
1,728
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Bir zincir otelde alakart menü hizmeti satın alan müşterilerin davranışlarını belirlemeye yönelik doğal gözlem çalışması
Bu çalışma, COVİD-19 döneminde İstanbul'da faaliyet gösteren bir zincir otel işletmesinde alakart menü hizmeti satın alan müşterilerin yiyecek içecek davranışlarını (yöresel yiyecek içecek tercihi, bahşiş, etkileşim, israf, fotoğraf çekme vb.) ortaya koymayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma yönteminin benimsendiği bu çalışmada, veri toplama tekniği olarak doğal gözleme başvurulmuştur. Çalışma kapsamında öncelikle literatürden yararlanılarak bir doğal gözlem formu oluşturulmuştur. Gözlem formunun kapsam geçerliliğini sağlayabilmek için 15 Temmuz 2021 tarihinde bu alanda uzman 7 kişinin (5 araştırmacı, 2 deneyimli otel çalışanı) görüşüne başvurulmuştur. Uzman görüşü neticesinde gözlem formunda düzenlemeye gidilerek 4 Ağustos- 29 Eylül 2021 tarihleri arasında pilot çalışma gerçekleştirilmiştir. Pilot çalışma kapsamında toplam 23 müşterinin (17 kadın, dört erkek, iki çocuk) yiyecek içecek davranışı gözlemlenmiştir. Pilot çalışmadan elde edilen bulgular ışığında doğal gözlem formunda yapılan düzenlemeler neticesinde 7 Ekim 2021- 28 Ocak 2022 tarihleri arasında araştırmaya konu olan zincir otelin restoranında alakart menü hizmeti satın alan toplam 341 müşterinin (140 erkek, 161 kadın, 40 çocuk) yiyecek içecek davranışları gözlemlenmiştir. Gözlemler esnasında yiyecek-içecek ve ödeme bilgilerinin yazılı olduğu otel otomasyon sisteminden edinilen belgeler de düzenli olarak incelenmiştir. Araştırma neticesinde, alakart yemek hizmeti satın alan müşterilerin % 52'sinin yemek rezervasyonu yaptırmadığı tespit edilirken rezervasyon yaptıran müşterilerin ise yaklaşık % 59'unun söz konusu zincir otelde konaklamadığı tespit edilmiştir. Ayrıca müşterilerin % 59,23'ünün yemek hizmetini "aile fertleriyle birlikte "aldıkları; % 69'unun yemek yeme eylemine birlikte başladıkları; % 56'sının ödemeleri "nakit" gerçekleştirdiği; % 48'inin yöresel yiyecek içecek tercihinde bulunduğu; % 41'inin tabaklarında artık yemek bıraktığı ve % 43.6'sının bahşiş bıraktığı ortaya koyulmuştur. Diğer yandan çok az sayıda müşterinin (% 6) şikayet etme yönünde davranış sergilediği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Yiyecek İçecek Davranışı, Turist Davranışı, Şikâyet, Bahşiş, Alakart menü hizmeti, Doğal Gözlem.
