandemi döneminde ev içi alanda çalışan göçmen kadınlara erişim sağlanmıştır. Görüşmeler Düzce ve İstanbul ili içerisinde bulunan görüşmecilerle yüz yüze, Ankara ve Antalya'da bulunan görüşmecilerle web tabanlı olarak gerçekleştirilmiştir. Görüşme esnasında alınan ses kayıtları Türkçe olarak deşifre edilmiş, analiz yapılmış ve araştırmanın bulgular ve raporlama kısmı oluşturulmuştur. Bu çalışma ile göçmen kadınların özellikle Covid-19 pandemi dönemindeki çalışma koşullarını kendi deneyimleri üzerinden anlamak, yaşadıkları sorunlara dair farkındalık yaratmak ve önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Araştırma bulguları yatılı bakım alanında çalışan göçmen kadınların Covid-19 pandemi döneminde mesai saatlerinde ve iş yüklerinde artış, daha yoğun çalışma, daha sağlıksız koşullarda düşük ücretlerle çalışmak ve daha fazla işten çıkarılma ile karşı kaşıya kaldığını göstermektedir. Bu çalışma ayrıca göçmen kadınların hem göç sürecinde hem de yaşadıkları sorunların çözümünde başvurabildikleri sosyal ağlarının büyümesine ve kurumsallaşmasına işaret etmektedir.

COVID 19Ev içi emeğiEvde bakım hizmetleri+5
Evser Çağla Aykanat
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 pandemi döneminde göçmen ev-işçilerinin deneyimleri

Bu araştırma Türkiye'deki göçmen ev içi bakım işçisi kadınların Covid-19 pandemi döneminde değişen çalışma koşullarına ve deneyimlerine odaklanmaktadır. Hali hazırda güvencesiz çalışmanın yaygın olduğu ev içi bakım alanında pandemi döneminde çalışma koşullarının daha da kötüleştiği ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddetin arttığı bilinmektedir. Ev içi bakım hizmetlerinde çalışan göçmen kadınların pandemi döneminde yaşadıkları sorunlar Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi uluslararası kuruluşların raporlarında işaret edilmektedir. Bu araştırma da Türkiye'de ev içi bakım emeği alanında çalışan göçmen kadınların Covid-19 pandemi sürecinde değişen çalışma koşullarını ve karşılaştıkları sorunları bir örnek çalışma üzerinden ve toplumsal cinsiyet perspektifinden incelemektedir. Bu çalışmada nitel bir yaklaşım benimsenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış soru rehberi eşliğinde derinlemesine görüşmeler, gözlem ve enformel sohbet kullanılmıştır. Araştırma kapsamında öncelikli görüşülenler ev içi bakım alanında çalışan Özbekistan ve Kırgızistanlı göçmen ev işçisi kadınlar olmakla birlikte aracı şirketler ve bu alanda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile de görüşülmüştür. Toplamda 11 ev işçisi göçmen kadın, bir aracı şirket çalışanı ve ev işçileri sendikası üyeleri ile görüşülmüştür. Araştırmacının bursiyer olarak yer aldığı bir TUBİTAK-1002 araştırması sırasında tanışılan göçmen kadınlar ile yapılan ön görüşmeler sonucu kartopu yöntemi kullanılarak özellikle pandemi döneminde ev içi alanda çalışan göçmen kadınlara erişim sağlanmıştır. Görüşmeler Düzce ve İstanbul ili içerisinde bulunan görüşmecilerle yüz yüze, Ankara ve Antalya'da bulunan görüşmecilerle web tabanlı olarak gerçekleştirilmiştir. Görüşme esnasında alınan ses kayıtları Türkçe olarak deşifre edilmiş, analiz yapılmış ve araştırmanın bulgular ve raporlama kısmı oluşturulmuştur. Bu çalışma ile göçmen kadınların özellikle Covid-19 pandemi dönemindeki çalışma koşullarını kendi deneyimleri üzerinden anlamak, yaşadıkları sorunlara dair farkındalık yaratmak ve önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Araştırma bulguları yatılı bakım alanında çalışan göçmen kadınların Covid-19 pandemi döneminde mesai saatlerinde ve iş yüklerinde artış, daha yoğun çalışma, daha sağlıksız koşullarda düşük ücretlerle çalışmak ve daha fazla işten çıkarılma ile karşı kaşıya kaldığını göstermektedir. Bu çalışma ayrıca göçmen kadınların hem göç sürecinde hem de yaşadıkları sorunların çözümünde başvurabildikleri sosyal ağlarının büyümesine ve kurumsallaşmasına işaret etmektedir.

