
368
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Ağır ruhsal hastalığı bulunan bireylere bakım verenlerin bakım verme deneyimleri ve politika önerileri
Bu araştırmada; en az 6 aydırtoplum ruh sağlığı merkezine devam eden ağır ruhsal hastalığı(bipolar bozukluk, şizofreni ve organik olmayan psikoz)bulunan bireylere 1 yıl ve üzerinde süredir bakım verenlerin ve toplum ruh sağlığı merkezinde görevli sağlık profesyonellerinin (psikiyatrist, sosyal hizmet uzmanı, psikolog, hemşire vb.) bakım verme deneyimlerini, görüşlerini ve bu alana ilişkin politika önerilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu temel amaç doğrultusunda gerçekleştirilen araştırmanın ağır ruhsal hastalığı bulunan bireylere, ailelerine, bu alanda çalışan sağlık profesyonellerine ve toplum ruh sağlığı merkezi modeline katkı sağlaması hedeflenmiştir. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak hazırlanan bu çalışmada; Kumluca Devlet Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne devam eden 21 hastanın yakını ve merkezde görevli 5 sağlık profesyoneliyle yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Ses kaydı alınan bu görüşmeler öncelikle metne aktarılmış, sonrasında NVİVO-10 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda veriler "bakım verenler" ve "sağlık profesyonelleri" olarak ikiye ayrılmış, her iki grup için farklı değerlendirmeler yapılmıştır. İlk grupta toplum ruh sağlığı merkezine devam eden hastalara bakım verenlerin deneyimleri, toplum ruh sağlığı merkezine ilişkin görüşleri ve alanla ilgili politika önerilerine yer verilmiştir. İkinci grupta ise merkezde görevli sağlık profesyonellerinin toplum ruh sağlığı merkezinde hasta ve hasta yakınlarıyla çalışırken edinmiş oldukları deneyimler, merkezdeki mesleki rol ve görevlerine ilişkin görüşler, alana ilişkin değerlendirmeler ve politika önerileri bulunmaktadır. Araştırmanın bulguları doğrultusunda elde edilen sonuçların ağır ruhsal hastalığı bulunan bireylere bakım verenlere, bu alanda çalışan sağlık profesyonellerine ve toplum ruh sağlığı hizmeti modeline fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağır ruhsal hastalığı bulunan birey, toplum ruh sağlığı merkezi, bakım veren, deneyim, sağlık profesyonelleri
Türkiye'de okul sosyal hizmeti uygulamaları: Okul sosyal hizmeti projesi uygulanan okullardaki okul sosyal hizmeti deneyimlerine dair nitel bir araştırma
Bu araştırma, Türkiye'de pilot olarak uygulanan okul sosyal hizmeti projelerinin nasıl gerçekleştirildiğini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın kuramsal kısmında; okul sosyal hizmeti kavramı, okul sosyal hizmetinin tarihçesi, okul sosyal hizmet uzmanlarının mesleki rol ve görevleri, farklı refah rejimlerinde okul sosyal hizmeti uygulamalarının nasıl gerçekleştirildiği ve öğrencilerin karşılaştığı psikososyal sorunlar ele alınmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada fenomonolojik desen kullanılmış olup kartopu örnekleme yöntemiyle araştırma çalışma grubu oluşturulmuştur. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla gerçekleştirilen görüşmelerle elde edilmiştir. Katılımcılar gönüllülük esasına dayalı olarak; okul sosyal hizmeti uygulamalarını yürüten sosyal hizmet uzmanları, psikolojik danışman ve rehber öğretmen ve idarecilerden oluşmuştur. Bu doğrultuda 15 katılımcı ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde QSR Nvivo 10 programından yararlanılmıştır. Görüşmecilerden elde edilen veriler; içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırmanın bulguları; okul sosyal hizmeti uygulamalarının yararlanıcıları olarak öğrencilerin karşılaştığı sorunlar, proje çerçevesinde gerçekleştirilen okul sosyal hizmeti uygulamaları, okul sosyal hizmeti uygulamalarında karşılaşılan güçlükler, okul sosyal hizmeti uygulamaları ile psikolojik danışma ve rehberlik uygulamaları arasındaki farklara dair katılımcıların görüşleri ve okul sosyal hizmeti uygulamalarına ilişkin katılımcıların görüşleri başlıkları altında toplanmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise bahsedilen başlıklar çerçevesinde bulgulardan elde edilen veriler alanyazınla tartışılmış; sonuç ve sosyal politika önerilerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Okul sosyal hizmeti, okul, eğitim sistemi
Şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan otobüs şoförlerinin çalışma koşullarının mesleki sosyal hizmet bağlamında değerlendirilmesi: Nitel bir araştırma
Bu araştırmada mesleki sosyal hizmet uygulamaları çerçevesinde şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan otobüs şoförlerinin çalışma yaşamları içerisindeki durumlarına yönelik deneyimlerinin incelenmesi ve bu deneyimlerden yola çıkılarak mesleki sosyal hizmet bağlamında ne tür uygulamalar yapılabileceğini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Bu çerçevede araştırma nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiş olup araştırmada fenomenolojik desen kullanılmıştır. Çalışma grubu kartopu örneklemesi ile belirlenmiş olup araştırma kapsamında şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan 24 otobüs şoförü ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler kelimesi kelimesine deşifre edilmiş olup MAXQDA 2020 programı vasıtasıyla içerik analizine tabi tutulmuştur. Yapılan içerik analizinin ardından kategoriler ortaya çıkmış olup bu kategorileri; şoförlerin çalışma İlişkileri, iş yerinden kaynaklı stresörler ve bu stresörlerin şoförlere ve şoförlerin oluşturduğu sosyal sistemlere etkileri, otobüs şoförlerinin mesleklerine dair görüşleri ve mesleğe yönelik istek ve beklentiler olarak tanımlamak mümkündür. Araştırmanın son bölümünde ise ortaya konulan bulgular tartışılmış olup sosyal politika önerilerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Hizmet, Mesleki Sosyal Hizmet, Otobüs Şoförü
Sosyal hizmet bölümü öğrencilerinin yaşlılık algıları Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi örneği
Bu çalışmanın amacı, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Sosyal Hizmet Bölümü öğrencilerinin, yaşlanma konusundaki algı düzeylerini ölçmek ve öğrencilerin bireysel farklılıklarının yaşlanma konusundaki tutumlarını ne şekilde etkilediğini ortaya koymaktır. Araştırmanın ilk bölümünde, literatür araştırması yapılmış, aynı zamanda yaş, yaşlılık, yaşlanma kavramları ayrıntılı olarak birçok çerçevede ele alınmıştır. Araştırmada, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Sosyal Hizmet Bölümü öğrencilerinin, sosyo-demografik durumlarının tespiti için araştırma grubuna demografik veri formu ve öğrencilerin yaşlılığa ilişkin tutum ve algılarının saptanması amacıyla Otrar'ın 2016 yılında oluşturduğu yaşlılık ve yaşlanmaya ilişkin tutum ölçeği yöneltilmiştir. Yapılan araştırmada, Covid 19 pandemi kısıtlamaları nedeni ile demografik veri formu ile tutum ölçeği öğrencilere online platformda uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, öğrencilerin bireysel farklılıklarının, yaşlanma konusundaki tutumlarını ne düzeyde etkilediği ortaya konulmuştur. Çalışmaya katılan öğrencilerin cinsiyeti, yaşı, kardeş sayısı, kaçıncı sınıf öğrencisi olduğu gibi, bireysel farklılıklarının, yaşlılık ve yaşlanmaya ilişkin tutumlarını ne şekilde etkilediği belirlenmiştir. Yapılan çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde: örneğin cinsiyet faktörünü ele aldığımızda, kızlar ve erkekler arasında, Yaşlılık ve Yaşlanmaya ilişkin tutum ölçeği açısından istatiksel olarak anlamlı farklılıklar belirlenmiş, erkeklerin puan ortalamasının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın bulgular kısmında elde edilen sonuçlar ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Yaşlanma, Yaşlılık Algısı, Tutum Ölçeği, Sosyal Hizmet.
Refah devletinden sosyal yatırım devletine: Seçilmiş refah modeli ülkelerinin yoksullukla mücadelede sosyal politikaları üzerine bir inceleme
Yoksulluk insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Bu olgunun tarihsel süreçlerdeki görünümü ülkeden ülkeye ve coğrafyaya göre değişmektedir. Yoksulluğu önlemek, önüne geçmek veya en aza indirmek refah devletinin görevleri arasında yer almaktadır. Refah devleti kavramının gündeme gelmesinden bu yana gündelik yaşantının ve iş yaşamının iyileştirmesi süreklilik arz etmiştir. Bu doğrultuda refah devleti, sürekli gelişen ve değişen sorunlar ekseninde de değişime uğramıştır. Refah devletlerinin sınıflandırması tarihsel bağlamda ve devlet kökeninde ki mevcut sosyal politika inanışına göre şekillenmiş ve döneminin sorunları doğrultusunda evrimleşmiştir. Bu değişme ve evrimleşmelere bağlı olarak yoksulluk türleri, nedenleri ve çözüm arayışları bu doğrultuda şekillenmiştir. Tüm bu olgular ekseninde bakıldığında çalışmanın amacı, refah devleti sınıflandırmalarının kapsamına giren ülkelerin mevcut refah devleti ekseninde yoksullukla mücadelede sosyal politikalarının mevcut durumunun analizini ortaya konulmaya çalışılmış ve ülkelerin sosyal harcamaları ekseninde yorum yapılmıştır. Seçilen ülkelerin resmi ve güncel istatistiki verileri, uluslararası kuruluşların raporları ve literatür incelemesi yöntemiyle yapılan bu çalışmada, ilk olarak kavramsal literatür ve yoksulluk kavramının tanımlanması, ikinci bölümde konuya ilişkin tarihsel bir süreç ve olgular ve son bölümde ise çalışma kapsamındaki seçilen refah modelleri ve ülkelerinin lüteratürü taranmış olup uluslararası kuruluşların raporları, seçilen ülkelerin faaliyet raporları, veri analizleri ve istatistiki bilgileri toplanmış ve bu verilerden çıkarımlar yapılarak sonuca ulaşılmıştır.
Uluslararası göç deneyimi olan bireylerin sivil toplum deneyimleri
Bu araştırmada Türkiye'de yaşayan geçici koruma ya da uluslararası koruma statüsünde yer alan göçmen bireyler tarafından kurulan sivil toplum örgütlerinin ortaya çıkma nedenleri, sağladıkları hizmetler, ne tür faaliyetler gerçekleştirdikleri ve bu faaliyetler esnasında karşılaşılan güçlükler ve kolaylıkların neler olduğu, üyelerin üye olma motivasyonları ve beklentilerini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Başkan, üye ve gönüllü olmak üzere farklı sivil toplum kuruluşlarında görev yapan 32 uluslararası göç deneyimine sahip birey ile derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler, MAQODA 2020 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir ve çeşitli bulgulara ulaşılmıştır. Bulgulara göre, Türkiye'de kamu kurum ve kuruluşları tarafından uluslararası göç deneyimi olan bireylere yönelik gerçekleştirilen hizmetlerin, göçmen gruplar tarafından kurulan sivil toplum örgütlerince uygulandığı ya da sağlanan hizmetlerin bireylere ulaşmasında köprü görevi gördükleri söylenebilir. Görüşme gerçekleştirilen uluslararası göç deneyimi olan bireylerin ifadelerinden yola çıkarak; göçmen gruplar tarafından kurulan sivil toplum örgütlerinin çocuk ve kadın başta olmak üzere özel gereksinimli gruplara yönelik çalışmalar yürüttüğü, salgın döneminde üyesi oldukları kuruluşların faaliyetlerinin büyük oranda durdurduğu görülmüştür. Ayrıca salgın döneminde kişisel hijyen desteği, eğitim desteği, danışmanlık ve yönlendirme desteği sağlandığı ortaya çıkmıştır. Uluslararası göç deneyimi olan bireylerin daha çok kimlik/kayıt, barınma/ikametgâh, dil, sağlık ve istihdam gibi hak ve hizmetler konularında sorun yaşadıkları için sivil toplum kuruluşlarına müracaat ettikleri belirlenmiştir. Ayrıca sivil toplum örgütleri tarafından başta danışmanlık ve yönlendirme desteği olmak üzere çeşitli alanlarda hizmet sağlandığı görülmüştür. Öte yandan farklı sosyal sorunlardan dolayı müracaat edilen ve hukuki metinlerde yer alan hizmetlerin sağlanmasında önemli bir role sahip olan sivil toplum kuruluşları başta finansal ve idari olmak üzere çeşitli sorunlarla karşılaşmaktadır.
Koruyucu aile olmaya karar vermede etkili olan faktörler: Koruyucu aileler üzerine nitel bir araştırma
İnsan yaşamının en kritik gelişim dönemini oluşturan çocukluk evresi; birey olma, hayatına yön verme, sağlıklı sosyal ve psikolojik gelişim, benlik algısı ve kişiliğin oluşmasında oldukça etkilidir. Bebeklik ve çocukluk döneminin sağlıklı geçmesi, sağlıklı bir yetişkinlik ve sağlıklı toplumun oluşmasında etkilidir. Bireyler aileleri içerisinde gelişir; kritik dönemlerini sağlıklı, destekleyici, duyarlı bir aile ile geçirmek her çocuğun temel hakkıdır. Bazı çocuklar, kendilerini yetiştirmekle sorumlu olan ailelerin koşulları nedeniyle onlarla beraber yaşayamamaktadır. Biyolojik aileleri yanında yaşamlarını devam ettirmesi mümkün olmayan çocuklar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki kurumlarda hayatlarına devam etmektedir. Bu çocukların yararı gözetilerek kurum bakımında kalmalarından ziyade; alternatif hizmetlerden faydalandırılmaları oldukça önemlidir. Çocuk refahının sağlanması, çocukların gelişim süreçlerini güven duyabileceği aile ortamında geçirmelerini sağlamak için; uygun bulunan bir ailenin gözetiminde, devlet denetiminde bakımlarının sağlanması koruyucu aile hizmeti olarak adlandırılmaktadır. Araştırmada koruyucu aile olmaya karar vermede etkili olan faktörleri tespit etmek, hangi unsurların koruyucu aile olmaya karar vermede daha önemli olduğu ve koruyucu aile olduktan sonra yaşanan deneyimleri keşfetmek amaçlanmıştır. Araştırma, Antalya ili Manavgat ilçesinde ikamet eden, resmi statüde kayıtlı olarak aktif şekilde koruyucu aile hizmeti veren, çalışmaya gönüllülük esası ile katılım sağlayan aileler üzerinde yapılmıştır. Araştırma deseni olarak fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Veriler yarı yapılandırılmış mülakat formlarıyla yüz yüze yapılan görüşmelerden toplanmıştır. Görüşmeler yaklaşık olarak 45 dakika sürmüştür. Görüşmelerin analizinde MAXQDA 2020 isimli veri analizi programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda koruyucu aile sayısının nitelikli şekilde arttırılmasına yönelik öneriler getirilmiştir.
Çocukluk döneminde suça sürüklenmiş bireylerin çocuk adalet sistemine yönelik deneyimleri
Türk Ceza yasasına göre yasalarda belirtilen düzenlemelere aykırı bir davranışta bulunan 12-18 yaş arasındaki çocuklar, "suça sürüklenen çocuk" olarak tanımlanmakta ve haklarında yetişkinlerden farklı uygulamalar ve adli işlemler yapılmaktadır. Çocuk adalet sistemi olarak tanımlanan bu işlemler, kolluktan başlayarak, savcılık, mahkeme, infaz ve denetimli serbestlik aşamalarıyla devam etmektedir. Her aşamada yapılan uygulamalardaki temel amaç çocuğun suç davranışının ve suç davranışına neden olan risklerin önlenerek topluma yeniden kazandırılmasının sağlanmasıdır. Bu nedenle, suça sürüklenen çocuk olarak çocuk adalet sistemindeki tüm bu süreçleri yaşayan ve her aşamada farklı uygulamalarla ve işlemlerle karşı karşıya kalan çocukların, yaşadıklarının neler olduğunun anlaşılması önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda suç davranışı nedeniyle hakkında suça sürüklenen çocuk olarak adli ve hukuksal işlemlerin yapıldığı, 30 reşit bireyle, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak ve yüz yüze görüşülerek nitel bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, suça sürüklenme sürecini nasıl tanımladıkları, aile ve sosyal çevrenin bu durumu öğrenmesinden sonra neler yaşadıkları, yaşamlarında nelerin değiştiği, adli süreçlerde neler yaşadıkları, bu süreçleri kolaylaştıran ve zorlaştıran unsurların neler olduğu ve çocuk adalet sistemine yönelik önerileri değerlendirilmiştir. MAXQDA Analytics Pro 2020 yazılımı kullanılarak, verilerden kodlar ve temalar oluşturulmuş, tüm kategoriler tümevarımsal bir içerik analizi yapılarak tartışılmıştır. Bu araştırma kapsamında ulaşılan deneyimlerin, suça sürüklenen çocukların alacağı hizmetlere, çocuk adalet sisteminin değerlendirilmesine ve ihtiyaçların belirlenmesine, mevzuatın ve mevcut uygulamaların gözden geçirilmesine, adli sosyal hizmet uygulamalarının belirlenebilmesine ve bu konuya özgü sosyal politikalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk suçluluğu, çocuk adalet sistemi, suça sürüklenen çocuk
Covid 19 pandemisinin yaşlı bireyler üzerine psikolojik, ekonomik ve sosyal yansımasının incelenmesi
Giriş: Covid 19 pandemisinde mortalite oranı en yüksek grup 65 yaş ve üzeri bireyler olup, kısıtlamaların ağırlıklı olarak yaşlı bireylere yönelik olarak uygulanması pandeminin yaşlı bireylerin yaşamını çok boyutlu olarak etkilemesine neden olmuştur. Bu nedenle araştırmada Covid 19 pandemisinin yaşlı bireyleri sosyal, psikolojik ve ekonomik bağlamda nasıl etkilediği ve bu etkilerinin hangi sosyo-demografik değişkenler açısından farklılaştığının saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Nicel, kesitsel bir çalışma olarak gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini Burdur il merkezi ve merkeze bağlı köylerde yaşayan 65 yaş ve üzeri, 405 birey oluşturmaktadır. Sosyo-demografik bilgi formu, Çok Boyutlu Covid 19 Ölçeği, Koronavirüs Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendirme Ölçeği katılımcılara yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Analitik değerlendirmelerde ölçek puanları üzerinden t-testi ve ANOVA testleri uygulanmış olup, p<0,05 değeri istatistiki olarak anlamlı kabul edilmiştir. Farkın hangi gruptan kaynaklandığının tespiti amacıyla Bonferroni analizi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmada öğrenim durumu, medeni durum, ikamet yeri, sosyal güvence, kronik hastalık, sürekli kullanılan ilaç olma durumu değişkenlerinin yaşlı bireyin salgına ilişkin algı ve tutumları açısından istatistiksel olarak anlamlı (p≤0,005) sosyo-demografik değişkenler olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte öğrenim durumu, ev durumu, sosyal güvence ve engel durumu değişkenleri ile yaşlı bireylerin Covid 19 salgınına ilişkin duygu, düşünce, davranış ve aldıkları önlemler arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık (p≤0,005) saptanmıştır. Sonuç ve Öneriler: Pandeminin yaşlı bireyler üzerindeki olumsuz etkilerini minimize etmek amacıyla yapılandırılmış psiko-sosyal destek programlarının geliştirilmesi, ruh sağlığı alanında çalışan meslek profesyonellerinin hizmet içi eğitimlerle bilgi ve becerilerinin artırılması, geronteknoloji destekli bakım ve sağlık hizmetlerinin mevcut politikalara entegre edilmesi önerilmektedir.
