Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
Enstitü

Sosyal Bilimler Enstitüsü

Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty

1.145

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türk edebiyatında Kâğıthane (1839 - 1923 roman - şiir ve anı türlerinde)

Bilinen tarihi Roma İmparatorluğu'na dayanan İstanbul'un Kâğıthane bölgesi, en hareketli yıllarını III. Ahmet zamanında yaşar. "Lâle Devri" olarak isimlendirilen bu on üç yıllık dönem Osmanlı İmparatorluğu'nda yenileşme adına pek çok adımın ilk defa atıldığı, kimilerine göre ise Batılılaşmanın başladığı dönemdir. Lâle Devri'nde Damat İbrahim Paşa tarafından Kâğıthane'ye inşa edilen Sa'dâbâd Sarayı etrafında oluşturulan yapılanma çerçevesinde "Seyr-i Sa'dâbâd" olarak da anılan eğlence kültürü zirveye ulaşır. Tanzimat ve Servet-i Fünun dönemlerine gelindiğinde halk tarafından devam ettirilen bu eğlence kültürüne bağlı olarak Kâğıthane, Osmanlı İmparatorluğu'nun geçirdiği sosyokültürel değişimlere tanıklık etmesi ve barındırdığı doğal güzellikler ile Türk edebiyatının ilk eserlerine konu edilir. Bu çalışmada, Yeni Türk edebiyatının kurgusal ve kurgusal olmayan içeriğinde "Kâğıthane" isminin geçtiği kaynaklar belirlenmiş ve bölgenin dönem eserlerine yansıyış biçimleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kâğıthane, Sa'dâbâd, Batılılaşma, III. Ahmet, Lâle Devri, Türk Edebiyatında Kâğıthane

Ahmed IIIAnılarBatılılaşma+7
Hilal Yurdakul
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hanefi fakihlerin ceza hukuku alanındaki görüş ayrılıkları

Hanefi Mezhebi, Ebu Hanife Numan bin Sabit'e nispet edilmiş bir mezhep olsa da onun görüşlerinin tartışılmaz olduğu bir mezhep değildir. Nitekim Hanefi mezhebinin diğer mezheplerden farklı yönlerinden biri de mezhep içi müçtehit imamların etkisinin daha güçlü olmasıdır. Nitekim Ebu Hanife'nin hem arkadaşı hem de talebesi olan bu fakihlerin büyük katkılarıyla kurulan bu mezhepte mezhep içi müçtehitlerin görüşlerinin baskın olduğu ve kimi zaman kurucusunun görüşlerine tercih edilebildiği görülmektedir. İslam Ceza Hukuku, sosyal hayatın emniyetinin sağlanmasında çok etkin olması sebebiyle, fakihler tarafından çokça mütalaa ve münazara edilmiş hükümlerden oluşmaktadır. Çünkü bu ilim, adalet nizamını sağlama ve dolayısıyla tüm toplumun huzurunu temin etme amacını taşımaktadır. Asırlar boyunca, Müslüman ülkelerde yaşayan fertler arasında, hukuki hakların en isabetli biçimde tecelli etmesini sağlayan ve caydırıcılık unsuruyla bireylerin topluma zarar vermesine engel olmayı hedefleyen bu ilim, mağdurların ya da mağdur ailelerinin yaşadıkları acıları hafifletmeye ve topluma emniyet ortamı tesis etmeye çalışmasıyla büyük önem arz etmektedir. Fıkhın diğer meselelerinde olduğu gibi, İslam Ceza Hukuku da fakihler tarafından kimi meseleleri üzerinde görüş ayrılıklarının meydana geldiği bir ilimdir. Fıkıhta karşılaşılan bu görüş ayrılıkları, farklı görüşleri derlemeye ve delilleriyle tespit etmeye yarayan 'Hilaf' ilmini meydana getirmiş ve hakkında müstakil eserlerin telif edildiği bir ilim olabilmiştir. Fıkhı geliştirmeye yönelik bu çalışmalar neticesinde, var olan ihtilafların temelde; naslarda farklı yorumlamalar, hadislerde değerlendirilme kriterlerinin farklılığı, mantıki çıkarımlarda değişik yaklaşımlar gibi bir takım sebeplere dayandığı görülmüştür. İslam Ceza Hukuku da, doğası gereği hilaf ilmini en çok ilgilendiren konulardan biri olmuştur. Bu tezimizde Hanefi fakihlerin İslam Ceza Hukuku alanındaki görüş ayrılıklarından bahsederek bunları aktarmaya ve sebeplerini tespit etmeye çalıştık. Buna çalışırken klasik Hanefi Fıkhının ve Hilaf İlmine dair eserlerin, meşhur ve detaylı eserlerinden faydalandık ve ceza hukukundaki görüş ayrılıklarını olabildiğince açık bir şekilde anlatmaya gayret ettik.

