
3.551
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
6
Enstitü
0%
DOI Oranı
Son Eklenen Tezler
Tümünü GörFilm kaplama kalınlığının akort çatalı frekansına etkisi: Deneysel ölçüm ve dinamik hesaplamalar
İnce film düzeyinde malzemelerin kuantumsal düzeydeki özellikleri ortaya çıkmakta ve ince film kalınlığına bağlı olarak malzemelerin yapısal, optik ve elektriksel özellikleri değişmektedir. Bu kapsamda ince film kaplama kalınlığı yeni ve benzersiz özelliklere sahip malzemelerin geliştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu tez çalışmasında kuvars akort çatalı (QTF) ile film kalınlığının ölçümünün yapılabilmesi için yeni bir yöntem önerilmiş ve bu konu ile ilgili patent başvurusu yapılmıştır (Patent başvuru no:2022/018799 ). Sebebi ise QTF' in en yaygın kullanılan film kalınlık ölçüm yöntemi olan kuvars kristal mikroterazi (QCM)' ye göre bile daha karalı bir tavır sergilemesi ve bu sayede diğer ince film kalınlık ölçüm yöntemlerinden daha hassas algılama ve ölçme işlemlerini yapabilmesidir. Bu tez çalışmasında büyük ölçekli akort çatalı (TF) ve küçük ölçekli kuvars akort çatalı (QTF) ile frekans kaymalarına matematiksel yaklaşımlar getirilmiş, kaplanan filmin elastisite modülünün frekansa katkıları detaylandırılmış, QTF ile yapılan kaplamalar sonucu film kalınlığı deneysel olarak ölçülmüş ve hesaplanmıştır. Ek olarak TF ve QTF yüzeylerinde aşındırma çalışmaları yapılarak aşındırmanın frekansa etkileri deneysel ve teorik olarak incelenmiş ve aşındırma durumunda QCM sensörlerinde meydana gelen frekans durumuyla karşılaştırılmıştır.
Farklı ağız dışı yüzey işlemlerinin translüsent monolitik zirkonyanın boyanabilirliğine etkisi
Monolitik zirkonya restorasyonlar tek parça olup, üstün mekanik özelliklere sahiptir. Monolitik zirkonya optik özelliklerinden dolayı anterior bölgede daha az kullanım alanı bulmaktayken, son yıllarda üretilen yüksek translüsent monolitik zirkonya sayesinde anterior bölgede istenilen estetik sağlanabilmektedir. Protetik diş tedavisinde özellikle anterior bölgede kullanılan materyallerin mekanik özelliklerinin yanı sıra, estetik özelliklere sahip olması ve dolayısıyla renk stabilitesinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında; 3 farklı translüsense sahip CAD/CAM (bilgisayar destekli tasarım/bilgisayar destekli üretim) ile zirkonya bloklardan üretilen örneklere (Dental Direct; DD CubeX²®, DD Cube ONE®, DD Bio ZX²) (n=117) sırlama, polisaj ve polisaj işlemini takiben polisaj patı uygulanmıştır. Farklı yüzey işlemleri uygulanmış örnek yüzeylerinin (n=108) pürüzlülüğü optik profilometreyle, her gruptan birer örneğin (n=9) ise topografik özellikleri tarayıcı elektron mikroskobu ile ölçülmüş, ardından kahve solüsyonunda 5000 döngü ile ısısal döngüye tabi tutulup, ısısal döngü öncesinde ve sonrasında renklenme parametreleri arasındaki ilişki spektrofotometre cihazıyla ölçülüp, değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizde iki yönlü karma ANOVA, Bonferroni düzeltmeli Post-hoc çoklu karşılaştırma testleri kullanılmıştır. Bu çalışmada 1-3,5 arasındaki ΔE değerleri klinik olarak kabul edilebilir olarak düşünülmüştür. Çalışmamızda neredeyse tüm örneklerde ΔE>3.5 olarak bulunmuştur. Yalnızca Bio ZX2'nin PP grubunda ve Cube X2' nin P örneklerinde renklenme diğer tüm gruplara göre klinik olarak kabul edilebilir olarak değerlendirilmiştir. Gruplar arası karşılaştırma sonuçlarına göre; G grubunda Cube X² grubunun (ΔE) değeri, Cube ONE grubundan(P=0,029), P grubunda Bio ZX² grubunun (ΔE) değeri