Bilkent University
Anabilim Dalı

Özel Hukuk Anabilim Dalı

Bilkent University

982

Arşivlenen Tez

1

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çekte ibraz ve ödeme

Bu çalışmamızın amacı, çekin ibrazı ve ödenmesi hususunda açıklayıcı bilgiler verebilmek adına mevzuat, Türk öğreti ve uygulaması esas alınarak tespit ve değerlendirmelerimizi ortaya koymaktır. Söz konusu bu tespit ve değerlendirmeler için başta 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 5941 sayılı Çek Kanunu olmak üzere, ilgili kanun hükümleri ve ikincil mevzuat kapsamında doktrin ve Yargıtay kararları incelenerek olan ve olması gereken hukuk bakımından vardığımız sonuçlar ortaya konulmaya çalışılacaktır. Ticari hayatın içerisinde sıklıkla kullanım alanı bulan çek kurumunun, çağa ayak uydurması ve kullanıcıların ihtiyaçlarına cevap vermesi adına zaman içerisinde farklı düzenlemelerde hukuki zemine oturtulduğu görülebilmektedir. Söz konusu bu ihtiyaçlar ve buna bağlı olarak yapılan birtakım değişiklikler, doktrinde çelişkili görüşlerin ortaya çıkmasına da neden olmuştur. Gerek doktrindeki farklı görüşler gerekse de Yargıtay kararları arasındaki uyuşmazlıkların giderilmesi adına kanun koyucunun zaman zaman özel düzenlemeler yaptığı, Yargıtay'ın da içtihatlarını birleştirici kararlar aldığı görülebilmektedir. Dolayısıyla tüm bu çabaların çek kurumunun ticari işlevi açısından amacına daha iyi hizmet edebilmesine olanak sağladığı söylenebilir. Hiç şüphesiz ki çek kurumu için en büyük önem arz eden hususlardan biri de dolaşımda bulunan bir çekin yetkili (meşru) hamil tarafından ödenmesi amacıyla muhataba ibraz edilmesi ve bu ibraz üzerine gerekli şartların varlığı halinde ilgili ödemenin muhatapça yapılmasıdır. Bu nedenle çekin ibrazı, ibrazın yapılacağı yer/yerler, çekin ödenmesi, bu bağlamda kısmi ödeme, çek hesabında hiç karşılık bulunmaması üzerine muhatap bankanın kanuni ödeme yükümlülüğünün kapsamı, çekin ödenmesi, kısmı ödeme ve çekin ödenememesi/ödenmemesi üzerine yapılacak işlemler Kanuni düzenlemeler, Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler çerçevesinde irdelenmiş olup, tespitlerimiz ve vardığımız sonuçlar belirtilmiştir.

Türk hukukuÇek KanunuÇekler+2
Ümit Yılmazer
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Chatbot özelinde üretken yapay zekâ ve kişisel verilerin hukuka uygun işlenmesi

Gelişen teknoloji ile birlikte yapay zekâ, günlük yaşamımızın birçok alanında önemli bir rol oynamaktadır. Yapay zekâ teknolojileri, sağlık, eğitim, eğlence, hukuk ve finans gibi çeşitli sektörlerde devrim niteliğinde yenilikler sunarak, yaşam kalitemizi önemli ölçüde artırmaktadır. Bu teknolojilerin yaygın kullanım alanlarından birisi de chatbot teknolojileridir. Chatbot sistemleri, müşteri hizmetlerinden e-ticarete, sağlık hizmetlerinden eğitim sektörüne kadar birçok alanda kullanıcılarla etkileşim kurmakta ve günlük hayatımızı kolaylaştırmaktadır. Özellikle son dönemde hayatımıza giren ve otonom yapıları ile dikkat çeken üretken yapay zekâ ise, gelişmiş bir chatbot türü olarak ses, video, görüntü ve kod gibi yaratıcı çıktılar üretebilmekte ve kullanıcılarla doğal dilde iletişim kurabilmektedir. Ancak chatbot teknolojilerinin bu denli yaygınlaşması, özellikle kişisel verilerin işlenmesi açısından bazı dezavantajları da beraberinde getirmektedir. Yapay zekâ sistemlerinin etkin bir şekilde çalışabilmesi için büyük miktarda veriye ihtiyaç duyulmakta olup, bu veriler arasında kişisel bilgilerin bulunması kaçınılmazdır. Bu sistemler, kullanıcılarla etkileşime girerken isim, adres, iletişim bilgileri, ilgi alanları ve davranışlar gibi çok sayıda kişisel veriyi işleyebilmektedir. Hızlı bir şekilde gelişen ve adeta veri ile beslenen bu teknoloji karşısında kişisel verilerin korunabilmesi ve hukuk sistemimizin bu yeniliklere ayak uydurabilmesi, önemli bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, ilgili mevzuat, mahkeme kararları ve doktrindeki görüşler ışığında; üretken yapay zekânın işlediği kişisel veriler incelenecek, veri koruma ilkelerinin üretken yapay zekâ sistemlerindeki yansımaları değerlendirilecek ve üretken yapay zekânın veri işleme faaliyetleri süreçlerindeki hukuki statüleri ele alınacaktır.

Şerife Nur Kirazlı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk sosyal güvenlik hukukunda fiili hizmet süresi zammı uygulaması

Bazı iş kolları, doğaları gereği diğerlerine kıyasla daha ağır, yıpratıcı ve tehlikeli çalışma koşullarına sahiptir. Bu durum, işin yapısından ya da teknolojik yetersizliklerden kaynaklanabilmektedir. Bu mesleklerde çalışan sigortalılar, maruz kaldıkları zorluklar sebebiyle diğer sigortalılardan farklı düzenlemelere ihtiyaç duymaktadır. Bu bağlamda, 5510 sayılı Kanun'un 40. maddesinde düzenlenen fiili hizmet süresi zammı, çalışanların mesleki yıpranmasını telafi etmeyi ve erken emeklilik yoluyla destek sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışmamızda fiili hizmet süresi zammı kavramı detaylı şekilde ele alınmıştır. İlk bölümde, bu düzenlemenin daha iyi anlaşılabilmesi için ilgili kavramlara ve tarihsel gelişimine yer verilmiştir. Türk sosyal güvenlik hukukunda, ağır ve yıpratıcı işlerde çalışan sigortalılar için geçmişten günümüze getirilen yasal düzenlemeler ve önemli değişiklikler incelenmiştir. İkinci bölümde, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nda yer alan itibari hizmet süreleri ile 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'ndaki fiili ve itibari hizmet müddeti uygulamaları karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Sigortalıların hangi şartlarda bu haklardan yararlanabileceği, kapsam dahilindeki meslek grupları ve onlara sağlanan avantajlar açıklanmıştır. Son bölümde, 5510 sayılı Kanun'un 40. maddesinde düzenlenen fiili hizmet süresi zammı detaylı olarak incelenmiştir. Bu düzenlemenin kapsamına giren iş kolları, sigortalılar için sağladığı avantajlar ve işverenlere getirdiği yükümlülükler ele alınmıştır. Ayrıca, mevcut düzenlemede tespit edilen eksiklikler değerlendirilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur.

Esra Bera Bilen Öztürk
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk iflâs hukukunda basit tasfiye

İflâs hukukunun şekli boyutunu oluşturan tasfiye işlemleri, iflâsın meydana gelmesi ile bu alandaki kuralların nihai amacını teşkil eder. İcra ve İflâs Kanunu'nda nihai amaca ulaşmaya vasıta kılınan iki yol vardır. Bu yollardan birisi kanun koyucunun esas kabul etmek suretiyle detaylı hükümler tesis ederek düzenlediği adi tasfiye usulüdür. Diğeri ise az sayıdaki ve yeterli açıklığı barındırmayan hükümlerle ihdas edilen, çalışma konumuzu oluşturan basit tasfiye usulüdür. Basit tasfiye; iflâs dairesi tasfiye organının ağırlıklı hakimiyeti altında yürütülen, hızlılığın ön planda tutulduğu, olabildiğince şekle tabi olmayan, prosedürün yürütümü esnasında masraflardan tasarruf edilmeye çalışılan ve nihayetinde adi usule nazaran basit bir usuldür. İflâsın basit usul ile tasfiye edilmesinde bu esaslara riayet edilmelidir. Açıklık bulunmayan hâllerde ise adi tasfiye usulüne ilişkin hükümlerin kıyasen basit tasfiye usulünde uygulanması söz konusu olacaktır. Fakat basit tasfiye usulü, öğreti tarafından ince elenip sık dokunmak suretiyle incelemeye tabi tutulmamış; adi tasfiye usulüne ilişkin hükümlerin basit tasfiyede nasıl tatbik edileceği detaylıca izah edilmemiştir. Basit tasfiyeye ilişkin kanuni düzenlemelerin yetersizliği ve bu usule ilişkin öğretinin detaylı söz söylememesi, uygulayıcıları (iflâs daireleri ile mahkemeleri) basit tasfiyenin uygulanışında belirsizliğe sevk etmiştir. Çalışmanın amacı ise basit tasfiyeyi bütün yönleriyle ele alarak öğretinin, yargı kararlarının ve de uygulamanın ortaya konulmasıdır. Bu gayeye ulaşmaya çalışırken olan ve olması gereken izah edilmiştir. Ayrıca "daha iyi nasıl olabilir" sorusunun cevabı verilmeye çalışılmıştır.

Furkan Bilge
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk medeni usul hukukunda istinaf incelemesi sonucunda verilebilecek kararlar

İstinaf kanun yolunun 20/07/2016 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte Türk hukukunda uyuşmazlığın esasını inceleme yetkisine sahip olan derece mahkemeleri iki, hukuk yargılaması da üç aşamalı hal almıştır. Hukukumuzda dar istinaf sistemi kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak da ilk derece yargılamasının sınırları istinaf yargılamasının da sınırını belirlemektedir. İlk derece mahkemelerinin her kararı için istinaf kanun yoluna başvuru yapılamaz. Başvuru yapılabilecek kararlar için birtakım şartlar ön görülmüştür. İstinaf incelemesi sonucunda bölge adliye mahkemelerinin derece mahkemesi niteliği nedeniyle de çeşitli kararlar verme imkânına sahiptir. İstinaf incelemesi sonunda hukuka aykırı bulunan karar kaldırılarak bölge adliye mahkemesi tarafından daha doğru yeni bir karar verecektir. İstinafın konusu, kamu düzenine aykırı durumlar istisna olmak üzere istinaf dilekçesinin kapsamı dışına çıkamaz. İstinaf mahkemesi, belirtilen istinaf sebepleri ile bağlıdır ve ilk derece yargılamasında ileri sürülmemiş vakıalar istinaf incelemesine konu olamazlar. İstinaf aşamasında yapılan inceleme ise ön inceleme ile dosyanın esasının incelenmesi olmak üzere iki evreden oluşmaktadır. Ön inceleme safhasında uyuşmazlığın esası incelenmez. İstinaf mahkemesinin nasıl kararlar alabileceği Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda tek tek belirlenmemiştir. İstinaf kanun yolunda kural yargılamanın duruşmalı olarak yapılmasıdır. Sadece Kanun'da belirtilen hallerin varlığında bölge adliye mahkemesi duruşmasız karar verebilmektedir; ancak uygulamaya baktığımızda bu noktada eksiklikler bulunduğu görülmektedir. İstinaf mahkemesinin bu şekilde duruşmasız ve temyiz kanun yolu kapalı olarak verebileceği kararlar Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 353/1-a'da sayılmıştır.