Sanal seyahat acentalarının e-hizmet kalitesi, e-müşteri memnuniyeti, e-müşteri sadakati ve e-wom arasındaki ilişkinin belirlenmesi
E-ticaret 2022 yılı itibariyle ülke genelinde 800 milyar TL'yi geçen bir hacim ile insanlarlar tarafında kullanımına daha çok yönelinmiş bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca potansiyeli ve geleceği çok daha fazla olduğu kaçınılmazdır. Ticaret Bakalığın verilerine göre e-ticaret içerisinde en çok artış hızı turizm sektöründe yaşnamaktadır. Bu yönüyle sanal seyahat acentalarının hem e-ticaret hemde turizm sektörü içersinde önemi her gün daha fazla artmaktadır. E-ticaret alışverişi sırasında sunulan e-hizmet kalitesi, ememnuniyet, e-sadakat ve E-WOM faktörleri işletmelerin hem ticari hacimlerini hem de sürdürülebilir olmalarını etkilemektedir. Sanal seyahat acentaları üzerine yapılan bu çalışmanın temel amacı e-hizmet kalitesi, e-memnuniyet, e-sadakat ve E-WOM arasındaki ilişkileri ortaya koymaktır. Nicel araştırma yöntemi kullanarak gerçekleştirilen bu çalışmada, kolayda örneklem kullanılarak 604 kişiye anket uygulanmış olup 405 anket çalışmaya dâhil edilmiştir. Elde edilen veriler yapısal eşitlik modeli (YEM) ile analiz edilmiş olup, sanal seyahat acentalarından alışveriş yapanların e-hizmet kalitesi, e-memnuniyet, e-sadakat ve E-WOM ilişkilerine yönelik önemli bulguları sunmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'deki sanal seyahat acentlarına e-hizmet kalitesi, e-memnuniyet, e-sadakat ve E-WOM üzerine vermeleri gereken değeri göstermektedir.
1980 sonrası Türkiye'de uygulanan para politikalarının enflasyon üzerindeki etkisi
Türkiye ekonomisinde, enflasyon ile mücadele edebilmek adına farklı zamanlarda ülkenin o dönem şartları ve yapısına göre, farklı politika kanallarıyla çözüm aranmıştır. Özellikle, ülke ekonomisinde dışa açılma adımlarının atılmaya başladığı 1980 yılı sonrası için, uygulanan politikalar ve alınan kararlar ekonomik açıdan daha önemli hale gelmeye başlamıştır. Bu çalışmada, 1980'den 2023 yılı yarısına kadar, uygulanan para politikalarının içeriği ve enflasyon üzerindeki etkinliği araştırılmıştır. 1980 yılından, küresel finansal krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisinin azalmaya başladığı 2009 yılının başlarına kadar, Merkez Bankasının uyguladığı para politikalarının enflasyon üzerinde uzun dönemli bir etki sağlayamadığı görülmüştür. Fiyat istikrarının sağlanamama sebebi, en çok Türkiye ekonomisini, oldukça etkileyen yapısal sorunlardan kaynaklı krizlerin ve sonrasında alınan karar ve politikaların uzun vadede çözüm sağlayamamasının olduğu düşünülmektedir. Yapısal sorunların çözümü adına yapılan reformlar neticesinde para politikasının 2002-2007 yıllarına kadar enflasyon üzerinde etkinliği olumlu sonuçlar üretirken, küresel krizle bu denge tekrar bozulmuştur. Çalışmada Türkiye'de uygulanan para politikasının enflasyon oranı üzerindeki etkisi, 2009:01-2023:04 yılları arasındaki aylık veriler üzerinden birim kök testi ve sonrasında ARDL sınır testi yaklaşımıyla analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan değişkenler; dış ticaret dengesi, mevduat faiz oranı, toplam para arzı, toplam rezervler, tüfe bazlı reel efektif döviz kuru, büyüme oranları ve kukla değişken olarak, 2021 yılının Eylül ayında düşürülmeye başlanan faiz indirimleri olmuştur. Ulaşılan sonuçlara göre, mevduat faiz oranları, para arzı, rezervler ve sanayi üretim endeksi ile enflasyon arasında pozitif ilişki bulunmuştur.