COVID 19Evde bakım hizmetleriEvde çalışanlar+6
Evser Çağla Aykanat
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suriyeli sığınmacıların yerel toplumla kültürel uyum pratikleri: Şanlıurfa örneği

Bu araştırmada Mart 2011'de Suriye'de başlayan iç savaş sonucu Şanlıurfa iline göç eden Suriyeli sığınmacıların, kaldıkları süre içerisinde yerel toplumla olan ilişkisi ele alınmış, karşılıklı iki toplum arasında kültürel uyum olup olmadığı, yerel toplumun sığınmacılara, sığınmacıların de yerel topluma bakış açısı irdelenmiştir. Göçmenlerin varış kültürüyle nasıl bir ilişkide olduğu, yerel kültürün hangi unsurlarını benimsediği, hangilerini ret ettiği, göçmenlerin yerel toplum tarafından kabul görüp görmedikleri, dışlanıp dışlanmadıkları incelenmiştir. Farklı etnik ve din gruplarına mensup Suriyeli sığınmacıların yerel toplum ile kültürel uyumunu sosyolojik olarak analiz etmek için Şanlıurfa merkez ilçeleri Karaköprü, Haliliye ve Eyyübiye ilçelerinden 5 Arap, 5 Kürt, 5 Türkmen, 5 Yezidi (bir aile Zerdüşt) inancına mensup 20 sığınmacı aile ve yerel toplumdan 10 aile ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışmada 2014 ve 2015 yıllarında Ay Işığım Derneği adı altında ve Açık Toplum Vakfı'nın desteğiyle yapılan Suriyeli Sığınmacıların Sosyo-Ekonomik Yapısı ve Savaşın Yarattığı Sosyo-Psikolojik Etkiler (SE-SP Etkiler) adlı araştırmanın yayınlanmayan verilerinden gerekli izinler alınarak yararlanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda Suriyeli sığınmacılar ile yerel toplum arasında karşılıklı kültür alışverişin olduğu ancak bunun isteğe bağlı olmasından çok zorunlu bir biçimde gerçekleştiği görülmüştür. Birlikte yaşamanın getirdiği yükümlülükler, varış ülkesinde resmi iş ve işlemlerin karşılıklı bir etkileşimi zorunlu kıldığı izlenmiştir. Anahtar kelimeler; Sığınmacı, kültür, uyum, toplumsal kabul, dışlanma

DışlanmışlıkKültürel uyumMülteciler+4
Mehmet Dolaş
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gündelik yaşamda kadınların tüketim algısının dönüşümü: Mobil uygulamalar

Bu tez çalışması, kadınların ikinci el moda uygulamalarından alışveriş yapma nedenlerini ve bu nedenler arasındaki ilişkiyi nicel araştırma yöntemlerinden faydalanarak incelemeyi hedeflemektedir. Çalışmada, kadınların bu tür uygulamalara yönelmesi neticesinde ortaya çıkan avantajlar ve dezavantajlar değerlendirilmiştir. Kadınların tüketim davranışlarındaki dönüşümü ele alan bu çalışma, 4 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın genel çerçevesi incelenmektedir. Literatür kısmında, moda ve tüketim kavramı derinlemesine ele alınmıştır. İlgili araştırmaya katkı sağlayacağı düşünülen bilimsel çalışmalara ve alanda yer alan kuramlara yer verilmiştir. Yöntem kısmında; araştırmanın izlediği yol, örneklem ve verilerin analizi vs. bilgiler ele alınmıştır. Yapılan araştırmada elde edilen veriler bulgular kısmında değerlendirilerek analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde, bu çalışma, ikinci el moda uygulamalarını kullanan kadınların öncelikle ekonomik sebeplerden dolayı uygulamalara yöneldiği, bu tür uygulamalarda tene temas eden eşyaların daha az satın alındığı, satış yapan kadınların kazandıkları geliri temel giderleri için kullandığı ve ikinci el moda uygulamaları kullanan kadınlarda mağazadan alışveriş yapma davranışlarının değiştiği vb. sonuçlara ulaşılmaktadır. İkinci el moda uygulamaları hususunda yapılan çalışmaların az olması nedeniyle, alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Gül Demir
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erkek şiddetiyle başa çıkma deneyimleri: Düzce Kadın Konukevi örneği

