
270
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklara yönelik hazırlanan bireyselleştirilmiş koordinatif eğitim programının çocukların sosyal davranışları üzerine etkisi
Bu çalışma otizm spektrum bozukluğu olan çocuklara yönelik hazırlanan bireyselleştirilmiş koordinatif eğitim programının otizm spektrum bozukluğu tanısı almış 3 çocuğun sosyal davranışları üzerine etkisi incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla otizm spektrum bozukluğu tanısı almış ikisi beş, biri yedi yaşında olan üç çocuk araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan eylem araştırması ile desenlenmiştir. Çalışma kapsamında sekiz haftalık bireyselleştirilmiş koordinatif eğitim programı hazırlanmış ve her bir çocuğa haftada üç gün 30 dk bireyselleştirilmiş koordinatif eğitim programı uygulanmıştır. Çalışmada video kayıt, saha notları, günlük, tez izleme komite toplantıları, geçerlilik komite toplantıları ve yarı yapılandırılmış görüşmeler ile çalışma verileri elde edilmiştir. Video kayıtları hafta hafta izlenerek öğrencilerin gelişimleri listede değerlendirilmiş ve daha sonra sayısal veri elde edilen davranışlar grafikleştirilmiş, gözle görülebilen değişimler ise davranışın gözlemlendiği süre belirtilerek tablolaştırılmıştır. Çalışma sonucunda Ziya'nın saldırma, bağırma, sızlanarak şikâyet etme, çağırıldığında bakma, davranışlarını istenilen şekilde düzeltme, öfke patlaması, anlamsız şekilde boşluğa bakma, ellerini amaçsız sallama, etkinleri katılmayı reddetme, öğretmen ile etkileşim kurma, ismine tepki vermeme davranışlarında; Mahmut'un kendi etrafında dönme, çağırıldığında bakmama, öğretmeni ile etkileşim kurma, ismine tepki vermeme davranışlarında; Yasin'in sızlanarak şikâyet etme ve gözlemlenebilen olumsuz davranışlarında azalma meydana gelmiştir. Sonuç olarak bireyselleştirilmiş koordinatif eğitim programının otizm spektrum bozukluğu olan çocukların sosyal davranışlarında olumlu gelişim sağladığı içerik analizi ile tespit edilmiştir.
Ceviz iç kabuğunun farklı polaritelerdeki çözücü ekstraktlarının, plazma kolestrol düzeyi ile ilişkili enzim yolağı üzerine etkisinin in vitro olarak araştırılması
Kolesterol, canlıların yapı taşı olan hücrelerdeki işlevselliği bakımından kritik öneme sahip bir moleküldür. Fazlalığı ve azlığı hücre membran yapısında bozunmalara ve hasara sebep olmaktadır. Bunları engellemek için diyetle alınan kolesterol miktarı dengeli tutulmakta, gerekirse tıbbi tedavilere başvurulmaktadır. Ek olarak, halk, doğal ve bitkisel ürünlere de başvurmaktadır. Ceviz iç kabuğunun kolesterol üzerinde etkili olduğu varsayımından yola çıkılarak dizayn edilen bu çalışmada, farklı polaritedeki çözücülerde hazırlanan ceviz iç kabuk ekstraktlarının gaz kromatografisi-kütle spektrometresinde (GC-MS) içerik analizi yapılmış ve 3-hidroksi-3-metilglutaril koenzim A (HMG-KoA) redüktaz ve kolesterol esteraz üzerine etkisi in vitro olarak araştırılmıştır. 50 ml'lik distile su, metanol, etanol, aseton, hekzan ve siklohekzan çözücülerinde 5 gr ceviz iç kabuk numuneleri yirmidört saat ayrı ayrı bekletilerek ekstrakte edildi. Ayrıca distile suda bir saat kaynatma ile ayrı bir solüsyon hazırlandı. Numuneler helyum mobil fazında ve kademeli sıcaklık artışında GC-MS'te analiz edildi, entegre kütüphane veri tabanı ile tanımlama yapıldı. Her bir ekstraktın 10 mg/mL stok çözeltilerinden seyreltik konsantrasyonlar hazırlandı, HMG-KoA redüktaz ve kolesterol esteraz üzerine etkisi kolorimetrik olarak çoklu plaka okuyucuda tayin edildi. GC-MS taramasında distile su, etanol metanol ekstraklarında çoklu doymamış yağ asiti, terpen ve fenolik bileşik türevleri, hekzan, siklohekzan ve aseton ekstraktlarında doymuş hidrokarbon (alkan) bileşikleri görüldü. HMG-KoA redüktaz üzerinde %3,2'lik inhibisyon etki asetonlu ekstraktın 2 μg/mL konsantrasyonunda görülürken, kolesterol esteraz üzerindeki %13,6 inhibisyon etki distile suda bir gün bekletilen ekstraktın 67 μg/mL konsantrasyonunda görüldü. Bu tez çalışması ile ceviz iç kabuğu ekstraklarının plazma kolesterol düzeyi ile ilişkili enzim yolaklarında görevli HMG-KoA redüktaz ve kolesterol esteraz üzerine etkisinin olmadığı in vitro olarak saptanmıştır.