Cube ONE ve CubeX2 grubundan(p<0,001), PP grubunda ise Cube ONE ve CubeX2 gruplarının (ΔE) değeri ise BioZX2 grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,001). Grup içi karşılaştırma sonuçlarına göre de Bio ZX2 grubunda en yüksek renklenme sırasıyla G, P, PP grubu olarak bulunmuştur(P<0,001). Cube ONE grubunda yüzey işlemleri arasında anlamlı fark bulunamamıştır(P>0,05). Cube X2 grubunda ise en yüksek renklenme sırasıyla G, PP, P grubunda bulunmuştur(P<0,001). Bu in vitro çalışmanın bulgularına dayanarak, şu sonuçlara varılmıştır; Yarı saydam zirkonyanın boyanabilirliği zirkonya markasının türünden etkilenebilir. Renk hem sırlama işleminden hem de polisaj ve polisaj+pat döngüsünden etkilenmiş ve klinik olarak kabul edilebilir renk farkı sınırını aşmıştır. Anterior bölgede kullanılan translüsent monolitik zirkonya restorasyonların renk stabilitesinin korunması estetik açıdan önemli olduğu için bu in vitro çalışmanın sonuçlarının da günümüzde anterior bölgede sıkça tercih edilen ve yeni geliştirilen translüsent monolitik zirkonyaların, renklenme potansiyeline bağlı olarak klinik seçimine yön verme konusunda bilgi vereceği düşünülmektedir.
Stratejik karar alanlarının banka karlılığına etkisi
Bu doktora tezinde, bankacılık sektöründe stratejik kararların, karlılığa etkisi araştırılmıştır. Stratejik kararların ve bu kapsamda banka varlık, yükümlülük, getiri ve maliyet kalemleri konusunda alınabilecek kararların; aktif pasif yönetimi bakış açısıyla, risk yönetimi ve makroekonomik faktörleri de dikkate alarak banka karlılığına etkisi incelenmiştir. Araştırmanın önemi, banka karlılığı ile ilgili nicel faktörler incelenirken pratik kullanımlarının araştırmada dikkate alınmasından kaynaklanmaktadır. Seçilen bağımsız değişkenlerin, aktif pasif yönetimi kapsamında, faaliyet sonuçlarını etkileyen bankacılık sektörüne özgü değişkenler olması öngörülmüştür. Araştırma kapsamında 23 adet mevduat bankasının 2009 ve 2021 yılları arasında altışar aylık dönemlerden oluşan verileri analize dahil edilmiştir. Kurulan dört ayrı modelle; ilk iki aşamada bağımsız değişkenler, aktif getirisi, pasif maliyeti, personel maliyeti, operasyonel maliyet ve faiz dışı gelir gider yönetiminin bağımlı değişkenler aktif karlılığı ve öz kaynak karlılığı ile ilişkisi araştırılmıştır. Üçüncü aşamada oluşturulan modelde kaynak maliyeti (başabaş faiz oranı) bağımlı değişkeni ile bağımsız değişkenler; toplam mevduat oranı, mevduat dışı kaynak oranı, maliyetsiz kaynak oranı, ortalama aktif büyüklüğü, yabancı para pasif oranı, kur riski, faiz riski, kredi riski ve TCMB faiz oranı ile ilişkisi araştırılmıştır. Araştırma dönemi bir bütün olarak incelendikten sonra kontrol değişkeni enflasyon aracılığıyla ekonominin %10'dan fazla ve %10'dan düşük enflasyon seviyesine sahip faaliyet ortamında banka giderlerini oluşturan kaynak maliyetinin anılan bağımsız değişkenler ile ilişkisi analiz edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü aşamada ilk iki modelin gelirler kısmını temsil eden aktif getirisi bağımlı değişken olarak araştırılmıştır. Bu modelin bağımsız değişkenleri nakdi krediler oranı, bireysel krediler oranı, ticari kredi çeşitlendirmesi, ortalama aktif büyüklüğü ve kredi riskidir. GSYH değişim oranı kontrol değişkeni olarak kullanılmış, araştırma dönemi bir bütün olarak incelendikten sonra, 2009-2021 yılları arası dönemde ekonomik büyümenin veri dönemi ortalaması olan %4,9'dan fazla gerçekleştiği dönemler ile %4,9'dan düşük gerçekleştiği dönemlerde değişkenlerin etkileri araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: stratejik karar, aktif karlılığı, özkaynak karlılığı, aktif getirisi, pasif maliyeti
