
249
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Demokrat Parti'yi 27 Mayıs'a götüren nedenler
Türk siyasal yaşamında Adalet Partisi
27 Mayıs Askeri Müdahalesi'nde ondörtler Olayı
Türkiye Cumhuriyeti, 1923–1945 arası dönemde "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası" ve "Serbest Cumhuriyet Fırkaları" ile çok partili siyasi sisteme geçmek istese de başarılı olamamıştır. II. Dünya Savaşı'nın olumsuz şartlarının ortadan kalkmasıyla Milli Şef İsmet İnönü, 19 Mayıs 1945 yılında yaptığı konuşmada demokrasi yolunda yeni adımlar atılabileceğini belirterek, yeni bir siyası partinin kuruluşun önünü açmıştır. CHP milletvekilleri Adnan Menderes, Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan partilerinden ayrılarak Demokrat Parti'yi kurmuşlardır. 1950 yılına kadar ılımlı bir politika izleyerek muhalefette kalan "Demokrat Parti" Türkiye'de "Çok Partili Demokrasi'nin" yerleşmesinde son derece etkili olmuştur. Demokrat Parti'nin ılımlı muhalefeti bürokratların tarafsızlaştırılması, gizli oy, açık sayım gibi demokratikleşmelerin sağlanmasına yol açmıştır. 1950 yılında yapılan seçimlerin sonucunda Demokrat Parti 408, CHP 69, Bağımsızlar 9 milletvekili çıkarmışlardır. Seçimleri Demokrat Parti kazanarak iktidar olmuştur. 1950–1960 yılları arasında Türk Siyasi tarihine damgasını vuran Demokrat Parti'nin anti demokratik uygulamaları, baskıcı tutumu, basın ve asker ile olan sürtüşmeleri sonucu, 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi'yle son bulmuştur. Demokrat Parti iktidarını ortadan kaldırmak için bir araya gelen Milli Birlik Komitesi üyeleri, daha sonra aralarında anlaşmazlıklara düşerek, kendi arkadaşlarından on dört'ünü yurtdışına sürgüne göndermişler ve bu olay tarihe "Ondörtler Olayı" olarak geçmiştir. Anahtar Kelimeler: Ondörtler, sürgün, bölünme
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e devlet aşiret ilişkisine bir örnek: Beritan aşireti
Aşiretler ve aşiret kültürü yaşadığımız Anadolu coğrafyasının inkar edilemez gerçeğiydi. Aşiretler kendi içinde oluşturdukları hiyerarşik yapısı, örf adet ve gelenek göreneklerine bağlılığıyla varlığını yüzyıllardan beri sürdürerek günümüze kadar gelmişti.Bulundukları yerlerde oluşan siyasi otorite hegemonyasının şekillenmesinde çekirdek rolü oynayarak varlıklarının ne denli önemli olduklarını tarihin her safhasında kanıtlamışlardı. Aşiretler, Osmanlı Devleti'nin kuruluş ve gelişim sürecinde gerek siyasi açıdan gerek iktisadi açıdan devletin kısa sürede büyüyüp gelişmesinde belirleyici rol üstlenmişlerdi.Osmanlı Devleti takip ettiği siyasi politikalarından ötürü ülkenin batı tarafındaki aşiretleri gönüllü ya da zorunlu bir şekilde iskana tabii tutarken, sınırların doğu da kalan toprakları üzerindeki aşiretlere ise kısmi özerklik tanıyarak devlete bağlılığını sağlamak istemişti. Devletin bu toprakları üzerinde yüzyıllardan beri göçebe olarak yaşayan aşiretlerden biri de Beritan aşiretidir.Devlet yöneticileri gerek aşiretlerin gücünden gerek iç politika ve sınır güvenliğini sağlamada bu aşiretten faydalanmıştı. Osmanlı Devleti, siyasi yönden zayıflamaya başladığı 18. ve 19. yüzyıllarda sınırlarının doğu tarafındaki aşiretler devlet hegemonyasını tanımayarak bulundukları bölgelerde feodal yapılar teşkil ederek siyasi, sosyal ve iktisadi güç olarak hakimiyet kurmaya başlamışlardı. Osmanlı Devletinin külleri üzerinde inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş yıllarında döneminde devlet yöneticileri aşiretlerin bir kısmı ile çatışma içinde olmuştu.