Baskent University
Anabilim Dalı

Özel Hukuk (ticaret Hukuku) Anabilim Dalı

Baskent University

22

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

22 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tescilli markanın kullanılma yüklentisi

Marka, işletmeler arasında rekabette gittikçe artan bir öneme sahiptir. Bugün yatırımcıları risk üstlenmekteki ikna edici unsurlardan biri de yatırım alanındaki markanın gücüdür. Ekonomik ve ticari hayatta bu denli öneme sahip olan markanın korunması konusu da buna paralel olarak artan bir öneme sahiptir. Ancak markanın korunması açısından belli şartların gündeme gelmesi de kaçınılmaz olmuştur. Bu şartlardan en önemlisi de işletmeyi diğer işletmelerden ayırt etmede kullanılan tescil edilmiş bir markayı kullanılma yüklentisidir.Tescilli markanın kullanılma yüklentisi 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname' nin 14. maddesi hükmünde ifadesini bulmuştur. Söz konusu maddenin birinci fıkrasında markanın, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde, haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesi halinde, markanın iptal edileceği belirtilmiştir. Ancak bu maddenin amacının marka sahibine markasını ara vermeden sürekli kullanma zorunluluğu yüklemek olduğu düşünülmemelidir. Başka bir deyişle kararname koyucu tescilli marka sahibine markasını maddede belirtilen süreden kısa bir süre olmak kaydıyla kullanmaması halinde markasının korunacağını taahhüt ederek beş yıllık bir hoşgörü süresi vermektedir. Böylece marka sahibi, söz konusu hoşgörü süresi sayesinde markasının hukuki güvenceye sahip olacağına inanarak ticari ve ekonomik hayatta markadan elde etmeyi umduğu maddi ve manevi çıkarları elde edebilmektedir. Buna ek olarak marka sahibi, kararnamenin 14. maddesinin 2. fıkrasında 4 bent halinde sayılan markayı kullanma hallerinden birini yerine getirmek kaydıyla markasını kullandığı kabul edilerek hukuki korumanın sınırları genişletilmektedir. Marka sahibi markasını aynen kullanmaya zorlanmayarak, kararnamede sayılan hallerden birini yerine getirmek kaydıyla markasını kullandığı kabul edilmekte ve kullanım yüklentisi yerine getirilmiş olmaktadır.Ancak söz konusu beş yıllık sürenin geçirilmesi halinde marka sahibi bir takım yaptırımlarla karşılaşmaktadır. Bu husus kararnamenin 42. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde ifadesini bulmaktadır. Bu maddeye göre kararnamenin 14. maddesinde belirtilen kullanım yüklentisine uyulmaması halinde marka iptal edilecektir. Ancak, 5 yılın dolması ile davanın açıldığı tarih arasında ciddi biçimde kullanma hükümsüzlük nedeni sayılmamaktadır. Ayrıca dava açılacağı düşünülerek kullanma gerçekleşmiş ise, mahkeme davanın açılmasından önceki üç ay içerisinde gerçekleşen kullanmayı dikkate almayacaktır.Bu nedenle çalışmamızda önemli bir yere sahip olan markanın kullanılma yüklentisi incelenmiştir. Bu inceleme yapılırken ulusal kapsamda kullanma ile yetinilmeyip uluslararası kapsamda markanın kullanma yüklentisinin yerine getirilmesi hususu da incelemeye tabi tutulmuştur.

Marka hakkı
Burcu Kahveci
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde sermaye kaybı ve borca batıklık ile sermayesini kaybeden veya borca batık şirketlerin birleşmeye katılması

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim şirketlerde sermayenin korunmasına büyük önem vermiştir. Kanun'un 139'uncu maddesine göre, sermayesini kaybetmiş veya borca batık bir anonim şirket, devralma yoluyla birleşmeye katılabilir. Bu şekilde, anonim şirket mali durumunu düzeltebilir. Sermayesiyle kanuni yedek akçeleri toplamının yarısı zararlarla kaybolan veya borca batık durumda bulunan bir şirket, kaybolan sermayeyi veya gerekiyorsa borca batıklık durumunu karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bir şirket ile birleşebilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 376'ncı maddesine göre; Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Tezimizde öncelikle birleşme kavramı, birleşmeye hâkim olan ilkeler ve diğer kanunlardaki (Türk Borçlar Kanunu, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, Sigortacılık Kanunu vs.) yasal düzenlemeler açıklanmıştır. İkinci bölümde ise devralma şeklinde birleşmede izlenecek usul, birleşmenin şartları ve sonuçları anlatılmıştır. Son bölümde ise tasfiye hâlindeki bir şirketin birleşmeye katılması, ticari işletmenin bir ticaret şirketi tarafından devralınması, sermaye kaybı ve borca batıklık hâlinde birleşmeye katılma işlemlerinden ayrı ayrı bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anonim Şirket/ Sermaye Kaybı/ Borca Batıklık/ Birleşme/ Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirketlerBirleşmelerBorca batıklık+2
Miray Gültek
Baskent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İpotekli konut finansmanı sisteminde menkul kıymetleştirme

2006 yılının ikinci yarısında ABD' de başlayan ve küresel dalgalanma etkisi ile Avrupa' ya da yayılan ipotekli konut finansmanı sistemi (mortgage) krizinin etkileri halen devam ederken, 06.03.2007 tarihinde yapılan yasal düzenleme ile, ipotekli konut finansmanı sistemi ile tanışmış olduk.Dünya' da uzun yıllardan beri uygulanmakta olan ipotekli konut finansmanı sistemi, tüketicilerin uzun vadeli, düşük faizli ipoteğe dayalı konut kredileri ile konut edinmelerini sağlamayı amaçlayan bir sistemdir. Finans kuruluşları tarafından sağlanacak konut kredilerinin finansmanı noktasında, sisteminin temeli olan menkul kıymetleştirme işlemi bulunmaktadır.Finans kuruluşlarının elinde bulunan likid olmayan alacaklara likidite kazandırılması olarak ifade edebileceğimiz menkul kıymetleştirme işlemi, finans kuruluşları açısından ucuz fon temin edilmesi imkânı getirmektedir. Sistemin işlemesi ile sağlanan fonların finans kuruluşları tarafından konut kredilerinin yeniden finansmanında kullanılması ile daha ucuza kredi imkânlarının doğması ve bunun da tüketicilere olumlu yansımalarının olması beklenmektedir.Sermaye Piyasası Kurulu tarafından konuya ilişkin çıkarılan tebliğler ile, menkul kıymetleştirme yurt dışındaki yapıya paralel şekilde düzenlenmiştir. Gerçekleştirilen yasal düzenlemeler ile amaçlanan, öncelikle uluslararası yatırımcıların ipoteğe dayalı menkul kıymetlere yatırım yapmalarının sağlanmasıdır.Tezin birinci kısmında, menkul kıymetleştirme işleminin genel yapısı incelenerek yabancı ülke uygulamaları üzerinde durulacaktır.Tezin ikinci kısmında, menkul kıymetleştirme süreci ve hukuki yapısı incelenecektir.Üçüncü kısımda ise, genel çerçevesi ile İpotekli Konut Finansmanı Sistemi ve ipoteğe dayalı menkul kıymetler incelenecektir.

Konut finansmanıKonut kredisiMenkul kıymetleştirme+2
Fahri Dutçu
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anonim şirketlerin birleşmesinde pay sahiplerinin korunması

Birleşme şirketler hukukunda tüzel kişilik düzeyinde gerçekleşen bir yeniden yapılandırma yöntemidir. Özellikle rekabet gücünü artırmak isteyen şirketler ve aynı ekonomik amaçlar etrafında toplanan şirketlerde birleşmelere çok sık rastlanır.Birleşmede bir tarafta devreden şirket veya şirketler bulunurken diğer tarafta devralan şirket vardır. Devreden şirket birleşme neticesinde sona erer fakat bunu bir tasfiye süreci izlemez. Çünkü birleşme bir tasfiyesiz sona erme nedenidir. Birleşme ile birlikte devreden şirketin malvarlığı aktif ve pasifiyle bir bütün olarak devralan şirkete geçer. Bunun karşılığında devreden şirketin pay sahiplerine devralan şirketin payları verilir. Böylece birleşmeye katılan şirketlerin pay sahipleri ve malvarlıkları aynı şirket çatısı altında bir araya gelir.Birleşmede pay sahiplerinin ve malvarlıklarının bir araya gelmesi bir karşılık ilişkisi içinde birlikte bulunur. Bu bakımdan sadece pay sahiplerinin veya malvarlıklarının bir araya geldiği hukuki işlemler birleşme olarak nitelendirilmez.Birleşme tüzel kişilik düzeyinde gerçekleşmekle birlikte pay sahipleri bundan ciddi anlamda etkilenir. Bunun nedeni birleşmede en az bir şirketin sona erecek olması ve bu şirketin pay sahiplerinin diğer bir şirketin paylarına kendiliğinden sahip olacak olmasıdır. Payların değişimi olarak bilinen bu hukuki ilişki nedeniyle pay sahiplerinin özel olarak korunması gerekir. Bu çalışmada incelenen işte bu özel koruma sistemidir.

