Erzurum Technical University
Anabilim Dalı

Felsefe Anabilim Dalı

Erzurum Technical University

948

Arşivlenen Tez

8

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cumhuriyet Dönemi Türk düşüncesinde iki ahlâk görüşü: Aşk ahlâkı ve isyan ahlâkı

Çalışmamızın konusu ve amacı, Türk düşünce tarihi içerisinde Cumhuriyet döneminde geliştirilen iki önemli ahlâk anlayışı olan, Aşk Ahlâkı ve İsyan Ahlâkı görüşlerini ortaya koymaktır. Konunun bütünlüğünü sağlamak amacıyla öncelikle felsefe tarihinde öne çıkan çeşitli ahlâk görüşlerine değindikten sonra çalışmamızın asıl konusunu oluşturan Aşk Ahlâkı ve İsyan Ahlâkı görüşlerine yer verilmektedir. Çalışmamızda, ahlâkın zorunluluğunu ve söz konusu iki ahlâk görüşünün kaynakları, diğer disiplinlerle ilişkileri ve amaçlarının ne olduğu belirlenmiştir. Kökleri Türk-İslâm düşünce geleneğine dayanan bu ahlâk görüşleri, felsefî, bilimsel bağlamda ele alınmakta ve esasında dayandıkları temel dolayısıyla aralarında çok da fark bulunmadığı ortaya konulmaktadır. Özellikle "aşk" ve "isyan" kavramları üzerinde durularak, ikisinin de ahlâkî kavramlar olduğu vurgulanmaktadır.

AhlakAhlak felsefesiAşk+2
Sinan Sarıkan
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lakoff, kavramsal metaforlar ve sonsuzluğun temel metaforu

Geleneksel anlamda matematik biçimsel, nesnel ve kesinlik içeren yapısıyla metafordan bağımsız görünür. Oysa çağdaş emprik araştırmalar bu görüşün yanlış olduğunu savunuyor. Geleneksel metafor teorilerine tarihsel bir bakış, metaforun hala tartışmalı ve yeterince anlaşılmayan bir kavram olduğunu ortaya koymaktadır; bu geleneksel olmayan bir yaklaşımı motive eder. Lakoff ve Johnson ve diğer teorisyenlerin önerdiği gibi, metaforun yerini paradigmatik olarak düşünce sistemimizin merkezine taşımak, hem metafor hem de kavrama olan bakışımızı ilerletiyor. Aynı zamanda matematik ile metafor arasında bağ kurabilecek yeni felsefi ve bilişsel sorulara yol açıyor. Matematiksel ifadelerde gündelik dilin metaforik yapısını bulabilir miyiz? En basit matematiksel fikirler nasıl oluyor da karmaşık matematiksel fikirlere yol açıyor? Sonsuzluk gibi anlaşılması zor ve paradoksal bir fikir, nasıl matematik gibi nesnel ve kesin bir alanda yer bulur? Lakoff ve Núñez, bu sorular bağlamında matematiksel fikirlerin yapısısının kavramsal metafor gibi insan bilişsel mekanizmaları tarafından nasıl sağlandığını ele almaktadır. Bu çalışma, metaforun felsefi serüveninden başlayıp 'sonsuzluk' metafor örneği ile sonlanacak şekilde, metaforun matematikte nasıl kurucu bir rol oynadığını göstermeyi amaçlamaktadır.

DilbilimKavramsal metafor kuramıLakoff, George+2
Sevgi Çemberci
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarım ve gıda etiği bağlamında insan-doğa ilişkisinin yeniden kurgulanması

İnsanlar var olduğu günden bu yana doğa ile iç içe olmuşlar ve doğaya bağımlı yaşamışlardır. Başlangıçta tanrısal bir doğa anlayışı içerisinde, avcılık ve toplayıcılık paradigmasının hâkim olduğu beslenme modelinde, yaşamlarını kendilerini çevreleyen doğa içindeki koşulların değişimine bağlı olarak değiştirmek zorunda kalan insan, doğayı anlamaya ve tanımaya çalışmıştır. Bu dönemin paradigması bağlamında yamyamlık, kölelik, kabilelerin hareket kabiliyetini sınırlaması nedeniyle yaşlıların ve fazla çocukların istenmemesi gibi etik sorun alanları gözlenmiştir. İlk bilimsel ve teknolojik devrim olarak kabul edilen yerleşik yaşama geçiş ile başlayan bitkisel ve hayvansal üretim yeni bir tarımsal üretim paradigması yaratmıştır. Bu paradigma bağlamında, yeni tarımsal üretim modeli ilk mülkiyet formalarının ortaya çıkmasına, ilk hukuk kurallarının belirmesine, sosyal sınıfların doğmasına, tarımsal amaçlı astronomi gözlemlerine, geometrik ve aritmetik hesaplamalarda ilerlemelere, bina, alet, sanat eserlerinin yapıma kadar sayısız tekniğin gelişimine yol açmıştır. Ardından sanayi devrimi ile başlayan süreçte, bilim ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak yoğun tarımsal üretim paradigmasına geçilmiştir. Bu dönemde, organik doğa anlayışından mekanik doğa anlayışına geçilmiştir. Mekanik doğa anlayışı içerisinde, insanın merkezli yaklaşımla, doğayı anlama tanıma ve onunla yaşama düşüncesinin doğaya hâkim olma düşüncesine dönüşmüş olduğu görülmektedir. Yoğun tarımsal üretim paradigması başlangıçta, gıda kıtlığını engellemede başarılı olurken dünya nüfusu hızla artmış, kimyasal gübre kullanımı dört kat, pestisit kullanımı otuz iki kat, fosil yakıt kullanımı dört kat artarak tarım ve gıda etiği konusunda yeni sorun alanlarını ortaya çıkarmıştır. Bugün, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çocuk işçiliği, gıda güvenliği ve güvencesi, hayvan hakları, yoğun kimyasalların kullanımına bağlı geri dönülemez çevre sorunları, tarım ve çevrenin sürdürülebilirliği, tarımsal üretime ait büyük verinin sahipliği gibi etik sorun alanları dikkate alındığında, insan merkezli bakış açısı ve mekanik doğa anlayışına dayalı insan doğa ilişkisinin, tarım ve gıda etiğinde gözlenen sorunları çözmekten uzak olduğu gözlenmektedir. Çalışma, değişen insan-doğa anlayışı çerçevesinde, tarımsal üretim paradigmalarına bağlı olarak gözlenen etik sorun alanlarını ortaya koyarken, tarım ve gıda etiği bağlamında insan doğa ilişkisinin yeniden kurgulanması gerektiği savını ortaya koymayı ve bu bağlamda temellendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde felsefe ve etiğin periferinde kalmış görünen tarım ve gıda etiğinin kavramsal çerçevesi ortaya konmaya, ikinci bölümünde zaman içinde değişen tarımsal üretim paradigmalarına bağlı olarak insan doğa ilişkisi tarım ve gıda etiği bağlamında ele alınmaya, üçüncü bölümünde ise tarım ve gıda etiğinde gözlenen sorun alanlarının mekanik insan doğa anlayışına bağlı salt bilimsel ve teknolojik çözümlerle mümkün olmayacağı, ekosistemi göz önüne alan bütüncül (holistik) insan doğa anlayışının kurgulanmasının gerekliliği savı ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde ise insanın doğadaki diğer türler gibi ekosistemin sıradan bir üyesi olarak görüldüğü ve bağlantısal bir bütünsellik içinde ele alınan bütüncül insan doğa ilişkisinin etik bağı tarım ve gıda etiği bağlamında kurgulanmasının gerekliliği savı temellendirilmeye çalışılmıştır. Zaman içerisinde değişen insan-doğa ilişkisi, kuşkusuz olarak sadece insanlar tarafından tek yönlü olarak ifade bulur. İnsan bilinci tarafından deneyimlenen doğanın değişik zaman akışı içinde sosyal, kültürel, ekonomik ve etik değerlerin değişimine bağlı olarak farklı şekillerde anlamlandırılması, doğanın gerçekliğini göreli bir gerçeklik kılar. Bu yönüyle doğa "orada" duran, ortaya çıkarılması gereken evrensel yasaları olan sabit bir gerçeklik olmaktan ziyade insan ve diğer türler tarafından ortaya konan ilişkiler ağı içerisinde dönemsel olarak yeniden üretilen bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde hazırlanan tez çalışmasının fenomenolojik bir araştırma denemesi olduğu söylenebilir.