Bu araştırmanın temel amacı, şiddete uğrayan ve kadın konukevlerinden hizmet alan kadınların şiddeti yaşama biçimleri, şiddete karşı geliştirdikleri baş etme yöntemleri ve günlük yaşam pratiklerini anlamak ve kadın konukevlerinden hizmet alma süreçlerindeki deneyimlerini tespit etmektir. Çalışmada, şiddet, kadına yönelik aile içi şiddet, baş etme yöntemleri, şiddet biçimleri gibi kavramlara açıklık getirilerek yasal mevzuata da yer verilmiştir. Çalışmanın alan uygulaması, Kadın Konukevi olup, görüşmeler Düzce Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı, Düzce Kadın Konukevi Müdürlüğü'nde, gizlilik kurallarına uygun olacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler, mülakat şeklinde, ses kaydı alınmaksızın yapılmıştır. Bu doğrultuda kadın konukevinden hizmet alan 18 kadınla görüşülmüş, ancak 15 kadının görüşmesi veri elde etmek üzere uygun görülmüş ve değerlendirmeye alınmıştır. Mülakat sonucunda, her bir kadının, baş etme biçimleri, hizmet alma süreçlerindeki deneyimleri ve beklentileri değerlendirilmiştir. Mülakat sonuçları doğrultusunda, kadına yönelik şiddet konusunun çok kapsamlı bir boyut içerdiği, baş etme biçimlerinin de bu yönde farklılıklar gösterdiği ortaya konularak, konuya katkı sağlayacağı düşünülen öneriler üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Aile içi şiddet, Şiddetle baş etme biçimleri, Sembolik şiddet, Kadına yönelik şiddetle ilgili yasal mevzuat

Ayşe Güler
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zihinsel engelli çocuğu olan annelerin toplumsal konumlarını etkileyen unsurlar; İstanbul ili Bağcılar ilçesi örneği

İstanbul ili Bağcılar ilçesinde yapılan bu araştırma zihinsel engelli çocuğu olan annelerin ekonomik, psikolojik ve sosyal anlamda deneyimlerinin anlaşılmasını, günlük yaşamlarında karşılaştıkları olayların anneler tarafından nasıl algılandığını ve toplumsallaşmalarını nasıl etkilediğini açığa çıkarmayı; sosyolojik kuramlar ve kavramlar çerçevesinde aktarılmasını amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında konuyla ilgili literatür taraması ve İstanbul Bağcılar Haypader Özel Eğitim Uygulama Okulu'nda nitel araştırma yapılmıştır. Araştırma evrenini Haypader Özel Eğitim Uygulama Okulu'nda çocuğu eğitim alan yirmi altı anne oluşturmaktadır. Annelerin her biriyle derinlemesine mülakat tekniğiyle görüşülerek zihinsel engelli bir çocuğun annesi olmayı nasıl deneyimledikleri araştırılmıştır. Araştırmada annelerin ev içi sorumlulukları tek başlarına üstlendikleri, toplumda bu konuda yeterli düzeyde bilinç ve anlayış oluşmadığı, annelerin kendilerine özel zamanları bulunmadığı, sosyo-ekonomik sıkıntılar çektikleri, negatif ayrımcılığın ön plana çıktığı, bu süreçte annelerin psikolojik sorunlar edindiği ve sosyal dışlanma yaşadıkları, fiziksel olarak ailelerinin istek ve ihtiyaçlarına yetişmekte zorlandıkları, tanıdıklarından destek göremedikleri, yaşadıkları semtlerde sokak ve parkların, kent yaşamının çocuklarına ve kendilerine uygun olmadığı, eğitim desteğinin annelerin beklentilerinin altında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda ulaşılan bir diğer sonuç da annelerin zorlandığı asıl noktanın çocuklarının engelli olması değil toplum tarafından engelli bireylere olan bakış açısı ve tutumdur. Anahtar Sözcükler: Aile, Toplumsal Cinsiyet, Toplumsal Konum, Zihinsel Engellilik

