
1.562
Arşivlenen Tez
22
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Şantı olan hidrosefalili çocuklara sahip ailelerin yaşadıkları güçlükler
ŞANTI OLAN HİDROSEFALİLİ ÇOCUKLARA SAHİP AİLELERİN YAŞADIKLARI GÜÇLÜKLERBu araştırma, şantı olan hidrosefalili çocuklara sahip ailelerin yaşadıkları güçlükleri belirlemek amacıyla retrospektif ve tanımlayıcı tipte yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroşirurji kliniğinde şant ile takip edilen hidrosefalili çocuklara sahip aileler (n:75) oluşturmaktadır. Veriler Haziran-Aralık 2011 tarihinde yüz yüze ve telefon ile görüşülerek anket yöntemi ile toplanmıştır. Toplanan veriler yüzdelik, ortalama ve standart sapma gibi istatiksel analiz yöntemleri ile değerlendirilmiştir.Araştırmaya katılan aile bireylerinin yaş ortalamasının 32,4±5,83 yıl, %68'inin çocuğun annesi, %76'sının ev hanımı , %52'sinin ilkokul mezunu ve ailelerin ortalama çocuk sayısının 2.32 ± 1.08 olduğu belirlenmiştir.Şantı olan hidrosefalili çocukların ise yaş ortalamasının 52,59±40,2 ay, çocukların % 42,7'sinin kız ,% 57,3'ünün erkek , şant takılma etyolojisi açısından %38.7'sinde MMC olduğu, tüm çocukların ventrikuloperitoneal şanta sahip olduğu, çocukların %58,7'sine şant değişimi yapıldığı ve ortalama şant değişimi oranının 2,06± 1,79 olduğu, şant değişimi nedeninin ise en sık % 50 oranla şant tıkanıklığı olduğu tespit edilmiştir.Araştırma bulgularına göre ailelerin şantlı çocuğa bakım vermekten korkma(%72), kabızlık problemi(%70.7), bulantı-kusma(36%;%37.3), baş ağrısı(%44), yürüme problemi(%49.3), özel eğitim ihtiyacı(%70.7) gibi başlıklarda güçlük yaşadıkları belirlenmiştir. Ayrıca sağlık personelinden bilgi alamama(%40), hastanede uyku problemi yaşama (%84 ), çocukla dışarı çıkamama (%86.7) ve gergin hissetme (%88) gibi güçlükler yaşadıklarını belirtmişlerdir.Bu çalışma sonunda ailelere hidrosefali ve şanta ilişkin eğitim ve danışmanlık verilmesi önerilmiştir.Anahtar kelimeler: Hidrosefali, Şant, Çocuk, Aile, Güçlükler ve Hemşirelik
Türkiye'deki kamu hastanelerinde görevli servis sorumlu hemşirelerinin yönetsel yeterliklerinin belirlenmesi
ÖZETBu araştırma Türkiye' deki kamu hastanelerinde görevli servis sorumlu hemşirelerinin yönetsel yeterlik düzeylerini ve yeterlikler ile bireysel özellikler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Türkiye' deki üniversite ve devlet hastaneleri oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde ülkemizin yedi coğrafi bölgesi temel alınmış ve her bölgeden yatak kapasitesi en fazla olan bir devlet ve bir üniversite hastanesi belirlenmiştir. Verilerin toplanmasında ?bireysel özelliklere ilişkin soru formu? ve ?Servis Sorumlu Hemşiresi Yeterlik Değerlendirme Ölçeği? kullanılmıştır. Araştırmada, servis sorumlu hemşirelerinin, ön lisans mezunu olduğu (%47.7), yönetim deneyimlerinin 1-5 yıl arasında değiştiği ve çoğunlukla bir yönetim eğitim programına katılmadıkları (%65) belirlenmiştir. Servis sorumlu hemşirelerinin, Yönetsel Yeterlik Ölçeği alt boyutlarında; en fazla genel ünite yönetimi, en az bakımın yönetimi alt boyutlarında yeterli oldukları; çalışanlarının gelecekteki görevlerini/kariyerlerini planlama konusunda ise yetersiz oldukları belirlenmiştir. Servis sorumlu hemşirelerinin yeterliklerini etkileyen faktörlere ilişkin bulgular incelendiğinde, mesleki deneyim, daha önce yönetim eğitimi alma ve yönetim eğitimi isteme durumu dışındaki diğer bireysel özellikler ile yeterlikler arasında istatistiksel olarak anlamlı farkların olduğu saptanmıştır (p<.05). Bu bağlamda, servis sorumlu hemşirelerinin yetersiz oldukları alanlar dikkatle irdelenerek, hizmet içi eğitim programlarıyla gelişimsel ihtiyaçları karşılanmalıdır.Anahtar Kelimeler: Hemşirelikte Yönetim, Servis Sorumlu Hemşiresi, Alt Kademe Yönetici, Yönetsel Yeterlik
Madde bağımlılarında spiritüel iyi oluş durumlarının umutsuzluk düzeyleri ile ilişkisi
Madde bağımlılığı; dünyada olduğu gibi Türkiye'de de önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bireyler zorluklardan kaçma, yalnızlık, bilgisizlik, eğlenme gibi birçok sebepten dolayı madde kullanmaya yönelmektedirler. Madde kullanımı sonrası bağımlı olan kişiler, bir süre sonra madde bağımlılığının getirmiş olduğu sorunlar ile başa çıkamayarak tedavi yolları aramaya başlamaktadırlar. Tedavileri başarısızlıkla sonuçlanan bireyler, kendini toplumdan ve değerlerinden soyutlayarak iyice yalnızlaşıp, ümitsizliğe kapılmaktadırlar. Amaç: Bu çalışma madde bağımlılarının spiritüel iyi oluş durumları ile umutsuzluk düzeyleri arasında ki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemi, 1 Eylül 2018 - 1 Şubat 2019 tarihleri arasında Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi AMATEM servisinde yatarak tedavi gören 246 madde bağımlısı hasta oluşturmuştur. Tekrarlı yatışlar ve çalışmaya katılmayı kabul etmeyen hastalar çıkarıldıktan sonra geriye kalan 201 hasta ile çalışma yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik Bilgi Formu, Spiritüel İyi Oluş Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelikler, ortalama, standart sapma, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 28.59±8.54 olup katılımcıların tamamı erkektir. Katılımcıların Spiritüel İyi Oluş Ölçeğinden almış oldukları toplam puan ortalaması 109.89±15.88, Beck Umutsuzluk Ölçeğinden almış oldukları toplam puan ortalaması 7.33±5.30 olarak bulunmuştur. Bu araştırmada hastaların spiritüel iyi oluş durumları ile umutsuzluk düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Hastaların Spiritüel İyi Oluş ölçeği toplam puanları ile yataklı tedavi merkezine başvuru (merkezde toplam yatış) sayıları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,01). Hastaların Beck Umutsuzluk Ölçeği toplam puanları ile yataklı tedavi merkezine başvuru sayıları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Hastaların Beck Umutsuzluk Ölçeği toplam puanları ile yaşları arasında negatif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Spiritüel iyi oluş durumları arttıkça umutsuzluk düzeylerinin azaldığı tespit edilmiştir. Hastaların spiritüel iyi oluş durumlarının artması için danışmanlık ve bakım hizmetlerinin verilmesi önerilebilr.
Annelerin doğum sonrası bebek bakımı konusundaki ihtiyaçlarının belirlenmesi
Bu çalışma annelerin bebek bakımı ile ilgili bilgi ihtiyaçlarının belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Ağustos 2011- Nisan2012 tarihi arasında araştırmayı kabul eden ve iki kurumdan alınan 150 anneyi kapsamaktadır. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi yüzde dağılımları, değişkenler arası bağımlılık Ki-Kare testi ile analiz edilmiştir.Anneler bebek bakımında beslenme konusunda en fazla ek gıdaya geçiş zamanı (%42,7), bakım ve temizlik konusunda en fazla göz ve burun bakımı (%36), rahatlık konusunda daha çok yakınların ziyaretinin etkisi, zamanı ve bebekle olan ilişkisi (%42) bilgisine gereksinimleri olduğunu ifade etmiştir. Anneler sağlıklı bebek izleminde en fazla yenidoğan dönemindeki tarama testleri (%66,7) ve büyüme ve gelişme konularında bilgi gereksinimleri olduğunu ifade etmiştir.Bu sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin annenin gebelik döneminden başlayarak bebek bakımı konusunda planlı ve yazılı eğitimler vermesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Anne, bebek bakımı, bilgi gereksinimi
Hemşirelerin braden ve waterlow basınç ülseri risk değerlendirme ölçekleri'ne ilişkin görüşleri
Araştırma, Waterlow Basınç Ülseri Risk Değerlendirme Ölçeği (WBÜRDÖ)'nin geçerlik ve güvenirlik uyarlamasını yaparak ülkemizde ölçek çeşitliliğini artırmak ve hemşirelerin Braden ve Waterlow Basınç Ülseri Risk Değerlendirme Ölçekleri'ne ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla metodolojik ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşaması Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi (TSKRBM)'inde ve Bayındır Hastanesi'nde yapılmıştır. Araştırmanın ikinci aşaması Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi (GÜSAUM )'nde yapılmıştır.Araştırmanın birinci aşamasına TSKRBM ve Bayındır Hastenesi'nde yatmakta olan 150 hasta alınmıştır. BBÜRDÖ ve WBÜRDÖ'ye ilişkin hemşirelerin görüşlerini belirlemek amacı GÜSAUM'un ortopedi servisi, fizik tedavi ve rehabilitasyon servisi ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan 83 hemşire araştırma kapsamına alınmıştır.WBÜRDÖ' nün güvenirlik çalışması bağımsız gözlemciler arası uyum ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı tarafından çalışmaya katılan hemşirelere çalışmanın nasıl gerçekleşeceği hakkında bilgi verilmiştir. Hemşireler aynı hasta üzerinde aynı anda birbirlerinden bağımsız şekilde WBÜRDÖ' yü kullanmışlardır. Araştırmanın ikinci aşamasına katılan hemşirelere basınç ülseri ve risk değerlendirme ölçeklerine ilişkin eğitim verilmiş ve hemşireler iki hafta süre ile ölçekleri kullanmışlardır. Veriler, hemşirelere ilişkin tanıtıcı özellikleri ve risk değerlendirme ölçekleri hemşire görüşleri formları kullanılarak toplanmıştır.Araştırma sonucunda WBÜRDÖ'nün ülkemiz için geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu, hemşirelerin kliniklerinde çoğunlukla BBÜRDÖ'yü kullanmayı tercih ettikleri ve basınç ülseri risk değerlendirme ölçeklerinin geliştirilmesi gerektiği belirlenmiştir.Anahtar kelimeler: Basınç Ülseri, Risk Değerlendirme, Basınç Ülseri Risk Değerlendirme Ölçekleri
Hipertansiyonlu hastalarda roy adaptasyon modelinin hastalığa uyuma etkisinin incelenmesi
Randomize kontrollü ön test- son test düzeninde yarı deneysel olarak yapılan bu araştırmada, Roy adaptasyon modeline göre verilen eğitimin hipertansiyonlu bireylerde tıbbi tedaviye ve fizyolojik, psikolojik ve sosyal olarak hastalığa uyumuna etkisini saptamak amaçlanmıştır. Bu araştırma Fırat Üniversitesi Hastanesinde, Ocak- Haziran 2018 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, 68 hipertansiyon tanısına sahip birey oluşturdu. Örneklemi ise 30'u deney, 30'u kontrol grubu olmak üzere toplam 60 hipertansiyonlu birey oluşturdu. Araştırmada veriler; Hasta Bilgi Formu, Tıbbi Tedaviye Uyum Oranı Ölçeği, Hastalığa Psikososyal Uyum-Öz Bildirim Ölçeği ile toplandı. Deney grubundaki bireylere Roy Adaptasyon Modeli doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan "Hipertansiyon Eğitim Kitapçığı" kullanılarak eğitim verildi. Araştırmanın verileri Mann Whitney U testi, Wilcoxon testi ve Ki-kare testi ile değerlendirildi. Deney grubundaki hastaların son test ölçümlerinde tıbbi tedaviye uyumlarının arttığı (p<0,05), ancak kontrol grubundaki bireylerin ise tıbbi tedaviye uyumlarında bir değişiklik olmadığı belirlendi. Deney grubundaki hastaların son test toplam PAIS-SR ve tüm PAIS-SR alt bileşen puan ortalamalarında anlamlı düşüş olduğu (p<0,05), buna karşın kontrol grubunda son test toplam PAIS-SR ve tüm PAIS-SR alt bileşen puan ortalamalarında bir değişiklik olmadığı saptandı. Roy Adaptasyon Modeli'ne göre verilen eğitimin hipertansiyonlu bireylerin tıbbi tedaviye ve hastalığa uyumunu arttırdığı sonucuna varıldı.
Çocuklar için braden q basınç ülseri risk değerlendirme ölçeğinin Türkçe geçerlilik ve güvenirliği çalışması
Bu araştırma, pediatrik yaş grubunda basınç ülserlerinin önlenmesi ve tedavisinde hemşirelik bakımına yön verebilecek basınç ülseri risk değerlendirmesinde kullanılan Çocuklar İçin Braden Q Basınç Ülseri Risk Değerlendirme Ölçeği'nin Türkçe Geçerlilik ve Güvenirliğini çalışmak üzere metadolojik olarak yapılmıştır.Araştırmanın evreni, 01.03.2012?01.07.2012 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir eğitim-araştırma hastanesinde yatan, basınç ülseri olan ya da riski bulunan çocuklardan oluşmuştur. Örneklemi ise araştırma kriterlerini karşılayan 148 hasta değerlendirmesi oluşturmuştur.Verilerin toplanmasında; hasta özelliklerine ve hemşirelerin bireysel özelliklerine ilişkin soru formu ve Çocuklar İçin Braden Q Basınç Ülseri Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Aynı vaka eş-zamanlı olarak bakım veren hemşiresi ve araştırmacı tarafından değerlendirilmiştir.Ölçeğin dil geçerliliği, çeviri-geri çevirisi yapılarak sağlanmıştır. Kapsam geçerliliği için ölçeğin Türkçe çevirisi 7 yara uzmanına gönderilmiş, buna göre ölçek yeniden düzenlenmiş ve ön uygulama sonrası örneklem grubuna uygulanmıştır.Kapsam geçerliliğine yönelik olarak uzman görüşleri ve önerilerinin değerlendirilmesinde Davis tekniği kullanılmıştır. İç tutarlılığın değerlendirilmesinde Cronbach Alfa katsayısına bakılmış ve Alfa değeri 0.80, alt maddelerin ise 0.72-0.82 arasında bulunmuştur. Yapı geçerliliği için yapılan Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) analizi ve Barlett testine göre KMO katsayısının 0.60 olduğu, Bartlett testine ilişkin ki-kare değerinin de ileri düzeyde (p<0.001) anlamlı olduğu saptanmıştır.Gözlemciler arası uyuma bakıldığında ölçeği oluşturan 7 bölümde ve ölçek toplam puanında hemşireler ve uzman arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Uzman ve hemşirelerin yaptıkları değerlendirmeler sonrasında hastalara benzer puanları vermesi, ölçeğinin gözlemciler arası uyum açısından güvenilir olduğunu göstermektedir.Sonuç olarak, Türkçe'ye uyarlanan Çocuklar İçin Braden Q Basınç Ülseri Değerlendirme Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır.