Sıçanlarda penisilinle oluşturulan epileptiform aktivite üzerine akut ve kronik metformin tedavisinin etkileri
Sıçanlarda Penisilinle Oluşturulan Epileptiform Aktivite Üzerine Akut ve Kronik Metformin Tedavisinin Etkileri Epilepsi dünya çapında her yaştan yaklaşık 50 milyon insanı etkileyen, tekrarlayan nöbetlerle karakterize nörolojik bir beyin hastalığıdır. Tedavisinde antiepileptik ilaçlar, özel diyetler, vagal sinir stimülasyonu ve cerrahi yöntemler kullanılmasına rağmen hastaların yaklaşık % 30'unda epilepsi hala kontrol edilememektedir. Kullanılan ilaçların birçoğunun ciddi yan etkileri vardır. Metformin, yeni tip 2 diabetes mellitus tanısı konmuş hastalarda temel tedavi olarak kullanılan biguanid grubu oral antidiyabetiktir. Ayrıca metforminin, oksidatif stres, nöroinflamasyon, apoptozis ve nöronal kayıp da dahil olmak üzere moleküler ve hücresel değişiklikleri modifiye etme potansiyeli olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı penisilin ile oluşturulan epileptiform aktivite üzerine metforminin kronik ve akut etkilerini belirlemek için nöbet başlangıç latensi, diken dalga sayısı, diken dalga genliğinin elektrofizyolojik olarak incelenmesidir. Ayrıca antioksidan özelliğini belirlemek amacıyla SOD (Süperoksit Dismutaz), GPx (Glutatyon Peroksidaz) ve CAT (Katalaz) enzim değerlerine bakılmıştır. Bu çalışmada 84 adet yetişkin erkek Wistar albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar akut ve kronik gruplar olmak üzere iki büyük gruba ayrıldıktan sonra her bir grup kontrol, sham, penisilin, metformin 100 mg/kg intraperitoneal (i.p), 200 mg/kg (i.p) ve sadece metformin 200 mg/kg (i.p) dozlarda farklı alt gruba ayrıldı. Kronik gruplara maddeler 21 gün, akut gruplara ise sadece epileptiform aktivite öncesi uygulandı. Sıçanların 1.25 g/kg'lık üretan anestezisi altında somatomotor alana yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla elektrofizyolojik kayıtları alındı. Akut gruplara beş dakikalık bazal aktivite kaydından sonra metformin enjekte edildi. Metformin uygulamasının 30. dakikasında penisilin (500 IU) intrakortikal olarak uygulandı. Penisilin sonrası 120 dakika daha ECoG kaydı alındı. Kronik gruplarda beş dakikalık bazal aktivite kaydı sonrasında penisilin intrakortikal uygulanarak 120 dakika daha ECoG kaydı alındı. Kan serum örneklerinde süperoksit dismutaz, katalaz ve glutatyon peroksidaz seviyeleri belirlendi. Kayıtlardan elde edilen ECoG verileri yazılım programı labchart ile analiz edildi. Kontrol, Sham ve sadece metformin gruplarında hiçbir epileptiform aktivite görülmemiştir. Metforminin 100 mg/kg, 200 mg/kg'lık dozları hem akut hem de kronik gruplarda penisilin grubu ile kıyaslandığında, ilk epileptiform aktivite başlangıç latensi uzamış, diken dalga sayısı ve diken dalga genliği anlamlı olarak azalmıştır. Akut ve Kronik metformin gruplarında SOD, CAT ve GPx seviyeleri penisilin grubuna göre anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma metforminin, epileptik nöbetleri hafifletebileceği ve antioksidan enzimleri artırabileceği ve gelecekte epilepsi tedavisinde kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Antioksidan, Elektrokortikografi,Epilepsi, Epileptiform Aktivite, Metformin