Covıd-19 krizinin insan kaynakları yönetimi uygulamalarına etkisi: Ankara ilinde farklı sektörlerdeki insan kaynakları çalışanları üzerine inceleme
Çin'in Wuhan kentinde, Aralık 2019 tarihinde ortaya çıkan, COVID-19 kriz sürecinin etkisi küresel ölçekte ve birçok alanda görülmektedir. Bu yeni süreç, çalışma alanında yeni yönetim uygulamalarının geliştirilmesini zorunlu kılmakla birlikte bazı uygulamalarda değişikliklere yol açmaktadır. Bu yüzden, insan kaynakları uygulamalarına COVID-19 krizinin etkilerinin ortaya koyulması, bu sürecin nasıl yönetilmesi gerektiğini anlamak açısından önem arz etmektedir. Dolayısıyla pandemiden kaynaklanan krizin, kontrol altında tutulması ve insan kaynakları yönetimi uygulamalarında iyileştirmelerin gerçekleştirilebilmesi için önce etkilerinin incelenmesi ve bu doğrultuda gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bu çalışmada; işletmenin insan kaynakları yönetimi (İKY) uygulamalarına COVID-19'un etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, farklı sektörlerdeki İnsan Kaynakları çalışanlarının COVID-19 kriz deneyimleri incelenmiştir. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılarak veriler toplanmıştır. İlgili çalışma, COVID-19 krizinin işletmelerin İKY uygulamaları üzerindeki etkisini inceleyerek, bu alandaki düzenlemelerin iyileştirilmesine ışık tutmayı ve gelecekte meydana gelebilecek krizlere yol gösterici olmayı amaçlamaktadır. Araştırmada; kriz yönetimine, İKY uygulamalarına ve COVID-19 krizinin İKY uygulamalarına etkisine dair literatür taraması yer almaktadır. Araştırma sonuçları, konuya ilişkin insan kaynakları çalışanları ile görüşülerek elde edilen bulgulara göre oluşturulmuştur. İnsan kaynakları çalışanlarından elde edilen verilere göre, COVID-19 krizinden ağırlıklı olarak etkilenen insan kaynakları yönetimi uygulamaları; "İşgücü Planlaması ve İşe Alım Süreci", "Ücret Yönetimi ve Yan Haklar" ve "İş Güvenliği ve İş gören sağlığı" şeklindedir. Bu bilgilerden hareketle, COVID-19 krizinin belirtilen insan kaynakları yönetimi uygulamaları üzerinde ağırlıklı olarak etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Endüstri ve savunma sanayiinde bakır ve fiber optik kablo kullanımının deneysel analizi
Bu tez çalışması, fiber optik kablolar veya geleneksel bakır kablolar arasındaki seçimin, bir şirketin ağ altyapısının ya da güvenliğin üst seviye önem arz ettiği askeri uygulamaların üzerinde ne denli önemli etkilere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bakır kablolar, ekonomik olmaları ve yaygın olarak bulunmaları nedeniyle uzun yıllardır popüler bir seçim olsa da fiber optik kablolar hız, güvenilirlik ve güvenlik açısından çeşitli avantajlar sunmaktadır. Genel olarak, bakır kablolar yerine fiber optik kablo kullanma kararı, bir şirketin veya askeri uygulamanın özel ihtiyaçlarına ve önceliklerine bağlıdır. İlk yatırım maliyeti, bakır kablolara oranla daha yüksek olsa da hız, güvenilirlik ve güvenlik açısından uzun vadeli faydalar, fiber optik kabloları daha avantajlı bir seçim haline getirmektedir. Bu tez çalışmasında ayrıca, fiber optik kablo ve bakır kablo arasında belirli kıstaslara göre seçim yapabilmeyi sağlayan Kablo Seçim Analizörü (KSA) geliştirilmiştir. Bu uygulama aracı ile fiber optik kablo ve bakır kablo arasında seçim sağlamaya yarayan bir ara yüz vasıtasıyla en uygun kablo tipini önerilmesi sağlanmıştır.