Çocuklu kadın ve erkeklerin COVID-19 pandemi sürecinde çocuk bakımı ile ilgili yaşadıkları güçlükler ve sosyal hizmet gereksinimleri
Çocuklu kadın ve erkeklerin COVID-19 pandemi sürecinde çocuk bakımı konusunda yaşadıkları sorunları ve bunlarla başa çıkmak için ihtiyaç duydukları sosyal hizmet gereksinimlerini belirlemeyi amaçlayan bu çalışmaya, 19'u kadın, 11'i erkek olmak üzere toplam 30 ebeveyn katılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kapsamında yürütülen bu çalışmada katılımcılar ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Katılımcılara, araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formunda yer alan 9 soru yöneltilmiştir. Çözümlemede ilk aşama olarak betimsel analiz yapılmış ve katılımcıların öne çıkardıkları kavramlar incelenmiştir. İkinci aşamada çalışmanın tematik yapısı ortaya çıkarılmıştır. Verinin çözümlenmesinde görüşme dökümleri gruplanmış, çalışmaya ait on ana tema oluşturulmuştur. "Çalışma durumunun etkisi", "ekonomik zorlukların çocuk bakımı üzerindeki etkileri", "karantinanın/izolasyonun etkisi", "pandemi sürecinin yönetilmesi", "eğitime ara verilmesinin etkileri", "virüse yakalanmanın duygusal ve psikolojik etkisi", "pandemi sonrası döneme hazırlık", "pandeminin aile içi iletişim ve ilişkilere etkisi", "desteğe gereksinim duyulması" ve "ebeveynlerin çocuk bakımına yönelik sosyal politika ihtiyaçları" şeklindedir. Görüşmelerden elde edilen veriler, MAXQDA 2020 paket programı kullanılarak analiz edilmiş ve çeşitli bulgulara ulaşılmıştır. Bulgulara göre görüşme gerçekleştirilen çocuk sahibi bireylerin ifadelerinden yola çıkarak; pandemi döneminde yaşadıkları ekonomik sorunların arttığı, pandemi sürecini yönetmede yetersiz kaldıkları, kendilerinin ve çocuklarının desteklenmesine ihtiyaç duydukları, psikolojik sorunlarının ve aile içerisinde yaşanan problemlerin arttığı bilgileri elde edilmiştir. Türkiye'de kamu kurum ve kuruluşları tarafından pandemi sürecinde ailelere yönelik birçok hizmetler sunulmuştur. Yürütülen uygulama ve faaliyetler olmasına rağmen yaşanan güçlüklere ve farklı ihtiyaçlara yönelik geliştirilmeye ve güçlendirmeye açık durumlar bulunduğu, çocuk sahibi ailelerin bu konularda daha fazla desteğe gereksinim duyduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, çocuk sahibi anne ve babaların pandemi sürecinde yaşadıkları güçlükler belirlenmiş olup bunlara yönelik geliştirilebilecek sosyal hizmet gereksinimlerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Pandemi, Ebeveyn, Sosyal hizmet, Aile içi iletişim
Yaşlı bireylerin dijital teknoloji kullanımına ilişkin deneyimlerinin incelenmesi: Nitel bir araştırma
Bu araştırmanın amacı yaşlıların dijital teknoloji kullanımına ilişkin görüşlerini keşfetmektir. Bu amacı gerçekleştirmek için araştırmada nitel araştırma desenlerinden betimsel fenomenoloji kullanılmıştır. Araştırma, Denizli ilinde ikamet eden 65 yaş ve üzerindeki beşi kadın, otuz altısı erkek olmak üzere 41 bireyin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen yapılandırılmış görüşme soruları kullanılmıştır. Araştırmanın verileri 2023 yılı haziran ayı içerisinde toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. Görüşmelerden elde edilen bulgular sonucunda ana temalar araştırmaya katılan yaşlı bireylerin dijital araçları kullanmada "amaçları", "sevdiği yönler", "sevmediği yönler", "faydalanabilme konusunda istekleri" biçiminde keşfedilmiştir. Yaşlı bireylerin dijital araçları bilgi alışverişi, vakit geçirme – eğlence ve işlemleri kolaylaştırmak amacıyla kullandıkları keşfedilmiştir. Yaşlı bireylerin dijital araç kullanmada dijital aracın fiziksel özellikleri ve dijital araç kullanılarak yapılan işlemler ile ilgili yönleri sevdikleri saptanmıştır. Yaşlı bireylerin dijital araçları kullanmada dijital araç kullanım zorluğu ile karşılaşılan içerik ve durumlar ile ilgili yönleri sevmedikleri belirlenmiştir. Diğer taraftan, yaşlı bireylerin dijital araç kullanımının kolaylaştırılması ve dijital araçlarda karşılaşılan içerik ve durumlara yönelik bazı öneriler geliştirdikleri görülmüştür.
Gençlik faaliyetlerine katılan gönüllülerin motivasyonu: Gençlik merkezleri gönüllüleri üzerine karma bir araştırma
Gençlere eğitim, kültür, sanat, spor ve sosyal sorumluluk alanında çeşitli faaliyetler sunmanın yanında gençlere gönüllülük bilinci kazandırmaya yönelik çalışmaların gerçekleştirildiği Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı Gençlik Merkezleri gençlerin gönüllülük çalışmalarının yürütülmesinde etkin bir rol oynamaktadır. Bu araştırma, Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren Gençlik merkezlerinde gönüllü olan gençlerin motivasyonlarını nelerin etkilediğini, gençlik merkezlerinin avantajları ve dezavantajlarının gönüllülerin motivasyonu üzerindeki etkisini ortaya koyarak amacıyla gerçekleşirmiştir. Karma araştırma yöntemiyle ve ardışık sıralı desenle gerçekleştirilen araştırmanın ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilen nicel kısmında Ankara, Samsun, İstanbul, Antalya, Şanlıurfa, Konya, Bursa, İzmir, Kocaeli, Adana, Gaziantep ve Diyarbakır illerinde/ilçelerinde bulunan gençlik merkezlerinde gönüllü olarak çalışan gençlerden 537 gönüllüye kişisel bilgi formu ve "Gönüllü Motivasyon Envanteri" uygulanmıştır. Araştırmanın fenomonolojik desen ile gerçekleştirilen nitel kısmının çalışma grubunu 38 genç oluşturmakta olup yarı yapılandırılmış görüşme formuyla derinlemesine görüşme yapılarak veriler toplanmıştır. Araştırmanın nicel kısmında; araştırmaya katılanların eğitim düzeylerinin artmasının gönüllü motivasyonunu artırdığı, gönüllülerin kendi inisiyatifleriyle gönüllü olmaya karar verdiği, sosyal ağlarını büyüten ve kariyer gelişimini sağlamayan etkinlerin gönüllü motivasyonunu artırdığı, gönüllük saatinin azalmasının genç gönüllülerin gönüllüğe ayırdıkları saat azaldıkça gönüllü motivasyonlarının artığı, yaşın gönüllü motivasyonuna etkisinin olmadığı ortaya konulmuştur. Araştırmanın nitel kısmında, gençlerin kamu kuruluşu olması nedeniyle gençlik merkezlerine duyduğu, gençlere gençlik merkezinde sunulan hizmetlerin ve imkanların gönüllerin gönüllü motivasyonlarını artırdığı, manevi tatmin olan çalışmaların gençlerin gönüllü motivasyonunu artırdığı ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: Gönüllülük, Gençlik Merkezleri, Gönüllü Motivasyonu
Ortaokul çağındaki çocuklarda teknoloji bağımlılığı, yalnızlık ve sosyal desteğin okul sosyal hizmeti bağlamında incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı ortaokul çağındaki çocukların teknoloji bağımlılığı, yalnızlık ve sosyal destek düzeylerini belirlemek; sosyodemografik değişenlerle aralarındaki ilişkiyi değerlendirmek, teknoloji bağımlılığı, yalnızlık ve algılanan sosyal destek düzeylerini okul sosyal hizmeti açısından incelemektir. Gereç ve Yöntem: Nicel kesitsel çalışma olan bu araştırmada tabakalama örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Burdur il merkezinde yer alan ortaokullarda okuyan 430 öğrenci oluşturmaktadır. Sosyodemografik bilgi formu, Dijital Bağımlılık Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Ucla Yalnızlık Ölçeği-KF katılımcılara yüz yüze uygulanmıştır. Veri analizinde t testi, ANOVA testinden yararlanılmış, anlamlı farklılık bulunduğunda hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Bonferroni post hoc testi uygulanmıştır. Teknoloji bağımlılığı, yalnızlık ve sosyal destek arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Algılanan sosyal destek ve yalnızlık ile dijital bağımlılık arasındaki ilişki ve bu ilişkide okulda sosyal ve psikolojik yardım kapsamında destek alma durumunun etkisini belirlemek amacıyla regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmada cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi ile teknoloji bağımlılığı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Yalnızlık ve algılanan sosyal destek düzeyi cinsiyete göre farklılaşmaktadır. Katılımcıların teknoloji bağımlılığı ölçek puanları yüksek bulunmuştur. Yalnızlık ile teknoloji bağımlılığı arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Regresyon analizi sonucuna göre algılanan sosyal destek ve yalnızlık ile teknoloji bağımlılığı arasındaki ilişkide okulda sosyal ve psikolojik yardım kapsamında destek almanın rolü "küçük etki" düzeyindedir. Sonuç: Teknoloji bağımlılığı ve yalnızlığın olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla yapılandırılmış psikoeğitim programlarının geliştirilmesi ve yaygın hale getirilmesi, ailelere yönelik teknoloji bağımlılığı ve güvenli teknoloji kullanımı ile ilgili farkındalıklarının arttırılması amacıyla eğitim programlarının düzenlenmesi, sosyal hizmetin özel bir alanı olan okul sosyal hizmetinin mevcut eğitim politikalarına entegre edilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Teknoloji bağımlılığı, yalnızlık, sosyal destek, okul sosyal hizmeti
Yaşlı bireylerin 6 Şubat depremleri sonrası yaşam deneyimleri: Diyarbakır ili örneği
Doğal afetler sonuçları itibariyle zorlayıcı yaşam olayları olarak ele alınmaktadır. Depremin olumsuz etkilerinin, depremi deneyimleyen her insanda görülebileceği düşünüldüğünde incinebilir gruplar arasında yer alan yaşlıların etkilenme düzeylerinin daha fazla olacağı tahmin edilerek bu çalışmada 6 Şubat depremlerini yaşamış, Diyarbakır merkezde yaşayan 60 yaş üstü yaşlı bireylerin deprem deneyimleri ele alınmıştır. Çalışmanın amacı yaşlıların deprem deneyimlerini ortaya koymak ve sosyal hizmet perspektifinden çözüm önerileri sunmaktır. Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşıma uygun olarak tasarlanan bu çalışmada 25 adet kısa cevaplı, 11 adet açık uçlu sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış olup 10 kadın, 9 erkek katılımcıyla derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan elde edilen veriler nitel veri analizi programı olan MAXQDA 24 ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda "Deprem Anında Yaşananlar, Deprem Sonrası Süreç, Yerel ve Merkezi Yönetimlere Yönelik Eleştiriler, Beklentiler ve Çözüm Önerileri" olmak üzere dört ana tema ortaya çıkmıştır. Tema ve kategorilerden yola çıkarak çalışmanın kuramsal temelini oluşturan ekosistem yaklaşımı, Max Neef'in ihtiyaçlar hiyerarşisi ve baskı karşıtı uygulama yaklaşımı çerçevesinde sonuç ve öneri kısımları oluşturulmuştur. Araştırmadan elde edilen verilere göre yaşlıların deprem anı ve sonrasında birçok sorunla karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Yaşlıların deprem deneyimiyle ilgili bu sorunlar, yaşlıların sosyo-demografik özellikleri, sağlık durumları, ekonomik sorunlar gibi özelliklerinin etkisiyle farklılaşmaktadır. Yaşlılar sağlık sorunlarından dolayı deprem anında gerekli kaçma davranışını gösterememiş, deprem sonrası süreçte barınma alanlarında uygun koşullarda konaklayamamış, yalnız yaşamanın hem deprem anı hem de deprem sonrasında olumsuz etkileriyle baş etmek zorunda kalmışlardır. Bu mücadelede yaşlıların aile ilişkileri, medeni durumları, sosyal rolleri gibi özellikler koruyucu bir faktör olarak bulunmuştur. Yaşlıların deprem deneyimlerine ilişkin yerel ve merkezi yönetimlere yönelik tedbir yetersizliği, denetim eksikliği, imar uygulamaları ve gerekli desteğin sağlanmamasıyla ilgili eleştiri ve depreme dayanıklı yaşlı dostu evler inşa edilmesine yönelik beklentilerinin olduğu ortaya çıkmıştır. Yaşlı nüfusun gelecekteki oranı da düşünüldüğünde hem genel düzeyde hem de doğal afetler özelinde yaşlı dostu politikaların yapılması gerekmektedir.
6 Şubat depremlerini yaşayan bireylerde travma sonrası stres bozukluğunu etkileyen değişkenler üzerine bir araştırma
Mevcut araştırma 6 Şubat 2023 depremlerinin merkez üssü olan Kahramanmaraş'ta travma sonrası stres bozukluğunu etkileyen belirsizliğe tahammülsüzlük, algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık değişkenlerinin birbirleriyle ve sosyodemografik özellikler ile ilişkisini araştırılmayı amaçlamıştır. Araştırmanın evreni 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremleri Kahramanmaraş ilinde ve ilçelerinde deneyimleyen ve veri toplama sürecinde Kahramanmaraş'ta yaşayan yetişkinlerdir. Araştırma kapsamında Sosyodemografik Form, DSM-5 için Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Toplam 348 kişiye ulaşılarak veriler IBM SPSS 29 programı ile analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılıma sahip olduğu kabul edilerek parametrik testler ile analizler yapılmıştır. Katılımcıların demografik özellikleri ile ölçek yanıtları bağımsız örneklemler t-testi ve tek yönlü varyans analizi ile incelenirken değişkenlerin birbirleriyle ilişkisi Pearson korelasyon analizi ile, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkisi ise doğrusal regresyon analizi ile incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre; kadınların, enkaz yaşantısı olanların, deprem sonrasında yakınlarını kaybedenlerin, deprem sonrasında başka bir şehre gidenlerin travma sonrası stres düzeyleri daha fazladır. Maddi durum seviyesi azaldıkça travma sonrası stres seviyesi artmakta, belirsizliğe tahammülsüzlük seviyesi artmakta ve algılanan sosyal destek seviyesi azalmaktadır. Erkeklerin psikolojik sağlamlık düzeyinin kadınlar daha yüksektir. Araştırma kavramları birbirleriyle pozitif ya da negatif yönlü ilişkilere sahiptir. Belirsizliğe tahammülsüzlük, algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık travma sonrası stres bozukluğunu yordamaktadır. Elde edilen bulgular alan yazın ışığında tartışılmıştır.
