
180
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
27 Mayıs Askeri Müdahalesi'nde ondörtler Olayı
Türkiye Cumhuriyeti, 1923–1945 arası dönemde "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası" ve "Serbest Cumhuriyet Fırkaları" ile çok partili siyasi sisteme geçmek istese de başarılı olamamıştır. II. Dünya Savaşı'nın olumsuz şartlarının ortadan kalkmasıyla Milli Şef İsmet İnönü, 19 Mayıs 1945 yılında yaptığı konuşmada demokrasi yolunda yeni adımlar atılabileceğini belirterek, yeni bir siyası partinin kuruluşun önünü açmıştır. CHP milletvekilleri Adnan Menderes, Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan partilerinden ayrılarak Demokrat Parti'yi kurmuşlardır. 1950 yılına kadar ılımlı bir politika izleyerek muhalefette kalan "Demokrat Parti" Türkiye'de "Çok Partili Demokrasi'nin" yerleşmesinde son derece etkili olmuştur. Demokrat Parti'nin ılımlı muhalefeti bürokratların tarafsızlaştırılması, gizli oy, açık sayım gibi demokratikleşmelerin sağlanmasına yol açmıştır. 1950 yılında yapılan seçimlerin sonucunda Demokrat Parti 408, CHP 69, Bağımsızlar 9 milletvekili çıkarmışlardır. Seçimleri Demokrat Parti kazanarak iktidar olmuştur. 1950–1960 yılları arasında Türk Siyasi tarihine damgasını vuran Demokrat Parti'nin anti demokratik uygulamaları, baskıcı tutumu, basın ve asker ile olan sürtüşmeleri sonucu, 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi'yle son bulmuştur. Demokrat Parti iktidarını ortadan kaldırmak için bir araya gelen Milli Birlik Komitesi üyeleri, daha sonra aralarında anlaşmazlıklara düşerek, kendi arkadaşlarından on dört'ünü yurtdışına sürgüne göndermişler ve bu olay tarihe "Ondörtler Olayı" olarak geçmiştir. Anahtar Kelimeler: Ondörtler, sürgün, bölünme
Devrimler döneminde ittihatçılık ve kemalizm (1919-1926)
İttihat ve Terakki Fırkası, Osmanlı Devleti bünyesinde oluşmuş bir siyasal cemiyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde tek siyasal güç olarak varlık gösteren Padişah'a karşı muhalif bir tutum sergileyen bu cemiyet, meşruti sistemin oluşturulması adına çabalamış; siyasal, sosyal ve ekonomik dönüşümün gerçekleştirilmesi için mücadeleye girişmiştir. 1908 Devrimi ardından 1918'e kadar ülkede tek siyasal otorite olarak söz sahibi olan İttihatçılar, yanlış politikalar yürütmeleri neticesinde ülkenin dağılmasına engel olamamış ve Osmanlı Devleti'nin çöküşünde en büyük etken olarak sorumlu tutulmuşlardır.Kemalizm ise, çöküntü ve yıkıntı haline gelmiş bir ülkeyi yeniden var edebilmek adına ortaya çıkan, örgütlenen ve başkaldıran bir milli harekettir. Çöken bir imparatorluktan yeni bir ulus devlet yaratmak projesiyle yola çıkan bu yeni oluşum; İttihatçıların oluşturdukları örgütsel temelden yararlandı ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri İttihat ve Terakki'nin yerel örgütleri üzerine inşa edildi. Bunun yanında Milli Mücadele'nin İttihatçı bir oluşum olmadığı hususu özellikle vurgulandı ve İttihatçılığın eski bir anlayış ve siyaset olarak kaldığı her fırsatta dile getirildi. Milli mücadele döneminde her türlü İttihatçı söylemden kaçınan Mustafa Kemal önderliğindeki bu oluşum, milli mücadelenin kazanılmasının ardından İttihatçılarla uzun yıllar sürecek bir siyasal kavgaya girişti ve bu kavga Cumhuriyetle birlikte tamamen perçinlendi.Kemalizm'in Türkiye'de siyasal hâkimiyeti tamamen eline almasını takiben siyasal süreçten uzaklaşan ve kendisini eski İttihat ve Terakki'yi yeniden diriltmek misyonuyla görevli sayan İttihatçılar; iktidarı yeniden ele almak hırsıyla hem hükümete hem de devlet başkanına karşı bir takım politikalar üretme arayışı içerisine girdiler. İttihatçılar, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adı altında oluşturulan parti içerisinde yer alarak