Arife Kale
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gençlerin serbest zamanlarını değerlendirmelerinde sosyal medyanın etkisi: Düzce Üniversitesi örneği

Bu araştırmanın amacı, üniversiteli gençlerin serbest zamanlarını nasıl değerlendirdiğini öğrenmek ve sosyal medya kullanımlarının, serbest zamanlarını değerlendirmede etkisinin olup olmadığını anlamaktır. Araştırmada, tesadüfi örneklem ile belirlenen 506 üniversite öğrencisine, serbest zamanı değerlendirme durumlarını ve sosyal medya kullanımlarını ölçmek için oluşturulan anket formu uygulanmıştır. Anketlerin cevapları SPSS veri programına girilmiş, çeşitli değişkenler karşılaştırılmış ve Ki-kare analizi yapılarak sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmada, gençlerin çoğunluğunun (%33,7) günde 6 saat ve üzeri serbest zamana sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Üniversiteli gençlerin serbest zamanlarında en çok internette vakit geçirdiği ve müzik dinlediği; genç kadınların daha çok dizi-film izlediği, sinema ve tiyatroya gittiği ve kitap-dergi okuduğu; genç erkeklerin ise daha çok bilgisayar ve telefonda oyun oynadığı, bireysel ya da takım sporları yaptığı sonucuna ulaşılmıştır. Gençler, serbest zaman etkinliklerine katılmamalarının en önemli nedeni olarak bulundukları şehirde imkân olmaması ve maddi yetersizlik olduğunu belirtmişlerdir ve bu sonuçlarda gençlerin ailelerinin ekonomik durumlarının da etkisi olduğu gözlenmiştir. Maddi durumu düşük gençler, maddi yetersizlik nedeniyle serbest zaman etkinliklerine katılmazken, maddi durumu yüksek gençler bulundukları şehirde imkân olmaması nedeniyle serbest zaman etkinliklerine katılmadıklarını belirtmiştir. Üniversiteli gençlerin çoğunluğu (%39,7) günde 3-4 saat sosyal medya kullandıklarını belirtmiştir. Gençlerin en sık kullandığı ilk üç sosyal medya platformu Whatsapp, Instagram ve Youtube olmuştur. Genç kadınların, genç erkeklere göre çeşitli sosyal medya platformlarını daha sık kullandığı sonucuna ulaşılmıştır. Genç kadınların sosyal medyada arkadaş edinmeyi güvenli bulmadığı, genç erkeklerin ise sosyal medya üzerinden arkadaş edinme fikrine sıcak baktığı gözlenmiştir. Üniversiteli gençler, sosyal medyayı daha çok eğlenmek, rahatlamak ve serbest zamanlarını değerlendirmek için kullandıklarını ve sosyal medyanın kendileri için bir alışkanlık olduğunu belirtmişlerdir. Araştırmada, üniversiteli gençlerin genel olarak serbest zamanlarının çoğunu sosyal medya platformlarında ve dijital ortamlarda geçirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Boş zamanBoş zamanları değerlendirmeSosyal medya
Fatma İrem Acar
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Serbest zamanların karanlık yüzü: Dijital oyun bağımlılığı ve sapma ilişkisi

