
29
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Yere nüfuz eden radar görüntülerinde derin öğrenme ile askeri anlamda tehdit oluşturabilecek gömülü alanların tespiti
Gömülü kara mayınlarının ve el yapımı patlayıcıların varlığı, özellikle ordular için dünyanın birçok bölgesinde ciddi bir tehdittir. Gömülü nesneleri tespit etmek ve sınıflandırmak için literatürde çeşitli teknikler önerilmiş ve geliştirilmiş olmasına rağmen, yüksek doğruluk performansı sağlayan otomatik ve kullanımı kolay sistemler hala araştırılmaktadır. Evrişimsel Sinir Ağları (ESA) yakın zamanda görüntü sınıflandırma ve nesne algılama görevlerinde olağanüstü performans göstermiştir. Büyük miktarda veri ve donanım teknolojisindeki iyileşme, ESA'ndaki araştırmayı hızlandırmış ve son zamanlarda derin ESA mimarileri tanıtılmıştır. Dahası, yere nüfuz eden radar (YNR) yardımıyla gömülü nesnelerin tespiti için ESA da kullanılır hale gelmiştir. YNR, gömülü tehdit tespiti için en çok çalışılan yöntemlerden biridir. Bu tez çalışmasında kullanılan veriler araca monteli YNR sistemi kullanılarak toplanmıştır. Deneysel veri seti 8664 pozitif ve 8596 negatif YNR görüntüsünden oluşmaktadır. Bu tez çalışması, YNR verilerinde gömülü tehditlerin tespiti için yeni bir ESA mimarisi önermektedir. Önerilen ESA ile gerçekleştirilen sınıflandırmada 10 kat çapraz doğrulama kullanılmış ve ortalama yüzde 98 genel doğruluk elde edilmiştir. Önerilen ESA mimarisi literatürde bilinen farklı ESA mimarileri ile de kıyaslanmıştır. Ayrıca, filtre sayısı, optimizasyon çeşitleri, dropout oranı ve auto encoder downsampling gibi farklı parametreler ile de test edilerek önerilen mimarinin avantaj ve dezavantajları ortaya konulmuştur.
Savunma sistemlerinde test efor tahminlenmesi
Savunma projelerinde en temel sorunlardan biri projelerin büyüklüğünün ölçülmesi ve efor, maliyet tahminidir. Efor tahmini, yalnızca geliştirme faaliyetlerinin eforunu kapsamamaktadır, aynı zamanda test faaliyetlerini de kapsamaktadır. Yazılım geliştirme döngüsü için belirlenmiş efor tahmin yöntemleri olmasına rağmen, test faaliyetleri için efor tahmini genellikle kabaca tahmin edilmektedir. Bu nedenle, gerçek proje eforu, yanlış test eforu tahmini nedeniyle beklenenden daha uzun sürmektedir. Bu çalışmanın amacı, seçilen yazılım test ölçütlerini kullanarak test eforunu tahmin etmek için yeni bir yöntem önermektir. Bu seçilen yazılım test ölçütleri, önceki yazılım test efor tahmini yapan yöntemlerde göz ardı edilen ölçütlerdir. Bu amaçla, CMMI Seviye-3 sertifikalı bir savunma sanayi firmasının tamamlanmış 15 yazılım projesi incelenmiştir. Gerekli ölçütlerin seçimi için istatistiksel p-değeri kullanılmıştır. Yazılım test eforu ve yazılım test ölçütleri arasındaki ilişkiyi bulabilmek için Adımsal Doğrusal Regresyon Analizi (Stepwise Linear Regression Analysis) uygulanmıştır.Bu amaçla Minitab istatistik aracı kullanılmış ve bir yöntem önermek için Birisi Dışarıda Çapraz Doğrulama tekniği (Leave One Out Cross Validation-LOOCV) uygulanmıştır. Deneysel çalışmanın sonuçları, önerilen metodun Pred(0,25) ve Pred(0,30) değerlerinin 0,867' ye eşit olduğunu göstermektedir. Bu değerler, önerilen yöntemin test efor tahminlemesi için kabul edilebilir sonuçlar sağladığını göstermektedir.
Füze arayıcı başlığı için güvenilirlik analizi ve güvenilirlik iyileştirme çalışması
Güvenilirlik kavramı, özellikle savunma sanayii gibi stratejik değere sahip ve önemli miktarda yatırım ve iş gücü ile gerçekleştirilen projelerde kritik önemi haizdir. Güvenilirlik gereksinimleri tüm savunma sanayii projelerinin tasarım ve üretim öncesi belirlenen sistem seviyesi gereksinimleri arasında ön plana çıkmaktadır. Bu sebeple, sistem güvenilirliklerinin önceden saptanması ve iyileştirilmesi amacıyla, güvenilirlik analizlerine sıklıkla başvurulmakta, bu analizlerin bütün sistem ve alt sistem seviyesi tasarım çalışmalarının en başından itibaren yapılması sağlanarak tasarımların en iyilenmesi amaçlanmaktadır. Füze güvenilirlik analizi ise ömür döngüsü gereksinimlerinin karşılanmasını ve buna bağlı olarak da daha dayanıklı ve yüksek başarımlı ürünlerin üretilmesini sağlayan en önemli tasarım analizlerinden biridir. Pek çok füze alt sisteminde yapıldığı gibi, genel sistem başarımında büyük paya sahip güdüm sensörlerinden biri olan arayıcı başlık alt sistemi için de güvenilirlik analizi yapılması elzemdir. Bu çalışmada; teorik bir füze RF arayıcı başlığın güvenilirlik analizi kapsamında elektronik donanım seviyesinde güvenilirlik modellemesi, güvenilirlik ataması ve güvenilirlik tahmini yapılmıştır. Güvenilirlik analizi çalışmasının sonucunda, incelenen RF arayıcı başlığın RF Alma ve Frekans Çevirici Modülünün güvenilirliğinin arttırılmasına yönelik literatürde başarımı doğrulanmış soğuk yedekleme ve periyodik test tekniklerinin kullanıldığı güvenilirlik değeri iyileştirme çalışmaları yapılmıştır. Çalışma neticesinde füze arayıcı başlığının güvenilirliğinin arttırılmasına katkı sağlayan temel bir tasarım alternatifi geliştirilmiştir.