6 şubat depremlerinde görev alan sosyal çalışmacıların görev yerine dönüşü sonrası psikosoyal müdahale gereksinimi
Türkiye'de yaşanan afetlere bakıldığında, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat Depremleri, ülke tarihinin en yıkıcı depremleri olmuştur. Depremzedelerle gerçekleştirilen psikososyal destek hizmeti için birçok farklı alandan meslek elemanı görev yapmıştır. Bu meslek elemanlarından biri de sosyal çalışmacılardır. Deprem bölgesine görevlendirilen birçok meslek elemanı gibi sosyal çalışmacılar da psikososyal destek hizmetleri esnasında bazı sorunlarla karşılaşmışlardır. Bu bağlamda tezin konusunu, psikososyal destek hizmetleri vermek amacıyla deprem bölgesine görevlendirilen sosyal çalışmacıların görev yerlerine döndükten sonra yaşadıkları değişim ve psikososyal destek ihtiyaçları oluşturmaktadır. Buna göre tezin amacı, Hakkari'de görev yapan ve Adıyaman'a görevlendirilen sosyal çalışmacıların görev yerlerine döndükten sonra sosyal yaşamlarında, mesleki ilişkilerinde, ruh hali ve kişilik durumlarında yaşadıkları değişimi ve buna bağlı olarak psikososyal destek ihtiyacının ortaya konmasıdır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak 23 tane sosyal çalışmacı ile yapılan görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme tekniği uygulanmıştır. Altı adet açık uçlu soru yöneltilen katılımcıların, psikososyal destek hizmet ihtiyacının önemi ve gerekliliği incelenmiştir. Araştırma sonucunda; katılımcıların, görev dönüşü sosyal çevreleriyle ilişkilerinde zorlandıkları, uyum problemleri yaşadıkları, bazı durumlarda yalnızlaşma eğilimi gösterdikleri, görev yaptıkları kurum ya da kuruluşlara uyum sürecinde güçlükler yaşadıkları ve afet konusunda bilgi eksiklikleri yaşadıkları ortaya çıkmıştır. Ayrıca depremi kendilerinin de yaşama ihtimalini göz önünde bulunduran sosyal çalışmacılarda, ölüm korkusu ve sevdiklerini kaybetme korkusu ile yüzleşmek durumunda kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır.
Yaşlılarda teknoloji kullanımının toplumsal hayata katılıma ve başarılı yaşlanmaya etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı yaşlıların teknoloji kullanımının toplumsal hayata katılıma ve başarılı yaşlanmaya etkisinin incelenmesidir. Araştırma nicel desende ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşlı refahı alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına üye olan 65 yaş üstü bireyler oluşturmuş olup 191 katılımcı ile araştırma tamamlanmıştır. Veri toplamak amacıyla literatür taramasına dayanarak hazırlanan sosyodemografik soru formu, Başarılı Yaşlanma Ölçeği, Toplumsal Yaşama Katılım Envanteri ve Teknoloji Kullanım Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 22.0 programında uygun istatistik yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların %55,5'i kadındır, %62.3'ü evlidir, %80,1'nin çocuğu vardır. Ortalama yaş 69.56±6.118'dir. %39.3'ü üniversite mezunudur ve %22.5'i tam zamanlı olarak çalışmaktadır. %82.7'si ailesiyle beraber yaşamakta olup %61.8'i en uzun süre kentte yaşamını sürdürmüştür. Katılımcıların %95.29'unun teknolojik cihazı, %90.1'inin internete erişimi ve %57.6'sının en az bir sosyal medya hesabı vardır. %40.8'i günde 1-3 saat arası internet kullandığını ifade etmiştir. Katılımcıların Toplumsal Yaşama Katılım Envanteri puan ortalaması 4.32 ± 3.26 olup ortalamanın altında skorlar elde ettikleri tespit edilmiştir. Başarılı Yaşlanma Ölçeği puan ortalaması 53.42 ± 11.10 olup, skorlar ortalamanın üzerindedir. Teknoloji Kullanım Ölçeği puan ortalaması 37.24 ± 9.08 olarak belirlenmiş ve bu puanların ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Teknoloji kullanım ölçeği puanları ile başarılı yaşlanma ölçeği puanları arasında pozitif yönlü korelasyon bulunmaktadır. Teknoloji kullanım ölçeği puanları ile toplumsal yaşama katılım envanteri puanları arasında anlamlı istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Sonuç olarak yaşlıların teknoloji kullanımının teşvik edilmesinin başarılı yaşlanma üzerinde olumlu etkiler yaratabileceği görülmektedir. Başarılı yaşlanma sürecinde yaşlılar ile teknoloji arasında uyum çalışmalarının sağlanmasında sosyal hizmet müdahalelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Yaşlı dostu teknolojik donanım ve yazılımların geliştirilmesinde ve yaşlıların teknolojik gelişmelere adapte edilmesinde sosyal hizmet uzmanlarının danışman, eğitici ve kaynak geliştirici roller üstlenmesi önerilebilir.
Ebeveynlerin anne-babalarına bağlanma stillerinin ihmal istismar farkındalığına etkisinin sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesi
Çocuk ihmal ve istismarı gerek sosyal hizmet literatüründe gerekse toplumumuzda çok önemli bir yere sahip, sıkça karşılaşılan ve çocuklar üzerinde sosyal, psikolojik ve davranışsal birçok etkisi bulunan bir durumdur. Maruz kalınan ihmal veya istismarın etkileri kısa dönemde çocuklukta ortaya çıkabileceği gibi uzun dönemde yetişkinlikte de ortaya çıkabilir ve bu etkiler yaşam boyu kendisini gösterebilir. İhmal ve istismarın etkilerinin ciddiyeti göz önüne alındığında, çocukların sağlıklı ve topluma uyum sağlayabilen bireyler olarak yetişmesinde en önemli role sahip ebeveynlerin ihmal ve istismar konusundaki farkındalıkları önem taşımaktadır. Çocukluğunda anne ve babasına güvenli bağlanma kuramayan kişilerin ihmal veya istismara uğrama riskleri bulunmaktadır. Bireylerin ebeveynleriyle kurmuş oldukları bağlanma stillerinin, ileriki yaşlarında çocuk sahibi olduklarında ihmal istismar farkındalıklarına ne gibi etkisinin olabileceğinin araştırılması çalışmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu çalışmada, 0-6 yaş çocuğa sahip ebeveynlerin anne-babalarına bağlanma stillerinin ihmal istismar farkındalığına etkisi sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmiştir. Nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiş olan çalışmada amaçlı örnekleme yöntemlerinden kartopu tekniği kullanılmıştır. Veriler, sosyodemografik veri formu, Ana-Babaya Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) ve Ebeveynlerin Çocuk İhmali ve İstismarı Farkındalık Ölçeği (EÇİFÖ) ile Google Forms üzerinde oluşturulan veri toplama formuna gönüllü olarak katılmayı kabul eden 281 ebeveyn sayesinde elde edilmiştir. Veriler Excel'de düzenlenip IBM SPSS 25.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların çoğunluğunu; kadınlar (%67,3), evli bireyler (%95) ve üniversite mezunları (%66,5) oluşturmaktadır. Yaş ortalaması 34,25 olan katılımcıların yarısından fazlası 10.000₺ ve üstü gelire (%55,5) ve tek çocuğa sahip (%54,4) ebeveynlerdir. Ebeveynlerin çoğunluğu ihmal istismar konusunda eğitim almamış (%77,2), istismar (%82,6) ve ihmale (%77,6) uğramadığını belirtmiş kişilerdir. Elde edilen bulgular incelendiğinde kadınların farkındalığı daha yüksek bulunmuştur. Ebeveynlerin yaşları arttıkça farkındalıkları düşmektedir. Üniversite mezunu ebeveynlerin farkındalıklarını yüksek olduğu tespit edilmiştir. Katılımcılarının çocuklarının sayısı arttıkça farkındalıklarının azaldığı görülmüştür. İhmal istismar konularında eğitim almış olan ebeveynlerin farkındalıkları yüksek bulunmuştur. İstismar veya ihmale maruz kaldığını belirten ebeveynlerin farkındalıkları yükselmektedir. Ayrıca gelir düzeyi yüksek olan ebeveynlerin annelerine bağlanma düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Üniversite mezunu ebeveynlerin anneleri ve babalarına yüksek düzeyde bağlanma gerçekleştirdiği belirlenmiştir. Çocukluğunda istismara veya ihmale maruz kaldığını belirten ebeveynlerin hem annelerine hem babalarına bağlanma düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırmanın probleminin çıkış noktasına geldiğimizde ise ebeveynlerin çocuk ihmal ve istismarı farkındalık ölçeği ile anne babaya bağlanma ölçeğinin anne ve baba formu arasında negatif yönlü ilişki saptanmıştır ancak anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anne babaya bağlanma ölçeğinin anne ve baba formu arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ebeveynlerin annelerine yönelik bağlanma düzeyleri arttıkça babalarına yönelik bağlanma düzeylerinin de arttığı belirlenmiştir. Çalışmanın bulguları, anne ve babaya bağlanmada ebeveynlerin birlikteliğinin önemini ve ihmal istismar farkındalığının oluşmasında ise eğitimin ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk ihmali, çocuk istismarı, bağlanma kuramı, farkındalık, sosyal hizmet.
Askerler ve eşlerinin evlilik deneyimlerinin sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesi
Biyopsikososyal etkileri oldukça fazla olan askerlik mesleği, askeri personelin ve yakın çevresinin yaşamlarını farklılaştırmaktadır. Askerler ve eşlerinin yaşadıkları güçlüklerin neler olduğunu ele alan çalışmalar bulunmakla birlikte, günümüzde asker ailelerin yapısının ve evlilik deneyimlerinin nasıl olduğunu sosyal hizmet bakışıyla inceleyen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çıkış noktasıyla oluşturulan çalışma, askerler ve eşlerinin evlilik deneyimlerinin nasıl olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemi ile tasarlanan araştırmada, askerlik mesleğini aktif olarak yerine getirmekte olan askerler ve eşleri olmak üzere 18 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilen bilgiler, içerik analizi yöntemiyle literatür bilgileri ışığında çözümlenerek yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda elde edilen bilgiler doğrultusunda, kadın asker eşleri için evlilik korku, kaygı, sınırlı iş imkanı, aşırı sorumluluk; erkek partner için güven, arkadaşlık, iş yaşamından kaynaklı belirsizlikleri içeren bir kavram olarak tanımlanmaktadır. Rol ve sorumlulukların dağılımına bakıldığında çiftlerde çoğunlukla toplumsal cinsiyet temelli eş algıları ve ev içi görev dağılımı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kadın partner ev içi görevler, çocuk bakımı alanlarından sorumluyken erkek partner gelir getirici, bütçe planlaması, otorite rollerine sahip olmakta ve ebeveynlik erkek partnerler için ikinci planda yer almaktadır. Çiftlerin boş zaman aktivitelerinin görev yeri, ebeveynlik sorumluluğu gibi sebeplerden sınırlı olduğu, birlikte vakit geçirme yöntemlerinde sosyal alanlarda bulunma, arkadaş ziyaretleri gibi faaliyetlerin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Eş ilişkilerinde ağırlıklı olarak iş yoğunluğundan kaynaklı tartışmalar yaşadıkları, iş yaşamının özellikle kadın askerlerin özel yaşamında olumsuz etkilerinin olduğu, çiftlerin tartışmalarının sözlü tartışmalar olduğu, tartışma sırasında kadın partner sessiz, konuyu kapatma eğilimine sahipken erkek partnerin sinirli, tahammülsüz olabildiği; tartışmaların yok sayma, erteleme, konuşma gibi yollarla çözümlendiği bilgilerine ulaşılmıştır. Çiftlerin ağırlıklı olarak mesleki sebeplerden ve geçmiş travmatik deneyimlerden kaynaklı psikososyal destek ihtiyacının bulunduğu ve askerlik mesleğini yakın çevre tavsiyesi, ekonomik kaygılar, milliyetçilik duygusu gibi sebeplerden tercih ettikleri sonuçlarına ulaşılmıştır. Asker aileler ile gerçekleştirilecek çalışmalarda; kadın ve erkek partnerin rol ve sorumluluklarının dağılımı, partnerlerin eş ve evlilik algıları gibi unsurların evliliklerin işlevselleştirilmesi adına üzerinde durulması gereken önemli konu başlıkları olduğu düşünülmektedir. Buradan hareketle, askeri sosyal hizmetin ve bu alanda multidisipliner olarak gerçekleştirilecek müdahalelerin ordu personeli ve yakın çevresi için farkındalık ile koruyucu önleyici müdahaleler geliştirme adına oldukça önemli bir ihtiyaç olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Tip 1 diyabetli ergenlerin diyabet bakımında ebeveyn izlemi ile diyabetin aileye etkisinin sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesi
Bu çalışma tip 1 diyabetli ergenlerin tedaviye uyumunun ve metabolik kontrollerinin sağlanmasında etkili olan ebeveynlerin bu sorumluğu gerçekleştirirken hangi durumlarla karşılaştığını belirlemek ve bu durumların farkında olarak diyabet takibinin yapılmasını sağlamak amacıyla tip 1 diyabetli ergenlerin diyabet bakımında ebeveyn izlemi ile diyabetin aileye etkisi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma türlerinden biri olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma grubunu belirlemede olasılıksız belirleme yöntemlerinden kolayda örnekleme yöntemi kullanılmış olup, 12-18 yaş arasında ve en az 6 aydır tip 1 diyabet hastası olan çocuğa sahip 214 ebeveynle çalışma yapılmıştır. Araştırmamızda veri toplamak amacıyla "Ergen ve Aile Bilgi Formu", "Diyabetin Aileye Etkisi Ölçeği" ve "Tip 1 Diyabetli Adölesanlarda Ebeveyn İzlemi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmaya 214 ebeveyn katılım sağlamıştır. Araştırmaya konu olan tip 1 diyabetli ergenlerin cinsiyetlerinin %49,1'i kız ve %50,9'u erkektir. Ergenlerin %66,8'i 24 ay ve üzeri, %23,4'ü 12-24 ay ve %9,8'i 6-12 ay arası süreli diyabet hastası olup, %14'ünde insülin pompası bulunurken, %86'sında insülin pompası bulunmamaktadır. Ergenlerin %73,8'i çekirdek aile, %15,9'u geniş aile, %10,3'ü tek ebeveynli aileye sahiptir. Ailelerin %95,3'ü diyabet eğitimi alırken, %4,7'si herhangi bir diyabet eğitimi almamıştır. Ailelerin %12,1'i psikolojik destek alırken, %87,9'u herhangi bir psikolojik destek almamıştır. Diyabetin aileye etkisi toplam puanı ile diyabet bakımında ebeveyn izlemi arasında %20 düzeyinde zayıf, pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki vardır (r = ,205 p = ,001). Diyabetin aileye etkisi ile ailenin diyabeti izleme arasındaki R2: 0.042 olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucuna göre diyabetin aileye olumsuz etkisi arttıkça ebeveyn izlem düzeyi artmakta ve aralarında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Ergen ve ebeveynlerin karşılaştıkları psikososyal ve sosyoekonomik problemlerin üstesinden gelebilmeleri için sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmelerinin ve uygun sosyal hizmet müdahalelerinin kullanılmasının diyabetli ergen ile ailesinin diyabetten daha az etkilenmesini sağlayacağı düşünülmektedir.