Bu araştırma sapkın serbest zaman olgusunun yaşam kalitesi ile olan negatif ilişkisini ortaya koymayı ve tahammül edilebilen serbest zaman aktivitesi olarak dijital oyun oynama bağımlılığının sapma ile ilişkisini amaçlamaktadır. Araştırma, sapkın serbest zaman olgusunu "karanlık yüz" metaforuyla ele alarak, hem olumlu ve olumsuz yönlerine değinmeyi hem de görünmeyen, perdenin arkasında kalan yönünü ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Bu araştırmada, nicel veri toplama araçlarından yararlanılmıştır. Araştırma çevrimiçi link oluşturularak katılımcılara dağıtılmış, tesadüfi örnekleme ulaştırılmıştır. Araştırmaya katılımda gönüllülük esas alınmıştır. Anket toplamda 450 kişiye uygulanmıştır. Anketin uygulanmasının ardından SPSS programı aracılığıyla araştırmanın verilerinden frekans tabloları oluşturulmuş ve Ki-kare analizleri yapılmıştır. Araştırmanın katılımcıları cinsiyet, yaş, eğitim durumu, aile yapısı gibi bağımlı değişkenler bağlamında karşılaştırmalı analiz edilmiştir. Cinsiyet değişkeni ile bilgisayar oyunlarına bütçe ayırma, bilgisayar oyunlarının güncelliğini takip etme, iddia ve benzeri şans oyunlarına ilişkin eğilim gibi konulara yer verilmiştir. Ayrıca cinsiyet değişkenine göre madde kullanımına dair bulgular, internet kafeye gitme eğilimi, bilgisayar oyunlarında hakarete uğrama ve en çok mutlu olunan şeylere ilişkin toplumsal cinsiyet perspektifini de içine alan karşılaştırmalar yapılmıştır. Örneklemin eğitim durumu değişkenine göre madde kullanma durumları, oyun süresini azaltmada çevredekilerin etkisi, ailenin bilgisayarda geçirilen vakte etkisi gibi konular ekseninde karşılaştırmalar yapılmıştır. Örneklemin yaş değişkenine göre ise kendine ait bilgisayarı olma durumu, arkadaş ilişkilerine dair bulgular, çevrenin oyun süresine olan etkisi ve ailenin bilgisayarda geçirilen süreye etkisi karşılaştırılmaktadır. Araştırmanın bulguları kapsamında dijital oyun oynama sıklığı ile serbest zaman yoksunluğu arasında anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmaya göre pandeminin de etkileriyle birlikte bilgisayar başında geçirilen sürelerin artması dijital oyun bağımlılığını tetikleyen bir diğer unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Anahtar kelimeler: Oyun bağımlılığı, Tahammül edilebilen sapkın serbest zaman, Serbest zaman yoksunluğu.

Şeyma Coşkun
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yemek kültüründeki değişimin sosyalleşme üzerine etkisi

Yaşamı devam ettirmenin olmazsa olmaz koşulu olan biyolojik anlamda ihtiyaç olan yemek, insanoğlunun gündeminin ilk sıralarında olmuştur. Fizyolojik bir gereklilik olan bu olgu zamanın hızlı ve acımasız seyri içerisinde nasıl bir yolculuk yapmıştır? Nereye evirilmiştir? En mutlu anlardan en hüzünlü acılara eşlik eden yeme olgusu değişen biçim ve anlamlarıyla varlığını sürdürmüştür. Değişmeyen tek şeyin değişim olması ilkesi yemek için de geçerli olmuştur. Mağarada taş blok üzerinden ihtişamlı, gösterişli ziyafet masalarına, restoranlara doğru yolculuğu hâlâ devam etmektedir. Günümüz dünyasında sosyalleşmenin en önemli basmağı haline gelen yemek; yaş, ekonomik gelir düzeyi, coğrafya, inanç vb. pek çok olgu ile uyumlanarak her dönem ve her çağda "birlikteliğin", "birleştiriciliğin", "arkadaşlığın", "destek olmanın", "sosyalleşmenin" gerçekleştiği anlara eşlik etmiştir. Bu çalışma, yemek yemenin sosyalleşme üzerindeki etkilerini ve rolünü araştırmayı amaçlamıştır.