Ezgi Hazal Yeşilduman Süt
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Profesyonel futbolcu sözleşmesinde ücret

Futbol, ülkemizde ve dünyada en çok takip edilen spor dalıdır. Futbolun geniş kitlelerce takip edilmesi sayesinde futbol ekonomisi bir hayli büyümüş, profesyonel futbolcular da özellikle Bosman Kararı'ndan sonra büyüyen bu futbol ekonomisi sayesinde aldıkları yüksek ücretlerle faydalanmışlardır. Profesyonel futbolcular ile kulüpler arasında akdedilen profesyonel futbolcu sözleşmesi diğer iş görme sözleşmelerinden farklı olarak bağımlılık ilişkisi barındırması ve sonuç vadetmemesi nedeniyle hizmet sözleşmesi niteliğindedir. Dolayısıyla profesyonel futbolcular da işçi olup ücret karşılığında iş gören kişilerdir. Fakat diğer işçilere kıyasla çok yüksek ücret karşılığında çalışmaları sebebiyle profesyonel futbolcuların da işçi oldukları göz ardı edilmektedir. Çalışma işçi statüsündeki profesyonel futbolcuların ücret alacağı hakkında detaylı bilgi verilmesini amaçlamaktadır. Türkiye Futbol Federasyonu, ülkemizde ve dünyada en çok takip edilen spor dalı olan futbolun ülkemizdeki tek yetkili organdır. Türkiye Futbol Federasyonu'nun hazırlamış olduğu Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatı başta olmak üzere düzenleyici hükümler işbu çalışmanın konusu olan profesyonel futbolcu sözleşmesinde ücret hususunda özel hüküm olmaları nedeniyle önemlidir. Dolayısıyla TFF ve profesyonel futbolcu arasındaki ilişki konunun iyi anlaşılabilmesi için çalışmanın birinci bölümünde ele alınmıştır. Çalışmada spor hukuku alanında yazılmış ve konuyla ilgili olan her eser kullanılmaya çalışılmıştır. Çalışmada mümkün olduğunca fazla sayıda TFF Tahkim, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, Yargıtay, CAS ve DRC kararlarına atıf yapılarak konunun daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır. Ayrıca futbol dünyasından konuyla alakalı somut olaylara da fazlaca yer verilmiştir.

FutbolFutbolcularSpor hukuku+3
Ali Tutar
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşınır satış sözleşmelerinde ayıp kavramı ve motorlu taşıtlara özgü hukuki sorunlar

Çalışmamızın konusu, satıcının ayıptan doğan sorumluluğu hükümlerinin ve malın ayıplı olması durumunda alıcı lehine doğan seçimlik hakların özellikle otomotiv sektörü bakımından incelenmesidir. Ayıp hükümleri incelenirken, hem adi ve ticari satımlar, hem de tüketici satımları dikkate alınmış, gerekli yerlerde tüketici satımlarına özgü kurallara yer verilmeye çalışılmıştır. Öte yandan, 28.11.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6502 Sayılı yeni Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un getirdiği yeniliklere de mümkün olduğunca yer verilmeye çabalanmıştır. Çalışmamızda, tüm taşınırlara yönelik teorik açıklamalar yer almakta ise de, motorlu taşıtların üzerinde özel olarak durulmuş, motorlu taşıtlara yönelik uygulamada karşılaşılan uyuşmazlıklar ortaya konularak ve mahkeme kararlarından örnekler sunularak açıklamalarımız somutlaştırılmıştır. Keza yalnızca motorlu taşıtlar yönünden uyuşmazlık doğuran ve uygulamada pek çok davaya konu olan hava yastıkları, boya sorunları gibi belli başlı ayıp türleri bakımından ayrıntılı değerlendirmeler yapılmıştır. Ayrıca, motorlu taşıtlardan doğan ayıp iddialarına yönelik malın ayıpsızıyla değişimi veya satış bedelinin iadesi kararlarının infazında yaşanan sorun ve belirsizliklere temas edilmiş, bu konuda doktrin görüşü ile Yargıtay kararlarının karşılaştırılması yöntemi benimsenmiştir.

AyıpAyıplı malMotorlu taşıtlar+5
Kudret Can İçel
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hekimlerin gebeliklerin sonlandırılmasından kaynaklanan özel hukuk ve ceza hukuku sorumluluğu

Gebeliklerin sonlandırılması tıp, hukuk, etik, felsefe,din gibi pek çok alanda binlerce yıldır tartışılan bir konudur. Zamana ve mekana göre yaklaşımlar ve bakış açıları değişkenlik gösterse de gebeliklerin sonlandırılmasını ne tamamen serbest bırakmanın ne de aşırı kısıtlamalar getirmenin çözüm olmayacağı bilinmektedir. Ülkeden ülkeye değişkenlik göstermekle beraber, ülkemiz de dahil olmak üzere hemen her ülkenin kanunları gebeliklerin sonlandırılmasına belli koşullar altında izin vermiş, bu koşulları taşımayan durumlarda gebeliği sonlandıran kişilerin sorumluluğuna gidilmiştir. Gebeliklerin herhangi bir kişi tarafından herhangi bir yöntemle sonlandırılması mümkün olup sorumluluğunu da beraberinde getirse de, özellikle yakın zamanlarda gündemde olan ve kamuoyunun ilgisini çeken konu, hekimlerin gebeliklerin sonlandırılmasına yönelik tıbbi müdahale niteliği taşıyan eylemleri olmaktadır. Bu çalışmada hekimlerin gebeliklerin sonlandırılması nedeniyle hem özel hukuk hem ceza hukuku alanında söz konusu olabilecek sorumlulukları ele alınmıştır. Gebeliklerin sonlandırılmasında özel hukuk sorumluluğu, genel olarak hekimin özel hukuk sorumluluğuna paralel şekilde, hekim ile gebe kadın ya da yasal temsilcisi arasında kurulmuş bir sözleşme ilişkisinden, haksız fiilden, vekaletsiz iş görmeden kaynaklanabilir. Ayrıca Türk Borçlar Kanunu ilgili maddeleri uyarınca hekimin kusursuz sorumluluğuna da gidilebilir. Müdahalenin gerçekleştiği sağlık kurumunun da sözleşmeye aykırılığın yanı sıra hekimin kusuru nedeniyle sorumlu tutulması da söz konusu olabilir. Gebeliklerin sonlandırılması nedeniyle bir tazminata hükmedilebilmesi için de, genel sorumluluk hükümlerine uygun şekilde, bir hukuka aykırılık, zarar, kusur ve nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Çalışmada bu hususlar tıp uygulamasından örnekler eşliğinde ele alınmış, ayrıca ispata ilişkin özellikler ve tazminatın hesaplanması üzerinde de durulmuştur. Hekimlerin gebeliklerin sonlandırılmasından kaynaklanan cezai sorumluluğu açısından Türk Ceza Kanunu 99. ve 100. maddelerinde yer alan çocuk düşürme ve düşürtme suçları irdelenmiştir. Hekimlerin suç işlememeleri, hastalarına zarar vermemeleri ve kendilerini sorumlu duruma düşürmemeleri konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli hususlar olarak özellikle Nüfus Planlaması Hakkında Kanun Hükümleri'nin dikkate alınması, hastanın aydınlatılmış onamının alınması, onam olmaksızın, yetki alanı dışında ve endikasyonsuz müdahaleye girişilmemesi ve yapılanların eksiksiz kayıt altına alınması üzerinde durulmuştur.

Cezai sorumlulukDoktor tercihiDoktor-hasta ilişkileri+3
Işıl Güney Tunalı
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Estetik cerrahide hekimin hukuki sorumlulukları ve bu sorumlulukların eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi

CerrahiDoktorlarEstetik+5
Rifat Atilla Arıncı
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel hastanede çalışan hekimlerin tıbbi müdahaleden doğan özel hukuk sorumluluğu

Bu çalışmada, özel hastanelerde hizmet veren hekimlerin tıbbi müdahaleden kaynaklanan özel hukuk sorumlulukları ele alınmıştır. Öncelikle tıbbi müdahale başta olmak üzere sağlıkla ilgili temel kavramlar ile özel hastanelerin yönetimi ve işleyişi açıklanmıştır. Daha sonra özel hastanelerde hizmet veren hekimlerin tıbbi müdahaleden doğan özel hukuk sorumluluğunun kaynakları sırasıyla incelenmiştir. İlk olarak hekimlik sözleşmesinin unsurları belirtilmiş, hukuki nitelemesi hakkındaki tartışmalar açıklanmış ve sözleşmeden doğan borçlar sayılmıştır. Kanaatimizce hekimlik sözleşmesi bir vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirilmelidir; ancak Yargıtay estetik ameliyatlar gibi hekimin görünür bir sonuç vadettiği müdahaleler ile ilgili sözleşmeleri eser sözleşmesi olarak nitelendirmektedir. İkinci olarak culpa in contrahendo sorumluluğu hakkındaki tartışmalara kısaca değinilmiştir. Üçüncü olarak haksız fiil sorumluluğunun şartları açıklanmış, özellikle hukuka uygunluk sebepleri ve hastanın rızası üzerinde durulmuştur. Son olarak hekimler açısından vekâletsiz iş görme hükümlerinin uygulanması tartışılmıştır.

DoktorlarHaksız fiilHukuki sorumluluk+3
Ayşe Palanduz
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde yönetimin devri

Bu çalışma kapsamında, anonim şirketin yönetim faaliyetini daha verimli bir şekilde yerine getirmesi amacı ile yönetim yetkilerinin devredilmesi imkânı incelenecektir.Yönetim kurulunun uhdesinde bulunan yönetim yetkisinin devri en çok sorumluluk bahsinde etkisini göstermektedir. Bu sebeple, de bu çalışmada yönetimin devri konusunun hukuki boyutu incelenirken en çok yönetimin devrinin sorumluluğa etkileri üzerinde durulmaya çalışılmıştır.

Anonim şirketlerYönetim devriYönetim kurulu+1
Nurdan Gürgen
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

"Roma Hukukunda ve Türk Hukukunda eser sözleşmeleri (Locatio conductıo operis)"

Kaynağını Roma hukukunda bulan eser sözleşmelerinin tarihi, yapısı, özellikleri ve unsurları incelenmiş ve Türk hukukuyla kesiştiği veya ayrıştığı noktalar üzerinde durulmuştur.