Fazla kilolu yetişkinlere transteoretik modele göre verilen eğitimin beden imajı ve egzersiz davranışı üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı fazla kilolu yetişkinlere transteoretik modele göre verilen eğitimin beden imajı ve egzersiz davranışı üzerine etkisini incelemektir. Yöntem: Ön test son test, kontrol gruplu yarı deneysel türde yapılan bu araştırma 4 Haziran- 16 Temmuz 2018 tarihleri arasında Elazığ il merkezide bulunan Rüstempaşa ASM' de yapıldı. Araştırmanın örneklemini evrenden güç analizi ile belirlenen 150 kişi oluşturmuştur. Araştırmada deney grubundaki fazla kilolu yetişkinlere transteoretik modele göre hazırlanmış eğitim verilmiştir. Kontrol grubuna herhangi bir girişimde bulunulmamıştır. Verilerin toplanmasında; Sosyo-Demografik Özellikler Soru Formu, Egzersiz Değişim Aşaması Kısa Soru Formu, Egzersiz Değişim Süreçleri Ölçeği, Egzersiz Öz-Etkililik Ölçeği, Egzersiz Karar Verme Dengesi Ölçeği, Beden İmajı Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeklere ek olarak fiziksel aktivite seviyesini objektif olarak ölçmeyi sağlayan pedometre aracı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ise ki kare testi, yüzdelik, ortalama, eşleştirilmiş t testi ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Bulgular: Egzersiz değişim aşamaları ölçeğinde; deney grubunda ön testte hareket aşamasında olan ve sürdürme aşamasında olan bireylerin oranı; yüzde 5.3 ten yüzde 77.4'e yükselmiştir. Deney ve kontrol grubu arasında; egzersiz değişim aşamalarının ön testlerin ve son testlerin karşılaştırmasında; ön testlerde p>0.05 iken son test karşılaştırmalarında p<0.001 aralarındaki fark anlamlı bulunmuştur. Gruplar arasında TTM ölçeklerinin genel puan ortalamaları arasında anlamlı fark görülmüştür (p<0.001). Bulgulara göre; deney grubunun ortalama adım sayıları son testte, ön teste göre artmıştır, kontrol grubunda ise adım sayılarında anlamlı bir artış olmamıştır. Deney grubundaki bireylerin beden imajı ölçeği puanlarında son testlerde, ön testlere göre artış olmuştur. Sonuç: Fazla kilolu yetişkinlere Transteoretik Model'e göre verilen eğitimin; deney grubunda egzersiz davranışı ve beden imajına olumlu yönde etkili olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Fazla Kilo, Egzersiz Davranışı, Transteoretik Model, Beden İmajı, Hemşire
Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına başvuran bireylerin tutumları, başvurma nedenleri ve memnuniyet düzeylerinin incelenmesi
Amaç; Bu çalışmanın amacı geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulama merkezine başvuran bireylerin tutumlarını, başvurma nedenlerini ve memnuniyet düzeylerini incelemektir. Yöntem; Tanımlayıcı tarzda olan bu çalışma; Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Akşemseddin Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Merkezine Kasım 2017-Mart 2018 tarihleri arasında başvuran gönüllü 261 birey ile yürütülmüştür. Çalışmada bireylere "Sosyo-Demografik Özellikler Soru Formu", "Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Kullanım Formu " ve "Tutum ve Memnuniyet Değerlendirme Formu" bölümlerinden oluşan anket formu uygulanmıştır. Anket formundan elde edilen veriler SPSS 15.0 paket programına kodlanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra kategorik değişkenler için ki-kare analizi, bağımlı gruplarda ise Wilcoxon İşaretli Sıralar testi uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 49,07±14,60 olup katılımcıların %57,5' i kadın, %28,0'ı üniversite mezunu ve üzeri, %43,7'sinin gelir durumu iyidir. Bireylerin % 85,4'ü geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının fayda sağlayacağını, %72,8'i bu uygulamaları kendini iyi hissettiren uygulamalar olduğunu belirtmişlerdir. Bireylerin geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) uygulamalarına yönelik tutumlarının olumlu olduğu saptanmıştır. Katılımcıların geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına başvuru sebeplerinde ilk olarak; genel sağlık ve iyilik halini artırmak (%19,1), ikinci olarak ağrıları gidermek (%18,9) yer almaktadır. Bireylerin %58,2'sinin geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına devam etmeyi düşündüğü, % 60,9' unun ise yakın çevrelerine, arkadaşlarına tavsiye ettikleri belirlenmiştir. Bireylerin memnuniyet düzeylerinin olumlu olduğu saptanmıştır. Ağrı ile başvuranların memnuniyet düzeyleri incelendiğinde ağrı skorlarının düştüğü tespit edilmiştir. Bireylerin GETAT uygulama öncesi Visuel Analog Skala (VAS) değerleri 7,48±1,35 iken GETAT uygulamaları sonrası 4,66±2,15'e düştüğü görülmektedir. Sonuç: Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının bireylerin tutumları ve memnuniyet düzeylerini olumlu yönde etkilediği kanısına varılmıştır. Başvuru sebeplerinde çoğunlukla genel iyilik halini artırmak ve ağrının yer aldığı görülmüştür.
Hemşirelik son sınıf öğrencilerinin eleştirel düşünme düzeyinin belirlenmesi
Araştırma son sınıf hemşirelik öğrencilerinin eleştirel düşünme düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini, 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı Bahar Döneminde Hacettepe Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi ve Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümleri, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu, İstanbul Üniversitesi ve Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültelerinde öğrenim gören 947 son sınıf hemşirelik öğrencisi, örneklemini ise 553 son sınıf hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada veriler, Öğrenci Tanıtıcı Özellikler Formu ve Kaliforniya Eleştirel Düşünme Eğilimi Ölçeği (KEDEÖ) kullanılarak toplanmıştır.Verilerin istatistiksel analizinde t testi, tek yönlü varyans analizi, tukey testi, aritmetik ortalama, standart sapma, ortanca, frekans ve yüzdelik hesapları kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, son sınıf hemşirelik öğrencilerinin eleştirel düşünme puan ortalaması =193.87±23.019 olup düşük düzeydedir. Öğrencilerin KEDEÖ alt ölçek puan ortalamalarından sadece analitiklik alt ölçeği puan ortalaması orta düzeyde diğer boyutların puan ortalaması ise düşük düzeydedir. Araştırmada aile yapısının ve baba eğitim düzeyinin öğrencilerin eleştirel düşünme düzeyleri üzerine etkisi olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sosyal ve bilimsel etkinliklere katılan, kendini yüksek sosyo-ekonomik düzeyde algılayan, yılda okuduğu kitap sayısı 6-20 arasında olan öğrencilerin eleştirel düşünme puan ortalaması daha yüksek olmakla birlikte bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05).Anahtar Kelimeler: Eleştirel düşünme, Hemşirelik Öğrencileri, Hemşirelik Eğitimi
Halk eğitim merkezine devam eden bireylerin hasta güvenliğine ilişkin görüşleri ve tıbbi hatalarla ilgili deneyimleri
Bu çalışma, halk eğitim merkezine devam eden bireylerin hasta güvenliğine ilişkin görüşlerini ve tıbbi hatalarla ilgili deneyimlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara Mamak Halk Eğitim Merkezi ve Ankara Başkent Halk eğitim Merkezine devam eden bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemine 567 birey alınmıştır. Verilerin toplanmasında anket formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde dağılımları ve ki-kare testi kullanılmıştır. Bireylerin %45.1'i daha önce hasta güvenliği kavramını duymuştur. Araştırmaya katılanların %94.7'si tıbbi hataların sağlık için risk oluşturması nedeniyle hasta güvenliğinin önemli olduğunu; tıbbi hatalara en fazla hasta ve sağlık personelleri arasında iletişim eksikliğinin (%69.3) neden olduğunu belirtmişlerdir. Bireylerin %83.1'i tıbbi hataların önlenebileceğini; %59.1'i hastaların kendilerini tıbbi hatalardan koruyabileceğini ifade etmiştir. Halk eğitim merkezindeki bireylerin %33.2'si, yakınlarının ise %33.7'si herhangi bir tıbbi hataya maruz kalmıştır. Bu hatalar, bireylerin %55.8'inde, yakınlarının %65.4'ünde ek veya uzun süreli tedavi uygulanmasına yol açmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda bireylerin hasta güvenliği, tıbbi hatalar ve tıbbi hatalardan korunma yöntemleri ile ilgili bilgilendirilmeleri, tıbbi hatalar ve korunma yöntemlerinin belirlenmesinde bireylerin deneyimlerinden yararlanılması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Hasta güvenliği, tıbbi hata, deneyim, görüş, hemşire.
Hemşirelerin intramüsküler enjeksiyonda ventrogluteal bölgenin kullanımına yönelik bilgi düzeylerinin belirlenmesi
HEMŞİRELERİN İNTRAMÜSKÜLER ENJEKSİYONDA VENTROGLUTEAL BÖLGENİN KULLANIMINA YÖNELİK BİLGİ DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ Bu araştırma, hemşirelerin intramüsküler enjeksiyonda VG bölgenin kullanımına yönelik bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Sağlık Bakanlığı Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi ve Bayındır Hastanesi Söğütözü ve Kavaklıdere Şubesi'nde yoğun bakım, acil servis ve yatan hasta servislerinde çalışan 283 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından literatürden yararlanılarak hazırlanan veri toplama formu aracılığı ile toplanmıştır. Veri toplama formu üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde hemşirelerin tanıtıcı özelliklerine ilişkin 6 soru, ikinci bölümde hemşirelerin VG bölgenin kullanımına yönelik 9 soru bulunmaktadır. Üçüncü bölüm ise ventrogluteal bölgeye yönelik 24 önermeden oluşmaktadır. Hemşirelerin bu önermelere verdikleri cevaplar 24 puan üzerinden değerlendirilmiştir. Veri toplama formunun kapsam geçerliliği için 5 uzmanın görüşüne başvurulmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesapları, ortalama ölçüleri, Kruskal Wallis Testi, Mann Whitney U testi kullanılmıştır.Araştırma sonucunda, hemşirelerin IM enjeksiyon uygulamasında en sık kullandığı bölgenin dorsogluteal bölge (%85.9) olduğu, ikinci sırada ise ventrogluteal bölgenin (%7.4) yer aldığı belirlenmiştir. Hemşirelerin bilgi puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu (13.1±3.7) ve çalıştıkları kurum, cinsiyet, en son öğrenim durumu, hizmet yılı, çalışılan bölüm ve bölümdeki hizmet yılı ile bilgi puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Hemşirelerin ventrogluteal bölgeyi belirleme ve kullanma, IM enjeksiyon uygulaması için ilk tercih edilecek bölgenin ventrogluteal bölge olduğunu ve dorsogluteal bölgenin tercih edilmediğini bilme durumları ile bilgi puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: İntramüsküler enjeksiyon, Ventrogluteal bölge, Hemşirelik, Bilgi düzeyi
Kanserli ebeveyne sahip adölesanların aile işlevselliği algısının durumluk sürekli kaygı düzeyi ile ilişkisi
Bu araştırma ebeveyni kanser olan adölesanların aile işlevselliği algısının durumluk, sürekli kaygı düzeyi ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın birinci aşamasında kanser ve kanserin psikososyal etkileri ile ilgili literatür araştırması yapılmıştır. İkinci aşama kanserli ebeveyne sahip adölesanların aile işlevselliği algısı ile durumluk, sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkilere yönelik araştırmadan oluşmaktadır. Araştırma veriler ?Ebeveyn Bilgi Formu?, ?Hasta Bilgi Formu?, ?Adölesan Bilgi Formu?, ?ADÖ?, ?Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri? ile toplanmıştır. Araştırma, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesin'de ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde Aralık 2009- Eylül 2010 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmaya katılmaya gönüllü hasta ve çocuklarına veri toplama formları dağıtılmış olup, 100 kişiden eksiksiz veri alınmıştır. Araştırmaya katılan kanserli ebeveyne sahip adölesanların aile işlevselliği ile durumluk kaygı (r:0,423; p<0,01), sürekli kaygı (r:0,563) düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca ebeveynin hastalığı nedeniyle ailede sıkıntı yaşandığını tanımlayan adölesanların aileyi daha sağlıksız olarak değerlendirdiği belirlenmiştir (t:2,324; p<0,05).