Anonim şirketlerDevirPay sahipleri+1
Kağan Susuz
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anonim ortaklıkta sermayenin oluşturulması ve pay sahiplerine iade edilmesi yasağı

Anonim ortaklıkların ekonomik sistem içerisinde üstlendikleri önemli rol, büyük söz konusu ortaklık tipine Kanunun tanımış olduğu hukuki niteliklere dayanmaktadır. Bu niteliklerin arasında en belirleyici olanı anonim ortaklıkların borçlarından ötürü malvarlıkları ile sınırlı olarak sorumlu olmalarıdır. Sınırlı sorumluluk ilkesi sayesinde, anonim ortaklık pay sahipliği, şahıs ortaklıklarının aksine bir çeşit yatırım niteliği taşımakta ve girişimciler en fazla yaptıkları yatırım oranında risk üstlenmektedirler. Bu ise anonim ortaklıklara yatırımcıların ilgisini artırarak, büyük sermayelerin toplanmasına olanak tanımaktadır.Bununla birlikte, anonim ortaklık türü ve geniş anlamda sermaye ortaklıkları bakımından bu derecede belirleyici ve karakteristik nitelik taşıyan sınırlı sorumluluk ilkesinin, ortaklık dışındaki menfaat çevreleri aleyhine yol açtığı önemli riskler de mevcuttur. Bahsedilen risk, ortaklığın borçlarını ödeme kabiliyetini yitirmesi halinde alacaklıların alacaklarını tahsil için kullanabilecekleri bir kaynağın bulunmamasına dayanmaktadır. Hukuk düzeninin kurmak ve korumakla sorumlu olduğu menfaat dengesinin ortaklık alacaklıları aleyhine bozulmasına engel olabilmek için, kanun koyucu uyulması zorunlu çeşitli önlemler getirmiştir. Bunlardan en önemlisi, anonim ortaklığın kuruluş anı itibariyle Kanunda yazılı asgarî tutara uygun olarak ortaklık ana sözleşmesinde tespit edilen esas sermayeye eşit miktarda malvarlığına (sermayeye) sahip olması ve faaliyeti esnasında da söz konusu malvarlığını pay sahiplerine iâde etmeksizin bünyesinde muhafaza etmesi yönündeki kanunî koşuldur. Malvarlığının korunması çatısı altında sermayenin oluşturulması ve pay sahiplerine iâde edilmesi yasağı olarak ifâde edilebilecek söz konusu koşul, esasen ortaklığın borçlarını ödeme kabiliyetini güvence altına alacak sağlıklı bir mâli yapıya sahip olması amacına hizmet etmektedir.Belirtilen temel amacın gerçekleştirilebilmesi ilk olarak pay sahipleri tarafından taahhüt edilen nakdî ve aynî sermayenin, anonim ortaklık malvarlığına hukuka uygun ve gerektiği gibi dahil edilmesini, ardından da malvarlığının açık veya gizli şekilde pay sahiplerine geri ödenmesinin engellenmesini gerektirmektedir. Çalışmamız söz konusu sistem dahilindeki kuralların incelenmesini konu edinmektedir.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerPay sahipleri+2
Ali Murat Sevi
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Limited ortaklık payının devri

Bu çalışmanın amacı, limited ortaklık payının devrinin incelenmesidir.Ticari hayatta yoğun uygulaması bulunan limited ortaklıklar, sınırlı sorumluluk ve ortakların aynı zamanda idareci olması esaslarını aynı yapı içinde birleştirmektedir. Bu haliyle kişi ve sermaye ortaklıkları arasında yer almaktadır.Payın devri tüm ortaklıklar bakımından farklı düzenlenmiştir. Bu sebeple payın devrine ilişkin düzenlemeler, ortaklığın kişi veya sermaye ortaklığı olması bakımından belirleyici konulardan birini oluşturmaktadır.Bu haliyle payın devri bir taraftan devreden ve devralan arasında, diğer taraftan bunlarla ortaklık arasında hukuki ilişki oluşturmaktadır. Payın devreden tarafından devralana geçirilmesi, bir malvarlığı hakkının devri niteliğindedir. Payın devri sonucu devreden ortaklıktan ayrılmakta, devralan ortaklığa katılmaktadır. Böylece payın devri ortaklığın kişi çevresine değişiklik yapmaktadır. Bu sebeple payın devri devreden ve devralan ile ortaklık arasında bir hukuki ilişki oluşturmaktadır.Her iki hukuki ilişki kanunda yeterli bir biçimde düzenlenmemiştir. Özellikle devreden ve devralan arasındaki ilişki konusunda önemli boşluklar vardır. Ortaya çıkan bu boşluğun ne şekilde doldurulacağı incelenmiştir.Türk Ticaret Kanunu Tasarısı da pay devri açısından değerlendirilmiştir.

Limited şirketlerPay devri
Ertan Demirkapı
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası ve yeşil kart sistemi

Trafik kazası nedeni ile zarar görenlerin korunması ve meydana gelen zararların karşılanması, tehlike sorumluluğu taşıyan araç işletenleri için öngörülen zorunlu mali sorumluluk sigorta sistemi ile sağlanmıştır. Zarar görenlere yasal düzenlemeyle sigortacıya karşı doğrudan talep ve dava hakkı tanınması ve sigortacıya çeşitli nedenlerle başvuru imkanının bulunmaması halinde zararların garanti fonları tarafından karşılanması bu korumayı genişletmektedir.Motorlu araçlar için zorunlu sigorta sistemi Avrupa'daki ülkelerin tümü yanında bazı Asya ve Afrika ülkelerini de kapsayan Yeşil Kart Sistemi ile uluslararası düzeyde de sağlanmıştır. Yeşil Kart Sistemi'nin işlerliği sisteme dâhil ülkelerde kurulan ?Büro? adındaki merkezler ile sağlanmaktadır. Bürolar yeşil kart sigortası olarak adlandırılan uluslararası motorlu araç zorunlu mali sorumluluk sigortası düzenler ve meydana gelen zararların tazminini garanti eder. Yeşil kart sigortası sisteme dâhil seyahat edilecek tüm ülkelerde işletenin sorumluluğunu teminat altına almaktadır. Böylece tek bir sigorta belgesi ile bütün ülkelerde koruma sağlanmış olmaktadır. Trafik kazasının meydana geldiği ülke bürosu garantör olan büro adına hasar işlemlerini yürütmeyi ve meydana gelen zararı kendi ülke hukuku çerçevesinde tazmin etmeyi üstlenmektedir. Böylece vatandaşın mağduriyeti önlenmektedir.Avrupa'da uluslararası trafik kazalarında zarar görenlere eşitlik sağlanması hedeflenmiştir. Birörnek hukukun geçerliliği sağlanamamışsa da devletlerarası anlaşmalar ve Avrupa Topluluğu Direktifleri ile ülke mevzuatları birbirine uyumlu hale getirilmiştir. Ayrıca garanti fonları arasında da Yeşil Kart Sistemi'ne benzer düzenlemeler getirilerek zarar görenlere eşdeğerli koruma sağlanması amacı genişletilmiştir.Ülkemizde Yeşil Kart Sistemi 1964 tarihinden itibaren fiili olarak uygulanmaktadır. 03.06.2007 tarih ve 5684 sayılı yeni Sigortacılık Kanunu ile Avrupa Birliği Hukukuna uyum sağlanacak düzenlemeler öngörülmüştür.Anahtar Kelimeler: 1) Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası 2) Yeşil Kart Sistemi3) Uluslararası Trafik Kazaları

Yasemin Tufan
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İki ortaklı limited şirketlerde kilitlenme (Pat) durumu