Kadın mültecilerin ayrımcılık deneyimleri: Sivil toplum örgütlerinde çalışan profesyonellerin gözünden bir değerlendirme
Göç, insanların yaşamlarını idame ettirdikleri yerlerden isteğe bağlı veya zorunda kalarak ayrılmalarını ve sonrasında yaşanan fiziksel, psikolojik, çevresel değişimlerin bütününü ifade etmektedir. Göç sürecinde yaşanan yoğun hareketlilik beraberinde çeşitli sorunları da getirmektedir. Var olan sorunları göç sürecinde kadınlar, erkeklere oranla daha fazla yaşamaktadır. Göç sürecinde yaşanılan sorunların en başında toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ayrımcılık ve fırsat eşitsizliği yer almaktadır. Bütüncül bir bakış açısıyla sorunlar incelendiğinde ayrımcılık, sorunların bütününde yer alarak yıllardır varlığını sürdürmektedir. Bu araştırmanın amacı, kadın mültecilerin ayrımcılık deneyimlerinin sivil toplum örgütlerinde çalışan profesyonellerin gözünden değerlendirilmesidir. Araştırma kapsamında sivil toplum örgütlerinde görev yapan profesyonellerin, kadın mültecilerin yaşamış oldukları ayrımcılık sorunlarının çözümüne yönelik ne gibi faaliyetler gerçekleştirdikleri incelenmiştir. Profesyonellerin sorunların çözümünde hangi kaynakları kullandıkları araştırılmış ve çözüm süreçlerinde ne kadar etkili olduklarına odaklanılmıştır. Bu çalışma, nitel araştırma modellerinden fenomenolojik desenle oluşturulmuştur. Araştırmanın verileri yarı yapılandırılmış görüşme formları ve derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Görüşmelere katılım sağlayan bireylerin tamamı gönüllülük esasına uygun olarak, sivil toplum örgütlerinde kadın mülteci alanında çalışmakta olan sosyal hizmet uzmanı, psikolog, avukat, sosyologların katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda 17 katılımcı ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Verilerin değerlendirilme aşamasında Nvivo 10 programı kullanılarak, katılımcılardan elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle temalar oluşturularak yorumlanmıştır. Araştırma verileri "Mültecilere Yönelik Ulusal ve Uluslararası Düzeyde Hizmet ve Politikaların Değerlendirilmesi", "Kadın Mülteciler Özelindeki Ulusal ve Uluslararası Düzeyde Hizmet ve Politikaların Değerlendirilmesi", "Kadın Mültecilerin Yaşadığı Sorunlar ve Ayrımcılık" ve "Kadın Mültecilere Yönelik Ayrımcılıkla Mücadelede Sivil Toplumun Rolü" olmak üzere 4 ana tema ve 17 alt başlıktan oluşmaktadır. Çalışma kapsamında göç alanına dair sözleşmelerin içeriklerinin yeterince iyi olduğu fakat uygulanabilirlik açısından çok sıkıntı yaşandığı ve uygulanabilirlik konusunun ise denetimsizliğe dayandırıldığı ortaya konulmuştur. Genel anlamda Türkiye'deki mültecilere yönelik sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerinin, devletin yetişemediği veyahut hızlı bir şekilde cevap veremediği ihtiyaçlara, sorunlara cevap verdiğine ulaşılmıştır. Kadın mültecilerin göç öncesi, göç sırasında ve göç ettikleri yerlerde sorun yaşadıklarında başvurabilecekleri, haklarını arayabilecekleri çeşitli sözleşmeler, yasalar bulunduğu fakat bu yasa ve sözleşmelerin kapsayıcılığının olmadığı düşünülmektedir. Sivil toplum örgütlerinin kadın mültecilere yönelik ayrımcılığın azaltılması veyahut ortadan kaldırılmasına yönelik yaptıkları faaliyetlerin ve mücadelenin yeterli olmadığı kanısına varılmıştır. Bu bağlamda ulaşılan sonuçlar, önerilerle iç içe geçirilerek kamu alanı, sivil toplum alanı, meslek elemanları/uygulayıcılar başlıkları altında ele alınmıştır. Araştırmanın sonuçları politika yapıcılar, sivil toplum örgütleri/çalışanları, akademisyenler ve mülteci hakları savunucularının dikkatine sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Mülteci, Kadın Mülteci, Ayrımcılık, Sivil Toplum Örgütleri
Yapay zekânın sosyal hizmete etkisinin öğrencilerin gözünden SWOT analizi çerçevesinde değerlendirilmesi
Yapay zekâ, belirli görevleri yerine getirmek için insan zekâsını taklit eden ve topladığı bilgileri yineleyerek kendisini geliştirebilen sistemlerdir. Yapay zekâ yaşamın her alanında gün geçtikçe daha fazla kullanılmaya başlamıştır. Sosyal hizmet de insanın olduğu her yerde uygulamalar yapan, sorun çözmeyi ve gereksinimleri karşılamayı amaç edinen bir meslek olmasından dolayı yapay zekâ uygulamaları ile doğrudan veya dolaylı olarak karşılaşmaktadır. Yapay zekâ uygulamalarını gelecekte en fazla kullanacak olan grup, bu mesleği yapacak olan bugünün sosyal hizmet öğrencileridir. Bu araştırmanın amacı, sosyal hizmet öğrencilerinin yapay zekânın sosyal hizmet mesleğine etkisine yönelik görüşlerinin güçlü ve zayıf yönler, fırsat ve tehditler (SWOT) analizi çerçevesinde incelenmesidir. Bu çalışma nitel araştırma modelinde tasarlanmış ve verilerin toplanmasında odak grup tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu A, B ve C olarak isimlendirilen üç farklı odak gruba yerleştirilen 29 sosyal hizmet öğrencisi oluşturmuştur. Katılımcıların 8'i erkek, 21'i kadındır; yaşları 20 ve 39 arasında değişmektedir. Çocuk refahı, tıbbi sosyal hizmet, sosyal yardım, yaşlılık, engellilik, aile refahı ve göç gibi alanlarda staj yapmışlardır. Veriler A, B ve C grupları ile dört farklı oturum yapılmak üzere toplam on iki odak grup görüşmesiyle elde edilmiştir. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik soru formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Zoom platformu üzerinden yapılan görüşmeler ses kaydına alınmış ve kayıtlar Microsoft Word dokümanlarına çevrilmiştir. Elde edilen veriler MAXQDA 2022 programına aktarılmış ve kodlamada SWOT analizi ile ilişkili çerçeve esas alınmıştır. Bulgular güçlü ve zayıf yönler, fırsatlar ve tehditler olmak üzere dört ana tema çerçevesinde oluşturulmuştur. Güçlü yönler verimlilik, inovasyon ve bilgiye erişim alt temalarını; zayıf yönler kullanıcıya dair karakteristikler, yapay zekâya dair şüpheler, duygusal olarak yetersizlik, yapay zekânın sosyal hizmet müdahalesi yapamaması alt temalarını; fırsatlar müracaatçı açısından fırsatlar, sosyal hizmet uzmanları açısından fırsatlar ve sosyal hizmet eğitimi açısından fırsatlar alt temalarını ve tehditler etik hassasiyetler, iş gücü, insan davranışı alt temalarını içermektedir. Araştırma sonuçları sosyal hizmet öğrencilerinin yapay zekanın sosyal hizmet alanında hız, verimlilik, inovasyon, risk analizi, kanıta dayalı uygulama yapma gibi açılardan faydalı olabileceğini düşündüklerini göstermektedir. Yapay zekanın duyguları anlayamaması, empati yapamaması, beden dili kullanmaması gibi özellikleri zayıf yönler olarak değerlendirilmiştir. Yapay zekanın sosyal hizmet eğitiminde vaka simülasyonlarına olanak sağlaması, müracaatçıların gereksinimlerine uygun olarak yazılım ve donanımların geliştirilebilmesi, karar desteği ve süpervizyon sunması gibi özellikler fırsatlar olarak görülmüştür. Tehditler açısından ise yapay zekanın müracaatçının gizliliği ve güvenliği, biricikliğin ihlali, eşitsizliği arttırma riski gibi konularda etik ihlaller yaratabileceği ve işsizliği arttırabileceğiyle ilgili düşünceler ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, yapay zekâ eğitimlerinin sosyal hizmet müfredatına eklenmesi, yapay zekâ okuryazarlığının arttırılması, sosyal hizmet uzmanlarının yapay zekâ kullanımının desteklenmesi, yapay zekâ ve sosyal hizmet arasındaki hassas dengenin korunması için etik kuralların ve standartların geliştirilmesi, bu alanda disiplinler arası çalışmaların teşvik edilmesi, müracaatçı merkezli yapay zekâ uygulamalarının oluşturulması önerilebilir.
Türkiye'deki çocuk koruma sisteminin sivil toplum kuruluşlarında çalışan profesyoneller gözünden değerlendirilmesi
Çocukların korunması toplumda her bireyin ve kurumun sorumluluğudur. Bu sorumluluğun önemli bir kısmını ise sivil toplum kuruluşları üstlenmektedir. Sivil toplum kuruluşları, çocukların korunması için yürüttüğü çalışmalar ile bir kalkan ve bir umut ışığı olarak her bir çocuğun hayatlarını iyileştirme ve gelişme şansını artırmaktadır. Bu araştırmanın amacı çocuk koruma alanında çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarında çalışan profesyonellerin kendi rollerini, verilen hizmetlerin yeterlilik düzeylerini ve gereksinimlerini ortaya çıkarmaktır. Araştırma kapsamında Türkiye'de çocuk koruma alanında çalışmalar yapmakta olan on sivil toplum kuruluşunda en az bir yıldır görev yapan; beş sosyal hizmet uzmanı, beş psikolog, altı avukat ve dört psikolojik danışman olmak üzere; yirmi profesyonel ile yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan analiz sonucu beş ana tema oluşturulmuştur. Profesyoneller, sivil toplum kuruluşlarının çocuk koruma alanındaki rolünün kamu hizmetleri ile iş birliği içerisinde sunulması gerektiğini, sivil toplum kuruluşlarının bu noktada bağlantı kurucu rolü ile ön plana çıktığını ifade etmişlerdir. Sivil toplum kuruluşlarının kamu kurumları ile koordinasyon halinde olması durumunda inisiyatiflerinin gelişeceğini ve farklı kaynaklara erişebileceklerini; bu durumun da sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının daha etkin hale geleceğini de belirtmişlerdir. Profesyoneller; Türkiye'de çocukların en sık karşılaştığı sorunları yoksulluk, eğitime erişim eksikliği, geleneksel ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği, aile içi şiddet, küçük yaşta evlilik ve çocuk işçiliği olduğunu belirtmişlerdir. Yasa ve yönetmeliklerin yeterli olduğunu ancak bunların uygulanması noktasında bazı eksikliklerin bulunduğunu ve denetlenmenin gerekliliğini vurgulamışlardır. Aynı zamanda profesyoneller tarafından bu alanda çalışan meslek elemanlarının az olduğu; uzmanlaşmış personelin yetiştirilmesinin önemi de ortaya konulmuştur. Çocuk koruma alanında yaşanan sorunların çözümü için kamu sivil toplum ortaklığının inşa edilmesi; yasal düzenlemelerin eksiksiz uygulanması, yeterli sayıda meslek elemanı çalıştırılması ve yetkin kişilerin istihdamının sağlanması gereklidir.
Göçmenlerin cinsel sağlık ve üreme sağlığı: Sosyal hizmet uzmanlarının perspektifinden bir değerlendirme
Bu araştırma, Türkiye'de göçmenlerle çalışan sosyal hizmet uzmanlarının, göçmenlerin cinsel sağlık ve üreme sağlığı alanındaki deneyimlerini ve perspektiflerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nitel araştırma modeli çerçevesinde fenomenolojik yaklaşım temelinde tasarlanmıştır. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik soru formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, kamu, belediye ve sivil toplum kuruluşlarında görev yapan ve göçmenlerle çalışan 25 sosyal hizmet uzmanı oluşturmaktadır. Katılımcıların 16'sı kadın, 9'u erkektir; yaşları 24 ile 50 arasında değişmektedir. Görüşmeler çevrimiçi olarak Zoom ve Google Meet platformları üzerinden gerçekleştirilmiş, katılımcı onamı alınarak ses kaydına alınmış ve Microsoft Word belgelerine dönüştürülmüştür. Elde edilen veriler MAXQDA 2024 programına aktarılmış ve betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular üç ana temada toplanmıştır. İlk tema, uzmanların çalıştıkları göçmen grupları ve bu grupların karşılaştığı CSÜS temelli sorunlara odaklanmaktadır. İkinci tema, sosyal hizmet uzmanlarının bilgi, beceri ve kurumsal sınırlılıklar karşısında geliştirdikleri deneyim ve stratejileri ele almaktadır. Üçüncü tema ise, hizmet kalitesini artırmaya yönelik önerileri kapsamaktadır. Bu öneriler arasında müfredat geliştirme, süpervizyon mekanizmalarının güçlendirilmesi ve ana dilde bilgi materyalleri hazırlanması öne çıkmaktadır. Araştırma, sosyal hizmet uzmanlarının CSÜS alanındaki ihtiyaçlarının yalnızca bireysel değil, aynı zamanda kurumsal ve yapısal boyutlarda da ele alınması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu çalışma, göçmenlerle çalışan uzmanların mesleki kapasitelerinin artırılmasına ve sosyal hizmet eğitimine katkı sunmayı hedeflemektedir. Anahtar kelimeler: Cinsel sağlık, üreme sağlığı, göçmenlerle sosyal hizmet, göç ve sosyal hizmet
Sosyal hizmet öğrencilerinin, uzmanlarının ve akademisyenlerinin öz şefkate yönelik bakış açıları ve deneyimleri
Öz şefkat, bireyin kendisine yönelik yargılayıcı ve eleştirel tutumlar yerine anlayışlı, nazik ve kabul edici bir yaklaşım benimsemesidir. Öz şefkat, özellikle sosyal hizmet öğrencileri, uzmanları ve akademisyenleri açısından hem kişisel iyilik hallerini sürdürmek hem de müracaatçılarla yürütülen müdahale süreçlerinde etkili bir şekilde kullanılmak üzere önemli bir kavramdır. Buna karşın ulusal sosyal hizmet literatürüne bakıldığında öz şefkate yönelik sınırlı sayıda çalışma olduğu görülmektedir. Nitel desende tasarlanan bu araştırma, bir kavram ve uygulama pratiği olarak öz şefkatin sosyal hizmet öğrencileri, uzmanları ve akademisyenleri tarafından bilinirlik ve farkındalık durumunun ele alınmasını ve sosyal hizmet uygulamalarında kullanım pratiğinin ortaya konulmasını amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, hazırlanan soru formu aracılığıyla, görüşme tekniği kullanılarak 12 sosyal hizmet lisans öğrencisi, 12 sosyal hizmet uzmanı ve 7 akademisyenden oluşan toplam 31 katılımcı ile bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler çevrimiçi ya da yüz yüze yapılmış olup katılımcının onayı doğrultusunda kayıt altına alınmıştır. Görüşmelerden elde edilen kayıtlar deşifre edilerek MAXQDA 2024 programı aracılığıyla analize tabi tutulmuştur. Katılımcılardan elde edilen bulgular doğrultusunda dört ana tema belirlenmiştir. Birinci temada, katılımcıların öz şefkat kavramının teorik altyapısına dair görüşleri bulunmaktadır. İkinci temada, katılımcıların öz şefkat kavramının insan yaşamındaki önemine yönelik paylaşımları ele alınmaktadır. Üçüncü tema, katılımcıların öz şefkati kendi yaşamlarında nasıl deneyimlediklerine ve bu kavramla olan kişisel ilişkilerine dair değerlendirmelerini içermektedir. Son temada ise katılımcı ifadelerinden hareketle, sosyal hizmet disiplini ve öz şefkat arasındaki ilişkiyi ele alan bulgular yer almaktadır. Araştırma bulgularına göre, öz şefkat kavramının sosyal hizmet disiplini içerisinde yeterince yer bulamadığı ve kuramsal ya da uygulamalı düzeyde kapsamlı bir biçimde ele alınmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öz şefkatin kuramsal ve uygulamalı düzeyde sosyal hizmet alanına entegrasyonu desteklenmelidir.
Huzurevı̇ndeki yaşlılarla yapılan sosyal grup çalışmasının yaşlıların ruh sağlığına etkisi
Yaşlılık dönemi, fiziksel, psikolojik, sosyal ve kültürel değişimleri içeren bir dönemdir. Yaşlılık döneminde bireyler fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan birçok değişime uğramaktadır. Bu değişimlerden en önemlisi ise psikolojik alanda gerçekleşmektedir. Yaşlı bireyler yalnızlık, eş ve arkadaşların kaybı, fiziksel değişimlere uyum sağlama gibi sorunlarla karşılaşabilmekte ve bu durum da onların psikolojik iyi olma halini etkilemektedir. Bu nedenle yaşlılara uygulanan psikososyal müdahaleler onların psikolojik durumlarını iyileştirmek için son derece önemlidir. Bu kapsamda bu araştırmada huzurevinde kalan yaşlı bireylere yönelik bir grup çalışması uygulanmış ve bu grup çalışmasının yaşlıların depresyon ve psikolojik iyi oluş düzeylerine etkisi ele alınmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek için yaşlı bireylerle grup odaklı sosyal hizmet müdahalesi gerçekleştirilmiştir. Grup çalışması haftada iki gün ve toplamda 10 oturum sürmüştür. Gerçekleştirilen grup çalışmasının öncesi ve sonrasında "Geriatrik Depresyon Ölçeği" ve "Yaşlılarda Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Grup çalışmasının sonunda ölçeklerden alınan ön test ve son test puanları SPSS programı aracılığı ile değerlendirildiğinde anlamlı bir farklılık bulunduğu, grup çalışmasının yaşlıların depresyon seviyelerini azalttığı ve psikolojik iyi oluş düzeylerini geliştirdiği gözlemlenmiştir. Bu sonuçların yanında üyelerin vermiş olduğu geri bildirimler değerlendirildiğinde de grup çalışmasının depresyonu azaltıcı bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Bu çalışmaya benzer şekilde yaşlı bireylerin psikolojik iyi olma hallerini destekleyecek grup temelli psikososyal müdahalelerin yaygınlaştırılması yaşlı bireylerin refahına katkı sağlayacaktır.
Tek ebeveynli koruyucu ailelerin deneyimleri
Bu araştırma, Türkiye'de tek ebeveynli koruyucu ailelerin deneyimlerini anlamayı, bu ailelerin koruyucu aile olma motivasyonlarını, süreçte karşılaştıkları sistemsel zorlukları ve destek mekanizmalarına ilişkin algılarını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, çocuk koruma sisteminde giderek daha önem kazanan ancak literatürde sınırlı biçimde incelenen tek ebeveynli koruyucu ailelik olgusunu görünür kılmaya katkı sağlamayı hedeflemiştir. Araştırma nitel yöntemle yürütülmüş, 15 tek ebeveynli koruyucu aileyle yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar "K1–K15" kodlarıyla tanımlanmış, elde edilen veriler tematik analiz tekniğiyle çözümlenmiştir. Bulgular, "koruyucu aileliğe karar verme süreci", "koruyucu aile olma süreci" ve "koruyucu aile olduktan sonraki süreç" başlıkları altında yapılandırılmıştır. Katılımcıların çoğu, çocuk sahibi olma isteği, yaşama anlam katma ve çocuklara dokunma arzusu gibi içsel motivasyonlarla koruyucu aile olmaya karar verdiklerini belirtmiştir. Ancak uygulamada mevzuatın yetersizliği, taraflara yönelik hak–yetki–sorumluluk sınırlarının belirsizliği ve toplumsal bakış açısının etkileri önemli sistemsel sorunlar olarak öne çıkmıştır. Araştırma, koruyucu ailelik sisteminin amacındaki süreli yapısı ile uygulamadaki süresiz yapısı arasındaki uyumsuzluğu ortaya koymuştur.Katılımcılar, koruyucu aileliğin kendilerine yaşam anlamı kazandırdığını ve çocuğun gelişiminde aktif rol almanın kişiliklerinde dönüştürücü bir deneyim yarattığını vurgulamıştır. Tüm zorluklara rağmen, "bugün olsa yine yaparım" duygusu katılımcıların tamamında ortak bir kararlılık olarak öne çıkmıştır.Araştırmanın sonuçları, tek ebeveynli koruyucu ailelerin çocuk koruma sisteminde hem nitelik hem de sorumluluk açısından önemli bir boşluğu doldurduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, mevcut mevzuatın yetersiz yapısı ve destek mekanizmalarının sınırlılığı bu potansiyelin tam olarak değerlendirilememesine yol açmaktadır. Bulgular, yalnızca tek ebeveynli koruyucu ailelere değil, sistemin bütününe ilişkin yapısal sorunları da ortaya koymaktadır. Çocuğun yüksek yararını esas alan bir sistem için, mevzuat yenilenmeli; koruyucu aile ve biyolojik ailenin hak ve sorumlulukları açık biçimde tanımlanmalı, taraflara yönelik güçlendirici çalışmalar yürütülmeli ve çocuğun bireysel ihtiyaçlarına göre en uygun aile temelli yerleştirme planları yapılmalıdır.Bu düzenlemeler, sistemin bütüncül, adil ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Koruyucu aile, tek ebeveynli koruyucu aile, sosyal hizmet,korunma ihtiyacı olan içinde olan çocuk.