Roma hukukuTürk Hukukuİstisna sözleşmesi
Ceren Soydan
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Viyana Satım Sözleşmesi ve Türk Borçlar Kanunu kapsamında satıcının ayıptan doğan sorumluluğu ve özellikle Viyana Satım Sözleşmesi'ne göre alıcının tazminat talep etme hakkı

Bu çalışma, Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde yüksek lisans tezi olarak hazırlanmıştır. Tezde araştırılan konu, Viyana Satım Sözleşmesi ve Türk Borçlar hukuku açısından ayıplı ifadan dolayı alıcının sahip olduğu seçimlik haklar ve özellikle Viyana Satım Sözleşmesi'ne göre önemli bir hak olan tazminat hakkıdır. Giriş bölümünde konunun seçimindeki etkenler ve inceleme tarzı, terminoloji tercihi ele alınmıştır. Birinci bölümde Viyana Satım Sözleşmesi'nin uygulama alanı, yer bakımından, maddi bakımdan ve zaman bakımından ele alınmış ve sonrasında Türk Borçlar Kanunu ile Viyana Satım Sözleşmesi uyarınca ayıptan doğan sorumluluk karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İkinci bölümde, alıcının Viyana Satım Sözleşmesi uyarınca ayıplı ifa sonucu tazminat talep etme hakkı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Sonuç bölümündeyse, tezde araştırılan konular ve yapılan çıkarımlar bir arada sunulmuştur. Anahtar Kelimler: Viyana Satım Sözleşmesi, VSS, Ayıptan Doğan Sorumluluk, Tazminat.

AyıpAyıplı malBorçlar Kanunu+5
Hande Doğan
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşıyanın zıya, hasar ve geç teslime ilişkin sorumluluktan kurtulduğu haller

Uluslararası eşya taşımacılığının en eski ve köklü türü kuşkusuz deniz yolu ile eşya taşımasıdır. 19. yüzyıldan itibaren taşıma hacminin artması ile birlikte uluslararası taşımalar artmış ve deniz yolu ile eşya taşımasına dair kuralların yeknesak bir uygulamaya tabi olması ihtiyacı doğmuştur. 1893 yılında kabul Amerika Birleşik Devletleri'nde kabul edilen Harter Kanunu'nu üç önemli uluslararası konvansiyon izlemiştir: 1924 tarihli Lahey Kuralları, 1978 tarihli Hamburg Kuralları ve 2009 tarihli Rotterdam Kuralları. Hamburg ve Rotterdam kuralları düzenleri yeterince kabul görmediğinden, uluslararası denizcilik hukukunun temelini halen 1924 tarihli Lahey Kuralları oluşturmaktadır. Türk Hukuku uygulamasında esas alınan kural düzeni Lahey Kuralları olmuştur. Tezimizin konusunu oluşturan taşıyanın sorumluluktan kurtulduğu haller de Lahey Kuralları'nın temelini oluşturduğu Alman Ticaret Kanunu'ndan alınmış olmakla beraber; bu kural düzeninin eski ve modern ilkelerden uzak kaldığı alanlarda daha güncel olan Hamburg Kuralları'ndan da yararlanılmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde, taşıyan kavramı ve taşıyanın sorumluluğunu doğuran haller izah edilmiştir. Çalışmanın asıl konusunu oluşturan taşıyanın sorumluluktan kurtulduğu haller ise ikinci bölümde detaylı olarak incelenmiştir. Konu bütünlüğünün sağlanması amacıyla, taşıyanın kısmi sorumluluğu ve sözleşme dışı taleplerden sorumluluk konuları açıklanmıştır. Türk Ticaret Kanunu kapsamında taşıyana yüklenen sorumluluk hallerinin sözleşme ile değiştirilebileceği durumlar izah edilmiş ve son olarak, uluslararası konvansiyonlarda öngörülen ancak Türk Ticaret Kanunu'na alınmayan sorumsuzluk düzenleri karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Çalışmanın bütününde, konular uluslararası konvansiyonlar ve başta İngiliz ve Amerikan hukuk sistemleri olmak üzere, yabancı hukuk sistemleri ile karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Tezin içeriğinde hem Türk hem de yabancı mahkeme kararları ile konu açıklamaları desteklenmiş ve konunun uygulamaya yönelik olarak somutlaştırılması amaçlanmıştır.

Eşya taşımaGecikmeHasar+5
Tunca Bolca
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spor hukukunda doping

Spor müsabakalarındaki doping uygulamalarının sporun doğasına, yarışmadaki eşitlik ve adalet ilkelerine ters düştüğü, doping yapan sporcunun haksız şekilde diğer sporculara karşı bir avantaj sağladığı açıktır. Bu çalışmada günümüze kadar genellikle tıbbi ve farmakolojik yönü incelenmiş olan dopingin hukuk boyutu zamanla değişen ve gelişen kurallar ve yargı kararları çerçevesinde incelenmiştir. Spor hukuku hem özel hukuk hem de kamu hukukunun prensiplerini taşıyan kendine has nitelikleri olan bir hukuk dalıdır. Spor hukukunun altında yer alan dopinge dair hukuki durum da aynı şekilde kendine özgü prensiplere ve uygulamalara sahiptir. Bu çalışmada doping konusundaki hukuki yapılanma belirlenmiş, dopinge dair getirilen yasaklar, doping kontrolüne ilişkin yöntem ve kurallar, doping ihlali gerçekleştirdiği tespit edilen kişilerin yargılamasına dair kendine has usul ve esas kurallarını incelenmiş ve yer yer bu konudaki hukuki durumun geçmişten bugüne nasıl değiştiği tespit ederek dopingin hukukuna ışık tutulmuştur. Bu kapsamda çalışmamızın ilk bölümünde dopinge ilişkin arka plan açıklanarak dopingin tanımı, geçmişi, yasaklanma sebepleri açıklanmış ve dopingle mücadelenin başlangıcı incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde dopinge ve doping kontrolüne yönelik usul kuralları ve tanımlanmış doping ihlalleri birlikte ele alınarak birbiriyle ilişkili olanlar beraber incelenmiş, ilgili hukuki ve etik tartışmalar ele alınmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde yargılama usullerine dair kurallar özellikle yargı kararlarıyla beraber incelenerek doping ihlali gerçekleştiren bir kişinin yetkili kurullar önünde nasıl yargılandığı açıklanmıştır.

DopingSporSpor hukuku+2
Sarp Doğa Tezonarıcı
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sermaye piyasası hukukunda izahname sorumluluğu

Sermaye piyasası araçlarının satın alınması için her türlü yoldan yapılan çağrıya halka arz denilmektedir. Sermaye piyasası araçları halka arz edilirken, izahname belgesinin düzenlenmesi gerekmektedir. İzahname, yatırımcıların halka arz edilen sermaye piyasası araçları ve bunların ihraççıları hakkında bilgi edinebileceği en önemli kamuyu aydınlatma belgesidir. İzahnamede açıklanan bilgilerin doğru olması ve gerçeği dürüst bir şekilde yansıtması, yatırımcının korunmasında son derece önemlidir. Türk hukukunda da izahnameden doğan hukuki sorumluluk özel olarak, AB Direktifindeki ilkelere ve çağdaş yaklaşımlara uygun, yatırımcı haklarını koruyacak şekilde düzenlenmiştir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m.10 hükmünde yer alan düzenleme uyarınca, izahnamedeki yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden doğan zararlardan öncelikle ihraççı sorumludur. İhraççının bu sorumluluğu kusura dayanmayan bir sorumluluktur. Bununla birlikte, halka arz edenler, ihraca aracılık eden lider aracı kurum, varsa garantör ve ihraççının yönetim kurulu üyeleri sorumludur. Zararın ihraççıdan tazmin edilemediği hâllerde sorumluluk bu kişilere yüklenmiştir. Bu çerçevede onlar ancak kusurlarına ve durumun gereklerine göre zarar kendilerine yükletilebildiği ölçüde sorumludurlar. "Sermaye Piyasası Hukukunda İzahname Sorumluluğu" konulu bu tez, üç ana başlıktan oluşmaktadır. Birinci bölümde, "İzahname ve Halka Arz" başlığında izahnamenin tanımı, hukuki niteliği, izahnamenin açıklanması anlatılmıştır. İkinci bölümde, "Sermaye Piyasası Araçları ve İzahname Sorumluluğunun Hukuki Dayanakları" başlığında sermaye piyasası araçları çeşitleri, üçüncü kişiye karşı sorumluluğu düzenleyen kanun hükümleri, haksız fiil sorumluluğu, sözleşme benzeri sorumluluk halleri ve güven sorumluluğuna değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise, "Zararın Tazmini" başlığında üçüncü kişinin zararını tazmin şartları, açılacak tazminat davalarının davacıları, davalıları, sorumluluğun şartları, ispat yükü, tazminatın hesaplanması, görevli ve yetkili mahkeme ile zamanaşımı üzerinde durulmuştur.

Halka açılmaHukuki sorumlulukKamuyu aydınlatma+4
Gülşah İslamoğlu
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Limited şirkette esas sermaye payının rehni

Limited şirket esas sermaye payları bir alacağa güvence teşkil etmek üzere rehin konusu yapılabilmektedir. Limited şirket esas sermaye paylarının rehni, gerek limited şirketin şahıs ve sermaye şirketi özelliklerini birlikte barındırması gerekse ortakların sahip oldukları payların özellik arz etmesi sebebiyle incelenmesi gereken bir konu olmuştur. Limited şirket payı üzerinde kurulan rehin, ortağın sahip olduğu malvarlıksal haklar üzerinde tesis edilir. Bu nedenle pay üzerinde kurulan rehin, Türk Medeni Kanunu'nun taşınır rehni hükümleri altında hakların rehnine ilişkin TMK m. 955/III hükmü çerçevesinde kurulur. Bu bağlamda, payın rehnine hükmün göndermesi ile esas sermaye payının devrine ilişkin TTK m. 595 hükmü uygulanır. Esas sermaye paylarının rehin konusu olabilmesinin önünü açan Türk Ticaret Kanunu, pay rehninin şirket onayına tabi tutulabilmesine de imkân vermiştir. Bu durumda da payın rehnine, TTK m. 600 (2) atfıyla geçişe ilişkin TTK m. 595 hükmü uygulanır. Böylece, her iki durumda da rehin hakkı, yazılı rehin sözleşmesinin yanı sıra taraf imzalarının noterce onaylanması ile tesis edilir. Ancak rehnin onaya tabi tutulması durumunda rehnin kurulması için ek olarak genel kurul onayına ihtiyaç vardır. Rehnin genel kurul onayına tabi tutulması durumunda şirket, yalnızca haklı sebeplerin varlığı halinde izin vermekten imtina edebilir. Dolayısıyla Türk Ticaret Kanunu ile limited şirket paylarının teminat işlevi görmesinin önü bir hayli açıktır. Rehinle teminat altına alınan alacağın karşılanmaması üzerine alacaklı rehin konusunun paraya çevrilmesi yoluyla tatmin edilir. Limited şirket esas sermaye payı üzerinde rehin kurulması halinde de rehinle teminat altına alınan alacağın borçlu tarafından karşılanmaması sonucunda alacaklı, payın paraya çevrilmesi ile alacağına kavuşur.