Limited şirketler uygulamada en yaygın şirket türüdür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile birlikte limited şirketin tek ortak ile kurulabilmesine izin verilmiş olsa da uygulamada azımsanamayacak oranda iki ortaklı limited şirket bulunmaktadır. Limited şirketin şahıs şirketi özelliklerini de bünyesinde barındıran melez karakterinin bir sonucu olarak iki ortaklı limited şirketlerde ortaklar arası ilişki, karşılıklı güven ve iş birliği temeline dayanmaktadır. Ortaklık ilişkisi devam ederken ortaklığın işleyişine ve idaresine ilişkin olarak ortaklar arasında anlaşmazlıklar ve görüş farklılıkları ortaya çıkabilir. Bu durum özellikle esas sermaye payı dağılımının eşit olduğu (%50-%50) limited şirketin karar mekanizmalarında veya temsilinde kilitlenme yaşanmasına sebebiyet verebilir. Bu çalışmanın ilk bölümünde, iki ortaklı limited şirkette kilitlenme yaşanması muhtemel durumlar incelenmiştir. İkinci bölümde ise şirketin karar mekanizmalarında veya temsilinde yaşanan kilitlenmenin hukuki sonuçları ortaya konulmuştur. Buna göre kilitlenme sebebiyle ortaklardan birinin şirketten çıkma veya çıkarılma ihtimali gündeme gelebilir. Ortaklığın idaresinde veya temsilinde yaşanan kilitlenme haklı sebeple müdürün azli davasına konu olabilir. Yine kilitlenme sebebiyle genel kurul ve müdürler kurulunun kanuni görev ve yetkilerini yerine getirememesi, şirketin feshine yönelik davaların açılmasına sebebiyet verebilir. Üçüncü ve son bölümde ise özellikle şirket organlarının kanuni görev ve yetkilerini yerine getirmesine engel olan ve nihayetinde şirketin yaşatılması prensibine aykırı sonuçlar doğuran kilitlenmenin önlenmesine veya ortadan kaldırılmasına yarayacak çözüm önerileri sunulmuştur. Bu kapsamda, limited şirketin haklı sebeple feshi davasında hâkimin feshe karar vermek yerine alternatif çözüm üreterek kilitlenmeyi ortadan kaldırması mümkündür. Ayrıca ortaklar, ortaklık sözleşmesinde birtakım düzenlemelere yer vermek veya borçlar hukuku kaynaklı sözleşmeler akdetmek suretiyle kilitlenmenin önlenmesine ve ortadan kaldırılmasına yönelik çözüm üretebilirler.

FesihKanunlar 6102 sayılıKilitlenme+5
Mustafa İsmail Çalış
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre anonim şirketlerde elektronik yönetim kurulu

Bu çalışmamızın amacı anonim şirketlerde kısmen veya tamamen elektronik ortamda gerçekleştirilen yönetim kurulu toplantılarının işleyişinin açıklanmasıdır. Kanun koyucu gelişen teknolojiyi ve gittikçe sayıları artan uluslararası şirketleri göz önünde bulundurarak 6102 sayılı TTK'da 6762 sayılı TTK'dan farklı hükümlere yer vermiştir. 6102 sayılı TTK'nın m. 1527'de yer alan düzenlemesine göre anonim şirketin esas sözleşmesinde düzenleme yapılması kaydıyla yönetim kurulu toplantıları tamamen elektronik ortamdan yapılabileceği gibi fiziki ortamda yapılan yönetim kurulu toplantısına isteyen yönetim kurulu üyeleri elektronik ortamdan da katılabilir. Kısmen veya tamamen elektronik ortamda gerçekleştirilecek yönetim kurulu toplantılarına ilişkin kanun koyucu genel nitelikte hükümler koymakla yetinmiştir. Diğer bir deyişle, fiziki ortamda gerçekleştirilen yönetim kurulu toplantılarında olduğu gibi kısmen veya tamamen elektronik ortamda gerçekleştirilen yönetim kurulu toplantılarının işleyişini belirleme yetkisi yönetim kuruluna aittir. Bu çalışmada kısmen veya tamamen elektronik ortamda gerçekleştirilecek yönetim kurulu toplantılarına ilişkin 6102 sayılı TTK ve ikincil mevzuat ile getirilen düzenlemeler açıklanmıştır. Bununla birlikte yönetim kurulunun kendi işleyişini belirleme yetkisi göz önünde bulundurularak uygulamada karşılaşılabilecek sorunlara değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anonim Şirket, Yönetim Kurulu, Yönetim Kurulunun Karar Alma Usulleri, Elektronik Yönetim Kurulu.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerElektronik katılım+5
Aylin Beder
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari temsilcinin temsil yetkisi

Ticari temsilciler, tacirin ticari işletmesinin yürütülmesinde faaliyetlerinden yararlandığı kişilerdir. İşletme sahipleri açısından, ticari işletmelerin hacimleri ve işleyişleri dikkate alındığında ticari temsilcilerin faaliyetlerinden yararlanması bir zorunluluk hali oluşturabilmektedir. Kanun koyucu bu ihtiyaç sebebiyle, tacir yardımcılarından biri olan ticari temsilci kurumunu Ticaret Hukuku bakımından bir bütün olarak ticari işletme konusu altında ele alıp düzenleme yapmıştır. Ticari temsilci, işletme sahibi tarafından tek taraflı irade beyanıyla atanan tacir yardımcısıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda, 547-550, 553 ve 554 maddelerinde düzenlenmiştir. Ticari temsilcinin temsil yetkisi, diğer tacir yardımcılarının yetkileriyle kıyaslandığında en geniş yetkili tacir yardımcısıdır. Bu sebeple tacirin bir başka kendisi olarak da bilinen ticari temsilci kanun koyucu tarafından yetkileri detaylı bir şekilde düzenlenmiştir.

Temsil yetkisiTemsilcilikTicaret hukuku+2
Ahmet Selçuk Güntin
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Rekabet hukukunda rakipler arası bilgi değişimi

Rekabet hukukunda rakip teşebbüsler arasında çeşitli yollarla bilgi paylaşımı gerçekleşebilmektedir. Rakip teşebbüsler işbirliği amacıyla bilinçli olarak bu bilgi değişimini sağlayabilecekleri gibi; rakipler arasındaki bilgi değişimi reklamlar, pazar araştırmaları, mesleki organizasyonlar, müşteriler gibi üçüncü kişiler aracılığıyla ve dolaylı olarak da ortaya çıkabilir. Rakip teşebbüsler arasındaki bilgi değişimi, rakip teşebbüslerin birbirlerinin ticari stratejileri konusundaki belirsizlikleri azaltması ya da ortadan kaldırması dolayısıyla rekabet yönünden istenmeyen sonuçlar meydana getirebilir. Azalan ya da tamamen ortadan kalkan belirsizlik ve ilgili pazarda oluşan şeffaflık; rakiplerin birbirlerinin ticari kararlarını önceden bilmeleri, öngörebilmeleri ve buna göre kendi stratejilerini yönlendirmeleri imkânını beraberinde getirir. Bu durum, ilgili mal veya hizmet piyasasındaki rekabeti kısıtlayarak tüketicilere olumsuz yönde etki edebilir. Ancak söz konusu bilgi değişimi sadece rakipler arasında kalmayıp tüketicilerin de kolayca bilgi edinebildiği genel bir şeffaflık yaratmaktaysa, bu durumda bilgi değişiminin rekabeti kısıtlamak yerine güçlendirdiğini ve tüketici menfaatlerine yönelik yarar sağladığını söylemek mümkün olacaktır. Rekabet üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bir arada barındırabilen bilgi değişiminin rekabet hukuku yönünden değerlendirilmesi yapılırken tüm bu unsurla birlikte ele alınarak karşılaştırmalı bir inceleme yapılarak baskın olan yön belirlenip somut olayın özelliklerine göre sonuca ulaşılmalıdır. Ayrıca bir bilgi değişimi faaliyeti değerlendirilirken bunun yasal bir düzenlemenin getirdiği zorunluluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı da dikkate alınmalıdır.

Bilgi değişimiRekabetRekabet hukuku
Çiğdem Akkan
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketin temsili

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında düzenlenen anonim şirketi, üçüncü kişilere karşı, şirketin zorunlu organı olan yönetim kurulu temsil eder. Yönetim kurulu anonim şirketin kanuni temsilcisidir. Şirketin faaliyet konusunda olsun veya olmasın, her türlü iş veya hukuki işlemi şirket adına yapabilir. Üçüncü kişilere karşı şirket unvanını kullanarak şirketi borçlandırabilir, şirketin hak ve alacaklara sahip olmasını sağlayabilir. Yönetim kurulu sahip olduğu şirketi temsil yetkisini, üyelerine veya üçüncü kişilere devredebilir. Bu bağlamda çalışmamız üç ana bölümden oluşacaktadır. Birinci bölümde genel olarak temsil yetkisi incelenmeye çalışılacak olup, bölüm dahilinde temsil kavramı, temsilin amacı, temsilin hukuki niteliği ve temsil çeşitleri açıklanmaya çalışılacaktır. Devamında ise anonim şirket dışındaki, tüzel kişilerin temsili incelenmeye çalışılacaktır. İkinci bölümde anonim şirketin yönetim kurulu tarafından temsili detaylı incelenmeye çalışılacaktır. Ayrıca temsil yetkisinin devri konusu ayrıntılı açıklanmaya çalışılacaktır. Üçüncü ve son bölümde ise 6552 sayılı İş Kanunu ve Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun ile getirilen sınırlı yetkili temsilci atama kurumu incelenmeye çalışılacaktır. Çalışmamızın sonuç kısmında ise; konu hakkındaki tespit ve değerlendirmelerimiz ile önerilerimizi dile getirip çalışmamızı sonlandıracağız. Anahtar Kelimeler: Anonim şirket, yönetim kurulu, temsil, temsil yetkisinin devri, sınırlı yetkili temsil.

