
864
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kurumlardaki korunmaya muhtaç çocuklara yönelik din ve değerler eğitimi faaliyetleri üzerine nitel bir araştırma
Bu çalışma, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Sevgi Evleri, Çocuk Evleri ve Çocuk Destek Merkezleri'nde sunulan din ve değerler eğitiminin incelenmesini hedefleyen bir alan araştırmasıdır. Çalışmada araştırma metodu olarak anlamı ve derinliği önceleyen nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Çalışmanın amacına ve belirlenen konuya yönelik kapsamlı veri elde etmek amacıyla derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Çalışmadaki örneklem grubunu, uygunluk düzeyine göre amaçlı olarak seçilen kurumlarda görevli 27 Diyanet personeli oluşturmuştur. Yarı yapılandırılmış görüşme sorularına katılımcıların verdikleri cevapların derlenmesi ile elde edilen veriler içerik ve betimsel analiz yöntemine tabi tutularak çözümleme yapılmıştır. Araştırmada önce korunmaya muhtaç çocuklar akabinde ise Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurum bakımı altındaki korunmaya muhtaç çocuklara yönelik faaliyetleri ele alınmıştır. Çalışmanın son kısmında ise Diyanet personelinin görüş ve düşünceleri perspektifinde kurum bakımı bünyesindeki korunmaya muhtaç çocuklara verilen mevcut din ve değerler eğitiminin gerekliliği ve önemi, yetersiz ve iyileştirilebilir yönlerinin tespit edilmesi, çocukların sunulan din hizmetlerine ilişkin beklentilerinin ve ihtiyaçlarının saptanması, personelin karşılaştığı sorunların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu hususlarda görüş, öneri ve sunulabilir yöntemlere yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Korunmaya Muhtaç Çocuklar, Din Eğitimi, Değerler Eğitimi, Yaygın Din Eğitimi, Sosyal Hizmet. This study is a field research that aims to examine religious and value education given by the Presidency of Religious Affairs in the Houses of Affection (Sevgi Evleri), Child Houses (Çocuk Evleri) and Children Support Centers (Çocuk Destek Merkezleri). In the research method of this study, the qualitative method is adopted that prioritizes meaning and depth. An in-depth interview technique is used to obtain comprehensive data on the purpose of the study and the determined subject. The sample of this study consisted of 27 Religious employees in charge of these institutions who are selected by considering their convenience level. The data obtained by compiling the answers to the semi-structured interview questions posed to the participants were analyzed using the content and descriptive analysis method. In the research, firstly the children who needed to be protected and then the activities of the Presidency of Religious Affairs for the children who needed to be protected under the care of the institution were discussed. In the last part of the study, issues such as the necessity and importance of the current education of religion and values given to children in need of protection in institutional care, determining the inadequate and improvable aspects, determining the expectations and needs of the children regarding the religious services provided, and identifying the problems faced by the personnel are revealed in the perspective of the opinions and thoughts of the Religious personnel. Opinions, suggestions and methods that can be presented are included on these issues.
Patristik Dönemde Adversus Judaeos geleneği: Tertullian'ın Adversus Judaeos'u örneği
Bu çalışmada, Patristik Dönem Adversus Judaeos geleneğinden hareketle Yahudilik ve Yahudilere dair çeşitli eserler ve konular, Yahudi-karşıtlığının kökenini bulmak amacıyla ele alınmıştır. Ayrıca Adversus Judaeos geleneği de müstakil bir şekilde tetkik edilmiştir ve Tertullian'ın Adversus Judaeos'u da Yahudilik ve Yahudilere dair meseleler açısından incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde, miladi ilk dört asırdaki Yahudi-Hristiyan ilişkileri tarihinden bahsedilmiştir. Yine bu bölümde siyasi, iktisadi ve hukuki alanda Hristiyanlar açısından yaşanan müspet gelişmeler, Patristik Dönem Adversus Judaeos geleneğinin gelişimine paralel olan vakıalar açısından tarihsel bir metotla aktarılmıştır. İkinci bölümde, Patristik Dönem'de Adversus Judaeos geleneği, özellikleri, bu dönemle ilgili birtakım kavramlar ve bazı Kilise Babaları'nın eserlerinde Yahudilik ve Yahudilere dair konular ele alınmıştır. Bahsi geçen konular ele alınırken deskriptif metot kullanılmıştır. Üçüncü bölümde, Tertullian'ın Adversus Judaeos'u, Yasa ile ilgili konular, Mesiyanik konular ve Teolojik konular şeklinde üç başlık altında incelenmiştir. İkinci bölümde olduğu gibi bu bölümde de konuları ele alma açısından deskriptif metot kullanılmıştır.
