
393
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Biyozift-esaslı karbon köpüklerin özellikleri üzerine sert şablon yöntemi ve kimyasal aktivasyonun etkisinin araştırılması
Bu çalışmada, kereste fabrikası atığı olan gürgen ağacı talaşından elde edilen biyozift kullanılarak karbon köpük üretilmesi amacıyla şablon tekniği uygulanmış ve malzemelerin karakteristik özellikleri incelenmiştir. Bu kapsamda, tez çalışmasının ilk aşamasında gürgen talaşının ısıtma hızı 7 °C/dk olacak şekilde 400 °C sıcaklıkta gerçekleştirilen pirolizi sonucunda üretilen sıvı ürünün vakumlu distilasyonu sonucunda biyozift elde edilmiştir. Piroliz sıvı ürününe elementel analiz, GC/MS, FT-IR ve 1H-NMR analizleri uygulanarak; biyozifte ise elementel analiz, FT-IR ve termogravimetrik analizin yanı sıra kül miktarı tayini, yumuşama noktası ve gerçek yoğunluk ölçümü yapılarak özellikleri incelenmiştir. İkinci aşamada ise, yüksek sıcaklık/basınç reaktöründe biyozift-esaslı yeşil köpükler üretilmiş ve karbonize edilmiştir. Geleneksel köpükleşme yöntemi ile üretilen biyozift-esaslı karbon köpük özelliklerine karşı sert şablon katkı oranının (şablon: biyozift oranı = ağırlıkça %1, 5, 10, 20, 30) ve kimyasal aktivasyon işleminin (potasyum hidroksit: köpük oranı = ağırlıkça 1:1) etkileri araştırılmıştır. Farklı teknikler ile hazırlanan karbon köpüklerin yapıları elementel analiz, x-ışını kırınımı, BET yüzey alanı, taramalı ve geçirimli elektron mikroskobu gibi yöntemlerin yanı sıra gerçek ve yığın yoğunluk, basma dayanımı ve ısıl iletkenlik ölçümleri uygulanarak aydınlatılmıştır. Elde edilen veriler ışığında fosil yakıt-türevli ziftlere alternatif olarak odun-esaslı biyoziftin kullanımı ile karbon köpüklerin üretilebileceği, şablon tekniği veya kimyasal aktivasyon işleminin uygulanması ile ürün özelliklerinin çeşitlendirilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Finansal okuryazarlık düzeyinin belirlenmesi ve sosyoekonomik önemi: Bilecik ili örneği
21. yüzyılda hızla değişen piyasa koşulları, ürün çeşitliliği, teknolojik gelişmeler, finansal piyasalarda meydana gelen yenilikler ve işleyişlerdeki değişimler bireylerin finansal anlamda aldığı kararlar üzerinde etkili olmaktadır. Bu durum daha çok finansal konularda yeterli bilgiye sahip olmayan bireyleri etkilemekte olup zamanla bireyleri finansal hatalar yapmaya sürüklemektedir. Bu durum ise ülke ekonomisini de negatif yönde etkilemektedir. Bu nedenle bireyin finansal konularda, doğru, bilinçli, güvenilir kararlar verebilmesi için finansal okuryazarlık konusunda da yeterli bilgi birikimine sahip olması önem arz etmektedir. Bu çalışma esas olarak, Bilecik ilinin finansal okuryazarlık düzeyinin belirlenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Finansal okuryazarlık düzeyinin belirlenmesinde finansal tutum ve finansal davranışların demografik faktörlere göre farklılık ilişkisini tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmada 600 kişiye yöneltilen anket sonuçları SPSS programıyla analiz edilmiştir. T- testi ve Anova Testi uygulanarak ankete katıların, finansal araçlar hakkındaki bilgi düzeyleri ölçülmüş olup, bu finansal araçlardan bireylerin hangi düzeyde yararlandıkları çalışmada ifade edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; katılımcıların finansal araçlardan yararlanma düzeyi belirlenirken cinsiyeti açısından döviz kuru, bireysel emeklilik, yatırım fonu, mortgage değişkenlerinde anlamlı bir farklılık olduğu görülmektedir. Finansal araçlardan yararlanma düzeyleri açısından incelediğimizde ise, ödemeli kart değişkeni dışında, bireysel emeklilik, yatırım fonu, mortgage, banka teminatlı kredi, teminatsız kredi, kredi kartı, mikro kredi ve tahvil değişkenlerinde kadınların erkeklerden daha fazla finansal araçlardan yararlandıkları gözlemlenmiştir
Diophantine M-lileri ile oluşturulan eliptik eğriler üzerine
Diophantine denklemleri özellikle gündelik hayat uygulamaları ile birlikte tamsayılarla ilgili yapılan matematik çalışmalarının temelini oluşturmaktadır. Eliptik eğriler ise özellikle geniş uygulama alanına sahip olması ve üstelik Fermat'ın Son Teoremi'nin ispatında kullanılması nedeniyle son yıllarda bilim insanlarının ilgisini üzerinde tutmuştur. Bu çalışmada bu iki kav-ram aynı potada buluşturulmuştur. Diophantine m-lileri tarafından indirgenen eliptik eğrilerin rank ve torsiyon grupları araştırılmış olup derleme niteliğindeki bu çalışma m sayısının çeşitli değerleri için özelleşmiştir. Tez çalışması güncel bir makalenin çalışmasıyla bitmektedir.