Optimization of number, sequence and thickness of layers for metal-ceramic multilayer armor
Determination of the number, sequence and thickness of layers in the composite armors of metal-ceramic multilayer configurations has gotten to be a very compelling issue in 21st century in terms of creating solutions yielding best ballistic performance against kinetic energy threats. This situation has evolved to be subjected to more research so as to gain more insight to resolve areas of drawbacks that have emerged so far. To mention some of these areas the effect of ceramic choice, high strength or ductile metals to be used either as cover- or back-plate, the effect of layering, best thickness ratio of ceramic to backplate, the effect of spacing, etc. have to be taken into account. It is intended within this study to cover some of these areas to end up with possible deductions towards the optimized ballistic performance. Some configurations were created to serve for this purpose. STANAG 4569 KE-4 ballistic protection level is aimed to be accomplished although the target point of view is dominant throughout the study. High velocity ballistic tests were carried out by the use of 12,7 mm steel core AP ammunitions. After ensuring the numerical results by depth of penetration conform to those of tests -simultaneously carried out- by small error margins, more numerical analyses were performed to populate sufficient data to extract the necessary deductions. In accord with these deductions, it is discovered, inter alia, that ceramic choice matters, layering is good by no means, and best protection could be elicited by a configuration in which the collocation of layers is in the order of a hard and high strength metal as coverplate, space, ceramic of high elastic modulus and ductile metal guaranteeing low density as backplate respectively. KEYWORDS: Metal - ceramic multilayer armor, composite armor, high velocity, silicon carbide, impact,
Autonomous pursuit evasion system for mini Unmanned Aerial Vehicles
As a result of the widespread use of unmanned aerial vehicles, UAVs are actively used in many different missions in both civilian and military fields. It is anticipated that UAVs, which are primarily used for reconnaissance and surveillance, homeland security, and close air support at the tactical and strategic level in the military field, can also be used in air-to-air combats in the near future. Therefore, UAVs with technological equipment that can engage with other UAVs will be in an advantageous position. The ability to perform air-to-air combats autonomously will provide advantages in terms of both performance and time-criticality. In terms of Mini or Small UAVs, air-to-air combats are mainly focused on evasion and pursuit missions. There are several pieces of research about path planning missions with avoidance zones in literature. There are also several research about pursuit-evasion problems. However, there is no research that combines the two cases to the best of our knowledge. In this thesis, the problem of path planning in avoidance zones and the problem of pursuit-evasion missions are merged, and a solution is proposed for the integrated problem. Mission area is divided into green, gray, and red areas according to the level of danger. In this thesis, a mini unmanned aerial vehicle software that can autonomously perform escape and pursuit missions in different types of zones has been developed. Mission Control Software uses Reinforcement Learning and Q Learning to perform autonomous missions.
Çerçeve destekli kompozit malzemeler için düşük hızlı darbe dayanımlarının incelenmesi ve etkilerinin belirlenmesi
En az iki farklı malzemenin makro boyutlarda birleşerek oluşturduğu kompozit malzemeler savunma sanayi, zırh tasarımları, havacılık, uzay teknolojileri, otomotiv, robot teknolojisi, tıp alanı, inşaat ve yapı sektörlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Kaplama yüzeyi olarak kullanılan kompozit plakların yük altında davranışları, bağlı oldukları yapısal yük taşıyıcı sistem ile birlikte değerlendirilmesi uygundur. Bu amaçla çerçeve destekli kompozit plakaların düşük darbe hızlarındaki mekanik performansı sayısal ve mekanik testlerle değerlendirilmiştir. Kompozit plakaları yerleştirmek için 9 karesel boşluklu ve 25 karesel boşluklu olan ve cidar kalınlığı 0,1 mm' den başlayıp 5 mm ulaşan destek çerçeveleri tasarlanmıştır. Çerçeve içerisine yerleştirilen kompozit malzemeler ise 12 tabakalı ve [0,45,-45,90]3 serim açısına sahip olacak şekilde tasarlanmıştır. Çerçeve, zırh çeliği malzemesinden, kompozit malzeme ise e-cam/epoksi dokuma kumaş malzemesinden tasarlanmıştır. Tasarlanan numuneler 10 J' lük çarpma etkisi altında hem ANSYS' de analiz edilmiş, hem de Başkent Üniversitesi "Biyomekanik ve Mukavemet Laboratuvarında" bulunan düşük hızlı darbe test cihazı ile laboratuvar deneyine tabi tutulmuştur. Yapılan çalışmalar sonucunda, çerçeve destekli ve kompozit kısımların şekil ve cidar kalınlığına göre düşük hızlı darbe enerji tutma ve hasar durumları değerlendirilmiş, cidar kalınlığı arttıkça kompozit plakada enerji tutma oranının azaldığı görülmüştür.
Effects of repair techniques on mechanical performance in composite materials
Today, the use of composite materials has become widespread and is increasing. These materials, which have the advantage of strength and lightness ratio, have gained great importance especially in the aeronautical industry and automotive sector. After this widespread use of composite materials, the repair of damages caused by external factors has also become an important research topic. In this study, the effects of different repair methods on the mechanical performance of the material were investigated. Scarf angles of 20°, 30° and 45° have been studied in order not to create too many scarf areas and to find a quick repair method. Also, a comparison of single scarf and double scarf repair was made to find a more robust solution. The samples were produced from carbon fiber prepreg and with the [45/0/90/0/45]2s ratio. Tensile, compression and 3-point bending tests according to ASTM standards were applied to composite samples prepared with single scarf and double scarf repair configurations at different angles. The stress-strain curves obtained as a result of the tests showed that the specimens repaired at 20° had the highest strength. In addition, it has been determined that the samples repaired with double scarf withstand higher forces compared to the samples repaired with single scarf at the same angle.
Afdx (Avionics full-duplex switched ethernet) network simulation and performence analysis
AFDX (Avionics Full Duplex Switched Ethernet) also known as ARINC 664 Part 7 is a leading ethernet-based avionics data network used for safety-critical applications having real-time requirements with dedicated bandwidth utilizations. In order to construct a proper AFDX architecture, network configuration aspects such as Bandwidth Allocation Gap, Virtual Link assignment and network topology should be defined by considering performance metrics including line utilization, average and worst-case timings, switch queueing latencies and buffer occupancies in order to satisfy real-time requirements. This thesis is intended to present an AFDX Simulation model that evaluates mentioned aspects of the network before setting-up the actual system. To this end, first the existing OMNeT++ AFDX Model is improved to make a more realistic and easily configurable simulation. Additionally, in order to make the simulation modifiable for those who are not familiar with the OMNeT++ environment and get readable results, a new network configuration and analysis tool, named as ANCAT is proposed. AFDX model and ANCAT are verified with multiple custom-designed experiments and comparison to analytical queueing models. Finally, some realistic network scenarios that both evaluate AFDX performance and demonstrate the capability of the developed OMNeT++ model is represented.