Usûlî ve ferşî ihtilaflar açısından Âsım Kıraatı (Şu'be ve Hafs rivâyeti)
Alimler tarafından övgüyle söz edilen, senedi sahih ve mütevâtir olan İmam-ı Âsım, Emevîler döneminde Kûfe'de yaşayan ve kendini kıraat tedrisine adayan bir âlimdir. Tercih dönemi olarak adlandırılan imamlar döneminde sahih kıraat rivâyetleri arasından seçtiği kıraatını sonraki nesillere nakleden Hafs ve Şu'be'den sadece Hafs rivâyeti yaygınlık kazanmıştır. Bu kadar iltifat gören bir kıraatın bütün yönlerinin ve iki râvîsi arasındaki usûlî ve ferşî farklılıklarının detaylarıyla bilinmesi, Kur'ân talebeleri açısından önem arz etmektedir. Bu bağlamda çalışmada Şâtıbiyye ve Tayyibe tarikleri kapsam olarak belirlenmiş olup ilgili alanda uygulamaya dönük bazı eksikliklere çözüm bulmaya çalışılmıştır. Zikrettiğimiz sebeple çalışmamızda Âsım'ın hayatı, kıraatının genel özellikleri, meşhur râvîleri, sened ve tarikleri geniş şekilde incelenmiş, iki râvî arasındaki usûlî ve ferşî ihtilaflar ise Tayyibe tariki çerçevesinde ele alınmıştır. Usul konusunda kavramlar açıklanmış, tekbir, vakıf ve vasıl konuları, zikredilen kıraat açısından değerlendirilmiştir. Tayyibe tariki bağlamında Âsım kıraatında, Hafs için 52, Şu'be için 76 tarik zikredilmiştir. Söz konusu tarikler arasından yaygın olarak okunanı ise Hafs > Ubeyd > Üşnânî > Hâşimî > İbn Galbûn > ed-Dânî > İbn Necâh > İbn Hüzeyl > Şâtıbî kanalıyla gelen tariktir. Mushaf hattına tahkîken uyan Âsım, her iki râvîsine hocalarından aldığı iki farklı kıraat öğretmiştir. Âsım, usulde tahkîk ehli olup Şu'be rivâyetinde imâle, Hafs rivâyetinde feth üzere okuma ön plana çıkmaktadır. Bunun dışında iki râvisi arasındaki farklılıkların daha çok ferşiyatta olduğu görülmektedir. Usul ihtilaflarında besmeleleri okuyan, medlerdeki genel tutumu tevassut olan İmam-ı Âsım, izhar ehli, feth ehli, hemzelerde tahkik ehli olup mananın tamam olduğu yerde vakıf yapmaktadır. Hafs rivâyetinde sektesiyle öne çıkan bir imam, meşhur hocası Sülemî'nin de şöhretiyle kendi döneminde sadece Kur'ân tedrisiyle meşgul olmuştur. Şu'beye göre daha çok talimle meşgul olduğu için yaygınlık kazanan Hafs rivâyeti günümüzde olduğu gibi tarihsel süreç içinde de rağbet görmüştür.
Kehf Suresinin tasavvufi yorumu
Kur'ân-ı Kerîm'in 18. Suresi olan Kehf suresi, Mekke döneminde nâzil olmuştur ve 110 ayettir. Sure, Yüce Allah'ın varlığı ve birliği, Hz. Peygamber'e öğütler, iman edenler ile mükâfatları ve inkâr edenler ile başlarına gelecekler, Ashâb-ı Kehf, Hz. Musa-Hızır ve Zülkarneyn kıssaları gibi konuları ihtiva etmektedir. Bu çalışmada Kehf suresinin tasavvufi yorumu ele alınmış, ayetler sûfilerin penceresinden gösterilmeye çalışılmıştır. Kehf suresi hakkında genel bilgiler verilmiş, belirlenen tasavvufi tefsirler arasındaki benzer ve farklı yorumlara değinilerek genel bir tablo sunulmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda Kehf suresi ile ilişkilendirilen tasavvuf kavramlarına ve bu kavramların ayetlerle bağlantılarına temas edilmiştir.
