Bolu Abant İzzet Baysal University
Fakülte

Diş Hekimliği Fakültesi

Bolu Abant İzzet Baysal University

129

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Beyazlatıcı diş macunlarının üniversal renkli kompozitlerin renk ve yüzey özelliklerine etkisinin incelenmesi

Çalışmamızın amacı tek renk kompozit materyal olarak piyasaya sürülen Omnichroma, Charisma Topaz ONE ve kontrol kompoziti olarak Estelite Sigma Quick kompozit rezinlerinde, farklı etken maddelere sahip beyazlatıcı diş macunlarının oluşturduğu renk değişimini ve yüzey pürüzlülüğünü değerlendirmektir. Çalışmamızda kullanılan diş macunları ise Colgate Optic White Expert, Flash White Smile Beyazlatıcı Diş Macunu ve kontrol macunu olarak ise İpana Sağlıklı Gülüşler Diş Macunudur. Çalışmamızda n=8 olmak üzere 9 grup belirlenmiştir. Tüm kompozit örnekler için yapılan renk ölçümü ve yüzey pürüzlülüğü ölçümü için sırasıyla Vita Easyshade Advance ve Perthometer M2 profilometre cihazı kullanılmıştır. Örneklerin başlangıç renk ölçümü ve yüzey pürüzlülüğü değerleri kaydedildikten sonra, örnekler kahve solüsyonu içinde bekletilmiştir. Kahvede bekletilen örnekler şarj edilebilir diş fırçası ve fırça başlığı kullanılarak fırçalama işlemi yapılmıştır ve SEM görüntüleri alınmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS 24.0 programı kullanılmıştır. Normal dağılım gösteren üç ve üzeri grup karşılaştırmalarında One-Way Anova testi kullanılmıştır. Ölçümlerin üç zamana bağlı değişimlerini incelemek için Repeated Measures testi, iki zaman bağlı değişimlerini ise Paired Samples T testi kullanılmış ve anlamlılık p<0.01 ve p<0.05 düzeylerinde değerlendirilmiştir. Farklı diş macunu uygulaması sonucu oluşan renk değişim değerleri (ΔE002) açısından test edilen materyaller değerlendirildiğinde, COW ve İPN diş macununda ΔE002 CTO>OM>ESQ olarak sıralanırken, FLS diş macununda ise ESQ>OM>CTO olarak sıralanmıştır. Farklı diş macunu uygulaması sonrası, macunların materyallerde meydana getirdiği yüzey pürüzlülüğü değişiklikleri değerlendirildiğinde ise, tüm kompozit gruplarında diş macunları açısından anlamlı fark bulunmamıştır.

Diş beyazlatmaDiş macunlarıDiş renk değişikliği+6
Elif Soslu Bulut
Bolu Abant İzzet Baysal University
2023
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Bifid kondil bulunan hastalarda mandibulanın morfometrik özelliklerinin incelenmesi

Amaç: Bifid mandibular kondil (BMK) mandibulada nadir görülen varyasyonlardan biridir. Kondilin büyüme merkezlerinden biri olması bu yapının mandibulayı ve yüzün şeklini değiştirebileceğini düşündürmüştür. Bu çalışmanın amacı BMK bulunan hastalarda mandibulanın morfometrik özelliklerini Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomoğrafi (KIBT) kullanarak incelemektir. Gereç ve yöntem: 56 bifid kondil hastası ve 56 kontrol hastasına ait KIBT görüntüleri kullanılarak mandibula üzerinde; ramus boyu, kondil boyutları, interkondiler mesafe, aksiyel kondiler açı gibi çeşitli ölçümler yapılmış ve bu iki grup arasındaki ilişki incelenmiştir. Bulgular: Ramus boyu ile ilgili ölçümlerden bazıları (M2, M3) bifid kondil bulunan hastalarda anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Kondil boyutları ve aksiyel kondiler açı ise bifid olan kondillerde normal kondillere göre yüksek bulunmuştur. (p<0.05) Sonuç: BMK varlığı mandibulanın morfolojisini etkileyebilmektedir. Yüz şeklinin ve asimetrilerin değerlendirilmesinde BMK varlığına dikkat edilmelidir.