Çatışmanın temelinde aşiret reislerinin Osmanlıdan gelen özerk yapılarını koruma isteği yatmaktadır. Cumhuriyet idaresi 1934 yılında kabul edilen İskan Kanunu ile sorunu çözme yolunda önemli bir adım attı. 1945 yılına gelindiğinde Çiftçiyi Topraklandırma Kanununu da soruna çözüm bulmak için atılan radikal adımların arasındaydı. Fakat bu sorun, İkinci Dünya Savaşı sonrası ülke içinde başlayan çok partili siyasi hayat ile birlikte sekteye uğradı. Yönetime gelen her siyasi parti, oy potansiyeli yönünden zengin olan aşiretlerin oyunu almak için Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren yürütülen politikaları terk etmeye başladı.Böylelikle aşiret sistemi günümüze kadar geldi. İncelediğimiz Beritan aşireti, 1934 yılında çıkarılan iskan kanunu ve sonrasındaki toprak reformu uygulamalarından tamamen göçebe oldukları için etkilenmemişlerdi. Cumhuriyetin ileriki yıllarında devlet yöneticileri göçebe olan aşiretleri yerleşik hayata geçirmek için bir takım politikalar izlemişlerdi. Bu politikalar içinde Köy-Kent Projesi önemli bir yere sahiptir.Köy- Kent projesi çerçevesinde birçok göçebe aşiret yerleşik hayata geçirildi. Bu aşiretlerden biri de Beritan aşiretidir. Beritan aşireti özellikle 1980'li yıllarda Köy-Kent projesi çerçevesinde öncelikli aşiret olarak yerleşik hayata geçirildi. Beritan aşiretinin yerleşik hayata geçmesinde siyasi, sosyal ve iktisadi alanlarda yaşanılan sorunlar temel etken olarak rol oynamıştır. Aşiret fertleri ilk zamanlar göçebelik yıllarını ararken günümüzde tamamen yerleşik kültürle özdeşleşmişlerdir. Bugün ağırlıklı olarak Diyarbakır, Elazığ ve Bingöl il sınırları içerisinde yerleşik bir şekilde yaşamaktadırlar. Bu çalışmada Beritan aşireti ve bu aşiret üzerinden hareketle Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiyesi dönemlerinde devlet-aşiret ilişkilerinin siyasi, sosyal ve ekonomik boyutları ile yaşanan değişim ve gelişim süreçleri ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Devrimler döneminde ittihatçılık ve kemalizm (1919-1926)
İttihat ve Terakki Fırkası, Osmanlı Devleti bünyesinde oluşmuş bir siyasal cemiyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde tek siyasal güç olarak varlık gösteren Padişah'a karşı muhalif bir tutum sergileyen bu cemiyet, meşruti sistemin oluşturulması adına çabalamış; siyasal, sosyal ve ekonomik dönüşümün gerçekleştirilmesi için mücadeleye girişmiştir. 1908 Devrimi ardından 1918'e kadar ülkede tek siyasal otorite olarak söz sahibi olan İttihatçılar, yanlış politikalar yürütmeleri neticesinde ülkenin dağılmasına engel olamamış ve Osmanlı Devleti'nin çöküşünde en büyük etken olarak sorumlu tutulmuşlardır.Kemalizm ise, çöküntü ve yıkıntı haline gelmiş bir ülkeyi yeniden var edebilmek adına ortaya çıkan, örgütlenen ve başkaldıran bir milli harekettir. Çöken bir imparatorluktan yeni bir ulus devlet yaratmak projesiyle yola çıkan bu yeni oluşum; İttihatçıların oluşturdukları örgütsel temelden yararlandı ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri İttihat ve Terakki'nin yerel örgütleri üzerine inşa edildi. Bunun yanında Milli Mücadele'nin İttihatçı bir oluşum olmadığı hususu özellikle vurgulandı ve İttihatçılığın eski bir anlayış ve siyaset olarak kaldığı her fırsatta dile getirildi. Milli mücadele döneminde her türlü İttihatçı söylemden kaçınan Mustafa Kemal önderliğindeki bu oluşum, milli mücadelenin kazanılmasının ardından İttihatçılarla uzun yıllar sürecek bir siyasal kavgaya girişti ve bu kavga Cumhuriyetle birlikte tamamen perçinlendi.Kemalizm'in Türkiye'de siyasal hâkimiyeti tamamen eline almasını takiben siyasal süreçten uzaklaşan ve kendisini eski İttihat ve Terakki'yi yeniden diriltmek misyonuyla görevli sayan İttihatçılar; iktidarı yeniden ele almak hırsıyla hem hükümete hem de devlet başkanına karşı bir takım politikalar üretme arayışı içerisine girdiler. İttihatçılar, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adı altında oluşturulan parti içerisinde