Türk siyasal alanına yeniden girme şansını buldular. Vitrinlerinde milli mücadelenin önemli liderlerini de barındırarak halk tarafından oldukça destek gören İttihatçılar, partinin kapatılmasıyla birlikte etkinliklerini yitirdiler. Demokratik yollardan iktidarı ele geçiremeyeceklerini anlayan İttihatçılar, geleneksel tavırlarını yeniden ortaya çıkararak iktidarı ele geçirmek için gizli olarak örgütlendiler. Kişisel hırsları ve iktidar hevesleri uğruna Mustafa Kemal'i ortadan kaldırmak gibi bir suikastın da planlayıcısı oldular. Suikastın başarısız olması neticesiyle İttihatçılar ne Mustafa Kemal'i ortadan kaldırabildiler ne de siyasal otoriteyi ellerine alabildiler. İttihatçıların son girişimi olan suikast planlarının tutmaması, Kemalist otorite tarafından İstiklal Mahkemeleri vasıtasıyla tamamen tasfiye edilmeleri sonucunu da beraberinde getirdi.
II. Meşrutiyetten I. Dünya Savaşına Osmanlı Devleti'nde deniz ticareti (1908-1914)
II. Meşrutiyet'ten I. Dünya Savaşı'na kadar olan süreçte en önemli siyasal aktör İttihat ve Terakki Cemiyeti idi. Cemiyet bu süreçte milli bir ticaret filosu oluşturmak için çaba gösterdi. Ancak bu süreçte meydana getirilen deniz ticaret filosu, ihtiyacı karşılamaktan uzaktı. Bu nedenle yabancılar, Osmanlı sahillerinde ticarî alandaki etkinliklerini devam ettirdiler. Osmanlı deniz ticaretinde Almanya'nın payı giderek arttı.Bu çalışmada, II. Meşrutiyet'ten I. Dünya Savaşı'na kadar olan süreçte Osmanlı Deniz Ticareti ele alındı. Limanların yapımı, deniz ticareti ve bu deniz ticaretinin liman kentlerine etkisi üzerinde duruldu. Bu süreçte izlenen milli iktisat politikası bağlamında Osmanlı ticaret filosunu arttığı, liman işçilerinin yaptığı boykotların döneme damgasını vurduğu, deniz ticaretinde Almanların payının giderek arttığı, ikinci derecede önemli liman kentlerine limanlar yapıldığı, dönemin sonlarında kapitülasyonların kaldırıldığı görüldü. Ancak tüm bu çabalar sonucu milli bir ticaret filosu oluşturulamadığı ve kabotaja geçilemediği görüldü.
II. Meşrutiyet yıldönümlerinin millî bayram olarak kutlanması - hürriyet bayramı
Ayin, bayram, tören, merasim gibi yapılar insanların birlikte yasamaya baslaması ileortaya çıkmıs, devlet müessesesi ile islev sahası genislemis yapılardır. Millî bayramlar iseFransız ihtilali sonrasında ortaya çıkan, toplumların yeni dünya algılarının ve ulus-devletkavramının birer neticesi ve göstergesidir.Ayinden Millî bayram'a doğru içerik olarak ve zamansal bazda farklılıklar gösteren buyapıların değismeyen temel islevi, hakim gücün savunuculuğunu yaptığı değerlerin yığınlarüzerinde kabulünün sağlanması ve iktidara mesruiyet kazandıran çalısmalar olmalarıdır.Osmanlı Devletinde merasim, tören vb. yapılar II. Mesrutiyet devrine kadar halkınbirinci derecede katılımının kısıtlı olduğu bir sekilde yapılmaktadır. Toplumun politika iletanıstığı ve toplumsal alan olarak cemiyetlerin, meydanların, sokakların öne çıktığı bir dönemolan II. Mesrutiyet dönemi Osmanlı Devletine bir millî bayram hediye etmistir.Çalısmamızda ayin, tören, bayram gibi kavramlar üzerinde durulduktan sonra,Osmanlı Devletinin siyasi ve sosyal portresi 1876 Kanun-ı Esasi ilanından II. Mesrutiyetdevrine kadar geçen sürede verilmeye çalısılmıstır.10-23 Temmuz Mesrutiyet ? Hürriyet Bayramı ise bayram ile ilgili temel bilgilerverildikten sonra ?ttihad ve Terakki dönemi, Millî Mücadele dönemi ve Cumhuriyet dönemibaslıkları altında incelenmektedir.Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye'sinin ortak Millî bayramı olan 10-23 TemmuzMesrutiyet ? Hürriyet Bayramı yıllar içerisinde değisen siyasi tablodan etkilenerek varlığınısürdürecek, yürürlükte kaldığı yılların siyasi ve sosyal tablosunu bize veren bir anlatıolusturacaktır.