Nikel elektro kaplamanın karbon fiberin elektromanyetik girişim kalkanlama özelliğine etkisi
Elektronik sistemler ve cihazlar üzerinde sorunlar yaratabilen elektromanyetik girişime çözüm olabilecek kalkanlama yöntemleri üzerindeki çalışmalar teknolojinin gelişimi ile beraber hız kazanmıştır. Elektromanyetik kalkanlama; kalkanlama malzemesinin kaynak ile alıcı arasına yerleştilererek yayılan elektromanyetik dalgayı yansıtması veya azaltması olarak tanımlanabilir. Kalkanlama malzemesi iletkenliklerinden ötürü genellikle metallerdir, ancak ağırlıklarının ve maliyetlerinin fazla olması gibi sebeplerden ötürü yeni nesil malzemeler üzerinde çalışılmaktadır. Özellikle son yıllarda sahip olduğu mekanik ve elektriksel avantajlarından dolayı karbon fiber malzemeler geniş bir kullanım alanına sahiptir. Savunma sanayi, otomotiv sanayi, havacılık ve uzay karbon fiberin kullanıldığı sektörlerin başında gelmektedir. Karbon fiberlerin iletkenliklerini arttırabilmek adına metalik kaplamalar yapılabilmektedir. Bu çalışmada PAN (Poliakrilonitril) esaslı karbon fiber kumaşlar farklı akım yoğunluğu ve sürelerde Ni elektro kaplama ve Ni akımsız kaplama yapılarak 300-1500 MHz, 2170-3300 MHz, 3300-4900 MHz olmak üzere toplam 3 ayrı frekans aralığında kalkanlama özellikleri ve mikro yapı görüntüleri incelenmiştir. Ni kaplamanın EMI ekranlama etkinliğini 3 ayrı frekans aralığında da arttırdığı gözlemlenmiştir. 8,7 A/dm2 akım yoğunluğu ve 30 dk süreyle Ni elektro kaplama yapılan numune 300-1500 MHz ve 3300-4900 MHz frekans aralıklarında en iyi ekranlama etkinliği gösterirken, 2170-3300 MHz frekans aralığında akımsız kaplama yöntemiyle Ni kaplanan karbon fiber numune en iyi ekranlama etkinliğini göstermiştir. Kaplamasız karbon fiber numune 300-1500 MHz frekans aralığında ortalama olarak 18 dB ekranlama etkinliğine sahipken, 8,7 A/dm2'de 30 dk süreyle yapılan elektro kaplamada ekranlama etkinliği 54 dB olarak ölçülmüştür. 2170-3300 MHz frekans aralığında akımsız kaplama yöntemiyle Ni kaplama karbon fiber numunenin ekranlama etkinliğini 32 dB arttırmıştır. 3300-4900 MHz frekans aralığında ise 8,7 A/dm2 akım yoğunluğu ve 30 dk süreyle Ni kaplanan karbon fiber numune en iyi ekranlama etkinliğini gösterirken, Ni kaplama ekranlama etkinliğini 36 dB arttırmıştır. EMI koruma davranışında yer alan mekanizmayı anlayabilmek adına soğurma ve yansıma değerleri hesaplanmıştır. EMI ekranlama davranışında soğurma mekanizmasının baskın olduğu tespit edilmiştir.
Kuş çarpmasına uğramış Radom'ların onarıldıktan sonra çarpmaya karşı performansının incelenmesi
Havacılık sektöründe kuş çarpması yüzünden özellikle hava araçlarının ön kısmında yer alan RADOM bölgesi çok hasar almaktadır. Bu hasar alan bölge yapısal olarak büyük olduğu için çoğu zaman değişim yerine onarılmaktadır. Onarım yaşam döngüsü maliyeti açısından daha etkin olmaktadır. Onarım metodu olarak hasarlı katmanın kaldırılması ve yerine aynı malzemelerden yapılmış kompozit yama yapıştırılması tercih edilmektedir. Bu tezde onarılan parçanın aynı büyüklükte bir darbeye tekrar maruz kaldıktan sonra göstereceği performansın deneysel olarak incelenmesi ve uçuş güvenliğinin sağlanabilirliğinin ölçülmesi amaçlanmaktadır. Tez kapsamında onarım metodunu doğrulamak amacıyla serbest düşme test düzeneğinde ortalama 50 J'lük darbe enerjisi uygulanarak testler icra edilmiştir. Aynı test, hasar verilip daha sonra onarılan numuneler için tekrar edilmiştir. Deneysel olarak gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde tamir yönteminin etkinliği ikinci kez aynı bölgeye alınan darbenin hasar alanı baz alınarak değerlendirilmiştir. Kuş çarpması neticesinde onarılan bir radom parçasının onarıldıktan sonra takip eden düşük hızlı darbelere karşı orijinale yakın performans verdiği tespit edilmiştir.
The effect of stacking sequence of ceramic armors and use of thin preliminary layer on ballistic performance in multilayered ceramic/composite armor systems
Regardless of whether tactical wheeled or tracked, the most important system of armored land vehicles is the armor system. It is essential to use an optimum armor design that will not both lose the maneuverability and threaten personnel safety. One of the prerequisites for usability is to produce a cost-effective solution in armor systems. Ceramic and/or composite armors have been used instead of solid and thick aluminum or steel armors in order to stop these ballistic threats, which have developed due to the greater development of projectile and firearm technologies compared to armor technology, especially in recent years. With this beginning, various multi-layer armor system configurations were created and validated according to STANAG 4569. However various researches have been carried out and continue to be carried out, especially in the 21st century, about arranging these configurations with optimum cost and areal density by changing various parameters. In this study, the effect of the arrangement of the ceramic armor layers on the ballistic performance in a multi-layer armor system with STANAG 4569 Level-3 protection level was analyzed. In addition, it has been evaluated to what extent the preliminary front layer used in armor systems will affect the ballistic performance in order to protect the ceramic armor layers from external factors. At the same time, both experimental studies were compared with analytical models and the armor configuration with the optimum areal density was tried to be obtained with both tests and analysis models, provided that the same ballistic protection level was maintained.
Hafif zırhlı araçların kapı ve kapak sistemlerindeki gövde birleşim bölgelerinin balistik açıdan incelenmesi ve geliştirilmesi
Zırh çeliği uzun yıllardır zırhlı araçların korunmasında kullanılan en önemli ana malzemelerden biridir. Zırhlı araçların korunmasında kullanılan zırh çeliklerinin balistik limitleri belirlenirken, deneysel çalışmalar yoluyla zırh çeliğine istenen koruma seviyesine uygun mühimmat dik atış testleri yapılmaktadır. Sürekli ortamlar için yapılan deneysel ve sayısal çalışmalar sonucunda elde edilen verilerin zırh koruma seviyesini karşılayabilmesi sonucuna karşın, pratikte zırhlı araç gövde birleşim bölgelerinde zırh çeliği plakalarının tam olarak buluşamadığı köşe birleşim bölgelerinde balistik zafiyet olabileceği de dikkate alınmalıdır. Sayısal çözümleme yöntemi için en önemli kriterlerden biri malzeme ve kırılma modellerini uygun parametrelerle tanımlamaktır. Bu yüzden yüksek dayanım çelikleri için uygun olan Johnson Cook Malzeme Modeli, 7.62x51 (AP) zırh delici çelik çekirdekli mühimmatını ve Armox 500T zırh çeliğini tanımlamak için kullanılmıştır. Johnson Cook Malzeme Modeli, Explicit Dinamik Modülünde malzeme kaybı ve ilerleyen hasarı gösterdiği için sıklıkla kullanılan bir modeldir. Bu yüzden bu çalışmada, sayısal analizler yapılırken Johnson Cook Malzeme Modeliyle uyumlu Explicit Dinamik Modülü tercih edilmiştir. Bu çalışmada, hafif zırhlı araçların kapı ve kapak sistemlerinin NATO 4569 AEP 55KE ve TS EN 1523 standartlarında gösterilen atış yönlerinde oluşabilecek balistik zafiyet bölgeleri Ansys programında Explicit modülünde sonlu elemanlar analizi yöntemi ile incelenecektir. Çalışmanın sonunda, Stanag 4569 Seviye 2 ve üzeri balistik koruma seviyesine sahip hafif zırhlı araçlar için kapı ve kapak sistemlerinde, balistik zafiyetin olmadığı kapı/kapak ve gövde birleşim bölgeleri açıklıkları belirlenecektir. ANAHTAR KELİMELER: Balistik penetrasyon, 7.62x51 (AP) zırh delici mermi, Armox 500 T zırh sacı, Balistik zafiyet, Balistik koruma seviyeleri.