Limited şirketlerRehinRehin hakkı+2
Melis Gizem Çığşar
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Canlı vericili organ nakli ve aydınlatma yükümlülüğü

İnsanlar arası organ naklinde cerrahi gelişme ve başarılara rağmen organ nakledilmesi önündeki en önemli sorun olan organ reddi bağışıklığı önleyen yeni ilaçların keşfi ile beraber başarılı nakillerin yapılmasına olanak sağlamıştır. Ancak son dönem organ yetmezliğinde hasta sayısındaki artış nedeni ile kadavra organ yetersizliği ve kültürel nedenlerle dünyada canlı vericili organ nakli sayısı giderek artmıştır. Sağlıklı bir kişiye kendi isteği ile bile olsa tıbbi müdahalenin hukuka aykırı olması sebebi ile uluslararası biyotıp sözleşmeleri ışığında canlı kişiler arası organ nakline izin veren kanunlar yürürlüğe girmiştir. Canlı organ nakli sayılarının tüm dünyada artması ile birlikte özellikle batı ülkelerinde canlı vericilerin nakil süreci ve sonrasında maruz kaldıkları baskı, risk ve tıbbi sorunların kayıt altına alınması ve takibi sonucunda vericinin yaşamını ciddi şekilde etkileyen olumsuzlukların olduğu ortaya çıkmıştır. Uluslararası forumlarda, organ vericisini bilgilendirme, aydınlatma ve rızasının alınması sürecinin daha sağlıklı yürütülmesi ve oluşabilecek risklerin canlı vericiye doğru bir şekilde aktarılmasının önemi vurgulanarak, sağlıklı canlı vericilerin aydınlatma döneminde organ nakil ekiplerinde bağımsız bir canlı verici savunma ekibi tarafından desteklenmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır. Tıbbi, psikolojik sorunların ve aktarım sonrası olumsuzlukların ülkemizde de nakil merkezleri tarafından, Sağlık Organ Nakli Hizmetleri Dairesi Başkanlığı merkezi kayıt sistemine kaydedilerek, canlı vericiler ile ilgili yaşanan tüm olumsuzlukların kayıt altına alınması sağlanmalıdır. Canlı organ vericileri, ülkemizde de nakil ekibinden farklı olarak onu savunan sağlık çalışanlarınca aydınlatma ile beraber tüm süreçlerde desteklenmelidir. Bu yeni uygulamalar ile canlı vericinin aydınlatılmış rızasının hukuka uygunluğunun daha güçlü olacağı düşüncesindeyiz.

Aydınlatılmış onamCanlı donörlerOrgan nakli+3
Mehmet Metin Şahin
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahların hukuki sorumluluğu

Günümüzde tıp alanında meydana gelen gelişmeler, plastik rekonstrüktif ve estetik operasyonların daha basit bir şekilde gerçekleştirilmesini mümkün kılmış, bu operasyonların daha basit ve ulaşılabilir olması kişilerin bu alana yönlenmesini yoğunlaştırmıştır. Artık plastik rekonstrüktif ve estetik operasyonlar, herkes tarafından kullanılan ve takip edilen bir tıp alanı halini almıştır. Estetik amaçlı talepler, yine bu alanı hekimler bakımından da rekabet alanına sokmuş, deyim yerinde ise bu alanda ciddi bir pazar oluşmuştur. Bu sebeple her ne kadar mevzuata aykırı olsa da, bu alanda görsel ve yazılı basın ile sosyal medya alanlarında ciddi reklamlar dahi verilmektedir. Plastik rekonstrüktif ve estetik operasyonlarda sayısal olarak meydana gelen artış, aynı zamanda bu alanda meydana gelen tıbbi hataları da sayısal olarak artırmıştır. Bu hatalar sebebiyle kişilerin uğradığı zararların tazmini ise, hukuki olarak ayrı bir altyapı ve düzenlemeleri zorunlu kılmaktadır. Hal bu olmakla birlikte, mevcut mevzuatımızda doğrudan bu alana ilişkin normatif bir düzenleme bulunmamakta, bu alana uygun olduğu ölçüde Türk Borçlar Kanunu'nun hizmet, vekalet ve eser sözleşmesi özel hükümleri uygulanmaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nun özel hükümlerinin plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahiden kaynaklanan uyuşmazlıklara uygulanmasına ilişkin olarak doktrin ve uygulamada farklı görüşler ortaya çıkmış olup, konu tam olarak netlik kazanmamıştır. Çalışmamızda, plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahlar ile hastalar arasındaki sözleşmelerin türü ve mahiyeti, hatalı tıbbi müdahaleler ve bu müdahaleler sebebiyle meydana gelen zararların tazmininde tarafların sorumluluğunun ne şekilde olacağı hususları, mevzuat, doktrin ve yüksek yargı uygulaması bakımından ele alınmıştır.

Cerrahi-plastikDoktorlarEstetik+3
Deniz Atar
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Etik ve hukuk perspektifinden diş hekimliği meslek etiği kurallarında özerklik kavramının incelenmesi

Türkiye'de 2010 yılında "Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası" ile parabolik bir şekilde artan sağlık hukuku tartışmaları günümüzde de tüm dinamikliği ile devam etmektedir. Hekimlerin tıbbı uygulama hatalarından doğan hukuki sorumluluklarını maddi tazmin ile çözmeyi hedefleyen bu uygulama, mevcut sağlık sistemi sorunlarına değinmemekte hekim hasta ilişkisini salt hukuki sözleşmeler olarak değerlendirmektedir. Diş hekimliği de ayakta hasta tedavisinde en yoğun hasta sirkülasyonuna sahip bir branş olduğu için uygulama sırasında hastaların aydınlatılması konusunda sıklıkla sorunlar yaşanmakta, bu sorunlara çözüm olarak da diş hekimleri tazminat ödemeye mahkum edilmektedir. Bu çalışma, bir meslek olarak Diş Hekimliği'ni tıbbın tarihi içerisinde değerlendirirken; uygulamada diş hekimi / tıp hekimi ayrımı söz konusu olmadığı için tüm hekimleri esas alan güncel sağlık politikalarını, hukuki yaptırımları ve tıbbi etik kurallarını dayandıkları etik kuramlar çerçevesinde özerklik perspektifinden incelemektedir.

Diş hekimliğiEtikHukuk+4
Kenzi Özge İlbaş Altekin
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş sözleşmesinin devri

İş sözleşmesiyle bir taraf (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer taraf (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmektedir. İş sözleşmesinin devrinde ise işçi, iş sözleşmesini devreden işveren ve devralan işveren arasında üçlü bir ilişki söz konusudur. Devir sözleşmesi ile devreden işveren iş sözleşmesini devretmeyi, devralan işveren iş sözleşmesini devralmayı kabul eder. İşçi ise iş sözleşmesinin hâlihazırdaki işvereni olan devreden işverenden, devralan işverene devredilmesini kabul eder. İş sözleşmesinin devri sonucunda iş sözleşmesindeki taraf sıfatıyla birlikte bu sözleşmeden doğan tüm hak ve borçlar başka bir işverene (devralan üçüncü kişiye) geçirilmiş olmaktadır. İş sözleşmesinin devri ile birlikte fesih, iptal gibi yenilik doğuran haklar ile tüm def'i ve itiraz hakları da devralan işverene geçmektedir. İş sözleşmesinin devri kavramı, Türk İş Hukuku açısından öncelikle doktrinde tartışılmış ve yargı kararlarına konu olmuş, mevzuattaki yerini ise daha sonra almıştır. İş sözleşmesinin devrinin kanunda düzenlenmesinden önce de Borçlar Hukukunun temel ilkelerinden olan sözleşme özgürlüğü prensibi gereği taraf iradeleriyle sözleşmenin devri olanaklı görülmüş ve bu doğrultuda kurulan sözleşmeler geçerli kabul edilmiştir. Kavram 4857 Sayılı İş Kanunu Taslağında yer almasına rağmen Kanunun kabul sürecinde yasalaşmamış, daha sonra 01 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Borçlar Kanunu ile yasal dayanağa kavuşmuştur. Yüksek lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışmanın amacı, iş sözleşmesinin devri kavramının ve hukuki sonuçlarının incelenmesi ve değerlendirilmesidir.

DevirDevir sözleşmesiKanunlar 4857 sayılı+4
Aybüke Yanık
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seri markaların korunması

Bu çalışmada seri marka kavramı, tescil edilmesi, korunması ve karşılaşılabilecek davaların incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Seri marka kavramı ve seri markaların özellikleri, işlev ve fonksiyonları incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca Seri markalar ile ilgili örnekler verilmiştir. İkinci bölümde markaların korunması ile ilgili yasalarda yapılan düzenlemeler üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde seri markalar ile ilgili anlaşmazlıklar sonucu ortaya çıkan davalar, yargı kararları ışığında anlatılmıştır. Sonuç kısmında ise çalışma kapsamında ulaşılan tespitler paylaşılmıştır.

Hakların korunmasıMarkaMarka hakkı+3
Gizem Çiçeklioğlu
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Blockchain teknolojisinin eser sahibi haklarına hukuki yansıması

Değişen ve gelişen teknolojiden en çok etkilenen alanlardan biri fikri mülkiyet hukukudur. Teknolojinin gelişmesi ile fikri mülkiyet hukukunun eser sahibi haklarını koruma biçimleri de değişmektedir. FSEK yapıldığı dönem itibari ile tek yönlü bir koruma içerir ve eser sahibi haklarını fiziki dünyada koruduğu gibi sanal dünyada tam bir koruma sağlayamaz. Bu nedenle çalışma konumuzu değişen teknoloji ile başkalaşan eser sahibi haklarını koruma biçimi olarak belirledik ve sınırlandırdık. Birinci bölümde eser sahibi hakları ve teknolojinin bu hakları sanal dünyada nasıl korumakta zorlaştırdığı anlatılmıştır. İkinci bölümde ise yaygın teknolojik koruma olarak kullanılan DRM sistemi üzerinde durulmuştur. Gelişen teknoloji bugün başka bir hak koruma sistemini karşımıza çıkarmıştır. Üçüncü bölümde bu teknolojinin yapısı incelenmiştir. Blockchain teknolojisi ve akıllı sözleşme kavramları anlatılmıştır. Son bölümde bu teknolojinin hak yönetiminde nasıl kullanılacağı anlatılmıştır. Anahtar kelimeler: Fikri Mülkiyet, Digital Right Management, Blockhain, Akıllı Sözleşme

Akıllı sözleşmelerBlockchainBlok zinciri sistemi+2
Tuğçe Tomrukçu
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde dış kaynaklardan sermaye artırımı

