Yükleniyor…
Yükleniyor…
81
Arşivlenen Tez
64
DOI Atanmış
0
Enstitü
79%
DOI Oranı
Bu tez çalışmasında, manyetik rezonans görüntülerinden (MRI) beyin tümörlerinin otomatik olarak sınıflandırılmasına yönelik derin öğrenme tabanlı bir tanı destek sistemi geliştirilmiş ve farklı evrişimli sinir ağı (CNN) mimarilerinin performansları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada Kaggle platformunda paylaşılan Brain Tumor MRI Dataset veri seti kullanılmış olup glioma, meningioma, pituitary ve no tumor olmak üzere dört sınıfa ait toplam 7.023 görüntüden yararlanılmıştır. Araştırma kapsamında Keras Applications kütüphanesinde yer alan MobileNetV2, EfficientNetB0, VGG16, ResNet50 ve DenseNet121 modelleri transfer öğrenme yöntemiyle eğitilmiştir. Ayrıca, tez kapsamında özgün bir CNN mimarisi tasarlanmış ve MobileNetV2 ile bu Özgün CNN modelinin özellik çıkarım yeteneklerini birleştiren hibrit bir mimari geliştirilmiştir. Tüm modeller aynı ön işleme adımları, veri artırma teknikleri ve eğitim parametreleri kullanılarak adil bir biçimde karşılaştırılmıştır. Normal eğitim sonuçlarına göre en yüksek doğruluk %90,31 ile Özgün CNN modeli tarafından elde edilirken, hibrit model %85,51 doğruluk ile ikinci sırada yer almıştır. ResNet50, MobileNetV2 ve DenseNet121 modelleri sırasıyla %83,79, %80,40 ve %79,63 doğruluk değerleri üretmiştir. VGG16 modeli %73 doğruluk sağlarken, EfficientNetB0 yalnızca %30,89 doğruluk ile en düşük performansı göstermiştir. Model genellenebilirliğini değerlendirmek amacıyla beş katlı çapraz doğrulama yöntemi uygulanmıştır. Bu sonuçlara göre hibrit model %93,15 ortalama doğruluk ve %93,08 F1-skoru ile tüm modeller arasında en başarılı yapı olmuştur. Özgün CNN modeli ise %92,72 ortalama doğruluk değeri ile ikinci sırada yer almıştır. ResNet50, MobileNetV2, DenseNet121 ve VGG16 modelleri sırasıyla %91,20, %89,12, %87,74 ve %82,28 ortalama doğruluk değerleri elde etmiştir. EfficientNetB0 modeli çapraz doğrulamada da yalnızca %27,45 doğruluk sağlayabilmiştir. Bu durum, ilgili mimarinin bu veri setindeki dokusal özellikleri yakalamada yaşadığı yakınsama (convergence) sorununa işaret etmektedir. Elde edilen bulgular, Özgün CNN ve özellikle hibrit mimarinin, MRI tabanlı beyin tümörü sınıflandırma problemlerinde yüksek doğruluk, düşük varyans ve güçlü genelleme kabiliyeti sunduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, klinik karar destek sistemlerinin geliştirilmesi için güvenilir bir temel sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Beyin tümörü, Manyetik rezonans görüntüleme, Derin öğrenme, Evrişimli sinir ağları, Transfer öğrenme, K-Fold çapraz doğrulama, Tıbbi görüntü sınıflandırma.