Y kuşağı e-ticaret kullanıcılarının elektronik ağızdan ağıza iletişimin satın alma davranışları üzerine etkisi
Ağızdan ağıza iletişim (WOM), tüketicilerin ürünler hakkında deneyimlerini, görüşlerini, önerilerini paylaştığı ve bu şekilde diğer tüketicileri etkilediği iletişim türünü ifade etmektedir. Elektronik ağızdan ağıza iletişim (e-WOM) ise bu iletişimin çevrimiçi platformlarda yorumlar, puanlamalar, değerlendirmeler yoluyla gerçekleştirilen dijital versiyonudur. Çevrimiçi platformlarda yapılan yorumlar ve değerlendirmeler, tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyen önemli faktörlerden biri olarak kabul edilmektedir. Özellikle doğum yılları 1980 ile 1999 arasında bulunan ve dijital teknolojilerle büyümüş bir nesil olan Y kuşağının, diğer tüketicilerin deneyimlerini ve aktardıkları bilgileri önemsediği, bunları göz önünde bulundurarak satın alma kararları verme eğiliminde olduğu kabul edilmektedir. Bu çalışmada Y kuşağı tüketicilerin çevrimiçi alışverişlerinde e-WOM yönelimlerine odaklanılmış; bu kapsamda çevrimiçi bilgiye duyarlılık eğilimi, yorumların güvenilirliği, yorumların sayısı, elektronik ağızdan ağıza iletişim tutumu ve satın alma niyeti arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, çevrimiçi alışveriş yapan Y kuşağı tüketicilerini kapsayan bir örnekleme dayanmaktadır. Nicel araştırma yöntemi kullanılarak ve çevrimiçi anket yöntemine dayalı olarak 348 katılımcıdan veri elde edilmiştir. Veriler SPSS programında çözümlenmiş, çeşitli istatistiki analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular, bilgiye duyarlılık ile yorumların güvenilirliği, yorumların sayısı ve e-WOM tutumu arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Bilgiye duyarlılık arttıkça, tüketicilerin yorumları daha güvenilir bulma ve daha fazla yorum yapma eğilimleri artmaktadır. Güvenilir yorumlar, e-WOM tutumunu etkileyen önemli bir faktör olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca, daha fazla yorum yapıldıkça e-WOM tutumu ve satın alma niyeti de artmaktadır. Bu bulgular, Y kuşağı tüketicilerin satın alma kararları üzerinde ürün değerlendirmelerinin etkili olduğunu ve bu değerlendirmelere dayalı e-WOM tutumunun satın alma niyetlerini belirlediğini ortaya koymuştur.
Jeodezi ve jeoinformasyon bilimsel tekniklerinin arkeolojide uygulanabilirliği: Gerga Kome kutsal alanı ve çevresi
Jeodezi ve Jeoinformasyon bilimsel tekniklerinin arkeolojide uygulanabilirliği, günümüzde Aydın ili, Çine ilçesinde konumlanan Gerga Kome Kutsal Alanı'nda gerçekleştirdiğimiz jeodezi ve jeoinformasyon çalışmaları örneği üzerinden değerlendirilmiştir. Gerga Kome Kutsal Alanı, gerçekleştirilen jeodezik çalışmalar neticesinde elde edilen veriler doğrultusunda ''Kuzey-Güney Sektörü'', ''Doğu-Batı Sektörü'' ve ''Kutsal Alan Merkezi Bölge'' olmak üzere üç bölge, topoğrafik özelliklerinin yanı sıra söz konusu bölgelerde konumlanan mimari yapı/elemanlarının topoğrafya üzerindeki dağılımları ve arkeolojik değerlendirmeleri ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, tez konumuza bağlı olarak daha önce yapılan bilimsel çalışmalar taranmış ve özetlenmiştir. Böylelikle çalışma konumuza ilişkin daha önce elde edilen bulgu ve yaklaşımlar dikkate alınarak çalışmada elde ettiğimiz sonuçlar desteklenmiştir. İkinci bölümde