İlk dönem tasavvufunda Ehl-i Kitâb kaynaklı rivâyetler
İslâm'ın ilk dönemlerinde dinin temel kaynaklarını en doğru şekilde anlama gayesiyle hareket eden âlimler ihtiyaç hissettikleri zamanlarda Ehl-i kitâb kaynaklı rivâyetlere başvurmakta herhangi bir sakınca görmemişlerdir. Bundan dolayı Ehl-i kitâb menşeli rivâyetlere özellikle tefsir ve hadis alanında faaliyet gösteren ilim adamlarının eserlerinde sıklıkla rastlamak mümkündür. Bununla birlikte söz konusu disiplinler dışında kalan alanlarda uzmanlaşan âlimlerin de zaman zaman bu tür rivâyetleri kullandıkları bilinen bir gerçektir. Bunlar arasında özellikle tasavvufun oluşum ve gelişim dönemlerinde yaşamış olan müellif sûfîler tarafından kaleme alınan metinler bilhassa dikkate değerdir. İlgili eserlerde ahlâk, dua, zühd, takvâ, şükür, tevekkül vb. kavramlarla alâkalı olarak sûfîler tarafından dile getirilen görüşlerin yorumlanması bağlamında zaman zaman söz konusu rivâyetlere müracaat edilmiştir. Dolayısıyla bahis konusu evrede gündemi meşgul eden pek çok tasavvufî meselenin izahında teknik olarak "İsrâiliyat" şeklinde isimlendirilen rivâyetler mühim bir yer işgal etmiştir. Bunların daha sonraki tasavvufî eserlere yansıması ise ayrı bir çalışma konusu olacak önemdedir.
İlhanlı hükümdarı abaka han ve etrafındaki dünya (1265-1282)
XIII. yüzyılın ortalarında İran ve çevresinde hâkimiyet kuran İlhanlı Devleti, kısa zamanda Yakın Doğu genelinde büyük çaplı değişiklikler meydana getiren mühim bir siyasî güç hâline gelmiştir. Devletin kurucusu Hülâgû Han'ın oğlu ve vârisi Abaka Han'ın hâkimiyet devri, sadece İlhanlılar açısından değil, çevredeki coğrafî sahalar ve hâkim güçler açısından da kilit bir tarihsel süreci ifade etmektedir. Bu tez çalışmasının konusu, İlhanlı Devleti'nin ikinci hükümdarı Abaka Han'ın tarihsel şahsiyeti temelinde, onun 1265-1282 yıllarını kapsayan saltanat devrinde, devletin dâhili ve hârici meseleleri ve etrafındaki yakın ve uzak dünyayla siyasî, diplomatik ve sosyo-kültürel münasebetleridir. Bu kapsamda evvelâ Abaka Han'ın şehzadelik dönemi çerçevesinde onun doğumu, çocukluğu ve eğitimi, gençliği ve veliahtlığı ile tahta çıkış süreci işlenmiştir. Ardından onun hükümdarlık devrine geçilerek İlhanlı Devleti'nin Abaka Han'ın hâkimiyet yıllarındaki siyasî tarihine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, Abaka Han döneminde İlhanlı Devleti'nin idarî yapısı, tâbi devletler ve mahallî hâkimiyetlerle münasebetleri ile onun haricî siyaseti ele alınmıştır. Nihayet, Abaka Han'ın vefatı, şahsiyeti ve ailesi, ayrıca dinî ve ilmî yönü dolayısıyla bu dönemde yaşayan din ve ilim adamları mevzubahis edilmiştir. Temel mânâda biyografik ve monografik bir araştırma olma vasfındaki bu tez çalışması, İlhanlı hükümdarı Abaka Han'a farklı bir zaviyeden bakmak maksadıyla kaleme alınmıştır.
