Bezmialem Vakıf University
Anabilim Dalı

Eczacılık Meslek Bilimleri Anabilim Dalı

Bezmialem Vakıf University

3

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

3 Tez
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Nar (Punica Granatum l.) meyve kabuklarının gıda, kozmetik ve bitkisel ilaç sanayisinde değerlendirilmesi

Nar ağacı (Punica granatum L.) 2-5 metre uzunluğuna yükselebilen çalımsı, uzun ömürlü bir ağaç türüdür. Türkiye, narın anavatanı sınırları içindedir ve yetiştiriciliği için uygun özelliklere sahiptir. Ülkemizde Hicaznar (Hicaz Narı), Fellahyemez, Lefan, Katırbaşılı, Ernar, Katırbaşılı, Ekşi Göknar, Erdemli Aşınar, Ekşilik gibi nar çeşitleri bulunmaktadır. Nar meyvesi, besin değerlerinin yanında sağlık açısından pek çok yararı bulunmaktadır. Bu sebeple fonksiyonel gıda kategorisinde değerlendirilmektedir. Meyvesinin kabuk kısımları, sağlık açısından faydalı olduğu düşünülen fenolik maddeler yönünden zengindir. Bu çalışmada ülkemizin doğal florasında bulunan Punica granatum L. meyve kabuklarının gıda, kozmetik ve bitkisel ilaç sanayisindeki kullanım olanaklarının aydınlatılması amaçlanmıştır. Endüstri ölçekli üretim yapılmadan önce laboratuvar ölçekli ekstreler hazırlanmış ve bu ekstrelerde total fenolik, total flavonoid ve HPLC (Yüksek basınçlı sıvı kromatografisi) analizleri yapılmıştır. Folin-Ciocalteu yöntemi üzerinden yapılan total fenolik madde miktarı en yüksek bulunan ekstraksiyon çözücüsü % 70 (g/g) etil alkoldür. Alüminyum klorür kolorimetrik yöntemi üzerinden yapılan total flavonoit madde miktarı açısından en yüksek bulunan ekstraksiyon çözücüsü %40 (g/g) etil alkoldür. Major etkin madde olan elajik asit açısından en yüksek bulunan ekstraksiyon çözücüsü %50 (g/g) etil alkoldür. Ön çalışmalardan elde edilen sonuçlar doğrultusunda endüstriyel üretim için %50 (g/g) etil alkol çözeltisi ekstraksiyon çözücüsü olarak kabul edilmiştir. Nar kabukları alkol ve suyla eşit oranda ve ayrı ayrı ekstre edilerek verim artırılması amaçlanmıştır. Nar meyve kabuğu meyvenin yaklaşık olarak % 40-50'sine karşılık gelmektedir. Endüstride narın işlenmesi sonucu yoğun fenolik içeren bu kısımlar sıklıkla atılmakta veya hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Elde edilen sonuçlar ve literatür taramaları ile bu çalışmamız narın işlenmesi sonucu atılan kısımlarının gıda, kozmetik ve bitkisel ilaç sanayisine geri kazandırılma ve gelecekteki kullanım olanakları konusunda ışık tutmuştur. Ayrıca ülkemizde doğal olarak yetişen nar meyvesi ilaç adayı moleküllerin elde edilmesinde potansiyel kaynak olarak görülebilir.

Bitki özütüFenolik bileşiklerGıda endüstrisi+7
Melike Nur Akbaş
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meyan kökünün dişi sıçan üreme fonksiyonu üzerine muhtemel etkileri