Uluslararası terörizmin tarihi
ÖZETBu çalışma, insanlık tarihi kadar eski ve yaygın bir siyasal şiddet türü olan terörün, tarih bakış açısıyla incelenmesini amaçlamaktadır. Terör ve terörizm kavramlarının algılanması ve geçmiş dönem örneklerinin incelenmesi, bu bakışımsız (asimetrik) tehdit ile mücadelede çok önemlidir. Terör, ortaya çıkışından günümüze kadar, siyasal amaca ulaşmak için, girişilen şiddet eylemi ile kurbanlar üzerinden mesaj verme gibi temel özelliklerini korumuştur. Bununla beraber; zamana ve şartlara göre vasıta ve şekil değiştirmiştir. Verdiği zayiat, diğer ölüm nedenlerinden daha az olsa bile, gündemi hep işgal etmiş ve etmeye devam edecektir. Tarih içinde dönemin başat ideolojisi ile güdülenen terörün aktörleri; bireyler, örgütler veya devletler, kurbanları ise hep masumlar olmuştur. Bu çalışmada terör, tarih çizgisi içinde 11 döneme ayrılarak incelenmiştir. Dönem özellikleri, önemli örgütler ve eylemleri temelinde detaylandırılmıştır. Her dönemin kendisinden sonraki veya çağdaşı terör akımına etkileri irdelenmiştir. Modern Çağ çalışmalarında başlangıcı Fransız İhtilali'ne dayandırılan terörizm, ihtilalin ardından önce etnik milliyetçi hareketlerde, sonrasında anarşist akımda şekillenmiştir. İki büyük Dünya Savaşı döneminde teröre, savaşın kendisi en büyük şiddet olduğundan rastlanmamıştır. Sömürge karşıtı dönemini, yeni sol, daha sonra köktendinci terör ve etnik milliyetçi terör dönemleri takip etmiştir. Günümüzde köktendinci terör ve etnik milliyetçi terör devam etmektedir. Bunun yanında, yeni anarşist terör, bireysel terörizm ve siber terörizm yükselme eğilimindedir. Uzmanlar gelecekte, güdüleyici ideoloji ya da inanç sistemi ne olursa olsun, terör eylemlerinde `Kitle İmha Silahları (KİS)' ve/veya `Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik, Nükleer (KBRN)' silahların kullanılması olasılığının artacağı endişesini taşımaktadır. Terörizmin bilinmezliği, yarattığı korku ve olay meydana gelmeden engellenmesinin zor oluşu, terörizmle mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Terörizmle mücadelede başarıya ulaşmanın, varlığını yadsımadan ve kanıksamadan, onun tüm kaynaklarına inilerek, disiplinler arası yaklaşımla mümkün olabileceği değerlendirilmektedir.Anahtar kelimeler: Terör, terörizm, anarşizm, uluslar arası terörizm, tarih.