yer alarak Türk siyasal alanına yeniden girme şansını buldular. Vitrinlerinde milli mücadelenin önemli liderlerini de barındırarak halk tarafından oldukça destek gören İttihatçılar, partinin kapatılmasıyla birlikte etkinliklerini yitirdiler. Demokratik yollardan iktidarı ele geçiremeyeceklerini anlayan İttihatçılar, geleneksel tavırlarını yeniden ortaya çıkararak iktidarı ele geçirmek için gizli olarak örgütlendiler. Kişisel hırsları ve iktidar hevesleri uğruna Mustafa Kemal'i ortadan kaldırmak gibi bir suikastın da planlayıcısı oldular. Suikastın başarısız olması neticesiyle İttihatçılar ne Mustafa Kemal'i ortadan kaldırabildiler ne de siyasal otoriteyi ellerine alabildiler. İttihatçıların son girişimi olan suikast planlarının tutmaması, Kemalist otorite tarafından İstiklal Mahkemeleri vasıtasıyla tamamen tasfiye edilmeleri sonucunu da beraberinde getirdi.
II. Meşrutiyetten I. Dünya Savaşına Osmanlı Devleti'nde deniz ticareti (1908-1914)
II. Meşrutiyet'ten I. Dünya Savaşı'na kadar olan süreçte en önemli siyasal aktör İttihat ve Terakki Cemiyeti idi. Cemiyet bu süreçte milli bir ticaret filosu oluşturmak için çaba gösterdi. Ancak bu süreçte meydana getirilen deniz ticaret filosu, ihtiyacı karşılamaktan uzaktı. Bu nedenle yabancılar, Osmanlı sahillerinde ticarî alandaki etkinliklerini devam ettirdiler. Osmanlı deniz ticaretinde Almanya'nın payı giderek arttı.Bu çalışmada, II. Meşrutiyet'ten I. Dünya Savaşı'na kadar olan süreçte Osmanlı Deniz Ticareti ele alındı. Limanların yapımı, deniz ticareti ve bu deniz ticaretinin liman kentlerine etkisi üzerinde duruldu. Bu süreçte izlenen milli iktisat politikası bağlamında Osmanlı ticaret filosunu arttığı, liman işçilerinin yaptığı boykotların döneme damgasını vurduğu, deniz ticaretinde Almanların payının giderek arttığı, ikinci derecede önemli liman kentlerine limanlar yapıldığı, dönemin sonlarında kapitülasyonların kaldırıldığı görüldü. Ancak tüm bu çabalar sonucu milli bir ticaret filosu oluşturulamadığı ve kabotaja geçilemediği görüldü.
II. Meşrutiyet yıldönümlerinin millî bayram olarak kutlanması - hürriyet bayramı
Ayin, bayram, tören, merasim gibi yapılar insanların birlikte yasamaya baslaması ileortaya çıkmıs, devlet müessesesi ile islev sahası genislemis yapılardır. Millî bayramlar iseFransız ihtilali sonrasında ortaya çıkan, toplumların yeni dünya algılarının ve ulus-devletkavramının birer neticesi ve göstergesidir.Ayinden Millî bayram'a doğru içerik olarak ve zamansal bazda farklılıklar gösteren buyapıların değismeyen temel islevi, hakim gücün savunuculuğunu yaptığı değerlerin yığınlarüzerinde kabulünün sağlanması ve iktidara mesruiyet kazandıran çalısmalar olmalarıdır.Osmanlı Devletinde merasim, tören vb. yapılar II. Mesrutiyet devrine kadar halkınbirinci derecede katılımının kısıtlı olduğu bir sekilde yapılmaktadır. Toplumun politika iletanıstığı ve toplumsal alan olarak cemiyetlerin, meydanların, sokakların öne çıktığı bir dönemolan II. Mesrutiyet dönemi Osmanlı Devletine bir millî bayram hediye etmistir.Çalısmamızda ayin, tören, bayram gibi kavramlar üzerinde durulduktan sonra,Osmanlı Devletinin siyasi ve sosyal portresi 1876 Kanun-ı Esasi ilanından II. Mesrutiyetdevrine kadar geçen sürede verilmeye çalısılmıstır.10-23 Temmuz Mesrutiyet ? Hürriyet Bayramı ise bayram ile ilgili temel bilgilerverildikten sonra ?ttihad ve Terakki dönemi, Millî Mücadele dönemi ve Cumhuriyet dönemibaslıkları altında incelenmektedir.Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye'sinin ortak Millî bayramı olan 10-23 TemmuzMesrutiyet ? Hürriyet Bayramı yıllar içerisinde değisen siyasi tablodan etkilenerek varlığınısürdürecek, yürürlükte kaldığı yılların siyasi ve sosyal tablosunu bize veren bir anlatıolusturacaktır.
