
11
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Medeni Usûl Hukukunda tasarruf ilkesi
Tasarruf ilkesi, medenî yargılama hukukuna ilişkin önemli bir ilkedir. Bu ilke, medenî yargılama hukuku sisteminde, davanın başlatılması, dava konusunun belirlenmesi, davanın yürütülmesi, davanın sona erdirilmesi ve kanun yoluna başvurulmasında taraf özgürlüğünü belirtmektedir. Dolayısıyla tasarruf ilkesinin medenî yargı faaliyetinin kapsamına ilişkin olduğu sonucuna varılacaktır. Vakıa ve delil sahasında ise taraf egemenliğini belirten taraflarca getirme ilkesi kullanılmaktadır.Bu ilkenin temelinde anayasanın hak arama özgürlüğü bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılması ile bir yargısal faaliyet başlayacak ve yargı organı taraf talebine ilişkin yargılama faaliyetini görmek zorunda olacaktır. Bu yargısal faaliyetin konusunu taraf belirleyecek ve yargılama faaliyeti kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar da dava konusu ile yargısal faaliyetin kapsamına ilişkin işlemlerde bulunma özgürlüğüne sahip olacaktır. Yargı organının görevi ise, istenilenlere bağlı kalarak hukuku uygulamak, yargılamayı görmek ve uyuşmazlığı çözmek olacaktır.
Medeni Usul Hukuku yönünden elektronik adli iletişim
Bilgisayar ve internet teknolojilerinin gelişimine bağlı olarak devletlerin yargı sistemlerinde bilgisayarlardan yararlanma amacıyla oluşturdukları projeler hız kazanmıştır. Çalışma kapsamında yargı düzeninde gerçekleşen bu elektronik gelişmeler, mahkemeler ve yargılamaya katılan taraflar arasında adli bağlayıcılığı bulunan elektronik iletişim kapsamında ele alınmıştır. Bu kavrama ?Elektronik Adli İletişim? denilmektedir. Elektronik adli iletişim elektronik adaletin; elektronik adalet ise elektronik devletin bir uzantısıdır.Nasıl ki kâğıt ortamındaki imzalı belgelerde, imzanın belge sahibinin kimliğini tespit etme işlevi varsa; elektronik imzalı belgelerde de, elektronik imzanın bu işleve sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle elektronik ortamda gönderilen elektronik belgeler, elektronik imzalar ve elektronik sertifikalar üçüncü bölümde genel bir değerlendirme altında incelenmiştir.Klasik yargı düzeninde mahkemeler ve yargılamaya katılan taraflar arasındaki iletişim kâğıt ortamında sürmekte iken, elektronik iletişim ile birlikte kâğıt belgeler yerini elektronik belgelere bırakacaktır. Bu nedenle elektronik belgelerin tıpkı kâğıt ortamındaki belgeler gibi hüküm ifade etmesinin sağlanması gerekmektedir. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu, güvenli elektronik imzalı belgelerin senet hükmünde olacağını düzenlemişken, elektronik ortamda düzenlenmiş belgelerin yazılı şekil şartını sağlayıp sağlamayacakları yönünde her hangi yenilik getirmemiştir. Oysa Adalet Bakanlığı'nın yürüttüğü Ulusal Yargı Ağı Projesi kapsamında davaların elektronik ortamda açılması imkânı tanınmaktadır. Çalışmamızda elektronik ortam yolu ile dava açılabilmesi için yapılması gerekli düzenlemeler, bu konuda mevzuatında önemli değişiklikler yapmış Alman Hukuku örneklenerek değerlendirilmeye çalışılmıştır
Menkul rehninin paraya çevrilmesi