Tip 2 diyabetli hastalarda hastalığı kabul ile sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Araştırma, Tip 2 diyabetli hastalarda hastalığı kabul ile sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Düzce Atatürk Devlet Hastanesi dahiliye servisi ve endokrin hastalıkları polikliniğine başvuran hastalar oluşturmuştur. Örneklemini, evreni bilinen örneklem yöntemine göre %5 örneklem hatası ve %5 anlamlılık düzeyinde Aralık 2019- Nisan 2020 tarihleri arasında dahiliye servisi ve endokrin hastalıkları polikliniğine başvuran 406 Tip 2 diyabet hastası oluşturmuştur. Araştırma verileri; 'Hasta Tanıtım Formu', 'Hastalık Kabul Ölçeği' ve 'Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistiksel metotlar, parametrik karşılaştırma testleri ve korelasyon testleri kullanılmıştır. Hastalık kabul ölçeği puan ortalamasının 26.21±7.10, sağlık okuryazarlığı puan ortalamasının 92.25±15.75 olduğu belirlenmiştir. Çalışma kapsamındaki bireylerin Hastalık Kabul Ölçeği ve Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği toplam puanları ile yaş, eğitim durumu, sigara kullanımı, diyabet tanı süresi, diyabet tedavi yöntemi, diyabetin komplikasyonlarını bilme ve gelişme durumu, egzersiz ve diyet yapma, kan glikoz ölçümü ve kontrole gitme sıklığı, diyabete ilişkin eğitim alma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p<0.05). Hastalığı kabul puanı ile sağlık okuryazarlığı arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı doğrusal bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0.460; p<0.001). Araştırma sonucunda diyabet hastalarının hastalık kabul ve sağlık okuryazarlığı düzeyinin yüksek olduğu; hastalık kabulü düzeyi arttıkça sağlık okuryazarlığının arttığı belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda bireylerin sağlığı geliştirici davranışları yapmaları konusunda cesaretlendirilmesi, eğitim konularının ihtiyaca göre belirlenmesi, eğitim materyallerinin geliştirilmesi ve daha çok diyabet hastasına ulaştırılması önerilmektedir.
Üst ekstremitelere yönelik tıbbi tedavi girişimlerinin el kavrama gücüne etkisi
Yapılan birçok çalışmada hastaların el kavrama gücündeki azalma, acı, ağrı gibi faktörler araştırılmıştır. Bu çalışma ile İstanbul Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi YBÜ'nde yatan bilinci açık, sözlü iletişim kurabilen hastaların üst ekstremitelerine yapılan tıbbi tedavi girişimlerin, hastaların el kavrama gücüne etkisi ölçülmüştür. Çalışmamız, gönüllü 105 hasta (33 kadın;72 erkek) ile yapılmıştır. Hastaların el kavrama güçleri Jamaar el dinamometrsi ile ölçülerek somut değerler kaydedilmiştir. Çalışmada kullanılan parametreler doğrultusunda elde edilen veriler hastaların yaş, boy uzunluğu, cinsiyet, solunum cihazı kullanım durumu, kas-kemik hastalıklarının bulunma durumu, evde bakım durumu gibi belirli parametreler arasında karşılaştırılmıştır. Araştırmada veri analizi SPSS 25.0(IBM SPSS Statistics 25) programı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler veri cinsine göre ± standart sapma (SD)ortanca(interquartile range=IQR=çeyrekler arası aralık)ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Gruplar arasındaki karşılaştırmalar için veri testine göre Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. İstatistiksel analiz için SPSS 25.0(IBM SPSS Statistics25)programı kullanılmıştır. Yapılan testlerin sonucunda, YBÜ'de yatan hastalara uygulanılan tıbbi tedavi girişimlerinin sayısı arttıkça, hastaların el kavrama güçlerinin azaldığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.