haritacılık ve imar faaliyetlerinin kökeni, antik dönem kent planlamalarında uygulanan teknik ve kullanılan ölçüm aletleriyle birlikte imar faaliyetleri için oluşturulan hukuksal ilkeler ele alınmıştır. Jeodezi ve jeoinformasyon bilimsel tekniklerinin arkeoloji bilimine sağlayacağı katkıların ele alındığı üçüncü bölümde, günümüzde kullanılan teknolojik ölçüm aletlerinin yanı sıra arkeolojik alanlarda jeodezi ve jeoinformasyonla ilgili örnek çalışmalara yer verilmiştir. Dördüncü bölümde, Gerga Kome Kutsal Alanı ve yakın çevresindeki arazinin topoğrafik özellikleri incelenmiştir. Beşinci bölümde ise, Gerga Kome Kutsal Alanı'nın topoğrafya üzerindeki kendine özgü kırsal peyzaj düzenlemeleri ele alınmıştır. Gerga Kome Kutsal Alanı'nın topoğrafik özellikleri üzerinden mimari yapı/elemanlarının arazi üzerindeki dağılımları ve işlevsellikleri göz önünde bulundurularak yapılan jeodezik ve jeoinformasyonel incelemeler üzerinden dönem insanlarının söz konusu kutsal alanı seçme sebepleri, yerel kimlik ve inanışlarının imar faaliyetlerindeki etkilerinin tespiti hedeflenmiştir. Bu yaklaşım doğrultusunda, kırsal bir bölge üzerinde konumlanan Gerga Kome kutsal alanın mimari kimlik özelliklerinin yanı sıra yöresel karakterleri ortaya konulmuştur.
Bir kırsal yerleşkede oy verme eğilimi: Aydın Germencik Mursallı örneği (2002-2023)
Oy kullanma hakkının dünyada yaygınlaşmasıyla birlikte oy verme davranışı da aynı düzeyde değişimler göstermiştir. Oy kullanan seçmen ise siyasi tercihini belirlerken çeşitli faktörlerden etkilenmektedir. Seçmenin oy verme eğiliminde hangi faktörlerin etkili olduğu sorusu geçmişte olduğu kadar günümüzde de önem taşımakta ve bu mesele araştırmalara da yansımaktadır. Araştırmalarda genel olarak oy verme eğiliminde hangi faktörün daha fazla etkili olduğu konusu tartışılmaktadır. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de oy verme eğilimine etki eden faktörler yerleşim yerlerine göre değişkenlik göstermektedir. Özellikle aile, din, ekonomi politikaları, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, akrabalık ilişkileri ve göçmen kültürü gibi etkenler oy verme eğiliminde etkili olmaktadır. Mursallı Mahallesi, hem kırsal hem de kentsel özellikleri içerisinde barındıran bir yerleşim yeri olması sebebiyle diğer kır ve kent özelliği taşıyan yerleşim yerlerinden farklılık gösterdiği gibi Mursallı bir mübadil yerleşkesi olmasından ötürü de genel ve yerel seçimlerdeki oy verme eğilimlerinde diğer yerleşim yerlerine nazaran daha net farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de oy verme eğilimi üzerine birçok çalışma gerçekleştirilmiş, fakat hem eski bir belde belediyesini hem de bir mübadil yerleşim yerini kapsamlı biçimde inceleyen bir çalışma gerçekleşmemiştir. Bu çalışmanın önemi ve diğer çalışmalardan farklılığı da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın kavramsal ve kuramsal tartışmalarında literatür taramasından ve yetkili kurum/kuruluşlarından elde edilen verilerden yararlanılmış, bununla birlikte Arnavut ve Patriyotların çoğunluğunu oluşturduğu Mursallı Mahallesi'nde derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak nitel araştırma gerçekleştirilmiş ve eski belde belediyesi ve mübadil yerleşkesi olan Mursallı Mahallesi'nin oy verme eğilimi üzerine çalışılmıştır.