Elektron ışın ergitme yöntemi ile üretilen ınconel 718 süperalaşımlarda ısıl işlem ve sıcak izostatik preslemenin mikro yapıya ve mekanik özelliklere etkileri
Üç boyutlu (3B) baskı ve hızlı prototipleme olarak da bilinen eklemeli imalat (Additive Manufacturing/AM), bilgisayar destekli tasarıma (CAD) dayalı olarak katman katman malzeme ekleyerek katı nesneler yapma teknolojisidir. AM teknolojilerinden biri olan Elektron Işını Ergitme (EBM) teknolojisi, yüksek basınç atmosferi ve vakum ortamında metal tozların yüksek enerji ve sıcaklık sağlayan odaklanmış bir elektron ışını tarafından eritilmesi prensibine dayanarak alt alta veya üst üste birleştirilmesiyle yapılan tekrarlı kaynaklama tekniği ile katman oluşturulmasına dayanır. Inconel 718, mükemmel yüksek sıcaklık dayanımı ve yüksek sıcaklıklara kadar iyi oksidasyon korozyon direnci nedeniyle en yaygın kullanılan nikel bazlı süper alaşımdır. Başlıca kullanım alanları diskler, miller, kasalar, statorlar, kanatlar, contalar, destekler, protezler, borular ve bağlantı elemanlarıdır. Inconel 718'in mekanik ve fiziksel özelliklerini ölçmek üzere uygulanacak deneylerle ortaya koyarak sıcak izostatik presleme ve ısıl işlemin etkilerinin araştırılması bu tez çalışmasının ana konusunu oluşturmaktadır. Bu kapsamda; eklemeli imalat, eklemeli imalat + ısıl işlem, eklemeli imalat + sıcak izostatik pres + ısıl işlemle üretilen Inconel 718 numunlelerinin çekme testi ve yoğunluk değerleri kıyaslanmıştır. Anahtar Kelimeler: Eklemeli imalat, Inconel 718, İkincil işlemler, Mekanik özellikler
Plastik enjeksiyon yöntemiyle üretilen farklı oranlarda cam fiber takviyeli polimerlerin mekanik özelliklerinin incelenmesi
Plastik enjeksiyon yöntemi polimerler ve kompozit malzemeler için önemli bir üretim metodudur. Plastik enjeksiyon sırasında üretim parametrelerinin ve kompozitteki fiber oranının mekanik özellikler üzerinde etkisi önemlidir. Bu çalışmada, plastik enjeksiyon parametrelerinin ve cam fiber oranının cam fiber takviyeli poliamidin çekme, eğilme ve darbe dayanımları üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu kapsamda, poliamid içinde %15, %20 ve %30 cam fiber içeren kompozit numuneler üretilmiştir. Enjeksiyon parametreleri olarak enjeksiyon basıncı ve erime sıcaklığı seçilmiştir. Sonuç olarak, kompozitteki cam fiber miktarının artmasıyla çekme, darbe ve eğilme dayanımları artmıştır. Ayrıca üretim parametrelerinden basıncın yüksek olduğu üretimde sıcaklığın arttırılması çekme dayanımını azaltırken basınç düşükken üretilen numunelerde yüksek sıcaklık yüksek çekme dayanımı ile sonuçlanmıştır.
Yazılım projelerinde efor analizi ve tahmini
Bu çalışmada, yazılım proje yönetimindeki efor tahmini konusunda sınıflandırma tabanlı bir yaklaşımın nasıl uygulandığı incelenmiştir. Yazılım projelerinde çoğunlukla manuel ve uzman yargısına dayalı olarak yapılan efor tahmininin daha hızlı, tutarlı ve tekrar edilebilir bir şekilde gerçekleştirilmesini amaçlayan bu çalışma, yazılım firmaları için zaman ve maliyet açısından tasarruf edilebilecek, aynı zamanda tutarlı ve güvenilir tahminler elde edilebilecek bir sistem önerisinde bulunmuştur. Araştırma kapsamında, yazılım efor tahmini için lojistik regresyon algoritması ile iki farklı sınıflandırma modeli geliştirilmiştir. Oluşturulan modele ilişkin uyum iyiliği istatistikleri ve modelin sınıflandırma başarısı hesaplanarak araştırma sonuçları analiz edilmiş, açıklama oranı ve başarı oranı yüksek sonuçlar elde edildiği görülmüştür. Bununla birlikte oluşturulan iki model ile veri ön işleme çalışmalarının sınıflandırma modeline etkileri incelenmiş, aynı veri seti ile literatürde yapılan çalışmalarla karşılaştırma sağlanmıştır.