Banu Aydın
Bolu Abant İzzet Baysal University
2024
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Mandibular anterior dişlerde köklerin bukkolingual genişliğinin kanal morfolojisine etkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, mandibular anterior dişlerin kök kanal konfigürasyonlarını ve sayılarını; dişin bukkolingual genişliği, yaş ve cinsiyet ile olan ilişkisini konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne 2019-2022 yılları arasında başvurmuş dahil edilme kriterlerine uygunluk sağlayan 140 erkek 220 kadın hasta olmak üzere toplam 360 hastanın KIBT görüntüleri değerlendirildi. Dişlerin sagittal kesitlerinde mine-sement sınırından (MSS) ve kökün yarı yüksekliğinden olmak üzere iki nokta belirlendi, bu noktalardan genişlikler ölçüldü ve bu ölçümler kaydedildi. Bulgular: Toplam 2078 adet mandibular anterior dişin incelemesi yapıldı. Mandibular santral (%65,5), lateral (%70,3) ve kanin (%93,7) dişlerde en çok Vertucci Tip I konfigürasyonu tespit edildi. Mandibular santral dişlerin hepsi tek köklü, mandibular lateral (%99,9) ve kanin (%96,8) dişlerin büyük çoğunluğunun tek köklü olduğu tespit edildi. Mandibular santral ve lateral dişlerde erkeklerde lingual kanal tespit oranı kadınlara kıyasla daha fazla bulundu. Lingual kanal tespit edilen dişlerde hastaların yaşları tespit edilmeyenlere göre daha yüksek bulundu. Mandibular santral ve lateral dişlerde MSS ve kök genişliğinde, mandibular kanin dişlerde ise kök genişliğinde artış görüldükçe lingual kanalın tespit oranının arttığı bulundu. Sonuç: Mandibular anterior dişlerde bukkolingual boyutun artması ilave kanal bulunma ihtimalini arttırmaktadır. Tedavi öncesi klinisyen tarafından dişlerin boyutlarının değerlendirilmesi ilave kanalların tespit edilme ihtimalini artırabilir.

Önder Çam
Bolu Abant İzzet Baysal University
2024
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Kalsifiye ve kalsifiye olmayan maksiller molar dişlerde troughing işleminin meziyobukkal 2. kanalın tespit edilmesine etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı troughing (oluk açma) işleminin endodontik tedavi esnasında en fazla gözden kaçan dolayısıyla tedavi edilemeyen kanal olan maksiller molar dişlerdeki meziyobukkal 2. kanalın (MB2) tespit edilmesine olan etkisini ilgili kanal orifisinde kalsifikasyonun mevcut olduğu ve olmadığı durumlarda incelemektir. Mevcut çalışmada daha önceden farklı nedenlerle çekilmiş ve mikro BT görüntüsü alınmış olan maksiller molar dişler arasından 200 adet diş seçildi. Çalışmaya dahil edilen dişlerin bir kısmında tek meziyobukkal kanal mevcut, bir kısmında iki meziyobukkal kanal mevcut, bir kısmında ise iki meziyobukkal kanal mevcut ancak MB2 orifisinde kalsifikasyon bulunmaktaydı. Klinisyen tarafından çift kör şeklinde hangi dişte MB2 olduğu ve hangi dişte kalsifikasyon olduğu bilinmeden su soğutması altında dental operasyon mikroskobu (Zumax OMS 3200 , Suzhou, Çin) 22x büyütmede ve yüksek hızlı bir el aleti ile elmas frezler (G&Z Instrumente, Lustenau, Avusturya) kullanılarak geleneksel giriş kavitesi hazırlandı. Geleneksel giriş kavitesi hazırlanmasının ardından MB2 tespit edilmeye çalışıldı. MB2 tespit edilen dişler ''1'' tespit edilemeyen dişler ''0'' şeklinde not edildi. Giriş kavitesi açılması ile MB2 tespit edilemeyen dişlere 2 mm derinliğinde troughing işlemi aynı klinisyen tarafından Satelec P5 Nevtron XS ultrasonik cihaz (Satelec Acteon, Mericnac, Fransa) kullanılarak Woodpecker E3D ultrasonik uç (Guilin Med. Ins., Çin) ile uygulandı. Troughing işleminin ardından MB2 tekrar tespit edilmeye çalışıldı ve sonuçlar not edildi. Kanalların tespit edilmesinin ardından kanallarda troughing işlemi sırasında karşılaşılan komplikasyonlar kaydedildi ve çalışma sonucunda yapılan istatistiğe dahil edildi. Çalışmamızda toplanan veriler IBM SPSS V.26 (IBM SPSS Statistics, AŞ, Armonk, NY) istatistik programı ile değerlendirildi. Veriler, McNemar analizi ile test edilerek istatistiksel anlamlılık belirlendi. Anlamlılık düzeyi olarak α=0.05 alındı. Çalışmaya dahil edilen 200 adet dişin mikro bilgisayarlı tomografi (mikro BT) görüntüleri incelendiğinde 173 adetinde MB2 mevcut olduğu görüldü. Klinisyen tarafından geleneksel giriş kavitesi açılmasının ardından 173 dişin 142 adetinde (%82) MB2 tespit edildi. Kalan örneklere troughing işleminin uygulanmasının ardından 16 dişte daha MB2 tespit edildi. McNemar testi yapılmasının ardından troughing işleminin MB2'nin bulunmasını önemli ölçüde artırdığı sonucuna ulaşıldı (p < .05). Kalsifiye orifise sahip 16 MB2'den 9 tanesi troughing işlemi yapılmadan geleneksel kavite preparasyonunun ardından tespit edildi. Troughing işleminin ardından 3 dişte daha MB2 bulundu ancak 4 dişte 2 mm derinliğinde troughing işlemine rağmen MB2 orifisi tespit edilemedi. Troughing işleminin kalsifiye orifise sahip MB2'lerin bulunma oranını önemli ölçüde artırmadığı görüldü (p > .05). Giriş kavitesi açılması ve troughing işlemi uygulanması sırasında hiçbir dişte perforasyon meydana gelmedi.