Vajinal doğum yapan primipar annelerde, beyaz gürültünün emzirme başarısı ve kaygı düzeyine etkisinin belirlenmesi
Araştırma, vajinal doğum yapan primipar annelerde beyaz gürültünün, emzirme başarısı ve kaygı düzeyine etkisinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrollü, deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri Yalova Devlet Hastanesi "Kadın Hastalıkları ve Doğum" servisinde Mart 2019- Ağustos 2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın evrenini, Yalova Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisi'nde yatan ve araştırma kriterlerine uyan anneler ve bebekleri oluşturmuştur. Çalışmada örneklem büyüklüğünü hesaplamak için yapılan güç analizi sonucu araştırma gruplarına 30 beyaz gürültü, 30 kontrol grubu alındığında %95 güven aralığında, 0.05 yanılgı payı ile çalışmanın gücü 0.90 olarak bulunmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "LATCH Emzirme Tanılama ve Değerlendirme Ölçeği", "Durumluk Kaygı Ölçeği", CD Çalar, Ses Desibeli Ölçüm Cihazı, Beyaz Gürültü CD'si kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS Statistics 23 programında; yüzdelik dağılım, ortalama, ki-kare testi, bağımsız ve bağımlı gruplarda t-testi, varyans analizi, Korelasyon, Regresyon analizleri kullanılmış, istatistiksel testlerin anlamlılık düzeyi için p<0.05 değeri kabul edilmiştir. Beya gürültü ile kontrol grubu arasında durumluk kaygı 1. gözlem ve 3. gözlem puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiş (p>0,05), durumluk kaygı 2. gözlem ve 4. gözlem puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (p<0,001). Beyaz gürültü ile kontrol grubu arasında LATCH 1. gözlem ve 2. gözlem puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (p<0,001). Araştırmanın sonucunda; Beyaz gürültü dinletilen grubun kaygı düzeyinin daha düşük, emzirme başarısının daha yüksek olduğu, beyaz gürültünün sakinleştirici ve rahatlatıcı etkisinin annenin kaygı düzeyini azalttığı ve emzirme başarısını desteklemede etkili yöntem olduğu belirlenmiştir.
Sezaryen sonrası uygulanan akupresurun gastrointestinal motiliteye etkisinin belirlenmesi
Araştırma, sezaryen sonrası uygulanan akupresurun gastrointestinal motiliteye etkisinin belirlenmesi amacıyla prospektif, randomize kontrollü, deneysel tasarımda yürütülmüştür. Araştırmanın verileri Mayıs 2019 - Kasım 2019 tarihleri arasında, Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi kadın hastalıkları ve doğum servisinde, elektif sezaryen uygulanan 30 müdahale, 30 kontrol grubu olmak üzere 60 kadından toplanmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu ve bağırsak motilitesi takip formu kullanılmıştır. Müdahale grubundaki kadınlara hastanede uygulanan standart bakımın yanı sıra postoperatif 4., 8. ve 12. saatlarde LI4, LI11 ve ST36 noktalarına 15-20 dakika süre ile üç kez akupresur uygulanırken, kontrol grubuna sadece hastanede uygulanan standart bakım yapılmıştır. Her iki grupta postoperatif 4., 8. ve 12. saatlerde bağırsak sesleri, gaz ve gaita çıkış zamanı kayıt edilmiştir. Bağırsak sesleri yanlılığı önlemek amacıyla araştırmacı ve bağımsız bir gözlemci tarafından sayılmıştır. Bağırsak sesi skorlarının araştırmacı ve gözlemci arasındaki uyumunun değerlendirildiği analizde ICC değerleri 0,90 ile 0,98 arasında olup istatistiksel olarak anlamlı çok iyi düzeyde bir uyum saptanmıştır (p<0,001). Araştırma sonucunda müdahale grubunda 4., 8. ve 12. saatlerde bağırsak sesi sayısı ortalamasının kontrol grubuna göre daha fazla olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu, ilk gaz çıkış zamanının müdahale grubunda (12,90±6,07 saate karşı 17,31±7,95 saat) daha kısa olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0,05), ilk gaita çıkış zamanının müdahale grubunda (26,27±7,99 saate karşı 27,34±8,59 saat) daha kısa olduğu fakat gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı (p>0,05) saptanmıştır. Sonuç olarak akupresurun sezaryen sonrası gastrointestinal motiliteyi düzenlemek ve gaz-gaita çıkış süresini kısaltarak, kadınların konforunu artırmak, iyileşmeyi hızlandırmak amacıyla hemşirelik bakımında kullanılması, ülkemizde hemşirelerin bu uygulamayı bağımsız olarak yapabilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, hemşirelere yönelik eğitim ve sertifikasyon programlarının yaygınlaştırılması önerilmiştir.
