
895
Archived Theses
66
DOIs Assigned
7%
DOI Rate
Archived Theses
Hıristiyanlık ve Budizm'de kurtarıcı figürler: İsa ve Maitreya'nın eskatolojik rolleri üzerine bir karşılaştırma
Budizm ve Hıristiyanlıktaki kurtarıcı figürleri inceleyen bu çalışma, her iki inanç sistemindeki kurtarıcı beklentilerini Maitreya ve İsa figürleri üzerinden karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. Araştırma, Budist geleneklerde kurtuluş anlayışı ve gelecek Buddha beklentisi bağlamında önemli bir yer tutan Maitreya ile Hıristiyanlıkta merkezî bir konuma sahip olan İsa figürünün eskatolojik rollerini, benzerlik ve farklılık ekseninde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden literatür taraması ve doküman analizi teknikleri kullanılmıştır. Bu doğrultuda, Budizm’in temel doktrinel literatürü ile Hıristiyanlık geleneğine ait kutsal kitap verileri, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi yöntemi ile ele alınmıştır. Yapılan karşılaştırmalı analizler sonucunda Maitreya’nın dönemsel, İsa’nın ise ebedî bir iyileştirme misyonu üstlenerek insanlığa yeni bir düzen vadettiği tespit edilmiştir. Buna karşın, kurtarıcı figürlerin bulundukları inanç sistemi içerisindeki zaman algısı önemli bir ayrışmayı beraberinde getirmektedir. Hıristiyan inanç yapısındaki doğrusal zaman tasavvuru İsa’yı nihai kurtuluşu gerçekleştirme bağlamında bir yargıç kimliğine büründürürken Budizm’deki dairesel zaman algısı Maitreya’ya dönemsel bir öğretmen sıfatı atfetmektedir. Sonuç olarak bu çalışmada farklı coğrafi ve kültürel alanlara ait olan Budist ve Hıristiyan geleneklerinin, insanlığın kriz dönemlerine yönelik benzer eskatolojik anlatılar ve bunun sonucunda ortak beklenti ve umutlar ürettiği görülmektedir. Ancak bu benzerliklerin yanı sıra söz konusu gelenekler hem doktrinel düzlemdeki temel yapıları hem de kurtuluş planının gerçekleşmesi bağlamında üstlendikleri misyonları bakımından önemli farklılıklar arz etmektedir.
Erich Fromm'un sahip olmak ve olmak ayrımının ahlak felsefesi açısından değerlendirilmesi
Bu tez, Erich Fromm’un “sahip olmak” ve “olmak” kavramları çerçevesinde modern toplumun ahlaki yapısını felsefi açıdan incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, insan değerinin sahip olunan nesneler, statü ve başarı üzerinden belirlenmesinin bireysel ve toplumsal ahlaki yaşam üzerindeki etkileri Fromm’un varoluşsal yaklaşımı bağlamında ele alınmıştır. Bu kapsamda sahip olmak ve olmak yönelimlerinin insanın kendisiyle, diğer insanlarla ve dünyayla kurduğu ilişkilerde ortaya çıkardığı ahlaki sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırmada betimleyici ve çözümleyici yöntemlerden yararlanılarak Fromm’un ilgili kavramlara ilişkin görüşleri incelenmiş; söz konusu varoluş yönelimlerinin özgürlük, üretkenlik, sorumluluk, sevgi ve yabancılaşma üzerindeki etkileri çözümlenmiştir. Sahip olmaya dayalı yaşam biçiminin insanı mülkiyet, tüketim ve tahakküm ilişkileri üzerinden tanımlamasının yol açtığı ahlaki sorunlar ortaya konulmuş; olmak yöneliminin ise üretkenlik, özgürlük ve kendini gerçekleştirme ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra modern toplumda tüketim kültürü, rekabet ve başarı odaklı yaşam anlayışının insanın benlik algısı ve ahlaki tercihleri üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Fromm’un olmak yöneliminin bu sorunlara karşı eleştirel ve insancıl bir alternatif oluşturma imkânı tartışılmıştır. Sonuç olarak Fromm’un yaklaşımının kavramsal sınırları ve iç gerilimleri eleştirel biçimde değerlendirilmiş; sahip olmak ve olmak ayrımının çağdaş ahlaki sorunların anlaşılmasına yönelik açıklayıcı imkânları ortaya konulmuştur. Bu bağlamda çalışmada, insanın değerini sahip olduklarıyla değil, üretkenliği, özgürlüğü ve ilişkileri ve sorumluluk bilinciyle temellendiren bir ahlak anlayışının önemi vurgulanmıştır.