İlker Dinçer Ertürk
Bolu Abant İzzet Baysal University
2024
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Deneysel periodontitis oluşturulan sıçanlarda arı poleninin alveolar kemik yıkımı ve inflamatuvar parametreler üzerinde etkisi

Arı poleni, bitki çiçeklerinden elde edilen polen ve arı tükürük salgılarının bir karışımı olup, esas olarak anti-inflamatuar etkiye sahip bir arı ürünüdür. Arı poleni Antimikrobiyal ve antioksidan özelliklere sahiptir. Arı poleninin metanolik ekstraktında bulunan flavonoidler, nitrik oksit üretimini azaltarak siklooksijenaz aktivitesini inhibe etmekte ve ek olarak kemik kaybını azaltmaktadır. Bu nedenlerle, arı poleni, kronik hastalıklarla ilişkili moleküller ve hücresel değişiklikler üzerinde olumlu özelliktedir ve önleyici/tedavi edici potansiyel bir terapötik maddedir. Bu çalışmanın amacı sıçanlarda oral gavaj ile uygulanan arı poleninin deneysel periodontitis (DP) üzerinde etkilerini araştırmaktır. Yirmi dört adet sıçan rastgele üç gruba ayrıldı; 1) periodontal olarak sağlıklı (PS), 2) deneysel periodontitis (DP), 3) deneysel periodontitis + arı poleni (DP-AP). Sıçanların maksiller azı dişlerine ligatür yerleştirilmesi ile DP indüklenmesi sonrasında test grubuna arı poleni oral gavaj yoluyla 14 gün boyunca uygulandı. Sıçanlar 15. günde ötenazi yapılarak çene örnekleri ve serum örnekleri elde edildi. Örnekler biyokimyasal, histolojik, histomorfometrik ve immunohistokimyasal olarak analiz edildi. Serumda IL-4 ve IL-6 düzeyleri enzim bağlı immunosorbent assay (ELISA) ile değerlendirildi. NF-κB ligandı reseptör aktivatörü (RANKL), osteoprotegerin (OPG) seciteleri immun boyama ile analiz edildi. Deneysel periodontitis oluşturulan gruplarda periodontal olarak sağlıklı gruba göre daha fazla kemik kaybı olduğu fakat bu farkın anlamlı olmadığı saptandı (p>0.05). Gruplar arası serum IL-4 ve IL-6 düzeylerinde anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). İmmunohistokimyasal değerlendirmede, DP-AP grubunda DP grubuna göre, OPG seviyesinin anlamlı daha yüksek, RANKL seviyesinin ise anlamlı daha düşük olduğu tespit edildi (p<0.05). Histopatolojik değerlendirmede inflamasyon düzeyinin ise DP-AP grubunda, DP grubuna kıyasla istatistiksel anlamlı olarak daha düşük olduğu saptandı (p<0.05). Bu çalışmanın sınırları dahilinde, sistemik arı poleni uygulamasının serum IL-4 ve IL-6 parametreleri üzerinde etkisinin olmadığı, RANKL düzeylerini azalttığı, OPG düzeylerini arttırdığı bu sebeple alveolar kemik kaybını önleyebileceği diğer taraftan da bu durumun histomorfometrik ölçümler ile desteklenmediği sonuçları belirlendi.