CezaHanefilerMezhepler+3
Sabahaddin Işık
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beytül'l-Hikme ve tercümeler dönemindeki önemi

Fethedilen yeni bölgelerle geniş bir coğrafyaya hâkim olan Müslümanlar, bu topraklarda farklı kültür ve medeniyetlerle etkileşime girmişlerdir. Gerek İslam düşüncesinin iç dinamikleri, gerekse sosyal, kültürel ve siyasi faktörler miladi 9. yüzyılda Abbasilerin başkenti Bağdat'ı bir bilim ve felsefe merkezi haline getirmiştir. Halife Me'mun döneminde gelişimini tamamlayıp sistemleşen Beytü'l-Hikme ile zirveye ulaşan tercüme faaliyetleri sonucunda başta Yunanca olmak üzere, Süryanice, Farsça ve Hintçe gibi dillerde üretilen felsefe-bilim literatürü Arapçaya tercüme edilerek kadim medeniyetlerin mirası Müslümanlara intikal etmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde tercüme hareketini hazırlayan tarihi seyri ve fikrî arka planı ele almaya çalıştık. İkinci bölümde ise öncelikle Beytü'l-Hikme'nin kuruluşu ve işleyişini değerlendirdik. Akabinde tercüme faaliyetinin hamilerini, mütercimleri ve tercüme ettikleri eserleri ele alarak, tercümenin İslam kültüründeki etkilerini inceledik. Sonuç olarak Beytü'l-Hikme ve tercüme faaliyetlerinin İslam dünyasında felsefî düşüncenin teşekkülündeki rolünü mercek altına aldık. Anahtar Kelimeler: Beytül hikme, tercümeler dönemi, tercüme faaliyetleri, Abbasiler

AbbasilerAbbasiler DönemiBeytü`l Hikme+2
Şükran Erden Biçer
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam düşüncesinde Nasîhatü'l-Mülûk geleneği ve Gazâlî'nin Nasîhatü'l-Mülûk'u

Yazmış olduğu farklı disiplinler ile ilgili pek çok eser ve İslâm düşünce geleneğinin pek de alışık olmadığı türden farklı tercihler eşliğinde yaşanmış sıra dışı bir hayat tecrübesine sahip olan mütefekkir Gazâlî, insanlık tarihinde kendisine özel bir yer edinmiş, kıymetli bir düşünürdür. Biz bu çalışmamızda, Gazâlî'nin, devlet başkanlarına Kur'an, sünnet, Hülafâ-i Râşidin'in ve tarihte isminden övgüyle bahsedilen bazı önemli devlet adamlarının tecrübelerinden faydalanarak kaleme aldığı Nasîhatü'l-Mülûk isimli eserinde, muhatabına hangi yetkinlikleri kazandırmayı hedeflediğini ve devlet başkanının sahip olmasını zorunlu gördüğü ahlâkî erdemleri belirlemeye çalıştık. Çalışmamızın temelini oluşturmak için de öncelikle; İslâm siyasetnâme geleneğinin teşekkülünde etkili olan sâikleri ele aldık ve siyâsetnâmeleri yazılış gayeleri ile muhtevâlarına göre sınıflandırdık. Bu bağlamda, "Nasîhatü'l-Mülûk" ve "Ahkâmü's-Sultâniyye" başlıklarıyla ele aldığımız eserlerin tasnifini yaptıktan sonra Gazâlî'nin bu alanı zenginleştiren ve aynı türde yazılmış olan diğer eserlere, mevcut gelenekte öncülük eden kitabını, tetkik etmeye çalıştık. Anahtar kelimeler: Gazâlî, Nasîhatü'l-Mülûk, Ahkâmü's-Sultâniyye, Adale

Ahkamu`s SultaniyyeGazzaliNasihatü`l-Muluk+1
Huriye Hümeyra Idrız
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kanuni idare ilkesi bağlamında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi

"Kanuni İdare İlkesi Bağlamında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi" başlıklı tez çalışmasında, Anayasa'ya yeni bir hukuki işlem türü olarak dahil edilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin anayasal kapsamı, hukuki niteliği ve normlar hiyerarşisindeki yeri öğretideki farklı görüşler çerçevesinde açıklanmıştır. 6771 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunu, hükümet sistemi değişikliğinin ötesinde Anayasa'nın yürütme bölümünde radikal bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirmiştir. Bu değişimin önemli sonuçlarından biri de kanunilik güvencesi kapsamında bulunan idari birimlerin teşkilatlanma yetkisinin Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin düzenleme alanına bırakılmış olmasıdır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanuni idare ilkesinin unsurlarından olan "kanun" ve "idarenin kurulması" kavramları kapsamında incelenmiştir. Son olarak, yasama ve yürütme fonksiyonlarına ilişkin temel prensiplerin kanuni idare ilkesi ile kesiştiği zemin üzerinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesine yönelik tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.

CumhurbaşkanıKanun hükmünde kararnamelerKanunilik+4
Betül Merve Yılmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kültürel bir meta olarak müzik: 90'lar sonrası pop müzik örneği

Bu metin sosyal bilimlerde yer alan müzik'in neliğine ilişkin bir ihtilaftan doğar. Dolayısıyla bu tez öncelikle müzik hakkında, ve daha sonra müziğin modern toplumdaki konumu hakkında bir tezdir. Bunun için öncelikle bu müzik anlayışını doğuran düşünceyi ele alır. Düşüncenin dönüşümünün istikametini tespite çalışır. Ve aynı şekilde bu dönüşümün müziği nasıl dönüştürdüğünü tespit etmeye çalışır. Bunun için ilk olarak, müzik sosyolojisinin kurucu düşünürlerinin —Weber, Adorno, Simmel— görüşlerini ele alır. Bütün bu görüşlerden hareketle bu tez müziğin çağdaş konumunun bir "meta" düzeyine indirgendiğini ileri sürer. Bu doğrultuda tarihe yönelir ve farklı zamanlarda ve farklı kültürlerde müzik anlayışlarını ele alır. Bunda popüler kültürün etkilerini araştırır. Bu minvalde temel bir sorgulamayı geliştirir: Müzik'in popüler versiyonu, müziğin estetik değerini ne yönde etkilemiştir? Anahtar Kelimeler: Müzik, düşünce, metalaşma, popüler, estetik

DüşünceEstetikKültür+6
Esra Kuçlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

ILO ve ILO normları açısından göçmen işçilerin ayrımcılığa karşı korunması

İnsanlık tarihi ile bağlayan göç hareketleri günümüzde de varlığını sürdürmekte, yaşanan küreselleşme ile beraber giderek de artış göstermektedir. Küreselleşme sadece göç hareketlerini arttırmakla kalmamış, bunun yanında göç nedenleri ve türlerinin de çeşitlenmesine neden olmuştur. Bununla birlikte artan göç hareketliliğine paralel olarak, dünya genelinde göçmen sayısında da artış yaşanmış ve göçmenlerin karşı karşıya kaldığı sorunlar da giderek artmıştır. Bu yüzden göç olgusu, dünyada önemli bir sosyal politika sorunu olarak görülmeye başlanmış ve tüm dünya ülkelerinde en önemli gündem konularından biri haline dönüşmüştür. Artan göç hareketliliği ile göç alan ülkelerde göçmen işçilerin ayrımcılığa maruz kaldığı ve yerel işçiler ile eşit hak ve fırsatlarla çalıştırılmadıkları göç gündem maddelerinin başında gelmektedir. Bu sebeplerin yanında göçmen işçilerin, göç alan ülkelerin çalışma mevzuatları tarafından yeterli korunmaması da onların uluslararası düzeyde geçerliliği ve bağlayıcılığı olan kurallarla korunması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Göçmen işçilerin maruz kaldıkları ayrımcı uygulama ve politikalara karşı, ILO'nun geliştirmiş olduğu koruma yöntemleri ve kabul etmiş olduğu uluslararası düzeydeki normatif düzenlemelerinin incelendiği bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde göç ve göçmen işçi ile ilgili kavramsal çerçeveye yer verilmiş, bunun yanında göçün nedenleri, göçün türleri de başlıklar halinde incelenmiştir. İkinci bölümde ILO'nun göçmen işçilere ve onların maruz kaldıkları ayrımcılığı engellemeye yönelik kabul ettiği normlar başlıklar halinde açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise ILO'nun göçmen işçilere yönelik politikalarına yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Göç, ILO Normları, Eşitlik, Adalet, Ayrımcılık, Temel İnsan Hakları

AdaletAyrımcılıkEşitlik+6
Bilgehan Gökinci
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam hukukunda formalizm uygulaması olarak Hile-i Şer'iyye

İnsanlar yaradılışları gereği sosyal varlıklar olduğundan belli ihtiyaçları, hakları ve sorumlulukları bulunmaktadır. Bu akış içerisinde başka bireyler ve topluluklarla etkileşim halinde olmak, muhtemel çatışma ve uyumsuzluklara zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle insanların meydana getirdiği toplulukların, yine insanların koydukları hukuk normlarıyla düzene kavuşması zaruri olmaktadır. Bu çalışmanın ilk bölümünde; hukukun düzen işlevinin temelini oluşturan formalizm konusuna, kavramın hukuk normlarına olan etkilerine ve Türk Hukuk Doktrininde formalizmin uygulandığı alanlardan örneklere yer verildi. Çalışmanın ikinci bölümünde ise; İslam Hukuk normlarının koyduğu sınırlardan yine İslam Hukuk normlarına uygun yöntemlerle çıkış yol= bulma manasına gelen, hile-i şer'iyye konusu ele alındı. İslam Hukuk âlimlerinin konu hakkındaki görüşlerine, mezhep imamlarının hükümlerine ve delillerine değinilerek, İslam Hukuk Doktrininde tartışılan hile-i şer'iyye örneklerine yer verildi. Üçüncü ve son bölümde ise; formalizm uygulamasının İslam Hukukundaki yerine ve bu uygulamanın hile-i şer'iyye bağlamındaki tezahürlerine yer verilerek değerlendirmeler yapıldı.

BiçimcilikHile-i Şer`iyyeNormlar+1
Şeyma Gülsefa
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cihan Aktaş eserleri bağlamında İslamcı kadın üzerine sosyolojik bir araştırma

Bu çalışmanın amacı Cihan Aktaş'ın eserlerinde ele aldığı "İslamcı kadın" olgusunun sosyolojik bir analizini yapmaktır. Birinci bölümde Osmanlı modernleşmesi ve bu bağlamda tartışılmaya başlanılan "kadın" konusu hakkında bilgi verilmiştir. Osmanlı modernleşmesiyle ortaya çıkan "İslamcı tipoloji" içinde yer alan ve modernleşme-batılılaşma ideolojisi arasında kalan "kadının durumu" mercek altına alınmıştır. Akabinde Cumhuriyet Dönemi'nde yeni bir imaj ve rol biçilen "çağdaş" kadın ve bu kadına sağlanan yasal haklar ele alınmıştır. Daha sonra "İslamcılık" ve "İslamcı kadın" kavramlarının Türkiye tarihindeki tanımlanma süreci irdelenmiştir. İkinci bölümde Cihan Aktaş'ın eserleri hakkında bilgi verilmiş ve müellife göre "İslamcı kadın" olgusu incelenmeye çalışılmıştır. "Müslüman kadın"ın konumu ve rolü, Aktaş'ın eserlerindeki değişim ve gerilim noktaları tespit edilerek "İslamcı kadının" politik bağlamı sosyolojik bir analize tâbi tutulmuştur. Ayrıca modernizasyon sürecindeki "İslamcı kadın"ın kamusal alandaki iz düşümleri, geçirdiği anlamsal değişim ve dönüşüm analiz edilmiştir. Bunun yanında Aktaş'ın kadın tipolojileri ele alınmış ve ideal kadın tipolojisi incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Müslüman Kadın, İslamcı Kadın, Cihan Aktaş, Kamusal Alan, İslamcılık, Modernleşme

Aktaş, CihanDin sosyolojisiDindarlık+5
Mahmut Çeliker
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Obeziteyi önlemede obezite vergilerinin potansiyel rolü: İstanbul ili örneği

Bu çalışma Türkiye' de İstanbul ili baz alınarak uygulanabilecek bir obezite vergisinin, bireylerin tüketim alışkanlıkları üzerinde etkisinin olup olmadığını araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, 504 denekten elde edilen veriler dikkate alınmıştır. Araştırmada yer alan hipotezlerin test edilmesine yönelik Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Testi ve Ki Kare Testi uygulanmıştır. Araştırmada yer alan hipotezler Basit Regresyon Analizi ile test edilmiştir. Araştırma sonucunda, bireylerin obezite vergisine yönelik genel olarak olumlu bir tutum sergiledikleri ve verginin sağlıksız gıda tüketiminde azalmaya yol açacağı görülmektedir. Ancak diğer bir tarafta, verginin, devlet tarafından gelir amacı güdülerek çıkarıldığı, düşük gelirli bireyleri ve vergilendirilecek gıda üreticilerini olumsuz etkilediği, özel hayata müdahele ettiği ve gelir dağılımında bozucu etkilere neden olduğu yönünde olumsuz görüşlerde mevcuttur. Ayrıca mükellefler, obezite ile mücadelede, eğitim ve bilgilendirme politikalarını vergiye kıyasla daha etkili yöntem olarak görmüşlerdir.

MaliyetObezitePiyasa ekonomisi+2
Hatice Yayla
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00