12 Eylül 1980'e giden süreçte Türkiye'de iç güvenlikte karşılaşılan sorunlar ve bunları çözmeye yönelik uygulamalar
Bireylerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için bir araya gelerek oluşturdukları örgütsel yapı olan devletin temel işlevlerinden biri de toplumun güvenliğini sağlama görevidir. Tarihsel süreç içerisinde baktığımızda da tarihin ilk dönemlerinden bu yana devlet denilen yapının sorumluluklarının başında ülkesinin dışa ve içe karşı olan savunmasını üstlenmesi gelmektedir. Bu bağlamda devletler halkın huzur ve güvenliğinin sağlanması için bir güç oluşturmuşlardır. Başlangıçta askeri örgütlenme olan bu güç zaman içerisinde iş bölümü ve uzmanlaşma gereği neticesinde askeri örgütlenmeden bağımsız olarak iç güvenlik ile yetkilendirilmiş örgütler ortaya çıkmıştır. 1970?li yıllarda Türk siyasetinde yaşanan bölünmüşlük ülkeyi koalisyon hükümetlerine mahkûm etmiştir. Koalisyon hükümetleri, toplumdaki kamplaşmalar, siyasi partiler arasındaki çatışmalar siyasi istikrarsızlığı arttırmıştır. Öte yandan ekonomik bunalımlar, toplumda yaşanan değişim ve artan terör olayları bir askeri müdahaleyi gündeme getirmiştir. 12 Eylül 1980?de Türk Silahlı Kuvvetleri önlenemeyen terör faaliyetlerini, siyasilerin basiretsiz yönetimini ve milli birliğin bozulduğunu gerekçe göstererek yönetime el koymuştur. Yaklaşık üç yıl demokrasiye ara verilmiş, ancak 1983 genel seçimleriyle normalleşme sürecine girilmiştir. 12 Eylül müdahalesi öncesinde iç güvenlik bağlamında karşılaşılan sorunların çözümüne ilişkin sıkıyönetim ilan edilmesi tartışmaları yaşanmış ve TBMM?de yapılan görüşmelerin ardından 26 Aralık 1978 tarihinde 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiştir. Sıkıyönetim ilan edildikten sonra yaşanan terör olaylarında bir azalma görülse de bu tek başına yeterli olmamıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerine göre gerekli yasal düzenlemelerin yapılamaması sıkıyönetim uygulamasındaki başarısızlığın temel nedenlerinden biridir. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, İç Güvenlik, 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi.
Buca Hipodromu
ÖZETGöçebe kültürünün vazgeçilmez unsuru olan at, Türk ile özdeşleşmiş, Türk kültürünün vazgeçilmez unsuru olmuştur. Bununla beraber at eğlence yaşamının da bir aracı haline gelmiştir. Yine tarihine baktığımızda Türkler at yarışlarına yabancı değildir.Osmanlı Devletinde ilk at yarışlarının Orhan Bey döneminde yapıldığı bilinmektedir. Bununla beraber modern anlamda günümüze yakın ilk at yarışları 19.yüzyılda İzmir' de Buca'da Laventenler önderliğinde yapıldığı bilinmektedir. Lavantenler, Osmanlı içerisinde yaşayan Gayri Müslimlerden yaşayış tarzları ve kökenleri ile ayrılmaktadır. Avrupa kültürünü Anadolu' ya taşıyan Levantenler bugün Anadolu'nun tamamına mal olmuş, daha çok tohumlarını İzmir'de attıkları derin izler bırakmışlardır.İşte at yarışları ve Buca Hipodromu da bunlardan bir tanesidir. Buca Hipodromu öncelikle Levantenlerin sosyalleşme aracı olarak görülse de kısa zaman içerinde İzmir Belediye Başkanlığı da yapmış olan Evliyazade Refik Bey önderliğinde, Türkler tarafından benimsenmiş bir yapıya kavuşmuştur.Dönem içerisinde büyük kalabalıkları bir araya toplayan hipodroma Osmanlı Devleti'de kayıtsız kalmamış, Sultan Abdülaziz ve devamındaki hükümdarlar tarafından da desteklenmiştir. Saray adına Sultan koşuları da düzenlenmiştir. At yarışları sadece toplumu sosyalleştiren bir eğlence