Doğa felsefesiEtikFelsefe+5
Burçin Çokuysal
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuklar için felsefe eğitimi üzerine

Bu çalışmanın amacı felsefi düşünce kazandırılarak, çocuğun ve çocukluk döneminin doğru anlaşılması, tarihsel süreçte geçirilen evrelerin incelenmesi, çocuklara uygulanan yanlış yöntem ve tutumların giderilmesine katkı sağlar ve eğitim almış kişiler tarafından daha mutlu, sorunlarını kendi çözebilen, yaratıcı düşünme becerisini elde etmiş bilinçli çocuklar, daha sağlıklı toplum yapısı temelleri oluşturur bu bağlamda yapılan çalışmalar da incelenerek açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma da, çocuk ve çocukluk kavramları incelenerek geçmişten günümüze çocuk, günümüz çocukluk anlayışı, çocuk ve felsefe üzerine yapılan yöntem ve çalışmalar, günümüzdeki çocuklar için felsefe eğitimi çalışmalarına yer verilerek 1970'li yıllarda "çocuklar için felsefe" adıyla geliştirilen düşünme eğitimi programını ve bu doğrultuda yapılmış dünya geneli ve ülke genelindeki çalışmalara da yer vererek çocuklar için felsefe yaklaşımı aktarılmaya çalışılacaktır. Felsefe eğitimi, arayış ve sorgulama temeline dayanır ve bu eğitime küçük yaşlarda başlamanın gerekliliği aktarılmaya çalışılacaktır. Anahtar kelimeler: Çocuklar için Felsefe Eğitimi, Düşünme Eğitimi, Çocuklarla Felsefe

FelsefeFelsefe eğitimiÇocuklar
Burcu Alabaz
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Said Halim Paşa'nın düşüncelerinin günümüze yansımaları

Osmanlı İmparatorluğu'nun yaşadığı sıkıntılı son dönemlerinde devlet içerisinde görev almış, siyasi ve sosyal açıdan devletine çıkış yolları arayan İslamcı bir düşünür olarak Said Halim Paşa'nın düşünceleri, çalışmanın konu ve amacını oluşturmaktadır. Konuyu daha anlaşılır hale getirmek ve dönemin kabaca bir resmini çizmek adına öncelikle Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemdeki sosyal ve siyasal olaylara, ortaya çıkan düşünce hareketlerine değinilmiştir. Daha sonra Said Halim Paşa'nın, Osmanlı İmparatorluğu içerisinde aldığı görevlere, hayatına, şahsiyetine, fikirlerine ve Osmanlı'nın içerisinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulabilmesi adına getirmeye çalıştığı çözüm önerilerinin neler olduğuna ve bu sorunların günümüzdeki sorunlarla olan benzerliğine değinilmiştir. Çalışma kapsamında özellikle Said Halim Paşa'nın üzerinde titizlikle durduğu "buhran", "taklit", "İslamlaşmak" kavramları çalışmanın özünü oluşturmaktadır. Anahtar kelimeler: Ahlak, Burhan, İslamlaşmak, Kültür, Medeniyet, Taklit.

Mehmet Yazar
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kojin Karatani'de felsefenin politik olan ile ilişkisi

Felsefenin politik-olanla ilişkisi kapsamında politik-olanın felsefeye içkinliğini savunan bu tez çalışması Japon Filozof Kojin Karatani'den hareket etmiş ve kendini Karatani'nin ele aldığı filozoflar ve sorunsallarla sınırlandırmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Karatani'nin Transkritik eserinden hareketle Kant üzerinden yapılan Marx okuması paralelinde kapitalizme karşı oluşturulabilecek mücadelenin üretim hattından mübadele hattına kaydırılması gerektiği sonucuna varılmış ve bu da transandental felsefedeki politik-olanın açılımına dayandırılmıştır. İkinci bölümde Dünya Tarihinin Yapısı eserinden hareketle birinci bölümde varılan yer olan mübadeleden devam edilerek Karatani'nin mübadele tarzları perspektifinden yapmış olduğu dünya tarihi okuması incelenmiştir. Bu paralelde kapitalizme alternatif toplumsallıkları oluşturabilmek için aynı anda aşılması gereken sermaye, ulus, devlet üçlü yapısına sırasıyla denk düşen mübadele tarzları tanımlanarak incelenmiş ve bu üçlü yapıyı aşarak farklı bir toplumsallığı oluşturabilecek olan nihai mübadele tarzı ortaya konmuştur. Bu bölüm aynı zamanda tez çalışmasında birinci bölüm ile üçüncü bölümü birbirine bağlayan köprü vazifesi görmüştür. Üçüncü bölümde ise İzonomi ve Felsefenin Kökenleri eserinden hareketle ikinci bölümde ortaya konan üçlü yapıyı aşacak olan mübadele tarzının fiili olarak gerçekleştiği İonia dönemi incelenmiştir. Bu döneme dair olan inceleme de izonomi kavramı temel alınarak İonia felsefesindeki politik-olana dayandırılmıştır. Felsefenin başladığı yer olarak görülen İonia ve İonia felsefesinin, Karatani'nin düşünsel mecrasında bir doruk noktasını ifade ettiği ve günümüz için kapitalist dünya ekonomisine ve onun yarattığı toplumsallıklara alternatif olabilecek yeni toplumsallıklar için nasıl ufuklar sunabileceğinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu çerçevede çalışmanın öncelikli hedefi politik-olanın felsefeye sonradan eklemlenen ya da felsefenin kendine araştırma nesnesi olarak aldığı "konulardan bir konu" olmadığını, felsefenin kendisine her zaman içkin olan bir etmen olduğunu Karatani'den hareketle ortaya koymak olmuştur. Anahtar Sözcükler: Karatani, Kant, Marx, İonia, İzonomi, Politik olan

FelsefeKaratani, KojinSiyaset+1
Mehmet Efe Bayram
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Natüralizm ve akıl delili

Aklın bizi gerçeklerle ilgili doğru bilgiye ulaştırdığına dair inancımız her araştırma alanının temelindeki en sarsılmaz ilkedir. Bu inanç o kadar güçlüdür ki o olmadan akıl yürütemeyiz. Onun gerçekliğini dahi sorgulayamayız çünkü bu sorgulama için de aklımıza güvenmek zorundayız. Fakat natüralizm doğruysa bu inanç tehlikeye düşer. Çünkü natüralizme göre akıl, akıldan yoksun doğal süreçlerin bir sonucudur. Eğer akıl, gaye ve mantıktan yoksun fiziksel olayların bir ürünüyse onun güvenilirliğine duyduğumuz inancın doğal açıklamalarla temellendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle bir rasyonel görüş olarak natüralizm kendini çürütür. Buna karşın teizme göre akıl, kaynağını doğaüstü rasyonel bir varlıktan alır. Akıl doğal bir sonuç değil, tüm varlığın ilk sebebidir. Ancak akıl sahibi kişisel bir Tanrı varsa ve gerçeği bilmemizi hedeflediyse aklın doğru bilgiye ulaştıracağına inanmak için bir güvencemiz vardır. Bu çalışmada insanın gerek günlük hayatını gerek bilimsel çalışmalarını yürütmek için başvurduğu akıl yürütme ya da rasyonel çıkarım yetisinin varlığını natüralizm mi yoksa teizm mi daha makul açıklar sorusu cevaplanmaya çalışılacaktır. Temel iddiamız, akla duyduğumuz güveni temellendirmede natüralist teorilerin başarısız olduğunu savunan filozofların geliştirdiği argümanlar ışığında, aklın ve akıl yürütmek için gerekli koşulların varlığını ancak teizmin tutarlı bir şekilde açıkladığı ve bu nedenle akıl yürütme yetisinin natüralizme karşı güçlü bir delil oluşturduğudur.

AkılDelilDin felsefesi+3
Sare Levin Atalay
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sivil itaatsizlik ve sosyal medya

Yasanın veya keyfi ve baskıcı bir yönetimin "yanlış" yerlerini gösteren ve değişmesini isteyen vicdani, meşru, şiddete dayalı olmayan ama aynı zamanda yasaya aykırı bir edim olan sivil itaatsizlik, başvurulan direnme yöntemlerinden birini oluşturmaktadır. Kamuya açık olması ve şiddetten mümkün olduğunca uzak durması sivil itaatsizliği diğer direnme şekillerinden ayırır. Geçmişi eskilere dayanan bu direnme biçimi coğrafyaya, halk hareketlerine ya da siyasi gruplara göre farklı yöntemlerle kendini gösterir. Kullanılan araçların kendisi de bu direnme biçiminin farklılaşmasında etken rol oynar. Bu araçlardan biri son zamanda sosyal medya olarak ortaya çıkmıştır. Kısaca sosyal medya olarak tabir edilen, tek yönlü bilgi paylaşımından, çift taraflı ve eş zamanlı bilgi paylaşımına ulaşılmasını sağlayan medya sistemidir. Sahip olduğu yaygınlık ve hız gibi özellikleri sayesinde var olan "haksızlığın" bilinmesi ve bu durumun düzeltilmesi üzerinde etki etmektedir. Bu çalışmanın amacı sivil itaatsizlik olgusu ile bir araç olarak kullanılan sosyal medya arasındaki ilişkiyi incelemek, tartışmak ve konuyla ilgili örnekler sunmaktır. Bu kapsamda öncelikle baskıya karşı direnme hakkı ele alındı ve sivil itaatsizlik ile sosyal medya kavramları irdelendi. Çalışmanın ilerleyen kısımlarında ise bu ikisi arasındaki ilişki ve örnekler açıklanmaya çalışıldı. Çalışmanın sonuç kısmında ise anlatılanlardan özet bir değerlendirme yapıldı.