Anonim şirketlerKanunlar 6102 sayılıTemsil+4
Mustafa Kartal
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seçilmiş bazı malların iş ürünlerinin veya faaliyetlerin tedarik fiyatının altında satışa sunulmasının reklamlarda vurgulanmasıyla oluşan haksız rekabet hali

Serbest piyasa ekonomisi içerisinde, teşebbüsler pazara girebilmek, pazardaki varlıklarını korumak ve kâr amaçlarını sağlayabilmek için diğer teşebbüslerle rekabet halindedirler. Sonsuz miktarda arz kapasitesi bulunan teşebbüslerin toplam pazar payı içerisinde en fazla menfaati elde etme yarışı, iktisadi anlamdaki rekabeti oluşturmaktadır. Bu rekabet ise sınırsız bir rekabet değildir. Hukuk düzeni içerisinde serbest piyasa ekonomisine katılmak isteyen yeni katılımcıların, mevcut teşebbüslerin, müşterilerin ve dolayısıyla kamu menfaatlerinin korunması amacıyla belirli sınırlamalar getirilmiştir. Bu sınırlamalar, rekabetçi bir pazarın oluşabilmesi, işletilebilmesi ve sürdürülebilmesini sağlayarak dürüst ve bozulmamış rekabet ortamının varlığını korumayı amaçlamaktadır. Haksız rekabet hükümleri ile korunmaya çalışılan dürüst ve bozulmamış rekabet ortamının varlığı ise sadece rakipleri, yani pazarda bulunan teşebbüsleri değil, piyasanın bütün katılanlarının menfaatlerini korumayı amaçlamaktadır. Bu sebeple haksız rekabet hükümleri daha geniş bir kitleye hitap ettiğinden müşterileri, tüketicileri de etkileyen haksız rekabet halleri Türk Ticaret Kanunu kapsamına alınmıştır. Seçilmiş bazı malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerin tedarik fiyatının altında satışa sunmak, bu sunumları reklamlarında özellikle vurgulamak ve bu şekilde müşterilerini, kendisinin veya rakiplerinin yeteneği hakkında yanıltmak suretiyle oluşan haksız rekabet halinde de hem pazardaki rakipler hem de müşterilerin menfaatleri korunmak istenmektedir. Bu haksız rekabet haline doktrinde mostra ile avlama veya tuzak fiyat uygulaması denmektedir. Nitekim bu haksız rekabet halinde, teşebbüs dürüstlük kuralına aykırı olarak, seçtiği bazı malları tuzak olarak kullanmakta ve müşterilerini yanıltmaktadır. Bu yanıltma hali serbest piyasa ekonomisinde dürüstlük kuralına aykırı olarak rekabet ortamının bozulmasına sebebiyet verdiğinden Türk Ticaret Kanunu'nda özel olarak sayılan haksız rekabet halleri arasında düzenlenmiştir. Bu nedenle çalışmamızda öncelikle haksız rekabetin genel özellikleri, tuzak fiyat uygulamasının Türk Ticaret Kanunu kapsamındaki koşulları ve hukuki niteliği, tuzak fiyat uygulamasının reklam hukukundaki yeri, tuzak fiyat uygulaması halinde açılabilecek davalar ve geçici hukuki koruma yolları incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Tuzak Fiyat Uygulaması, Mostra İle Avlama, Tedarik Fiyatı, Müşteri, Yanıltma, Haksız Rekabet, Hukuki Sorumluluk.

DampingHaksız rekabetHukuki sorumluluk+4
Hüsniye Has
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Asliye ticaret mahkemelerinin görev alanı

Asliye ticaret mahkemelerinde ticari davalar ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri görülmektedir. Ticari davalar ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerinde ticaret hukukuna özgü kurallar uygulandığından, bu dava ve çekişmesiz yargı işlerinin görülmesi detaylı bilgi ve uzmanlık gerektirmektedir. Bu nedenle asliye ticaret mahkemeleri özel bir mahkeme niteliği taşımaktadır. Tez 2 bölümden oluşmaktadır. Tezin ilk bölümünde asliye ticaret mahkemelerinin yapısı ve yargı teşkilatı içindeki yeri, asliye ticaret mahkemelerinin ortaya çıkışı, asliye ticaret mahkemelerinin diğer mahkemelerle olan ilişkisi ile ilgili açıklamalar yapılmıştır. İkinci bölümde genel olarak dava ve çekişmesiz yargı işi kavramlarıyla ve asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğu dava ve çekişmesiz yargı işleriyle ilgili açıklamalar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ticari dava, Ticari Nitelikte Çekişmesiz Yargı İşi, Tacir, Ticari İşletme, Türk Ticaret Kanunu, Görevli Mahkeme.

Asliye Ceza MahkemeleriAsliye Hukuk MahkemeleriGörev alanı+4
Bahar Bozkurt
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Biyoteknolojik buluşların korunması

Biyoteknoloji sektörü tıp, tarım ve hayvancılık, ilaç, endüstri ve çevre gibi alanlarda hızla büyüyen önemli bir sektör olarak dünya ekonomisindeki yerini almaktadır. İnsan yaşamı ve eko-sistemine pek çok alanda doğrudan etkili olan biyoteknolojik gelişmeler, bunlara ilişkin buluşların ekonomik değerini artırmış, kimi zaman patent hukukunun sınırlarını zorlayan düzenlemelerin ve mahkeme kararlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu bağlamda, zorlu aşamalardan sonra kabul edilebilen 6 Temmuz 1998 tarihli, 98/44/AT sayılı Biyoteknolojik Buluşların Korunmasına İlişkin Avrupa Birliği Yönergesi, hem üye ülke uyumlaştırma çalışmalarında hem de yargı ve doktrinde pek çok tartışmaya neden olmuş, halen de söz konusu tartışmalara nokta konamamıştır. Söz konusu AB Yönergesi haricinde konuya ilişkin kapsamlı ve detaylı başka bir hukuki belgenin bulunmayışı, Yönerge'nin hem önemini artırmakta hem de onu eleştirilerin odağı haline getirmektedir. Konunun çok önemli olan etik yanı bir yana, patent hukuku tekniği açısından da sıkıntılar bulunduğu göze çarpmaktadır. Konuya ilişkin Yüksek Mahkeme kararları, uzman grup raporları, farklı ülke uygulamaları ve literatür göstermektedir ki daha uzunca bir süre tartışmalar tüm hızıyla devam edecektir. Avrupa Patent Sözleşmesi'nin Yönerge hükümlerini Uygulama Kuralları içerisine aktarması, Yönerge'nin üye ülke uyumlaştırma çalışmalarında yeknesaklığı sağlayamayan AB için, Avrupa patenti ile ulusal patente uygulanacak hukuk açısından farklılıklar ortaya çıkararak, kaotik bir ortam oluşmasına neden olmuştur. Türkiye ise Gümrük Birliği üyeliği ve AB adaylık statüsü devam etmekteyken, aynı zamanda Avrupa Patent Sözleşmesi'ne taraf olması dolayısıyla, AB'de yaşanan karmaşadan kendine düşen payı almıştır. Gelişmekte olan ülkeler statüsünde bulunan Türkiye, ulusal patentlerini ve araştırmacılarını desteklemek gayesi ile Yeni Sınai Mülkiyet Kanunu ile getirdiği düzenlemeler çerçevesinde Yönerge'den kısmen ayrılsa da Avrupa patenti için uygulanacak olan Avrupa Patent Sözleşmesi, Yönerge hükümlerini Uygulama Kuralları ile dikte ettiği için, ne yazık ki, ülkemizdeki Avrupa patentleri, ulusal patentlerden avantajlı konuma gelebilecektir. Bu bağlamda kimi AB ve/veya APS üyesi ülkelerce, söz konusu sakıncayı ortadan kaldırmaya yönelik alınan önlemlerin benzer hukuk tekniği uygulanmak sureti ile ülkemizde de öngörülmesi yerinde olacaktır. Anahtar Kelimeler: Biyoteknoloji, Patent, Buluş, Biyoteknolojik Buluş, Patent Hakkı.