Türkiye'de self-oryantalist söylemin bir sonucu olarak bölgesel vatanseverlik
Oryantalizm (Şarkiyatçılık) Batı'nın Doğu'yu tanıma arzusu ile ortaya çıkmış bir disiplindir. İlk olarak dini, filolojik, sanatsal ve mimari alanda başlayan bu tanıma sürecine klasik dönem oryantalizm adı verilmektedir. Edward Said ise 1978 yılında kaleme aldığı Şarkiyatçılık eseriyle oryantalizmi neredeyse tüm alanlarda inceleme konusu haline gelmiştir. Bu tartışmalar Doğulu ve Batılı çevrelerde büyük bir ilgiyle karşılanmış ve eserin birçok dile çevirisi yapılmıştır. Eserin uyandırdığı yankı oryantalizmin modern anlamda incelenmesine yol açmış, bu alana dair birçok olumlu ve olumsuz eleştiriyi de beraberinde getirmiştir. Said eserinde oryantalizmi her iki dünyanın birbirini tanıma mücadelesi olmaktan ziyade daha çok Batı'nın Doğu'yu "öteki, geri kalmış olarak görmesi, kaynaklarını sömürmesi" üzerinde kurgulamıştır ve aynı zamanda bu ötekileştirmeyi sadece Batı'nın değil, Batılı değerleri içselleştiren Doğulu figürlerin kendilerini oryantalize ederek ait oldukları toplumu ötekileştirdiğini söylemiştir. "Self-oryantalizm" denilen bu kavram modernleşme eğilimi gösteren toplumlarda sıklıkla görülmektedir. Edward Said'in "Şarkiyatçılık" eserinden sonra ortaya çıkan self-oryantalizm, "Doğulu bir kimsenin Batılı değerleri içselleştirmesi ve bunun üzerinden kendi toplumunu ötekileştirmesi" olarak tarif edilebilir. Uzak Doğu ülkelerinde ortaya çıkan bu yaklaşıma, Türkiye ve diğer Doğu ülkelerinde sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'deki self-oryantalist tutum olumlu ve olumsuz yönleriyle incelenmiş ve "İzmirlilik" kavramının Said'in self-oryantalizm çizgisiyle paralelliği ele alınmıştır. "İzmirlilik" kavramının self-oryantalist bir çizgide ilerlemesinin, Türkiye'deki yurtseverlik / vatanseverlik anlayışını yerelleştirdiği sonucuna varılmıştır. Bu durumun siyasal ve toplumsal boyutuyla sakıncaları ortaya konulmuş ve bu probleme dair bazı çözüm önerileri getirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Oryantalizm, Self-Oryantalizm, Vatanseverlik, Yerel Vatanseverlik / Yurtseverlik
Enformel sektörde emek ve palyatif bakım merkezlerinde ücretli refakatçilik
Neoliberal politikalar, sadece ekonomik çıktıları ile değil; bütünleşik bir şekilde yaşamın tüm alanları ve elbette ki sağlık hizmetleri sunumuna ilişkin dönüşümler üzerinde de son derece belirleyicidir. Öncelikle özelleştirme, piyasalaştırma ve serbestleştirmeye bağlı olarak istihdam biçiminin dönüşmesi çalışma yaşamını da enformelleştirmiştir. Hızla artan orta sınıflaşma ve toplumsal yaşlanmanın sürece eklemlenmesi ise bakım ihtiyacının artmasını beraberinde getirmiştir. Gelinen noktada bakıma dönük kurumsal örgütlenmenin neoliberal politikalar çerçevesinde gerçekleştirilmesi, istihdam biçimi, hasta, hasta yakını ve hizmetin sunumu arasında tartışılması gereken bir alanı üretmiştir. Süreç, hızlı bir şekilde palyatif bakım merkezlerinin sayısını arttırırken bakım emeği ise dönüşmüştür. Bu çalışmada aile içinde ücretsiz bir biçimde yürütülen bakım emeğinde yaşanan dönüşümün yabancı bir emek gücü olan ücretli refakatçiyi ortaya çıkartmasına ve palyatif bakıma odaklanılmıştır. Çalışmada enformel sektörün içerisinde yer alan ücretli emeğin iş edinme yöntemi, hizmet üretme süreci, çalışma koşulları, çalışma ortamı ve iş deneyimleri neoliberal politikaların toplumsal yansımaları üzerinden sorgulanmaktadır.