Koruma ve bakım altında olan ergenlere yaşam becerileri kazandırılması "Grup odaklı sosyal hizmet müdahalesi örneği"
Çocuklar aile içi sorunlar, ebeveynlerin fiziksel ve psikolojik sorunlarının varlığı, ebeveynlerinin birisinin ya da her ikisinin ölümü, ihmal ya da istismar, ekonomik sorunlar, çocuk yaştaki evlilikler, ebeyvenleri tarafında terk edilmesi gibi pek çok sepebten ötürü korunmasız hale gelmektedir. Koruma altındaki çocukların karşılaştıkları sorunların çözümünde sosyal hizmet müdahaleleri hayati önem taşımaktadır. Bu araştırma kapsamında, 13-18 yaş arası kurum bakımı altında olan erkek ergenlere yaşam becerisi kazandırılması ve böylelikle ergenlerin güçlendirilmesi konusunda gruplarla sosyal hizmet müdahelesi yönteminin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırma, müdahale araştırması olarak planlanmıştır. Grup odaklı sosyal hizmet müdahelesi haftada iki gün ve toplamda on iki oturum süresince gerçekleştirilmiştir. Grup odaklı sosyal hizmet müdahalesiyle öncesinde ve sonrasında "Yaşam Becerileri Ölçeği" uygulanmış ve ergenlerin gruplarla sosyal hizmet müdahalesi öncesi ve sonrasında aldıkları puanlar karşılaştırılarak yaşam becerilerinde meydana gelen değişimlere bakılmıştır. Yapılan ön test ve son test puanlarına bakıldığında yapılan grup odaklı sosyal hizmet uygulamaları sonucu en olumlu değişim karar verme/problem çözme yaşam becerisinde olmuştur. En az gelişim gösterilen yaşam becerisi ise kişiler arası ilişki yaşam becerisi olarak gözlemlenmiştir. Ayrıca, ergenlerin, öfke kontrol yaşam becerisi ve stresle başa çıkma yaşam becerisi kazanımı ve güçlendirilmesinde de olumlu değişimler gösterdikleri ölçülmüştür. Bu sonuçların yanında, ergenlerin diğer yaşam becerilerini de geliştirerek grup sürecinden fayda sağladıkları gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Koruma ve Bakım Altında Olan Çocuk, YaĢam Becerileri ve Grup Odaklı Sosyal Hizmet Müdahalesi
Evden kaçan ve Ankara ilinde kurum bakımında olan ergenlerin evden kaçma öykülerinin incelenmesi
Ergenlik dönemi gelişim sürecinin önemli bir geçiş dönemini oluşturmaktadır. Bu dönemde alınan kararlar, gerçekleştirilen davranışlar ve yapılan tercihler bireylerin geriye kalan yaşamını tümü üzerinde etkili olmaktadır. Sonuçları bakımında değerlendirildiğinde bu dönemdeki olumsuz davranışların başında evden kaçma davranışı gelmektedir. Evden kaçma davranışı ergenlik döneminin önemli bir sorunu olarak görülmektedir. Türkiye özelinde de bu durum önemli bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Bireyin evden kaçma nedeni ister kendi isteği ile ister ise yaşadığı baskılar sonucunda olmuş olsun bireylerin ilerideki yaşamları üzerinde ciddi psikolojik, sosyal, ekonomik ve fiziksel sorunlara neden olmaktadır. Bu alandaki literatür incelendiğinde ise yapılan çalışmaların olduğu ancak yeteri kadar yoğunluğa sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu davranışın gerçekleşmesi sürecinin ortaya konulması; nedenlerini belirlenmesi ve çözümler üretilmesi gerekmektedir. Bu temel amaçlar doğrultusunda çalışmada Ankara ilinde kurum bakımı altına alınmış olan ergenlerin evden kaçma sonrası yaşadıkları deneyimler ele alınıp incelenmiştir. Kurum bakımı altında olan 12 ergenle yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar çerçevesinde bulgular temelde beş tema altında toplanmıştır. Bu temalar; "duygusal faktörler" (sevgisizlik ve ilgisizlik), "ailenin işlevleri" (aile bağlarının güçlü olmaması, boşanmış ebeveynler ve parçalanmış aile yapısı), "bağımlılık" (madde kullanımı), "şiddet" (sözel ve fiziksel şiddet) ve "özgürlük arayışı" başlıkları altın verilmiştir.
Suriyeli göçü ve sosyal uyuma ilişkin yerel toplumun görüşleri: Altındağ örneği
Dünya'da ve özellikle Türkiye'de son yarım yüzyılda, göç olgusu en önemli konulardan biri haline gelmiştir. Göç olgusu, toplum yaşamının her dönemini etkilemiş ve bugün de etkisini hissettirmeye devam etmektedir. Türkiye, yıllardır büyük bir mülteci ve sığınmacı kitlesini bünyesinde barındırırken, 2011 yılında uygulanılan açık kapı politikası ile başlayan Suriyeli göç hareketi ile birlikte, dünyadaki en fazla sığınmacı barındıran; ülke konumuna gelmiştir. Yaşanan bu göç hareketi sonucunda, Suriyeli sığınmacılar ülke geneline dağılmış, yerel toplum ile birlikte yaşama aşamasına geçmiştir. Bunun sonucu, sosyal sorunların artmasına ve göç hareketinin ulusal bir problem olarak karşımıza çıkmasına neden olmuştur. "Suriyeli Göçü ve Sosyal Uyuma İlişkin Yerel Toplumun Görüşleri: Altındağ Örneği" adlı çalışmada; kuramsal ve kavramsal anlamda göç, mültecilik ve sığınmacı kavramları, Türkiye'ye Suriye göçü ve sosyal uyum konuları incelenmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'ye yaşanan Suriyeli göç hareketi sonucunda ortaya çıkan sosyal uyum sorununu yerel toplum üyelerinin görüşleri ile ortaya çıkarmak ve bu sorunların çözümünde çalışan kuruluşlara kaynak olmasını sağlamaktır. Bu bağlamda; sosyal uyum konuları ışığında yerel toplum üyeleri ve Suriyeli sığınmacılar arasında bağlantı kurulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma, nicel araştırma yöntemi kullanılarak; Ankara ilinde yapılan uygulamalı bir alan araştırmasıdır. Alan araştırması Ocak 2020 – Mayıs 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada 182 kişilik bir örneklem grubuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; Altındağ bölgesi Önder mahallesinde yaşayan yerel toplum üyelerinin, Suriyeli sığınmacılar ile birlikte yaşamaktan hoşnutsuzluk hissettiği, katılımcıların yarısından fazlasının Suriyelilerin iş olanaklarını ellerinden aldığını, devletin imkânlarının kendileri yerine Suriyelilere verildiğini ve Suriyelilerin ülkelerine dönmelerini istedikleri görüşünde oldukları sonucu saptanmıştır. Yaşanmış olan bu göç sürecinde toplumsal yapının boyutuna baktığımızda, Suriyelilere karşı negatif bakış açısının varlığını koruduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmanın sonuçları beraber yorumlandığında, tek taraflı bir uyum çabası yerine, uygulanan her politika sosyal uyuma katkıda bulunmalı ve doğru bir uyum stratejisi geliştirilmelidir. Bu noktada hakların evrenselliği ve toplum temelli yaklaşım dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Göç, Türkiye'ye göç, Suriyeli göçü, uyum, sosyal hizmet
Palyatif bakım merkezleri kapsamında verilen psikososyal destek hizmetleri: Çalışanların gözünden nitel bir değerlendirme
Psikososyal destek hizmetleri, sağlığın psikososyal boyutunun bir gereği olarak palyatif bakım alanında önemli bir yer edinmektedir. Bununla birlikte ülkemizde, palyatif bakım alanında yapılan çalışmalar arasında merkezlerin sunduğu hizmetlerin genel olarak değerlendirildiği çalışmalar bulunmakla birlikte palyatif bakım kapsamında sunulan psikososyal destek hizmetleri özelinde gerçekleştirilen bir çalışmaya rastlanmamaktadır. Bu durum araştırmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. Buradan yola çıkılarak tasarlanan araştırmanın amacı ise yaşamı tehdit eden hastalığa sahip bireylere ve bu bireylerin yakınlarına palyatif bakım merkezleri aracılığıyla sunulan psikososyal destek hizmetlerinin bu hizmetleri sunan sosyal hizmet uzmanlarının ve psikologların deneyimlerinden yola çıkarak derinlemesine incelenmesidir. Nitel araştırma yöntemi ile tasarlanan araştırmada, palyatif bakım merkezleri kapsamında psikososyal destek hizmeti veren sosyal hizmet uzmanları ve psikologlardan oluşan toplam 18 katılımcı araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla elde edilen veriler kuramsal bilgiler ışığında içerik analizi yöntemiyle çözümlenerek yorumlanmıştır. Elde edilen veriler sonucunda, Palyatif Bakım Merkezinde Çalışma Deneyimi ve Palyatif Bakım Kapsamında Verilen Psikososyal Destek Hizmetleri araştırma bulgularının iki ana başlığını oluşturmuştur. Katılımcıların çoğu palyatif bakımı "son dönem/terminal dönem hastaların bakımı", psikososyal desteği ise "bireylerin psikolojik ve sosyal bağlamda desteklenmesi" şeklinde tanımlamışlardır. Katılımcıların çoğunun palyatif bakım alanında eğitime sahip olmadıkları, bu noktada ülkemizde palyatif bakım alanına ilişkin eğitim konusunda eksiklikler olduğu görülmüştür. Eğitim eksikliğinin mesleki uygulamalarda eksikliklere, karışıklıklara ve katılımcılarda kendine güvensizlik sorununa neden olduğu anlaşılmıştır. Çalışma sistemlerine ilişkin sonuçlarda katılımcıların çoğunun palyatif bakım merkezlerinde konsültasyon yolu ile çalıştıkları, bu durumun katılımcıların hasta ve hasta yakınlarına ilişkin birçok bilgiye tam olarak hakim olamamalarına neden olduğu ve bu yönüyle gerçekleştirdikleri müdahalelerin etkililiğini olumsuz etkilediği ortaya çıkmıştır. Palyatif bakım sürecinde hasta ve hasta yakınlarının yaşadıkları psikososyal sorunlarla ilgili olarak sosyal hizmet uzmanlarının bireyleri ihtiyaç duydukları hizmetlerle buluşturma ve bağlantılandırma boyutunda, psikologların ise psikolojik destek boyutunda daha aktif oldukları görülmüştür. Katılımcıların palyatif bakım merkezlerindeki mesleki uygulamalarını çalışma sistemlerinin el verdiği ölçüde gerçekleştirebildikleri fark edilmiştir. Katılımcıların palyatif bakım merkezleri kapsamında hizmet sunarken birçok güçlük yaşadıkları görülmüştür. Bu güçlükler sınıflandırıldığında; prosedüre ilişkin güçlükler, merkezlerin özelliklerine ve işleyişine ilişkin güçlükler, mesleki güçlükler ve hizmet alanlara ilişkin güçlükler olmak üzere dört alt tema ortaya çıkmıştır. Bütün bu güçlükler sunulan hizmetlerin etkililiğini olumsuz etkileyen faktörler olarak belirmiştir. Güçlüklerle baş etme yöntemlerine ilişkin sonuçlarda, üst makamlarla görüşmenin en çok başvurulan baş etme yöntemi olduğu anlaşılmıştır. Araştırma kapsamında; hizmetlerin içeriği, hizmetlerin önemi, hizmet sunumunda karşılaşılan güçlükler ve hizmetlerin geliştirilmesi gereken noktalarına ilişkin katılımcıların belirttikleri görüşlerin palyatif bakım merkezlerinde sunulan psikososyal destek hizmetlerine ilişkin düzenlemelere katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Palyatif bakım, psikososyal destek hizmetleri, sosyal hizmet uzmanı, psikolog
Çalışanların gözünden sürdürülebilir kalkınma: Afrika örneği
Dünya'da küresel iklim değişikliği, kuraklık, kıtlık, canlı türlerinin azalması gibi pek çok çevre sorunu bulunmaktadır. Çevre sorunlarının kökenine inildiğinde Sanayi Devrimi'nin ardından dünyada bir fenomen halinde yayılım gösteren endüstriyalizm ve onun olumsuz etkilerinden söz edilmektedir. Öyle ki sanayileşme ile değişen üretim ve tüketim alışkanlıkları, sanayi atıkları, doğal kaynakların bilinçsiz kullanımı gibi nedenler dünyanın flora ve faunasında geri dönüşü çok zor olumsuz etki yaratmıştır. Bu olumsuz etkilerin yarattığı çevre krizlerinin göz ardı edilemeyecek hale gelmesiyle çevre çalışmaları artmış ve bu doğrultuda uluslararası düzeyle sürdürülebilirlik yaklaşımı ve yöntemi ön plana çıkmıştır. Sürdürülebilirlik yaklaşımı Dünya'da kalkınmanın yön değiştirerek doğal kaynakların kullanımında gelecek nesillerin de haklarını korumaya yönelik bir kalkınma modeli olan sürdürülebilir kalkınmaya yönelik çalışmaların artmasına öncü olmuştur. Bu çalışma ile Afrika'da sürdürülebilir kalkınma çalışmalarına katkı sağlayan kişilerin, bu çalışmalara yönelik gözlem ve deneyimleri ortaya konmak amaçlanmıştır. Bu temel amaç doğrultusunda Afrika'da sürdürülebilir kalkınma çalışmalarına katkı sağlamış 14 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bulgular beş tema altında toplanmıştır. Bu temalar; "Sağlık Koşullarında İyileşme", "Toplumsal Dayanışmayı Arttırma", "Ekonomik Güçlenme", "Eğitime Katılımın Artması" ve "Eko-feminist Bir Dönüşüm" olarak belirlenmiştir. Yapılan görüşmelerde Afrika'da sürdürülebilir kalkınma çalışmalarına katkı sağlayan kişiler tarafından küresel iklim değişimi nedeniyle yaşanan çevre krizlerinin o bölgelerde yaşayan insanların hayatını olumsuz etkilediği ve yürütülen sürdürülebilir kalkınma çalışmalarıyla bu insanların yaşamlarında sağlık, hijyen, eğitim, ekonomi, sağlıklı gıda ve suya erişim ve cinsiyet eşitliği gibi konularda olumlu değişimler gözlemlendiği ortaya çıkmıştır.
COVID-19 pandemi sürecinde sosyal hizmet perspektifinden beliren yetişkinler; "çevrimiçi grup çalışması örneği"
Beliren yetişkinlik dönemi ergenlik döneminin sonu ile yetişkinlik arasındaki geçiş dönemini ifade etmektedir. Bu dönemde bireyin bağımsızlaşma, kimlik oluşturma ve yetişkin sorumlulukları üstlenme gibi gelişimsel görevleri bulunmaktadır. Pandemi sürecinde gençlerin yaşamının bir anda farklılaşması ve yeni düzene alışma mecburiyeti, bireylerin bu dönemi daha zor atlatmasına sebep olmaktadır. Pandemi döneminde alınan önlemler doğrultusunda okul, aile, arkadaş ortamı gibi sosyal çevreden uzaklaşma, eğitim süreçlerinde oluşan yeni düzen, sağlık kaygısı, kendi çevrelerini riske atma korkusu, sosyalleşememe, boş vakitlerini tercih ettikleri biçimde değerlendirememe gibi durumlar gençlerin bulunduğu dönemin zorluklarıyla baş etmeleri konusunda sorunlara yol açmakta, kaygı düzeylerinde artış görülmektedir. Bu durumda genç bireylerin sosyal hizmet müdahalesine ihtiyaçları artmaktadır. Bu çalışma ile pandemi döneminde üniversite okuyan beliren yetişkinlerin yaşadığı sorunlara odaklanılmış ve bu sorunların çözümü için grup odaklı sosyal hizmet müdahalesi yoluyla gençlere psiko-sosyal destek sağlanması amaçlanmıştır. Grup çalışması haftada iki gün ve toplamda sekiz oturum süresince gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen grup çalışması öncesinde ve sonrasında "Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" ile "Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği" uygulanmış ve bireylerin aldıkları puanlar karşılaştırılarak depresyon, anksiyete, stres ve psikolojik sağlamlık düzeylerinde meydana gelen değişimler gözlemlenmiştir. Gerçekleştirilen çalışmada ön test ve son test puanlarına bakıldığında en olumlu değişim, depresyon ve anksiyete düzeylerinde görülmüştür. En az gelişim gösterenin ise stres düzeyi olduğu belirlenmiştir. Bu verilere bakıldığında stres düzeyinin azalsa dahi uygulanan son testlerde hala en yüksek puana sahip olan alan olmasının sebebi, bu strese büyük ölçüde neden olan pandemi sürecinin devam ediyor olması ve alınan önlemler kapsamında tam kapanma uygulamasına geçilmesi olduğu düşünülmektedir. Bu sonuçların yanında üyelerin grup çalışmasına ilişkin geri bildirimleri değerlendirildiğinde grup müdahalesinden fayda sağladıkları anlaşılmaktadır. Çevrimiçi grup çalışmalarının pandemi sürecinde gençlerin yaşadığı sorunların azaltılmasında etkili olacağı düşünülmektedir.