Çalışmamız İcra ve İflâs Kanunu m. 145, 146, 147, 150/e, 150/f, 150/h, 151 ve 152'de düzenlenen ?Menkul Rehninin Paraya Çevrilmesi?ni içermektedir. Rehin ilişkisi çerçevesinde ekonomik olarak sıkıntıda olan kişi, aldığı borca karşılık kendine veya başkasına ait bir mal üzerinde, borcunu ödeyeceği ve rehni geri alacağı inancıyla alacaklı lehine rehin kurabilmektedir. Böylece alacaklıya borcun ödenmemesi hali için güvence sağlamış olmaktadır. Ancak rehin, alacağın tamamını temin etmekte olduğundan borcun çok küçük bir miktarı dahi ödenmemiş olsa, alacaklının rehinden alacağını tahsil etme hakkı gereği, rehnin paraya çevrilmesi gündeme gelmektedir. Taraflar bu şekildeki bir rehin sözleşmesini hem menkul hem de gayrimenkuller için yapabilmektedirler.Bizim yüksek lisans çalışmamızda ise, sadece menkul rehninin paraya çevrilmesi ayrıntılarıyla incelenmiştir. Çalışmamızda İcra ve İflâs Kanunu hükümlerinin yanı sıra, menkul rehninin paraya çevrilmesinde önemli bir etken olan taşınır rehninin kuruluşu ilkeleri ve hükümleri doğrultusunda Türk Medeni Kanunu'nun 939- 961. maddelerini de ayrıntılı olarak inceleme gereği duyulmuştur. Menkul rehninin kurulmasının ve hükümlerinin işleyiş sürecinde paraya çevrilme işleminden önce gelmesi nedeniyle çalışma planı içinde öncelikle Türk Medeni Kanun çerçevesinde genel olarak menkul rehninin ilkelerine ve ardından rehin tiplerine göre de kuruluşuna ve hükümlerine yer verilmiştir. Bununla birlikte menkul rehni türleri karşılaştırmalı olarak açıklanmış, takip aşaması ise geçerli olarak kurulan bir menkul rehninin olduğu varsayılarak, türlerine göre gruplandırılma yapılmadan anlatılmıştır.Anahtar Kelimeler: Menkul Rehni, Menkul Rehninin Kuruluşu, Menkul Rehninin İlkeleri, Menkulün Paraya Çevrilmesi, İcra Hukukunda Rehin.
Bireysel ve Toplu İş Hukukunda tespit davaları
Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin varlığı ya da yokluğunun veyahut içeriğinin tespiti için açılan davalardır. Bir belgenin sahteliği de tespit davasına konu olabilir. Tespit davasının türleri müspet ve menfi tespit davasıdır. Bir hukuki ilişkinin unsurları hakkında ayrı ayrı tespit davası açılamayacağı gibi maddi vakıalar da tespit davasına konu edilemez. Bir davada delil olarak kullanılabilecek ya da iddia ve savunma olarak ileri sürülebilecek hususlarda da tespit davası açılamaz. Davacının tespit davası açmakta hukuki bir yararı bulunması gerekmektedir. Hukuki koruma başka bir dava ile sağlanabiliyorsa tespit davası açmakta hukuki yarar bulunmadığından, eda davası açılabilecek hallerde kural olarak tespit davası açılamaz. Fakat tespit davasının açılması, açık bir yasa hükmüyle tanınmışsa hukuki yararın bulunup bulunmadığı ayrıca araştırılmaz.Tespit davaları, usul hukukunda bir kanun hükmüyle açıkça düzenlenmese de birçok kanunda tespit davalarına yer verilmiştir. İş mevzuatında da bu düzenlemeleri görmek mümkündür. Örneğin 2822 sayılı Kanun'un 46. maddesine göre bir grev veya lokavtın kanun dışı olup olmadığının tespiti, 60. maddeye göre uygulanmakta olan bir toplu iş sözleşmesinin yorumundan doğan uyuşmazlıkların çözümü için tespit davası açılabilir. Doktrin ve yargı kararlarında da tespit davaları, dava türleri arasında kabul edilmektedir.Tespit davası sonunda mahkemenin kabul veya red kararları tespit hükmü niteliğindedir. Bu kararla yeni bir hukuki durum ortaya çıkmaz yahut davalının bir borcu ödemesine, bir şeyi yapmasına hükmedilmez. Bu nedenle, tespit hükümleri kesin hüküm etkisi gösterse de cebri icra kabiliyeti bulunmamaktadır.