Muhasebe meslek mensuplarının vergi afları hakkındaki görüş ve tutumları: Erzincan ili örneği
Vergi afları, kamu alacaklarının tahsilini kolaylaştırmak ve mükelleflerin vergi sistemine yeniden uyumunu sağlamak amacıyla kullanılan mali politika araçlarından biridir. Bununla birlikte, afların tekrarlanan biçimde uygulanması vergi adaleti, gönüllü vergi uyumu ve mükelleflerin gelecekte af beklentisi oluşturması bakımından önemli sorunlara yol açabilmektedir. Çalışmanın amacı, muhasebe meslek mensuplarının vergi aflarına ilişkin görüş ve tutumlarını belirlemek ve ilgili görüşlerin çeşitli demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymaktır. Belirtilen amaç doğrultusunda araştırma, Erzincan ilinde faaliyet gösteren 83 muhasebe meslek mensubundan anket yoluyla elde edilen veriler üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş ve tanımlayıcı istatistikler, normallik testleri, Açıklayıcı Faktör Analizi, güvenilirlik analizi, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testlerinden yararlanılmıştır. Faktör analizi sonucunda vergi aflarına ilişkin görüşlerin üç boyutta toplandığı belirlenmiştir. Katılımcıların en güçlü algısının “Mali ve Yönetsel Etkilere” ilişkin boyutta olduğu tespit edilmiştir. Demografik değişkenler açısından unvan, cinsiyet, yaş ve mesleki tecrübeye göre anlamlı farklılık bulunmazken, eğitim durumuna göre yalnızca “Mükellef ve Ekonomiye İlişkin Etkiler” boyutunda anlamlı farklılık belirlenmiştir. Bulgular, vergi aflarının yalnızca kısa vadeli mali sonuçlarıyla değil, vergi adaleti ve vergi uyumu üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirilmesi ve af uygulamalarının istisnai nitelikte tutulması gerektiğine işaret etmektedir.
Sosyal hizmet alanında çalışan meslek elemanlarının mesleki tükenmişlik, başa çıkma öz yeterliği, algılanan stres ve mükemmeliyetçilik arasındaki ı̇lişkinin ı̇ncelenmesi
ÖZET Bu araştırmada sosyal hizmet alanında çalışan meslek elemanlarının mesleki tükenmişlik, başa çıkma öz yeterliği, algılanan stres ve mükemmeliyetçilik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 203 kadın ve 104 erkek olmak üzere toplam 307 meslek elemanı ile yürütülmüştür. Çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmış; veriler Kişisel Bilgi Formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Başa Çıkma Öz Yeterliği Ölçeği, Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve Algılanan Stres Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre mesleki tükenmişlik ile algılanan stres arasında pozitif, başa çıkma öz yeterliği ile mesleki tükenmişlik arasında ise negatif ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Mesleki tükenmişliğin uyumlu mükemmeliyetçilik ile düşük düzeyde negatif, uyumsuz mükemmeliyetçilik ile ise düşük düzeyde pozitif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Regresyon analizi sonucunda algılanan stres ve uyumsuz mükemmeliyetçiliğin mesleki tükenmişliği pozitif yönde; başa çıkma öz yeterliği ve uyumlu mükemmeliyetçiliğin ise negatif yönde anlamlı olarak yordadığı görülmüştür. Bu değişkenlerin birlikte mesleki tükenmişlikteki varyansın %38,8’ini açıkladığı belirlenmiştir.