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde hemşirelik bakımının yoğunluğu
Araştırma Sağlık Bakanlığı'na bağlı Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde yoğun bakım düzeyine göre hangi hemşirelik uygulamalarının yapıldığının saptanması ve hemşirelik bakım yoğunluğunun ölçülmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanmıştır. Burası Türkiye'nin en büyük Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesidir. Ayrıca 120?150 arasında küvöz kapasitesi bulunmakta ve yaklaşık olarak da 150 hemşire çalışmaktadır.Çalışmanın verileri, araştırmacı tarafından literatüre dayalı hazırlanan hemşirelik bakım aktivite listesi kullanılarak toplanmıştır. Hemşirelik bakım aktivite listesi Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeklere uygulanan hemşirelik aktiviteleri tanımlanarak yapılan işlemler listelenerek oluşturulmuştur.Yoğun Bakım düzeylerine göre yapılan hemşirelik uygulamalarının belirlenmesi amacıyla ?Hemşirelik Bakım Aktivite Listesi? formları serviste bulunan hastalara, o gün bakımdan sorumlu hemşireler tarafından kendi kendine raporlama yöntemi ile doldurulmuştur.Gündüz vardiyasında yoğun bakım düzeyine göre yapılan hemşirelik uygulamalarında, 2. düzeyde ve 3. düzeyde en sık yapılan uygulama ölçme izleme uygulamaları olduğu belirlenmiştir. Gündüz vardiyasında yoğun bakım düzeyine göre yapılan işlemlerden hasta giriş çıkışında, ölçme izleme, tanısal işlem, laboratuar işlemleri, ilaç hazırlama ve uygulama, external uygulamaları, hareket egzersiz, beslenme, boşaltım uygulaması 2. düzey ve 3 düzey arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Bebek-ailesiyle iletişim, invaziv işlemleri asiste etme, bakım ve hijyen uygulamaları 2. düzey ve 3. düzey arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0,05) saptanmıştır.Gece vardiyasında yoğun bakım düzeyine göre yapılan hemşirelik uygulamarında, 2. düzeyde en sık yapılan uygulama ölçme izleme uygulamarı, 3. düzeyde en sık yapılan uygulama ölçme izleme uygulamaları olduğu belirlenmiştir. Gece vardiyasında yoğun bakım düzeyine göre yapılan işlemlerden hasta giriş çıkışında, bebek-ailesiyle iletişim, ölçme izleme, tanısal işlem, , ilaç hazırlama ve uygulama, external uygulamaları, beslenme, boşaltım, bakım ve hijyen uygulaması 2. düzey ve 3 düzey arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Laboratuar işlemleri, invaziv işlemleri asiste etme, hareket egzersiz uygulamaları 2. düzey ve 3 düzey arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0,05) saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: hemşirelik bakım yoğunluğu, direkt hemşirelik uygulamaları, indirekt hemşirelik uygulamaları, yenidoğan yoğun bakım
Hemşirelik öğrencilerinde homofobi ve cinsel yönelim mitleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma hemşirelik eğitimi alan öğrencilerde homofobi ve cinsel yönelim mitlerine olan inanç arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma yapılmadan önce güç analizi yapılarak örneklem büyüklüğü 262 öğrenci olarak bulundu. Araştırma 1 Ocak - 30 Mart 2020 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi hemşirelik faültesinde eğitim gören 508 öğrenci ile yapıldı. Verilerin toplanmasında ''Kişisel Bilgi Formu'', ''Cinsel Yönelim Mitleri Ölçeği'' ve ''Hudson ve Rickett's Homofobi Ölçeği'' kullanıldı. Elde edilen verilerin normallik testi Shapiro-Wilk testiyle, normal dağılım göstermeyen değişkenler arasındaki ilişkiler Spearman korelasyon analiziyle, değişkenlerin karşılaştırılmasındaysa Mann Whitney U ve Kruskow Wallis H testleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalamasının 21.20±2.09 olduğu, yarısından fazlasının (58.5) 3 ve 4. sınıfta, çoğunun kadın (%67.7), kız ve erkek kardeş sayısının çoğunlukla (%73.2-%73.6) 0-2 aralığında olduğu ve çoğunun (%57.3) ilde yaşadığı görüldü. Cinsel Yönelim Mitleri Ölçeği toplam puan ortalaması 54.70±10.57 ve Hudson ve Rickett's Homofobi Ölçeği toplam puan ortalaması 87.11±14.20 olarak bulundu. Cinsel yönelim mitleri ölçeği ile homofobi ölçeği arasında pozitif yönde orta düzeyde istatistiksel olarak önemli bir ilişki olduğu görüldü. Sonuç: Araştırma bulguları doğrultusunda hemşirelik öğrencilerinde cinsel yönelim mitlerine olan inancı yüksek olan öğrencilerin, yüksek homofobi düzeyine; cinsel yönelim mitlerine olan inancı düşük olan öğrencilerin ise düşük homofobi seviyesine sahip olduğu bulundu. Anahtar kelimeler: Homofobi, Cinsel Yönelim Miti, LGBTİ
Hemşirelerin port kateter bakımına ilişkin bilgi düzeylerinin saptanması
Bu araştırma, hemşirelerin port kateter bakımına ilişkin bilgi düzeylerinin saptanması amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemine Ankara ili belediye sınırları içerisinde yer alan sekiz devlet ve üniversite hastanesinin tıbbi onkoloji ve gündüz/ayaktan kemoterapi ünitelerinde çalışan 80 hemşire alınmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından literatürden yararlanılarak hazırlanan veri toplama formu kullanılarak toplanmıştır. Hemşirelerin port kateter kullanımı ve bakımına ilişkin bilgi düzeyleri, puan ortalamaları hesaplanarak değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde sayı, ortalama ve yüzdelik hesabı kullanılmıştır. Hemşirelerin port kateter kullanımı ve bakımına ilişkin genel puan ortalamaları 100 puan üzerinden 23.42 dir. Hemşirelerin porta heparin flaşı uygulamasına ilişkin bilgi puan ortalaması X = 52.81 dir. Diğer tüm konularda bilgi puan ortalamalarının 40 puanın altında olduğu görülmüştür. Hemşirelerin eğitim durumları ile port kateter bakımına ilişkin bilgi puan ortalamaları arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,045). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, hastalara verilen bakımın kalitesinin artırılması ve komplikasyonların önlenmesi için port kateter takılı hastaya bakım veren hemşirelerin hizmetiçi eğitimlerine önem verilmesi, oluşturulacak protokol ile port takılı hastalara aynı standartlarda ve güvenli bakım verilmesinin sağlanması ve bakımda hastadan kaynaklanan güçlüklerin engellenmesi amacıyla hastalara taburculukları sırasında yazılı eğitim materyalleri verilmesi önerilmiştir.
Ameliyathane hemşirelerinin ameliyathanede hasta ve çalışan güvenliğine ilişkin görüşleri
Bu çalışma ameliyathane hemşirelerinin ameliyathanede hasta ve çalışan güvenliğine ilişkin görüşleri ve bu görüşleri etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara ili belediye sınırları içinde bulunan kalite belgesi almış kamu hastanelerinin ameliyathanelerinde çalışan hemşireler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini toplam 100 hemşire oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında anket formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans dağılımları, ortalama, standart sapma, yüzde değerleri ve ki-kare testi kullanılmıştır. Hemşireler, ameliyathanede hasta güvenliğini en fazla; enfeksiyon riski (%50), hastanın taşınmasıyla ilgili aksaklıklar (%50) ve doğru hasta, doğru taraf, doğru cerrahinin sağlanamaması (%35); çalışan güvenliğini ise en fazla; kesici-delici-yakıcı alet yaralanmaları (iğne ucu, bistüri, koter v.b) (%44), kanla/ vücut sıvılarıyla/ solunum yoluyla bulaşan hastalıklara maruziyet (%41), yorgunluk ve dikkat eksikliği (%41) gibi faktörlerin etkilediğini ifade etmişlerdir. Ameliyathane ortamından kaynaklanan ve hastanın güvenliğini tehdit eden faktörler olarak; ameliyathanenin ısısı, havalandırması ve aydınlatmasının yetersiz olması (%48), ameliyathane salonlarının cerrahi ekip için rahat ve uygun olmaması (%36) gibi faktörleri belirtmişlerdir. Hemşireler ameliyathanede enfeksiyon riskini azaltmak için cerrahi malzemeler ve tıbbi cihazların uygun şekilde sterilize ve dezenfekte edilmesi (%60); hastanın kimliğinin doğrulanması için; kol bandı, bileklik, tanıtıcı kart v.b kullanılmasını (%58), ekip iletişiminin geliştirilmesi için; ekip üyelerinin anlayışlı ve sabırlı olmasını (%50) gerektiğini belirtmişlerdir. Hemşirelerin görev yeri, ameliyathanede çalışma süresi ve hizmet içi eğitim alma gibi bazı özelliklerinin hasta ve çalışan güvenliğine ilişkin görüşlerini etkilediği belirlenmiştir (p<0.05) (Bkz. Ek-6).Anahtar Kelimeler: Hasta güvenliği, çalışan güvenliği, ameliyathane, hemşire.
Psikiyatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin durumluk-sürekli kaygı durumunun incelenmesi
Amaç: Bu araştırma psikiyatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç/Yöntem: Araştırmanın evrenini Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinde görev yapan hemşireler oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeden tüm hemşireler araştırmaya dâhil edilmiştir. Toplam 177 hemşire araştırmaya katılmıştır. Veriler 20 Mayıs-20 Temmuz 2014 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan hemşirelerin sosyo-demograftik özelliklerini içeren 'Anket Formu' ve 'Durumluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, t testi ve Kruskal-Wallis testleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada çalışanların %59.9'u kadın, %74 ü evli, %59.9'u lisans mezunu, %69.5'i hemşire ve %52.5'inin sağlık durumunu algılama durumları iyidir. Çalışanların Durumluk Kaygı Ölçek toplam puan ortalaması 41.00±9.42, Sürekli Kaygı Ölçek toplam puan ortalaması 41.00±7.89 olarak bulunmuştur. Araştırmada, hemşire görevi icra eden unvanlara göre Durumluk -Sürekli Kaygı Ölçek toplam puan ortalaması karşılaştırıldığında bulunan fark istatistiksel olarak önemlidir (p<0.05). Çalışmada sağlık durumunu algılama durumuna göre Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçek toplam puan ortalaması karşılaştırıldığında bulunan fark istatistiksel olarak önemlidir (p<0.05). Tartışma ve Sonuç: Araştırmanın sonucunda hemşirelerin kaygı düzeyleri yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Psikiyatri klinikleri, hemşireler, kaygı düzeyi
Spinal kord yaralanmalı bireye bakım verenlerin bakım verme yükü, stresle baş etme durumları ve algıladıkları sosyal desteğin belirlenmesi.
Çalışma, spinal kord yaralanmalı bireylere bakım verenlerin bakım verme yükünü, stresle baş etme durumlarını ve algıladıkları sosyal desteği belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırma örneklemini, Aralık 2010-Nisan 2011 tarihleri arasında, TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi'nde Omurilik Hasarı Rehabilitasyon Ünitesi'nde yatarak tedavi gören, parapleji ve tetrapleji tanısı almış hastalara, bakım vermekte olan 129 bakım veren oluşturmuştur. Veriler spinal kord yaralanmalı bireylerin ve bakım verenlerin demografik özelliklerine ilişkin veri formu, Barthel İndeksi, Bakım Verenlerin Reaksiyon Tanılama Ölçeği, Stresle Baş etme Tarzları Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için GATA Etik Kurulu'ndan, GATA Anket Kurulu'ndan ve TSK Rehabilitasyon Merkezi Bilimsel Çalışma İnceleme ve Müsaade Kurulu'ndan izin alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 16.0 programı kullanılmıştır.Bakım verenlerin yaş ortalaması 41.19 ±13.82 olup, %72.9'ünün evli, %76.7'si bayandır. Spinal kord yaralanmalı bireylerin yaş ortalaması 34.45 ±15.27 olup, %82.9'u erkektir. En fazla travma nedeni ise trafik kazasıdır (%36.4). Bakım alanın bağımlılık derecesine göre, orta bağımlı bireye bakım verenlerin daha az finansal sorun yaşadıkları saptanmıştır. Bakım verme süresine göre, 5 ay ve altı bakım verenlerin daha az sağlık sorunu yaşadıkları saptanmıştır. Yaralanma derecesi komplet-A olan bireye bakım verenlerin aile desteği puanlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Günde 8 saatin üzerinde bakım verenlerin daha fazla sağlık sorunları yaşadıkları belirlenmiştir.Çalışmamızın bulguları bakım verenlerin bakım yükünü, sağlık ve finansal sorunları belirlemekle birlikte, bakım verenlerin algıladıkları sosyal destekleri gösterdiğinden multidisipliner evde bakım hizmetlerine duyulan gereksinimi açıkça ortaya koymaktadır. Ailelerle birlikte çalışan Halk sağlığı hemşireleri sağlık eğitimi, toplum destek hizmet danışmanlığı yapma ve bakım verenlerin bakım yükünü azaltmada önemli görevlere sahiptirler.
Huzurevinde yaşayan bireylerde ağrının değerlendirilmesi ve ağrıyı etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Tanımlayıcı tipteki bu araştırma; Huzurevinde yaşayan bireylerde ağrının değerlendirilmesi ve ağrıyı etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla, 01.08.2010-01.11.2010 tarihleri arasında Antalya sınırları içinde yer alan, 3 huzurevinde yürütülmüştür. Örneklem büyüklüğü tabakalı örnekleme yöntemi ile belirlenmiş ve 145 yaşlı birey araştırma kapsamına alınmıştır.Araştırmada veriler araştırmacı tarafından literatürden yararlanılarak oluşturulmuş anket formu, Standardize Mini Mental Test, Görsel Kıyaslama Ölçeği ve McGill ağrı ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Anket formunda huzurevinde yaşayan bireylerin tanıtıcı ve ağrı öyküsüne ilişkin sorulara yer verilmiştir. Elde edilen veriler tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis H ve korelasyon testleri kullanılarak analiz edilmiştir.Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda cinsiyet, önceki çalışma statüsü, huzurevinde bulunma süresi, GYA'nde yardıma ihtiyaç duyma, ilaç dışı uygulamaları kullanma, analjezikleri düzenli kullanma durumu ile ağrı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Yaşlı bireylerde ağrının kapsamlı ve objektif yöntemlerle değerlendirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Sözcükler: Ağrı değerlendirmesi, hemşirelik, yaşlılık, huzurevi.