Mehmet Ali Paşa Dönemi Mısır Cami mimarisinde Osmanlı etkisi
Bu tezin temel amacı, Osmanlı etkilerini izleyerek ve Mehmet Ali Paşa döneminde inşa edilen Mısır cami tasarımlarının kökenini takip ederek, XIX. yüzyıla ait Mısır cami tasarımlarının evrensel özelliklerini tartışmaktır. Çalışmada, Mısır'da XIX. yüzyıla kadar uzanan ve Osmanlı Devleti'ndeki cami tasarımlarının kökenlerini izleyen en önemli cami mimari tasarım tipleri ele alınmıştır. Ayrıca bu mimari özelliklerin Mısır'a ithal eden kanallar sıralanmış ve farklı Osmanlı ve Avrupa kaynaklarından gelen etkenler araştırılmıştır. Osmanlı Devleti ile Mısır arasındaki ilişkiler, Mısır'ın Osmanlılar tarafından fethedilsinden önceki dönemleri de kapsamaktadır. Bu dönemler, Abbâsî Devleti'nin Türk asıllı kumandanlarından Ahmed b. Tolun'un Mısır'a tayin edilmesiyle (868-883) başlamıştır. Daha sonra, I. Selim'in Mısır'a girmesiyle (1517) ortaya çıkan ve Mehmet Ali Paşa ailesinin zamanına kadar uzanan Osmanlı hâkimiyeti söz konusu olmuştur. Mısır'ın bir Osmanlı vilayeti haline getirilmesinden sonra, İstanbul'daki mimarî ve süsleme tarzları ve eski Memlük tarzlarının sentezi Mısır'da yer almaya başlamıştır. Bunun yanı sıra Osmanlı üslubu da Mehmet Ali Paşa dönemi Mısır mimarisi ve süslemesini son derece etkilemiştir. Mehmet Ali Paşa'nın, Osmanlı İmparatorluğu ile olan mücadelesi sırasında kendi adına inşa ettirdiği cami, onun Osmanlı sultanı olma arzusunu ifade etmektedir. Mehmet Ali Paşa'nın Kahire Kalesi'nin içerisinde inşa ettirdiği camide, Osmanlı Klasik Dönem Cami Stili ile benzerlik bulunmaktadır. Özellikle Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman vi ve Sultan Ahmet döneminde yapılan bazı eserlerde bu etki belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Dolayısıyla Osmanlı Selâtin camileri tipinde inşa edilen ve "Mermer Camii" olarak bilinen Mehmet Ali Paşa Camii, bir taraftan klasik planıyla Osmanlı mimarisinin özelliklerini canlandırırken, diğer taraftan da Batılılaşma Dönemi Osmanlı Mimarisi'nin özelliklerini yansıtmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cami, Mehmet Ali Paşa, Osmanlı Mimari Üslubu, Süsleme.
İbn Humeyr es-Sebtî'nin kelam düşüncesinde sem'iyyât
Eş'arîliğin Mağrib'de tanınma ve yayılması hicrî IV-VI. yüzyıllara tekabül etmektedir. Bu yüzyıllarda pek çok âlim yetişmiş, eserleri bugüne kadar gelmiştir. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda zikrettiğimiz yüzyıl aralığında, Mağrib'de yetişmiş olan âlimler ve onların eserlerine ulaşılmış; yapılan tahkik ve incelemelerle eserleri kelam ilmine kazandırılmıştır. Bu isimlerden biri de İbn Humeyr es-Sebtî'dir (ö. 614/1217). Bu çalışmada Mağrib Eş'arîliğinin önde gelen temsilcilerinden İbn Humeyr es Sebtî'nin, kelamın usûl-i selâse içerisinde zikredilen sem'iyyât konusundaki görüşleri ve bu konu hakkında sergilediği yaklaşımın ayırt edici unsurları incelenmiştir. İncelemenin çerçevesini İbn Humeyr'in sem'iyyât konusunda mensubu olduğu Eş'arî yaklaşımdan farkı, benzerliği, Mağrib Eş'arî geleneğine katkısı oluşturmaktadır. Bu noktada çalışmada nitel veriler göz önünde bulundurularak deskriptif yöntem kullanılmış; İbn Humeyr'in sem'iyyât konusundaki görüşleri içinde bulunduğu Eş'arî gelenekle mukayeseli olarak ele alınmıştır. Böylece onun Eş'arî gelenekteki konumu, yöntem ve konuları ele alış bakımından saptanmaya çalışılmıştır. Çalışma neticesinde onun sem'iyyât konularında Eş'arî âlimlerinin konuyu ele alış, yöntem ve üslup bakımından farklılaştığı görülmüştür. Zira dakīku'l-kelam konularında işlevsel akla, nazar ve istidlâle sıklıkla vurgu yapan İbn Humeyr, aynı bakış açısını sem'iyyât konularını ele alırken de sürdürmüştür. Pergelin sabit ayağını naklî delilde sabitlemiş, pergelin hareketli ayağı olarak tasavvur ettiği aklı ise destekleyici, konuyu açıklayıcı bir araç olarak kullanmıştır. Böylece o, sem'iyyât konularını, kelamın dakīk ve celîl meseleleriyle mezcederek ele almıştır. Bundan dolayı o, öncelikle dakīku'l-kelam konularını öğrenmeyi şart koşmuştur. Bu şekilde yaklaşılmadığı takdirde sem'iyyât konularının hakkıyla öğrenilemeyeceğini ifade etmiştir.