Kalkanlama sonlandırma metotlarının yıldırımın uçaklar üzerindeki dolaylı etkilerine karşı başarımının incelenmesi
Yıldırım yüksek akım ve yüksek voltajın ani olarak boşaldığı bir doğa olayıdır. Bu doğa olayı bulutlar arasında, bulut içinde ya da bulut ile yeryüzü arasında olacak şekilde meydana gelebilmektedir. Hava araçlarına da yıldırım çarpma riski vardır. Günümüzde yıldırım çarpmasını önleyici bir sistem mevcut değildir. Bunun için yıldırımın etkileri azaltılmaya çalışılmaktadır. Uçaklarda kullanılan metalik malzemeler Faraday kafesi etkisi göstererek yıldırımdan kaynaklanan elektromanyetik alanların uçak içerisine girişine izin vermemektedir fakat günümüzde daha sık kullanılmaya başlayan kompozit yapılar bu konuda metallere kıyasla daha kötü performans göstermektedir. Ayrıca uçak üzerinde bulunan pencere, kapı gibi süreksizlikler Faraday kafesi üzerinde boşluklar yaratmakta ve elektromanyetik alanların uçak içerisine girişine olanak sağlamaktadır. Bu sebeple uçak üzerinde kullanılan ekipmanların yıldırımın dolaylı etkilerine karşı kalifiye olması gerekmektedir. Ekipmanları yıldırımın dolaylı etkilerine karşı korumada en sık tercih edilen metot kabloların kalkanlanmasıdır. Kalkanın koruma etkisini ve sonlandırma metotlarının bu korumaya katkısını anlamak oldukça önemlidir. Bu çalışmada, yıldırımın dolaylı etkisine karşı çeşitli kalkan sonlandırma teknikleri hem deneysel metotlarla hem de EMA3D programında yapılan benzetim çalışmaları ile incelenmiş ve 360˚ arka kabuk sonlandırma tekniğinin kullanılmasının yaklaşık 3 dB koruma sağlayarak oldukça etkili olduğu bulunmuştur. Deneylerden elde edilen sonuçlar benzetim sonuçları ve önceki çalışmalar ile karşılaştırılmış ve elde edilen sonuçların birbiri ile tutarlı olduğu görülmüştür.
Savaş uçağı geliştirme projelerinin çizelgelenmesi
Geliştirme faaliyetlerinin uzun zaman aldığı savaş uçağı projelerinde, projenin hedeflenen sürede bitirilmesi ve proje dahilinde gerçekleştirilecek aktivitelerin kendinden sonra gelen aktiviteleri destekleyecek şekilde ilerleyebilmesi adına proje başında yapılan takvimsel öngörülerin doğruluğu çok önemlidir. Bu tarz büyük ölçekli bir proje, özellikle ilk defa gerçekleştiriliyor ise aktivite sürelerinin gerçeğe en uygun şekilde tanımlanması, aktivitelerin öncüllük ilişkilerinin belirlenmesi projenin başarısı açısından önemlidir. Bu çalışmada, ülkemizde ilk defa gerçekleştirilen beşinci nesil savaş uçağı geliştirme projesi dahilindeki aktiviteler arasında öncüllük ilişkilerinin tanımlanması ilk adım olarak görülmüştür. Öncüllük ilişkilerinin tanımlanması ile birlikte, gerçekleştirilecek aktivitelerin önceden öngörülemeyecek sebepler ile gecikmesi veya beklenenden çok daha erken bitmesi gibi durumlar da hesaba katılarak iyimser, kötümser ve en olası süreler tanımlanmıştır. Program Değerlendirme ve Gözden Geçirme Tekniği (Program Evaluation and Review Technique-PERT) ile proje aktivitelerinin beklenen süreleri hesaplanmıştır. Doğrusal karar modeli ile kritik aktiviteler bulunmuş ve projenin beklenen tamamlanma süresi elde edilmiştir. Bulunan bu süre, diğer ülkelerde geçmişte hayata geçirilen diğer beşinci nesil savaş uçağı projelerinin ilk uçuş ve proje gerçekleşme süreleri ile karşılaştırılarak, yapılan öngörülerin ne kadar uyumlu olduğu konusunda bir çıkarım yapılmıştır. Bununla beraber, müşterinin ihtiyaç tarihini öne çekmesi durumunda farklı süreler için proje gerçekleşme olasılıkları hesaplanmıştır.
After-sales obsolescence risk management in long-life defense projects
In the defense industry, products are often complex systems developed and maintained with detailed and complex business processes. Management and planning are difficult and complex in parts supply or production in such systems. The end-of-life phase of products is the final stage of the product life cycle, which begins with product retirement and ends with the expiration of all service contracts. Obsolescence will occur at the end of its useful life, where remanufacturing used or obsolete products can be an alternative source of obtaining spare parts. For this reason, the proper methods should be selected and applied for each stage. This study proposes an obsolescence management model of critical materials to determine in a large-scale defense industry company. By utilizing this proposed model, companies can purchase sufficient products to meet system requirements during its predicted life, reduce costs by optimizing the process and boost the availability of spare parts. This would ultimately lead to improved overall efficiency in managing products within the defense industry. The model would help mitigate the challenges associated with obsolescence and enable the defense industry to manage parts and products more successfully, resulting in better outcomes for all stakeholders involved.
Add-on perfore zırh plakaların deneysel balistik performans analizleri
Farklı mekanik özelliklere sahip yenilikçi hafif ve çok fonksiyonlu malzemelerin kullanımı, zırhlı aracın hareket kabiliyeti ve performansını tehlikeye atmadan istenen balistik korumayı sağlamak için önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir. Zırhlı bir savaş aracının gövdesine (alüminyum veya zırh çeliği) veya kulesine monte edilen ek plakalardan oluşan ek zırh, son zamanlarda önemli bir zırh adayı olarak kabul edilmektedir. Bu tür bir zırh, farklı teknolojiler ve malzemeler kullanılarak uygulanabilir ve son kullanıcılara balistik tehditlere karşı en yüksek koruma seviyesini sağlamayı amaçlar. Bu çalışma, farklı perfore zırh plakaları arasındaki mesafe, delik çapları, delikler arasındaki mesafe, zırh plakalarının kalınlığı ve sertliğinin etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. MIL-DTL-46100 ve MIL-DTL-32332-CL2'ye göre üretilen yüksek sertlikte zırh çeliğinden yapılmış perfore plakalar, Stanag 4569 standarttı dikkate alınarak ve 12.7 x 99 AP zırh delici mermilere (seviye 3+) karşı balistik performansları test edilmiştir. Test sonuçlarına göre, plakalar arasındaki mesafenin artırılması delinme olasılığını azaltırken, delik çapı ve delikler arasındaki mesafe plakanın delinme ve enerji emme kapasitesi üzerinde ciddi bir etkiye sahiptir. Perfore plakalardaki büyük delik çapları onları daha hafif yapar ama delinmeye karşı daha az dirençli hale getirirken, daha küçük delik çapları balistik performansı artırır ancak toplam ağırlığı da artırır. Küçük veya büyük deliklere sahip olsalar da perfore zırh plakaları, mermiyi asimetrik kuvvetler aracılığıyla delmekten kaçınarak, mermi yörüngesinden sapmasına, mermi kırılmasına ve mermi burun erozyonuna neden olur. Daha kalın ve yüksek sertlikteki zırh plakaları, ağırlık maliyeti karşılığında delinmeye karşı çok daha iyi balistik direnç gösterir.