Baş boyun kanserli hastalarda fonksiyonel durum ve sosyal desteğin belirlenmesi
Araştırma, baş boyun kanserli hastalarda fonksiyonel durum ve sosyal desteğin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırma evrenini Dr. Abdurrahman Yurtarslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi medikal onkoloji ve radyasyon onkoloji bölümlerine başvuran 145 hasta oluşturmuştur. Araştırmada veriler, Fonksiyonel Yaşam Ölçeği(Kanser), Kanser Hastası Sosyal Destek Ölçeği ve araştırmacı tarafından literatür taranarak hazırlanan tanıtıcı özellikler anket formu kullanılarak toplanmıştır.Baş boyun kanserli hastaların fonksiyonel yaşam ölçeği ortalama puanları düşük (88.24±19.8), algıladıkları sosyal destek ortalama puanları yüksek bulunmuştur(132.27±14.8). Hastaların fonksiyonel yaşam alanları cinsiyet, medeni durum, yerleşim yeri, gelir durumu, bilgi alma durumu, tanı süresi, evresi, tedavisi, cerrahi tedavi, son cerrahi uygulanma zamanı, başka kronik hastalık varlığı ve baş etme düzeyinden , algılanan sosyal desteklerinin yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yerleşim yeri, gelir durumu, yardım alma durumu, bilgi alma durumu, tanı süresi, evresi, tedavisi, başka kronik hastalık, cerrahi tedavi, son cerrahi uygulanma zamanı ve baş etme düzeyinden etkilendiği saptanmıştır.(p<0.05) Her bir fonksiyonel yaşam ölçeği alt boyutu her bir sosyal destek alt boyutları ile anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur(p<0.01).Araştırmadan elde edilen bulgulara göre baş boyun kanserli hastalarda sosyal destek fonksiyonel durumun iyileşmesine katkı sağlamaktadır. Araştırma sonuçları doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: Baş boyun kanseri, fonksiyonel durum, sosyal destek, hemşirelik, eğitim.
Ürogenital prolapsus tanısı almış kadınlarda yaşam kalitesinin belirlenmesi
Bu çalışma; ürogenital prolapsus tanısı almış kadınlarda semptomların şiddetini ve ürogenital prolapsusun yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır.Araştırmanın örneklemini Temmuz-Ekim 2010 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde ürojinekoloji polikliniğine başvuran ve ürogenital prolapsus tanısı alan 179 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, ?Anket Formu? ve Yaşam Kalitesi(P-YK) Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPPS 15 programında değerlendirilmiştir.Araştırma kapsamına alınan ürogenital prolapsusa sahip kadınların % 68,1'i 52 yaş ve üzerinde, % 46,9'u ilkokul mezunudur. Kadınların % 44,1'i 3-4 kez doğum ve %97' si normal vajinal doğum yapmıştır. Kadınların %72,6 `sı postmenapozal dönemde, %29,1'inin ailesinde POP öyküsü bulunmaktadır. Araştırma kapsamına alınan kadınların sadece %22,3'ü ürogenital prolapsus semptomları yaşamasına rağmen daha önceden hastaneye başvurmuş, %17,9'u daha önceden ürogenital prolapsusa ilişkin tedavi almıştır. Kadınların yaşam kalitesine prolapsusun etkisinin ortalaması 78.58±2.68 ve prolapsusun genel sağlık algısına etkisinin ortalaması 47,7±2.29 olarak bulunmuştur.Genel olarak ürogenital prolapsus kadınların genel sağlık algısını, günlük yaşamdaki fiziksel aktivitelerini sosyal yaşantısını, kişisel ilişkilerini ve uyku kalitelerini etkilemektedir. Özellikle bu olumsuz etkilenmenin okur-yazar olmayan, BKI yüksek (şişman), 5 ve üzerinde doğum yapan ve kadınlarda görüldüğü belirlenmiştir. 3.derece ve üzeri ürogenital prolapsusu olan kadınların genel sağlık algısının daha kötü ve prolapsusun yaşamlarını daha çok etkilediği belirlenmiştir.Bu çalışma ürogenital prolapsusun sık yaşanan ve kadınların yaşam kalitesini etkileyen önemli bir sorun olduğunu göstermektedir. Bu nedenle kadınlara POP gelişmesini engelleme, erken tanı ve tedavi için gerekli eğitim ve danışmanlığın sağlanması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Pelvik organ prolapsusu, kadın, yaşam kalitesi
Girişimsel radyoloji bölümünde verilen hemşirelik girişimlerinin belirlenmesi
Bu araştırma girişimsel radyoloji bölümünde verilen hemşirelik girişimlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini; Ankara il sınırları içerisinde yer alan girişimsel radyoloji bölümü bulunan hastanelerin girişimsel radyoloji bölümünde çalışan hemşireler oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiştir. Araştırma; araştırmaya izin veren hastanelerin girişimsel radyoloji bölümünde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 31 hemşire ile yapılmıştır.Verilerin toplanmasında, ilgili literatürden yararlanılarak araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu kullanılmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde, frekans dağılımları, ortalama, standart sapma, yüzdelik sayılar kullanılmıştır.Araştırmanın bulgularına göre hemşirelerin işlem öncesinde; daha sıklıkla teknik beceri gerektiren (vital bulgu alma, IV yol açma, cilt hazırlığı yapma, laboratuar bulgularını değerlendirme) girişimlerle hastaya bilgi verme girişimini yaptıkları belirlenmiştir. Hemşirelerin işlem sırasında; çoğunlukla steril ortam oluşturmaya yönelik girişimleri yaptıkları bunun yanı sıra işlem sırasında doktora yardımcı olma, hastayı monitörize etme ve işlem sırasında uygulanması gereken ilaçları uygulama girişimlerini yaptıkları belirlenmiştir. Hemşirelerin işlem sonrasında ise; hastanın vital bulgularını takip etme, hastanın güvenli bir şekilde transportunun sağlanması, kanama takibi, hasta ve yakınlarına eğitim verme, işlem bölgesinin pansumanını yapma ve kapatma, hastanın nörolojik muayenesini yapma, işlem sonrasında uygulanması gereken ilaçları uygulama ve hastanın mobilizasyonunu sağlama girişimlerini yaptıkları belirlenmiştir. Hemşirelerin literatüre göre belirlenmiş olan işlem öncesi, sırası ve sonrasında hemşirelik girişimlerini; çok yüksek bir oranda sorumlulukları olarak kabul ettikleri belirlenmiştir.Yukarıda verilen sonuçlar doğrultusunda girişimsel radyoloji hemşireliğinin rollerini ortaya çıkaran çalışmaların yapılması, hemşirelere girişimsel radyoloji hemşireliği ile ilgili eğitim programlarının oluşturulması ve hastanelerde girişimsel radyoloji hemşirelerinin girişimlerine yönelik politika ve prosedürlerin oluşturulmasına yönelik çalışmaların yapılması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Girişimsel radyoloji, hemşirelik girişimleri, girişimsel radyoloji hemşireliği
Ameliyat sonrası hastaların ağrı kontrolüne yönelik hemşirelerden beklentileri ve hemşirelerin ağrılı hastaya yönelik girişimleri
Bu çalışma Gazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin Genel Cerrahi, Kalp Damar Cerrahisi, Göğüs Cerrahisi, Üroloji, Beyin Cerrahisi ve Ortopedi kliniklerinde yatan hastaların ağrı kontrolüne yönelik hemşirelerden beklentileri ve hemşirelerin ağrılı hastaya yönelik girişimlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini 315 hasta ve cerrahi kliniklerinde çalışan 63 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmacı tarafından hazırlanan anketler ile toplanan veriler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılarak değerlendirilmiştir.Hastaların yaş ortalamasının 52.23 olduğu, %55.6'sının erkek, %56.2'sinin eğitiminin ilkokul ve altı, %42.5'inin ev hanımı, %62.9'unun daha önce ameliyat deneyimi olduğu saptanmıştır. Hastaların ağrı kontrolüne yönelik beklentilerinin başında; hemşirelerin ağrıyı dikkate alması, önemsemesi (%100) ve ağrının azalma durumunu takip etmesi (%100) gelmektedir.Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamasının 29.38 olduğu, %27.0'ının çalışma yılının 1-5 yıl olduğu, çoğunluğunun lisans (% 79.4) mezunu olduğu saptanmıştır.Hemşirelerin çoğu doktor istemine göre farmakolojik yöntemleri uygulamakta ve ağrıyı azaltmak için uygun bir pozisyon vermektedir. Bu uygulamaları farmakolojik yöntemlerin yan etkilerini gözlemleme (%90.5), ağrı durumunu tekrar kontrol etme (%90.5), gerekli durumlarda sıcak/soğuk uygulama yapma (%74.6), kol, bacak, yürüme gibi egzersizler yaptırma (%71.4), gevşeme egzersizlerini uygulama (%60.3), masaj yapma (%22.2) izlemektedir.Hemşirelerin özellikle farmakolojik olmayan yöntemleri daha az uygulama nedenlerinin arasında hemşire sayısının yeterli olmaması, hastaların ağrı kontrolüne yönelik uygulamalara isteksiz olması, yeterli vakit olmaması, ağrı kontrolüne yönelik bilgi eksikliği yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: Ameliyat Sonrası Ağrı, Ameliyat Sonrası Ağrı Kontrolü, Hastaların Beklentileri, Hemşirelik Girişimleri
Hemşirelerin servislerde hasta bakımına ve diğer işlere ayırdıkları sürenin belirlenmesi
HEMŞİRELERİN SERVİSLERDE HASTA BAKIMINA VE DİĞER İŞLERE AYIRDIKLARI SÜRENİN BELİRLENMESİ.Hemşire insan gücü sağlık hizmetleri sunumunun en önemli kaynaklarından biridir. Hemşirelerin hastanelerde etkin ve verimli kullanımı, kaliteli hemşirelik hizmetleri sunumu ve daha iyi yönetim sağlamanın, hastanelerin verimliliği üzerinde doğrudan bir etkisi olduğu bilinmektedir. Son yıllarda hem ülkemizde hem de dünyada hemşirelerin çalışma zamanlarını nasıl kullandıkları bir tartışma konusudur. Bu araştırma, hemşirelerin çalışma zamanlarını nasıl kullandıkları, direkt hasta bakım uygulamalarına ne kadar süre ayırdıkları ve direkt hasta bakım uygulamalarını nasıl organize ettiklerini belirlemek amacıyla yapılmıştır.İş örneklemesi yönteminin kullanıldığı araştırmada, 9 (gündüz) ve 15 (gece) saatlik vardiyalarda rasgele gözlem yöntemi kullanılmıştır. Rasgele sayılar tablosundan seçilen 30 dakikalık farklı zaman dilimlerinde gözlemlenen hemşirelik aktiviteleri iş örneklem formuna kaydedilmiştir. Her serviste gündüz ve gece vardiyalarında yapılan her hemşirelik uygulaması kayıt edilmiş, yüzde değerleri belirlenmiş ve gözlem yapılan üç servis için ortalama oranları saptanmıştır.Bu çalışmada toplam 6508 hemşirelik aktivitesi gözlenmiştir.Gündüz vardiyalarında direkt hasta bakım uygulamalarına %53.5, indirekt hasta bakım uygulamalarına %10.3, servisle ilgili işlemlere %15 ve hemşirelerin kişisel işlemlere % 21.2 oranında zaman ayırdıkları belirlenmiştir.Gece vardiyalarında direkt hasta bakım uygulamalarına % 56.4, indirekt hasta bakım uygulamalarına %10.3, servisle ilgili işlemlere %10.4 ve hemşirelerin kişisel işlemlere %22.9 oranında zaman ayırdıkları belirlenmiştir.Araştırma sonuçları hemşirelerin direkt hasta bakım uygulamaları içinde en büyük zamanı tedavi uygulamaları ile vital bulguların alınması işlemlerine ayırdıklarını göstermiştir.
Askeri hastanelerde çalışan hemşirelerin psikolojik dayanıklılık ve tükenmişlik düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırma, askeri hastanelerde çalışan hemşirelerin psikolojik dayanıklılık ve tükenmişlik düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, 1 Mart- 1 Nisan 2011 tarihleri arasında Ankara GATA' da çalışan 650 hemşire oluşturmuştur. Araştırmacı tarafından bilgilendirildikten sonra kendi isteği ile araştırmayı katılmayı kabul eden ve anket formunu tam olarak dolduran 519 hemşire araştırma kapsamına dahil edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde Kİ-kare, aritmetik ortalama, ortanca ve yüzdelik hesapları kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; sosyo- demografik özelliklerden yaş, medeni durum, öğrenim durumunun etkili olduğu bulunmuştur. (p<0.05) Mesleki özelliklerden ise; mesleği isteyerek seçme, mesleği isteyerek yapma, toplam çalışma süresinin tükenmişlik ile ilişkili olduğu bulunmuştur. (p<0.05) Psikolojik dayanıklılığı etkileyen sosyo-demografik özellikler ise; medeni durum, öğrenim durumu, aylık gelir durumu olarak bulunmuştur. Etkileyen mesleki özellikler; mesleği isteyerek yapma, toplam çalışma süresi olarak bulunmuştur. Hemşirelerin mesleki stres düzeyini ve sağlık durumunu algılamalarının her iki ölçek için de anlamlı olduğu anlaşılmıştır. (p<0.05) Psikolojik dayanıklılık ve tükenmişlik ölçeklerinden elde edilen sonuçlar karşılaştırıldığında aralarında ters bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.
Menopoz dönemindeki kadınlarda kaygı düzeyleri ve cinsel doyumun saptanması
Bu araştırma; menopoz dönemindeki kadınların kaygı düzeyleri ve cinsel doyumun saptanması amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde menopoz polikliniğine başvuran menopoz dönemindeki cinsel yönden aktif 295 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, soru formu, Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ) ve Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri? kullanılmıştır.Araştırmamızda kadınların %41'i 46-50 yaş grubunda, %67,8'i ilkokul mezunu, %85,1'inin çalışmadığı, %78,3'ünün sigara kullanmadığı, %89,8'inin aile yapısının çekirdek aile olduğu belirlenmiştir.Ayrıca kadınların %87,3'ü sıcak basması ve fenalık hissinin ardından soğuk terleme şikayetleri olduğunu, %69,8'i çabuk sinirlenme ve öfkelenme ve %68,8''i huzursuzluk ve sıkıntı hissi yaşadığını bulunmuştur. Araştırmamızda kadınların cinsel doyumlarının düşük, durumluluk kaygı düzeylerinin orta ve sürekli kaygı düzeylerinin düşük olduğu bulunmuştur.Bu araştırma kadınların menopoz döneminde kaygı düzeylerinin arttığını ve cinsel doyumlarının azaldığını göstermektedir.