Senem Filiz
Bolu Abant İzzet Baysal University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı renk parametrelerinin dental seramikteki algılanabilirlik ve kabul edilebilirlik değerlerinin araştırılması

Günümüzde artan estetik algısı ile birlikte yapılan protetik tedavilerin komşu doğal dişler veya var olan protetik restorasyonla arasındaki renk farklılığının doğal bir uyum içinde olmasına önem verilmektedir. Doğal diş yapıları ile uyumlu bir şekilde protetik restorasyon uygulanabilmesi için algılanabilme ve kabul edilebilme değerlerinin bilinmesi önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, farklı renk farkı formülleri ve renk ölçüm sistemleri kullanarak dental seramik üzerindeki algılanabilirlik ve kabul edilebilirlik değerlerinin araştırılmasıdır. Bu araştırmada porselenden disk şeklinde 15 adet örnek elde edildikten sonra 105 adet olacak şekilde örnekler arasında eşleştirmeler yapılmıştır. Örneklerin renk ölçümleri spektrofotometre ve akıllı telefon kamerası ile çekilen fotoğraflar üzerinden bilgisayarlı görü teknikleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Aradaki renk farklılıklarının hesaplanmasında 3 renk farkı formülü (ΔEAB, ΔE00 ve ΔENS) kullanılmıştır. Görsel değerlendirmelerin ardından istatistiksel analizler ile veriler elde edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre farklı renk ölçüm yöntemleri ve farklı renk farkı formülleri kullanıldığında elde edilen eşik değerler arasında farklılıklar olduğu görülmüştür. Eşik değerler arasında cinsiyet faktörü açısından anlamlı bir fark bulunmazken, meslek grupları açısından anlamlı farklılıklar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Protez uzmanı ve teknisyen grubu diğer gruplara göre daha düşük eşik değerler göstermiştir.

Melike Yalın
Bolu Abant İzzet Baysal University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Diş-implant destekli sabit protezlerde konnektör tipinin ve farklı protez materyallerinin stres dağılımına etkisinin değerlendirilmesi: Sonlu elemanlar analizi

Bu çalışmanın amacı, diş-implant destekli sabit protez sistemlerinde farklı konnektör tiplerinin (rijit ve non-rijit) ve protetik üst yapı materyallerinin (monolitik zirkonyum, metal destekli porselen, PEEK altyapılı kompozit, zirkonyum altyapılı kompozit) implant, diş, dayanak ve kemikte üzerindeki stres dağılımına etkisini sonlu elemanlar analizi (FEA) yöntemiyle karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Çalışmada, ikinci molar bölgesinde implant ve ikinci premolar doğal diş desteği ile sabit üç üyeli köprü protezi içeren üç boyutlu modeller oluşturulmuştur. Her modelde farklı üst yapı materyalleri kullanılarak rijit ve non-rijit bağlantı tiplerine göre on iki ayrı model tasarlanmıştır. Modeller, her tüberkül tepesine 50 N toplam 11 kasp için 550N vertikal kuvvet, toplam 6 kasp için 300N bukkalden oblik kuvvet ve toplam 5 kasp için 250N lingual oblik kuvvetler altında analiz edilmiştir. Von Mises stres dağılımları implant, diş,abutment dayanak ve kemikte ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Monolitik zirkonyum kullanılan modellerde, tüm kuvvet uygulamalarında en düşük stres değerleri elde edilmiştir. PEEK altyapılı kompozit restorasyonlarda ise implant ve diğer komponentlerde (diş komponenti hariç) en yüksek stres değerleri gözlemlenmiştir. Metal destekli porselen ve zirkonyum altyapılı kompozit materyaller benzer stres seviyeleri göstermiştir. Non-rijit bağlantının implantın mesialine yerleştirilmesi, stres dağılımını optimize ederken; dişin distalinde yerleştirildiği durumlarda implant üzerindeki stres seviyeleri artmıştır. Ayrıca, bukkal yönden uygulanan oblik kuvvetlerin sistemde en fazla stres oluşturduğu tespit edilmiştir. Diş-implant destekli sabit protezlerde kullanılan konnektör tipi ve protetik materyal kombinasyonu, sistemin biyomekanik başarısı üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Monolitik zirkonyum materyal ve non-rijit konnektörün implantın mesialine yerleştirildiği tasarımlar, stres dağılımı açısından daha avantajlı görünmektedir. Bu bulgular, diş ile bağlantılı implant destekli protez tasarımının biyomekanik prensipler doğrultusunda şekillendirilmesinde materyalin ve kuvvet yönünün de önemli etkisi olduğunu göstermektedir.