Medenî Usûl Hukukunda adlî yardım
Medenî usûl hukukunda adlî yardım, devletin sunduğu adalet hizmetlerinden doğan yargılama giderlerinden ilgiliyi geçici olarak muaf tutmak olarak tanımlanır. Bu çalışmada medenî usûl hukuku bakımından adlî yardım kurumu ayrıntılı olarak incelenecektir. Bu kapsamda olmak üzere beş bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, adlî yardımla ilgili genel bilgilere yer verilecektir. Yine bu bölümde karşılaştırmalı hukukta yer alan adlî yardım sistemleri hakkında bilgiler de verilecektir.Bir hakkın konusu olarak adlî yardım, kaynağını birçok anayasal temel hak ve ilkeden alır. Adlî yardımın anayasal temel hak ve ilkelerle ilişkisi ikinci bölümde ele alınacaktır. Ayrıca bu bölümde adlî yardımın medenî usûl hukukunun amacı ve medenî usûl hukukuna hâkim olan ilkelerle ilişkisi de incelenecektir.Hukukumuzda adlî yardımın düzenlenişi ile ilgili bilgilere üçüncü ve dördüncü bölümlerde yer verilecektir. Medenî usûl hukukunda adlî yardımın temel ilkelerinin düzenlendiği Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda adlî yardım konusu üçüncü bölümde incelenecektir. Dördüncü bölümde ise, adlî yardım bakımından özel düzenlemeler hakkında bilgiler verilecektir.Çalışmanın esas amaçlarından biri de, adlî yardımın düzenlemesi ve işleyişi ile ilgili sorunları tespit etmek ve bu sorunlara çözümler bulmaya çalışmaktır. Çalışmanın beşinci bölümünde ise bu konu hakkında bilgiler verilecektir.Anahtar Kelimeler: Adlî yardım, yargılama giderlerinden muafiyet, anayasal hak ve ilkeler, medenî usûl hukukuna hâkim olan ilkeler
Arabuluculuk ücreti
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun yürürlüğe girmesi sonucunda, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden biri olan arabuluculuk, hukukumuza dâhil edilmiştir. Mahkemelerin iş yükünün azaltılmasına yardımcı olan, uyuşmazlıkların geleceğe etkili olarak çözümlenmesi bakımından adalet hizmetlerinin ifasında rol oynayan ve dava şartı olarak arabuluculuğun da uygulanmaya başlanması ile birlikte hukukumuzda etkin bir şekilde yer alan arabulucunun, arabuluculuk faaliyeti kapsamında ücret alıp almaması ile söz konusu ücretin şartları önem arz etmektedir. Bu sebeple, bu çalışmanın konusunu arabuluculuk ücreti oluşturmaktadır. Tezin ilk bölümünde alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerine kısaca değinilmiş, ardından bu yöntemlerden biri olan arabuluculuk genel olarak anlatılmıştır. Tezin ikinci bölümünde ise, arabuluculuk ücreti ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Tahkime elverişlilik doktrini
Bu çalışma Türk hukuk sistemi ve uluslararası hukuk doktrinin çeşitli yönlerini ele almakta olup, "tahkim" kavramını ve "tahkime elverişlilik", "tahkime elverişliliğe uygulanacak hukuk" ve "tahkime elverişliliğin çeşitli hukuk prensiplerine tahkime elverişliliğin yansıması" gibi çeşitli hususları tartışmaktadır. Ayrıca metin, tahkime elverişliliğin Türk hukuk sistemindeki rolünü, yasal sistem içindeki yeri ve işlevine de ışık tutmaktadır. "Tahkime elverişlilik" kavramı, bir anlaşmazlığın tahkim yoluyla çözülüp çözülemeyeceği sorusunu işaret eder. Bu, tahkim alternatif uyuşmazlık çözüm yönteminin, uygulanabilirliği ve ihtilaf türlerinin sınırları ile ilgilidir. Bu bağlamda, Türk hukuk sisteminde "tahkime elverişlilik" kavramının, uluslararası hukuk doktrini nezdinde farklı yönleri incelenmiştir. Türk hukukunda tahkim, anlaşmazlıkların daha hızlı ve özel bir şekilde çözülmesini sağlayan bir araç olarak önemli bir yer işgal etmektedir. Bu çerçevede, "tahkime elverişlilik" kavramı, hangi tür uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözülebileceği ve hangi türlerin bu mekanizmaya uygun olmadığı konusunda kritik bir rol oynamaktadır. "Tahkime elverişlilik" kavramı, bu alternatif çözüm yönteminin kapsamını ve sınırlarını belirleyerek, uyuşmazlık türlerinin tahkim yoluyla çözülebilirliğini analiz etmektedir. Sonuç olarak, metin Türk ve uluslararası hukuk sistemlerinin "arbitrability" kavramının çeşitlerini kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Tahkimin hukuk sistemdeki rolünü anlamak ve "tahkime elverişlilik" kavramının önemini kavramak, etkili bir hukuki çözüm sağlama sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Uluslararası tahkimde zararın değerlendirilmesi
Uluslararası tahkimde zararın değerlendirilmesi adını verdiğimiz bu çalışmanın amacı, uluslararası tahkim olarak nitelediğimiz yatırım ve ticari tahkim uygulamalarında zararın değerlendirilmesinde kullanılan kavramlar, temel prensipler, ulusal ve uluslararası düzenlemeler ile uluslararası zararın değerleme yöntemlerinin tahkim kararları ışığında bir çalışmada ayrıntılı olarak incelenmesiydi. Zararın değerlendirilmesi kurumu, uluslararası ticari ve yatırım tahkimi bakmından, uyuşmazlığın sözleşme veya haksız fiilden kaynaklanmasından dolayı bir çok senaryo dahilinde şekillenebileceğinden ulusal veya uluslararası tahkim yargılamasında çok az kaynakta çerçevesi çizilebilmiştir. Türk Hukuku perspektifinden gelişmekte olan tahkim yargılaması açısından; uluslararası uygulamalarda gerek Anglo-Sakson hukuk sitemi olsun gerekse de Kıta Avrupasındaki tahkim yargılamasına özgü zararın değerlendirilmesi kavramlarını Türk Hukukunda kullanılan kavramlarla birlikte ele almaya çalıştık.