60-72 aylık okul öncesı̇ dönem çocuklarının geometrı̇k tasarım oluşturma süreçlerı̇nı̇n ı̇ncelenmesı̇
Bu araştırmanın amacı, 60-72 aylık okul öncesi dönem çocuklarının geometrik tasarım oluşturma süreçlerinin betimlenmesi ve akıl yürütmeye ilişkin söylemlerinin belirlenerek incelenmesidir. Araştırmanın deseni, nitel araştırma yaklaşımlarından biri olan durum çalışması olarak belirlenmiştir. Araştırma kapsamında araştırmacı tarafından hazırlanan geometrik tasarım oluşturma etkinlikleri, okul öncesi eğitime devam eden 60-72 aylık on üç çocukla on hafta boyunca gerçekleştirilmiştir. Etkinlik uygulamaları sonrasında bireysel olarak gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla veriler toplanmıştır. Toplanan veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında iki alt amaç belirlenmiştir: Birinci alt amaç "Araştırmaya katılan çocuklar geometrik tasarım oluşturma sürecini nasıl açıklamaktadırlar?" , ikinci alt amaç ise "Araştırmaya katılan çocukların geometrik tasarım oluşturma sürecinde kullandıkları akıl yürütme ifadeleri nelerdir?" şeklindedir. Araştırmanın birinci alt amacına yönelik yapılan analizler sonucunda, çocukların geometrik şekil ve cisimleri öğrenirken öncelikli olarak görsel tanıma becerilerini kullandıkları ve bazı geometrik kavramlara ilişkin bilgi eksikliklerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Çocukların, tasarım geliştirme ve yapılandırma sürecinde, uzamsal düşünme becerilerini etkin bir şekilde kullanabildikleri ve bu süreç içerisinde açıklama stratejilerinin çeşitlendiği gözlemlenmiştir. Araştırmanın ikinci alt amacına yönelik yapılan analizler sonucunda, çocukların geometrik tasarım oluşturma sürecindeki söylemlerinde tümdengelim, tümevarım, ilişkisel, nedensel, orantısal, olasılıksal, kusurlu, görsel uzamsal ve matematiksel akıl yürütme ifadelerine yer verdikleri belirlenmiştir. Çocukların akıl yürütme ifadeleri incelendiğinde bireysel olarak birbirlerinden farklılaştıkları tespit edilmiştir. Çalışma grubundaki bazı çocukların söylemlerinde, araştırma kapsamında gerçekleştirilen analizler sonucunda elde edilen tüm akıl yürütme türlerine yer verdikleri gözlemlenirken bazı çocukların ise belirli akıl yürütme becerilerine (tümdengelim, ilişkisel, nedensel, kusurlu vb.) ilişkin ifadelerinin bulunduğu görülmüştür.
Eğitim ve milli gelir düzeylerinin patent sayıları üzerindeki etkisi: OECD ülkeleri üzerinde bir çalışma
Bu tez, seçilmiş OECD ülkeleri baz alınarak eğitim ve milli gelir düzeylerinin patent üretimine etkisini analiz eden bir çalışmadır. Bu analize eğitim ve milli gelir düzeylerinin yanında, bu olguları etkileyen siyasi faktörler de eklenmiş, daha geniş bir çerçeveden bakılmıştır. Seçilmiş OECD ülkeleri için 2006-2020 yılları arasındaki veriler kullanılarak panel veri analizi ile yedi ayrı model üzerinden analiz yapılmıştır. Analiz sonucunda kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla ve yükseköğretim mezunlarının patent üretimi üzerinde olumlu etkisi olduğu tespit edilmiştir. Siyasi faktörlerden insani gelişmişlik seviyesi, sivil özgürlükler ve basın özgürlüğü ile patent üretimi arasında olumlu bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.