Avrupa Patent SözleşmesiBiyoteknolojiBiyoteknoloji sektörü+4
Nüket Evrim Karaturp
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Limited ortaklıklarda haklı sebeple ortağı çıkarma

Limited ortaklıklar sermaye ortaklığı olsa dahi yapıları itibarıyla sermaye ortaklıklarından farklıdır. Bu farklılıklardan biri, ortakların ortaklık içindeki uyumu gelir. Limited ortaklıklarda kuruldukları vakit ortaklar arasında sorunların olacağı en uzak ihtimallerden biri olarak kabul edilir, çünkü ortak bir gayenin var olduğu bilinir. Ortaklar arasındaki sorun ne kadar büyürse ortaklık açısından o kadar büyük sıkıntılar olabilir. Bu yüzden bazen ortaklardan birinin veya birkaçının ortaklıktan uzaklaştırılması sorunların çözümüne olanak sağlayacaksa ortaklığın sona ermesi yerine sorun çıkaran ortakların ortaklıktan uzaklaştırılması en uygun çözüm olacaktır. Bu sebeple limited ortaklıklarda çıkma ve çıkarılma gibi imkanlar verilmiştir. Limited ortaklıklarda haklı sebeple çıkarma, ortağın ortaklıkla ilişkisinin çeşitli sebeplerle sona ermesidir. Ortaklık içinde sorun yaratan ortağın ortaklıkla ilişkisinin sona erdirilmesi ile limited ortaklığın ticaret hayatına devamı sağlanır. Ancak limited ortaklıktan ortak haklı sebeple çıkarılması için ortaklığın geçirmesi gereken belirli bir prosedür vardır. Bunun için en başta ortaklığın toplanıp ortaklık genel kurulunda ortağın çıkarılması için dava açılması kararı alması gerekir. Bu kararda ortağın çıkarılması için gereken sebeplerle beraber ayrıntılı olarak sorunlar belirtilmelidir. Daha sonra yetkili ve görevli mahkemede davanın açılması ve çıkarma kararının kesinleşmesi beklenmektedir. Hakim bu kararı alırken ortak ile ortaklık arasındaki menfaat dengesi, sorunların sebebi olan olgularını dikkate alır ve haklı bir sebeple ortağın çıkarılıp çıkarılmayacağını inceleyecektir. Çıkarma kararı alınmasından sonra ortağın ortaklıkla ilişiğinin kesilmesi sonucunda ortaklıkla arasındaki mali ve şahsi konular gündeme gelir. Çalışmamız limited ortaklık içinde olan sorunlar sebebiyle bir ortağın haklı sebeple çıkarılması ve sonuçları üzerinedir. Anahtar Kelimeler: Limited Ortaklık, Haklı Sebep, Haklı Sebeple Çıkarma, Ayrılma Payı.

Fatih Cemal Karaaytu
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
10
DoktoraAçık ErişimTR

Örtülü kazanç aktarımı

Sermaye Piyasası Kanunu'nun amacı, sermaye piyasasının işleyişinin güvenli bir biçimde sağlanmasına ve yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunmasıdır. Bu amaçla yatırımcıların(halka açık anonim ortaklık pay senedi sahiplerinin); yatırımlarını gerçekleştirirken kararlarını doğru bilgilere dayanarak vermelerini sağlamak, şirketin kontrolüne sahip olan şahısların kişisel menfaatlerinden bağımsız olarak sadece şirketin menfaatleri doğrultusunda hareket etmelerini temin etmek üzere SerPK kendi içinde düzenlemeler barındırmaktadır. Bunlardan biri de SerPK madde 21 hükmüdür ve SerPK'nın amaçları doğrultusunda bir özel hüküm niteliği taşımaktadır. Söz konusu hükmün ratio legis'inin, halka açık anonim ortaklığın; ilişkili kişiler ile yapılan işlerde emsallere, piyasa teamüllerine uygun, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine uygun işlemler gerçekleştirmesini sağlamak suretiyle, ortaklık pay sahiplerinin menfaatlerinin korunması olduğu anlaşılmaktadır. SerPK madde 21'de sayılan yapılan işlem sonucu; halka açık ortaklığın, kolektif yatırım kuruluşunun, bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının; kârlarını azaltmak, malvarlıklarını azaltmak, kârlarının artmasını engellemek, malvarlıklarının artmasını engellemek, kârlarını korumak veya artırmak için yapmaları beklenen faaliyetleri yapmamak, malvarlıklarını korumak veya artırmak için yapmaları beklenen faaliyetleri yapmamak suretiyle ilişkili oldukları kişilerin kârlarının ya da malvarlıklarının artmasını sağlamak şeklinde aktif veya pasif davranışlarla kazanç aktarımında bulunmaları yasaklanmıştır. Konunun vergi hukukunda, Kurumlar Vergisi Kanunu m. 13'te transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı adıyla düzenlenmekte olduğu görülmektedir. Şüphesiz vergi hukukunda gözetilen amaçlarla sermaye piyasası hukukunun izlediği amaçlar arasındaki farklılık, maddi unsurları benzeyen bu iki düzenlemeyi birbirinden ayırmaktadır. Konunun vergi hukuku ve maliye boyutu bağlamında eserler mevcuttur. Buna mukabil bu tez ile SerPK düzenlemesinin ardından konunun özel hukuktaki yeri ve sonuçları ile spesifik olarak konunun Borçlar Hukuku, Ortaklıklar Hukuku ve Sermaye Piyasası Hukuku yönlerinden araştırılması hedeflenmektedir.

Borçlar hukukuKar aktarımıSermaye Piyasası Kanunu+4
Ece Deniz Günay
Galatasaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anonim ortaklıklar hukukunda özel denetim

Anonim şirketlerde pay ve oy çoğunluğunu elinde bulunduranlar bir araya geldikleri zaman, hâkimiyeti elinde bulundurdukları için şirket yönetimini etkileyecek kararları alarak, kendi kararları doğrultusunda şirketi yönlendirebilirler. Çoğunluğu elinde tutanların gücü karşısında azlık ve münferit pay sahiplerinin korunması, onlara bazı bireysel haklar tanınması ile sağlanmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın konusu Anonim Ortaklıklar Hukuku'nda Özel Denetim'dir. TTK'nin "pay sahibinin kişisel haklarıˮ ana başlığı ve V. numaralı özel denetim isteme hakkı alt başlığı altında TTK m.438 ve 444' da düzenlenen özel denetim isteme hakkı, anonim ortaklıkta önemli bir bireysel ortaklık ve azlık haklarından birisini oluşturmaktadır. Aydınlatıcı haklar olarak adlandırılan bilgi alma ve inceleme hakkı ile özel denetim isteme hakları; şirketin faaliyetleri, işlemleri, ekonomik durumu hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan pay sahiplerinin, bu haklarını kullanarak daha bilinçli olmalarını sağlarlar. Bu iki hak, hem önleyici hem de telafi edici niteliktedir

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerDenetim+3
Gözde Engin Günay
Galatasaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anonim ortaklık genel kurul kararlarının iptaline bağlanan hukuki sonuçlar

Anonim ortaklıkların genel kurul kararları kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı ise bu kararlar iptal edilebilir niteliktedir. Bir genel kurul kararı hakkında iptal davası açılması kararın uygulanmasına engel değildir, yani iptal kararı verilene karar karar uygulanabilir niteliktedir. Genel kurul kararları iptal edildiğinde, mahkemenin hükmünün geçmişe etkili sonuç doğuracağı kabul edilmektedir. Ancak iptal kararı verilene kadar, genel kurul kararı uygulanabilir olduğundan, geçmişe etkililik ilkesinin sınırsız şekilde uygulanması üçüncü kişilerin menfaatlerini olumsuz etkilemesi ya da hukuk güvenliği ilkesinin ihlal edilmesi mümkün olacaktır. Bu nedenle genel kurul tarafından alınan kararın uygulanması üçüncü kişilerin menfaatlerini de etkiliyorsa ya da iptal kararının geçmişe etkili olarak uygulanması hukuk güvenliğini ihlal ediyorsa, bu ihtimalde iptal kararının ileri etkili sonuç doğurması ya da geçmişe etkililik ilkesinin sınırlı şekilde uygulanması gerekmektedir.