Dilaycan Uğureli
Bolu Abant İzzet Baysal University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı CAD/CAM materyallerinin, anterior diş morfolojisinin ve diş preparasyonunun laminate veneer restorasyonlarda stres dağılımına etkisinin değerlendirilmesi: Sonlu elemanlar analizi

Bu sonlu elemanlar analizi (SEA) çalışmasında, porselen laminate veneerlerin (PLV), farklı preparasyon tasarımları ve çeşitli CAD/CAM restoratif blok materyalleri kullanıldığında, iki farklı yönde uygulanan statik kuvvetler altında farklı anterior diş morfolojileri üzerinde oluşturduğu von Mises gerilme dağılımlarıdeğerlendirilmiştir. Ayrıca, restorasyon materyallerinin bu ısırma stresleri karşısındaki yapısal kırılma dayanımları, üç boyutlu sonlu elemanlar analizi (3D SEA) ile analiz edilmiştir. Özellikle anterior bölgede tercih edilen PLV için santral, lateral ve kanin dişleri modellenip hem kesimsiz hem de minimal preparasyonlu bir şekilde modellenmesi yapılmıştır. Preparasyon tekniği olarak chamfer tipi basamak dişeti seviyesinde hazırlanmıştır. Preparasyon yapılan dişlerde kesim tipi insizal bevel şeklinde oluşturulmuştur. Kesimsizve 0,5 mm derinlikte hazırlanan preparasyonlar için IPS e.max CAD (Ivoclar Vivadent), LAVA Ultimate (3M ESPE) CAD/CAM ve Vita Enamic (Vitazahnfabrik) materyallerinin özellikleri ile 0.5 mm kalınlıktaki restorasyonlar üretici firmaların talimatları göz önünde bulundurularak sanal ortamda tasarlanmıştır. Tasarımı yapılan restorasyonların klinikteki kullanımı dikkate alınarak ışıkla sertleşen 100 μ𝑚 kalınlığında RelyXVeneer (3M ESPE) rezin siman tabakası restorasyon ile diş arasında olacak şekilde simüle edilmiştir. Isırma kuvvetini simüle etmek için planlanan 3D SEA'da dişlerin uzun eksenine insizal kenardan 1 cm uzaklıkta bir noktada 60 ve 125 derecede uygulanan 100 N büyüklüğündeki kuvvetin, modellerdeki yapılar üzerindeki stres dağılımına etkisinin hem renksel kodlama hem de sayısal değerlerle incelenmesi yapılmıştır. Çalışmanın bulguları incelendiğinde preparasyon yapılıp yapılmaması restorasyonlar ve diş yüzeylerinde oluşan stres dağılımını etkilemiştir. Preparasyon yapılmayan gruplarda restorasyon üzerine gelen streslerin daha az olduğu görülmüştür. Fonksiyonel kuvvet açısı arttıkça santral dişe yapılan restorasyonlarda stres artarken, lateral ve kanin dişlerde azaldığı görülmüştür. Materyallerin sertlik değerleri arttıkça PLV'ler üzerinde görülen stres artarken diş yüzeyine aktarılan stres azalmıştır. Anterior dişler üzerindeki stres değerleri karşılaştırıldığında dişin morfolojik yapısından dolayı en yüksek stres değeri lateral dişte görülmüştür. Yapısal kırılma dayanıklılığı açısından materyaller arasında fark bulunmamaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Laminate veneer, Kesimsiz, Sonlu Elemanlar Analizi, CAD/CAM