Senetle ispat konusunda Fransız Hukukundaki gelişmeler Türk ve Cezayir Hukuku ile karşılaştırma
Çalışmada, Fransız hukukunda senetle ispat konusundaki gelişmeler in-celenmiş; ayrıca Türk ve Cezayir Hukukuyla da karşılaştırma yapılmıştır. Bel-ge ve onun daha özel hali olan senet tüm yargılama sistemleri bakımından önemli bir delildir. Ancak, bazı yargılama sistemlerinde, belgeye veya onun da-ha özel hali olan senede özel bir önem verilmiştir. Bu çerçevede Fransız ve Türk hukukunda senet, medeni yargılama hukukunda kesin delil olarak kabul edil-miştir.Fransız hukukunda ve aynı şekilde Türk hukukunda, hukukî işlemlerin belirli bir miktarı geçmesi halinde senetle ispat edilmesi zorunludur. Ancak, bu kuralın bazı istisnaları da kabul edilmiştir. Maddi ya da manevi olarak senet alınmasının imkansız olması durumunda, senetle ispat kuralına istisnalar geti-rilmiş, takdiri delillerle ispat da kabul edilmiştir. Fransız hukuku, senetle ispat konusunda geleneksel olarak öncü bir role sahiptir. Türk hukukunda da deliller ve senetle ispat konusu Fransız hukuku esas alınarak düzenlenmiştir. Türk me-deni yargılama hukuku, İsviçre hukukuyla yakınlık göstermesine rağmen, ispat ve deliller bakımından Fransız hukukuyla neredeyse aynı yönde düzenleme ya-pılmış bulunmaktadır. Fransız hukukunda keşif ve bilirkişi dışındaki deliller, Medeni Kanun'da düzenlenmiş; keşif ve bilirkişi ise, hâkimin araştırma faaliye-tinden kabul edilerek medeni yargılama kanunu içinde düzenlenmiştir. Türk hukukunda ise, senet de dahil tüm deliller medeni yargılama kanununda düzen-lenmiştir. Bu düzenleme farklılığı dışında hükümler benzerdir.Senedin delil gücü ile ilgili kurallarda bugüne kadar çok önemli değişik-likler olmamakla birlikte, uygulama alanının yargı kararlarıyla genişlediği gö-rülmektedir. Bu konuda yapılan en önemli değişiklik, elektronik belgelerin delil değeri hakkındadır. Tekniğin gelişmesi ile birlikte, bir kağıt veya cisim üzerinde yazılı olmayan bu tür belgelerin delil değeri düzenlenmiş, güvenli elektronik imzalı belgeler senet kabul edilmiştir.Türk ve Fransız hukukunda senetle ispat konusundaki bu yakınlık, aynı şekilde Cezayir hukukunda da söz konusudur. Cezayir hukukundaki düzenle-meler, Fransız hukukuyla neredeyse tamamen aynıdır.