Anonim ortaklıklarda dış kaynaklardan sermaye artırımı, pay sahipleri tarafından veya artırımın halka açılması halinde üçüncü kişiler tarafından ortaklığa dışarıdan yeni mal varlığı getirilmesiyle yapılan artırımdır. Dış kaynaklı sermaye artırımı, TTK'nın 459 ila 461. maddelerinde düzenlenmiştir. Ayrıca, kanunun 456 ila 458. maddelerinde tüm sermaye artırım türlerinde uygulanacak ortak hükümlere yer verilmiştir. Dış kaynaklı sermaye artırımı usulü esas sermaye sisteminde ve kayıtlı sermaye sisteminde farklılıklar göstermektedir. Esas sermaye sisteminde ve kayıtlı sermaye sisteminde dış kaynaklardan yapılacak sermaye artırımı usulü ve artırıma ilişkin şartlar, kanunun ilgili hükümlerinde detaylı şekilde düzenlenmiştir. Sermaye artırımının hüküm ifade edebilmesi ve uygulanabilmesi için kanunda öngörülen şartlara ve usule uygun şekilde gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Bu bakımdan, çalışmanın genelinde dış kaynaklı artırım usulü ve artırımın şartlarına ilişkin hususlar, esas sermaye sistemi ve kayıtlı sermaye sistemi açısından ayrı ayrı incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, dış kaynaklı sermaye artırımı kararının hukuki sonuçları bakımından özellikle artırım kararının hükümsüzlüğü konusu üzerinde durulmuştur. TTK'nın ilgili hükümlerinde genel kurul ve yönetim kurulu (kısaca "YK") kararlarının iptali ve butlana ilişkin hükümler, bunlar tarafından alınan sermaye artırımı kararları içinde geçerlidir. Bununla birlikte, TBK'nın genel hükümleri uyarınca da artırım kararının yokluğu ve butlanı söz konusu olabilmektedir. Çalışmada artırım kararının hükümsüzlüğü hususu, öncelikle ilgili TTK hükümleri çerçevesinde değerlendirilmiş olup bu kanunun yetersiz kaldığı hallerde TBK ve TMK hükümlerinden yararlanılmıştır.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerDış kaynaklardan yararlanma+2
Seren Düden
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Boşanmanın mali sonuçları

Bu çalışmada, boşanmanın sonuçlarından; maddi tazminat, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası anlatılmıştır. Maddi tazminat ve manevi tazminatın amacı, hukuki niteliği, koşulları, özellikleri, ödeme biçimleri ve sona ermesi titizlikle incelenmiştir. Uygulamaya bakıldığında özellikle son dönemlerde boşanma konusu sıklıkla gündeme gelmesi sebebiyle, yoksulluk nafakasında süre sorunu karşılaştırmalı hukukla birlikte, Türk Hukukunda yer alan güncel tartışmalar ayrıntılı bir bakış açısı ile alınmıştır. Nihai olarak ise aile konutu ve yasal mal rejimi tasfiyesiyle ilgili iki mesele olan aile konutunun nafaka ile ilişkisi ve yoksulluk nafakası ile mal rejiminin tasfiyesi talebi arasındaki ilişkisi anlatılmıştır.

Edanaz Çakır
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tıbbi müdahalede aydınlatılmış rıza

Hukuka uygun bir tıbbi müdahalenin ön şartı olduğu hususunda öğreti, uygulama ve mevzuatta genel kabul gören "Tıbbi Müdahalede Aydınlatılmış Rıza" konusunda hazırlanan bu çalışmada, öncelikle tıbbi müdahaleye rızanın konusunu teşkil eden tıbbi müdahaleler özellik arz eden türleri ile birlikte incelenmiştir. Tıbbi müdahale konusu tüm yönleriyle ele alındıktan sonra bu müdahalenin ön şartı olan aydınlatma konusu ele alınmış, aydınlatmanın amacı, kapsamı, yükümlüsü, muhatabı, şekli ve zamanı detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Son kısımda ise aydınlatmaya dayalı olarak alınması gereken "tıbbi müdahaleye rıza" ile ilgili detaylı bir inceleme yapılarak, tıbbi müdahaleye rızanın hukuki niteliği ele alınmıştır. Rızayı doğrudan düzenleyen uluslararası ve ulusal mevzuat ele alınarak incelenmiş, ardından rıza konusunda çok önemli bir konu olan ehliyet konusu medeni hukuk kavramlarına ve ceza hukuku kavramlarına da başvurulmak suretiyle detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Son olarak rızanın kapsamı, zamanı, şekli, rızayı sakatlayan haller, rızayı geri alma, esirgeme, tedaviyi reddetme hakkı ve rıza aranmayan haller ele alınarak çalışmaya son verilmiştir. Böylece bir mantıki silsile ve biri diğerinin önceli ve şartı olmak üzere, incelememiz tıbbi müdahale, aydınlatma ve tıbbi müdahaleye rıza başlıkları altında incelenerek tamamlanmıştır.

AydınlatmaAydınlatma yükümlülüğüAydınlatılmış onam+3
Hafize Özdilek
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spor uyuşmazlıklarında spor tahkim mahkemesi (CAS) yargılama usulü

Sporun kendine özgü dinamik yapısı ve sportif faaliyetlerin devamlılığı nedeniyle sportif uyuşmazlıkların; bağımsız ve tarafsız olan uzman kişiler tarafından hızlı ve kesin bir şekilde çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Sportif rekabetin eşit koşullar altında devam edebilmesi için ise benzer uyuşmazlıkların çözümünün farklı sonuçlar doğurmaması, yeknesak olması gerekmektedir. Bu sebeple sportif uyuşmazlıkların çözümü için uluslarüstü kabul gören bir yargı kurumuna ihtiyaç duyulmuş olup Spor Tahkim Mahkemesi ("Tribunal Arbitral Du Sport" veya TAS, "Court Of Arbitration For Sport" veya CAS) kurulmuştur. Çalışmamız kapsamında doktrinde sürmekte olan güncel tartışmalar ve yargı kararlarına da değinilerek CAS'ın; sportif hiyerarşi içerisindeki yeri, yargılama usulünün nasıl gerçekleştiği, yapısal olarak bağımsız ve tarafsız olup olmadığı, yargılama yetkisinin kapsamı, kararlarının uluslararası alanda kabul görüp görmediği, icrailiği ve kararları aleyhine kanun yolu imkânı değerlendirilmiştir.

İsviçre hukuku
Gürkan Pak
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Enerji projelerinde halkın rızası

Enerji geçmişten günümüze insanlık tarihi ve ilerlemesi açısından oldukça önemli bir faktör olmuştur. Odun ve kömür kullanımı ile başlayan enerji kaynaklarının günümüzde yenilenebilir enerji kaynakları ile birlikte çeşitliliği artmıştır. Enerji kaynakları bu denli önemli olmasına rağmen yapılan enerji yatırımları insan ve çevre sağlığı açısından ciddi sorunlara neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, gerçekleştirilen enerji yatırımları ekseninde halkın rızası kavramını incelemektir. Bu çerçevede yapılan yatırımlar karşısında halkın karşıt direnişleri ve bu direnişler karşısında hukuksal mevzuat dışı geliştirilmesi gereken stratejiler ve hukuksal mevzuat kapsamında ilgili kanun ve yönetmeliklerin incelenmesi çalışmanın spesifik amaçları kapsamında değerlendirilmektedir. Bu amaçlar çerçevesinde çalışmanın ilk bölümünde enerji yatırımları ve türleri, ikinci bölümde enerji yatırımları kapsamında halkın rızası ve bu süreçte halkla ilişkiler konularına değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Dünyada ve Türkiye'de enerji yatırımlarına karşı halk hareketleri örnekleri ve enerji yatırımlarında halkın rızası sürecinde hukuksal mevzuat dışı ve hukuksal mevzuat kapsamında neler yapılabileceği konularına değinilmiştir.

Emin Avcı
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akıllı sözleşmeler

Akıllı sözleşmeler, 20 yıldan uzun süredir var olan bir kavramdır. Otomat makinelerinin çalışma mantığını açıklamak için kullanılan bu kavram, blokzincir teknolojisinin ortaya çıkması ve yaygınlaşmasıyla yeniden konuşulmaya başlanmıştır. Blokzincir üzerinden kurulan akıllı sözleşmelerin hiçbir güce tabi olmaması ve her ne olursa olsun sözleşme hükümlerinin sistem tarafından ifa edilmesi sözleşmeler hukukuna ciddi yenilikler getirmiş ve bu nedenle incelenmesi gerekmiştir. Akıllı sözleşmelerin hukuki niteliği tartışmalı olsa da sözleşme olarak kabul edilmeleri gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)1 m.1 hükmüne göre sözleşmenin kurulması için karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları yeterlidir. Bu şartı sağlayan tüm akıllı sözleşmelerin hukuken sözleşme olarak değerlendirilmesi gerekir. Akıllı sözleşmeler, kodun ve dijitalleşmenin yer aldığı her alan ve sektörde kullanılabilir. Kodlanan eylemleri hiçbir aracıya gerek kalmaksızın ve mutlak suretle yerine getiren akıllı sözleşmeler, sağladığı avantajlarla birçok alanda kullanılmaya başlanmış veya kullanmaya başlanması için adımlar atılmıştır. Sözleşmenin tarafları açısından kuşku yaratan birçok noktayı yok eden akıllı sözleşmeler, yakın zamanda günlük hayatımıza girecek ve bununla paralel olarak önemi de artacaktır. Bu öngörüye istinaden akıllı sözleşmelerin hukuki düzlemde nerede durduğunun incelenmesi önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Blokzincir, akıllı sözleşmeler, ifa, hukuki müdahale.

Akıllı sözleşmelerHukukHukuki nitelendirme+2
Sedanur Delioğlan
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk hukuk sisteminde hatır senetleri

Hatır senetleri bedelsiz senetlerin bir alt başlığına karşılık gelmektedir. Her bedelsiz senet hatır senedi olarak nitelenemez. Fakat bütün hatır senetleri bedelsiz niteliktedir. Hatır senetleri tedavül gayelerinin bulunup bulunmamasına göre temelde iki amaç uğruna düzenlenmektedirler. Tedavül gayeli hatır senetleri sayesinde hatır alacaklısına bir nevi kredi temin edilmesi amaçlanmaktadır. Tedavül gayesi bulunmayan hatır senetlerinde ise tarafların amacı yalnızca hatır alacaklısının mali durumunun olduğundan çok daha iyi gözükmesini gerçekleştirmektir. Gerek bedelsiz senetler genelinde gerekse hatır senetleri özelinde mevzuatımızda herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığından, çalışmamız konusu hakkında Yargıtay kararları oldukça belirleyici niteliktedir.

Muhammet Can Karıksız
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari işletmenin devrinde ayıp

Günümüz ticari hayatının en önemli aktörlerinden biri, belki de en önemlisi ticari işletmelerdir. Bu sebeple ticaret hukukunun da en kritik konularından biri ticari işletme ve ticari işletmenin devridir. "Ticari İşletmenin Devrinde Ayıp" konusunda hazırlanan bu çalışmada gerek Türk Ticaret Kanunu'nda gerekse de Türk Borçlar Kanunu'nda özel olarak düzenlemiş olan ticari işletmenin devri ve devredilen ticari işletmenin ayıplı olması halinde Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olan ayıp hükümlerinin ne şekilde uygulanacağı ve ayıptan doğan seçimlik hakların sonuçları incelenmiştir. Bu bağlamda çalışmamızın bölümleri "Ticari İşletmenin Devri", "Ticari İşletmenin Devri Bağlamında Ayıp" ve "Ticari İşletmenin Devrinde Ayıptan Doğan Seçimlik Haklar ve Bu Hakların Kullanılmasının Sonuçları" olarak belirlenmiş olup inceleme bu şekilde yapılmıştır.