Yasal metinler çerçevesinde Osmanlı Devleti’nde sıbyan/ibtidai eğitimin hukukî ve idarî inşası (1824-1913)
Bu araştırmanın amacı, Osmanlı Devleti’nde sıbyan/ibtidai eğitimin 1824-1913 yılları arasındaki hukukî ve idarî inşa sürecini temel yasal metinler çerçevesinde incelemektir. Araştırmada, Sultan II. Mahmud’un 1824/25 tarihli Tâlim-i Sıbyan Fermanı, Meclis-i Umûr-ı Nâfi‘a Lâyihası (1839), İmamzâde Esad Efendi’nin Lâyihası (1839), Nisan 1847 Talimatı, Islahat Fermanı (1856), Maârif-i Umûmiye Nizamnâmesi (1869), Kanun-ı Esasi (1876) ve Tedrisat-ı İbtidaiye Kanun-ı Muvakkatı (1913), ilköğretimin hukukî ve idarî yapılanmasındaki dönüşümü görünür kılan temel normatif metinler olarak ele alınmıştır. Nitel yaklaşıma dayalı tarihsel araştırma yöntemiyle yürütülen çalışmanın verileri doküman incelemesi yoluyla toplanmış; temel normatif metinler, tamamlayıcı birincil kaynaklar ve ilgili ikincil literatür tarihsel bağlamları içerisinde karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, merkezileşme ile Margaret Archer’ın birleştirme ve sistemleştirme kavramları ve Max Weber’in rasyonel bürokrasi yaklaşımı çerçevesinde yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, sıbyan/ibtidai eğitimin hukukî ve idarî yapılanmasının tek bir düzenleme veya reformla değil, farklı dönemlerde ortaya çıkan yasal düzenlemelerin birbirleri üzerine eklemlendiği uzun süreli bir kurumsal dönüşüm sonucunda şekillendiği belirlenmiştir. Bu süreçte ilköğretim giderek devletin doğrudan düzenleme ve denetim alanına dâhil edilmiş, zorunluluk, okul örgütlenmesi, müfredat, denetim ve idarî görevler yazılı kurallara bağlanmıştır. Böylece sıbyan/ibtidai eğitim, yerel ve geleneksel yapılar etrafında şekillenen bir eğitim alanından, devlet tarafından tanımlanan, düzenlenen ve bürokratik mekanizmalar aracılığıyla yönetilen bir kamu hizmetine doğru dönüşmüştür.
Finansal tehdit karşısında finansal davranış değiştirme eğilimlerinin incelenmesi
ÖZET Günümüzde ekonomik belirsizlikler, enflasyon baskıları, döviz kuru dalgalanmaları ve beklenmedik finansal şoklar, bireylerin finansal refahını doğrudan tehdit etmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, bireylerin karşılaştıkları finansal tehdit sürecinin finansal davranışlarını değiştirme isteği ve bu isteğin bileşenleri üzerindeki etkisini incelemek; demografik değişkenlerin söz konusu bileşenlerde ortaya çıkardığı farklılıkları ortaya koymaktır. Veri toplama kısmında demografik sorular, finansal tehdit ölçeği ve finansal davranışları değiştirme isteği ölçeği kullanılarak oluşturulan anket formu Erzincan’da yaşayan 18 yaş üstü 399 kişiye uygulanmıştır. Verilerin analiz sürecinde bağımsız örneklem t-testi, ANOVA testi, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada, finansal tehdit ile bireylerin finansal davranışlarını değiştirme isteği ve bu isteğin bileşenleri arasındaki ilişkiler ile bu ilişkilerin demografik faktörlere göre farklılık gösterip göstermediği analiz edilmiştir. Elde edilen bulgularda finansal tehdit sürecinin bireylerin finansal davranışı değiştirme isteği ve bileşenlerini anlamlı biçimde etkilediği ortaya koyulmuştur. Ayrıca cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve çocuk sayısı gibi demografik değişkenlere göre finansal tehdit algısı, finansal davranışı değiştirme isteği ve bileşenlerinde anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Mevcut araştırma, finansal tehdidin finansal davranışı değiştirme isteği üzerindeki etkilerinin anlaşılmasına yönelik literatüre katkı sağlamayı hedeflemektedir. Araştırma sonuçları, davranışsal finans literatüründeki mevcut yaklaşımlarla büyük ölçüde paralellik göstermekte ve finansal tehdidin azaltılmasına yönelik olarak finansal danışmanlar ile politika yapıcılara uygulanabilir öneriler sunmaktadır.