Emin Çamurcu
Galatasaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni bitki çeşitlerine ait ıslahçı haklarının korunması

Islahçı hakkı, bitki çeşitleri üzerinde tanınan bir fikri mülkiyet hakkıdır. Bitki çeşitleri üzerinde ıslahçı hakkı tanınmasının amacı, ıslah faaliyetini teşvik etmektir. Islah faaliyetinin amacı ise, yüksek verimliliğe sahip, hastalıklara karşı dayanıklı ve kaliteli bitki çeşitleri elde etmektir. Türkiye'de bitki çeşitleri üzerindeki ıslahçı hakkı, 8 Ocak 2004 tarihli ve 5042 sayılı Kanun ile düzenlenmiştir. Kanun, UPOV Sözleşmesi (Yeni Bitki Çeşitlerinin Korunması Hakkında Uluslararası Sözleşme) ve Avrupa Birliği Topluluk Bitki Çeşidi Haklarına ilişkin Konsey Tüzüğü'nü temel almaktadır. Islahçı hakkının tanınabilmesi için, bitki çeşidinin, yeni, farklı, yeknesak, durulmuş ve uygun bir çeşit ismine sahip olması gerekmektedir. Islahçı hakkı, sahibine, çeşidin üretimi, çoğaltımı, çoğaltım amacıyla hazırlanması, satışa arz edilmesi, satılması veya diğer şekillerde piyasaya sürülmesi, ihraç edilmesi, ithal edilmesi ve depolanması yetkilerini tanır. Bu yetkilerin sınırlandırılma hallerinden biri olan çiftçi istisnası, ıslahçı hakkının korunmasına ilişkin düzenlemelerde önemli bir yer teşkil eder. Islahçı hakkı, hukuki işlemlere konu olabileceği gibi; hakkın tecavüze uğraması halinde, hak sahibi, hakkını korumak için, Kanun'da öngörülmüş olan hukuk ve ceza davalarını açabilir. Türkiye'de uygulaması yeni yeni gelişmekte olan bu fikri mülkiyet hukuku düzenlemesi, gitgide artan ıslahçı hakkı tescil başvuruları ve Türkiye'nin 18 Kasım 2007 tarihi itibariyle UPOV'a üye olması ile birlikte daha da önem kazanmıştır.

Bitki korumaBitki ıslahıFikri ve sınai mülkiyet hakları+1
Ayşe Özkan
Galatasaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Multimedya eserlerin fikir ve sanat eserleri hukuku kapsamında korunması

Multimedya eserler, teknolojinin gelişimi ile ortaya çıkmış, karmaşık ve kompleks bir yapıya sahip eserlerdir. Ancak, şu an için multimedya eserleri tanımlayan ve bu tür eserlere özgülenmiş bir koruma sistemini düzenleyen bir hukuk mevcut değildir. Bu husustaki eksiklik, multimedya eserlerin ekonomik değerinin ve gücünün artması ile daha fazla hissedilmeye başlanmıştır. Bu noktada, fikir ve sanat eserleri hukukunun multimedya eserleri koruma hususundaki yeterliliğinin tetkik edilmesi gerekmektedir. Söz konusu çalışma, multimedya eser tanımını tespit etmeyi ve bu tanım çerçevesinde mevcut fikir ve sanat eserleri hukuku sistemi içerisinde multimedya eserlerin eser niteliğini irdelemeyi ve söz konusu sistemin yeterliliğini multimedya eserler bakımından ele almayı amaçlamaktadır.

Fikir ve Sanat Eserleri KanunuFikri mülkiyet hukukuMultimedya
Adnan Eren Ürey
Galatasaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gayrimenkul yatırım ortaklığı