Havacılık alanında kullanılan kritik parçalara uygun aluminyum malzeme seçimi için örnek bir çalışma
Havacılık alanında hafiflik gereksinimi nedeniyle alüminyum parçalar yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak hafifliğin yanı sıra aynı zamanda mukavemet özellikleri de üst düzeyde olması gereken kritik önemde parçalarda geliştirilmektedir. Bu durumda korozyon direnci, yüksek sıcaklıklara dayanım, işlenebilirlik vb. Özelliklerde eklendiğinde birbirinin alternatifi olabilecek birçok alüminyum malzeme arasından bir seçim yapılması zorluğu ortaya çıkmaktadır. Bu zorluğun üstesinden gelebilmek için yukarıda sıralanan birçok özelliği bir arada dikkate alan ve sonuçta ilgili kritik parça için en uygun alüminyum malzemeyi kullanıcıya önerecek bir modelin geliştirilmesi, bu süreçteki zorlukların üstesinden gelinmesinde kullanışlı bir aracı ortaya koyabilecektir. Bu tezde bu amaca yönelik bir malzeme seçim modeli önerilecek ve havacılık alanında örneklerle modelin çalışması gösterilecektir. Havacılık sektörü gerek ticari uçak üretimi gerekse askeri alandaki uçak/helikopter üretimleri açısından hızla gelişmektedir. Bu gelişim beraberinde daha kaliteli ve uygun malzemelerle bu araçların üretimini zorunlu kılmakta, rekabetin etkisi ise bu durumun mümkün olabilecek en düşük maliyetle gerçekleştirilmesi zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla havacılık alanında özellikle kritik öneme sahip parçaların üretilmesinde birbirinin alternatifi olabilecek malzemeler içerisinden en uygun olanının seçilmesini sağlayacak modellerin geliştirilmesi bu alanda çalışan profesyonellere yol gösterici nitelikte olabilecektir. Bu amaçla tezde bulanık TOPSIS yöntemi uygulanmış ve alternatif alaşımların sıralanması sonucunda uygun alternatifler belirlenmiştir.
Farklı tip çukur imla tasarımına sahip harp başlığı modellemesi ve benzetimi
Çukur imla, bir fünye yardımı ile içerisinde infilak eden patlayıcı malzemenin oluşturduğu enerjiyi tek bir noktaya yoğunlaştırıp metal malzemeden oluşan çukur imla astarına aktaran harp başlığı türüdür. Çukur imla günümüzde metalleri kesme ve şekil verme, zırh delme ve petrol bulma ile çıkarma gibi alanlarda da kullanılmaktadır. Çukur imla zırh delmek amacıyla kullanılan bir füzenin en önemli alt sistemlerinden biridir. Kimyasal reaksiyonlar ile jet oluşturarak füzelerin çarptığı hedefin zırhını delmeyi sağlayan bir teçhizattır. Patlayıcı malzemenin infilak reaksiyonunun başlamasıyla oluşan yüksek basınç ile çukur imla astarını jete dönüştürerek astara kinetik enerji kazandırmaktadır. 8.000 – 12.000 m/sn hız mertebelerine çıkan jet tank ve zırhlı araç zırhlarına çarptığında onları delme kabiliyetine sahip olmaktadır. Bu tez çalışmasında, zırh delme yeteneğine sahip füzelerin içerisinde yer alan çukur imla boyutlarını değiştirmeden sadece çukur imla astarı geometrilerini değiştirerek delme derinliğinin arttırılması hedeflenmiştir. Bu kapsamda, literatürde yer alan çukur imlaların standart ölçülerine benzer bir dış kabuk içerisinde Konik, Trompet ve Elipsoit geometrilerde 2 boyutta 3 farklı çukur imla tasarımı gerçekleştirilmiştir. Çukur imla tasarımında AUTODYN yazılım paketi kullanılmıştır. Tasarımı takiben çukur imlanın oluşturduğu jetin zırhı delme derinliğine yönelik çeşitli benzetim çalışmaları yapılmıştır. AUTODYN Programı çıktılarına göre 3 farklı modelin benzetimi sonucu jet oluşumları ve zırh delme derinliği değerleri incelenmiş ve birbiri ile karşılaştırılmıştır. Trompet geometriye sahip çukur imla astarı tasarımı, HMX patlayıcı malzeme, 1,5 mm çukur imla kalınlığı ve çukur imla çapının 1,5 katı uzaklıkta yer alan hedefin olduğu parametrelerin seçildiği durumda yapılan benzetim çalışmasında Trompet çukur imla ile en yükse delme derinliğinin elde edildiği görülmüştür.
Endüstri ve savunma sanayiinde bakır ve fiber optik kablo kullanımının deneysel analizi
Bu tez çalışması, fiber optik kablolar veya geleneksel bakır kablolar arasındaki seçimin, bir şirketin ağ altyapısının ya da güvenliğin üst seviye önem arz ettiği askeri uygulamaların üzerinde ne denli önemli etkilere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bakır kablolar, ekonomik olmaları ve yaygın olarak bulunmaları nedeniyle uzun yıllardır popüler bir seçim olsa da fiber optik kablolar hız, güvenilirlik ve güvenlik açısından çeşitli avantajlar sunmaktadır. Genel olarak, bakır kablolar yerine fiber optik kablo kullanma kararı, bir şirketin veya askeri uygulamanın özel ihtiyaçlarına ve önceliklerine bağlıdır. İlk yatırım maliyeti, bakır kablolara oranla daha yüksek olsa da hız, güvenilirlik ve güvenlik açısından uzun vadeli faydalar, fiber optik kabloları daha avantajlı bir seçim haline getirmektedir. Bu tez çalışmasında ayrıca, fiber optik kablo ve bakır kablo arasında belirli kıstaslara göre seçim yapabilmeyi sağlayan Kablo Seçim Analizörü (KSA) geliştirilmiştir. Bu uygulama aracı ile fiber optik kablo ve bakır kablo arasında seçim sağlamaya yarayan bir ara yüz vasıtasıyla en uygun kablo tipini önerilmesi sağlanmıştır.
Elektro-mekanik aktüatörler için Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) kullanılarak Güvenilirlik Tabanlı Bakım Analizi (RCM) uygulaması
Bu tez kapsamında güvenilirlik tabanlı bakım analizi aşamalarından biri olan Kritiklik Analizi aşamasında mevcutta kullanılan yöntemlerden farklı olarak; her bir hata modu için AHP yöntemi ile kritiklik sınıflandırılması için yeni bir model önerilmiştir. Bu yeni AHP modeli kullanılarak her bir hata modu kendi içerisinde değil, sisteme etkileri açısından (maliyet, güvenilirlik, kullanılabilirlik, kritiklik ve üretim) değerlendirilebilmiştir. Önerilen AHP yöntemi ile daha kullanışlı bir kritiklik sınıflandırılmasının yapılabileceği gösterilmiştir. Tez kapsamında; özellikle savaş uçakları için kritik öneme sahip olan sistemlerden biri olan Elektro-Mekanik Aktüatörler (Electro-Mechanical Actuators- EMA) için yeni önerilen AHP yöntemi kullanılarak kritiklik sınıflandırmasına dayalı bir güvenirlik tabanlı bakım analizi uygulaması sunulmaktadır. Elektro-Mekanik Aktüatörler uçak üzerinde gerçekleştirdiği fonksiyonlar (dahili silah yuvaları kapıları, iniş takımı kapıları, havadan havaya yakıt ikmali kapıları v.s.) gereği kritik öneme sahiptirler. Elektro-mekanik aktüatörlerin sık arıza gösterdikleri motor ve elektrik/elektronik hatalarının kritiklik analizi için yeni bir yöntem olarak AHP önerilmiş ve uygulama sonucunda elektro-mekanik aktüatörler için belirlenen A ve B sınıfı parçalar için planlı bakım öneri sistemi de geliştirilebilmiştir.