Emre Sefa Çini
Bolu Abant İzzet Baysal University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Persiste timpanik foramen ile temporomandibular eklem şikayeti arasındaki ilişkinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Bu tezin amacı; temporomandibular eklem (TME) şikâyeti olan hastaların ve sağlıklı kişilerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde persiste timpanik foramen (PTF) varlığını, sıklığını ve özelliklerini değerlendirerek PTF ve TME patolojisi (TMD) arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve klinisyenleri bilgilendirmektir. Çalışmada hastalar 230 kişinin dahil edildiği TMD grubu ve 238 kişinin dahil edildiği sağlıklı grup olmak üzere iki grupta incelendi. PTF varlığı/yokluğu, çapı (mm), TME patolojisi varlığı ve türü, kondil morfolojisi, artiküler eminens pnömatizasyonu (AEP) varlığı ve tipi ile glenoid fossa pnömatizasyonu (GFP) varlığı ve tipi incelenerek kaydedildi. TMD grubunda PTF sıklığı (%37,8) sağlıklı gruptaki PTF sıklığına göre (%23,5) anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,001). TMD grubunda PTF sıklığı kadın cinsiyette daha yüksek idi. TMD grubunda en sık gözlenen kondil patolojisi düzleşme (%39,8), tüm bireylerde en sık gözlenen kondil morfolojisi ise konveks tipti (%46,7). PTF'nin AEP dağılımını etkilediği ancak GFP dağılımı ile PTF varlığı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görüldü. PTF, TMD'nin bir predispozanı olabilir ve TME bölgesinde semptomlara neden olabilir. Bu çalışmanın sonuçlarının desteklenmesi ve PTF varlığı ile TMD arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha geniş örneklem grupları ile hastaların TMD tanı kriterlerine göre sınıflandırılacağı yeni prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. ANAHTAR KELİMELER: Persiste timpanik foramen, Temporomandibular eklem şikayeti, Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

Selvi Ceren Demirci
Bolu Abant İzzet Baysal University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Rekürrent temporomandibular eklem dislokasyon hastalarında tme morfolojisinin morfometrik analizi

Amaç: Bu çalışmanın amacı rekürrent temporomandibular eklem (TME) dislokasyonu görülen hastalarda morfolojik yapıların analizlerini yapmak, fonksiyonel hareketler üzerindeki etkisini incelemek ve sağlıklı bireylerle karşılaştırmaktır. Materyal ve Yöntem: Çalışmaya konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) çekilmiş rekürrent temporomandibular eklem dislokasyonuna sahip 15 hasta çalışma grubuna ve 50 sağlıklı birey kontrol grubuna dahil edilmiştir. Artiküler eminens eğimi ve yüksekliği, glenoid fossa derinliği ve genişliği, kondilin mediolateral ve anteroposterior boyu, kondil uzunluğu, eklem aralıkları sagittal ve koronal kesitlerde incelenmiştir. Ayrıca mandibular fonksiyonel hareketlerde incelenmiştir. Bulgular: Gruplara göre artiküler eminens eğimi ve yüksekliği değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Koronal kesitte ölçülen artiküler eminens eğimi sağ eklemde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,014). Glenoid fossa genişliği her iki eklemde sagittal kesitte istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Artiküler eminens morfolojisinin fonksiyonel hareketler üzerindeki etkisi anlamsız bulunmuştur. Sonuç: Rekürrent temporomandibular eklem dislokasyonu olan hastalarda glenoid fossa genişliğinin daha fazla olarak bulunması fonksiyonel eklem sırasında eklem stabilitesini azaltabileceğini ve dislokasyona zemin hazırlayacağını düşündürmektedir.

Glenoid fossaTemporomandibular eklemTemporomandibular eklem hastalıkları
Zehra Gülerol Aydın
Bolu Abant İzzet Baysal University
2025
20