Çalışmamızda, dişi sıçanlarda geleneksel yöntemlerle hazırlanmış meyan kökü şerbetinin, östrus döngüsü, uterus dokusu ve overler üzerinde muhtemel etkisi araştırıldı. Bu amaçla dişi wistar albino sıçanlar Kontrol veya Meyan Kökü grupları olmak üzere 2 ana gruba ayrıldı ve her bir grupta proöstrus/ östrus ve diöstrus/ metöstrus alt grupları değerlendirildi. Deney hayvanları 7 günlük bir protokol süresince metabolik kafeslere yerleştirildi. 1. Gruba ( kontrol grubu) içme suyu 2. Gruba ise meyan kökü şerbeti verildi. Daha sonra deney hayvanları sevofluran ile anestezi altında servikal dislokasyon ile öldürülerek kan örneklerinden FSH, LH, östrojen hormonlarınının ve overlerin meyan kökü varlığında değişimleri incelendi. Ayrıca uterus dokuları izole edilerek Krebs solüsyonu içeren izole organ banyolarına asıldı. Her iki grubun spontan veya oksitosin ile oluşturulan kasılma cevaplarının amplitüdüne ve eğri altında kalan alanına (EAA) bakıldı. Deneylerde evrelerine göre kontrol grubu ve meyan kökü verilmiş sıçanların östrojen düzeylerinde anlamlı bir fark bulunmazken, FSH ve LH düzeylerinin bütün evrelerde anlamlı bir şekilde arttığı görülmüştür. İzole edilmiş uterus dokularında spontan kasılmaların ve oksitosin ile oluşturulan fazik kasılmaların ampitüdleri ve eğri altında kalan alanları meyan kökü varlığında anlamlı olarak azalmıştır. Ayrıca meyan kökünün oositler üzerindeki etkisine bakıldığında corpus luteum sayısında meyan kökü almış proöstrus/ östrus evresinde olan sıçanlarda kontrole göre anlamlı bir azalma görülürken. primer folikül ve antral folikül meyan kökü almış diöstrus/ metöstrus evresinde olan sıçanlarda anlamlı bir şekilde artmıştır. Bulgular geleneksel olarak hazırlanmış meyan kökü şerbetinin; LH ve FSH üzerinde artırıcı etkisininin ovulasyon ile ilişkili olabileceğini ve ayrıca uterus dokusunun kasılma cevaplarının amplitüd ve EAA'sını azaltarak tonus üzerinde etkili olabileceğini göstermiştir.

Merve Kocaoğlu
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fare korpus kavernosum düz kasında endojen nitrik oksit ve endojen hidrojen sülfür gevşeme yanıtlarında kalsiyuma duyarlı reseptörlerin rolü

Erektil fonksiyon, korpus kavernozum düz kasının gevşemesine bağlıdır ve bu süreçte endojen olarak salınan gazotransmitterler olan nitrik oksit (NO) ve hidrojen sülfür (H2S) kilit rol oynar. NO-cGMP yolağı ereksiyonun ana mekanizması olarak kabul edilirken, H2S'ün de potent bir vazodilatör olduğu bilinmektedir. Sistemik kalsiyum homeostazında rolü bilinen CaSR'nin, vasküler tonusu düzenlediği gösterilmiş olsada, korpus kavernozumdaki varlığı ve NO ile H2S sinyal yolakları üzerindeki modülatör etkisi henüz aydınlatılmamıştır. Bu tezimizde, izole fare korpus kavernozum dokusunda CaSR-aracılı gevşeme yanıtlarında L-sistein/H2S yolağının olası katkısının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, fenilefrin ile kastırılmış izole fare mesane dokusuna CaSR aktivasyonu için Calindol kümülatif olarak uygulandı. Ayrıca, izole fare korpus kavernozum dokusunda endojen H2S gevşeme yanıtlarına CaSR'lerin olası katkısı araştırıldı. Fenilefrin ile kastırılan izole fare korpus kavernosum dokularına, H2S substratı L-sistein (10-6-10-2M) uygulandı. L-sistein konsantrasyona bağlı gevşeme yanıtı oluşturdu. Kümülatif L-sistein gevşeme yanıtlarında, PAG ve L-NA varlığında inhibisyon gözlemlendi. Calhex-231 uygulanması, L-sistein gevşeme yanıtlarında azalmaya neden oldu. Sonuç olarak Calhex-231 ve L-NA varlığında, CSE-aracılı endojen H2S gevşeme yanıtlarının azalması ve CSE enzim inhibitörü varlığında, CaSR-aracılı gevşeme yanıtının azalması endojen ve CBS enzim inhibitörlerinin CaSR-aracılı endojen H2S ve CaSR'ler arasında çift yönlü bir ilişki olduğunu ve bu ilişkide NO'nun katkısının ihmal edilemeyecek düzeyde olduğunu düşündürmektedir

Görkem Polat Özarslan
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00