Selim Sarfati
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rekabet hukuku bakımından ilaç sektöründeki dağıtım sözleşmelerine yönelik sınırlamalar

Ülkemizde ilacın üretimi, pazarlanması, satışı ve dağıtımı regülasyonlara tabii olarak gerçekleşir. Dağıtım, üretimi takip eden süreçte ürünlerin ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağlayan bir ticari faaliyettir. Türkiye'de ilaçlar bizzat ilaç üreticileri tarafından değil, bağımsız dağıtıcılar olan ecza depoları tarafından aralarındaki dağıtım sözleşmeleri uyarınca serbest eczanelere veya ihale kanalıyla kamu/özel sağlık kuruluşlarına dağıtılır. Bu iki kanal bakımından yapılan sözleşmelerin tarafları, konusu ve sonuçları birbirine benzese de söz konusu sözleşmelerin hukuki nitelikleri birbirinden farklıdır. Dağıtım anlaşmaları bir ürün pazarının sağlayıcı konumundaki ilaç firmaları ile dağıtım kademesinde faaliyet gösteren ecza depoları arasında alım-satım veya yeniden satıma ilişkin hükümler içermesi nedeniyle rekabet hukuku bakımından "dikey anlaşma" olarak nitelendirilirler. Bu yönüyle, dağıtım anlaşmalarına RKHK md. 4'teki sınırlamalar uygulanır. Öte yandan, bu anlaşmalar yarattıkları faydalar nedeniyle bireysel muafiyet ve özellikle grup muafiyeti düzenlemeleri bakımından da incelenir. Biz bu çalışmamızda, birinci bölümde, ilaç firmaları ile ecza depoları arasında serbest eczanelere ilaç teminini konu alan dağıtım sözleşmelerini inceledik. Bu sözleşmenin özelliklerini dikkate alarak hukuki niteliğine ilişkin değerlendirmelerimize yer verdik. Ayrıca, Rekabet Kurulu kararlarında sıkça rastlandığından ihale kanalındaki sözleşmeleri de kıyasen inceledik. İkinci bölümde ise ilaç sektöründeki dağıtım sözleşmelerine yönelik rekabet hukukundan ileri gelen sınırlamalar üzerinde durduk ve bu sözleşmeleri muafiyet rejimi bakımından kurul kararları ışığında ele aldık.

Gültekin Can Gökalp
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında hazırlanan metinlerin genel işlem şartı perspektifinden değerlendirilmesi

Bu tez, kişisel verilerin korunması kanunu kapsamında hazırlanan metinlerin genel işlem şartı perspektifinden değerlendirilmesi üzerine odaklanmıştır. Çalışmamız, kişisel verilerin korunması hukukunun Avrupa Birliği ve Türkiye'deki tarihsel gelişimini, Avrupa Birliği ve Türk hukukundaki güncel düzenlemeleri, başlıca kavramları ve kişisel verilerin korunması hukukuna hâkim olan temel ilkeleri incelemektedir. Çalışmanın nihai amacı doğrultusunda, Türk hukuku kapsamında hazırlanan üç örnek doküman olarak aydınlatma metni, açık rıza metni ve saklama ve imha politikası metinlerinin genel işlem şartları kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, genel işlem şartlarına ilişin hükümlerden faydalanılarak tartışılmıştır. Nihai olarak, bu metinlerin genel işlem şartları perspektifinden değerlendirip değerlendirilemeyeceğine ilişkin ulaşılan bulgu ve analizler ile bunların Türk hukuku çerçevesinde nasıl bir etki yaratabileceği üzerinde durulmuştur.

Seren Deniz Yanık Uçar
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanunu çerçevesinde sendikal güvenceler

ILO'nun Türkiye'ye mülga 2821 sayılı Kanun dolayısıyla eleştirilerde bulunmasına müteakiben başlatılan çalışmalar, adı geçen kanuna yöneltilen eleştirilere uyum sağlamak amacıyla hazırlanmış olan STİSK'in 18 Ekim 2012 tarihinde yürürlüğe girmesiyle neticelenmiştir. ILO tarafından getirilen eleştirilerin önemli bir bölümü mülga 2821 sayılı Kanun'da sendikal hak ve özgürlerin ve toplu pazarlık sürecinin ILO'nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri doğrultusunda düzenlenmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. STİSK kapsamında getirilen değişiklikler arasında dikkat çekici nitelikte olanlardan bir tanesi, sendika özgürlüğüne tanınan güvence hükümlerinin yeniden düzenlenmesidir. Bu kapsamda STİSK döneminde iş güvencesine tabi olan ve olmayan işçiler arasında herhangi bir ayrım gözetilmeksizin doğrudan sendikal tazminat davası açma veya işe iade istemli sendikal tazminat talep etme imkânı getirildiği ve işe başlarken ve iş ilişkisi devam ederken yapılan sendikal ayrımcılığın da yaptırıma bağlandığı görülmektedir. Yine sendika temsilciliğine bağlanan güvencelerin yaptırımı STİSK ile birlikte değiştirilmiş ve temsilcilere daha etkin bir koruma sağlanmıştır. Profesyonel sendika yöneticiliğinin güvencesi de mülga 2821 sayılı Kanun'dan farklı olarak açıkça yaptırıma bağlanmıştır. Amatör sendika yöneticileri ise ilk kez güvence altına alınmış ve işyeri sendika temsilcisine tanınan güvencelere tabi tutulmuştur. STİSK'in uluslararası alanda getirilen eleştirileri tam anlamıyla karşılamadığı ifade edilmekle birlikte, genel olarak sendika özgürlüğü bakımından önemli bir koruma getirdiği de belirtilmektedir. Yüksek lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışmanın amacı sendika özgürlüğü, sendika özgürlüğünün güvenceleri, sendika temsilciliğine tanınan güvenceler ve sendika yöneticiliğine tanınan güvencelerin incelenmesi ve değerlendirilmesidir.

Gizem Sarıbaş Ansen
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyet perspektifinde kadın sağlığı uygulamaları

Toplumsal cinsiyet sağlık, eğitim, ekonomi alanlarını etkilemektedir. Bu çerçevede ortaya çıkan ayrımcılık kadınların iş hayatı, eğitim ve sağlık alanlarındaki kaynaklara erişimini engellemektedir. En temel insan haklarından olan kadınların sağlık hakkı ve üreme hakkı çerçevesinde toplumsal rol ve politik etkiler dolayısı ile aile planlaması uygulamalarına öncelik verilirken, kadınların yaşamsal olarak son derece önemli olan cinsel sağlık ve üreme sağlığına erişimleri kısıtlıdır. Kadının cinsel sağlık, üreme sağlığı ve üreme hakları özelindeki çalışmamızda ilk olarak ilgili temel kavramlar, genel çerçevede toplumsal cinsiyet eşitsizliği perspektifinde kadın sağlığı ve uygulamaları ele alınmakta, takiben ise toplumsal cinsiyet ve hasta hakları perspektifinde Anglosakson hukukunda HPV aşı ve kürtaj uygulamalarına değinilmektedir. Son olarak ise aynı perspektifte bu uygulamaların Türkiye'deki durumu ele alınmaktadır.

Tuana Birce Ünver
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Blockchain sisteminde tahkim

Bu çalışmanın amacı blok zincir teknoloji kapsamında işleyen tahkim sisteminin tanımı, sistemin işleyişi ve ne şekilde uygulanabileceği konularına değinerek bir görüş ortaya çıkarma çabasıdır. Çalışmanın birinci bölümünde blok zincir teknolojisinin tanımı, özellikleri ve sistemin detaylarına girilmektedir. Akıllı sözleşmelere kavramı da bu çalışmada ele alınmıştır. Özellikle akıllı sözleşmelerin otonom özelliği, blok zincir teknolojisi kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca akıllı sözleşmelerin uyarlanması hususuna da kısaca değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde öncelikle alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tahkim yolu incelenmiştir. Tahkime elverişlilik ve tahkim anlaşması kavramlarından da bahsedilmiştir. Akabinde blok zincir tabanlı akıllı sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar bakımından tahkim anlaşmasının kodlanması kısmı anlatılmıştır. Son olarak çalışmanın üçüncü bölümünde blok zincir tabanlı tahkim yargılamasının işlenmesinden bahsedilmiştir. Bu kapsamda blok zincir tabanlı tahkim yargılamasının olumlu ve olumsuz yönlerine çalışmada yer verilmiş ve uygulamada genel olarak karşılaşılan blok zincir tabanlı tahkim sistemlerinin türleri ifade edilmiştir. Çalışmanın niteliği gereği tartışılan hususlar genel olarak iç hukukumuzdaki ve mukayeseli hukuktaki öğreti görüşleri doğrultusunda ifade edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın zenginleştirilmesi amacıyla belirli konulardaki yargı kararları ve istatistikler metnin ilgili kısımlarına eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Blok zincir, kripto varlık, tahkim, akıllı sözleşme, otonom

İsmail Topaloğlu
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Futbol menajerliği sözleşmesi

Futbol menajerliği, geçmişten bugüne futbolun içerisinde yer almış ve yalnızca profesyonel futbolcuların değil, futbol sektörünün içerisinde bulunan diğer aktörlerin de sıklıkla faydalandığı bir kurumdur. Bu amaca yönelik olarak akdedilen futbol menajerliği sözleşmesinin unsurları 5894 sayılı Kanun'da düzenlenmiş olmakla birlikte, bu konuda TFF ve FIFA gibi yetkili idari makamların düzenleyici işlemleri de birtakım kuralları beraberinde getirir. Belirtilen düzenlemeler çerçevesinde futbol menajerliği sözleşmesinin hukuki niteliğinin ve taraflarının hak ve yükümlülüklerinin tespiti ile sözleşmenin sona erme nedenleri ve bunların sonuçlarının belirlenmesi; sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların çözülmesi bakımından büyük önem arz eder. Çalışmamızda, sayılan konular ve daha niceleri detaylı bir şekilde ele alınmış; vardığımız sonuçlar kişisel görüşlerimiz eşliğinde sunulmuştur.