Ameliyathanede sıvı dolgulu destek yüzeyi kullanmanın basınç ülserini önlemeye etkisi
Araştırma, ameliyathanede sıvı dolgulu destek yüzeyi kullanmanın basınç ülserini önlemeye etkisini belirlemek amacıyla randomize, kontrollü, deneysel olarak yapılmıştır.Araştırma Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin Ortopedi ve Beyin cerrahisi kliniklerinde ameliyat olan 30 deney ve 30 kontrol grubu üzerinde toplam 60 hasta üzerinde yapılmıştır.Veriler, literatürden yararlanılarak arştırmacı tarafından oluşturulan ?Hastalara İlişkin Özellikler Formu?, ?Braden Risk Değerlendirme Ölçeği?, ?Basınç Ülseri Evrelendirme Formu? kullanılarak, Şubat 2011- Mayıs 2011 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasına başlamadan önce kurumdan yazılı izin, hastalardan da aydınlatılmış onam alınmıştır.Ameliyattan bir gün önce Braden Risk Değerlendirme ölçeğine göre orta ve yüksek risk grubundaki hastalar deney ve kontrol grubuna randomize olarak atanmıştır. Deney grubundaki hastaların ameliyat masasına sıvı dolgulu destek yüzeyi konulmuş, kontrol grubundaki hastalar ise standart ameliyat masasında ameliyat olmuşlardır. Ameliyat bitiminin 30. dakikasında- 1., 2., ve 3. günlerinde hastaların cildi değerlendirilerek ?Basınç Ülseri Evrelendirme Formuna? kaydedilmiştir.Verilerin değerlendirilme işlemleri SPSS 12.0 proğramı kullanılarak yapılmıştır. Kolmogorov Smirnov testi, Student t testi, ki-kare, Fisher'in kesin ki-kare testleri, Pearson korelasyon analizi, sayı ve yüzdelikler hesapları kullanılmştır.Araştırma sonucunda deney ve kontrol grubundaki hastaların basınç ülseri gelişmesinde rol oynayan faktörler açısından benzer olduğu ve gruplar arasında istatistiksel olarak fark olmadığı saptanmıştır. Deney grubunda bir hastada, kontrol grubunda ise 15 hastada basınç ülseri geliştiği gözlenmiştir (p ? 0.05).Braden Risk değerlendirme Ölçeği Puanı ile ameliyat süresi ile basınç ülseri gelişimi arasında ilişki olduğu bulunmuştur.Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda riskli hastalarda destek yüzeyi kullanılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: Basınç Ülseri, Destek Yüzeyi, Ameliyathanede, Hemşirelik.
Bir hastanede çalışan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve öz-etkililik-yeterlilik düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma hemşirelerin sağlıklı yaşam biçim davranışları (SYBD) ve öz-etkililik-yeterlilik (ÖEY) düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın evrenini GATA'da çalışan tüm hemşireler oluşturmuştur. Evrenin tamamı örnekleme alınmış ve araştırma, anket formunu doldurmayı kabul eden, araştırmacı tarafından ulaşılabilen 538 hemşire üzerinde gerçekleşmiştir.Araştırma kapsamındaki hemşirelerin SYBD ve ÖEY düzeylerini belirlemek amacıyla ?SYBD Ölçeği II (SYBDÖ II)?, ?ÖEY Ölçeği (ÖEYÖ)? ve araştırmacı tarafından geliştirilen ?Kişisel Bilgi Formu? kullanılmıştır.Elde edilen verilerin analizi için SPSS 15.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin frekans ve yüzdesel dağılımları verilmiştir. Verilerin normallik testi sonucunda iki gruplu karşılaştırmalarda Mann Whitney U Testi; üç ve daha fazla gruplarda ise Bonferroni düzeltmeli Kruskall Wallis H Testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson Korelasyon analiziyle değerlendirilmiştir.Çalışmadan elde edilen bulgular; hemşirelerin SYBDÖ II toplam puan ortalaması 132.87±17.42, ÖEYÖ toplam puan ortalaması 79.67±13.70'dir. Hemşirelerin, 25 yaş ve altında olanlarında, lisans mezunlarında, 10 yıldan az çalışanlarda, ayaktan tanı ve tedavi biriminde çalışanlarda, sürekli gündüz çalışanlarda, kronik hastalığı olmayanlarda, SYBDÖ II toplam puan ortalaması yüksek bulunmuştur. ÖEY düzeyleri; 36-40 yaş arası bireylerde, bekârlarda, lisans ve lisansüstü mezunlarında, 21 yıldan fazla çalışanlarda, vardiya sistemiyle çalışanlarda, kronik hastalığı olanlarda, sigara kullanmayanlarda ve beden kitle indeksine göre zayıf olanlarda yüksek bulunmuştur.Bu araştırma sonuçlarına göre ÖEYÖ ile SYBDÖ II arasında anlamlı bir korelasyon olmadığı ancak ÖEYÖ alt ölçeklerinin SYBDÖ II ile ilişkili olduğu, özellikle engellerle mücadele alt ölçeğinin SYBDÖ II ve alt ölçeklerinin tamamı üzerinde etkili olduğu görülmüştür.Anahtar kelimeler: Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, öz-etkililik-yeterlilik, hemşireler.
Hemşirelik esasları dersi klinik uygulama değerlendirme formu geliştirme çalışması
Araştırma, Hemşirelik Esasları Dersi klinik uygulamadeğerlendirme formu geliştirmek amacıyla tanımlayıcı olarakyapılmıştır.Araştırma iki aşamada yürütülmüştür. Araştırmanınbirinci aşamasında örneklem seçimine gidilmemiş ve öğretimüyelerinin tamamına ulaşılmak istenmiştir. YÖK Web Sayfası'ndanelde edilen verilere göre, 2009 yılında Türkiye'deki üniversitelerdeHemşirelik Esasları alanında uzman 38 öğretim üyesi olduğusaptanmıştır. Ancak 12 öğretim üyesi çalışmaya katılmayı kabuletmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, 2009-2010 eğitimöğretimyılında Hemşirelik Esasları Dersini alan ve çalışmayı kabuleden öğretim üyelerinin bulunduğu 5 kurumdaki 1711 öğrenciden314'ü örneklem kapsamına alınmıştır.Verilerin toplanmasında, araştırmacı tarafındanliteratüre dayanılarak hazırlanan Hemşirelik Esasları Dersi KlinikUygulama Değerlendirme Formu (HESKDF) kullanılmıştır.Araştırmanın birinci aşamasında oluşturulan HESKDF, öğretimüyelerine e- posta aracılığıyla gönderilmiş ve ?HESKDF UzmanDeğerlendirme Formu? aracılığıyla görüş ve önerilerini belirtmeleriistenmiştir. Uzmanlardan gelen görüş ve öneriler doğrultusundaform yeniden düzenlenmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasındadüzenlenen HESKDF araştırmacı tarafından öğrencilerin görüş ve69önerilerine ?HESKDF? ve ?HESKDF Öğrenci DeğerlendirmeFormu? aracılığıyla sunulmuştur.Araştırmadan elde edilen veriler bilgisayarortamında değerlendirilmiştir. Bu amaçla SPSS (Statical Packagefor Social Sciences) version 15 kullanılmıştır. İfadelere ilişkinöneriler ve görüşler sayı ve yüzdelik hesapları ile kullanılaraktablolaştırılmıştır.Çalışmanın sonucunda, 3 bölümde, 30değerlendirme ifadesinden oluşan HESKDF'nda alanında uzmanöğretim üyeleri, 16 ifadeyi uygun bulmuş, 2 ifade için uygun amadüzeltilebilir önerisini,14 ifade için uygun değil görüşünübelirtmişlerdir. Öğrencilerin, Hemşirelik Esasları Dersi KlinikUygulama Değerlendirme Formunda yer alan ifadeleri yüksekoranda uygun buldukları, formun mesleki yeterliliklerindeğerlendirildiği bölümünde 15 ifadeden 3'ü için, kişisel ve meslekisorumlulukların değerlendirildiği bölümde yer alan 10 ifadeden 1'iiçin ve hemşirelik sürecinin değerlendirildiği 5 ifadeden 2'si içingörüş ve öneri belirtmişlerdir.Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusundaönerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Hemşirelik Esasları Dersi, KlinikEğitim, Klinik Değerlendirme
Servislerde hemşirelik hizmetlerinin yönetsel performansının belirlenmesi formu geliştirme çalışması
Hemşirelik hizmetlerinin tepe yöneticileri, servislerde sunulan hemşirelik hizmetini izleyebildikleri, kontrol edebildikleri ve değerlendirebildikleri ölçüde, hemşirelik hizmetini yönetebilirler. Bu araştırma, bir hastanenin hemşirelik hizmetleri tepe yöneticisinin, servislerde sunulan hemşirelik hizmetinin performansını yönetsel olarak izlemek, değerlendirmek ve servisler arasında karşılaştırmalar yaparak, gerekli iyileştirmeleri yapabilmeklerini sağlamak amacıyla yöneticilerin kullanabileceği bir form önerisinde bulunmak amacıyla planlanmıştır.Araştırma yöntemi olarak uzlaşma sağlama aracı olarak ifade edilen, bir problem durumuna ilişkin uzman görüşlerinin analiz edilerek ortak bir sonuca ulaşılması esasına dayanan delphi metodu kullanılmıştır. Delphi turlarında görüş ve önerilerini aldığımız uzmanlar, hemşirelikte yönetim konusunda akademik uzmanlığa sahip akademisyenlerin ve JCI tarafından akredite edilmiş ve bu hastanelerde üç yıl ve üzeri hemşirelikte yönetim deneyimine sahip tepe yöneticilerinden oluşmuştur. İlk iki delphi turunda sekiz uzman, son delphi turunda ise yedi uzman görüşü alınmıştır. Üç delphi turu sonunda, hemşirelik hizmetleri yöneticisinin servis vizitlerinde kullanabileceği bir form oluşturulmuştur. Delphi turları sonunda her maddenin kapsam geçerlilik oranları belirlenerek, teker teker analiz edilmiş, anlamlılık düzeylerine bakılmıştır.Araştırmada literatür taraması sonucu, uzman görüşlerini almak için içinde 120 ifadenin yer aldığı ilk form oluşturulmuştur. İlk form dört bölümden oluşmaktadır. Direkt hasta bakımına yönelik kriterler bölümünde 62 ifade, indirekt hasta bakımına yönelik kriterler bölümünde 15 ifade, servise yönelik kriterler bölümünde 13 ifade, servis sorumlu hemşiresine yönelik kriterler bölümünde ise 30 ifade vardır. İlk delphi turu sonucunda, uzman görüş ve önerilerine dayanılarak ifadelerde değişiklik yapılmış ya da formdan çıkartılmıştır. İlk delphi turu sonucunda formdan 40 ifade çıkartılarak 80 ifadenin yer aldığı ikinci form oluşturulmuştur. Bu 80 ifade içinde, Direkt hasta bakımına yönelik kriterler bölümünde 43 ifade, indirekt hasta bakımına yönelik kriterler bölümünde 8 ifade, servise yönelik kriterler bölümünde 7 ifade, servis sorumlu hemşiresine yönelik kriterler bölümünde ise 22 ifade vardır. 80 ifadelik form ile ikinci delphi turu yapılmıştır. Bu tur sonucunda da 80 ifadenin yer aldığı formdan, 17 ifade çıkartılarak ya da değiştirilmiştir. Ayrıca gelen öneriler göz önüne alınarak 2 ifade eklenerek 63 ifadenin yer aldığı üçüncü form oluşturulmuştur. 63 ifadenin yer aldığı form son tur delphi turuna sunulmuştur. Son tur delphi sonucunda formda ifade sayısında değişiklik yapılmamış, sadece 5 ifadede değişiklik yapılarak forma son hali verilmiştir.Elde edilen bulgular ışığında, hemşirelik hizmetleri yöneticisinin servis vizitlerinde yapısal öncülleri dikkate alarak, kullanabileceği bir form oluşturulmuştur. Formun kullanımı hakkında öneriler sunulmuştur.