Uluslararası terörizmin tarihi
ÖZETBu çalışma, insanlık tarihi kadar eski ve yaygın bir siyasal şiddet türü olan terörün, tarih bakış açısıyla incelenmesini amaçlamaktadır. Terör ve terörizm kavramlarının algılanması ve geçmiş dönem örneklerinin incelenmesi, bu bakışımsız (asimetrik) tehdit ile mücadelede çok önemlidir. Terör, ortaya çıkışından günümüze kadar, siyasal amaca ulaşmak için, girişilen şiddet eylemi ile kurbanlar üzerinden mesaj verme gibi temel özelliklerini korumuştur. Bununla beraber; zamana ve şartlara göre vasıta ve şekil değiştirmiştir. Verdiği zayiat, diğer ölüm nedenlerinden daha az olsa bile, gündemi hep işgal etmiş ve etmeye devam edecektir. Tarih içinde dönemin başat ideolojisi ile güdülenen terörün aktörleri; bireyler, örgütler veya devletler, kurbanları ise hep masumlar olmuştur. Bu çalışmada terör, tarih çizgisi içinde 11 döneme ayrılarak incelenmiştir. Dönem özellikleri, önemli örgütler ve eylemleri temelinde detaylandırılmıştır. Her dönemin kendisinden sonraki veya çağdaşı terör akımına etkileri irdelenmiştir. Modern Çağ çalışmalarında başlangıcı Fransız İhtilali'ne dayandırılan terörizm, ihtilalin ardından önce etnik milliyetçi hareketlerde, sonrasında anarşist akımda şekillenmiştir. İki büyük Dünya Savaşı döneminde teröre, savaşın kendisi en büyük şiddet olduğundan rastlanmamıştır. Sömürge karşıtı dönemini, yeni sol, daha sonra köktendinci terör ve etnik milliyetçi terör dönemleri takip etmiştir. Günümüzde köktendinci terör ve etnik milliyetçi terör devam etmektedir. Bunun yanında, yeni anarşist terör, bireysel terörizm ve siber terörizm yükselme eğilimindedir. Uzmanlar gelecekte, güdüleyici ideoloji ya da inanç sistemi ne olursa olsun, terör eylemlerinde `Kitle İmha Silahları (KİS)' ve/veya `Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik, Nükleer (KBRN)' silahların kullanılması olasılığının artacağı endişesini taşımaktadır. Terörizmin bilinmezliği, yarattığı korku ve olay meydana gelmeden engellenmesinin zor oluşu, terörizmle mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Terörizmle mücadelede başarıya ulaşmanın, varlığını yadsımadan ve kanıksamadan, onun tüm kaynaklarına inilerek, disiplinler arası yaklaşımla mümkün olabileceği değerlendirilmektedir.Anahtar kelimeler: Terör, terörizm, anarşizm, uluslar arası terörizm, tarih.