Sır atığı ve farklı ergiticilerin yumuşak porselen massede kullanımının mekanik-görsel özelliklere etkisinin incelenmesi ve taguchı yöntemi kullanılarak optimizasyonu
Porselen sofra eşyalarını çekici kılan özelliklerin başında yüksek beyazlık ve yarı saydam olma özelliği gelmektedir. Bu çalışmada, porselen masse içerisinde sodyum feldispat, porselen sır atığı ve bor oksit içerikli frit, ergitici olarak kullanılmış ve bu ergiticilerin massenin mekanik ve görsel özelliklerine etkileri incelenmiştir. Ayrıca, pişirim sonrası numunelerin yarı saydamlık, pişmiş mukavemet, deformasyon ve mikro sertlik değerleri ölçülmüş ve taguchi yöntemi kullanılarak farklı ergitici içeriğine sahip reçetelerin optimum üretim şartları belirlenmiştir. Çalışmada, parametre olarak ergitici oranı (%3, %5, %7 ve %10), sinterleme sıcaklığı (1210, 1230, 1250 ve 1270°C), sinterleme süresi (5, 6, 7 ve 8 saat) ve çamur yoğunluğu (1670, 1700, 1730 ve 1760 g/L) seçilmiştir. Deneylerin tümünde tane boyutu 30 µm altı olarak sabit alınmıştır. Ayrıca yapılan denemeler sonucunda sır atığının porselen masselerde kullanılabileceği görülmüştür
Ramanujan tau fonksiyonu üzerine
Sayılar Teorisi denince akla gelen bilim insanlarından birisi olan Srinivasa Ramanujan sadece yaşadığı yüzyıla değil modern matematiğin tarihi zirve yaptığı 21. yüzyıla da süren etkisiyle çok önemli başarılara imza atmıştır. Altı bölümden oluşan bu çalışmada Ramanujan'ın sonuçlarına temel oluşturan Ramanujan tau fonksiyonu çalışılmıştır. Modüler formların tanıtılması ile başlayan çalışmanın ikinci bölümünde Ramanujan tau fonksiyonu tanımlanıp temel özellikleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde parçalanış fonksiyonu verilmiş ve Ramanujan'ın bu fonksiyon üzerine önemli sonuçlar verdiği kongrüanslar incelenmiştir. Dördüncü bölüme Ramanujan konjektürleri incelenmiştir. Beşinci bölümde ise Ramanujan tau fonksiyonun Fourier katsayılarının asallığı üzerine yapılan çalışmalar üzerinde durulmuştur. Çalışmanın altıncı ve son bölümünde ise Ramanujan tau fonksiyonuna dair güncel bir çalışma incelenmiştir. Çalışma derleme niteliğindedir.