Bu çalışma, Türkiye’de 2002–2024 döneminde uygulanan devlet politikalarının bireycilik ve yalnızlık üzerindeki etkilerini incelemektedir. Modernleşme, kentleşme, neoliberal politikalar ve dijitalleşme gibi toplumsal dönüşümlerin bireyin sosyal konumu üzerindeki etkileri kuramsal ve ampirik bir çerçevede ele alınmıştır. Araştırma, bireycilik ve yalnızlıktaki artışı yalnız psikolojik nedenlerle değil, refah, aile, sosyal yardım, eğitim ve sağlık politikalarındaki kurumsal değişimlerle birlikte açıklamayı amaçlamaktadır. İlk bölümde bireycilik ve yalnızlık kavramlarının kuramsal temelleri ele alınmış ve yalnızlığın toplumsal bir olgu olduğu belirtilmiştir. İkinci bölümde Türkiye’nin uluslararası karşılaştırmalardaki yeri değerlendirilmiş; bireyciliğin arttığı ancak aile dayanışmasının sürdüğü görülmüştür. Üçüncü bölümde 2002 sonrası devlet politikaları incelenmiş; bireyselleşen sosyal yardımlar, rekabetçi eğitim ve performans odaklı sağlık sistemi ile kentleşmenin bireycilik ve yalnızlığı artırdığı, buna karşın aile destekleri ve sosyal hizmetlerin yalnızlığı kısmen azalttığı tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, Türkiye’de bireycilik ve yalnızlığın çok boyutlu ve kurumsal dinamiklerle şekillendiğini göstermektedir. Bireyciliğin daha çok ekonomik koşullar ve günlük yaşam pratiklerinden beslenen “pragmatik bireycilik”, yalnızlığın ise kentleşme, dijitalleşme ve zayıflayan sosyal bağlarla bağlantılı “yapısal yalnızlık” şeklinde ortaya çıktığı belirlenmiştir. Bu bulgular, gelecekte daha kapsayıcı ve topluluk temelli sosyal politikalara ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Bireycilik, Yalnızlık, Refah Devleti, Sosyal Politikalar.
Bu çalışmanın amacı, lise öğrencilerinde akılcı olmayan inançlar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide atılganlık ve psikolojik iyi oluşun ardışık (seri) aracılık rolünü incelemektir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli doğrultusunda yürütülmüş ve analizlerde Hayes tarafından geliştirilen PROCESS Macro Model 6 kullanılmıştır. Çalışma grubu, uygun örnekleme örnekleme yöntemiyle belirlenen ve farklı akademik ve sosyo-kültürel özellikleri temsil eden beş farklı lise türünde öğrenim gören öğrencilerden oluşmuştur. Veriler; Demografik Bilgi Formu, Ergenlerde Atılganlık Ölçeği, Sosyal Kaygı Ölçeği Kısa Formu, Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği Ergen Formu ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma bulguları, akılcı olmayan inançların atılganlık ve psikolojik iyi oluş ile negatif, sosyal kaygı ile ise pozitif yönde anlamlı ilişkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca sosyal kaygının atılganlık ve psikolojik iyi oluş ile negatif; atılganlığın ise psikolojik iyi oluş ile pozitif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Aracılık analizleri sonucunda, akılcı olmayan inançlar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide atılganlık ve psikolojik iyi oluşun hem ayrı ayrı hem de seri biçimde aracılık rolü üstlendiği bulunmuştur.
Bu çalışma Esence (Keşiş) Dağı (Erzincan) ile Kop Dağı’nı (Bayburt) kapsayan araştırma alanının kadife akar (Acari: Trombidioidea, Erythraeoidea) faunasının taksonomik ve ekolojik açıdan incelenmesini kapsamaktadır. Doğu Anadolu ile Doğu Karadeniz bölgeleri arasındaki ekolojik geçiş kuşağında yer alan çalışma alanı 1380–2701 m yükselti aralığındadır. Materyaller belirlenen alanlardan Berlese düzeneği, çukur tuzak, Malaise tuzağı, elle canlı toplama yöntemleriyle elde edilmiştir. Çalışma sonucunda 2 üst familya, 6 familya ve 22 cinse ait toplam 40 türe ait 906 birey incelenmiştir. Bunlardan 5’i bilim için yeni tür (Dolichothrombium sullivanae sp. nov., Gonothrombium cayirliensis sp. nov., Empitrombium bulbiforme sp. nov., Enemothrombium kaani sp. nov. ve Camerotrombidium akinleventi Balcı ve Sevsay, 2026); 10’u Türkiye faunası için yeni kayıt; 25’i ise çalışma alanı için yeni lokalite kaydı niteliğindedir. Ayrıca, Kamertonia cinsi ile Parerythraeus alt cinsi Türkiye’den ilk defa rapor edilmiştir. Yapılan istatistiksel değerlendirmelerde Tischler baskınlık sınıflandırmasına göre; topluluğun 5 dominant, 15 subdominant ve 20 nadir türden oluştuğu gözlemlenmiştir. En bol bulunan türler Trichotrombidium muscarum, Erythraeus (Z.) coleopterus, E. bulbiforme sp. nov., D. sullivanae sp. nov. ve Abrolophus rhopalicus olarak belirlenmiştir. Tür sayısının en yüksek değeri 1800–2200 m kuşağında (18 tür) gözlemlenmiştir. T. muscarum, Charletonia krendowskyi, E. (Z.) coleopterus, Leptus (L.) darvishi’nin larvaları konaklar üzerinde görülmüştür. Bu larvalar Diptera, Lepidoptera ve Hymenoptera takımlarına ait konaklar üzerinde yoğunluktadır. E. (Z.) coleopterus için Asilidae ve L. (L.) darvishi için Lepidoptera takımı ilk konak kaydı olarak verilmiştir.