Bireylerin inme risk faktörlerini bilme durumları ve aldıkları önlemlerin belirlenmesi
Urvaylıoğlu AE. Bireylerin İnme Risk Faktörlerini Bilme Durumları ve Aldıkları Önlemlerin Belirlenmesi. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi; 2011Bu araştırma, bireylerin inme risk faktörlerini bilme durumları ve aldıkları önlemlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Örnekleme, haziran-ağustos 2010 tarihleri arasında Cumhuriyet Aile Sağlığı Merkezi'ne, bu merkeze bağlı bölgelerden başvuran 15 yaş ve üzeri 330 birey alınmıştır. Araştırmacı tarafından literatür incelenerek hazırlanan soru formu, yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Elde edilen veriler; istatistik SPSS programı kullanılarak yüzdelikler ve kikare testi ile değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin %50'si kadın, yaş ortalaması 49,75 idi. Bireylerde en sık bulunan risk faktörlerinin hipertansiyon (%34.5), diyabet (%31.5) ve kalp damar hastalığı (%12.7) olduğu belirlenmiştir. Sonuçlara göre, inmenin değiştirilebilen risk faktörleri arasında en çok bilinenler hipertansiyon (%87.9), obezite (%59.7), beslenme alışkanlıkları (%58.8), fiziksel inaktivite (%50.9), DM (%50.6) ve hiperlipidemi (%50.0), değiştirilemeyen risk faktörleri arasında ise en çok bilinenler aile öyküsü (%27.9) ve yaş (%24.5) tır. Risk faktörlerine ilişkin olarak en çok uygulanan önlemler; hipertansiyon için diyette sodyum kısıtlaması (%53), yüksek kolesterol için az yağ tüketmek (%49.4), kalp hastalığı için az yağ tüketmek (%39.1), diyabet için şeker içeren besinleri az tüketmek (%59.7), obezite için fiziksel aktivite (%24), hareket azlığı için yürüyüş yapmak (%22.1) dır. İnmenin önlenmesine yönelik sağlık eğitimi ve tarama programları düzenlenerek toplumun risk faktörleri hakkında bilinçlendirilmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, inme, risk faktörleri, önlemler, eğitim
Açık kalp ameliyatı olan hastalarda ayak refleksolojisinin ağrı, anksiyete ve hasta memnuniyeti üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Araştırma, açık kalp ameliyatı olan hastalara uygulanan ayak refleksoloji uygulamasının ağrı, anksiyete ve hasta memnuniyeti üzerine etkisini değerlendirmek amacı ile girişimsel olarak yapıldı. Araştırma Mart 2016-Ağustos 2016 tarihleri arasında Rize İl merkezinde bulunan Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği'ne bağlı Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniğinde açık kalp ameliyatı olan 35 deney ve 35 kontrol grubu olmak üzere 70 hasta ile gerçekleştirildi. Veriler "Hasta Bilgi Formu", "Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (State-Trait Anxiety Inventory-STAI)", "Görsel Kıyaslama Ölçeği" ve "Görsel Analog Hasta Tatmini Skalası" ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme ile toplandı. Deney ve kontrol grubundaki hastalara ameliyat sonrası ikinci gün "Hasta Bilgi Formu", "Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri", "Görsel Kıyaslama Ölçeği" uygulandı. Deney grubu hastalarına ikinci, üçüncü ve dördüncü günlerde olmak üzere üç seans ayak refleksolojisi uygulaması yapılırken kontrol grubundaki hastalara bu uygulama yapılmadı. Araştırmada, deney grubundaki hastaların kontrol grubu hastalarına göre "Görsel Kıyaslama Ölçeği" puan ortalamalarında istatistik olarak anlamlı azalma saptandı (p<0.05). Deney ve kontrol grubu hastalarının "Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri" ve "Görsel Analog Hasta Tatmini Skalası" puan ortalamalarında istatistik olarak anlamlı bir fark tespit edilmemesine (p>0.05) karşın, her iki grubunda çok memnun olduğu saptandı. Araştırma sonuçları, ameliyat sonrası dönemde hastaların yaşadığı ağrı ve anksiyete düzeyinin azaltılması ve hasta memnuniyetinin artırılmasında yol gösterici olarak kullanılabilir.
Onkoloji hastalarına bakım verenlerin bakım verme yükü ve algıladıkları sosyal desteğin incelenmesi
Bu araştırma, kanser hastalarına bakım veren aile yakınlarının bakım verme yükü ve etkileyen faktörleri belirlemek ve bakım verenlerin algıladıkları sosyal desteğin bakım verme yüklerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmaya Ekim 2010-Haziran 2011 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Gündüz Tedavi Ünitesi ve Onkoloji Servisine başvuran kanser hastalarına bakım veren 200 hasta yakını alınmıştır. Veri toplama aracı olarak soru formu, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği ve Aileden Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ASD-AL) kullanılmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzdelik dağılımlar, Independent-Samples t Test, One-Way ANOVA, Pearson korelasyon analizi ve Cronbach alfa analizi kullanılmıştır.Bakım verenlerin aile içindeki rol ve sorumlulukları, başka bir hastalığının olup olmaması, sağlık giderlerini karşılamada güçlük yaşama durumu ve bakımla ilgili destek alma durumu bakım yükü ortalama puanında istatistiksel olarak anlamlı olarak fark oluşturmuştur. Araştırmada başka bir hastalığı olan bakım verenlerin, bakım vermede ve sağlık giderlerini karşılamada güçlük yaşayanların, aile içindeki rol ve sorumlulukları etkilenenlerin ve bakım verirken destek almayanların bakım yükü puan ortalamaları yüksek bulunmuştur.Bakım verme yükü ile algılanan sosyal destek arasında negatif ilişki bulunmuştur (r =0.199 ve p=0.005). Bakım verenlerde sosyal destek azaldıkça bakım verme yükü artmıştır.Anahtar Kelimeler: Onkoloji, bakım verme yükü, algılanan sosyal destek
Elazığ ilinde görev yapan sağlık çalışanlarının çocuk ihmali ve istismarı konusunda farkındalık düzeyleri ve bu durumu etkileyen faktörler
Çocuk ihmali ve istismarı; tüm toplumlarda sık görülen ve yaşamda kalıcı olumsuz izler bırakabilen önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Bu araştırma Elazığ il merkezinde görev yapan sağlık çalışanlarının çocuk ihmali ve istismarı konusunda farkındalık düzeylerini ve bu durumu etkileyen faktörleri saptamak amacıyla gerçekleştirildi.Elazığ ilinde görev yapan sağlık çalışanları araştırmanın evrenini oluşturmuş, n=Nt²pq/d²(N-1)t²pq formülünden yararlanılarak (t=2.59,d=0.03, p=0.30), örnekleme 906 kişi seçildi ve 899 kişiye (%99.2) ulaşıldı. Çalışma verileri genelde çoktan seçmeli sorulardan oluşan bir anket formu ve "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu" ile toplandı.Araştırma kapsamına alınan sağlık çalışanlarından %46.4'ü hekim, %53.6'sı hemşire ve ebedir. Sağlık çalışanlarının yaş ortalaması 33.6±7.7'dir ve %61.6'sı kadındır. Hekimlerin (3.67±0.29) çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve riskleri tanılama genel ölçek puanları hemşire ve ebelere (3.55±0.30) göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0.001).Çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve riskleri tanılama ölçeği alt grupları puan ortalamaları hekim grubunda hemşire ve ebelere göre istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Hekimler (3.83±0.53) ve hemşire ve ebeler (3.74±0.65) çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve riskleri tanılama alt ölçek gruplarından en yüksek puan ortalamasını ?çocuk üzerindeki ihmal belirtileri? alt ölçeğinden aldılar. Hekimlerin (3.41±0.49) ve hemşire ve ebelerin (3.21±0.50) çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve riskleri tanılama alt ölçek gruplarından en düşük puan ortalaması ?istismar ve ihmale yatkın çocuk özellikleri?dir.Sonuç olarak; Elazığ ilinde görev yapan sağlık çalışanlarının çocuk ihmali ve istismarına ilişkin farkındalık düzeyleri incelenmiş ve sağlık çalışanlarının bu konuda bilgi gereksinimlerinin olduğu belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Çocuk, Hekim, Hemşire,Ebe, İhmal, İstismar
Hipertansiyon hastalarının tedaviye uyumu ve yaşam kalitesi
Bu araştırma esansiyel hipertansiyon hastalarının tedaviye uyum ve yaşam kalitesini etkileyen faktörleri belirlemek ve tedaviye uyum ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmamıza; 01.09.2010-30.03.2011 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Kliniği ve Polikliniğine başvuran, en az üç aydır esansiyel hipertansiyon tanısı almış, bilişsel işlevleri etkileyecek hastalığı olmayan, 18 yaş ve üzerindeki gönüllü 220 hasta katılmıştır.Veriler araştırmacı tarafından gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra yüz yüze görüşme yöntemiyle ve hasta dosya kayıtları incelenerek toplanmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından ilgili literatür incelenerek hazırlanmış soru formu, SF?36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve İlaca Bağlılık/Uyum Öz-Etkililik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde; SPSS for Windows 15 (Statistical Package Social Sciences for Windows) paket programı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, İndependent-Samples T, Man Whitney U testleri, Kruskal-Wallis Varyans, Pearson Kolerasyon Analizleri ve Cronbach- ? katsayısı kullanılmıştır.Hastaların tanımlayıcı, hastalık ve tedaviye ilişkin özellikleri ile yaşam şekli değişikliklerine uyumlarının yaşam kalitesi ve tedaviye uyum ölçeğinden alınan puanları istatistiksel olarak etkilediği tespit edilmiştir.Yaşam kalitesinin; yaş, medeni durum, eğitim, meslek, gelir düzeyi, antihipertansif ilaç sayısı, hipertansiyon kontrollerini yaptırma, hipertansiyon eğitimi alma, az az sık yemeye özen gösterme, ağır yağlı yiyeceklerden kaçınma, fizik aktivite, tuz, meyve-sebze tüketme ve kahve gibi faktörlerden etkilendiği saptanmıştır.Tedaviye uyumlarının ise; cinsiyet, medeni durum, eğitim, gelir düzeyi, hipertansiyon eğitimi alma, hipertansiyon kontrollerini yaptırma, az az sık yemeye özen gösterme, ağır yağlı yiyeceklerden kaçınma, fizik aktivite, tuz, meyve-sebze tüketme, sigara ve kahve gibi faktörlerden etkilendiği saptanmıştır.Tedaviye uyum ölçeği ile yaşam kalitesi alanları arasında anlamlı ve pozitif yönde kuvvetli bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, tedaviye uyum, yaşam kalitesi.
Tip 2 diabetes mellituslu hastaların hastalıklarını kabullenme ve kendi bakımlarındaki öz yeterlilik düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırma tip 2 diyabetli hastaların hastalıklarını kabullenme ve öz yeterlilik düzeyleri ile etkileyen faktörleri belirlemek ve hastalığı kabul ile öz yeterlilik arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmaya Fırat Üniversitesi Hastanesi Endokrin Polikliniğine başvuran 156 tip 2 diyabet hastası alınmıştır. Veriler tanıtıcı özellikler ve hastalık ile ilgili değişkenlerin yer aldığı soru formu, öz yeterlilik ölçeği ve hastalığı kabul ölçeğiyle toplanmıştır.Çalışma sonuçlarının istatistiksel analizleri SPSS 15 programı kullanılarak yapılmıştır. İstatistik analizlerinde; yüzdelik, aritmetik ortalama, standart sapmaları, t-testi, Mann-Whitney U testi, Anova, Kruskal Wallis testi ve Bonferronili Mann-Whitney U testi kullanılmıştır.Hastaların ölçeklerden aldıkları ortalama puanlar incelendiğinde; hastalığı kabul ölçeğinden aldıkları puanın (27.82±5.70) yüksek olduğu saptanmıştır. Hastaların öz yeterlilik ölçeğinden aldığı puanlar incelendiğinde; toplam öz yeterlilik puanın (51.74±10.66) yüksek olduğu ve öz yeterlilik ölçeği alt boyutlarından özel beslenme ve kilo ortalama puanının 14.17±3.53, fiziksel egzersiz ortalama puanın 9.94±2.54, kan şekeri ortalama puanın 7.43±2.12 ve genel beslenme ve tıbbi tedavi kontrolü ortalama puanın 20.20±4.47 olduğu tespit edilmiştir.Hastaların cinsiyet, öğrenim durumu, meslek ve çalışma durumu, hastalık süresi, tedavi süresi, hastalığa ait bilgi alma durumuna göre hastalığı kabul ölçeğinden alınan ortalama puanların istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<0.05).
Elazığ ve Malatya il merkezinde bulunan özel eğitim kurumlarında çalışan öğretmenlerin tükenmişlik düzeyleri ve ilgili faktörler
1. ÖZETGünümüzde bireylerin her alanda kendini hissettiren zorlamalarla karşı karşıya olması, bireyin uzun süreli stres yaşamasına neden olarak tükenmişliğe dönüşebilmektedir. Bu araştırma, Elazığ ve Malatya il merkezinde bulunan özel eğitim kurumlarında çalışan öğretmenlerin tükenmişlik düzeylerini ve ilgili faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın evrenini Elazığ ve Malatya il merkezinde bulunan özel eğitim kurumlarında çalışan öğretmenler oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş evreni oluşturan toplam 252 kişi araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul etmeyen, uygulama esnasında izinli olan ve ankette cevaplanmamış soru bırakanlar araştırmaya dahil edilmemiş ve araştırma 225 (%89.3) öğretmenle tamamlanmıştır. Verilerin analizinde sayılar, yüzdelikler, bağımsız gruplarda t testi, ANOVA ve Tukey HSD kullanılmıştır.Elde edilen verilere göre; öğretmenlerin % 58.7'si 25-36 yaş grubunda ve %47.1'i kadındır. Öğretmenlerin duygusal tükenme puan ortalaması 11.12±6.39, duyarsızlaşma puan ortalaması 2.61±2.65 ve kişisel başarı puan ortalaması 7.58±4.18'dir. Araştırmada mesleğini isteyerek tercih etme, mesleği kendine uygun bulma, çalışma ortamından memnuniyet, okuldaki materyal sayısını yeterli bulma, ödül ve ceza sistemi, iş arkadaşlarından ve idarecilerden yaptığı işle ilgili destek görme, mesleğindeki verim düzeyi, mesleki bilgi ve becerilerini uygulayabilme gibi faktörlerin tükenmişlik düzeyini etkilediği bulunmuştur (p<0.05).Bu çalışmada özel eğitim alanında çalışan öğretmenlerin tükenmişliklerinin düşük düzeyde olduğu saptanmıştır. Ancak tükenmişlikte, mesleği isteyerek ve bilinçli bir şekilde tercih etmenin, çalışma ortamından memnuniyetin, mesleki bilgi ve becerileri uygulayabilme imkânının olumlu etkisi olduğu, okulun imkânlarının yetersizliğinin, iş arkadaşlarından, idarecilerden yeterli destek alamamanın, adil olmayan ödül ve ceza sisteminin tükenmişliğe olumsuz etkisi olduğu görülmüştür.Özel eğitim öğretmenlerinin meslekte daha verimli çalışmalarını sağlamak için çalışma ortamlarının çalıştıkları özür grubunun özelliklerine uygun olarak iyileştirilmesi, okul yöneticilerinin çalışanlarını desteklemeleri ve motive etmeleri, yönetici- öğretmen, öğretmen- öğretmen arası ilişkilerde sağlıklı iletişim kurulması önerilmektedir.Anahtar Sözcükler: Tükenmişlik, özel eğitim, öğretmen
Meme biyopsisi sırasında sanal gerçeklik uygulamsının ağrı ve anksiyete üzerine etkisi
Meme kanseri tanılamasında ince iğne aspirasyon biyopsisi hücresel boyutta tanılamada basit, hızlı, ekonomik, güvenilir bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemde katater çapının küçük olmasına rağmen invaziv bir işlem olması sebebiyle, ağrı ve anksiyete önemli bir faktör olarak tanımlanmaktadır. Teknolojinin ilerlemesiyle gelişen sanal gerçeklik uygulaması kişilerin bilişsel ve dikkat süreçlerini kullanarak ağrı ve anksiyete algısını azaltan bir uygulamadır. Özel kamera sistemleri ile elde edilen ve dürbün gözlük sayesinde çok boyutluluk kazanan görüntülerle arka fonda müziğin yer aldığı uygulama, kişileri tıbbi işlemi düşünmekten uzaklaştırır. Sanal gerçeklik gibi nonfarmakolojik yöntemlerle ağrı ve anksiyete yönetimi hemşirelik uygulamalarının temel amaçları arasındadır. Bu araştırma bir üniversite hastanesinin genel cerrahi anabilim dalında meme biyopsi örneği alınan hastalarda, işlem sırasında sanal gerçeklik uygulamasının ağrı ve anksiyete seviyeleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla deneysel araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini 15.02.2016-15.05.2016 tarihleri arasında ilgili kurumun meme ve endokrin polikliniğine başvuran hastalar, örneklemini ise araştırmaya kabul edilme koşullarını taşıyan ve ince-iğne aspirasyon yöntemiyle meme biyopsisi örneği alınan 60 gönüllü kadın hasta oluşturdu. Çalışmada veriler, literatür incelemesi ve uzman görüşü dikkate alınarak hazırlanan Veri Toplama Formu, Görsel Ağrı Skalası, Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ile toplandı. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 17,0 istatistiksel paket programı kullanılarak analiz edildi. Elde edilen bulgular 0,05 anlamlılık düzeyinde yorumlandı. Araştırma sonucunda; Yaşları 18-69 arasında değişen hastaların yaş ortalamaları 44.0±12.3 yıl olduğu, deney ve kontrol grupları arasında, tanıtıcı özellikler bakımından faklılık olmadığı ve grupların homojen dağıldığı (p>0.05), deney grubundaki hastaların ağrı ve işlem sonrası durumluluk kaygı puan ortalamalarının, kontrol grubundaki hastaların puan ortalamalarına göre statistiksel olarak anlamlı düşük olduğu bulunmuştur (p<0.001). Meme biyopsisi sırasında sanal gerçeklik uygulaması ağrı ve anksiyete üzerine etkindir.