Anglo-Amerikan ve Kıta Avrupası medenî yargılama sistemlerindeki yeni gelişmeler ve Türk Hukuku ile karşılaştırılması
Kıta Avrupası ve Anglo-Amerikan Hukuk Sistemi medeni yargılamasında sistemin işleyişine ilişkin bir çok sorun yaşanmakta olduğu bir gerçektir. Her iki sistemde de, sorunların giderilmesine ve sistemin iyi işlemesine olanak sağlayacak önemli değişiklikler ve reformlar yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Her iki sisteme dahil ülkelerin medeni yargılama hukuklarında bu anlamda çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. İki büyük hukuk sistemi, Kıta Avrupası Hukuk Sistemi ve Anglo-Amerikan (Common Law-Ortak Hukuk) Hukuk Sistemi medenî yargılaması arasındaki ayırıma ilişkin olarak günümüzde hâlâ birçok gerekçe öne sürülmektedir. Ancak, yargılamanın yapısı noktasından bakıldığında, bu ayırım değerini kaybetmektedir. Bunun sebebi, bir çok ülkenin medenî yargılama hukukunda varolan benzer sorunların ve bunların giderilmesine ilişkin olarak gerçekleştirilen reformların, yapısal yargılama modellerinin sınıflandırılmasında kullanılmakta olan farkları azaltmış olması ve esasında yargılamanın yapısı üzerinde birbiri ile uyumlu ve benzer uygulamaları ve sonuçları ortaya koymuş olmasıdır. Bugüne kadar birbirinden hayli farklı görünen bu iki büyük sistem, medeni yargılamanın sorunlarının çözümü noktasında, adalete erişimin kolaylaştırılması ve adil yargılamanın gerçekleştirilmesi amacıyla karşılıklı bilgi ve tecrübe alışverişinde bulunmaya hatta, daha da ileri giderek kendi yapılarının özelliğini oluşturan çok farklı kavram ve kurumları karşılıklı olarak benimsemeye başlamışlardır. Avrupa Birliği içinde ve dünya genelinde hukukun yeknesaklaştırılmasına ilişkin global bir hareket ve iki büyük hukuk sistemine dahil muhtelif hukuk düzenleri arasındaki temel farklılıkların ortadan kaldırılması yolunda görüş birliği oluşmuş ve çok farklı yargılama sistemlerinin yeknesaklaştırılmasına doğru dikkat çekici bir ilerleme kaydedilmiştir. Öte yandan, Anglo-Amerikan medeni yargılama sistemine dahil ülkelerde son zamanlarda gerçekleştirilen reformlar Kıta Avrupası Sistemi'nde yapılanlarla uyum içinde olup, medenî yargılama usûlleri ve kurumları bakımından benzer bir uyum ve yakınlaşma da görülmüştür
Medeni Yargılama Hukukunda adalete erişim
Adalete erişim, tanımlanması kolay olmayan bir kavramdır. Adalete erişimin tanımlanmasında çoğunlukla izlenen yol, erişim kavramına odaklanarak engellerin kaldırılması ise de, erişilenin ne olduğu da büyük önem taşımaktadır. Zira, erişilenin ?adalet? olmadığı durumlarda, erişmenin anlamı kalmaz. Bu nedenle adaletin anlamının ve tarihsel süreç içerisinde geçirdiği değişimin gözlenmesi gerekmektedir. Adaletin, toplumun zaman içinde değişme ve gelişmesine paralel olarak değişken bir yapıya sahip olduğu görülse de, aynı zamanda toplumda asgari müşterekler belirlenerek de ortak bir adalet anlayışının benimsenmesi mümkündür.Adalete erişim kaynağını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen ?adil yargılanma hakkı?nda bulur, Türk Hukuku bakımından ise, Anayasamızın her şeyden önce sosyal bir hukuk devleti olduğunu vurgulayan, 2. maddesi ile 5., 9., 10., 36. ve 141/4. maddeleri ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 77. maddesinde adalete erişimi destekleyen temel düzenlemelere yer verildiği görülmüştür. En temelde, hak arama özgürlüğünün gerçekleştirilmesi ve medeni yargılama hukukunda günümüzde yaşanana sorunlarının çözümünde göz önüne alınması büyük önem taşıyan usul ekonomisi ilkesinin uygulamada medeni yargılama hukukunda hakim ilke haline gelmesi sayesinde adalete erişiminin hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.Medeni yargılama hukukunda günümüzde adalete erişim bakımından üç ana engel karşımıza çıkmaktadır. Buna göre, fiziki engeller, mahkemelerin konumu ve yapısal koşulları ile ilgili engellerdir. Engellerden bir diğeri, objektif engellerdir be bunlar da masraf, gecikme ve karmaşıklıktır. Son olarak sübjektif engeller gelmektedir. Sübjektif engeller ile kastedilen ise, kişilerin kendilerinden kaynaklanan, psikolojik veya kültürel koşullarıdır. Adalete erişimin önündeki engellerin sosyal devlet eliyle ortadan kaldırılması ve olumsuz koşulların düzeltilmesi gerekliliği, adalete erişimin günümüzde bir insan hakkı olarak tanınması ve devlete pozitif görevler yükleyen sosyal bir hak olarak ortaya çıkmasının bir sonucudur. Günümüzde, adalete erişim hakkı, en temel insan haklarından biri olarak uluslar üstü bir nitelik kazanmıştır.