Demanslı yaşlılarda oyuncak bebek terapisinin bilişsel durum ve ajitasyona etkisi
Demans, fiziksel ve psikososyal işlevselliği sağlayan entelektüel kapasitenin ileri düzeyde kaybını içeren edinilmiş organik zihinsel bir bozukluktur. Demanslı kişilerde bilişsel bozulma ile birlikte görülen ve kişinin hayatını etkileyen en önemli nöropsikiyatrik semptomlardan biri ajitasyondur. Oyuncak Bebek Terapisi (OBT), genellikle demansın orta veya geç dönemlerinde olan kişiler için ajitasyon gibi davranışsal belirtilerin yönetiminde kullanılan farmakolojik olmayan yöntemdir. Bu terapide amaç yaşlıların kendilerini yararlı ve ihtiyaç duyulan biri olarak hissetmelerine yardımcı olmak ve onlara odaklanmaları için olumlu bir şey vermektir. Bu doğrultuda bu çalışma uzun süreli kurumsal bakım alan demanslı yaşlılarda OBT'nin bilişsel durum ve ajitasyona etkisinin incelenmesi amacıyla deneysel tasarımda yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, bir ilde bir kurumsal bakım merkezinde yaşayan 110 yaşlı birey oluşturmuştur. Uygulama grubunun büyüklüğü güç analizi yöntemi ile hesaplanarak OBT ve Kontrol (K) grubuna sırasıyla 16 ve 19 olmak üzere toplam 35 yaşlı birey alınmıştır. Veri toplama aracı olarak Cohen-Mansfield Ajitasyon Envanteri (CMAE) ve Mini Mental Durum Değerlendirme Testi (MMT) kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçları başlangıçta (T0), OBT'den hemen sonraki hafta (T1), 3 ay sonra (T2) ölçülmüştür. Gruplardaki yaşlılar sosyo-demografik değişkenler, kurumsal bakım alma özellikleri, psikiyatrik öykü, fiziksel hastalıkları, bilişsel ve ajitasyon düzeyleri yönünden benzerdir (p>0.05). Bu çalışmada OBT ve K grubu arasında CMAE toplam ajitasyon düzeyi ve Fiziksel Agresif Olmayan ajitasyon düzeyi OBT grubu lehine anlamlı olarak farklı bulunmuştur (p<0.05). Ancak CMAE Sözel Agresif Olmayan, Sözel Agresif Olan ve Fiziksel Agresif Olan ajitasyon alt boyutlarındaki ve MMT düzeyindeki değişimin gruplararası farkı anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Sonuçlar, OBT'nin geriletici değil ama durdurucu etkisini ortaya koymuştur. Nitekim K grubunda toplam, alt boyut ve maddeler düzeyinde ajitasyon puanları kendi içinde zaman içinde artmıştır. Yani müdahale edilmeyen grupta gerileme çarpıcı bir şekilde gerçekleşmiştir. Dört haftalık OBT demanslı yaşlılar için keyifli ve amaçlı bir aktivite olarak gerçekleştirilmiş ve kurum çalışanları oyuncak bebeklerin yaşlılara duygusal destek sağladığını ifade etmiştir. Anahtar Kelimeler: Oyuncak Bebek Terapisi, Demans, Yaşlı, Ajitasyon, Bilişsel Durum
Hemşirelerin üriner sistem enfeksiyonlarının önlenmesinde bakım paketi (care bundle) uygulamalarına yönelik girişimlerinin değerlendirilmesi
Bu araştırma yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin, bakım paketine ilişkin görüş ve deneyimlerinin incelenmesi ve hemşirelerin üriner kateter bakım paketini kullanmasına yönelik engellerin ortaya çıkartılması amacıyla planlanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden olan fenomenolojik desen kullanılan araştırmada, amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesinden yararlanılmıştır. Araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 30 hemşire oluşturmuştur. Araştırma verileri Şubat-Mart 2020 tarihleri arasında bireysel derinlemesine görüşme ve gözlem tekniği kullanılarak