Nazoglabellar bölgeye uygulanan botulinium toksin enjeksiyonunun nazal valv ve burun tıkanıklığı üzerine etkisi
Botulinum toksin A (BoT-A) enjeksiyonu ile fasiyal kırışıkların giderilmesi uzun zamandır sıkça ve güvenle kullanılmaktadır. Çeşitli mimik kaslara uygulanan botulinum toksini ayrıca nazal kaslara da uygulanmaktadır. Ancak nazal kaslara uygulanan BoT-A'nın burun fonksiyonlarından en önemlisi olan burun tıkanıklığı üzerine etkisinin olup olmadığı bilinmemektedir. Literatürde kısıtlı sayıda çalışmada periferik tip fasiyal paralizi ile ortaya çıkan nazal obstrüksiyon ve nazal valv yapısının kollapsı gösterilse de bunu hangi patofizyolojik mekanizma ile oluşturduğu tam olarak açıklığa kavuşturulmuş değil. Bu çalışmada, nazoglabellar bölgeye uygulanan botulinum toksin enjeksiyonunun nazal valv alanı ve burun tıkanıklığı üzerine olan etkisini objektif ve subjektif yöntemler ile araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya nazoglabellar bölge BoT-A enjeksiyonu uygulanan 16 gönüllü dahil edildi. Bütün katılımcıların glabellar bölgesine 5 noktadan toplam 20 IU, transvers nazal kasların her birine 3 IU nörotoksin uygulandı. Her iki nazal pasaj ayrı ayrı (toplam 32 nazal pasaj) enjeksiyon öncesi ve enjeksiyondan 1 ay sonra akustik rinometri (AR) ile değerlendirildi. Ayrıca, enjeksiyon öncesi ve enjeksiyondan 1 ay sonra burun tıkanıklığı subjektif olarak NOSE (Nazal Obstrükisyon Semptom Değerlendirme) ölçeği ile değerlendirildi. AR, standartizasyonu sağlamak ve nazal siklusun etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla her iki nazal pasaj oksimetazolin ile dekonjeste edildikten 10 dakika sonra yapıldı. NOSE ölçeği ise nazal dekonjestan uygulanmadan hemen önce hastalar tarafından dolduruldu. NOSE ölçeği puanları BoT-A enjeksiyonu öncesi ortalama 6,3 ±5.3 iken enjeksiyon sonrasında 3,8 ±5.9 olarak bulundu. NOSE ölçeği puanlarında düşüş olsa da istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p=0,119). Toplam 32 nazal pasajdan dekonjesyon sonrası elde edilen nazal valvin kesitsel alanını temsil eden Minimal Cross-sectional Area 2 (MCA2) değerlerinin ortalaması 1.20±0.27 santimetre kareden enjeksiyon sonrası 1.22 ±0.29 santimetre kare değerlerine yükseldi. Ancak iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p=0.741). Sonuç olarak, bu çalışma nazoglabellar bölgeye uygulanan BoT-A enjeksiyonunun nazal valv bölgesinin kesitsel alanını gösteren MCA2 değerinde ve subjektif olarak burun tıkanıklığını değerlendiren NOSE ölçeği skorunda anlamlı bir değişiklik yapmadığını göstermiştir.