Evde bakım hizmeti alan yaşlıların yaşam kalitesi ve kaygı düzeyinin incelenmesi: Ankara Büyükşehir Belediyesi örneği
Dünyada bakım desteğine ihtiyaç duyan yaşlı bireylerin sayısının her geçen gün artması ile birlikte yaşlılara yönelik bakım hizmetlerine olan ihtiyaç da önemli derece artmaktadır. Bu araştırmada, Ankara Büyükşehir Belediyesi örneğinde evde bakım hizmetleri alan yaşlıların yaşam kalitesinin ve kaygı düzeyinin incelenmesi amaçlanmıştır. Nicel araştırma deseni ile gerçekleştirilen bu çalışmanın araştırma örneklemini, 1 Mart - 30 Nisan 2021 tarihleri arasında Ankara Büyükşehir Belediyesi Yaşlı Hizmet Merkezinden evde bakım hizmeti alan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 60 yaş üstü 103 yaşlı birey oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen Soru Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Modülü (WHOQOL-OLD) ve Geriatrik Kaygı Ölçeği (GKÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 programı ile analiz edilerek yorumlanmıştır. Bu çalışmanın katılımcıları çoğunlukla ilkokul mezunu (%62,1) kadınlardan (%78,6) oluşmaktadır. Katılımcılar çoğunlukla (%38,8) kardiyolojik hastalıklara ve fiziksel hastalıklara (%23,3) sahiptir. Evde bakım hizmetlerinden en çok sağlık hizmetini (%44,7) alan katılımcıların tamamına yakını (%93,1) aldığı evde bakım hizmetlerinden memnundur. Bununla birlikte katılımcılar aldıkları evde bakım hizmetlerinin niteliğinin arttırılmasını, temizlik hizmetlerinin sıklaşmasını ve boş zamanlarını geçirebilecekleri merkezlerin açılmasını talep etmektedir. Katılımcıların yaşam kalitesi ve geriatrik kaygı düzeyi düşüktür. Gelir durumu ve eğitim düzeyi arttıkça bireylerin yaşam kalitesi de artmaktadır. Herhangi bir kronik hastalığa sahip olmayan katılımcıların yaşam kalitesi hastalığı olanlara göre daha yüksektir. Daha yaşlı, kalp hastalığı bulunan ve birileri ile birlikte yaşayan katılımcıların kaygı düzeyleri daha yüksektir. Temizlik hizmeti alan yaşlı bireylerin kaygı düzeyi daha yüksek iken psikolojik destek hizmeti alanların kaygı düzeyi daha düşüktür. Araştırma bulguları, sayısı gittikçe artan evde bakım hizmeti alan yaşlı bireylerin yaşam kalitesinin arttırılmasında ve kaygı düzeylerinin azaltılmasında Ankara Büyükşehir Belediyesi Yaşlı Hizmet Merkezi tarafından verilen evde bakım hizmetlerinin geliştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, yaşlı birey, evde bakım hizmeti, yaşam kalitesi, geriatrik kaygı.
COVID-19 pandemisi sürecinde yatılı kuruluşlarda çalışan sosyal hizmet uzmanlarının deneyimleri
Pandemiler, kısa süre içinde çok sayıda insanı enfekte eden, şiddetli ve ölümcül etkileri olan büyük ölçekli salgın hastalıkları tanımlamaktadır. 2019 yılında Çin'de ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını, pandemi olarak nitelendirilmiştir. Virüsünün yayılımını azaltmak amacıyla çeşitli önlemler alınmıştır; maske, mesafe, hijyen, eğitime ara verilmesi, sınırların kapatılması, ekonomik faaliyetlerin kısıtlanması vb. Bu önlemler ekonomik, sosyal ve psikolojik sonuçlar doğurarak insan yaşamının tüm alanlarını etkilemiş, toplumsal yaşamdaki eşitsizlikleri ve kırılganlıkları belirgin hale getirmiştir. COVID-19 pandemisi, toplumsal yaşamda dezavantajlı olarak ifade edilen grupları orantısız bir şekilde etkilemiş; kadın, yaşlı ve engelli bireyleri, hastalığa maruz kalma riskinin yanı sıra savunmasızlıklarını artıracak çeşitli risklerle karşı karşıya bırakmıştır. Bu süreçte topluluğunun savunmasız üyelerini desteklemeye devam eden sosyal hizmet uzmanları, sosyal hizmetin temel bir hizmet olarak kısıtlamalar sırasında da devam etmesi için mesleğinin rol ve amaçlarını pandemi krizinin yarattığı koşullara göre önceliklendirmek zorunda kalmıştır. Bu araştımanın genel amacı, COVID-19 pandemisinin dezavantajlı gruplara (kadın, yaşlı ve engelli bireyler) yönelik sosyal hizmet sunumuna etkisini pandemi sürecinde yatılı kuruluşlarda çalışan sosyal hizmet uzmanlarının deneyimlerinden hareketle ortaya koymaktır. Araştırma, nitel araştırma yöntemi ile tasarlanmıştır. COVID-19 pandemisi sürecinde kadın, yaşlı ve engelli bireylere yönelik sosyal hizmet sunan yatılı kuruluşlarda çalışan 13 sosyal hizmet uzmanı araştırmanın katılımcılarını oluşturmuştur. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmış, MAXQDA 2022 programı yardımıyla analiz edilmiştir. Elde edilen veriler sonucunda üç ana tema belirlenmiştir: COVID-19 Pandemisi ve Kişisel Deneyimler, COVID-19 Pandemisinde Çalışma Deneyimi ve COVID-19 Pandemisi ve Sonrası: Deneyimler. Katılımcıların yaşadıkları yoğun kaygı, korku ve endişe ortak duygular olmuş,psikolojik sağlığın ve aile/eş/kişisel yaşamın olumsuz etkilendiği görülmüştür. COVID-19 pandemisinde yatılı kuruluşların işleyişinde değişiklikler olmuş, esnek çalışma/uzaktan çalışma ve 15 günlük vardiya sistemi uygulanmıştır. Bu süreçte kuruluşta çalışan diğer personelin de olumsuz etkilendiği görülmüştür. Yatılı kuruluşlarda uygulanan kısıtlamalar nedeniyle müracaatçı gruplarının uzun süre dışarı ile bağlantısı olmamıştır. Bu durum müracaatçı gruplarını da olumsuz etkilemiştir. Sosyal hizmet uzmanları mesleki uygulamalarını olabildiğince gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu süreçte kurumlarda hijyen amaçlı kullanılacak malzeme, çalışanlar için koruyucu ekipman, süreç ve işleyiş hakkında bilgi ve yönlendirme, personelin sayıca eksik olması gibi ihtiyaçlar öne çıkmış ek olarak süpervizyon desteğine de ihtiyaç duyulduğu dile getirilmiştir. Bu bulgular ışığında özellikle yatılı kuruluşlarda pandeminin yol açabileceği kriz durumlarına hazırlıksız olunduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bireysel çabaların etkili olduğu bu süreçte, pandemi gibi kriz durumlarına karşı bir planıın geliştirilmesi, yatılı kuruluşlarda çalışan diğer personelin hizmet içi eğitimlerle kriz durumlarına hazırlanması, yatılı kuruluşların fiziki koşullarının iyileştirilmesi, sosyal hizmet uzmanlarının mikro-mezzo-makro düzeylerde destek ihtiyaçlarının karşılanması hizmet sunumunun kalitesini artıracağı düşünülmektedir.
Türkiye'de anlamlı çocuk katılımını destekleyici mekanizmalara ilişkin nitel bir araştırma: Politika analizi ve çözüm önerileri
Bu çalışmada Türkiye'de anlamlı çocuk katılımını sağlamaya yönelik mekanizmaların varlığı ve işlevi birey, aile ve toplum sistemi içerisinde ele alınarak araştırılmıştır. Çocuk katılımına dair yetişkinlerin çocuğa yüklediği anlamla çocuklara sunulan fırsatların ilişkisi incelenmiştir. Ortaya konulan problemlerin çözümünde katılımcı uygulamaların etkisine odaklanılmıştır. Bu çalışma ile Türkiye'de çocuk katılımını sağlamak amacıyla oluşturulan mekanizmaların çok boyutlu ele alınarak politik düzeyde analizinin yapılması ve sistemin ihtiyaçları ve eksiklerine binaen çözüm önerilerinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın kuramsal temelinde; çocukluk anlayışının gelişimi, çocuk hakları tarihçesi, katılım hakkı, katılım modelleri, katılım türleri, Türkiye'de oluşturulan katılım mekanizmaları ile birlikte çocukla sosyal hizmet ve çocuk katılımının önemi konularına yer verilmiştir. Araştırma nitel desende tasarlanmış olup araştırmanın verileri, program/politika değerlendirme çalışmalarına uygun olacak şekilde yarı yapılandırılmış görüşme formları ve uzman mülakatları görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Katılımcılar, gönüllülük esasına uygun olarak, çocuk katılımı alanında çalışan veya çalışmış sosyal hizmet uzmanları, psikolog, öğretmen ve çocuk hakları alanında çalışan sivil toplum çalışanlarından oluşmuştur. Bu kapsamda 15 katılımcı ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde Nvivo 10 programından yararlanılmış ve katılımcılardan elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle çeşitli temalar belirlenerek yorumlanmıştır. Araştırmanın bulguları; kuramsal temelde belirlenen başlıklara uygun şekilde toparlanmıştır. Son bölümde ise bu başlıklar dahilinde sonuç ve önerilere yer verilmiştir. Çalışma kapsamında Türkiye'de anlamlı bir çocuk katılımı olmadığına ulaşılmış ve bu kapsamda ulaşılan sonuçlar önerilerle iç içe geçirilerek birey, aile ve toplumsal boyutta, çocuk katılımını sağlamaya yönelik mekanizmalar ve çocukla sosyal hizmet başlıkları altında ele alınarak politika yapıcılar, sivil toplum çalışanları ve çocuk hakları savunucularının dikkatine sunulmuştur.
Afetlerde görevli ruh sağlığı çalışanlarının deneyimlerinin psikolojik dayanıklılık bakış açısıyla incelenmesi
Afet, bir toplumun büyük bir kısmını etkileyen, fiziksel, psikolojik ve ekonomik kayıplara yol açan olayların sonucudur. Afetlerde psikososyal destek ekipleri afetten etkilenen topluluklara sistematik müdahalelerde bulunmaktadır. Ancak afet sahasında çalışan ruh sağlığı uzmanları (sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, psikiyatristler vb. gibi) profesyonel olmalarına rağmen afetlerden fiziksel, bilişsel ve psikososyal açılardan olumsuz etkilenebilmektedir. Profesyonellerin baş etme dinamikleri de bu yönlerden farklılık gösterebilmektedir. Söz konusu stresi yönetmek ve olası risklerden korunmak için literatürde 'resilience' olarak da geçen 'psikolojik dayanıklılık' kavramı büyük önem kazanmaktadır. Ancak literatürde afetlerde çalışan profesyonellerin psikolojik dayanıklılık ile ilişkili deneyimlerini ele alan çalışmalar kısıtlıdır. Bu araştırmanın amacı, afetlerde çalışan ruh sağlığı uzmanlarının deneyimlerinin psikolojik dayanıklılık bakış açısıyla incelenmesidir. Araştırma nitel metodoloji kapsamında fenomenolojik desende oluşturulmuştur. Araştırma grubunu afetlerde çalışan sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve çocuk gelişimciden oluşan 20 ruh sağlığı uzmanı oluşturmuştur. Araştırmada veriler toplanırken yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizi ise MAXQDA Plus 2020 programı aracılığıyla yapılmıştır. Araştırmada afet sahasında yapılan görevler, psikolojik dayanıklılığa ilişkin kişisel özellikler, sosyal çevre etkileşimleri, korunma stratejileri ve profesyonellerin psikolojik dayanıklılık açısından güçlenmelerine ilişkin önerileri kapsayan sosyal hizmet müdahalelerine ve buna yönelik oluşturulabilecek politikalara ışık tutabilecek sonuçlar elde edilmiştir. Uzmanlar afet sahasında ihtiyaç tespiti ve kaynak yönetimi, psikolojik ilk yardım, sevk ve yönlendirme, bireysel görüşme, psikoeğitim, grup çalışması ve çalışana destek uygulamaları gibi görevler yapmaktadır. Katılımcılar afet sahasında çalışırken özellikle duygusal başetme ve kayıp ve yas sonrası müdahalelerde çok zorlandıklarını ancak kendi hayatlarındaki geçmiş deneyimlerinin başetmelerine katkı sağladığını, beklenmedik bir durumla karşılaştıklarında baş etme becerilerinin yüksek olduğunu, geleceğe dair hedef belirledikleri, olmadığında ise genellikle yeni planlar yaptıklarını ifade etmişlerdir. Sosyal çevre etkileşimlerinde ise bazı uzmanlar birinden destek isteme konusunda çekinceli davrandıklarını ve kişisel baş etme yöntemlerini kullanıyor olsa da aile ve arkadaş ilişkilerinin ve desteğinin çok önemli olduğunu, afet sahasında çalışırken ekip arkadaşları ile çalışmanın kendilerine daha güvende hissettirdiğini belirtmişlerdir. Afet sahasında psikolojik dayanıklılığı koruma stratejilerinde ise öz bakımlarını koruduklarını, baş etme becerilerinin yüksek olduğunu, gerekli durumlarda profesyonel düzeyde psikososyal destek veya süpervizyon aldıklarını, belli bir motivasyonla ve ekip çalışması içerisinde olduklarını, mesleki sınırlarını koruduklarını ve ihtiyaç duydukları bilgi akışını devamlı sağladıklarını ifade etmişlerdir. Afet sahasında çalışırken temel ihtiyaçlarını giderebilme, alana özgü hizmet içi eğitim ve süpervizyon desteği alabilme, sağlıklı bir koordinasyon sisteminin ve kurumlar arası işbirliği kurma, takdir edilme, çalışana destek ve afet sonrası profesyonel psikolojik destek sistemleri oluşturma gibi öneriler sunulmuştur. Sonuç olarak, afet sahasında çalışan ruh sağlığı uzmanları ve diğer afet çalışanlarının iyilik hallerinin güçlendirilmesi ve psikolojik dayanıklıklarının korunması adına mikro, mezzo ve makro düzeylerde yapılandırılmış sosyal hizmet müdahalelerine ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Afet, Afet Çalışanları, Psikolojik Dayanıklılık, Ruh Sağlığı Uzmanı, Sosyal Hizmet Uzmanı
Aile içi şiddet nedeniyle kadın konukevinden hizmet alan şiddet mağduru kadınlar ile kuruluşta görev yapan meslek elemanlarının kadın konukevi hizmetlerine ilişkin değerlendirmeleri: Ankara örneği
Kadına yönelik aile içi şiddet olgusu günümüzde toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmakta, bu bağlamda mevcut sorunun çözümüne yönelik devlet politikaları ve sunulan hizmetlerde değişim ve dönüşümlere gidilmektedir. Ancak, uzun vadede verilen hizmetlerin ne ölçüde yarar sağladığına ilişkin gerçekleştirilen çalışmalar yok denecek kadar azdır. Türkiye'de şiddete uğrayan kadınlara yönelik verilen hizmetlerin en önemlisi kadın konukevi hizmetidir. 1990'lı yıllardan itibaren ülkemizde kadın konukevleri hizmet vermeye başlamış olup günümüze kadar sayıları giderek artmıştır. Ancak söz konusu kuruluşların ihtiyaca cevap verecek yeterlilikte sayıya ulaşması hedeflenirken, mevcut hizmetlerin neler olduğu ve verilen hizmetlerin yeterliliğinin hem hizmet alanlar hem de hizmeti sunanlar açısından ele alınıp değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışma ile Ankarada Bakanlık ve yerel yönetimlere bağlı toplam altı kadın konukevlerinden hizmet alan 107 şiddet mağduru kadın ile konukevlerinde görev yapan 10 meslek elemanının kuruluşta verilen hizmetlere ilişkin değerlendirmelerinin neler olduğu saptanmaya çalışılmıştır. Araştırma bir değerlendirme araştırması olup veriler nitel ve nicel yöntemler kullanılarak elde edilmiştir. Konukevinden hizmet alan kadınlar, düşük sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyine sahip, genellikle eşlerinden şiddet görmeleri nedeniyle konukevi hizmetine ihtiyaç duyan kadınlardır. Söz konusu kadınlar %46,7 oranı ile en çok 0-3 ay arası kuruluşta kalmaktadırlar. Kadınlar kuruluşta bulunan meslek elemanları ile ilişkilerini oldukça iyi olarak değerlendirmişlerdir. Araştırmaya katılan kadınların %74,8'si kuruluşun fiziksel özelliklerinden memnun olduğunu ifade etmiştir. Kadınlar kuruluşta verilen hizmetlerden en çok %86,9 ile güvenlik hizmetini, %72,9 ile barınma hizmetini ve %63,6 ile hukuki destek hizmetini yeterli bulduklarını belirtmişlerdir. Bahse konu kadınlar en çok %36,4 oranı ile mesleki eğitime destek hizmetinden yararlanmadıklarından bahsetmişlerdir. Kuruluşta görev yapan meslek elemanlarının beşi kadrolu, ikisi özel hizmet alımı ve üçü ek ders ücreti karşılığı çalışmaktadır. Meslek elemanlarının tümü aldıkları maaşı yetersiz bulmaktadırlar. Genel olarak yaptıkları işi sevmekte ancak mesleki doyum sağlayamadıklarını düşünmektedirler. Söz konusu kişiler görev yaptıkları kuruluşlarda yeterli sayıda meslek elemanı bulunmadığını, fazla iş yükleri olması nedeniyle mesleki çalışmalarını yerine getiremediklerini, hizmet içi eğitim ve süpervizyon desteğine ihtiyaç duyduklarını ifade etmişlerdir. Kadına yönelik şiddet alanındaki mevzuatın uygulanmasında sorunlar yaşadıklarını, özellikle kadınların beraberinde bulunan çocuklarının gizliliğinin sağlanmasında sıkıntılar yaşadıklarından bahsetmişlerdir. Çalıştıkları konukevlerinin salt barınma hizmeti sunduğunu, ancak kadınların güçlenmeleri için gereken psikolojik destek, geçici maddi yardım, mesleki eğitime destek, sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin hizmetlerin sağlanması konusunda yetersiz kaldıklarını belirtmişlerdir. Bakanlığa ve yerel yönetimlere bağlı konukevleri arasında işleyiş yönünden farklılıklar bulunduğunu da ifade etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Kadına karşı aile içi şiddet, kadın konukevleri, kadın konukevlerinde verilen hizmetler.