Türkiye, gerek hızlı şehirleşme sebebiyle artan altyapı ihtiyacını, gerek hızlı nüfus artışı sebebiyle artan konut ihtiyacını karşılayabilmek için gayrimenkul alanında yatırımlara ihtiyaç duymaktadır. Türkiye'de gayrimenkul yatırımı yapmak, bir yandan ülkenin içinde bulunduğu gayrimenkul projesi ihtiyacı sebebi ile, diğer yandan da gayrimenkul yatırımının yatırımcısına sağladığı enflasyona karşı koruma ve düşük volatilite gibi avantajlar bakımından tercih edilir hale gelmiştir.Gayrimenkul yatırımcısı bu yatırımı doğrudan yapabileceği gibi dolaylı da yapabilmektedir. Gayrimenkule dolaylı yatırımdan kastedilen, yatırımcının gayrimenkul üzerinde doğan hakka bizzat yatırım yapmaktan ziyade, gayrimenkule doğrudan yatırımı hali hazırda yapmış olan fonlar ve yatırım ortaklıklarına yatırım yapmayı tercih etmesidir. Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının hisse senetleri ile, bunların ihraç ettikleri gayrimenkule dayalı menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarına yatırım yapılması halinde gayrimenkule dolaylı yatırım yapılmış olmaktadır. ?Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı? isimli bu çalışmada, Türkiye'de sermaye piyasalarında faaliyet gösteren küçük yatırımcıya, gayrimenkule dolaylı yoldan yatırım yapma imkânı tanıyan bu kurumsal yatırımcı tipi hukukî yönden incelenmektedir.Türkiye'de kurulan gayrimenkul yatırım ortaklıkları, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 32, 35 ve 36. maddelerine dayanılarak, Sermaye Piyasası Kurulu'nun çıkartmış olduğu Seri: VI, No: 11 sayılı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği'nde düzenlenmektedir. Bu sebeple, çalışma ağırlıklı olarak bu Tebliğ hükümleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bununla birlikte, çalışmada tebliğe nazaran, üst norm niteliğinde olan, kanun hükümlerinden de yararlanılmıştır. Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının hukuki yapısı ve faaliyetlerini ilgilendirdiği ölçüde, Sermaye Piyasası Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve ilgili başka kanun hükümleri üzerinde de durulmaktadır. Bu kanunlardan, gayrimenkul yatırım ortaklığının en yakından ilgili olduğu, Sermaye Piyasası Kanunu'dur. Ancak, Sermaye Piyasası Kanunu'nun çerçeve kanun niteliğinde olması sebebi ile sadece çerçevesini çizdiği pek çok konunun ayrıntısı Sermaye Piyasası Kurulu'nun çıkarttığı çeşitli tebliğlerde bulunduğundan, çalışmanın kaynaklarının araştırılmasında, Sermaye Piyasası Kurulu'nun tebliğlerinden de sıklıkla faydalanılmıştır. Yararlanılan tebliğlerden başlıcaları Seri: I, No: 26 sayılı Hisse Senetlerinin Kurul Kaydına Alınması ve Satışına İlişkin Esaslar Tebliği, Seri: III, No: 35 sayılı Varlık Finansmanı Fonlarına ve Varlığa Dayalı Menkul Kıymetlere İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ, Seri: III, No: 19 sayılı Gayrimenkul Sertifikalarının Kurul Kaydına Alınmasına İlişkin Esaslar Tebliği, Seri: V, No: 59 sayılı Portföy Yöneticiliği Faaliyetine ve Bu Faaliyette Bulunacak Kurumlara İlişkin Esaslar Tebliği'dir.Çalışmanın konusu, Türkiye'deki gayrimenkul yatırım ortaklıklarının hukukî yönden incelenmesi olduğundan, yukarıda görüldüğü gibi, Türk mevzuatından ve Türk mevzuatı hakkındaki kaynaklar olan Türk doktrini ve içtihadından ağırlıklı olarak yararlanılmıştır. Gerek gayrimenkul yatırım ortaklıklarının faaliyet gösterdiği saha olan sermaye piyasaları, gerek gayrimenkul yatırım ortaklığı kurumunun dünyadaki ilk modern örnekleri ABD'de görülmüş olduğundan, çalışmada ABD menşeli doktrinel kaynaklara da yer verilmiştir.İlk örneklerini ABD'de gördüğümüz, ortaklık temelinde gayrimenkul yatırımı modeli, ABD'deki başarılı yükselişini takiben, Avrupa Birliği ülkelerinde de bir yatırım modeli olarak uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine aday ülke olması ve hukuk sisteminin Kıta Avrupa'sı hukuk sistemlerine, ABD'ye nazaran daha yakın olması sebebi ile, düzenleme bulunduğu ölçüde AB hukukuna ve çeşitli AB ülkelerindeki ve İsviçre'deki gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ilişkin mevzuat ve doktrine de çalışmada yer verilmiştir.Çalışmanın özellikle açıklama ve öneri gerektiren yerlerinde, ABD, AB ve çeşitli Avrupa ülkeleri hukukuna ilişkin bilgiler ve Türk hukuku ile karşılaştırmalar yer almaktadır. Bununla birlikte çalışma, incelenen her bir yabancı hukukun yerleşmiş içtihadı, ülkesindeki doktrinel görüşleri ve uygulamadaki eğilimlerini kapsayacak boyutta, bir karşılaştırmalı hukuk çalışması niteliğinde değildir. Yabancı hukuka, ülkemizdeki mevzuatın yorumlanması ve zaman zaman da mevzuatın de lege feranda değiştirilmesi gerektiği düşünüldüğü durumlarda, öneri getirmek amacı ile yer verilmiştir.Çalışma, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının hukuki incelemesini yaparken, ortaklığa iki temel perspektiften yaklaşmaktadır. Bunlardan ilki, gayrimenkul yatırım ortaklığının, bir hak süjesi olarak hukuk sistemi içinde teşekkül edişini ve sona ermesini, yani hukuki yapısını incelemektedir. Daha açık ifadesi ile, gayrimenkul yatırım ortaklığının tüzel kişilik kazanmasının koşulları ve bunun aşamaları ile, tüzel kişiliğinin sona ermesi ve bunun koşulları üzerinde durmaktadır. İlk bölümde, tüzel kişiliğini ne şekilde kazandığı ve kaybettiği tespit edilen gayrimenkul yatırım ortaklığının, ikinci bölümde, bir hak süjesi, tüzel kişi olarak hukuk düzeni içerisinde faaliyetleri üzerinde durulmaktadır. Bu bölümde ortaklığın özellikle yatırım ve finansmana ilişkin faaliyetleri ve bunların sonuçları üzerinde durulmaktadır.Çalışmanın bu ilk ikili ayrımında, her bölüm ağırlıklı olarak, özel hukukun iki ana branşından birini ilgilendirmektedir. Şöyle ki, gayrimenkul yatırım ortaklığının tüzel kişilik kazanma ve kaybetmesine ilişkin koşul ve aşamaları inceleyen ilk bölüm ağırlıklı olarak ortaklıklar hukuku ve bununla bağlantılı bulunan sermaye piyasası hukukunu ilgilendirmektedir. Bir tüzel kişi olarak gayrimenkul yatırım ortaklığının hukuki işlemleri ve bununla bağlantılı hususların incelendiği ikinci bölüm ise, esas itibariyle medeni hukuk ve bununla bağlantılı bulunan borçlar hukukunu ilgilendirmektedir.Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının tüzel kişiliğini edinmesi ve sona ermesine ilişkin ilk bölüm kendi içinde dört alt başlıktan meydana gelmektedir. Bu başlıklar sırasıyla; uygulanacak hükümlerin belirlenmesi, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kuruluşu, kuruluş sonrası zorunlu merasimler ile gayrimenkul yatırım ortaklıklarının sona erme sebepleri ve tasfiyesidir. Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının tüzel kişiliğine hasredilmiş olan ilk bölümde, öncelikle gayrimenkul yatırım ortaklıklarına uygulanacak hükümlerin hangileri olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bir kere uygulanacak hükümler tespit edildikten sonra, tüzel kişiliğin kurulması aşamaları açıklanmıştır. Gayrimenkul yatırım ortaklığı bir tüzel kişi olarak kurulduğu anda, hukuki teşekkülünü gerçek anlamda tamamlamış olmaz. Ortaklığın meydana gelmesinden itibaren belirli süreler içinde (portföyü oluşturma, halka açılma gibi) bir takım işlemleri yerine getirmesi gerekmektedir, aksi takdirde ortaklık gayrimenkul yatırım ortaklığı sıfatı ile faaliyet gösterme yetkisini yitirecektir. Bu sebeple ilk bölümün üçüncü alt başlığı, kuruluş sonrası zorunlu merasimlerin tetkikine ayrılmıştır. Bölümün son alt başlığı ise, kurulmuş ve gayrimenkul yatırım ortaklığı sıfatı ile faaliyet gösterme hakkını kazanmış bir ortaklığın hangi sebepler ile sona ereceği ve tasfiye edileceği konularına açıklık getirmektedir.Gayrimenkul yatırım ortaklıklarına uygulanacak hükümlerin belirlenmesine ilişkin ilk bölümün ilk alt başlığı altında Medeni Kanun ve Türk Ticaret Kanunu'nun, uygulanacak hükümlerin belirlenmesine ilişkin ilkeleri uyarınca bir sıralama yapılmaktadır. Esasen, uygulanacak hükümlerin belirlenmesi meselesi, gayrimenkul yatırım ortaklığı gibi bir kurumun hukuki açıdan incelenmesinde, olağan hallerde kısa bir yer tutması beklenebilecek konudur. Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları Tebliği'nde düzenlenen hükümler, şayet bir kanunda düzenlenmiş olsa idi uygulanacak hükümler belki bir cümle açıklanabilirdi. Ancak, ülkemizde bu kurumun gerek kuruluşunu, gerek faaliyetlerini düzenleyen emredici hükümlerin, kanun yerine, normlar hiyerarşisinde yönetmelik seviyesinde bulunan bir tebliğ ile düzenlenmiş olması, uygulanacak hükümlerin belirlenmesinde önemli güçlüklerin çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu güçlüklerin aşılması amacıyla özellikle, Tebliğ'i hazırlayıp yayınlayan Sermaye Piyasası Kurulu'nun böyle bir düzenleyici işlem yapma konusundaki yetkisinin sınırları ile Tebliğ'in normlar hiyerarşisi bakımından kanun düzenlemeleri karşısındaki sınırları üzerinde durulmuştur.Birinci bölümün ikinci alt başlığı altında gayrimenkul yatırım ortaklığının tüzel kişi olarak hukuk sahasına çıkması amacıyla hangi aşamalardan geçileceği üzerinde durulmaktadır. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları anonim ortaklık şeklinde kurulduğundan, esasen gayrimenkul yatırım ortaklığının kuruluşunda da bir anonim ortaklık kuruluşunda olması gereken tüm aşamalardan geçilmesi gerekmektedir. Ancak tezin hedefleri arasında genel olarak anonim ortaklıklarının kuruluşunun açıklanması olmadığı için, bu açıklamaların yapılması genel eserlere bırakılıp, söz konusu başlık altında yalnızca gayrimenkul yatırım ortaklıklığının kuruluşunun, anonim ortaklığı kuruluşuna nazaran özel bir durum oluşturduğu haller üzerinde durulacaktır. Bu bağlamda gayrimenkul yatırım ortaklığının esas sözleşmesini hazırlayacak olan, kurucu ve lider sermayedarlarda bulunması gereken niteliklerin neler olduğu ile, esas sözleşmede yer alması gereken unsurlar, ortaklığın unvanı, amaç ve konusu, asgari sermayesi ve ayni sermaye koyma imkânları üzerinde durulmuştur. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları zorunlu olarak kayıtlı sermayeli olarak kurulmak durumunda olduğundan, ortaklığın, Sermaye Piyasası Kurulu'ndan kuruluş izninin yanı sıra kayıtlı sermaye izni de alması gerekmektedir. Sermaye Piyasası Kurulu'ndan alınan bu izin ve görüşlerin yanı sıra, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'ndan alınacak kuruluş izni ile, ortaklığın Ticaret Sicili'ne tescili mümkün olacaktır. Ticaret Sicili'ne tescil ve bunun ilanı ile ortaklık hukuk sahasına bir tüzel kişilik olarak çıkmış olmaktadır.Yukarıda da işaret edildiği gibi, gayrimenkul yatırım ortaklığının, bu sıfatını koruyarak faaliyetlerine devam edebilmesi için kuruluşunu takiben bir takım zorunlu merasimleri gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bu merasimlerden ilki, Sermaye Piyasası Kurulu'ndan portföy işletmeciliği faaliyet izni alınmasıdır. Gayrimenkul yatırım ortaklığının, ticari kazancını yalnızca, oluşturduğu gayrimenkul portföyünü işleterek kazanması gerekmektedir. Ortaklığın başka türlü bir ticari faaliyet yapması Tebliğ ile yasaklanmıştır. Bu sebeple faaliyetlerine devam edebilmesi ancak portföy işletmeciliği faaliyet iznini edinmesi ile mümkün olur. Portföy işletmeciliği faaliyet izni talebi ile birlikte, ortaklığın halka açık anonim ortaklık statüsünü edinmesi talebi değerlendirilmektedir. Ortaklığın faaliyetlerine devam edebilmesi için, ödenmiş sermayesinin en az %49'unu kamuya arz etmesi gerekmektedir. Ortaklığın halka arz olunan hisse senetlerinin, borsaya kote olması zorunludur. Bu sebeplerle çalışmanın bu bölümünde, kuruluştan sonra zorunlu merasimler çerçevesinde, portföy işletmeciliği faaliyet izni edinilmesi, halka açık anonim ortaklık statüsünün elde edilmesi ve buna bağlı olarak hisse senetlerinin kote edilmesi hususları incelenmiştir.Hukuk sahasına bir tüzel kişilik olarak çıkıp, gayrimenkul yatırım ortaklığı sıfatını koruma şartlarını edinen ortaklığın sona ermesi hususu, ortaklığın hukuki yapısına ilişkin ilk bölümün son alt başlığı altında değerlendirilmektedir. Tıpkı tüzel kişiliğin kuruluşunun incelendiği ikinci alt başlıkta olduğu gibi, tüzel kişiliğin sona ermesine ilişkin bu alt başlıkta da yalnızca gayrimenkul yatırım ortaklıklarına özellik arz eden sona erme sebeplerine değinilmektedir. Gayrimenkul yatırım ortaklığı bir anonim ortaklık olarak kurulduğu için, anonim ortaklığın sona ermesine sebebiyet veren her husus, gayrimenkul yatırım ortaklığının da sona ermesine sebep olacaktır. Çalışmada yalnızca gayrimenkul yatırım ortaklıklarına özel olabilecek butlan, fesih ve infisah hallerine değinilmektedir. Ortaklığın hukuki yapısına ilişkin bu bölümde son olarak ortaklığın tasfiye ve terkinine değinilmektedir. Burada da alelade anonim ortaklıklardan farklı olarak gayrimenkul yatırım ortaklıklarına uygulanabilecek tedrici tasfiye hükümleri üzerinde durulmaktadır.Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının ne şekilde kurulduğuna ve sona erdiğine ilişkin hususları birinci bölümde açıklığa kavuşturduktan sonra, ortaklığın faaliyetlerine ilişkin hususlar ikinci bölümde açıklanmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi ortaklığın Tebliğ ile izin verilen tek ticari faaliyeti, portföy işletmeciliğidir. Bu sebeple ikinci bölümün ilk alt başlığı altında portföy işletmeciliği faaliyetine hâkim ilkeler üzerinde durulmakta, ikinci alt başlık altında gayrimenkul portföyü işletmecisi olarak Tebliğ ile izin verilen faaliyetler üzerinde durulmaktadır. İkinci bölümün son iki alt başlığı altında ise ortaklığın bir sermaye piyasası kurumu olmasından kaynaklanan faaliyetleri ve bu faaliyetlerin sonuçları üzerinde durulmaktadır. Üçüncü alt başlık altında gayrimenkul yatırım ortaklığının Tebliğ'de belirlenmiş olan, sermaye ve para piyasası faaliyetlerinin neler olabileceği açıklanmakta, dördüncü alt başlık altında ise ortaklığın bir sermaye piyasası kurumu olması sebebi ile Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine tabi olması üzerinde durulmaktadır. Aynı başlık altında ortaklığın faaliyetlerinden kaynaklanan kazancının vergi avantajları açıklanmaktadır.Gayrimenkul yatırım ortaklığının faaliyetlerinin değerlendirildiği ikinci bölümün ilk alt başlığı, ortaklığın esas faaliyeti olan portföy işletmeciliği faaliyetine hâkim ilkelerin açıklanmasına hasredilmiştir. Gayrimenkul yatırım ortaklığının portföy işletmeciliği faaliyetlerine ilişkin uluslararası alanda kabul görmüş bir takım ilkeler vardır. Öncelikle bu ilkeler üzerinde durulmuş, ardından Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Tebliği'nde bu ilkeler ile de bağlantılı olacak şekilde yer alan portföy işletmeciliği ilkeleri açıklanmıştır.Gayrimenkul yatırım ortaklığının portföy işletmeciliğine hâkim ilkeleri de göz önünde bulundurarak, yapacağı esaslı faaliyet ikinci bölümün ikinci alt başlığı altında açıklanan gayrimenkul portföyü işletmeciliğidir. Gayrimenkul portföy işletmeciliği esas itibariyle iki ana yatırım kolundan oluşmaktadır. Bunlar, gayrimenkule dayalı haklara yatırım ve gayrimenkule dayalı projelere yatırımdır. Bu alt başlık altında, gayrimenkule dayalı ayni ve nispi haklardan hangilerine yatırım yapılmasının mümkün olduğu açıklanmıştır. Portföy işletmeciliği faaliyetlerinden gayrimenkule dayalı projelere yatırım hususu da ayrıntısı ile iki aşamada açıklığa kavuşturulmuştur. Bunlar; üzerinde proje geliştirilmesine Tebliğ ile izin verilen gayrimenkullerin hangileri olduğu ile, projenin yüklenilmesinde gayrimenkul yatırım ortaklığının hangi hukuki yöntemleri tercih edebileceğidir.Çalışmanın ikinci bölümünde açıklanan, gayrimenkul yatırım ortaklıkları faaliyetlerinden, sermaye ve para piyasası faaliyetlerine, bu bölümün üçüncü alt başlığında yer verilmiştir. Gayrimenkul yatırım ortaklığının para ve sermaye piyasasındaki faaliyetleri, yatırım faaliyeti ve finansman sağlama faaliyeti olarak iki başlık altında değerlendirilmiştir. Sermaye ve para piyasalarına yapılan yatırımlarda, ortaklığın esas faaliyet sahası göz önünde bulundurularak, gayrimenkule ilişkin sermaye piyasası araçlarına yapılan yatırımlara özel bir önem atfedilmiştir. Benzer şekilde, sermaye ve para piyasası faaliyetleri ile finansman elde etmenin amaçlandığı durumlarda da gayrimenkul piyasası ile doğrudan alakalı olan gayrimenkul sertifikaları ve varlığa dayalı menkul kıymet ihraçları üzerinde özellikle durulmuştur.Gayrimenkul yatırım ortaklığı bir sermaye piyasası kurumu olduğu için Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine tabi bulunmaktadır. Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine tabi olması ile, bir sermaye piyasası kurumu olması sebebiyle elde ettiği vergi avantajlarından yararlandırılması hususları ikinci bölümün son başlığı altında değerlendirilmektedir. Ortaklığın Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine tabi tutulması konusu, öncelikle bu denetimde tabi olunan esasların incelenmesi yolu ile açıklanmıştır. Denetimde bağlı olunan esaslar, denetimi yapan Sermaye Piyasası Kurulu'nun bağlı bulunduğu esaslar ile, denetlenen gayrimenkul yatırım ortaklığının denetime yardımcı faaliyetlerinde bağlı bulunduğu esasları da kapsayacak şekilde değerlendirilmiştir. Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetiminde, gayrimenkul yatırım ortaklığının gerek idari, gerek mali denetimi üzerinde ve bu denetimler sonucunda ortaklığın maruz kalabileceği yaptırımlar üzerinde durulmuştur. Gayrimenkul yatırım ortaklığı yalnızca Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine değil, aynı zamanda yoğun bir vergi denetimine tabi tutulmaktadır. Gayrimenkul yatırım ortaklığı, yalnızca Türkiye'de değil, dünyada da gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren diğer ortaklıklardan faklı olarak bir takım vergi avantajlarına sahiptir. Bu bölümde öncelikle, ortaklığa dünyada ve Türkiye'de neden vergi avantajları tanındığı üzerinde durulmaktadır. Bu sebepler de göz önünde bulundurularak, ortaklığın bugün Türkiye'de sahip olduğu vergi avantajları ve avantaja sahip olması gerekmesine rağmen diğer ortaklıklarla aynı vergi yükümlülüklerine sahip olduğu alanlar açıklanmaktadır.Çalışmanın sonuç bölümünde, sırası ile yukarıda özetlenen tüm bölümlerde varılan sonuçlar ve öneriler bir bütünlük içerisinde gösterilmiştir. Bunun yanı sıra genel bir değerlendirme yapılmış ve çalışmada yer alan açıklamalar ışığında, Türk gayrimenkul yatırım ortaklıklarının bugünkü mevzuat ve uygulama çerçevesinde dünyadaki benzerleri karşısındaki durumu karşılaştırılmıştır. Bu genel değerlendirmeler ışığında gayrimenkul yatırım ortaklıkları ile ilgili alanlarda araştırma yapmak isteyen kimselere yol gösterici nitelikte değerlendirme ve öneriler belirtilmiştir.

Gayrimenkul yatırım ortaklıklarıGayrimenkullerYatırım ortaklıkları
Deniz Ergene
Galatasaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00