Cubesat design that includes temperature measurements of surface of cloud, land and sea on continuous thermal IR band
Main aim of this thesis is realization of the cubesat with handling temperature measures from the surfaces of cloud, land and sea in thermal infrared (IR) band continuously. In the direction of this target, temperature measures from the surfaces of cloud, sea and land will gain in high-resolution and visible band by infrared (IR) sensor. The result of synthesizing of cloud movements with the necessary resolution and sample distance, the detection of air currents or wind and data transferring are aimed. Infrared (IR) camera has been chosen with the result of detail researches and reviews. Continue on, the infrared (IR) sensor that located inside of the camera and electronic structure that support it are detected for the target to obtain the best results from the camera which has infrared (IR) properties. This identification has been made from the meteorological satellites that still on the mission of Earth's surface. After the necessary choices has been made, the tries of air currents or wind and data transferring of Earth's surface with starting of the cubesat design has been take placed. The necessary surface measures are made by the infrared (IR) camera which has enough qualifications. Successfully completing part of this study, in the following session detection of air currents or wind and data transferring from the result of synthesizing cloud movement will have been realized with showing the existence in Low Earth Orbit (LEO) at the level of cubesat.
Nano-parçacık ihtiva eden kompozit plakaların düşük hızlı çarpma davranışının incelenmesi
Çok tabakalı kompozit plakalarda düşük hızlı çarpmalar sonucunda oluşabilecek tabakalar arası ayrışma (delaminasyon) ve penetrasyon/perforasyon gibi olaylarının incelenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, aramid takviyeli nano-parçacık içeren epoksi kompozit plakaların düşük hızlı darbe davranışları deneysel olarak incelenmiştir. Bu maksatla, iki farklı nano-parçacık ile güçlendirilmiş epoksi matriks bazlı kompozit plakaların üretimi esnasında, epoksi reçine içerisine ilave edilen TiC ve ZrC nano-parçacık katkısının kompozit plakaların düşük hızlı çarpma davranışlarına etkileri araştırılmıştır. Bu kapsamda nano-parçacıklar epoksi reçineye ağırlıkça %1'i oranlarında, daha sonrasında bu karışımlara, epoksi sertleştirici 1/6 oranında, ilave edilerek ultrasonik karıştırıcı ile homojenize edilmiştir. Katkısız, ZrC ve TiC nano-parçacık içeren kompozit plakalar, 100 x 100 mm. boyutlarında 7 kat aramid fiber kumaş, nano-parçacık ihtiva eden epoksi reçine, [0°/45]7 şeklinde bir oryantasyon elde edilecek biçimde el yatırma yöntemi ile üretilmiştir. Daha sonra, el yatırma yöntemi ile üretilen kompozit plakaların, sabit bir yükseklikten, sabit bir enerji ile düşürülen impektör yardımıyla düşük hızlı çarpmaya karşı davranışları incelenmiştir. Düşük hızlı darbe testlerinde titanyum nano-parçacık katkılı plakalar, katkısız plakalara oranla % 19 oranında daha az penetrasyon vermiştir. Diğer bir deyişle katkısız plakalara oranla % 19 oranında çarpmaya/darbeye karşı daha fazla direnç göstermiştir. Buna karşılık zirkonyum nano-parçacık katkılı plakalar ise katkısız olan plakalara oranla düşük hızlı çarpmalara karşı % 4 oranında daha dirençli olmakla beraber, titanyum nano-parçacık katkılı olan plakalara oranla katkısının çarpma direnci açısından daha düşük kaldığı tespit edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Nano-parçacık, ZiC, TiC, aramid kompozit plakalar, düşük hızlı darbe
Statik yük altında çalışan farklı yapıdaki cam elyaf kompozit radomlarda elektromanyetik performans analizi
Bu çalışmada, statik yük altında çalışan farklı fiber oryantasyonunda cam elyaf kompozit radomların elektromanyetik performans analizi yapılmıştır. Cam elyaf kompozit radomlar, radar ve iletişim sistemlerinde kullanılan önemli yapı elemanlarıdır ve elektromanyetik geçirgenlikleri ile mekanik dayanımları kritik öneme sahiptir. Radom, antenleri çevresel etkilerden koruyan ve radyo dalgalarının geçişini engellemeyen özel yapılardır. Radomların, anten ve radar sistemlerini çevresel atmosfer hasarlarından ve fiziki hasarlardan korumanın yanı sıra antenleri gizlemek amacıyla kullanılır. Bu koruma işlevini yerine getirirken radyo dalgalarını minimum kayıpla geçirirler. Radar ve anten sistemlerinin sağlıklı çalışabilmesi için sinyallerin doğru ve kayıpsız yayınlanması ve yansıyan sinyallerin de doğru ve kayıpsız alınması gerekmektedir. Radomların radyo dalgalarını geçirgenliği bu sebeple giderek kritikleşmektedir. Bu geçirgenlikten dolayı endüstride kullanılabilecek malzemeler kısıtlı durumda olduğu için mevcut malzemelerde yapılabilecek iyileştirmelerde sistemlerin doğru çalışmasına büyük katkı sağlayacaktır. Çalışmada, farklı fiber oryantasyonlarına sahip (monolitik ve sandviç) olarak hazırlanan radom numuneleri üzerinde deneyler yapılmıştır. Deney sonuçlarına göre, dikkate alınan cam elyaf oryantasyonları ve kompozit yapıların radomların elektromanyetik geçirgenlik performansı üzerinde önemli bir etkisi olmadığı gözlenmiştir.