Sina Onur Andaç
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uygulamada Sosyal Güvenlik Kurumu'nun özel hastanelere yönelik yaptırım yetkisi ve sonuçları

Bu çalışma kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu'nun özel hastanelere yönelik yaptırımı ve sonuçları incelenmiştir. Bu yaptırımlar; özel sağlık sunucusunun hak edişinden doğan kesinti, uyarı cezası, idari para cezası, faaliyet durdurma cezası ve sözleşme feshi/ruhsatın geri alınması olarak incelenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu yaptırım yetkileri ile idari yaptırımlar açısından sorun, özellikle de hak edişinden doğan kesintilerde yaşanmaktadır. İdari yaptırımlar açısından Yargıtay kararları incelendiğinde ise, kesintilerin ya da hizmet aksamalarının yaşanmasındaki temel neden, acil hasta olmayanların 'acil hasta girişi' olarak gösterilmesidir. Ancak davalı tarafların idari yaptırımın iptaline ilişkin yargısal merci başvuruları; Sosyal Güvenlik Kurumu'nun idari para, kesinti, uyarı cezası gibi işlemlerinin denetlenmesini gerektirmektedir. Ayrıca sağlık hizmeti verilmesini önleyen sorunların ortadan kaldırılmasını amaçlayan "idari tedbir" odaklı hukuki yaptırımların da "idari ceza" niteliği taşıması gerekir. Bu ise, hastanelerin kurallara daha çok uyabileceğini ve yasaların da caydırıcı olabileceğini göstermesi bağlamında önemlidir. Bu çalışmada ifade edilen konu üzerine öneriler geliştirilmiştir; idari yaptırımların hukuki işlevleri bağlamında idari-yargısal talepte bulunabildikleri ve cezalara ilişkin kesintilerin haksız işlem olması halinde iade edildiği tespit edilmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu gibi yerlerin gereksiz işlemlerden doğan cezalardan kaynaklı idari ceza işlem sorumluluklarını alabilmeleri gerekmekte olup yargısal mercide bunun önemli olabileceği belirlenmiştir.

İdari yaptırımlar
Selahattin Par
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gelir paylaşımlı inşaat sözleşmelerinde tarafların hak ve borçları

Ülkemiz ekonomisine en çok fayda sağlayan alanlardan biri olan inşaat sektörü, piyasa ihtiyaçları doğrultusunda farklı inşaat sözleşmeleri ortaya çıkarmaktadır. Nitekim gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi de ihtiyaçlar doğrultusunda doğmuş olmakla birlikte diğer inşaat sözleşmelerinden farklı olarak sözleşme taraflarının doğrudan ekonomik kazanç sağlaması amacıyla kurulan ve son yıllarda uygulamada yaygınlaşmaya başlayan bir inşaat sözleşmesidir. Genel itibariyle gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi ile yüklenici arsa sahibinin arsasında bağımsız bölümler meydana getirmekte ve bu bağımsız bölümlerin satışına aracılık etme borcu altına girerken arsa sahibi ise arsasını tahsis ederek bağımsız bölümlerin satışından elde edilen bedeli yüklenici ile paylaşma borcunu yüklenmektedir. Bu çalışma iki ana bölümden oluşmakta olup ilk bölümde sözleşmenin tanımı, türleri, unsurları, hukuki niteliği ve özellikleri, şekline ilişkin açıklamalar ile benzer sözleşmelerle karşılaştırılmasına yer verilmiştir. İkinci bölümde ise sözleşmenin tarafları olan arsa sahibi ile yüklenicinin sözleşmeden doğan hak ve borçları ele alınmıştır.

Tibet Ege Ermutlu
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güvene dayalı bir işlem türü olarak alacağın teminat amaçlı temliki

Günümüzün ekonomik koşulları, kredi veren alacaklıları, kredi alan borçlulara karşı kanunda düzenlenen teminatlardan farklı nitelikte güvence arayışına itmiştir. Yüksek enflasyonun paranın değerini düşürmesi, alacaklıların alacaklarını tahsil etmesini güçleştirirken; borçlular açısından da mevcut teminat araçlarının yetersizliği yeni arayışları gündeme getirmiştir. Bu bağlamda, uygulamada hem alacaklıya hem de borçluya esneklik sağlayan teminat amaçlı inançlı işlemler, yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. İnançlı işlemler, taraflar arasındaki güven unsuruna dayanmakla birlikte, bu güvenin zamanla zedelenmesi teminat amacından sapmalara ve ek hukuki uyuşmazlıklara yol açabilmektedir. Bu tezde, güvene dayalı bir işlem türü olarak teminat amaçlı alacağın temliki kurumu hem borçlar hukuku hem de ispat hukuku bakımından incelenmiştir. Çalışmanın amacı, teminat amaçlı inançlı devirlerin hukuki niteliğini, unsurlarını ve geçerlilik koşullarını açıklamak, uygulamada karşılaşılan görüş ayrılıklarını değerlendirmek ve bu kurumun taraflara sağladığı avantajlar ile doğurabileceği riskleri ortaya koymaktır.

Ceyhun Emre Babacan
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Futbol kulüplerinin şirketleşmesi

Futbol zaman içerisinde bir oyun olmaktan çıkarak büyük bir endüstri haline dönüşmüştür. Endüstrileşme ile birlikte futbol kulüpleri de ekonomik olarak büyümüştür. Futbol kulüplerinin ekonomik olarak büyümesi ve futbol oyununun büyük kazançların elde edildiği bir noktaya ulaşması futbol kulüplerinin şirketleşme yoluna gitmesine sebep olmuştur. Futbol kulüplerinin şirketleşmesi uluslararası alanda FIFA ile UEFA statü ve talimatları, ulusal alanda TFF tarafından çıkarılan FIFA ile UEFA statü ve talimatlarına riayet edilerek hazırlanmış talimat ve statüler uyarınca gerçekleşir. Futbol kulüplerinin şirketleşmesinin yasal dayanaklarından olan Futbol Dalında Tescil Talimatı'nın 11. maddesi uyarınca futbol kulüplerinin şirketleşme, birleşme ve mal varlığının devri işlemleri SKSFK ve ilgili mevzuat kapsamında gerçekleşmektedir. SKSFK'ya uygun şekilde yapılan işlemler ve Bakanlık tescili neticesinde TFF nezdinde tescil işlemi yapılmaktadır. Bu sebeple çalışmamızda SKSFK usul ve esasları incelenmiştir. SKSFK' nın yürürlüğe girmesi ile birlikte daha öncesinde 5253 sayılı Kanun kapsamında dernek şeklinde kurulan kulüplerinin hukuki niteliği değişmiş ve Gençlik ve Spor Bakanlığı'na devredilmiştir. SKSFK' nın futbol kulüpleri açısından da pek çok sonuç doğurduğu, şirketleşmeye ilişkin düzenlemelerin yanı sıra mali yönden yeni düzenlemeler ile uygulamada yaşanan sorunların önüne geçilmek istendiği görülmüştür.

Melisa Zeynep Uzunlar
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gelir paylaşımlı inşaat sözleşmeleri ve alıcı üçüncü kişinin hukuki durumu

Tez konumuz olan gelir paylaşımlı inşaat sözleşmeleri, uygulamada son yıllarda giderek daha fazla tercih edilen bir sözleşme türü haline gelmiştir. Bu sözleşme, yüklenicinin arsa sahibine ait taşınmaz üzerinde inşa edeceği yapının, arsa sahibinin yetkilendirmesi doğrultusunda yüklenici tarafından satılmasını ve satıştan elde edilecek gelirin, taraflar arasında sözleşmede belirlenen oranlarda paylaşılmasını esas almaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde, sözleşmenin tanımı, hukuki niteliği, unsurları, şekli; ikinci bölümünde, alıcı üçüncü kişilerin hukuki durumu; üçüncü bölümünde ise, sözleşmenin sona ermesi halleri ve dava yolu ele alınmıştır.

Elif Coşkun
Özyegin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Hukukunda mağaraların korunması

Ülkemizde bulunan ve 40.000 adet oldugu sanılan dogal magaraların korunmasına yönelik olarak hukukumuzda dogrudan bir düzenleme bulunmamaktadır. Ulusal ve uluslararası düzenlemelerdeki koruma statülerinden, bu alanlar içinde yer almak suretiyle yararlanan magaralar etkin bir biçimde korunamamakta ve mevcut yasal bosluk nedeni ile sürekli artan bir biçimde zarar görmektedirler. Türkiye'nin önemli doga alanları ile kültür ve tabiat varlıkları, ulusal düzenlemeler ile uluslararası düzenlemeler uyarınca farklı koruma statülerinde yararlanmaktadırlar. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Milli Parklar Kanunu, Orman Kanunu, Kara Avcılıgı Kanunu, Su Ürünleri Kanunu ile ilgili yönetmelikler uyarınca koruma statüleri getirilirken; uluslararası alanda da Türkiye'nin taraf oldugu Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yasama Ortamlarını Koruma (Bern) Sözlesmesi, Özellikle Su Kusları Yasama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkındaki (Ramsar) Sözlesme, Akdeniz'in Kirlenmeye Karsı Korunması (Barselona) Sözlesmesi ve Dünya Kültürel ve Dogal Mirasının Korunmasına Dair Sözlesme uyarınca bazı koruma statüleri iç hukukumuzda yer almaktadır. Ülkemizdeki dogal magaraların korunması bakımından, ulusal ve uluslararası düzenlemeler dolaylı bir koruma saglayabilmektedirler. Bu düzenlemeler ve düzenlemelerin yetkili kıldıkları makamlar yetersiz kalmakta, magaraların korunması için "Magara Koruma Yasası"nın hazırlanarak hayata geçirilmesi gerekliligi ortaya çıkmaktadır.

Doğa korumaDoğa koruma alanlarıMağaralar+1
Aslı Dönmez
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Hukuku'nda gabin

ÖZETGabin, Borçlar Kanunumuzda, sözleşme serbestisi ve sınırlarını düzenleyen m. 19-20'den hemen sonra, irade bozukluklarını düzenleyen 23 vd. maddelerinden hemen öncem.21'de düzenlenmiştir.Kanunkoyuc, BK. m. 21'de gabin kurumunu düzenlemek suretiyle, bir sözleşmeilişkisinde çeşitli sebeplerden dolayı sömürülen zayıf tarafı, sömüren güçlü tarafa karşıkorumayı amaçlamış, tarafların karşılıklı edimleri arasında hoş görülmeyen oransızlıkhallerini bir yaptırıma bağlamıştır. Buna göre sözleşmenin zayıf tarafı, bir yıl içinde edimlerarasındaki değer ilişkisini gözden geçirerek, şartları gerçekleşmişse gabine dayanaraksözleşmenin iptali yoluna gidebilir.Tez çalışmasında konular incelenirken doktrindeki görüşlerin yanında konuya ilişkinYargıtay ve Federal Mahkeme Kararlarına da değinilmiştir.Tez çalışmasının ilk bölümünde gabinin tanımı, dayandığı esas, terim sorunu, tarihigelişimi ve düzenleniş biçimi incelenmiştir.kinci bölümde, gabinin unsurları ve hukuki niteliği incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise, gabinin hüküm ve sonuçları incelenmiştir.iv

Gonca Önen
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

Roma Hukukunda hâkim ve sorumluluğu

Roma hukukunda hak kavramı, hukukun merkezinde yer alırdı. Ancak Romalılar, bu kavramın özü ve niteliğinden çok hakların korunmasının başlıca yolu olan davalara önem vermişlerdir. Böylelikle adâlet ve hakkaniyetin, teorik varlığından çok uygulamada yer alması sağlanmıştır.Adâlet temeline dayanan bir hukuk sisteminde, kanun koyucular tarafından getirilen kurallar gereği gibi uygulanmaz ve hukuk kurallarına aykırı davranışlar denetlenmezse, hukukun âdilliği sorgulanmaya başlanır. Romalılar, böyle bir denetimin yargılama hukuku kuralları ve yargı organları aracılığı ile yapılabileceğini kabul ederek, günümüz toplumlarında kullanılan genel ifade ile, hâkim ya da hâkimleri uyuşmazlıkların çözümünde görevli ve yetkili kılmışlardır. Bu kişilerin onurlu bir sıfat taşıdıkları kabul edilirdi. Roma hukukunda farklı yargılama sistemlerinde hâkimlerin özellikleri, seçilmesi ve fonksiyonları gibi temel konularda farklı düzenlemelerin getirildiği görülür. Bir diğer önemli düzenleme ise günümüz toplumlarında olduğu gibi, farklı nedenlere dayansa da, Roma hukukunda da hâkimin sorumluluğunun kabul edilmesidir.Roma usûl hukukunda, yargılama sistemleri dönemlere göre ciddi değişiklikler geçirmiştir. Bu dönemler içerisinde hâkim kavramının, hâkimin yargılamadaki fonksiyonlarının ve bu fonksiyonların belirleyicilerinin ve son olarak hâkimin sorumluluğunun ne şekilde değişim gösterdiğinin incelenmesi, günümüzde hâkim kavramına verilen anlamın ve yine hâkimin görev ve sorumluluklarının kökenlerinin belirlenmesini sağlayacaktır.