Türk ceza muhakemesi hukukunda sanığın yokluğunda duruşma
Ceza muhakemesi hukukunda kovuşturma evresinin temel unsuru ve üzerinde durulması gereken husus duruşmadır. Duruşma; maddi gerçeğe ulaşma amacının somutlaştığı, delillerin tartışıldığı, iddia ve savunmanın karşı karşıya geldiği yargısal süreçtir. Bu sürecin en önemli süjesi ise elbette sanıktır. Zira muhakeme sürecinde yapılan duruşma da ve yargılama sonucunda verilecek hüküm de sanık hakkındadır. Sanığın duruşmada hazır bulunması hem savunma hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi hem de adil yargılanma ilkesinin hayata geçirilebilmesi açısından büyük öneme haizdir. Bu nedenle kural olarak sanığın yokluğunda duruşma yapılamaz. Ancak ceza muhakemesi hukukumuzda bazı istisnai durumlarda sanığın yokluğunda duruşma yapılabilmesine ve hatta belirli şartlar altında hüküm kurulabilmesine imkân tanınmıştır. Bu çalışmada sanığın duruşmada hazır bulunması kuralı ile bu kuralın istisnasını oluşturan sanığın yokluğunda duruşma kurumu ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Çalışmada hangi durumlarda sanığın yokluğunda duruşma yapılamayacağı, hangi durumlarda istisnai hükümlerin uygulanabileceği detaylı şekilde izah edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda sanığın yokluğu ile benzerlik gösteren gaiplik ve kaçaklık gibi kavramlar açıklanarak bunlara dair farklar ortaya konulmaya çalışılmış, sanığın yokluğunda yapılacak duruşmalarda savunma hakkının ihlaline sebebiyet verilmemesi için dikkat edilmesi gereken hususlar değerlendirilmiştir.
Transhümanizm bağlamında insan fiilleri: Kader ve irade problemi
Bu çalışma, transhümanizm çağında insanın kaza, kader, irade ve sorumluluk anlayışının İslam kelâmı açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş, klasik ve çağdaş kelâm literatürü ile transhümanizm, yapay zekâ ve insan geliştirme teknolojilerine ilişkin güncel çalışmalar karşılaştırmalı ve analitik bir yaklaşımla incelenmiştir. Bu kapsamda, kaza ve kader anlayışı ile transhümanizmin temel iddiaları ve insan tasavvuru değerlendirilmiştir. Transhümanizmin ortaya çıkardığı kelâmî problemler kaza, kader, irade ve insan sorumluluğu bağlamında analiz edilmiştir. Ayrıca teknolojik müdahalelerin insan iradesi, fiilleri ve teklif ehliyeti üzerindeki muhtemel etkileri ele alınarak, insanın teknolojik imkânlar karşısındaki tercihleri ve sorumluluğu kelâmî açıdan değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda teknolojik gelişmelerin insanın imkânlarını genişletmekle birlikte dinî ve ahlâkî sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, transhümanizmin insanın geleceğine ilişkin iddialarının İslam kelâmının kaza, kader, irade ve sorumluluk ilkeleri doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, insanın geleceğinin yalnızca teknolojik ilerleme üzerinden değil, insan onuru, ahlâkî değerler ve ilahî irade ekseninde ele alınmasının gerekliliği ortaya konulmuştur.