aracı olarak görülmemelidir. At yarışları ile kaliteli at ırkları geliştirilmiş, mevcut ırklar korunmuştur. Böylelikle zor zamanlarda savaşlarda olduğu gibi atlardan daha fazla hizmet alınabilmiştir.Buca Hipodromu'nun kurulmasıyla sadece Anadolu'da değil, Akdeniz Havzası'nda da programlı modern yarışların başlamasına öncülük etmiştir. Yani bir bakıma Buca Hipodromu, bir miladı temsil eder. Üstelik Buca Hipodromu ile Türklere özgü at yarışları, İzmir Levantenleri eliyle modernize edilmiş,Anadolu kültüründe yeni bir sentez oluşturulmuştur.Kurtuluş Savaşı sonrasında Buca'dan ayrılan Levantenler gittikleri coğrafyalarda Buca Hipodromu'ndan esinlenerek yeni hipodromlar oluşturmuşlardır. Ayrıca Anadolu'da kalan yarışçılar ise Ankara'da yeni başarılara imza atarak bu kültürün devamını sağlamışlardır.Cumhuriyet dönemine geldiğimizde ise yine Mustafa Kemal Atatürk, at yarışlarına büyük önem vermiştir. Verdiği önemi `'At yarışları, modern toplumların vazgeçilmez unsurudur.''sözünde de ifade etmiştir. Döneminde Ankara Hipodromu inşa edilmiş ve pek çok kez yarışları izlemek için hipodroma gitmiştir. İsmet İnönü'nün ise at yarışlarını izlemekten ziyade kendi atıyla birlikte birçok kez yarışlara katılmıştır. Osmanlı döneminde Sultan koşuları olduğu gibi, Cumhuriyet döneminde de Gazi Mustafa Kemal adına, Gazi koşuları düzenlenmiştir. Halen at yarışlarında Gazi kupasını kaldırmak jokey için büyük onur ve prestij olmuştur.At yarışları serüvenimizde önemli yer edinen Evliyazade ailesi Cumhuriyet döneminde de atlı sporlara büyük hizmetlerde bulunmuş, Türkiye Jokey Külübü'nün kurulmasında da önder olmuşlardır.Anadolu' da ki pek çok harada özellikle de Karacabey Harası'nda ordunun ve halkın ihtiyaçlarını karşılamak için at yetiştirilmiş, Anadolu atı olan rahvanın türünün kaybolması önlenmiş, ithal edilen kaliteliatlar ile göz dolduran yeni atlar yetiştirilmiştir. Bugün ise bu haralar ordunun ve çiftçi için değil de daha çok atlı sporlar için hizmet etmektedir.Temelleri Buca' da atılan modern at yarışları bugün hala önemini korumakla birlikte büyük bir ekonomik sektör olarak 21.yüzyıl da da güncelliğini korumaktadır.
Biyografi kaynaklarında Atatürk ve özel hayatı
Osmanlı Devleti'nin Rumeli topraklarında bulunan Selanik'te doğan Mustafa, Harbiyeyi bitirerek genç bir subay olarak orduya katıldı. Zekası ve diğer kisilik özellikleriyle yıkılmakta olan imparatorlukta yıldızı parlayan birkaç kisiden biriydi. Çanakkale Savası ile baslayan ünü,Kurtulus Savası'nın kazanılması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusuolmasıyla doruğa ulastı.Türk Devleti'nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatıözellikle özel hayatı, Atatürk karsıtlarının en çok ilgilendiği, onu karalamakiçin uydurma bilgiler verdiği bir konu alanı olmustur. O'nun içki ve eğlenceye düskün olduğu, birçok kadınla birlikte olduğu gibi söylentiler bunların basında gelmistir. Mustafa Kemal Atatürk, içki sofraları olarak tabir edilen yemeklerde; memleket meselelerini görüsmüstür. Kadınlarla olan birlikteliği ise; kadınlara günlük ve siyasi alanda verdiği değeri göstermistir.Kadınları erkeklerle esit konuma getiren Atatürk'ün hayatına,kadınlar ilk kez Selanik'te girmistir. Daha sonra yasadığı Sofya, İstanbul, Ankara gibi sehirler de Mustafa Kemal'in özel hayatına etki eden sehirler olmustur. İzmir ise; ilk ve son evliliğini gerçeklestirdiği Latife Hanım'ı karsısına çıkarmıstır. Ancak bu evlilik uzun ömürlü olmamıstır.