Nöroşirurji yoğun bakım hastalarında uygulanan derin ve yüzeyel endotrakeal aspirasyonun hemodinamik parametreler ve ağrı üzerine etkileri
Ameliyat sonrası nöroşirurji hastalarında uygulanan endotrakeal entübasyon uygulaması ve mekanik ventilasyon tedavi edici olmakla birlikte komplikasyon riskini artırmaktadır. Mekanik ventilatöre bağlı nöroşirurji hastalarına uygulanan bakım hizmetlerinden, özellikle pozisyon verme ve derin endotrakeal aspirasyon işlemi hastalarda kafa içi basıncının (KİBA) artmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle, derin ve yüzeyel endotrakeal aspirasyon uygulaması sırasında ve sonrasında hastanın hemodinamik bulgularında oluşabilecek değişikliklerin yakından izlenmesi ve sonuçların karşılaştırılarak değerlendirilmesi gereklidir. Araştırma, ameliyat sonrası dönemde mekanik ventilatöre bağlı nöroşirurji hastalarında uygulanan derin ve yüzeyel endotrakeal aspirasyon uygulamalarının arteriyel kan basıncı, kalp atım hızı, vücut ısısı, solunum sayısı, oksijen satürasyon düzeyi ve ağrı üzerine etkilerini belirlemek amacıyla, randomize kontrollü deneysel araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırmada, 01/09/2015-01/11/2016 tarihleri arasında açık sistem endotrakeal aspirasyon yöntemi ile 37 hastaya derin endotrakeal aspirasyon, 37 hastaya yüzeyel endotrakeal aspirasyon uygulandı. Endotrakeal aspirasyon öncesi, sonrası 1. dk, 5. dk ve 30. dk' da hastaların arteriyel kan basınçları, kalp atım hızları, vücut ısısı, solunum sayıları, SpO2 değerleri ve ağrı durumları değerlendirilerek karşılaştırıldı. Veriler, SPSS 16.0 programında tanımlayıcı istatiksel yöntemlerin yanı sıra bağımsız değişkenlerde t testi, tekrarlayıcı ölçümlerde iki yönlü ANOVA ile değerlendirildi. Elde edilen bulgular 0.05 anlamlılık düzeyinde yorumlandı. Araştırmada; uygulanan derin ve yüzeyel endotrakeal aspirasyon yöntemleri arasında klinik ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadığı, ancak endotrakeal aspirasyon uygulaması öncesi ve uygulamadan 30 dk sonrası hastalardaki değerler karşılaştırıldığında; yüzeyel endotrakeal aspirasyonun az farklarla derin endotrakeal aspirasyona göre hastaların sistolik ve diyastolik arteriyel kan basınçlarında, kalp atım hızında daha az değişikliklere neden olduğu, oksijenasyon düzeyinde daha olumlu etkisinin gözlendiği, daha az travmatik olduğu ve hastada daha az ağrıya neden olduğu belirlendi. Ayrıca derin endotrakeal aspirasyondan sonra 1. dk' da hastaların sistolik ve diyastolik arteriyel kan basınçlarının, kalp atım hızlarının, solunum sayılarının ve deneyimledikleri ağrı şiddetinin daha fazla arttığı da gözlemlendi.
Varis tedavisi olan hastalarda yaşam kalitesinin incelenmesi
Varis problemi, bireylerde görsel sorun oluşturmanın yanı sıra; bireylerin günlük yaşam aktivitelerini yerine getirmelerine de engel olmakta ve yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Günümüzde, varis tedavisinde minimal invaziv işlemler sıklıkla kullanılmakta ve bireylerin yaşam kalitelerini olumlu yönde etkilemektedirler. Araştırma, varis problemi olan hastaların minimal invaziv işlem öncesi ve sonrası yaşam kalitelerindeki değişimi belirlemek amacıyla, kesitsel tipte bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma, 16.05.2016-30.03.2017 tarihleri arasında minimal invaziv işlemler ile ameliyat olan 150 hastanın ameliyat öncesi ve sonrası yaşam kaliteleri değerlendirilerek karşılaştırıldı. Veriler, SPSS 22.0 programında hastaların sosyo-demografik ve klinik özelliklerinin incelenmesinin (Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart Sapma) yanı sıra normal dağılımın incelenmesi için de Kolmogorov -Smirnov dağılım testi kullandı. İki grup arasında, niceliksel verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi kullanıldı. İkiden fazla grup arasında, normal dağılım göstermeyen parametrelerin karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Wilcoxon işaret testi, iki grup arasında parametrelerin karşılaştırmalarında kullanıldı. Elde edilen bulgular 0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Araştırmada, kadınlarda, 51-60 yaş arası bireylerde, BKİ>30 olan bireylerde, gebelik öyküsü olan bireylerde varis görülme oranının daha yüksek olduğu ve yaşam kalitesi düzeylerinin daha düşük olduğu saptandı. Ayrıca minimal invaziv işlemler ile ameliyat olan hastalarda; ameliyat sonrası hastalığın klinik şiddetinin azaldığı ve yaşam kalitesinin olumlu yönde düzeldiği gözlemlendi. Anahtar Kelimler: Venöz yetmezlik, yaşam kalitesi, varis, hemşirelik bakımı, varis çorabı
Meme cerrahisi öncesi gece uykusu özelliklerinin ameliyat sonrası ağrıya etkisi
Bu araştırma, meme ameliyatı öncesi hastaların uyku özelliklerinin ameliyat sonrası ağrıyla ilişkisini incelenmesi amacıyla yürütüldü. Araştırma tanımlayıcı olarak, Mayıs 2016- Mayıs 2017 tarihleri arasında Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uyulama Araştırma Merkezi genel cerrahi kliniğinde yürütüldü. Araştırmanın örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden, ilk defa meme ameliyatı olması planlanan ve olasılıksız rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen 30 hasta oluşturdu. Bülent Ecevit Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uyulama Araştırma Merkezi Müdürlüğünden yazılı izin alındı. Veriler hasta tanıtım formu, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi ve Kısa Ağrı Envanteri kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Uykuya ilişkin veriler ise aktigrafi yöntemi ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde kategorik değişkenlere ait tanımlayıcı istatistikler frekans ve yüzde, sürekli değişkenler ortalama ve standart sapma ile verilmiştir. Normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenler arasındaki ilişki Spearman korelasyon ve kısmi korelasyon analizi ile incelenmiştir. Hastaların Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi toplam puan ortalaması 3.70±1.57 olduğu, ameliyattan önceki gece uyku etkinliğinin (%) ortalama 87.97±3.35, yatakta kalma sürelerinin 228±89.05 dakika (3 saat 48 dakika±1 saat 29 dakika) , uyku sürelerinin ise 199±85.36 dakika (3 saat 19 dakika± 1 saat 25 dakika) olduğu saptandı. Hastaların uyku etkinliği, yatakta kalma ve uyku süreleri ile ameliyat sonrası ağrı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Sonuç olarak meme ameliyatı öncesi gece uykusu ve özelliklerinin ameliyat sonrası ağrı düzeyi ile arasında ilişki olmadığı saptandı.
Hastaların meme ameliyatı sonrası ilk 24 saat uyku özelliklerinin aktigrafi yöntemi ile değerlendirilmesi
Bu araştırma, hastaların meme ameliyatı sonrası ilk 24 saat uyku özelliklerinin aktigrafi yöntemi ile değerlendirilmesi amacıyla yürütüldü. Araştırma tanımlayıcı olarak, Mayıs 2016- Mayıs 2017 tarihleri arasında Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uyulama Araştırma Merkezi genel cerrahi kliniğinde yürütüldü. Araştırmanın örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden, ilk defa meme ameliyatı geçiren ve olasılıksız rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen 35 hasta oluşturdu. Bülent Ecevit Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uyulama Araştırma Merkezi Müdürlüğünden yazılı izin alındı. Veriler Veri Toplama Formu, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi ve Uyku Düzenini Etkileyen Etmenler Formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Ameliyat sonrası uykuya ilişkin veriler ise aktigrafi yöntemi ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde kategorik değişkenlere ait tanımlayıcı istatistikler frekans ve yüzde, sürekli değişkenler ortalama ve standart sapma ile verilmiştir. Normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenler arası ilişki Spearman korelasyon ve kısmi korelasyon analizi ile incelenmiştir. Hastaların Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi toplam puan ortalaması 3.82±1.74 olduğu, gece uyku etkinliğinin (%) ortalama 88.59±3.84, yatakta kalma sürelerinin 201.60±80.71 dakika, uyku sürelerinin ise 183.00±70.43 dakika olduğu saptandı. Hastaların Uyku Düzenini Etkileyen Etmenler Formundan en az 77 en fazla 119 puan aldıkları ve ortalama puanın 88.74±7.81 olduğu belirlendi. Sonuç olarak meme ameliyatı sonrası hastaların uyku özelliklerinin etkilendiği ve uyku sürelerinin azaldığı saptandı.
1-7 yaş arasındaki çocuklarda ameliyat sonrası ağrının ebeveyn, hemşire ve bağımsız bir gözlemci tarafından değerlendirilmesi
Gaye Erdoğan, 1-7 Yaş Arasındaki Çocuklarda Ameliyat Sonrası Ağrının Ebeveyn, Hemşire Ve Bağımsız Bir Gözlemci Tarafından Değerlendirilmesi. Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı Cerrahi Hemşireliği Programı, Yüksek Lisans Tezi, Zonguldak, 2018. Araştırma, Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde 1-7 yaş arasındaki çocuklarda ameliyat sonrası ağrının; ebeveyn, hemşire ve bağımsız bir gözlemci tarafından değerlendirilmesindeki farklılıkları karşılaştırmak amacıyla kesitsel tipte tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 236 çocuk hasta oluşturmuştur. Veriler, 01.04.2016 ve 01.10.2016 tarihleri arasında; "Çocuk Bilgi Formu", "Ebeveyn Bilgi Formu", "Hemşire Bilgi Formu", ağrı şiddetini belirlemeye yönelik "Sayısal Derecelendirme Ölçeği (NRS= Numering Rating Scale)" ve "Wong-Baker Yüzler Ağrı Derecelendirme Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırmanın uygulanabilmesi için Bülent Ecevit Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu Başkanlığı'ndan ve Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden yazılı izin alınmıştır. Araştırmanın yürütüldüğü Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde görevli hekim ve hemşirelere araştırmanın içeriği hakkında bilgi verilmiş ve onamları alınmıştır. Örnekleme dahil edilecek çocuk hastaların ebeveynlerinden "Bilgilendirilmiş Olur Formu" doğrultusunda; araştırmanın amacı, uygulanışı, istedikleri zaman araştırmadan çekilebilecekleri, araştırmanın kendilerine zarar vermeyeceği konusunda bilgilendirilerek izinleri alınmıştır. Araştırmada verilerin değerlendirilmesinde, SPSS 18.0 istatistik analiz paket programı kullanılmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra dağılım ölçülerinden standart sapma, iki bağımsız grubun ağrı puanlarının karşılaştırılmasında bağımsız değişkenlerde t testi, üç ve üzeri bağımsız grubun ağrı puanlarının karşılaştırılmasında tek yönlü ANOVA, Kruskal Wallis testi ve sınıf içi korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Araştırmada, ameliyat olan çocuk hastaların, ameliyat sonrası servise ilk kabulü sırasında Sayısal Derecelendirme Ölçeği'ne göre; ebeveyn, hemşire ve bağımsız gözlemcinin ağrı puanlama skorları 0.676 sınıf içi korelasyon katsayısı ile uyumsuz bulunmuştur (p<0.05). Çocuk hastanın ameliyat sonrası servise kabulünden iki saat sonra ise ebeveyn, hemşire ve bağımsız gözlemci arasındaki ağrı puanlama skorları 0.702 sınıf içi korelasyon katsayısı ile iyi düzeyde uyumlu bulunmuştur (p<0.05). Araştırmada, Wong-Baker Yüzler Ağrı Derecelendirme Ölçeği'ne göre; ebeveyn, hemşire ve bağımsız gözlemci arasındaki çocuğun ağrısını değerlendirmede, servise ilk kabul sırasında (0.696 sınıf içi korelasyon katsayısı) ve servise kabulden iki saat sonrasında (0.684 sınıf içi korelasyon katsayısı) verilen ağrı puanlama skorları uyumsuz olarak saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, ameliyat sonrası çocuk hastalardaki ağrı düzeyini ebeveynlerin hemşire ve bağımsız gözlemciye göre daha yüksek bulduğu saptanmıştır. Bu araştırma ile ebeveynlerin, hemşirelerin ve bağımsız gözlemcinin çocuklardaki ağrı ve ağrı yönetimi konusunda eğitimlerle bilgilerinin güçlendirilmesi gerektiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ameliyat sonrası ağrı, Çocuk hasta, Ağrı değerlendirme, Hemşire, Ebeveyn.