Sayısal aktivizmSivil itaatsizlikSosyal hareketler+1
Sevgi Demirel
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Søren Aabye Kierkegaard'da varoluş ve kendilik'te tekrar kavramının rolü

Felsefede varoluşçuluk denince akla gelen ilk isim Danimarkalı filozof Søren Aabye Kierkegaard ve onun birey temelli felsefe anlayışıdır. Birçok düşünür tarafından varoluşçu felsefenin çıkış noktası olarak da kabul edilen Kierkegaard'ın felsefi terminolojiye kazandırdığı korku, kaygı, umutsuzluk, seçim, tutku ve absürt gibi kavramlar daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan varoluş filozoflarının da sıklıkla üzerinde durduğu kavramlar olmuştur. Kierkegaard'ın felsefi literatüre kazandırdığı bir diğer kavram ise tekrardır. Bu kavram varoluşun gerçekliğini bize anlatmaktadır. Kierkegaard'ın modern felsefeye kattığı tekrar kavramını anlayabilmek içinse Antik Yunan düşünürlerinin üzerinde durdukları oluş ve hareket problemine bakmak gerekmektedir. Antik Yunan'da varlığın hareketine dair Parmenides, Herakleitos gibi isimlerin görüşleri mevcuttur. Parmenides, varlıkta herhangi bir hareketin, değişmenin olmadığını savunurken Herakleitos, Parmenides'in aksine varlığın oluş içerisinde bir harekete tâbi olduğunu düşünür. Bu iki düşünürden sonra gelen Platon ise her iki fikri aynı potada eritme çabası içerisinde olmuştur. Platon bu noktada anamnesis(hatırlama) teorisi ile varlığı, ideaları açıklama girişiminde bulunur. İşte Kierkegaard tam da bu noktada hatırlama ve tekrarın aynı hareketler olduğunu söyler. Ama bir farkla; hatırlama geriye doğru bir hareket iken tekrar daima ileriye doğru gerçekleşen varoluşsal bir harekettir. Çalışmamızın birinci bölümünde Antik Yunan'da hareketin Parmenides, Herakleitos, Platon ve Aristoteles tarafından nasıl ele alındığı üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde Kierkegaard için tekrar kavramının ne anlama geldiği ve bireysel varoluş için ne ifade ettiği anlatılmaya çalışılacaktır. Üçüncü ve son bölümde ise tekrar kavramı ekseninde bireyin kendiliğini nasıl inşa ettiği üzerinde durulacaktır. Çalışmamız Kierkegaard'ın modern felsefeye kazandırdığı tekrar kavramını anlamayı ve tekrar kavramının varoluş ve kendilik için nasıl bir role sahip olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır.

HareketHatırlamaKendilik
Yılmaz Oruç
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kınalızâde Ali Çelebî'de ahlâk siyaset ilişkisi

Bu tez, Kınalızâde Ali Çelebi'nin Ahlâk-ı Alâî adlı eserinde ortaya koyduğu ahlâk (etik) ve siyaset (politika) arasındaki zorunlu ve organik ilişkiyi incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, Kınalızâde'nin felsefesinin, Antik Yunan (Platon, Aristoteles) ve İslâm ahlâk felsefesi (İbn Miskeveyh, Tûsî, Devvânî) mirasından gelen unsurları nasıl sentezlediğini ve Osmanlı siyaset düşüncesine özgün katkılarını ortaya çıkarmaktır. Yöntem olarak karşılaştırmalı içerik analizi kullanılmış, tezin ana malzemesi olan Ahlâk-ı Alâî'deki kavramlar, seleflerinin eserleriyle mukayese edilmiştir. Ana Bulgular: Ahlâkın Merkezi: Kınalızâde, ahlâkı nefsin üç gücünün (aklî, gadabî, Şehevî) orta yol (itidal) ile dengelenmesine dayandırır. Adalet, diğer üç temel erdemin (hikmet, şecaat, iffet) birleşmesiyle oluşan ve nefsin bütünlüğünü sağlayan en üstün fazilettir. Siyasetin Ön Koşulu: İnsan, doğası gereği toplumsal bir varlıktır (medeniyyun bi'ttab'). Bu nedenle siyaset, bireyin yetkinliğe ve nihai mutluluğa (saadet) ulaşması için zorunlu bir araçtır. Yönetimin Temeli: Toplumsal düzen ve barışın tesisi için adalet ve sevgi zorunludur. Sevgi (muhabbet), ikiliği ortadan kaldırıp birliği sağladığı için adaletten daha üstün kabul edilir. Yönetici Modeli: Adil hükümdar, Rabbanî Şeriat'a (Nâmûs-u Evvel) uymakla yükümlü ikinci kanundur (Nâmûs-u Sani). Kınalızâde, yöneticinin yetkinliğini salt akla değil, ahlâkî liyakate, adalete ve yüksek gayeliliğe bağlar; onun ahlâkî duruşu, halkın ahlâkını doğrudan etkiler. Sonuç olarak Kınalızâde, ahlâkı siyasetin içsel ruhu olarak tanımlayan, Türkçe kaleme alınmış bu eseriyle, ahlâksız siyasetin mümkün olmadığını savunan evrensel bir etik-politik model sunarak Osmanlı düşünce tarihinde kalıcı bir etki bırakmıştır. Anahtar kelimeler: Kınalızâde Ali Çelebi, Ahlâk ve Siyaset İlişkisi, Adalet (Bireysel ve Toplumsal), Orta Yol (İtidal), İslâm Felsefesi.

Edip Yalçin
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Haris el-Muhâsibî'de Tanrı insan ilişkisi

İnsan ile Tanrı arasındaki ilişki, tarih boyunca düşünce dünyasının en temel meselelerinden biri olmuştur. Bu çalışmada, İslâm düşüncesinin önemli isimlerinden Haris el-Muhâsibî'nin (ö. 243/857) Tanrı–insan ilişkisine dair görüşleri, akıl, kalp ve nefis kavramları çerçevesinde felsefî ve tasavvufî bir bakış açısıyla incelenmektedir. Muhâsibî'nin Kur'ân merkezli yaklaşımı, psikolojik derinliği ve ahlâkî sorumluluğa verdiği önem, onun düşüncesini yalnızca dönemine özgü değil, aynı zamanda evrensel düzeyde dikkate değer kılmaktadır.Tez üç ana bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde, Muhâsibî'nin yaşadığı dönemin tarihî, kültürel ve entelektüel arka planı ele alınmış; dönemin kelâmî ve tasavvufî problemleri bağlamında onun düşünsel yönelimi değerlendirilmiştir.İkinci bölümde, akıl, kalp ve nefis kavramları merkeze alınarak Muhâsibî'nin insan anlayışı ayrıntılı biçimde incelenmiş; bu kavramların Tanrı–insan ilişkisine nasıl temel oluşturduğu tartışılmıştır.Üçüncü bölümde ise bu üçlü yapının metafizik bütünlüğü, özellikle marifetullah ve ahlâkî sorumluluk bağlamında ele alınmış; Batı düşüncesiyle karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır.Bu çalışma, Muhâsibî'nin insanı çok katmanlı bir varlık olarak ele almasının, onun Tanrı ile kurduğu ilişkiye nasıl yön verdiğini ortaya koymaktadır. Aklın muhasebesi, kalbin arınması ve nefsin terbiyesi gibi unsurlar yalnızca bireysel bir arınmanın değil, aynı zamanda ilahî hakikate yönelen bir bilme ve olma sürecinin temel taşlarıdır.

AhlakAkılAllah+4
Nigar Yıldız
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muhammed İkbal'in süreç felsefesi

Düşüncesinin zenginliği dolayısıyla M. Đkbal'in felsefesi çeşitli şekillerde, örneğin bir benlik felsefesi, yaşam felsefesi veya varoluşçu bir felsefe olarak yorumlanabilir ve yorumlanmıştır da. Bu tür yaklaşımları hatalı görmemekle birlikte, biz, bir başka felsefi tarzın, süreç felsefesinin, Đkbal'in felsefesini özgül bir çatı altında görmek ve anlamak bakımından daha elverişli olduğunu düşünüyoruz. Buna göre bu çalışmada göstermeyi hedeflediğimiz şey, Đkbal'in süreççi bir filozof veya düşünür olarak görülebileceği ve bu yolla onun daha iyi anlaşılabileceğidir. Değişimin ve oluşun daha temel olduğunu ileri süren ve varlığı süreçler yoluyla anlamaya çalışan süreç felsefesinin her şeyden önce genel itibariyle metafizik bir felsefe olmasından ve Đkbal'de metafiziğin merkezi bir yer işgal etmesinden ötürü, çalışmada daha çok Đkbal'in metafizik görüşlerine yer verilmiştir. Buna göre, öncelikle Đkbal'in uzay ve hareket konularını da içeren evren görüşü ve dolayısıyla kozmolojisi ele alınmış ve daha başlangıçta onun hareket ve eylem eksenli düşüncesiyle nihayetinde tinsel olduğunu düşündüğü varlığa süreççi bir tutumla yaklaştığı gösterilmeye çalışılmıştır. Daha sonra Đkbal'in metafiziğinin belki de en önemli unsuru olan zaman konusu, onun sezgi ve süre anlayışı doğrultusunda ve çeşitli zaman görüşlerine bakışıyla birlikte işlenmiştir. Çalışmanın bu birinci bölümünde, Đkbal'in görüşlerinin, özellikle iki süreççi filozofla; bildiğimiz şekliyle bir süreç felsefesi oluşturan ve giriş bölümünü bu felsefenin genel taslağına ayırdığımız A. N. Whitehead ve gerçeklik anlayışıyla Đkbal'i etkileyen H. Bergson'la olan yakınlığına da dikkat çekiyoruz. Đkinci bölümde ise Đkbal'in Tanrı anlayışını ve bu anlayışla ilişkili olarak insan özgürlüğü, kötülük problemi ve ölümsüzlük problemini irdeliyoruz ve Đkbal'in teolojisinin süreç teolojisiyle bazı önemli farklılıklara rağmen genel olarak uyuştuğu sonucuna varıyoruz. Anahtar Sözcükler: Süreç Felsefesi, Sezgi, Süre, Benlik, Ölümsüzlük