1930 dünya ekonomik bunalımı sonrasında Türkiye'de ekonomik politika arayışları
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti yıkılırken Anadolu'da yeni bir savaş başlamış ve bu savaş sonrasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. Bir bağımsızlık savaşının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti siyasi bağımsızlık kadar ekonomik bağımsızlığı da önemsemiştir. Bu doğrultuda yeni devlet ekonomi politikasını henüz Cumhuriyet ilan edilmeden 1923 yılının Şubat ayında toplanan İzmir İktisat Kongresi'nde belirlemiştir. Kongre bir yandan "milli iktisat" vurgusunu ortaya koyarken diğer yandan milli iktisat anlayışına zarar vermediği ölçüde yabancı sermayeye geçit vermişti. Kongrenin toplandığı tarihle 1929 yılına kadar geçen süre bir yandan Türkiye'de ekonominin kurumsallaşması, diğer yandan da liberal ekonomik politikaların uygulandığı dönem olmuştur. Ancak bu liberal süreç çok fazla sürmemiş ve 1929'da Amerika'da başlayıp giderek tüm dünyayı etkisi altına alan büyük ekonomik krizin etkileri dalga dalga Türkiye'ye de yansımıştır. Ekonomik bunalım Türkiye'de işsizlik, iflas, açlık, intihar gibi sosyal sorunların ortaya çıkmasına da neden olmuştur. Söz konusu ekonomik kriz, kapitalizmin o güne kadar yaşadığı en önemli krizdir. Ancak aynı dönemde Rusya'da uygulanmakta olan planlı ekonomi ve Sovyetlerin ekonomi politikası bu küresel krizden en az yara alarak çıkan sistem olduğu için de dünyada talep görmeye başlamıştır. Hatta Rusya'da uygulanan ekonomik model Türkiye'nin söz konusu dönemde ekonomik bunalım karşındaki arayışlarında yer yer örnek de alınmıştır. Böylece bunalım ortamında Türkiye'de ekonomide yeni arayışlar kendini göstermiştir. Kamuoyunda ekonomi politikalarında izlenmesi gereken yolla ilgili kimi öneriler de belirmiştir. Bunalım ortamında Türkiye'nin nasıl bir ekonomik model izleyeceğine dair önemli tartışmalar yaşanmış ve devletin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ekonomideki etkinliği artarken; himayeci ekonomik politikalar görülmeye başlanmıştır. Bu yeni süreç Türkiye'de devletçilik dönemi olarak kabul edilmektedir. Bu çalışma 1929 dünya ekonomik bunalımının dünyada ve Türkiye'de meydana getirdiği sorunlar, bunalımın etkileri, dönemin sosyal sorunları üzerinde yoğunlaşarak ve Türkiye'nin bunalım ortamında nasıl bir ekonomik politika oluşturmaya çalıştığı üzerinde durmaktadır.
12 Eylül 1980'e giden süreçte Türkiye'de iç güvenlikte karşılaşılan sorunlar ve bunları çözmeye yönelik uygulamalar
Bireylerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için bir araya gelerek oluşturdukları örgütsel yapı olan devletin temel işlevlerinden biri de toplumun güvenliğini sağlama görevidir. Tarihsel süreç içerisinde baktığımızda da tarihin ilk dönemlerinden bu yana devlet denilen yapının sorumluluklarının başında ülkesinin dışa ve içe karşı olan savunmasını üstlenmesi gelmektedir. Bu bağlamda devletler halkın huzur ve güvenliğinin sağlanması için bir güç oluşturmuşlardır. Başlangıçta askeri örgütlenme olan bu güç zaman içerisinde iş bölümü ve uzmanlaşma gereği neticesinde askeri örgütlenmeden bağımsız olarak iç güvenlik ile yetkilendirilmiş örgütler ortaya çıkmıştır. 1970?li yıllarda Türk siyasetinde yaşanan bölünmüşlük ülkeyi koalisyon hükümetlerine mahkûm etmiştir. Koalisyon hükümetleri, toplumdaki kamplaşmalar, siyasi partiler arasındaki çatışmalar siyasi istikrarsızlığı arttırmıştır. Öte yandan ekonomik bunalımlar, toplumda yaşanan değişim ve artan terör olayları bir askeri müdahaleyi gündeme getirmiştir. 12 Eylül 1980?de Türk Silahlı Kuvvetleri önlenemeyen terör faaliyetlerini, siyasilerin basiretsiz yönetimini ve milli birliğin bozulduğunu gerekçe göstererek yönetime el koymuştur. Yaklaşık üç yıl demokrasiye ara verilmiş, ancak 1983 genel seçimleriyle normalleşme sürecine girilmiştir. 12 Eylül müdahalesi öncesinde iç güvenlik bağlamında karşılaşılan sorunların çözümüne ilişkin sıkıyönetim ilan edilmesi tartışmaları yaşanmış ve TBMM?de yapılan görüşmelerin ardından 26 Aralık 1978 tarihinde 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiştir. Sıkıyönetim ilan edildikten sonra yaşanan terör olaylarında bir azalma görülse de bu tek başına yeterli olmamıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerine göre gerekli yasal düzenlemelerin yapılamaması sıkıyönetim uygulamasındaki başarısızlığın temel nedenlerinden biridir. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, İç Güvenlik, 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi.