Dokuz Eylül University
Discipline

Çevresel Yerbilimleri Anabilim Dalı

Dokuz Eylül University

3

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

3 Theses
Master'sOpen AccessTR

Alaşehir (Manisa) Ovası'nda jeotermal suların yer altı suyuna olan etkilerinin araştırılması

Batı Anadolu'daki Gediz Ovası Türkiye'nin en büyük graben alanlarından biridir. Alaşehir Ovası Gediz Grabeninin güneyinde yer alan önemli bir jeotermal sahasıdır. Birçok jeotermal kuyu açılmakta ve bu uygulamalar bölgede jeotermal atıkların oluşmasına ve/veya sondajda patlamalar gibi birçok olaylara neden olmaktadır. Bu çalışmanın ana amacı; Türkiye'nin batısında yer alan en büyük havzası olan Gediz Havzasının doğusundaki Alaşehir Ovasında yapılan jeotermal sondajda meydana gelen patlamanın yeraltı suyuna olan kimyasal ve termal etkisinin araştırılmasıdır. Alaşehir ovasının temeli Paleozoyik yaşlı Menderes Metamorfitlerinden oluşturmakta olup Menderes Metamorfitleriovanın D-B yönlü kesimlerinde gözlenmektedir. Menderes Metamorfitleri mika ve klorit şistlerden ve üst kesimlerde ise mermer merceklerinden oluşmaktadır. Alaşehir ovasındamermerler jeotermal sistemin rezervuar kayasını olmaktadır.Çalışma alanındakiNeojen tortul birimler, kumtaşları, kiltaşları, kireçtaşlarından oluşmakta ve temel kayasını örtmektedir.En son olarak, Kuvaterner yaşlı alüvyon birimler çalışma alanındaki tüm birimleri örtmektedir. Alaşehir Ovasında alüvyon biriminin kalınlığı30 ile 120 m arasındadeğişmektedir. Çalışma alanının da en önemli yeraltı suyu akiferi alüvyon olup bölgenin içme ve sulama suyu ihtiyacını sağlamaktadır. Arazi örneklemenin alınmasında yeraltı suyu durumunu temsil edecek toplamda 16 örnekleme amaçlı kuyu seçilmiştir. Çalışma alanında 2014 yılında yağış ve kurak dönemlerde jeotermal sulardan ve yeraltı sularından kirletici parametrelerin izlemesi için majör anyon ve katyon, ağır metaller analiz edilmiştir. Sonuç olarak jeotermal sularda bor ve arsenik miktarları yüksek olup çevre ve yeraltı sularına kirletici kaynaklarıdır. Çalışma alanında uzun dönem yapılan su sıcaklığı, elektriksel iletkenlik ve su seviye verilerine göre bölgede jeotermal patlamanın çevredeki kuyuları etkilediği belirlenmiştir. Bu etkilenme yeraltı suyunda bor ve arsenik konsantrasyonu arttırmakta ve suların içme ve sulama suyu kalitesini olumsuz etkilemektedir.

Rıta Sandrıne Rabet
Dokuz Eylül University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
10
Master'sOpen AccessTR

Petrol sondajı sırasıda oluşan toprak kirliliğinin boyutları ve önlenmesi

Petrol ve petrol türevlerinin oluşturduğu kirlilik günümüzde en önemli çevre kirliliği etmenlerinden biridir. Petrol ve petrol sondajı kaynaklı toprak kirliliği sadece toprak verimliliği ve ekosistem üzerinde değil aynı zamanda besin zinciri yoluyla hayvan ve insan sağlığı üzerinde de önemli etkileri vardır. Petrolle kirlenmiş toprakları temizleme çalışmaları çevre mühendisliği alanındaki en zor konulardan biridir. Kirlenmiş toprağın kompleks, fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri kirleticilerin toprak ortamındaki davranış ve ilişkilerine ait bilgilerin sınırlı olması gibi faktörler temizleme maliyetlerinin yükselmesinin yanı sıra klasik atık bertaraf teknolojilerinin uygulanmasının da sınırlı boyutlarda kalmasına sebep olmuştur. Çalışmanın ilk bölümünde petrol, dünyada petrol üretimi, petrol sondajı, petrol sondajı kaynaklık kirlilik ve petrol atık tipleri incelenmiştir. Çalışmanın ikinci kısmı ise kirliliğin önlenmesine yönelik teknolojiler ve bu teknolojilerin etkinlik ve maliyet açısından kıyaslanmasıyla ilgilidir. Toprakların arıtımında kullanılan teknolojilerden biyolojik teknolojiler olan biyoremediasyon ve fitoremediasyonun yanı sıra fiziksel teknoloji olan buhar ile ekstaksiyon teknolojisi arıtım verimi, arıtım süresi ve arıtım maliyeti açısından en uygun ve tavsiye edile bılen teknolojilerdir.

PetrolToprak kirliliği
Alish Guluzada
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Nanopartiküllerin çevreye olan toksisiteleri

Boyutları 1 – 100 nm arasında olan nanopartiküller son yıllarda tekstil, kozmetik, ilaç ve endüstriyel atıksuların arıtımı gibi bir çok alanda çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Nanopartiküllerin yaygın bir şekilde kullanılması ve üretimi sonucunda doğada önemli miktarda birikim meydana gelmekte ve ekosistemde toksisitelere neden olmaktadırlar. Nanopartiküllerin olası toksisitesi hakkında bilgi oldukça kısıtlıdır. Nanopartiküllerin canlılar üzerindeki toksik etkisini araştırmak için çok sık kullanılan nanopartiküllerden nano-çinko oksit, nano-silisyum dioksit, nano-seryum dioksit, nano-alüminyum oksit, nano-hafniyum ve nano-tantalyum oksit olmak üzere altı farklı nanopartikül ile çalışılmıştır. Nanopartiküllerin farklı trofik seviyelerindeki toksik etkisini araştırmak için dokuz farklı akut toksisite testi (bakteri – Escherichia coli (gram negatif bakteri) ; bakteri – Bacillus cereus (gram pozitif bakteri) ; bakteri – Vibrio fischeri (biyoluminesans bakteri) ; metan Archae Bakterisi ; maya – Candida albicans ; küf – Aspergillus niger ; alg – Chlorella sp. ; Crustacea – Daphnia magna ; lepistes - Poecillia reticula) yapılmıştır. Genel olarak olarak çalışılan nanopartiküller arasında toksisitesi en yüksek nanopartikül nano-çinko oksit ; toksisitesi en az olan nanopartikül nano-hafniyum oksittir. Akut toksisitesi çalışılan organizmalar arasında en hassas canlı alg – Chlorella sp. ; en dirençli canlı ise lepistes – Poecillia reticula'dır.

Nefise Erdinçmer
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00