Ferhat Onur
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

On Frege's theory of natural numbers and necessity of intuitions in mathematics

This thesis attempts to argue against Frege?s theory of arithmetic and points out the logical andmathematical discrepancies of his system according to which arithmetic could be built on purelylogical grounds and hence could have foundations devoid of intuitions. It concentrates mainly on the?definite article premise? as one of the faults of Frege?s theory of arithmetic where the definite articleserves to classify something as an object. Although Frege?s formulation had failed, it is so alluring tobuild arithmetic on logical grounds with the new rules introduced by him and again so tempting toascribe numbers to concepts, that appearance of these discrepancies did not stop pursuing logiciststrying to find better formulations still for similar purposes. They have taken the problem in Frege?ssystem as his assumption on ?extensions of concepts are objects?. Although that was one of thereasons that his system of arithmetic is undermined Frege did not use this as one of the main premiseswhile building his theory in his Grundlagen. The ?definite article premise? is one of the mainpremises along with the ?context principle? and definite article premise provided a tool for Frege todefine numbers as logical objects. By this tool he could distinguish linguistically concept of cardinalnumber and cardinal number as an object so that they could have different terms which denotedifferent things. I will discuss that the ?definite article premise? itself is ineffectual. Frege?s logicistsystem is undermined for one of the premises in his argumentation is problematic. Particularly, the?definite article premise? cannot classify the concept words for numbers as objects words (propernames). Since his logicist project fails to be completed, it is not possible to secure the referent ofnumber terms as logical objects. And this brings back the possibility of intuitions for cognizing thebasic mathematical objects in arithm

Özge Ekin
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Husserl ve Heidegger'de doğruluk ve hakikat üzerine

Bu çalışma Husserl ve Heidegger felsefelerinde Doğruluk ve Hakikat kavramlarını ele almaktadır. Ana hattında bir tür betimleme bulunmakla birlikte çalışmanın nihai savı şu doğrultudadır: Hem Husserl hem de Heidegger, klasik aydınlanmacı katı nesnel kavrayışı terk eden bir felsefi tutumu benimsemişlerdir. Husserl felsefesi kendi içinde bir nesnellik arayışı olarak ele alınmaya elverişli olmakla birlikte onun nesnellik ile öznelliği buluşturan bir tutumu vardır. Fenomonoloji ile Husserl felsefenin kadim anlayışını modern zamanın ruhuna uygun bir şekilde yeniden diriltmeye çabalamıştır. O bu doğrultuda bilimin bir işlev üstlenmesinin olası olduğunu ancak bilim ile kastedilenin pozitivizmin sınırlayıcı kavrayışı olmadığını iddia eder. Husserl doğa bilimi ile geleneksel kavrayışı, bütünselci bilim etkinliği olarak kesin bilim olarak felsefeyi inşa etmeye ve merkeze oturtmaya çabalar. Husserl, kesin bilim olarak felsefenin inşa edilebilmesi için doğruluk kavramına odaklanırken Heidegger sorunu epistemolojik sınırlarının dışına çıkarır ve ontolojik bir sorun olarak ele almak üzere doğruluk kavramının yerine daha çok hakikat kavramını merkeze alır. Burada önemli bir ayrışmanın olduğu dikkat çeker. Husserl sorunu epistemoloji ve bilgiye ulaşma üzerinden değerlendirirken, Heidegger eldeki bu sorunu ontolojik bir mesele olarak okur ve temel amacını varlığı anlama şeklinde ortaya koyar. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kriz, Doğa Bilimleri, Fenomenoloji, Yönelimsellik,Epokhe, Refleksiyon, Redüksiyon, Transendental Fenomenoloji, Doğruluk,Varlık, Zaman, Dasein, Hakikat

DoğrulukFelsefeFelsefeciler+4
Zafer Akdağ
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir insan hakları sorunu olarak kadına yönelik "şiddet"

Bu çalışmada son yıllarda üzerinde sıkça konuşulan "insan hakları" kavramının ne olduğu, "insan" yaşamının neden değerli olduğu, insanın onurunun ve değerinin çiğnenmesine sebep olan "şiddet"in ne olduğu ve neden bir hak ihlali sayıldığı, şiddetin neden bir insan hakları sorunu olarak ele alınması gerektiği tartışılmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde insan hakları kavramının antropolojik temelleri açıklanmaya çalışılarak, "şiddet" ve "insan hakları" ilişkisine ışık tutmak için bazı filozofların "insan" görüşlerine yer verilmektedir. Bununla birlikte, tezle ilgisinde, insan hakları kavramının kimi düşünürlerce nasıl içeriklendirildiği ortaya konarak, bazı temel insan hakları görüşlerine yer verilecektir. Böylece "insan" kavramının "insan hakları" ve özellikle de "şiddet" kavramıyla nasıl ilişkilendirildiği gösterilmeye çalışılacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde "şiddet" kavramı üstünde durularak şiddetin ne olduğu anlatılmaya çalışılmış, şiddetin yalnızca kadına yönelik bir sorun mu yoksa "insan"a yönelik bir sorun mu olduğu tartışılmıştır. Şiddetin cinsiyet ayrımına dayanmayan, insan türünün tüm üyelerine yönelik bir insan hakları ihlali olduğu vurgulanmaya çalışılmıştır. "Kadın" olmanın, "insan" olmaktan tümüyle farklı olduğuna dair inanış ve düşünceler, feminist kuramlarla ilgi kurularak eleştirel bir biçimde ele alınmıştır. Bu bağlamda, feminist kuramların kadına bakışları ortaya konulmaya çalışılmış, "cins" ayrımının yalnızca "cinsiyet" ile ilgili olduğu, toplumsal cinsiyet algısının çoğu zaman yanılgılara ve hatta kadına yönelik şiddete sebep olduğu dile getirilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, insan hakları kavramının, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın her insanı, türün her bir üyesini ilgilendirdiği, temel bir hak olan yaşama hakkının ve dokunulmazlıkların cinsiyete bağlı bir sorun olmadığı, her insanın onurunu veya değerini korumanın her kişinin sorumluluk ve ödevi olduğu, insan olmanın açık bilincine sahip olmakla insana sırf insan olduğu için değer vermekle, etik eylemenin her tek kişinin ödevi olduğunun farkında olmakla şiddete engel olunabileceği ve insanca yaşanabileceği gösterilmeye çalışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Ġnsan, Ġnsan Hakları, ġiddet, Kadın Hakları,Etik

Aile içi şiddetEtikEtik dışı davranış+5
Deniz Ocak
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Nietzsche's conception of truth and perspectivism

In Nietzsche's opinion truth is a human invention whose aim is to escape from or mask the essential aspect of life. Although Nietzsche questions the concept of truth, the main issue that concerns him is not to investigate the method with which science achieve truth as modern epistemology thinkers did, but why humans had to invent such a concept. What the criterion of truth for Nietzsche is cannot be determined unless his doctrine of perspectivism is investigated. There is no such a thing as absolute truth. But there are different perspectives that one can adopt. According to the doctrine of perspectivism there are different perspectives on any topic and some perspectives are more superior than others. And this is related to the teaching of Nietzsche called Will to Power. In this context, according to Nietzsche, there are two complementary instincts in humans; one is destructive and the other is constructive. Nietzsche's view of truth and his understanding of perspectivism is not independent of his affirmative attitude toward life. Nietzsche approaches the concept of objective truth very critically; to believe that there is only one possible approach to a subject shows only that our way of thinking is stereotyped. This intellectual stiffness is a symptom of life denying attitude. A healthy mind is flexible and it accepts that there are many different approaches to a subject. Truth is not one but many. In this thesis, Nietzsche's perspectivism is studied and elaborated in detail and tried to show the problems which are solved by his perpectivism. KEYWORDS: Truth, Correspondence, Perspectivism, Will to Power, Reality,Positivism, Scienticism, Wisdom

PhilosophyTruthNietzsche, Friedrich Wilhem+1
Selvihan Selvi
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hannah Arendt'te sorumluluk ve daha iyi bir dünyanın mümkünlüğü üzerine

"Başka türlüsü mümkün değil, en iyisi bu" diyenlere inat, içinde bulunduğumuz çağın sorunlarıyla başa çıkmanın ve daha iyi bir dünya kurmanın yollarını ararken, Arendt gibi bir düşünüre başvurmak oldukça öğretici ve ufuk açıcı bir yerde durabilir. Zira Arendt, bizlere en umutsuz zamanlarda dahi beklenmedik başlangıçlar yapabilmek için ihtiyacımız olan tüm olanaklara sahip olduğumuzu ve asla bize öğretilmek istendiği gibi çaresiz olmadığımızı hatırlatır. O, insanın anlayan ve eyleyen bir varlık olarak daha iyi bir dünya kurma gücüne sahip olduğunu ve daha iyi bir dünyayı kurmakla da yükümlü olduğunu söyler. Bu düşüncesini devrimler tarihinin örnekleriyle temellendiren Arendt, bu dünyayı daha iyi bir yer haline getirme sorumluluğuyla bizleri dünya için düşünmeye ve dünya için eylemeye davet eder. Bu çalışma, Arendt'in yapmış olduğu çağrının dikkate alınmasının bir sonucu olup, sorumluluk ile ilişkisinde daha iyi bir dünya kurmanın mümkünlüğü problemini onun başlattığı tartışma içerisinden ele almak amacıyla yazılmıştır.