Kamu binalarının karbon ayak izi miktarındaki rolü
Son yüzyılda sanayi ve teknolojinin çok hızlı bir şekilde gelişmesiyle enerji kaynakları, ülkelerin stratejik ihtiyaçları haline gelmiştir. Çünkü enerji kaynağı olarak kullanılan fosil yakıtlar, hem mevcut ihtiyaçlara cevap veremez hale gelmekte hem de bu yakıtların yanmasıyla çıkan zararlı gazlar çevrenin ve atmosferin doğal dengesini bozarak iklim değişikliğine neden olmaktadır. Bilimsel kanıtlarla kabul edilen iklim değişikliğinin, görünür ve hissedilir hale gelmesiyle ülkeler ve uluslararası kuruluşlar, sürdürülebilir bir çevre için hızla çalışmalar ve araştırmalar yaparak çözüm arayışları içinde bulunmuşlardır. Bu kapsamda birçok protokol ve anlaşma yapılarak, sera gazlarını azaltmak ve sınırlandırmak amacıyla, taraf ülkeler kendi imkanları ölçüsünde ulusal katkı beyanları sunarak taahhütlerde bulunmuşlardır. Türkiye de 2015 yılında Ulusal Katkı Beyanı hazırlayarak sera gazı emisyonlarını 2030 yılına kadar referans senaryoya (BAU) göre, artışı %30 oranına kadar azaltacağını öngörmüştür. Bu kapsamda Türkiye'deki kamu kurumları, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında kendi kaynaklarının ve faaliyetlerinin mevcut durum analizlerini yapmaları gerekecektir. Bununla birlikte gerekli önlemleri ve planlamaları yaparak özel sektör kuruluşlarına ve topluma örnek olacak ve farkındalığın oluşmasını sağlayacaklardır. Bu düşünceden hareketle, Ankara ilinde örnek bir kamu binası seçilerek, binanın dört yıllık elektrik, su, doğalgaz ve servis araçlarının yakıt verileri doğrultusunda karbon ayak izi ölçümü yapılmıştır. Hesaplamalar sonucunda binanın dört yıllık toplam karbon ayak izi miktarı 630.329,26 kgCO2e bulunmuştur. Çalışma sonunda, binanın en çok kullandığı elektrik enerjisini fotovoltaik panellerle karşılamak için, binanın çatısına yerleştirilecek panel sayısı ve boyutları hesaplanmıştır. Ayrıca binada yapılacak yenilikler ve gözden geçirilmesi gereken eksiklikler belirtilmiştir. Sonuç olarak fosil yakıtların kullanılmasının, çevre kirliliğine ve dolayısıyla iklim değişikliğine neden olduğu bu çalışmayla bir kez daha ortaya konulmuştur. Bu sebeple kamu binaları başta olmak üzere tüm yapılarda kullanılan fosil yakıtları (doğalgaz, kömür, motorin vb.) bilinçli kullanmak ve azaltmak gereklidir. Bununla birlikte yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması için çalışmalar yapılmalı, yatırımların bu alanlara yönlendirilmesi sağlanmalıdır.
Plastik enjeksiyon kalıplamada kullanılan berilyum-bakır alaşımının tribolojik özelliklerinin incelenmesi
Berilyum bakır (Be-Cu) alaşımları, yüksek termal iletkenlikleri nedeniyle termoplastik enjeksiyon kalıplarının üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu alaşımlar 250 ve 400 C arasındaki sıcaklıklarda çökelme sertleşmesine izin verse de aşınma direncini arttırmak için yine de yüzey koruma kaplamaları tercih edilmektedir. Bununla birlikte, bu kaplamaların belirli sıcaklık aralıkları altında gerçekleştirilmesi durumunda bu alaşımların aşırı yaşlanmasına neden olabilir. Bu durumda altlık malzeme olarak kullanılan Be-Cu alaşımın mekanik özelliklerinde önemli bir kayba neden olarak yüksek doğruluk istenen göbek pimleri ve