Kamu İcra Hukukunda tasarrufun iptali davası
Tasarrufun iptali davası, borçlunun birtakım tasarruflarının iptaline karar verilmesi suretiyle alacaklının tasarruf konusu mal veya hak üzerinden cebri icra yoluyla alacağını elde etmesine imkân tanıyan bir icra ve iflâs hukuku kurumudur. Doğrudan doğruya başvurulabilecek bir yol olmayan tasarrufun iptali davası, cebren tahsil işlemleri sonucunda alacağın elde edilememesi durumunda açılabilecektir. Kamu alacakları, kamu hizmetlerinin finansmanında önemli bir gelir kaynağını oluşturmaktadır. Kamu hizmetlerinin aksamadan yerine getirilebilmesi için kamu alacaklarının, en hızlı şekilde ve en kısa sürede tahsil edilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu nedenle kamu alacaklarının takip ve tahsili, özel hukuk alacaklarından farklı hükümlere tabi kılınmıştır. Özel hukuk alacaklarının takip ve tahsili, İİK'ya göre yapılmakta iken; kamu alacaklarının takip ve tahsili, kamu icra hukuku hükümlerinin yer aldığı AATUHK'ya göre yapılmaktadır. Bu bakımdan kamu alacaklarının tahsilinin korunması için açılacak olan tasarrufun iptali davalarında genel hüküm niteliğinde olan İİK hükümleri değil, özel hüküm niteliğinde olan AATUHK hükümleri uygulanacaktır. Bu çalışmada AATUHK'da düzenlenmiş olan tasarrufun iptali davasının şartlarına, konusuna ve sonuçlarına yer verilmiş ve ayrıca hem AATUHK ile İİK'da düzenlenmiş olan tasarrufun iptali davası hükümlerinin hem de tasarrufun iptali davası ile çeşitli davaların karşılaştırması yapılmıştır.
Ebü'l-Ferec İbnü'l-Cevzî'nin (Ö. 597/1201) haberî sıfatlar anlayışı ve Hanbelîlerin yaklaşımına eleştirileri
Bu çalışmada Ebü'l-Ferec İbnü'l-Cevzî'nin te'vile dair görüşü de dikkate alınarak haberî sıfatlar anlayışı ve bu doğrultuda bazı Hanbelîlelere yönelik eleştirileri, kendi eserinden ve eleştirdiği alimlerin eserlerinden hareketle mukayese edilerek incelenmiştir. Tez giriş, onu takip eden üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. "Giriş" kısmında araştırmanın konusu ve amacı, yöntemi ve başvurulan temel kaynaklar belirtilmiştir. Birinci bölümde "Haberî Sıfatları Anlamada Yöntem" başlığında "Allah'ın Sıfatları" ve "Haberî Sıfatları Anlama Yöntemleri" hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde "İbnü'l-Cevzî'nin Haberî Sıfatlar Anlayışı" başlığı altında öncelikle "İbnü'l-Cevzî'ye Göre Muhkem ve Müteşâbih Ayetler"in hangi manalara geldiği ve söz konusu kavramların sözlük ve terim anlamları aktarılmış, akabinde "İbnü'l-Cevzî'nin Te'vil Anlayışı" ve "İbnü'l-Cevzî'nin Haberî Sıfatları Anlayışı" kendi eserlerine müracaat edilerek detaylıca incelenmiş ve haberî sıfatlara yönelik te'villeri araştırmaya eklenmiştir. Üçüncü bölümde "İbnü'l-Cevzî'nin Hanbelîlere Yönelik Eleştirileri" konusu, "İbnü'l-Cevzî'ye Göre Hanbelîlerin Hatalı Oldukları Hususlar" ifade edilerek belirlenmeye çalışılmış, bu doğrultuda İbnü'l-Cevzî'nin haberî sıfatlar konusunda Hanbelîleri yedi noktada hatalı bulduğu aktarılmış ve "vech", "'ayn" ve "yed" sıfatları üzerinden "Kâdı Ebû Ya'lâ el-Ferrâ ve İbnü'z-Zâgūnî'nin Görüşleri ile İbnü'l-Cevzî'nin Kendilerine Yönelik Eleştirileri" deskriptif bir dil ve üslupla mukayese edilerek ortaya konmaya çalışılmıştır. "Sonuç" kısmında ise "muhkem", "müteşâbih" ve "te'vil" kavramlarına değinilerek İbnü'l-Cevzî'nin haberî sıfatları anlamadaki genel prensibine temas edilmiştir. Ayrıca kendisinin bu konudaki tavrının haberî sıfatları anlama yöntemlerinden hangisine denk geldiği belirlenmiş ve onun te'vile mi yoksa tefvîze mi yöneldiğinden bahsedilmiştir.