Arendt, HannahFelsefeSorumluluk
Şeyda Beril Özdemir
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çağdaş zihin felsefesinde qualianın ontolojik statüsü problemi

"Qualianın ontolojik statüsü" problemi, bilinçli deneyimlerin öznel niteliklerinin yani qualianın, beyin ve merkezi sinir sistemindeki biyokimyasal/nörolojik/fiziksel süreçler üzerinden açıklanmasının mümkün olup olmadığı problemi olarak tanımlanabilir. Çağdaş zihin felsefesi alanında yürütülen tartışmalarının çekirdeğini oluşturan qualia problemi, Antik Yunan felsefesinden günümüze uzanan süreçte farklı formlarda karşımıza çıkmış olan iki kadim sorunsalın –materyalizm-düalizm karşıtlığı ile zihin-beden probleminin– çağdaş bir uzantısıdır. Çalışmamızın ilk bölümü; qualia kavramının tanımını ve temel niteliklerini, bu olgunun bilinç ve beyinle olan ilişkisini, qualianın ontolojik statüsü probleminin tanımı ve kapsamını içermektedir. İkinci ve üçüncü bölümlerde felsefe tarihinde ruhtan zihne, zihinden bilince uzanan süreç, bu kavramlara yönelik temel ontolojik yaklaşımlar eşliğinde serimlenmektedir. Dördüncü bölümde çağdaş zihin felsefesinin mayalanadığı entelektüel iklim ana hatlarıyla ele alındıktan sonra, qualia problemine yönelik iki asli ontolojik yaklaşım olan indirgemecilik ve anti-indirgemecilik önde gelen temsilcilerinden hareketle ortaya konmuştur. Son olarak araştırmamız neticesinde ulaştığımız sonuçlar ve probleme yönelik ontolojik bir kavrayış önerisi sunulmaktadır.

Beden-zihin problemiOntolojiOntolojik ben+4
Zeynep Berke
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Paulo Freire'nin eleştirel eğitim felsefesi zemininde çocuklarla felsefe

Bu çalışmada Paulo Freire'nin eleştirel eğitim felsefesinden hareketle çocuklarla felsefe pratiği ele alınmıştır. Bir eğitim programı ve yöntemi olarak çocuklarla felsefenin, eğitimin politik olduğu varsayımından yola çıkan eleştirel eğitim felsefesi perspektifiyle kavramsallaştırılması ve uygulanmasına katkı sunması amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden biri olan betimsel analiz yöntemi tercih edilmiştir. Paulo Freire'nin eleştirel pedagojisindeki başat kavramlar incelenmiş, çocuklarla felsefenin süreç içinde farklı bakış açılarıyla odaklandığı problemlere yer verilmiştir. İlk ortaya çıktığı hâliyle Lipman'ın "Çocuklar İçin Felsefe" (Philosophy for Children, P4C) anlayışı, kopuş ve süreklilikleriyle "Çocuklarla Felsefe" (Philosophy with Children) dönüşümü araştırılmıştır. Sonuçta çocuklarla felsefe teorilerinde ve uygulamalarında yer alan faillerin politik potansiyeline, Freire'nin eleştirel eğitim felsefesi bağlamında vurgu yapılmıştır.

Aslı Şahinkaya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Descartes felsefesi'nde ruhun yeri

Descartes, felsefesini üzerine temellendireceği kesin ve kendisinden şüphe edilmez şeyi ararken; ''düşünüyorum, o hâlde varım'' önermesinin çıkarımı olarak var olmasaydık şüphe de edemeyeceğimizi belirterek, özü düşünme olan ruhu felsefesinin ilkesi olarak temellendirmiştir. Descartes bununla birlikte, töz için, var olmak için kendinden başka bir şeye ihtiyaç duymayan şeyi kastederek; ruha tözsellik atfetmiştir. Bu tözsellik, ruhun bedene ihtiyaç duymadan var olabileceği düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim Descartes, ruhun özünü düşünme, bedenin özünü yer kaplama olarak belirleyerek; ruhun var olmak için bir yere ihtiyacı olmadığını belirtmiştir. Ancak Descartes, ruh ile bedenin etkileşime girdiği ''yer'' olarak beyinde bulunan epifiz bezini işaret etmiş; böylelikle ruha beyinde fizyolojik bir yer atfetmiştir. Bu durum Descartes felsefesinde bir çelişki olarak görülebilmektedir. Bu tez, bu çelişkiyi gösterme doğrultusunda üç bölümden oluşmuştur: Tezin Birinci Bölümü'nde bir bütün olarak Descartes'ın felsefesi ele alınmış; böylece sistematik bir şekilde kurguladığı kavramları aracılığıyla onun düşünce sistemi gösterilmeye çalışılmıştır. İkinci Bölüm'de Descartes'ın ruh kavramı ön plana çıkarılmış; ruhun bedenle ilişkisindeki üstünlüğü vurgulanmıştır. Üçüncü Bölüm'de Descartes'ın ruh ve beden arasındaki fizyolojik ayrımlardan hareketle ortaya koyduğu ''ruhun yeri'' açıklanmıştır. Tezin Sonuç Bölümü'nde ise Descartes'ın, iki farklı alan olan felsefe ile bilimin nesnelerini aynı görerek; indirgemeci ve önyargılı bir bakış ile sistemini inşa etmiş olduğu değerlendirilmiştir. Nitekim Descartes'ta felsefe-bilim ayrımı diye bir ayrım söz konusu olmamakla birlikte; bir iç içelik söz konusudur. Bu da ''ruhun yeri'' gibi bir söylemle tutarlı kalmak adına Descartes'ı önceden söyledikleriyle çelişen bir duruma sokmuştur.

Serap Ertuğrul
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deleuze'de edebiyatın yaratıcı bir etkinlik olarak felsefede konumlandırılışı

Bu tez, Deleuze'ün edebiyatı "yaratıcı bir etkinlik" olarak tanımladığı felsefesinde konumlandırma biçimini irdelemektedir. Felsefe tarihinde filozoflar, edebiyata ilişkin farklı yaklaşımlar ortaya koymuştur ve genellikle ya edebiyatı felsefenin aracı olarak konumlandırarak ya da öznesinden bağımsız bir yerde değerlendirerek ele almıştır. Edebiyata felsefe kadar mesai harcayan önemli filozoflardan biri de Deleuze'dür. Kendisinden önceki filozoflardan farklı olarak Deleuze, felsefeyi ve edebiyatı görevleri bakımından birbirleriyle ortak olarak görmüştür. Ona göre felsefe kavram yaratan, edebiyat da algılam ve duygulamlar yaratan disiplinlerdir. Felsefeyi yaratıcı bir disiplin olarak tanımlayan Deleuze, felsefenin yeni problemler yarattığını ancak problemleri çözmekle yükümlü olmadığını söylemektedir. Edebiyatı da kavramsal yaratımı tamamlamak, yeni varoluş durumları ve oluşumları yaratmakla görevlendirildiğini de teslim etmiştir. Oysa felsefe, bir düşünme formu; edebiyat ise düşünmenin yazma ile ifade edilme şeklidir. Bundan dolayı Deleuze'ün edebiyatı yeniden ele alması ve tanımlaması gerekir. Fakat o, edebiyatı felsefenin nesnesi haline getirmiş ve edebiyatı felsefî görüşlerinin araçsal projeksiyonu olarak kullanmıştır. Son tahlilde Deleuze, öznenin devre dışı bırakıldığı, nesnel bir edebiyat anlayışı ortaya koymuştur. Bu anlayış, edebiyata ve felsefeye bakış açılarını da etkilemektedir. Öyle ki edebiyatın felsefe olup olmayacağı, edebiyatın kendisine ait bir nesnesinin varlığı ya da yokluğu sorunsalı, özellikle de edebiyatın felsefenin nesnesi haline getirilip getirilmeyeceğinin araştırılmasını zorunlu kılmıştır. İşte bu tez, bu problemi tartışmak adına Giriş Bölümü'nde Deleuze'den önceki filozofların edebiyatı ele alma biçimini irdelemektedir. Birinci Bölüm, Deleuze'ün felsefesini; İkinci Bölüm Deleuze'ün edebiyata yaklaşımını; Üçüncü Bölüm ise Deleuze'ün metinleri içinden edebiyat ve felsefeyi değerlendirmiştir. Sonuç Bölümü'nde ise felsefî antropoloji temelinde, Deleuze'ün edebiyatı konumlandırma biçimi eleştirilmiş, bu biçimin felsefe-edebiyat ilişkisindeki durumu değerlendirilmiştir.