dar kapatma bölgelerine sahip maça ve kalıp boşluğu gibi bazı endüstriyel uygulamaların imalatını olanaksız hale getirir. Bu çalışmada akımsız Nikel-Fosfor (Ni-P), Nikel-Bor (Ni-B) ve Nikel-Fosfor/ Nikel-Bor (Ni-P/ Ni-B) kaplama yöntemiyle Be-Cu alaşımının korozyon ve aşınma direncini artırmak için bir çözüm olarak önerilmektedir. Kaplamalar ve altlık malzeme olarak kullanılan Be-Cu alaşımının sertliği, kesit boyunca ölçülerek değerlendirildi. Kaplamalar ve Be-Cu alaşımın mikroyapısı ve kristalliği, sırasıyla optik metal mikroskobu (OM) ve X-ışını kırınımı (XRD) kullanılarak karakterize edildi. Kaplama-altlık sistemlerinin korozyon ve aşınma davranışı, ileri-geri aşınma deneyleri, elektrolitik korozyon deneyleri, yüzey profilometresi ve OM ile değerlendirildi. Ni-P kaplama 12 µm kalınlığında düz bir yüzey sergilerken, Ni-B ve Ni-P/Ni-B dubleks kaplamalar ise sırasıyla 7-8 µm ve 12-13 µm ortalama kalınlıkta pürüzlü ve dalgalı bir yüzey görüntüsüne sahiptir. XRD analizi ile akımsız kaplamaların amorf ve kristalin fazların karışımından oluştuğu ve akımsız dubleks kaplamanın tekli kaplamalara kıyasla daha amorf yapı sergilediği belirlenmiştir. Altlık malzeme olarak kullanılan Be-Cu alaşımı sertliğini korurken, akımsız Ni-P kaplamanın sertliği 2,2 kat, Ni-B ve Ni-P/Ni-B dubleks kaplamanın ise 3,7 kat artmıştır. Yüksek yük altında (7,5 ve 10 N) Ni-P kaplamaya kıyasla Ni-B ve Ni-P/Ni-B dubleks kaplamanın aşınma direnci önemli oranda artmıştır. Akımsız Ni-P ve Ni-B kaplamaların korozyon direnci altlık malzeme olarak kullanılan Be-Cu alaşıma nazaran yeterli koruma sağlayabileceği gözlenmiştir.
Aile işletmelerinde kuşak çatışması ve yönetim sorunlarının incelenmesi: Nitel bir araştırma
Bu araştırmanın amacı aile işletmelerinde kuşak çatışması ve yönetsel sorunları incelemektir. Türkiye için ortalama 25 yıl olarak kabul edilen aile işletmelerinin yaşam ömründe çıkan çatışmalar işletme ömrünü kısaltan en temel faktördür. Her 100 işletmeden sadece 13'ünün 3.kuşağı görebildiği aile işletmelerine kuşak çatışmasının üzerinde durulduğu bu araştırmayla ışık tutulması amaçlanmıştır. Araştırma da olgu bilimi (fenomenoloji) yaklaşımı benimsenmiş ve Samsun ilinde farklı sektörlerde faaliyet gösteren 10 mikro aile işletmesi baz alınmıştır. Araştırmanın ilk bölümünde aile işletmeleri ve kuşak çatışması kavramları literatürdeki farklı tanımlar ve araştırmalarla derinlemesine incelenmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında ise çalışmanın konusuna, amacına, yöntemine ve elde edilen bulgulara değinilerek önerilerde bulunulmuştur. Araştırma sonucunda yönetimde hangi kuşağın olduğuna bakılmaksızın birinci kuşağın kararlara müdahale ettiği ve müdahalelerin yoğun olduğu bu işletmelerde çatışmaların fazla olduğu görülmüştür. Farklı görüşlerin fikir çeşitliliğinden ziyade kafa karıştırarak çatışmalara yol açtığı saptanmıştır. Aile konseyi bulunan işletmelerde çatışmalar azalmadığı ve aile anayasası olmadan tek başına aile konseyinin çatışmaları bastırmakta yeterli olmadığı saptanmıştır. Çatışmaların çalışanların moral ve verimliliklerini düşürdüğü tespit edilirken çatışmaların işletmeye olumlu etki yapabilmesinin işletmenin elinde olduğu tespit edilmiştir.