Grup odaklı sosyal hizmet müdahalesinin devlet korumasındaki ergenlerin problem çözme becerilerine etkisi
Yetiştirme Yurtları korunma ihtiyacı içinde olan çocukların, gelişimlerine uygun, sağlıklı bir ortamda barınmalarını sağlamak, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla oluşturulmuş kuruluşlardır. Bu amacın gerçekleştirilebilmesinde sosyal hizmetin mikro, mezzo, makro müdahaleleri önemlidir. Literatürde ergenlerle çalışmada mezzo müdahalelerin mikro müdahalelere göre daha etkili olduğu belirtilmektedir. Bu araştırmanın amacı, İstanbul'daki bir erkek yetiştirme yurdunda kalan koruma ve bakım altındaki 14-17 yaş arası ergenlerin problem çözme becerilerinin arttırılması ve güçlendirilmeleri konusunda gruplarla sosyal hizmet uygulamasının etkililiğini belirlemektir. Grup odaklı sosyal hizmet uygulamasının amacı ve oturumlar araştırma amacına göre düzenlenmiştir. Çalışma grup sürecine katılan 11 üye ile 5 hafta boyunca haftada iki oturum ile gerçekleştirilmiştir. Problem çözme becerilerindeki değişime Problem Çözme Envanteri'nden aldıkları ön test ve son test sonuçları üzerinden bakılmıştır. Grup sürecinde üyelerin problem çözme becerilerinin ve kendini ifade etme becerilerinin arttığı, önemli paylaşımlarla birbirlerine destek oldukları ve grup sürecinden yararlandıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ergenlik,Yetiştirme Yurdu, Grup Odaklı Sosyal Hizmet Müdahalesi.
Suça sürüklenmiş çocukların annelerinin çocuklarına ilişkin algısı: Siirt örneği
Bu araştırmanın amacı, mükerrer suç işleyen çocukların suça sürüklenme nedenlerinden olan aile faktörünün etkilerini belirlemektir.Araştırma Siirt Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğünce suçasürüklenmesi sebebiyle hakkında sosyal inceleme raporu yazılmış 16 anne ile derinlemesine görüşmeler yapılarak gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler annelerin evlerinde yapılmıştır. Görüşme esnasında, annelerinde izni ile ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Nitel araştıma yöntemi kullanılarak, yapılan araştırmada annelerden, çocuklarının mükerrer suç durumuna ve yaşadıkları sürece ilişkin değerlendirmeleri alınmaya çalışılmıştır. Araştırmanın verileri çocuklar hakkında düzenlenmiş sosyal inceleme raporları ve yarı yapılandırılmış mülakat formu aracılığıyla ve derinlemesine görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda, kentteki mükerrer suç olgusuna ilişkin önemli bulgular elde edilmştir. Suça sürüklenen çocukların tamamı çok kardeşlidir. Annelerin çoğunlukla çocuklarının suça sürüklenmesini arkadaş çevresi, sosyal çevre, yoksulluk, eğitimsizlik gibi nedenlere bağladıkları ortaya çıkmıştır. Anneler ile yapılan görüşmeler sonucunda ortaya çıkan bir diğer önemli öğe de, çocukların hayatlarının her anında (aile, okul, sosyal çevre) fiziksel şiddete maruz kaldıklarıdır. Araştırmaya katılan annelerin çocuklarının tamamına yakını, cezaevine girip çıkmıştır. Çocukların büyük çoğunluğunun, sigara, esrar ve uyuşturucu madde alışkanlıkları olduğu saptanmıştır. Araştırmaya dahil edilen annelerin neredeyse tamamı çocuklarının başarısız eğitim hayatları olduğunu ve okulu bıraktıklarını belirtmiştir. Araştırmanın sonucunda mükerrer suç olgusu ile karşı karşıya olan çocukların, aile ve sosyal çevresinde uygun rol modeller bulunmadığı, kentte çocukların boş zamanlarını etkili değerlendirebilecekleri sosyal donatı alanlarının yetersiz olduğu belirlenmiştir. Araştırma da annelerden alınan bilgiler doğrultusunda mükerrer suçun önlenebilmesine ilişkin önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk suçluluğu, suç, çocuk, mükerrer suç, suça sürüklenmiş çocuk.
Behçet hastalarının yaşadıkları güçlükler ve sosyal hizmet gereksinimleri
Behçet hastalığı tekrarlayan oral aftlar, genital ülserler, göz ve deri bulguları, vasküler, nörolojik ve sindirim sisteminde lezyonlar gösteren bir hastalıktır. Dünya çapında en sık Türkiye'de görülür. Kronik ve romatolojik bir hastalıktır. Behçet hastalığı bireyi, aileyi, grupları, topluluk ve toplumu olumsuz yönde etkilemekte ve fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik güçlüklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu araştırmanın genel amacı Behçet hastalarının yaşadıkları fiziksel, psikolojik, sosyal, ekonomik ve tıbbi süreçlerde yaşadıkları güçlüklerin ortaya konulması, sosyal hizmet gereksinimlerinin ve planlanan müdahalelerde sosyal hizmet uzmanlarının rol ve işlevlerinin irdelenmesidir. Araştırma nicel ve nitel yöntemlerin bir arada kullanılmasıyla karma model deseninde tasarlanmıştır. Araştırmada nicel veri toplamak amacıyla Behçet ve Ailevi Akdeniz Ateşi Hastaları Derneği'ne kayıtlı 64 Behçet hastasına ulaşılmıştır. Nitel görüşmeler yapmak amacıyla da bu grupta bulunan, tedavisi devam eden ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 15 Behçet Hastası çalışmaya dâhil edilmiştir. Nicel veri toplamak amacıyla soru kağıdı, Hastalığa Psikososyal Uyum - Öz Bildirim Ölçeği (PAIS-SR) ve nitel veri toplamak amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veriler SPSS 22.0 ve QSR Nvivo programları yardımıyla analiz edilmiştir. Katılımcıların PAIS-SR puan ortalaması 57,16 olarak hesaplanmıştır. Bu puan aralığında katılımcıların hastalığa 'kötü düzeyde uyum' yaptıkları görülmüştür. Ölçeğin alt boyutlarında sağlık bakımına uyum, psikolojik baskı, aile ilişkileri ve sosyal çevre puan ortalamaları açısından uyumun kötü olduğu tespit edilmiş ve yapılan görüşmelerde de fiziksel, psikolojik, sosyal, ekonomik ve tıbbi süreçlerde güçlük yaşadıkları belirlenmiştir. Bu bulgular ışığında tıbbi sosyal hizmet uygulamalarının yetersiz olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Uyumun sağlanmasında, sorun çözme becerilerinin geliştirilmesinde, başa çıkma kapasitelerinin arttırılmasında, aile ve sosyal çevre ile olan ilişkilerin yeniden düzenlenmesinde ve sağlık hizmetine ulaşmada sosyal hizmet müdahalelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Behçet Hastalığı, Sosyal Hizmet, Tıbbi Sosyal Hizmet, Psikososyal Uyum, Sağlık Hizmetleri
Şiddet görmüş kadınlarla çalışan profesyonellerin ikincil travmatik stres deneyimleri
Travmatik yaşantılar, doğrudan travmayı yaşayan kişiyi etkilediği kadar dolaylı olarak travmatik yaşantılar hakkında bilgi edinen ve yardımda bulunan profesyonelleri de olumsuz olarak etkilemektedir. İkincil travmatik stres yaşantıları, işleri gereği travma mağdurlarıyla yoğun ilişkiler kuran profesyonellerin kişisel yaşamlarını olumsuz yönde etkileyebileceği gibi, onların verdikleri hizmetin kalitesini de düşürebilmektedir. Ayrıca karşılaşılan travmatik yaşantıların dolaylı etkileri profesyonellerin psikolojik, fiziksel ve sosyal iyilik hallerini zayıflatmakta, işinden aldığı mesleki doyumu ve verimliliği düşürmektedir. Şiddet görmüş kadınlarla çalışan profesyoneller (sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, psikoterapistler, sosyologlar vb) ikincil travmatik stres yaşamaları nedeniyle risk grubundaki kişiler arasındadır. Bu çalışmanın amacı travmatik yaşam deneyimlerine maruz kalan ve şiddet görmüş kadınlarla çalışan profesyonellerin yaptıkları işten etkilenme düzeyleri, ikincil travmatik stres deneyimleri ve bunu etkileyebilecek faktörlerin derinlemesine araştırılmasıdır. Bu temel amaç doğrultusunda kadına yönelik şiddet alanında çalışan 17 profesyonel ile yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin analizinde "N-Vivo 11" nitel veri analizi programı kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından oluşturulan kategoriler N-Vivo programına aktarılmıştır. Bu kategoriler doğrultusunda oluşturulan temalar temelde dört başlık altında toplanmıştır. Bu başlıklar; kadına yönelik şiddet ile çalışmak (profesyonellerin kendi işlevini değerlendirmesi, kadına yönelik şiddet alanında çalışırken hissedilen duygular, olumlu ve olumsuz yanları); şiddeti deneyimlemek, tanıklık etmek ve kişisel etkileri (profesyonellerin şiddet deneyimleri, şiddete tanık olma sıklıkları, tanık oldukları şiddeti özel hayatına yansıtmaları); profesyonellerin vaka çalışmaları (vakaların empatik yükümlülüğü, duyguları paylaşma ihtiyacı, aile, arkadaşlar ve meslektaşlar); ihtiyaç duyulan hizmetler (geçmişte ve çalışırken alınan eğitim, destek ve süpervizyon) olarak belirlenmiştir. Yapılan görüşmelerde kadına yönelik şiddet alanında çalışan profesyonellerin süpervizyon veya herhangi bir profesyonel destek almadıkları ve ikincil travmatik stresi sıklıkla deneyimledikleri ortaya çıkmıştır. Profesyonellerin, işi işte bırakamadıklarını, özel hayatlarına ve ailelerine olumsuz olarak yansıttıklarını, çevreye ve erkeklere karşı bakış açılarının değiştiklerini, çalıştıkları vakaların empatik yükümlülüğünü taşıdıklarını ve paylaşma ihtiyacı hissettikleri görülmüştür. Bunun yanı sıra profesyonellerin sosyal ve süpervizyon gibi ekstra desteklere ihtiyaç duydukları da ortaya çıkmıştır. Profesyonellere sunulması gereken hizmetler; süpervizyon, ön eğitim ve hizmet içi eğitim, mesleki toplantılar, atölye çalışmaları, seminerler, destek grupları, bireysel veya grup çalışması şeklinde gerçekleştirilen akran süpervizyonu, başa çıkma yöntemleri, kendini koruyabilme yöntemleri, öz bakım için kişisel bedensel farkındalık, fiziksel egzersizler, kişisel alanın korunması, il dışında düzenlenecek etkinlikler olarak belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: İkincil Travmatik Stres, Profesyoneller, Deneyimler
Yaşlılarda psiko-sosyal güçlükler ve sosyal hizmet ihtiyacı
Yaşlanma, kişinin fiziksel ve ruhsal yönden değişime uğramasıdır. Bu durum bireysel olmakla birlikte, toplumsal değerler ve diğer etkenler de toplumda yaşlı ve yaşlılığa verilen değeri ve yeri belirlemektedir. Yaşlılık sadece biyolojik etkilerle kısıtlanmayıp, aynı zamanda toplumsal ve kültürel etkileri olan bir süreçtir. Yaşlılık zamana ve toplumdan topluma farklılık göstermektedir. Yaşlıların yaşlılık döneminde aktiviteleri yavaşlamakta, buna bağlı olarak yaşam memnuniyet durumları azalmakta ve psiko-sosyal sorunları ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde özellikle de büyük şehirlerde yaşlılar bakım, sağlık, konut, gelirin korunması ve sosyal refah hizmetleri ile ilgili gereksinimlerinin giderilmesi konusunda bazı sorunlarla karşılaşmaktadır. Artan yaşlı nüfusuyla birlikte yaşlıların sorunları da artmaktadır. Bu süreçte, psiko-sosyal sorunlar gibi sorunlara tanık olunmaktadır. Araştırma ile Etimesgut ilçesinde ikamet eden yaşlıların psiko-sosyal sorunları, sosyal hizmetlere olan ihtiyaçlarının belirlenmesi ve ihtiyaçlarının karşılanma düzeyinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma evrenini Etimesgut ilçesinde ikamet eden yaşlılar oluşturmaktadır. Etimesgut Belediyesi Tıp Merkezine 21 Kasım-21 Aralık 2016 dönemi içerisinde başvuran 60 yaş üzeri bireylerden 214 kişi ise örneklemi temsil etmektedir. Araştırmanın modeli ilişkisel tarama modelidir. Bu modelle demografik özellikler, psiko-sosyal sorunlar ve bu sorunlar arası ilişkiye bakılmıştır. Araştırmanın verileri, nicel veri toplamak amacıyla değerlendirme formu kullanılarak bire bir görüşme yapılarak elde edilmiştir. Araştırmanın verilerinin elde edildiği değerlendirme formundaki soruların, geçerlik-güvenirliği yapılmıştır. Veriler, SPSS 22.0 paket programı ve istatistiksel analiz yöntemleri yardımıyla elde edilmiştir. Sorular; psiko-sosyal sorunlar, sosyal hizmetlere ihtiyaç duyma düzeyi ve ihtiyaçların karşılanma düzeyi olarak üç bölümde incelenmiştir. Araştırmaya katılan yaşlı bireylerin güçlerinin farkında olmadıkları, psiko-sosyal sorunlara karşılaştıkları ve sosyal hizmet uygulamalarına ihtiyaç duydukları ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, yaşlıların psiko-sosyal sorunlarına yönelik sosyal hizmet uygulamaları önerilerinde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yaşlılık, Yaşlanma, Psikolojik Sorun, Sosyal Sorun, Sosyal Hizmet
Fatherhood responsibilities and integration of children in host countries: A comparison of perceptions of refugee fathers living in Turkey and Germany
Asylum seekers and refugee fathers have to face severe challenges in their post-settlement process in host countries. In this process of settlement a father's perceptions about upbringing of children in a host country's environment, identity of fatherhood, his fears and impact of integration on his children would take shape. Present study gathers the overall response of fathers and difference in the responses of fathers living in Nuremberg and Ankara. Study evaluates the system of both host countries and it suggests what responsible authorities and especially social workers can do at micro, mezzo and macro level to help the vulnerable population. The study is designed using quantitative method and to collect data 38 participants from Nuremberg (Germany) and 38 participants from Ankara (Turkey) were surveyed. Questionnaire available in English, Arabic and Turkish language was made with 29 multiple choice questions and 2 open-ended questions. Result shows that needs of fathers living in Turkey are not fulfilled and most of them want to go back to home country if it is safe. Whereas fathers living in Germany are satisfied with their level of fulfilled needs and majority of them don't want to leave Germany. Religious upbringing of children is very important and is preferred over economic stability by fathers living in Turkey. Tendency of generativity related to religious and cultural teaching is higher in fathers who live in Turkey. While, fathers who live in Germany preferred economic stability and they give less importance to similarity of religious and cultural values of host and home country. Findings suggest that there is need of enough funds and controlled system to continue to help fulfill the basic needs of refugees in urban areas of Ankara. Social workers are required to identify and help fathers who live with thoughts of uncertain future, sadness, severe guilt and grief. Culturally sensitive workers are needed in Germany to assist asylum seekers in integration process.
Yaşlıların belediyelerce verilen hizmetlere bakış açısı: Etimesgut Belediyesi örneği
Bugün yaşlı nüfusun hızla artması yaşlılığın 21. yüzyılın en önemli sorunlarından biri haline gelmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, yaşlılık hizmetleri tüm dünyada gündemde olan bir konudur. İnsanlar yaşlandıkça çeşitli problemlerle yüz yüze kalmaktadırlar. Bunlardan bazılarını sağlık problemleri, bakım sorunu, yalnızlık, ihmal, istismar vb. olarak belirtmek mümkündür. Dolayısıyla yaşlanmanın içerdiği fiziksel, psikolojik ve toplumsal değişimler söz konusudur. Bu nedenle yaşlı bireylere sunulacak hizmetlerin yaşlı odaklı olması önem taşımaktadır. Günümüzde yaşlılara yönelik hizmetler kamu yerel yönetim ve sivil toplum örgütleri ile yürütülmektedir.Bu hizmetlerin yaşlının ihtiyacını karşılayacak biçimde olabilmesi için yaşlının hizmete ilişkin değerlendirmeleri önem taşımaktadır. Buradan hareketle bu çalışmanın temel amacı, Ankara'da Etimesgut Belediyesi tarafından yaşlılara yönelik verilen hizmetlerin yaşlılar tarafından nasıl görüldüğünün belirlenmesidir. Çalışmadan elde edilen verilerin hizmetlerin geliştirilmesinde etkili olacağı umulmaktadır. Araştırmanın çalışma evreni olarak Etimesgut Belediyesi seçilmiştir. Araştırmanın örneklemini ise Etimesgut İlçesi sınırları içinde bulunan Pembe Köşk, Eryaman ve Etimesgut Emekli Konaklarından hizmet alan yaşlılar oluşturulmuştur. Araştırmanın modeli tarama modelidir. Araştırmanın verileri Mayıs-Haziran 2017 tarihleri arasında Konaklardan hizmet alan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 164 yaşlı birey oluşturmuştur. Çalışmada, demografik özellikler, psiko-sosyal sorunlar ve bu sorunlar arası ilişkiye bakılmıştır.Araştırmanın verileri,görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın sonunda katılımcıların tamamının 65-74 yaş arasında olduğu, yarısından fazlasının evli olduğu, %41,4'nün lise düzeyine kadar eğitim aldığı %80,5'nin emekli maaşına sahip olduğu, %40,2'sinin gelirini az bulduğu, yarıdan fazlasının kendi evinde yaşadığı, arkadaş ilişkilerinin önemli olduğu, tamamına yakınının kendini mutlu hissettiği bulunmuştur. Yaşlılar belediye hizmetlerinden genel olarak memnun olduklarını ifade etmişlerdir. Memnun olmayanlar ise yaşlılara yönelik hizmetlere ulaşımın zor olması nedeniyle memnun olmadıklarını belirtmişlerdir. Yaşlıların mutluluk düzeyleriyle sosyo-demografik özellikleri karşılaştırıldığında ise kadınların, evlilerin, gelir durumunu az yeterli olarak belirtenlerin ve eğitim durumu yüksek olan yaşlıların daha mutlu oldukları görülmüştür. Ayrıca, yaşlıların mutluluk düzeyleri ile belediyeden alınan hizmet arasındaki ilişki incelendiğinde orta düzeyde pozitif bir ilişki olduğu görülmüştür. Yani, belediyeden alınan hizmetlerdeki memnuniyet arttıkça mutluluk oranı artış göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Yerel Yönetim, Sosyal Hizmet.
Lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüellerin sosyal dışlanma deneyimleri
Sosyal dışlanma, bireylerin sosyal bütünleşmesine engel olan bir süreçtir. Bu dışlanmaya tarih boyunca maruz kalan gruplar içerisinde en çok yer alanlar; lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel kişilerdir. DSÖ tarafından homoseksüellik hastalık sınıfından çıkarılmasına karşın, günümüzde toplumsal algılar ve normlar nedeni ile halen heteroseksüeller tarafından LGBT'ler dışlanmaya maruz bırakılmaktadır. Sosyal dışlanmanın önlenmesi, sosyal adaletin ve insan haklarının sağlanması sosyal hizmetin en temel ilkeleri içerisindedir. Bu nedenle LGBT'lerin bu dışlanma ile mücadele etmesinde, dışlanmadan dolayı kaynaklara erişmede ya da politikalar geliştirmede sosyal hizmet mesleği büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, LGBT'lerin sosyo- kültürel ve ekonomik açıdan sosyal dışlanmayı nasıl yaşadıklarının tespit edilmesi ve bireylerin sosyal hizmet kapsamında ihtiyaçlarının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada, LGBT'lerin sosyal dışlanma deneyimlerini anlamak ve bu dışlanma ile nasıl mücadele ettiklerini öğrenmek amacı ile nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veriler elde edilirken yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşme yapılmış ve kartopu tekniği ile Ankara ilinde yaşayan toplam 15 LGBT bireyle görüşme yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda üç ana tema oluşturulmuştur. Bu başlıklar; bireylerin sosyal dışlanma algısı, sosyal dışlanmanın boyutları ve sosyal dışlanma ile mücadele etme olarak belirlenmiştir. Katılımcıların verdiği yanıtlarda transseksüel ve gey bireylerin çoğunluğunun dışlanmadan daha çok etkilendikleri ancak lezbiyen ve biseksüel bireylerin genelinin ise cinsel yönelimlerini gizlemelerinden dolayı dışlanma yaşamadıkları söylenmesine karşın, gizlenmenin de sosyal dışlanmanın bir türü olduğu bilinmektedir. Bu veriler doğrultusunda sosyal dışlanmaya maruz kalan LGBT'ler için sosyal hizmet müdahalesi geliştirilmesine ve sosyal hizmet eğitiminin heteroseksüel normlar dışına çıkarak yeni eğitim müfredatı oluşturulmasına ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmıştır.
Belediye madde bağımlılığı merkezlerinin çalışmalarının değerlendirmesi
Madde bağımlılığı ve sonuçları, insan sağlığını olumsuz etkileyen birçok durumun aksine, sadece madde bağımlısı kişiyi etkilemez. Madde bağımlılığı, bir halk sağlığı sorunu ve sonuçları toplumun her tabakasına etki eden, toplumsal bir olgudur. Bu sebeple madde kullanan kişilerin yalnızca bireysel tedavi görmesi sorunun çözümü için yeterli değildir. Madde kullanımını azaltacak hizmetler kadar koruyucu önleyici çalışmalar da en az tedavi kadar önem arz etmektedir. Son yıllarda Ülkemizde ve dünya genelinde madde kullanım oranlarında gözle görülür artış olduğu yapılan araştırmalarda açıkça görülmektedir. Bu artış ile doğru orantılı olarak, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinde de artış olması gereklilik haline gelmiştir. Ülkemizde madde bağımlılığının tedavisinin yalnızca kamu hastaneleri tarafından yapılması birçok farklı nedene bağlı olarak, olanaklı değildir. Sağlık Bakanlığı'na bağlı çalışan hastanelerin AMATEM kliniklerinin yatak kapasiteleri, tedavi ihtiyacını karşılayamamaktadır. Alanda çalışacak nitelikli profesyonel elemanların sayıları yetersizdir. Özel madde bağımlılığı klinikleri ise maliyetli tedaviler uygulamaları sebebiyle, toplumun her kesimi tarafından tercih edilememektedir. Belediyeler, yerel düzeyde hizmet veren kurumlar olması sebebiyle, vatandaşların en kolay ulaştığı kamu kurumu durumundadır. Belediyelerin görevleri yalnızca imar, alt yapı, ulaşım gibi fiziksel düzenlemeler ve lojistik işlerle sınırlı değildir. Özellikle son dönemde öne çıkan sosyal belediyecilik kavramı belediyelerin sosyal sorun alanlarında koruyucu önleyici, tedavi ve rehabilite edici hizmetleri de yürütmekle yükümlü olduklarını ifade etmektedir. Belediyelerin, madde bağımlılığı sorunda da tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin desteklenmesi açısından özellikle gelecek yıllarda kilit rol oynaması muhtemeldir. Yatılı ve tıbbi tedavi uygulayan bir klinik kurmak, maliyeti olması sebebiyle, özellikle küçük ölçekli belediyeler açısından mümkün değildir.Fakat madde bağımlılığı tedavisi süreci, tıbbi tedavinin yanında önleyici çalışmaları ve psikososyal destek programlarını da içermektedir. Bu çalışmanın amacı, ülkemizde son yıllarda gelişen, belediyeler düzeyinde yürütülmekte olan madde bağımlılığı rehabilitasyon hizmetlerinin, merkez çalışanları gözünden değerlendirilmesidir. Çalışmanın amacına uygun olarak araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın yürütüldüğü sırada, Türkiye'de belediyelere bağlı olarak gündüzlü hizmet veren toplam 11 merkez araştırmanın çalışma evrenini oluşturmuştur. Bu merkezlerden ikisi araştırmaya katılmayı kabul etmediği için araştırma, 9 merkezde ve bu 9 merkezde çalışan toplam 16 personelle yürütülmüştür. Araştırmanın verileri 20 Aralık 2016-15 Ocak 2017 tarihleri arasında, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Görüşmelerden önce her katılımcıdan sözlü onam alınmıştır. Katılımcıların tamamı ses kaydı alınmasına onay vermiştir. Ses kayıtları bilgisayar ortamına aktarıldıktan sonra biri sosyal hizmet uzmanı olmak üzere üç farklı kişi tarafından döne döne okuma yöntemi ile okunmuş ve veriler içerik çözümlemesine tabi tutularak temalar oluşturulmuştur. Araştırmanın bulguları iki temel başlık altında verilmiştir. İlk bölümde belediyelerin madde bağımlılığı alanındaki hizmetlerinin neler olduğuna ilişkin veriler bulunmaktadır. İkinci bölümde ise merkez çalışanlarının merkezde verilen hizmetlere ilişkin değerlendirmeleri yer almıştır. Temaların da işaret ettiği üzere, görüşülen çalışanların, alana ilişkin kişisel algıları, verilen hizmete ilişkin değerlendirmeleri ve yerel yönetim düzeyinde yürütülen çalışmalara ilişkin değerlendirmeleri tema olarak karşımıza çıkmıştır. Madde bağımlılığı gibi tedavi ve rehabilitasyonun zor olduğu bir alanda yerel yönetimlere bağlı olarak açılan merkezlerin, belli bir fiziksel ve hizmet standardının olmadığı, merkezlerin yerel yönetimlere bağlı olması nedeniyle çalışanların hizmet sunumu sırasında kimi zaman siyasi baskı ile karşılaştıkları belirlenmiştir. Ancak katılımcılar, ülkemizdeki madde bağımlılığı hizmetlerinin, sınırlı sayıda olması nedeniyle yerel yönetimlerde bu hizmetlerin verilmesinin, hizmetlerin ulaşılabilirliğini arttırması sebebiyle önemli olduğunu ifade etmişlerdir. Bu açıdan, yerel yönetim hizmetlerinin avantajlarının, dezavantajlarından fazla olduğu yönünde görüş bildirmişlerdir. Madde bağımlılığının tedavisi sürecinin uzun ve kapsamlı olduğunu bu nedenle, tıbbi tedavi ve sosyal rehabilitasyonun mutlaka birlikte yürütülmesinin gerekli olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcılar yüksek iş doyumu yaşadıklarını da belirtmelerine karşın, yerel yönetimlerin alana ilişkin uyguladığı düşük ücret politikalarından memnun olmadıklarını ifade etmişlerdir. Merkezlerin hiçbirinde sosyal hizmet uzmanı istihdam edilmediği görülmüştür. Oysa gerek nedenleri gerekse sonuçları açısından madde bağımlılığı alanı sosyal hizmetin işlevlerinin önemli olduğu bir alandır. Bu araştırmanın, yerel yönetimler düzeyinde oluşturulacak, madde bağımlılığı rehabilitasyon hizmet modeli geliştirme çalışmalarına ışık tutması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Madde bağımlılığı, yerel yönetim, sosyal hizmet
Kadın sığınmaevinde kalan çocuklarla öfke, arkadaşlık ilişkileri, kendini ifade edebilme ve toplu yaşam kuralları konulu grup odaklı sosyal hizmet uygulaması
Şiddetin çocuklar üzerindeki etkileri, fiziksel yaralanmalardan, ağlama nöbetleri, içe kapanma, kendine ya da çevreye dönük saldırganlık, öfke kontrolünde zorlanma, akranlarla ilişki kurmada güçlük, düşük eğitim başarısı gibi duygusal ve davranışlar sorunlara kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde yer alabilmektedir. Bazı durumlarda çocuklar şiddetin öznesi olabildikleri gibi tanığı da olabilmektedirler. Dünyada ve ülkemizde aile içi şiddet ciddi bir sosyal sorundur. Bu sorunla mücadelede kadın sığınmaevleri önemli kurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadın sığınmaevleri şiddete maruz kalmış kadınların çocukları ile birlikte kalabilecekleri, şiddetten uzak, güvenilir, psikolojik, sosyal, hukuki destekler alabilecekleri yatılı sosyal hizmet kuruluşlarıdır. Kadın sığınmaevlerinde çocuklar anneleri ile şiddetten uzak bir ortamda kalabilseler bile hem yaşadıkları travmatik durumlar hem de toplum yaşam koşulları nedeniyle sorunlar yaşayabilmektedirler. Bu sorunların çözümünde sosyal hizmet önemli bir meslek olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal hizmetin kadın sığınmaevinde yapacağı farklı müdahale bulunmaktadır. Grup odaklı sosyal hizmet uygulamaları bu müdahale yöntemlerinden biridir. Literatürde çocuklarla çalışmada grup çalışmalarının (mezzo) bireysel görüşmelere (mikro) göre daha etkili olduğu ye almaktadır. Bu araştırmanın amacı, Ankara'daki bir kadın sığınmaevinde anneleri ile birlikte kalmakta olan ilk ve ortaokul çağındaki 7-11 yaş arası çocukların, grup odaklı sosyal hizmet uygulaması ile öfke, iyi arkadaşlık ilişkileri kurabilme, toplu yaşam kurallarına uyum sağlayabilme ve kendini ifade edebilme konularında farkındalık kazanmalarının sağlanmasıdır. Gerçekleştirilen grup odaklı sosyal hizmet uygulamasının oturum içerikleri, araştırmanın amacına göre düzenlenmiştir. Oturumlarda öfkeyi ve öfkenin etkilerini fark etme, iyi arkadaşlık ilişkileri kurabilme, kendini ifade edebilme ve toplu yaşam kuralları üzerinde durulmuştur ve oyun, boyama yapma, rol oynama teknikleri kullanılmıştır. Uygulama, 7-11 yaş arası altı çocuk ile yedi oturum şeklinde yürütülmüştür. Grup odaklı sosyal hizmet uygulamasındaki ve uygulama sonrasındaki gözlem ve görüşmeler neticesinde, grup sürecine katılan çocukların sosyal becerilerinde artış olduğu ve grup sürecinden yararlandıkları görülmüştür.
Hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarının psikolojik dayanıklılığının yaşam kalitesine etkisi
Kronik böbrek yetmezliği hastalığının tedavisinde sık kullanılan hemodiyaliz, hasta ve ailesini psikolojik, sosyal ve ekonomik yönlerden olumsuz olarak etkilemekte ve yaşam kalitesini düşürmektedir. Bu araştırma hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarının psikolojik dayanıklılığının yaşam kalitesine etkisini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nicel araştırma yönteminden yararlanılarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma İskenderun Devlet Hastanesi ve Başkent Üniversitesi İskenderun Diyaliz Merkezinde düzenli olarak hemodiyaliz tedavisi gören 101 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, hemodiyaliz hastalarının sosyo-demografik özelliklerini ortaya koymak için araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyo-Demografik Form, yaşam kalitesi düzeylerini ortaya koymak için SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini ortaya koymak için Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır.Araştırmada toplanan veriler SPSS Statistics 23 (Statistical Package for the Social Sciences) adlı bilgisayar programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda hemodiyaliz hastalarının gelir düzeyi, hemodiyaliz görme süresi ile yaşam kalitesi arasında ve cinsiyet, hemodiyaliz görme süresi ile psikolojik dayanıklılık düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğinin Kişisel Güç alt boyut puanları ile SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeğinin Genel Sağlık ve Mental Sağlık alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı zayıf düzeyde pozitif yönlü ilişkiler bulunmaktadır. Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğinin Sosyal Kaynaklar alt boyutu puanları ile SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeğinin Mental Sağlık alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı zayıf düzeyde pozitif yönlü ilişki bulunmuştur
Çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan profesyonellerin sunulan hizmetlere ilişkin değerlendirmeleri
Çocuk ihmal ve istismarı günümüzde önemli toplumsal bir sorun haline gelmiştir. İhmal ve/veya istismarın çocuk üzerinde yaşam boyu etkilerinin olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Öyle ki kimi zaman yaşanan istismarın boyutuna, süreklilik durumuna göre bu durum ölümle bile sonuçlanabilmektedir. İhmal ve istismar ile ilgili birçok kurum (hastaneler, emniyet, çeşitli dernekler, Koruma Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri, Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezleri, Çocuk İzlem Merkezleri, Çocuk Koruma Merkezleri vb.) hizmet vermektedir. Ancak bu kuruluşların gereksinimleri karşılayacak yeterliliğe ulaşması hedeflenirken, mevcut hizmetlerin neler olduğu ve verilen hizmetlerin yeterliliğinin hem hizmet alanlar hem de hizmeti sunanlar açısından ele alınıp değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışma ile Ankara'da çocuk ihmal ve istismarı alanında görev yapmakta olan profesyonellerin (sosyal hizmet uzmanı, avukat, hemşire, doktor, psikolojik danışman, çocuk gelişimci vb.) çalıştıkları kuruluşta verilen hizmetlere yönelik değerlendirmelerinin neler olduğu öğrenilmesi amaçlanmıştır. Bu temel amaç doğrultusunda çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan 15 profesyonel ile yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı tarafından analizi yapılan bulgular temelde üç tema altında toplanmıştır. Bu temalar; "Çalışma Deneyimi" (profesyonellerin hangi alanlarda çalıştıkları, bu alanda çalışmaya nasıl başladıkları, bu alanda çalışmanın kendi seçimleri olup olmadığı, alanı sevip sevmedikleri, aldıkları maaşı yeterli bulup bulmadıkları, alan çalışmalarından sağladıkları doyum, tükenmişlik hissedip hissetmedikleri), "Hizmetlerin Değerlendirilmesi" (profesyonellerin mevzuatı yeterli bulup bulmadıkları, çocuk ile ilgili yasa ve yönetmelikleri meslek elemanlarına yol gösterici bulup bulmadıkları, çocukla çalışan diğer meslek elemanlarının eğitimlerinin değerlendirilmesi ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında verilen tedbir kararlarının değerlendirilmesi) ve "Çocuğun Korunmasında Söz Bende" (çocuklara ilişkin yürütülen hizmetlerden sorumlu olsalar ne tür değişiklikler yapacakları) olarak belirlenmiştir. Yapılan görüşmelerde çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan profesyonellerin kimi durumlarda müdahale sürecinde karşılarına çıkan engeller ve olguların duygusal yıpratıcılığı nedeni ile tükenmişliği yoğun biçimde hissettikleri tespit edilmiştir. Profesyonellerin, çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan diğer meslek elemanlarının eğitimlerinin yetersiz olduğunu belirttikleri ve en çok da iletişim becerileri konusunda eğitimlere ihtiyaç olduğunu düşündükleri ortaya çıkmıştır. Profesyoneller çocuk ihmal ve istismarı ile ilgili mevzuat, yasa ve yönetmeliklerin geliştirilmesi ve uygulanabilirliğinin artması gerektiğini düşündüklerini ifade etmişlerdir. Çocuğa yönelik hizmetlerden sorumlu olma durumlarında genel olarak profesyonellerin tamamı; çocuğun üstün yararının gözetildiği, ihmal ve istismarı önlemeye yönelik yasa yönetmeliklerin ve mevzuatın tamamen uygulanabilir olduğu, koruyucu hizmetlere ağırlık verildiği, alanda çalışan meslek elemanlarının nitelikli eğitimler aldığı ve multidisipliner çalışmaların yapıldığı değişiklikler yapmak istediklerini belirtmişlerdir.