Beyza Özkan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Saul Kripke'nin bilimsel özcülüğüne "Kantçı" bir eleştiri denemesi

Bu çalışmada Kripke'nin bilimsel özcülük görüşü kısmen deneyci, ancak daha çok Kantçı bir bakış açısıyla ele alınmış ve bu görüşün eleştirilmesi denenmiştir. Kripkeci bilimsel özcülük dil felsefesinde ilk örneği Mill'de görülmüş olan doğrudan gönderim görüşünün kipsel mantık bağlamında dünyalar arası ve katı bir gösterim şeklinde yeniden savunulmasına dayanır. Bu çalışmada Aristoteles'in form özcülüğünden ulaşılma yolu bakımından farklı, ancak ulaşılan/savunulan sonuç bakımından benzer olan Kripkeci özcülüğün konu insan kişileri olduğunda başarılı sayılabilecek iken, konu kişi olmayan tekiller ve doğal türler olduğunda sorunlu olduğu öne sürülmüştür. Kant'ın zorunluluk taşıyan tüm önermelerin a priori olduğu savına karşın Kripke'nin a posteriori önermelerin de zorunluluk ifade edebildikleri ve böylelikle empirik bilimlerin bu şekilde doğal türlerin özlerini keşf etmekte olduğu savının doğru olamayacağı savunulmuştur. Bu eleştiri denemesinin dayanak noktalarını Kant'ın nesne, nedensellik, deney, temsil ve görünüş kavramlarına transandental idealizm çerçevesinde kazandırdığı özgün anlamlar ve mümkün dünyalar semantiğinin bu anlamlara göre yorumlanması oluşturmaktadır.

Analitik felsefeBilgi felsefesiBilim felsefesi+7
Cengiz Çebi
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Clausewitz ve Schmitt'te politika-savaş ilişkisine dair bir analiz

Teknolojik alanda yaşanan gelişmeler savaşlarda da köklü değişimlere neden olmuştur. Bu tezin temel amacı, savaşlarda yaşanan bu değişimler sonrasında Clausewitz'in "savaş sadece politikanın başka araçlarla devamıdır.'' argümanının geçerliliğini koruyup korumadığını Carl Schmitt'in görüşlerinden istifade ile sorgulamaktır. Bu çerçevede, tezin ilk bölümünde, savaşın kavramsal incelemesi ile savaşın felsefe içerisindeki yeri ele alınmıştır. Müteakiben savaşlarda yaşanan dönüşümler ile Clausewitz'in savaş üzerine görüşlerine yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, politikanın kavramsal analizi ile Schmitt'te politik olan savaş ilişkisi incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise günümüzde savaş ile politikanın bir bağlatısının olmadığına dair iddialar incelenerek Clausewitz'in tezinin geçerlilik durumu değerlendirilmiştir.

Clausewitz, Carl VonFelsefeFelsefe tarihi+3
Ümit Yaşar İren
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Modern dünyanın bunalımı karşısında radikal bir eleştiri ve alternatif çözümler: Ivan Illich

Bu çalışma Toplum Felsefesi alanında olup, 20.yy'da yaşamış, Avusturyalı filozof ve toplum eleştirmeni olan Ivan Illich'in çağdaş batı kültürü ve kurumları ile modernite problemlerinden olan kapitalizm, endüstri, medeniyet, teknoloji ve tüketim toplumu gibi sorunlara yönelik eleştiri ve çözüm önerilerine yer vermeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Illich'in hayatı, eserleri ve entelektüel biyografisine yer verilecektir. İkinci bölümde modernite eleştirilerinden bahsedilecek olup, çalışmanın son bölümü olan üçüncü bölümde ise Illich'in bu sorunsala ürettiği çözüm önerileri ele alınacaktır. Bu çalışmada, Illich'in bir ideoloji olarak gördüğü yenilik fikri üzerinde durulmakla beraber bu kavramın toplumu gelenekten kopuşa sürükleme aşamaları incelenecektir. Bu aşamalar ise modernizmin bir sorunsal boyut getirdiği ekonomik, çevresel, sosyo-kültürel ve etik zemindeki bozulmalar üzerinde olacaktır. Bu problematikler mekanik bir dünya oluşturduğu için çalışmada insani değerlerin kaybı ve bireyin kendi ürettiklerine bağımlı olması etüd edilecektir.

EndüstriIllich, IvanKapitalizm+6
Dönüş Sarıtaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Paul Ricoeur'de dil, etik ve politika

Bu çalışmada, Paul Ricoeur'ün dil, etik ve politika görüşlerinin birbirleri ile ilişkileri ele alınmıştır. Bu anlamda Ricoeur felsefesinde ele alınan dil, etik ve politika kavramları çerçevesinde bir sistematizasyon yapılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, Antik Yunan'dan 20.yüzyıla kadar olan süreçte dil ve politik olanın nasıl ilişkilendirildiği gösterilmeye çalışılmış ve Ricoeur'ün dil çözümlemesine etki eden filozoflara yer verilmiştir. Böylece Paul Ricoeur'ün, dil tartışmaları içerisinde hangi noktada durduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Ricoeur'ün dil çözümlemesine dair yapmış olduğu ayrımlar ve kavramsallaştırmalar ele alınmıştır. Buradan hareketle dil ve etik olanın ilişkilendirilmesinde insan eylemleri ve söz edimleri kuramının bağlantıları gösterilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde anlatı ve etik kavramları ele alınarak Ricoeur'ün adalet teorisinin arka planı ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde, Paul Ricoeur'ün "kendi" ve "başkası" arasındaki etik ilişkinin bir sorumluluk etiği merkezinde ele alınabileceğine değinilerek, adalet kuramı ve adil kurumlar düşüncesi ile ilişkisi gösterilmeye çalışılmıştır. Politik bir düzenin inşasında yıkıcı olabileceği gibi yapıcı da olabilecek bir dil, anlatı ya da söylem biçimi karşısında eleştirel bir bakış açısının önemi, Ricoeur felsefesi içerisinden anlaşılmaya çalışılmıştır.

DilDil felsefesiEtik+3
Arzu Hasançebi
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Theodor W. Adorno'da metafizik problemi

Bu tezin amacı, Adorno'nun düşünme biçimi ile oluşan metafiziği ortaya koymaktır. Tezin birinci bölümü metafizik kavramı hakkında bir fikir edinebilmek adına hazırlanmıştır. İkinci bölüm, Adorno'nun düşünme biçiminin oluştuğu dönem ve buna etki eden çevre hakkında bilgi edinmek için oluşturulmuştur. Üçüncü bölüm Adorno'nun eleştirileri doğrultusunda başlıca metafizik problemleri incelenmiştir. Aristoteles, Descartes, Locke, Bacon, Kant, Hegel, Husserl ve Heidegger gibi metafizik konusunda başlıca filozofların görüşleri incelenmiştir. Düşünme tarihinde, metafizik ile düşünme biçimi arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Gerçeklik ile metafizik arasındaki ilişki ortaya koyulmuştur. Dördüncü bölümde Adorno'nun düşünme biçiminin nasıl olduğu ortaya koyulmuştur. Eleştiri ile eleştirel düşünme arasındaki farkın önemi ele alınmıştır. Negatif diyalektik kavramının, eleştirel düşünme ile ilişkisi incelenmiştir. Adorno'nun düşünme biçiminde yeniden anlamlandırılan kavramlar üzerinde durulmuştur. Sonuç bölümünde, Adorno'nun düşünme biçimin ile oluşan metafizik ortaya konulmaya çalışılacaktır.

Adorno, TheodorDüşünmeDüşünme biçimi+2
Özgür Cihan Çepik
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Albert Camus felsefesinde yabancılaşma ve ölüm

Saçma ve başkaldırı kavramları Albert Camus'nün düşüncesinin mihenk taşlarıdır. İnsan zihni ve dünya arasındaki iletişimde oluşan boşluk yine insanı yabancılaşma ile yüz yüze getirir. Camus'nün öğretisi bu yabancılaşma ile ortaya çıkan uyumsuzun idrakinden hareketle bir başkaldırı felsefesine geçiştir. Bu düşünce sistemindeki geçiş evresinde ölüm kavramı önemli bir basamaktır. Albert Camus'nün felsefesinde yabancılaşma ve uyumsuzluk probleminden hareketle başkaldırı ve intihar kavramları ön plana çıkar. Bu kavramlar üzerinden hareketle yaşamın anlamına dair bir sorgulama meselesinin ortaya çıkışı Camus'nün tüm ana kavramlarıyla bütünsel bir anlam taşımaktadır. Bu çalışma Albert Camus felsefesinde yabancılaşmanın rolünü ve Camus'nün düşüncesinde ölüm kavramını irdelemeye çalışmıştır. Onun felsefi öğretisinin derinine inebilmek adına Camus'nün varoluş felsefesindeki yerine ve temel kavramlarına yer verilmiştir. Tezin birinci bölümünde Albert Camus'nün varoluş felsefesi içindeki yerine değinilmek istenmiştir. İkinci bölümde tezin ana meselelerinden biri olan yabancılaşma kavramı irdelenmiş neden ve sonuçları üzerinden tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise tezin diğer bir ana meselesi olan Albert Camus felsefesi içinde ölüm kavramı incelenmiştir.