Finansal derinleşmenin belirleyicileri ve gelir dağılımı üzerine etkisi: Türkiye örneği
Ülkeler yeniliklere ve gelişime açık finansal sistemlere ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle, finansal derinleşme kavramının ulusal ve uluslararası piyasalardaki önemi her geçen gün artmaktadır. Finansal derinlik ile yeni finansal enstrümanların ortaya çıkması veya var olan araçların geliştirilmesiyle yatırımlara yönelik fon transferinde meydana gelen çeşitliliğin, üretim miktarındaki artışı harekete geçirerek gelir dağılımını olumlu yönde etkilemesi beklenmektedir. Ayrıca finansal kurum ve araçlarda ortaya çıkan çeşitliliğin, yeterli finansmana sahip olmayan kişi veya kurumların finansal hizmetlere kolay şekilde erişim sağlanmasına olanak tanıyarak gelir dağılımına olumlu katkıda bulunacağı öngörülmektedir. Ülkemize ilişkin literatürde finansal derinleşme ve finansal kalkınma ile gelir dağılımını tek bir başlık altında ele alan çalışmaların yeterli sayıda olmadığı göze çarpmaktadır. Literatürdeki bu eksikliğin giderilmesi amacı ile gerçekleştirilen bu çalışmada, finansal derinleşme belirleyicilerinin gelir dağılımı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu bağlamda Finansal Derinlik Oranı, Finansal Kalkınma Rasyosu ve İnsani Gelişme İndeksi (Human Development Index – HDI) değişkenlerinin, Türkiye'ye ait 1990-2021 yıllarını kapsayan veriler ışığında, Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif (Autoregressive Distributed Lag – ARDL) sınır testi uygulanmıştır. Finansal derinleşme ve finansal kalkınmanın, gelir dağılımı üzerindeki etkilerini tespit etmek amacıyla gerçekleştirilen analizde söz konusu değişkenler arasında öncelikle uzun dönemli ilişkinin varlığı netleştirilmiştir. Daha sonra, Cusum of Squares ve Cusum testleri ile kurulan modelin tutarlılığı kesinleştirilmiştir. ARDL sınır testi sonucunda elde edilen uzun dönemli katsayılara yönelik yapılan incelemede, Türkiye'de finansal derinleşme İndeksi ile insani gelişmişlik İndeksinin ters yönlü bir ilişkiye sahip olduğunu belirlenmiştir. Buna karşın, finansal kalkınma ile insani gelişmişlik İndeksi arasındaki ilişkinin aynı yönlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Coğrafi güneş ışınım verilerinin analizi ve şebekeden bağımsız güneş enerji sistemi kurulumu
Yenilenebilir enerji sistemlerinin önem kazandığı günümüzde, özellikle güneş enerjisi esaslı fotovoltaik sistemler, fosil yakıtların pahalılaşmasıyla daha fazla önem kazanmaktadır. Güneş ışınımını fotovoltaik enerji olarak değerlendirmede, sistemlerin kurulumu öncesi, ölçüm için bazı yöntemler ve cihazlar geliştirilmiştir. Herhangi bir bölgeye fotovoltaik sistem kurulumu planlandığında, bölge için uydu bazlı meteorolojik verileri değerlendirme ve kurulum yapılan bölgedeki ışınım potansiyelini ölçme kurulum ile istenilen sonuçlara ulaşabilme adına önemli somut veriler sağlayacaktır. Uydulardan elde edilen ışınım verileri, herhangi bir konuma kurulacak sistemde bölgenin ışınım potansiyeli ile ilgili öngörüler yapılmasını kolaylaştırır. Uydular farklı bölgelerde farklı hassasiyetler gösterebilmektedir. Bu nedenle verimi arttırabilmek için farklı uydulardan alınan ışınım verilerinin analiz edilmesi kurulacak güneş enerji sistemlerinin daha olumlu sonuçlar vermesini sağlayabilir. Fotovoltaik güneş enerjisi potansiyeli, ayrıca bu verilere ek olarak piranometre adı verilen bir cihazla gerçekleştirilen ölçümlerle de hesaplanabilir. Bu kapsamda, güneş enerji sistemlerinde kullanılan elemanların birbiri ile uyumlu seçilmesi ve maliyet analizlerinin gerçekçi yapılması gerçekleştirilecek yatırımlardaki olumsuzlukları engelleyebilecektir. Bu çalışmada, uydu bazlı belirlenen coğrafi konumlar ve meteorolojik veriler esas alınarak, farklı veri kaynakları esaslı olarak güneş ışınım verilerinin değerlendirilmeleri gerçekleştirilmiştir. Fotovoltaik santral kurulumu planlanan bölge için PVGIS ve NASA güneşlenme verilerinden yararlanılarak, kurulacak sisteme yönelik değerlendirmeler yapılmıştır. Sistemin tasarımı sonrası, uygulama montajları gerçekleştirilerek, projelendirme öncesi ve sonrası veriler karşılaştırılmıştır. Bu değerlendirmeler yardımıyla, fotovoltaik santral yada enerji birimlerinin kurulumları öncesinde gerçekleştirilen fizibilite çalışmalarının kolaylaştırılması hedeflenmiştir. Çalışma sonunda, literatüre katkı olarak, kurulması planlanan güneş enerjisi elektrik sistemlerinin fiyat ve performans dengesinde olumlu katkılar sağlanarak, verimliliklerinin arttırılması amaçlanmıştır.