Ameliyat öncesi ağrı eğitiminin ameliyat sonrası ağrıya etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, jinekolojik ameliyat geçirmesi planlanan hastalara ameliyat öncesi verilen ağrı eğitiminin ameliyat sonrası ağrıya etkisinin incelenmesi amacıyla olgu kontrol çalışması olarak yürütüldü. Araştırma bir sağlık araştırma merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğun Kliniğinde arasında yürütüldü. Örneklemi araştırmaya katılmayı kabul eden, jinekolojik ameliyat planlanan 35'i olgu 35'i kontrol grubu olmak üzere 70 kadın oluşturdu. Olgu ve kontrol grubundaki hastalara Hasta Tanıtım Formu, Ağrı İzlem Formu ve Kısa Ağrı Envanteri veri toplamak amacıyla uygulandı. Olgu grubunda yer alan hastalara ameliyat öncesi dönemde sözlü ağrı eğitimi verildi. Ameliyat sonrası dönemde ilk 24 saatte olgu ve kontrol grubunun ağrı düzeyi değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde kategorik değişkenlere ait tanımlayıcı istatistikler frekans ve yüzde, sürekli değişkenler ortalama ve standart sapma ile verilmiştir. Yapılan istatistiksel değerlendirmede olgu ve kontrol grubunda yer alan hastaların tanıtıcı özellikleri ve sağlık özellikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı (p>0.05), grupların homojen olduğu saptandı. Jinekolojik ameliyat uygulanan hastalardan ameliyat öncesi ağrı eğitimi verilen olgu grubunun ameliyat sonrası ağrı şiddetinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0.005). Ameliyat sonrası 24 saatlik sürede olgu grubu hastalarında en hafif, en kötü, ortalama ve görüşme anı ağrı puanı ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve bu grupta yer alan hastaların ameliyat sonrası ağrının günlük yaşam aktivitelerini daha az engellediği belirlendi. Bu çalışma sonucunda ameliyat öncesi dönemde verilen ağrı eğitimin ameliyat sonrası dönemde ağrı düzeyini azaltmada etkili olduğu saptandı.
Psikiyatri servisinde çalışan doktor ve hemşirelerin hasta taburculuğuna ilişkin yaklaşımlarının belirlenmesi
Tedavi sürecinde hastaya sistematik biçimde yardım edilmesi ve tedavi edici ortamın hastane dışında da sürdürülmesi için hastaların hastaneye kabul edildikleri andan itibaren planlı bir taburculuk planlaması süreci ile taburculuk sonrası döneme hazırlanmaları gerekmektedir. Doktor ve hemşirelerin bu süreçte etkin rol almaları önemlidir.Bu araştırmada psikiyatri servisinde çalışan doktor ve hemşirelerin hasta taburculuğuna ilişkin yaklaşımlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini, Ankara ili belediye sınırlarında yer alan kamu hastanelerinin psikiyatri servislerinde çalışan 45 hemşire ve 118 doktor oluşturmuştur. Araştırma verileri, ilgili literatür taranarak, araştırmacı tarafından ve uzman görüşü alınarak hazırlanan soru formları ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans ve yüzdelik değerleri, Fisher's Exact Test ve Pearson ki-kare testleri kullanılmıştır.Araştırma bulgularında, psikiyatri servislerinde çalışan doktorların %87.9'u ve hemşirelerin %77.8'i taburculuk planlaması sürecinde yer aldıkları belirlenmiştir. Doktorların %44.1'i hemşirelerin %33.3'ü hasta servise yattığı ilk andan itibaren sürece başlanması gerektiğini belirtmişlerdir. Doktor ve hemşirelerin çok az bir kısmı, tüm sağlık ekibinin taburculuk planlaması sürecinde yer alması gerektiğini ifade etmiştir. Taburculuk planlaması sürecinin yararlarına ilişkin olarak; doktorların ve hemşirelerin büyük bir çoğunluğu (doktorların %84.7'si hemşirelerin %80'i) hasta bakımında kaliteyi arttıracağını ifade etmiştir. Doktorların %6.8'i ve hemşirelerin %17.7'si taburculuk planlaması sürecini uygulamanın olumsuz yönü olduğunu ifade ettikleri, olumsuz yönü olarakta yarısına yakın kısmı iş yükünü arttırır şeklinde açıklama yaptıkları belirlenmiştir.Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: Psikiyatri, psikiyatride bakımın sürekliliği, psikiyatride taburculuk planlaması ve taburculuk eğitimi, psikiyatrist ve psikiyatri hemşirelerin rolleri.
Evde tüple enteral beslenen hastaların yaşadıkları sorunlar ve sorunlara yönelik yapılan girişimlerin belirlenmesi
Araştırma, evde tüple enteral beslenen hastaların yaşadıkları sorunları ve sorunlara yönelik yapılan girişimleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırma, Ankara İli sınırlarında yaşayan, üç aydan uzun süredir evde tüple enteral beslenen ve evde bakım hizmeti sunan özel bir şirkete kayıtlı olan yetişkin hastalar üzerinde yapılmıştır. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş olup araştırma kapsamına alınan hasta sayısı 50'dir.Araştırmada veriler, araştırmacının deneyimine ve literatüre dayanarak hazırladığı soru formu aracılığı ile, araştırmaya katılmayı kabul eden hasta ve yakınlarıyla yüz yüze görüşme yapılarak elde edilmiştir.Veri toplama formunda; hastaların tanıtıcı özelliklerini, enteral beslenmeye ilişkin özelliklerini ve hastaların evde enteral beslenirken yaşadıkları sorunlar ve sorunlara yönelik yapılan girişimleri sorgulayan toplam 46 soru bulunmaktadır.Verilerin kodlama ve değerlendirme işlemleri SPSS 15.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik hesapları kullanılmıştır.Araştırma kapsamına alınan hastaların yaş ortalaması; = 69.08 ± 9.25' yıldır. Hastaların tamamına yakınının kronik nörolojik bir hastalığı bulunduğu, % 46.0'ının bilinç durumunun değişik düzeylerde etkilenmiş olduğu ve tamamına yakınının günlük yaşam aktivitelerinde kısmen ya da tam bağımlı oldukları belirlenmiştir. Hastaların aspirasyon pnömonisi (n=6), tüp enfeksiyonu (n=9), kusma (n=29), konstipasyon (n=22), diyare (n=19), tüpün tıkanması (n=15), enterostomal tüpün çıkması (n=14) ve anksiyete (n=29) gibi fizyolojik, mekanik ve psikososyal sorunlar yaşadıkları belirlenmiştir. Hasta ve yakınları araç-gereç temini (n=47), evde sağlık hizmetine bütçe ayıramama (n=40) ve hastanın transferi ile ilgili (n=22) ekonomik sorunları ifade etmişlerdir.Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: Enteral Beslenme, Evde Bakım, Hemşirelik, Hasta Eğitimi.
Hastane temizlik hizmetleri personelinin tıbbi atıkların toplanması, taşınması ve depolanması ile ilgili bilgi ve uygulamalarının belirlenmesi
Esengül ÇAMÖZÜ, Bu araştırma Gülhane Askeri Tıp Akademisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi dezenfeksiyon işlemleri ile tıbbi atıkların toplanması, taşınması ve depolanmasından sorumlu özel şirket personelinin bilgi ve uygulamalarının belirlenmesi amacı ile yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmaya tüm çalışanlar dahil edilmiştir (n=99) Veriler araştırmacının literatürden, Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinden ve uzman görüşünden yararlanarak oluşturduğu anket formu ve gözlem formu ile toplanmıştır.Gözlem formu; çalışanların atıkların birimlerden toplanması, taşınması, depolanması sırasındaki uygulamalarını ve koruyucu kullanımlarını gözlemek amacıyla oluşturulan 5 bölüm ve 36 işlemden oluşmaktadır. Katılımcılar 15 gün ara ile ikişer kez gözlenmiş sonra anketi uygulanmıştır. Katılımcılar anket aşamasında, bilgilendirilerek yazılı olurları alınmıştır.Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 28.9 dir. Çalışma süresi 3.7 yıl olan grubun %71.7'sini erkekler oluşturmaktadır. Bireylerin %93.9'u Hepatit B aşısı ve %35.4'ü Tetanos aşısı yaptırmış, tamamı işle ilgili hizmet içi eğitim almıştır.Araştırmaya katılan bireylerin tamamı tıbbi atıklardan hastalık bulaşabileceğini söylemiş, %36.4'ü hasta sıvıları ile temas etmiş delici kesici bir aletle en az 1 kez yaralandığını belirtmiştir. Tıbbi atık ile ilgili işlemlerde saptanan en yaygın yanlışlar; tek kullanımlık eldiven kullanma (%47), koruyucu maske ve bone kullanmama (% 43;%51), tıbbi atık torbasını uygun olmayan dolulukta boşaltma (% 42), işlemden sonra ellerini yıkamama (%49) ve atıkları birimden taşırken transfer istasyonu kullanma (%18) dırAraştırma sonunda tıbbi atık personelinin hizmet içi eğitimlerinde atıkların yönetmelikte yer alan ilkelere uygun şekilde toplanması, taşınması ve depolanmasının önemi üzerinde durulması , hastanelerde her aşamada kontrolü yapılan etkin bir atık yönetimi planı oluşturulması ve hastanede çalışan sağlığı ve güvenliği birimi kurulması önerilmiştir.
İç hastalıkları yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin hasta iletişiminde yaşadıkları güçlüklerin saptanması
Bu araştırma; iç hastalıkları yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin hasta iletişiminde yaşadıkları güçlüklerin saptanması amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemine Ankara belediye sınırları içerisinde yer alan dokuz devlet ve üniversite hastanesinin iç hastalıkları yoğun bakım ünitelerinde çalışan 164 hemşire alınmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından literatürden yararlanılarak hazırlanan veri toplama formu kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama formunda, hemşirelerin tanıtıcı özelliklerine, hasta iletişiminde güçlük yaşama durumlarına ve yaşadıkları iletişim güçlüklerine yönelik çözüm önerilerine ilişkin sorular yer almaktadır. Elde edilen veriler yüzdelik sayılar ve ki-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada iç hastalıkları yoğun bakımda çalışan hemşirelerin %47' sinin sözel iletişimde güçlük yaşadıkları, %43,9'unun ise kısmen güçlük yaşadıkları belirlenmiştir. İletişim güçlüğü yaşadığını belirten hemşireler; %84.8'i kendilerinden, %92.1'i hastanın durumundan, % 56.7'si yoğun bakım ortamının fiziksel özelliklerinden, %58.6'sı hasta yakınından kaynaklı nedenlerle iletişim güçlüğü yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda; yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin, yoğun bakım hemşireliği sertifika programına katılımının sağlanması, bireylerin çalışmaya başlayacakları kurum içinde istihdamları sırasında isteklerinin göz önünde bulundurulması, yoğun bakım ünitelerinde hasta/hemşire oranının, sağlık bakanlığının belirlediği, yoğun bakım standartlarına uygun planlanması, İç hastalıkları yoğun bakım hemşirelerinin iletişimde güçlük yaşadıkları kaynaklara yönelik hizmet içi eğitim planlaması ve motivasyonlarını artırmaya yönelik kurumsal faaliyetlerin yapılması önerilmiştir.Anahtar sözcükler: İç hastalıkları, yoğun bakım, yoğun bakım hemşireliği, İletişim, iletişim güçlükleri
Hemşirelerin profesyonellik davranışlarının iş doyumuna etkisi
Araştırma, hemşirelerin profesyonellik davranışlarının iş doyumuna etkisine bakmak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırma, Ankara Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde yer alan birisi Sağlık Bakanlığı'na, biri Üniversite'ye diğeri Özel bir kuruma bağlı üç ayrı hastanede, hemşirelerin görev aldığı tüm ünitelerde yapılmıştır. Araştırmaya en az ön lisans mezunu eğitimi almış hemşireler dahil edilmiş ve araştırma 531 hemşire üzerinde yapılmıştır.Veriler, ?Kişisel Bilgiler?, ?Hemşirelikte Profesyonelliğe İlişkin Davranışsal Envanter? ?Minnesota Doyum Ölçeği?, kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden hemşirelere veri toplama formu verilerek araştırmacının gözetiminde doldurmaları sağlanmıştır.Veri toplama formu 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde hemşirelerin tanıtıcı özelliklerini içeren 9 soru, ikinci bölümde profesyonelliğe ilişkin 39 soru, üçüncü bölümde iş doyumuna ilişkin 20 soru ve son olarak hemşirelerin profesyonellik ve iş doyumuna ilişkin görüşlerini içeren 4 soru olmak üzere toplam 72 soru yer almaktadır.Verilerin kodlama ve değerlendirme işlemleri SPSS 18.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, Tek Yönlü Anova, Ki-Kare Testi, Tukey ve LSD Post Hoc testleri, Korelasyon analizi, Regresyon Analizi, sayı, yüzde, frekans ve ortalama SD hesapları kullanılmıştır.Araştırmada hemşirelerin sorulara verdikleri cevaplar bakımından, genel olarak orta düzeyde iş doyumu algıladıklarını (özel hastane =3.400±0.696; üniversite hastanesi =3.130±0.659; devlet hastanesi =2.770±0.682 ), özel hastanede çalışan hemşirelerin en yüksek profesyonellik ortalaması aldıkları ( = 8.410±3.213), profesyonellik ile iş doyumu arasında pozitif yönde bir ilişki ve bu ilişkinin anlamlı olduğu (r=0.299; p= 0.000) saptanmıştır.Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.