AdaletHakHakimler+4
Ahmet Karakocalı
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Cumhuriyet Dönemi Roma vergi sistemi

Cumhuriyet Dönemi'nde, Roma Devleti için vergi önemli bir kamu geliri olmuştur. Roma Devleti, kendi vatandaşlarını ve eyaletleri dolaylı ve dolaysız vergiler ödemekle, müttefiklerini ise yapmış olduğu ittifak antlaşmaları çerçevesinde asker ve gemi sağlamakla yükümlü hale getirmiştir. Ancak M. Ö. 89 yılında müttefiklere vatandaşlık hakkı tanınması, dolaylı vergiler açısından müttefikler ile Roma vatandaşlarını aynı konuma getirmiştir. Roma vatandaşlarının başlıca ödemekle yükümlü olduğu vergiler tributum, portorium ve vicesima manumissionis'dur. Tributum, Roma vatandaşlarının, census'a (nüfus sayımı) göre ödemekle yükümlü olduğu dolaysız bir vergidir; gümrük ve liman vergisi portorium ile azat edilen kölenin değerinin %5'i oranındaki azat etme vergisi vicesima manumissionis ise dolaylı vergilerdir. Roma vatandaşlarının vergi yükü, özellikle tributum vergisinin oluşturduğu yük, Roma eyalet idaresinin oluşumuna paralel olarak hafiflemiştir. Eyaletler, Roma'ya vergi ödemek zorunda kalmışlardır. Her eyaletin vergilendirilme şekli birbirinden farklı olmuş, bazı eyaletler yıllık olarak belirlenen bir meblağ (stipendium) öderken bazıları tarım arazilerinden elde edilen mahsulün onda birine karşılık gelen öşür (decuma) vergisine tabi tutulmuştur. Roma Devleti, gerek eyaletlerde gerekse İtalya'da dolaylı vergileri, publicani adlı vergi mültezimleri aracılığıyla toplamıştır.

Cumhuriyet DönemiFinansMali idareler+3
Duygu Özer Sarıtaş
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kamu sermayeli şirketlerin denetimi ve yöneticilerinin hukuki sorumluluğu

Bu çalışmanın amacı ağırlıklı olarak kamu iktisadi teşebbüsleri ile belediye iktisadi teşekküllerini kapsayan kamu sermayeli şirketlerin denetiminin genel kabul görmüş uluslararası denetim standartları ve yeni denetim konsepti çerçevesinde nasıl olması gerektiği sorusuna cevap aramak ve bu denetimler sonucunda ortaya çıkacak sonuçlardan hareketle söz konusu şirket yöneticilerinin sorumluluklarının kapsamını, uzun müddettir yürürlükte bulunmakla birlikte ilgili hükümleriyle kamu sermayeli şirket yöneticilerininin hukuki sorumluluğu müessesesi arasında şimdiye kadar yeterince bağlantı kurulmuş olmayan çeşitli kanuni ve idari düzenlemeler yanında yakın zamanlarda yürürlüğe giren 6085 sayılı Sayıştay Kanunu ile 2012'de yürürlüğe girecek olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunundaki hükümler bağlamında, yeni ve kurgulayıcı bir yaklaşımla tespit edebilmektir.Özel sermayeli şirket yöneticilerinin hukuki sorumluluklarının kapsamı doktrinde yapılan pek çok bilimsel çalışmaya ve yargı içtihatlarına konu olmuş, ancak kamu sermayeli şirket yöneticilerinin sorumluluğunun kapsamı hakkında yeterince akademik çalışma yapılmamıştır. Bu bağlamdaki çalışmalara katkı sağlama amacına yönelik bu çalışma ile, kamu sermayeli şirket yöneticilerinin hukuki sorumluluklarına ilişkin olarak, çeşitli hukuk dallarına dahil farklı hukuki müesseselerin devreye girdiği yeni bir sorumluluk haritası oluşturulmuştur.

DenetimHukuki sorumlulukKamu kuruluşları+5
Muhammed Emin Şahiner
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

ABD, AB ve Türk Rekabet Hukukunda tazminat talepleri

ABD, Avrupa Birliği ve Türk Rekabet Hukukunda Tazminat Talepleri başlığı taşıyan bu çalışmada, rekabet hukuku kurallarının ihlâli sonucunda zarar gördüklerini iddia edenlerin, zararlarının tazmini için açacakları tazminat davaları, ABD, AB ve Türk rekabet hukukları bakımından karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir.Çalışmanın birinci bölümünde, genel olarak rekabet hukukunda kamu hukukuna ve özel hukuka ilişkin yaptırımlar incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, rekabet hukukunda tazminat taleplerine ilişkin düzenleme ve uygulamaların kaynağını teşkil eden ABD rekabet hukukunda tazminat taleplerine ilişkin mevcut düzenlemeler ve yerleşik uygulamalar incelenmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde AB rekabet hukukunda tazminat taleplerine ilişkin mevcut durum ve buna ilişkin en son değişiklik önerileri incelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde, Türk rekabet hukukunda tazminat taleplerinin mevcut yapısı ve özellikle neden kamu hukuku yaptırımları karşısında geri planda kaldığı konuları ve AB'ye uyum sürecinde Türk rekabet hukukundaki tazminat taleplerine ilişkin düzenlemelerin mevcut yapısıyla, AB hukukuna ne kadar uyum sağlayabileceği konuları incelenmiştir.

Amerika Birleşik DevletleriAvrupa BirliğiDavalar+6
Murat Şahin
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bankacılıkta hukuki sorumluluğun risk kavramıyla ilişkilendirilmesi

Bu tez çalışmasının iki temel amacı bulunmaktadır. Birincisi, bankacılığın temel kavramı olan risk ve bu risklerin yönetilmesi konusunda hukuki bir bakış açısı ortaya koymak ve bankaların mali yapılarının, bankacılık risklerine karşı ne şekilde korunabi-leceği sorusuna cevap aramaktır. Bugüne kadar finans bilimcilerinin ilgi alanına giren risk kavramı, böylelikle ilk defa bir hukuk incelemesine konu olmaktadır. Çalışmanın birinci amacı çerçevesinde ayrıca, hukuki altyapısının bulunmadığı iddia edilen risk yönetimi kavramına teorik ve eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşılarak, kavrama hukukilik niteliği kazandırılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda özellikle sosyologların çalışmalarından ve bankacılık riskleri ile ilgili ulusal ve uluslar arası düzenlemelerden yoğun bir şekilde yararlanılmıştır. Bankaların mali yapılarının, bankacılık risklerine karşı korunması konusu ise, genel kabul görmüş bankacılık ilkelerinden yola çıkılarak açıklanmıştır.Bu tez çalışmasının ikinci ve asli amacı ise, bankacılık risklerinin kötü yönetilme-sinden kaynaklanan zararlar nedeniyle doğacak sorumluluk durumlarını, özellikle de kusur unsuru yönünden incelemektir. Bu kapsamda öncelikle yöneticilerin özen borcu-nun kapsamı ve özen ölçüsünün ne olduğu incelenecek, daha sonra işletme riski ihtiva eden kararlardan dolayı yöneticilerin sorumlu olup olmayacakları ele alınacaktır. Bu inceleme yapılırken ABD hukukunda doğarak gelişen business judgment rule kavramı-nın, banka yöneticileri için uygulanıp uygulanamayacağı sorusuna çözümler aranacaktır.

Banka yönetimiBankacılıkBankalar+3
Altan Fahri Gülerci
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hayat ve sağlık sigortası sözleşmelerinde genetik test sonuçlarının kullanılması

Genetik bilginin işveren ve sigortacılar tarafından kullanılması 80'li yıllardan beri tartışılmaktadır. Genetik test sonuçlarının sigortacı tarafından riziko ile prim arasındaki dengeyi sağlamak amacıyla kullanıldığı örnekler daha çok Amerika'da görülmektedir. Bu örneklerin artması nedeniyle pek çok ülkede genetik test sonuçlarının sigortacı tarafından kullanılmasına ilişkin özel düzenlemeler yapılmıştır. Son yıllarda Türkiye'de de genetik verilerin çeşitli alanlarda kullanımına ilişkin tartışmalar görülmektedir. Ancak sigorta hukuku alanındaki kullanımlara ilişkin tartışmalar aile hukuku, ceza hukuku ya da insan hakları hukukundaki tartışmalara oranla daha azdır. Sigorta hukuku alanında genetik test sonuçlarının kullanılması üç soruyu ortaya çıkarmaktadır. İlk soru sigortacı tarafından sözleşmenin ön şartı olarak genetik test talep edilmesine ilişkindir. İkinci soru, genetik test sonuçlarının sözleşmenin kurulması sırasında sigortacıya bildirilmesine ilişkindir. Bu iki konu sigorta ettirenin sözleşmenin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğü çerçevesinde incelenmelidir. Üçüncü soru ise olumsuz genetik test sonuçlarının riziko ağırlaşması olarak değerlendirilmesine ilişkindir. Bu çalışmanın amacı, bu soruların Türk Hukuk sistemi açısından incelenmesidir. Çalışma, Türkiye'deki ilgili düzenlemeleri, Amerika, Avusturya, İsviçre ve Almanya'daki benzer düzenlemelerle karşılaştırmaktadır. Çalışmada ayrıca genetik test sonuçlarının Türkiye'deki sigorta şirketleri tarafından kullanılması konusunda özel bir düzenleme de önerilmektedir.

SigortaSigorta sözleşmeleriSigortacılık+1
Ezgi Başak Demirayak
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00