Camus, AlbertFelsefi düşünceUmut+6
Özgün Zülal Şimşek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapay zihin problemine felsefi bir bakış

Yapay zeka, bilim ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte önemli bir çalışma alanı kazanmıştır. İnsan zekasını yapay bir sistemde yeniden oluşturmak isteyen yapay zeka alanı bunun ötesine geçerek insan zihninin bilişsel yeteneklerinin, çok boyutlu düşünme biçimlerini geliştirebilen makinelerin sosyal yaşamın vazgeçilmez bir parçası olarak yer almasında başarılı adımlar atmaktadır. Dolayısıyla yapay zeka yalnızca bilim, mühendislik ya da teknolojiye özgü araştırmaların sınırlarının ötesinde olmayıp pek çok kişiyi ilgilendiren önemli bir proje olarak yer almaktadır. Yapay zeka alanının insan zihninin gizemini çözmeye yönelmesi, insanın öznel yapısındaki diğer hususların da incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle bilinç, yaratıcılık, özgür irade gibi insani yetiler ile zihin bir bütün haline gelmektedir. Bu düşüncelerden hareketle bu çalışmada zihin, felsefe ve yapay zeka ilişkisinden yola çıkılarak "İnsan zihninde mekanistik veya algoritmik bir ifade var mı, zihin bir bilgisayar programına indirgenebilir mi?" sorularına cevap aranmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde felsefe ve yapay zeka ilişkilendirilerek zihne dair sorgulamalar zihin felsefesi ekseninde ele alınmıştır. Birinci bölümün akabininde yapay zihnin imkanına dair tartışmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise yapay zihnin imkânı tartışmalarından hareketle insanın sahip olduğu haklara sahip olup olamayacağı tartışılmıştır.

Yapay zekaZihinZihin felsefesi
Gizem Öztürk Dilek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neoliberal küreselleşmenin siyasal ve felsefi boyutları

Bu çalışma ile kapitalizmin zamanın ruhuna uygun olarak evrildiği bir ideoloji olan neoliberal küreselleşmenin, ortaya koyduğu dünya tasavvuru ve onun siyasal ve felsefi boyutlarının incelenmesi yapılmıştır. Bu ortaya koyulurken, neoliberal küreselleşmeye kaynaklık eden liberal felsefenin, ortaya çıkmasını sağlayan düşünsel ortam, liberal felsefeyi savunan düşünürler ve liberal felsefenin savunduğu temel meseleler işlenmiştir. İlerleyen süreçte, liberal felsefenin bir ideolojiye dönüşmesi, bu olurken uygulanan devlet politikaları ve kapitalizm, emperyalizm kavramlarının bu süreç içerisindeki yeri belirtilmektedir. Liberalizmden, neoliberalizme doğru yaşanan felsefi ve iktisadi dönüşüm ele alınarak, neoliberalizmin ortaya çıkışı, daha sonra küreselleşme olgusunun, neoliberal araçları ifade edilmiş ve onun küreselleşmeyle birlikte tesirleri incelenmiştir. Son olarak ise, neoliberal küreselleşme sürecenin siyasal ve felsefi boyutları teferruatlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Emperyalizm, Kapitalizm, Küreselleşme Liberalizm, Neoliberalizm, Neoliberal Küreselleşme

EmperyalizmKapitalizmKüreselleşme+4
Burak Özmaden
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam siyaset felsefesi geleneğinde Kınalızâde Ali Efendi'nin yeri

İslam siyaset düşüncesi, Hz. Muhammed dönemi ve sonrası yaşanan olaylar neticesinde inşa edilmeye başlamıştır. Bu siyasi düşünce, İslam Devleti'nin çeşitli coğrafyalara yayılmasıyla karşılaştığı farklı kültür ve medeniyetler neticesinde oluşmaya başlayan siyasetname, siyaset felsefesi, fıkıh ve kelâm gibi gelenekler ile zenginlik kazanmıştır. Bunun sonucunda oluşan İslam siyaset felsefesi geleneği, hiç şüphesiz belirli kavramlar üzerine inşa edilmiştir. Bu kavramlar çok sayıda olmasının yanında, çalışmamızda yer verdiğimiz siyaset, devlet, yönetici, ahlaklılık ve adalet kavramları, geleneğin önde gelen isimlerinden olan Farabi, Nizamülmülk, Maverdi ve Gazali'nin yazmış oldukları eserler çerçevesinde incelenmiştir. Bu çalışmadaki amacımız, genel anlamda adı geçen düşünürler ve kavramlar üzerinden İslam siyaset felsefesi geleneğinin portresini çizmek, özel anlamda ise Kınalızâde Ali Efendi'nin aynı kavramlar çerçevesinde siyaset felsefesi ile ilgili düşüncelerini tespit ederek İslam siyaset felsefesi geleneği ile karşılaştırmasını yapmaktır.

AdaletAhlakKınalızade Ali Çelebi+3
Rıdvan Demir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

F. Nietzsche'nin, G.W.F Hegel'in tarih anlayışı eleştirisi

Bu çalışmada Nietzsche'nin Hegel tarih anlayışı eleştirisi, Hegel'in tarihte bir sona ulaşma düşüncesi temelinde incelenmiştir. Tezimiz üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de Hegel'in tarih anlayışı; Onun tarih anlayışının ana konusu olan tarihin ilerlemesinin tin ile ilişkisi ve tarihin bir sona erme düşüncesi ele alınmıştır. Aynı zamanda onun tarihte ilerleme derken kastettiği şeyin ne olduğu sorusunun yanıtı olan tin'in kendini açılımladığı bir süreç ve bu süreçte usun, tarihsel kişilikleri istenç, tutku ve arzularını kendi ereğini gerçekleştirmesi düşüncesi açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci Bölüm'de, Nietzsche'nin tarih anlayışı incelenmiştir. Bu bağlamda Nietzsche'nin tarih anlayışını etkileyen faktörler ve tarihi nasıl ele aldığı üzerine bir açıklama yapılmıştır. Onun tarih anlayışı etkin insan ile ebedi dönüş düşüncelerinin vurgusu çerçevesinde irdelenmiştir. Üçüncü Bölüm'de ise, Nietzsche ve Hegel'in tarih anlayışları arasındaki karşıtlıklar ve uyumsuzluklar ortaya koyulmuştur. Ayrıca Nietzsche'nin tarih anlayışındaki ebedi dönüş ve etkin istenç düşüncesi çerçevesinde Hegel'in tarihin ilerlediği ve sonunda da bir sona varma anlayışına yönelttiği eleştirisi ayrıntılı olarak incelenmiştir. Sonuç olarak bu çalışma Nietzsche'ye göre, Hegel'in tarih anlayışının tehlikeli sonuçlar doğurabileceği eleştirisini hangi gerekçeyle yaptığı ve aynı zamanda onun bu eleştirisinin günümüz dünyasındaki yansımalarını incelemeyi amaçlamaktadır.

FelsefeFelsefe tarihiHegel, Georg Wilhelm Friedrich+3
Gözde Kayan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Postmodern felsefede Platon eleştirisi

Platon, Batı felsefi düşünce geleneğinin en önemli kurucu simasıdır. Zira metafizik karakterdeki felsefi düşünce geleneğinin önemli temel kavram, kabul ve ayrımları büyük ölçüde Platon (ve ondan ayrı düşünülemeyecek olan Sokrates) tarafından belirlenmiştir. Platon'un felsefe için belirlediği çerçeve günümüze dek felsefi düşüncenin güzergâhını belirlemiştir. Bu nedenle modern felsefe dahil olmak üzere tüm felsefi düşünce, kavram ve kategorilerin ardında Platon'un hayaletini görmek mümkündür. İşte özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında yaygınlık kazanan postmodern düşünsel yaklaşım bu egemen felsefi düşünce geleneğiyle hesaplaşmaya, düşünce için yeni yollar bulmaya, yeni bir düşünüş biçimi vücuda getirmeye giriştiğinde bir şekilde Platon'la hesaplaşmak ve onun üstesinden gelmek zorunda kalmıştır. Zira postmodern düşünürlerin nazarında Platon'un alt edilmesi ve onun felsefesinin çözülmesi, yapısökümüne uğratılması hakikat temelli metafiziksel, rasyonel felsefi geleneğin üstesinden gelmek olacaktır. Bu gerçekleştiğinde felsefi düşüncenin önüne yeni mecralar açılacak ve felsefe çoğulcu bir karakter kazanacaktır. Bu amaçla Lyotard, Derrida, Deleuze, Foucault, Baudrillard vb. düşünürler Platoncu felsefi geleneğin tamamını ya da bir kısmını yeniden değerlendirmeye ve eleştiriye tabi tutarak bu düşünce evreninin dışına çıkmaya çalışırlar. Çünkü onlara göre modern çağda yaşanan tüm düşünsel, toplumsal ve politik krizlerin kökeninde söz konusu metafizikçi felsefi düşünce geleneği yer almaktadır. Postmodern düşünürler Platon eleştirisinde büyük ölçüde Nietzsche ve onun takiben Heidegger'e yaslanırlar. 19. yüzyılda Nietzsche, Platon'un merkezinde yer aldığı felsefi düşünce ve kabullere çok şiddetli bir şekilde saldırarak onları yıkmaya, yeniden değerlendirmeye ve inşa etmeye girişir. Bu nedenle Nietzsche, postmodern yaklaşımın erken bir öncüsü olarak görülebilir. Nietzsche'yi takiple postmodern düşünürler Platon'un üstesinden gelmenin felsefi düşünme biçiminin üstesinden gelinmesi olduğunu düşünmüşler ve eleştiri oklarını büyük ölçüde felsefeyi temsilen Platon'a yöneltmişlerdir. Anahtar sözcükler: Platon, Postmodernizm, Metafizik, Hakikat, Nesnellik, Perspektif.