1961 Anayasası'dan 12 Mart'a Cumhuriyet Senatosu
1876 yılında baslayan demokrasi hayatımız, ikili bir meclis sistemi ileyapılmıstır.1921 ve 1924 Anayasaları ile Türkiye tek meclisli, TBMM bir yapıya sahipolmustur. 1924 Anayasası olağanüstü kosullar altında yeni devletin kurulusu, modernlesmesive köklü yapıya sahip olmasını sağlamaya çalısmıstır. Bu nedenlerle bu Anayasa kuvvetlerbirliği ilkesini meclise vermistir. Bu sayede hızlı ve kalıcı devrimler yapılabilmistir. Ancak1946 yılında geçilen çok partili yasam neticesinde 1950 yılında iktidara gelen DP,demokratiklesmeyi unutmus ve antidemokratik davranıslarda bulunmustur. Bunun neticesinde27 Mayıs'ta yönetime el koyan askerler, çift meclisli bir yapı ile iktidarı sınırlandırma yolunagitmislerdir.1961 Anayasası'nın getirdiği en önemli kurumlardan olan Cumhuriyet Senatosu üç türüyelerden olusmaktadır. Tabii üyeler, Seçilmis üyeler, Kontenjan senatörleri. Meclisten geçenkanun ve anayasalar, Senatoda tekrar görüsülecek ve böylece iktidarı elinde tutanlar,demokrasi ve rejim aleyhine yasa yapamayacaklardır. Ayrıca Senato denetim etkinlikleri ilede yürütmeyi kontrol edebilecekti.1961-1971 yılları arasında baslarda etkili olan bu sistem 1965 yılından itibaren AP'ninhem Meclis'te hem de Senatoda çoğunluğu sağlaması sonucunu etkisini yitirmistir. Budönemde yasanan hükümet sorunları da bunun nedenlerinden birisidir. En çok tartısılankonulardan biri olan tabii senatörler, Senatoda en aktif üyelerdendir. Senatörler hemhükümetlerde görev almıslar hem de kriz durumlarında hükümet kurarak basbakanlıkyapmıslardır.Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Senatosu, çift meclis sistemi,AP,CHP,Seçim.
Atatürk Döneminde Ankara'da günlük yaşam
Atatürk'ün Ankara'yı başkent ilan etmesinden hayata gözlerine yummasına kadar geçen 15 yıllık süreçte Ankara günlük yaşam adına pek çok değişiklikler yaşamıştır. Bu değişiklikler arasında sosyo-ekonomi, eğlence hayatı, basın ve mimari en çok dikkat çeken konular olmuştur. Ankara'nın sosyo-ekonomik yapısına bakıldığında; Osmanlı İmparatorluğu döneminde bir kasaba nüfusu kadar nüfusa sahip olan Ankara, savaşlar, salgın hastalıklar gibi birtakım olaylar neticesinde hızlı bir nüfus kaybına uğramıştır. Bu nüfus kaybı Ankara'nın başkent ilan edilmesinden sonra ise bu duruma paralel olarak düzene girmiş ve hızlı bir artış yaşanmaya başlamıştır. Nüfus yapısındaki bu değişim aynı şekilde ekonomide de kendisini göstermiştir. Özellikle Atatürk'ün yapılışını her gün denetlediği Gazi Orman Çiftliği bu artışta ön plana çıkan detay ve artışın asıl nedeni olmuştur. Başkentte eğlence hayatı ise 1920'li yıllarda birkaç otel ve lokantadan ibaret iken, bu yılların ortalarından itibaren çok yönlü bir seyir izlemiştir. 1930'lara gelindiğinde Ankara eğlence hayatı açısından neredeyse İstanbul ile yarışacak seviyeye gelmiştir. Ancak bu seviyeye hiçbir zaman eşitlenememiştir. Ankara'da günlük yaşam adına basın hiçbir zaman İstanbul basını kadar etkili olamazken, Hakimiyet-i Milliye ve Anadolu Ajansı gibi basının iki önemli unsurunun Kurtuluş Savaşı'na ve Türk basınına katkıları elbette göz ardı edilememektedir. Günlük yaşamın ve başkent olma sürecinin en önemli aşamalarından kabul edebileceğimiz mimari de Atatürk'ün üzerinde önemli durduğu konulardan biri olmuştur. Ankara Şehremanetinin kurulmasıyla başlayan bu imar süreci, 1930'larda Ankara halkının ihtiyacını karşılayacak, Ankara'yı Avrupa devletlerinin başkentleriyle yarışacak seviyeye gelinceye kadar devam etmiştir. Genel olarak bu çerçevede ele alınan Ankara günlük yaşamı, içeriğindeki ilginç detaylarla dikkatleri üzerine toplayacak niteliklere sahip olmuştur.