Mutaffifîn sûresinde belâgat uygulamaları - Zemahşerî, Râzî ve İbn Âşûr bağlamında
Kur’ân-ı Kerîm’i doğru şekilde anlamaya ve yorumlamaya çalışan araştırmacıların öncelikle Kur’ân ilimlerine vakıf olmaları gerekmektedir. Zira ayetlerin farklı yönlerden incelenmesini sağlayan bu ilimler ilahî muradın daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Kur’ân ilimleri arasında dil ve belâgatla ilgili çalışmalar ayrı bir öneme sahiptir. Çünkü Kur’ân’da yer alan edebî sanatların tespit edilmesi ayetlerin anlamının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Bu doğrultuda yapılan çalışmalar, Kur’ân’ın daha doğru anlaşılmasını sağlamıştır. Bu araştırmanın amacı Mutaffifîn sûresindeki belâgî unsurları belirlemek ve bunların ayetlerin anlamına nasıl katkı sağladığını incelemektir. Bu amaçla, belâgat kaidelerini ele alan dil âlimlerinin eserlerinden ve tefsirlerinde Kur’ân’ın edebî yönüne önem veren müfessirlerin görüşlerinden yararlanılmıştır. Özellikle Zemâhşerî, Râzî ve İbn Âşûr'un tefsirleri esas alınmıştır. Gerek görülen yerlerde diğer tefsircilerin görüşlerine de yer verilmiştir. Çalışmada Mutaffifîn sûresi meânî, beyân ve bedî‘ ilimleri açısından incelenmiş ve sûrede yer alan belâgat unsurları ayetler içerisinde değerlendirilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda Mutaffifîn sûresinde birçok belâgat sanatının yer aldığı görülmüştür. Bu sanatların ayetlerde anlatılmak istenen anlamı güçlendirdiği ve verilmek istenen mesajın daha iyi anlaşılmasına katkı sağladığı tespit edilmiştir. Ayrıca Zemâhşerî, Râzî ve İbn Âşûr’un ayetlerde yer alan belâgat unsurlarına dair görüşleri ele alınmıştır. Böylece belâgat sanatlarının sadece edebî bir özellik olmadığı, ayetlerin anlamının açıklanmasında da önemli bir yere sahip olduğu görülmüştür.
İYİ Parti’de popülist söylemin dönüşümü: Meral Akşener konuşmaları üzerinden 2019 yerel seçimleri ve 2023 genel seçimleri karşılaştırması
Bu tez, İYİ Parti’de popülist söylemin 2019 yerel seçimleri ile 2023 genel seçimleri arasındaki değişimini Meral Akşener’in konuşmaları üzerinden karşılaştırmaktadır. Çalışmanın amacı, partiyi kesin biçimde popülist veya popülist olmayan olarak sınıflandırmak değil, seçilen konuşmalarda popülist söylem unsurlarının sıklığını ve kullanıldığı bağlamları belirlemektir. Veri seti, 2019 döneminden yedi, 2023 döneminden dokuz olmak üzere toplam 16 grup toplantısı ve miting konuşmasından oluşmaktadır. Karşılaştırmalı söylem analizi ile nitel kodlamanın birlikte kullanıldığı araştırmada, cümle, kısa paragraf veya anlamlı tematik pasajlar MAXQDA üzerinden incelenmiştir. Analizde halk-merkezcilik, anti-elitizm, biz-onlar karşıtlığı, ahlaki ikilik/Manici çerçeve, kriz/tehdit/aciliyet ve tek temsil/anti-plüralizm kodları uygulanmıştır. Bulgular, 2019’da 471, 2023’te 447 olmak üzere toplam 918 kodlu segment bulunduğunu göstermektedir. Ahlaki ikilik ve anti-elitizm her iki dönemde baskınlığını korumuş; ahlaki ikilik iki dönemde de 122 segmentte görülmüştür. Halk- merkezcilik 102’den 75’e, kriz/tehdit/aciliyet 69’dan 56’ya gerilerken tek temsil/anti- plüralizm 41’den 62’ye yükselmiştir. Biz-onlar karşıtlığı ise iki dönemde de en düşük sıklığa sahip kod olmuştur. Bulgular, ahlaki karşıtlık ve elit eleştirisindeki sürekliliğe karşılık temsil ve meşruiyet vurgularının 2023’te belirginleştiğine işaret etmektedir. Frekanslar tek başına sonuç sayılmamış, seçilmiş pasajların siyasal bağlam içindeki işlevleriyle birlikte yorumlanmıştır. Çalışma, aynı zamanda söylemsel dönüşümün yönünü somutlaştırmaktadır. Muhalefetteki bir partinin popülist söylem unsurlarını farklı seçim ortamlarında nasıl kullandığını göstererek Türkiye’deki popülizm araştırmalarına katkı sunmaktadır.