toplanmıştır. Görüşme verilerinin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Gözlem verilerinin analizi için frekans ve iki gözlemci arasındaki uyumu belirlemek için Cohen's Kappa testi yapılmıştır. Görüşmelerden sonra yapılan içerik analizinde bakım paketi parametrelerine ilişkin uygulamalar, ÜSE risk faktörleri, yoğun bakımda sık karşılaşılan enfeksiyonlar, bakım paketine ilişkin görüşler (olumlu-olumsuz), kullanımı engelleyen unsurlar ve öneriler olmak üzere yedi (7) tema ve bu temalardan dokuz (9) alt tema elde edilmiştir. Araştırmada üriner sistem enfeksiyonlarının önlenmesinde kullanılan bakım paketi uygulamasının çoğu hemşire tarafından kullanıldığı, bakım paketini kullanan hemşirelerin çoğunun bakım paketinin hemşire ve hasta açısından olumlu yönleri olduğu, bakım paketini kullanmayan hemşirelerin ise paketi daha önce duymadıkları, hastane yönetiminin bu uygulamayı iletmemesi nedeniyle kullanmadıkları ve bu uygulamayı bilen hemşirelerin de ön yargı nedeniyle kullanmadıkları belirlenmiştir. Ayrıca bakım paketinin her kullanıcı tarafından standardize edilmesi, bu konuda hemşirelere eğitim verilmesi, bakım paketi içeriğinin genişletilmesi ve ayrıntılandırılması, enfeksiyon kontrolüne ilişkin bileşenlerin bakım paketi parametrelerine eklenmesi gerektiğine ilişkin önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler; bakım paketi, hemşirelik, hemşirelik bakımı, üriner kateter, üriner sistem enfeksiyonu.
İnfertil kadınların öz şefkat, bilinçli farkındalık ve mental sağlıkları arasındaki ilişki
Bu çalışma infertil kadınların öz şefkat, bilinçli farkındalık ve mental sağlık durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişkisel tipte planlanan bu araştırma Aralık 2019-Mart 2020 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Merkezi infertilite polikliniğinde infertilite tanısı alan 318 kadın ile yürütülmüştür. Veriler "Kişisel Bilgi Formu" "Bilinçli Farkındalık Ölçeği", "Öz Şefkat Ölçeği" ve "Genel Sağlık Anketi" aracılığıyla yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. İstatistiksel analiz için IBM SPSS Statistics 23 programına aktarılmış güvenilirlik analizi ve cronbach alfa katsayısı (Alfa yöntemi) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların %52.8'i 18-30 yaş aralığında, %50.6'sı 1-5 yıldır evli, %38.7'si lise mezunudur. Bilinçli farkındalık toplam puanı ile genel sağlık algısı toplam puanı arasında orta düzeyde negatif yönde (r=-0,414; p<0,001), öz şefkat toplam puanı ile genel sağlık algısı toplam puanı arasında ise düşük düzeyde pozitif yönde (r=0,286; p<0,001) anlamlı doğrusal ilişki bulunmuştur. Genel sağlık algısı toplam puanı ile öz sevecenlik puanı (r=-0,350; p<0,001) arasında orta düzeyde negatif yönde, bilinçlilik puanı (r=-0,242; p<0,001) arasında düşük düzeyde negatif yönde; öz yargılama (r=0,366; p<0,001), izolasyon (r=0,514; p<0,001) ve aşırı özdeşleşme (r=0,530; p<0,001) puanları arasında ise orta düzeyde pozitif yönde anlamlı doğrusal ilişkiler bulunmuştur. İnfertil kadınların öz şefkat ve bilinçli farkındalık düzeyleri arttıkça ruhsal sağlık düzeyleri de artmaktadır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre infertil kadınların öz şefkat ve bilinçli farkındalık becerilerini geliştirilmelerine yönelik psikolojik destek programları ile deneysel araştırmaların planlanması önerilmektedir.