Emine Şahin
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilinçaltı eğitimlerinin gündelik hayata etkileri: Bilinçaltı eğitimi almış bireyler üzerine bir saha araştırması

Bu çalışmada Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT), Ulusal Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Merkezi tarafından şu anda geleneksel tıbbın bir parçası olarak kabul edilmeyen çeşitli tıbbi ve sağlık sistemleri, uygulamaları ve ürünleri grubu olarak tanımlanmaktadır. GETAT, insanlığın var olduğu zamandan beri kullanılmasına rağmen 90'lı yıllardan sonra yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. GETAT, insanların duygusal ve fiziksel rahatsızlıklarını iyileştirme ihtiyaçlarının bir sonucudur. GETAT, çok sayıda yerli halkın dini inançlarından ve sosyal yapılarından yararlanarak, çevrelerindeki doğal ürünleri kullanarak ve son zamanlarda bilimsel yöntemi kullanarak terapötik ve önleyici yaklaşımlar geliştirmiştir. Öze yönelme ve insanların doğum haritalarına bakıldığında zihinsel özgürleşme üzerinde daha çok kadim bilgeliğin de etkisi olduğu söylenebilir. Yani öze daha çok dönme üzerine bütün eğitimler ve çalışmalar gerektiği gibi yapılmasıyla mümkün olacaktır. Özellikle zihinsel konuda ne olduğu tam olarak bilinemeyen bilinçaltı konusunda ne yapılması gerektiği konusunda Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp'tan faydalanılabilinir. Sosyal medyanın ve çevrenin aracılığıyla Kadim Bilgelik eğitimiyle tanışan insanın bilinçaltı dünyası da değişebilmektedir. İnsanların bilinçaltını daha küçük yaşlardan itibaren demaneviyat ile etkileyebilmektedir. Daha sonraki yıllarda daha bilimsel daha ilimsel ilerler. Örneğin; İnsanın bilinçaltı alanı zihinsel dönüşüm geçirmekte olduğu için çevreden alıntı sözlerle, kitap ağzıyla değilde bilinçaltının; insanın kendisinin bizzat yaşamış, görmüş olarak değişebilir. Bu araştırma, bilinçaltı eğitimlerinin bireylerin günlük hayatlarına nasıl bir etkisi olduğunu incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Saha araştırması yöntemiyle gerçekleştirilen bu çalışmada, bilinçaltı eğitimi almış bireylerle derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Kadim Bilgelik ve Access Bars bilinçaltı eğitimleri alan bireylerle görümeler yapılarak, bu görüşmelerin neticesinde verilerin analizleri yapılmıştır. Bu çalışma kapsamında; bireylerin psikolojik ya da fiziksel sağlık durumları için modern tıbbın dışında başka arayışlara yönelmelerinin sosyolojik nedenleri açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışma sonunda bireylerin bu tür arayışlara katılımlarının altında var olma, kendini keşfetme, aydınlanma ve psikolojik ruh durumlarının etkili olduğu görülmüştür.

Buket Büyükyonga
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Modernleşme ve değer değişimi: Mr. Erbil örneği

Günümüzde sosyal ve kültürel değerler hızlı bir şekilde değişmektedir. Özellikle 21. yüzyılın meydana getirdiği teknolojik gelişimler ve genişleyen sosyal ağlar dünyada var olan toplumsal etkileşimi sınırlayan çizgileri ortadan tamamen kaldırabilecek kadar ilerleme göstermiştir. Bundan dolayı modernleşme olguları sınırları aşarak dünya genelinde yaygınlaşmaya başlamıştır. Benzer dönüşümlerin yaşandığı yerlerden biri olan Kürdistan Bölgesel Yönetiminde (KBY) de etkileşim ağı ile birlikte değişimler yaşanmaya başlamıştır. Bu bağlamda ele alınan bu tez çalışması Kürdistan Bölgesel Yönetiminde meydana gelen kültürel ve sosyal değer değişimlerini ele almaktadır. Analiz birimi olarak seçilen Mr. Erbil moda grubu üzerinden hem moda olgusu hem de yaşanan sosyo-kültürel değerler üzerindeki değişimi kültürün yeniden üretimi çerçevesinde ele alınacaktır. Bunların yanı sıra modernite ve modernleşme kuramları Kürdistan Bölgesel Yönetiminde yaşanan kültürel, sosyal ve mekânsal değerler üzerinden tartışılmıştır. Bu bağlamda Kürdistan Bölgesel Yönetiminde özellikle 2003 sonrası gözle görünür bir şekilde kültürel değişme olmuştur.

DeğerlerIrak Kürdistan Bölgesel YönetimiIrak-Erbil+2
Abdalla Rasul Ababakr
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00