Bu araştırma, etkileşimli kitap okuma (EKO) uygulamasının anaokulunda bulunan gelişimsel dil bozukluğu (GDB) olan çocukların sözcük dağarcıklarını (adlandırma) geliştirme üzerindeki etkililiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, tek denekli araştırma modellerinden katılımcılar arası yoklama denemeli çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, Erzincan ilinde bulunan bir anaokulundaki üç öğrenciden oluşmaktadır. Her üç öğrenci de yetkili kuruluşlar tarafından GDB tanısı alan ve ana-sınıfına devam eden erkek öğrencidir. Üç öğrenci de okul saatleri dışında bir dil terapistinden destek almaktadır. Çalışmada, öğrencilerin sözcük dağarcığını geliştirmek için EKO uygulaması gerçekleştirilmiştir. Uygulama sonunda, EKO uygulamasıyla öğrencilerin hedef becerileri kazanmasında anlamlı ilerlemeler sağlandığı görülmüştür. Öğretim sonrası izleme ve genelleme oturumlarında, öğrencilerin öğrenmeyi 1-4 hafta sonrasında da sürdürdüğü ve becerileri farklı durumlara uygulayabildiği belirlenmiştir. Ayrıca, çalışma sürecine ilişkin ebeveyn ve öğrenciden alınan sosyal geçerlik verileri, çalışma sürecini ve bulgularını olumlu yönde desteklemektedir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, EKO uygulamasının, GDB olan çocukların sözcük dağarcığını arttırmada etkili olduğu görülmüştür.
Bu araştırmanın amacı, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde metin uyarlama teknikleriyle sadeleştirilen edebî metinlerin öğrenicilerin okuduğunu anlama başarısına etkisini incelemektir. Çalışma kapsamında, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Mevlâna Celaleddin Rumî’nin Mesnevi adlı eserinde yer alan hikâyeler, metin uyarlama teknikleri kullanılarak A2 düzeyine uygun biçimde yeniden düzenlenmiştir. Uyarlama sürecinde ölçüt olarak Diller İçin Avrupa Ortak Başvuru Metni (CEFR) ve Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi Programı esas alınmıştır. Araştırmada karma yöntem desenlerinden “keşfedici sıralı desen” kullanılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında özgün metinlerin seçimi, incelenmesi ve dilsel açıdan uyarlanması sürecinde nitel araştırma yöntemlerinden biri olan “doküman incelemesi” kullanılmıştır. İkinci aşamada ise uyarlanmış metinlerin öğrenicilerin okuduğunu anlama başarısına etkisini belirlemek amacıyla nicel araştırma yöntemlerinden “Tek Gruplu Öntest-Sontest Zayıf Deneysel Desen” uygulanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2023-2024 akademik yılında İnönü Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezinde öğrenim gören 18 uluslararası öğrenici oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında beş farklı ölçme aracı kullanılmış; elde edilen nicel veriler SPSS 22.0 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, dil düzeyine uygun olarak uyarlanan edebî metinlerin yabancı dil olarak Türkçe öğrenen bireylerin okuma becerilerinin gelişimine olumlu ve güçlü bir katkı sağladığını ortaya koymaktadır.