Kara muharebe araçları için yapay zekâ tabanlı hedef tespit sistemi
Modern askeri istihbarat sistemleri sürekli olarak gelişmektedir. Özellikle kara kuvvetlerinin muharebe sahasında görev aldığı ortamda, muharebe araçlarının sınıflandırması çok önemli hale gelmiştir. Farklı tipteki muharebe araçlarının yeteneklerini ve zafiyetlerini belirlemek, etkili taktik ve stratejiler geliştirmek hayati öneme haizdir. Yapay zekâ destekli olarak askeri araçların sınıflandırılmasında; görüntü işleme, kalıp tanıma ve derin öğrenme teknolojilerinin kullanımı geçmişe kıyasla daha uygulanabilir hale gelmiştir. "Sadece Bir Kez Bakarsınız - You Only Look Once" (YOLO) algoritması, nesne tespiti ve görüntü sınıflandırmasında belirgin avantajlar sunmaktadır. YOLO, hedeflerin hızlı bir şekilde tespit edilmesini sağlayarak gerçek zamanlı nesne tahminleri yapma yeteneğine sahiptir. YOLO algoritmasının; yüksek doğruluk oranı ile tespit ve değerlendirme süreçlerine katkıda bulunması, muharebe sahasındaki personele önemli bir destek sunar. Özellikle düşük arka plan hataları ile doğru sonuçlar üretebilmesi ve genel nesne temsilini anlaması, bu yöntemin etkinliğini artırmaktadır. Bu tez çalışmasında, muharebe araçlarının tespiti için YOLO Algoritması kullanılmıştır. Mobil kullanımlara uygunluğu ve performans değerlendirmelerinde gösterdiği başarı nedeniyle, tez çalışmasında YOLOv8m modeli tercih edilmiştir. Model üzerine eklenen Sıkıştırma ve Uyarım Bloğu ile performansı daha da arttırılmıştır. Çalışma, elektro-optik sistemler aracılığıyla elde edilen görüntüleri kullanarak hedeflerin detaylı özelliklerinin tespit edilmesi ve karar destek sürecine odaklanmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, hedef yönetim sistemlerinin temel bileşenlerinin belirlenmesi ve tanımlanmasına katkı sağlayarak karar destek süreçlerini güçlendirmektir. Süreç, özel nitelikli veri toplama, ön işleme, segmentasyon, temel özellik çıkarımı, sınıflandırma, gelişmiş özellik çıkarımı ve karar destek matrisleri kullanılarak kullanıcıya önerilerde bulunulmasını içeren derin öğrenmeye dayalı bir "Hedef Belirleme ve Tanımlama - Target Detection and Identification" (HBT - TDI) sisteminin geliştirilmesini kapsamaktadır. Geliştirilen model, görüntü işleme ve nesne tespitinde önemli avantajlar sağlamaktadır. Ayrıca, tasarlanan model ile ilave bir donanım gerektirmeden, mevcut elektro-optik cihazlarını kullanarak muharebe araçlarının, tespitinin pasif bir şekilde tanımlanması, gözlemcinin konumunu açığa çıkarmadan mesafe tahmininde bulunarak karar desteğin sağlanması gerçekleştirilmektedir. Model, yüksek doğrulukta (mAP- mean avarege precision) %88,38 gerçek zamanlı tahminler sağlayarak, bilinçli kararlar alınmasına yardımcı olmakta ve riskleri minimize etmektedir.
Havacılık yapılarının birleştirilmesinde kompozit ve metal perçin bağlayıcıların mekanik davranışa etkisinin analizi
Günümüzde gelişen teknoloji ile birlikte termoplastik kompozit malzemelerin kullanım alanları giderek artmaktadır. Bu çalışma kapsamında, havacılık endüstrisinde kullanılan yapısal bağlantılarda termoplastik kompozit perçinlerin mekanik davranışları metal perçinlere alternatif olarak incelenmiştir. Çalışmanın amacı özellikle, düşük ağırlıkta yüksek dayanım gereksinimi olan hava aracı platformlarında hafiflik ve dayanım kriterleri göz önünde bulundurularak en uygun bağlayıcı tipini belirlemektir. Bu kapsamda karbon fiber takviyeli polieter keton keton (CF/PEKK) malzemesinden üretilen termoplastik kompozit perçinler, eşdeğer geometriye sahip alüminyum alaşımlı perçinlerle deneysel ve sayısal olarak karşılaştırılmıştır. Deneysel çalışmada, tek bindirmeli kesme testi numuneleri hazırlanmış ve bu numuneler çekme testine tabi tutulmuştur. Çekme testinden elde edilen yük-yer değiştirme değerleri gerilme- gerinim değerlerinin elde edilmesinde kullanılmıştır. Elde edilen bu veriler yardımıyla oluşturulan grafikler incelenerek CF/PEKK ve alüminyum perçinlerin mekanik davranışları karşılaştırılmıştır. Deney sonuçlarının doğrulanması amacıyla söz konusu test numunesi geometrisine Altair/HyperMesh yazılımında Optistruct çözücüsü kullanılarak sonlu elemanlar analizi (FEM) yapılmıştır. Deneysel ve sayısal analiz sonuçları doğrultusunda kompozit perçinlerin metal perçinlere göre daha yüksek akma dayanımına ve daha yüksek enerji sönümleme kapasitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda kompozit malzemelerin deney esnasında kademeli hasara uğrayarak yarı-sünek davranış gösterdiği tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, CF/PEKK kompozit perçinlerin metal perçinlere güçlü bir alternatif oluşturabileceği sonucuna varılmıştır.
8.5 GHz FMCW radarı kullanarak araç, insan ve dron üzerinden oluşturulan menzil doppler haritalarının uzamsal boyutlarda sınıflandırılması
Bu tezde, menzil doppler haritalarına bağlı olarak insan, dron ve araç özelinde nesne sınıflandırma teknikleri araştırılmıştır. Kullanılan makine öğrenmesi ve derin öğrenme modelleri mimarileri, ardışık menzil doppler görüntülerinin uzamsal ve zamansal özellikleri dikkate alınarak belirlenir. Kamuya açık olan RDRD veri seti, önerilen model mimarisini eğitmek ve değerlendirmek için kullanılmıştır. Veri seti, bir 8.5 GHz frekans modüleli sürekli dalga radarı kullanılarak toplanmış; insan, araç ve dron gibi farklı hedef türlerine ait menzil doppler görüntülerini içermektedir. Belirli bir yol boyunca seyahat eden araç, dron ve insan için belirli sinyal işleme adımlarından geçirilerek elde edilen bu görüntüler, her sınıf için ardışık şekilde bir araya getirilerek bir görüntü yığını oluşturulmuştur. Söz konusu veri seti içindeki görüntülerin işlenmesi için, makine öğrenme ve derin öğrenme yöntemlerini içeren birkaç görüntü sınıflandırma tekniği vardır. Bu kapsamda, makine öğrenmesi tabanlı Rastgele Orman (RF) ve Aşırı Gradyan Artırmalı Öğrenme (XGB) algoritmalarının yanı sıra, derin öğrenmeye dayalı 2 Boyutlu Evrişimli Sinir Ağı (2D CNN) ve Görsel Dönüştürücü (ViT) mimarileri de karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu mimariler özelinde, bahsedilen üç ayrı hedef için RF mimarisi test veri setinde %91,45, XGB yöntemi %92,54, özelleştirilmiş 2D CNN modeli %94,34 ve ViT mimarisi test veri seti üzerinde %93,19 oranında sınıflandırma doğruluğu sağlamıştır.