HakikatMetafizikNesnellik+2
İsmail Açıkgöz
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Charles Taylor açısından modernite ve eleştirisi

Bu çalışmanın amacı çağdaş siyaset felsefesinin önde gelen isimlerinden biri olan Charles Taylor?ı tanıtmak, onun modernite anlayışını ve moderniteye yönelttiği eleştirileri değerlendirmektir. Çalışma giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde modernitenin ne olduğu ve temel parametreleri sunulmakta, konunun hangi çerçevede ele alınacağı belirtilmektedir. Birinci bölümde Charles Taylor?ın hayatına ve eserlerine yönelik bilgiler verilmektedir. İkinci bölümde Taylor?ın modernite anlayışı ve moderniteye yönelttiği eleştiriler ele alınmaktadır. Taylor, moderniteye, akıl ve bilimin öncülüğünde dinin ve metafiziğin yanılsamalarından, illüzyonlarından kurtularak ulaşıldığı yaklaşımını bir indirgeme tavrı olarak görür. Bu tür yaklaşımların kültürel değişmelere çok az değindiğini ifade eder. Ona göre modernite yeni ahlaki değerler getirmiştir. Taylor, modernitenin ve çağdaş sekülaritenin oluşumunun ancak tarihsel bir süreç içerisinde ele alınabileceğini düşünür ve bunların epistemolojik, siyasi, kültürel arkaplanına yönelik bir tahlile girişir. Taylor modernitenin oluşmasına yol açan temel hususlardan birisinin büyünün bozulması olduğunu söyler. Büyünün bozulması hayatın tüm alanlarında rasyonalizasyona gitmek demektir. Bunun epistemoloji alanındaki yansıması Descartes?ın özneden yola çıkan yaklaşımını ifade eden bağlantısız akıldır. Taylor, modernitenin ahlak planında da yeni insan-merkezci, içsel kaynaklar ürettiği görüşündedir. Aydınlanmanın getirmiş olduğu etik anlayış ona göre fayda temeli üzerine oturur. Taylor, modernliğin sıkıntılarını geniş bir biçimde tahlil eder. Bireycilik, araçsal aklın öncelik kazanması, özgürlük alanının daralması ve anlamın kaybolması bunların başlıcalarıdır. Tezin sonuç bölümünde ise Taylor?ın modernite anlayışına yönelik genel bir değerlendirme yapılmaktadır.

BireysellikEleştiriModernite+2
Çağrı Taşgetiren
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir Kant Frege karşılaştırması: Aritmetiğin yasaları sentetik A priori midir, analitik A priori midir?

Aritmetiğin temelleri üzerine yapılan bu çalışma, on sekizinci yüzyılda yaşamış büyük Alman filozofu Immanuel Kant'ın ve on dokuzuncu yüzyılda yaşamış başka bir Alman filozof-matematikçi Gottlob Frege'nin aritmetik yargıların doğalarına ilişkin yapmış oldukları çalışmaların eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmesi ve karşılaştırılmasıdır. Kant aritmetik yargıların sentetik a priori olduğunu iddia eder ve bu iddiasını 1781 tarihli Saf Aklın Eleştirisi ve 1783 tarihli Prolegomena isimli kitaplarında kendi epistemolojisine uygun olacak şekilde temellendirir. Buna göre, aritmetik yargılar sadece kavram analizi yaparak, ya da sadece tanımlara başvurarak temellendirilemezler. Bu temellendirme, Kant'ın saf görüde inşa etmek dediği özel bir işlemi gerektirir. Öte yandan, Frege, aritmetik yargıların (Kant'ın söyleminin aksine) analitik a priori olduğunu iddia eder ve en önemli eseri olan Aritmetiğin Temelleri'nde (1884) bu iddiasını gerekçelendirir. Frege, aritmetikte görü aracılığıyla temellendirmeyi gerektirecek hiçbir şeyin olmadığını, aritmetik doğrulukların bütününün mantık yasaları aracılığıyla, dedüktif bir süreç sonucunda türetilebileceğini iddia eder. Bu iddia aynı zamanda, aritmetik yargılar analitiktir de demektir. Çalışma yapılırken Kant'ın ve Frege'nin bahsi geçen eserleri ana kaynaklar olarak kullanılmakla beraber konuya ilişkin yazılan birçok kitap ve makale incelenmiş olup doğrudan ya da dolaylı şekilde atıf yapılanlar çalışmanın kaynakça kısmına eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kant, Frege, Aritmetik, Analitik Yargı, Sentetik Yargı

AlmanyaAritmetikFelsefe+4
Mehmet Arslan
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Thomas Hobbes'un siyaset felsefesinde hak ve kudret problemi

Bu çalışmanın amacı, Thomas Hobbes'un ontolojik ve epistemolojik temeller üzerinden siyaset felsefesini, kudret ve hak bağlamında nasıl inşa ettiğini incelemektedir. Hobbes'un insan doğasına atfettiği nitelikler ile doğal hakların neler olduğu ve bu nitelikler doğrultusunda neler olması gerektiği tartışılacaktır. Olması gereken üzerinden yapılacak izahatlar ile hak kavramının Hobbes'un zaviyesinde meşru kaynakları sorgulanacaktır. Bu hedef doğrultusunda birinci bölümde, Hobbes'un ontolojik ve epistemolojik iddiaları değerlendirilecek olup; ikinci bölümde ele alınacak hak ve kudret ilişkisindeki yansımaları tartışılacaktır. Bu vesile ile önce doğal hakkın ne olduğu, daha sonra tayin edilmiş kudret olarak egemenin karşısında ne ifade ettiği ortaya konacaktır. Bu düzlemde yapılacak tartışmaların doğal sonucu olarak birey – kudret ilişkisi içerisinde bireyin siyasal konumu sorgulanırken, Hobbes'un devlet tasavvurunun totaliter ya da liberal olduğu tartışması açılacak olup her ikisine de gerekçe olarak öne sürülen iddiaların kuvvet ve çoğunluk temelli olduğu ortaya konacaktır. Dinin, siyasallığa bölücü etkisini bertaraf etmek için din ile siyasetin sınırlarını, siyasetten yana çizen Hobbes, bilimsel ya da ölçülebilir değerler ile felsefesini inşa etmektedir. Bu amaca mekanik materyalizm aracılığı ile yönelen Hobbes'un ön kabullerinden yola çıkarak kuvvetin ve çoğunluğun meşruiyet sebebi olduğu önyargısıyla; ölçülebilir değerler ile hak kavramını yeniden tanımladığı ortaya çıkarılmış olacaktır.

FelsefeHakHobbes, Thomas+7
Muhammed İrşad Yüzbaşıoğlu
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Heidegger'ın 'Varlık ve Zaman' adlı eserinde insan varlığının varoluşsal özellikleri

Bu çalışma Heidegger'in Nazilerle olan ilişkisini, onun bitmemiş başyapıtı 'Varlık ve Zaman'dan hareketle değerlendirmek ve Heidegger'in neden Nazizmi benimsemiş olamayacağını, Varlık ve Zaman için "Nasyonal Sosyalizme hizmet eden bir eser" denemeyeceğini Varlık ve Zaman'da temellendirilen Dasein'ın varoluşsal özelliklerinden hareketle ispatlamak amacındadır. Bu sebeple ilk bölümde Heidegger'in temel soru(n) olarak gördüğü "Varlık Sorusu" ile neyi kast ettiğini açıklamaya çalışacağım. İkinci bölümde ise bu soru(n) ile ilgili çözüme gidecek varlığın neden Dasein olduğunu gösterip, Dasein'ın eksistensiyal özelliklerini açıklamaya çalışacağım. En son bölümde ise Dasein ile anlatılmaya çalışılanın dünya-içinde olan bir varlık olmasını ve bu sebeple hergünkülük ve zaman içersinde olduğunu açıklayacağım. Sonuç bölümünde ise Heidegger'in temel problemi olan Dasein'ın, yine onun problemine getirdiği yaklaşımdan kaynaklı, neden Nazi düşüncesine hizmet etmediğini göstereceğim. Anahtar Kelimeler: Dasein, varlık, varolan, ihtimam-göstermeklik, hergünkülük, dünya-içinde-olma, birlikte-olma.

FelsefeHeidegger, MartinVaroluşçuluk+1
Zafer Gündüz
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kötülük probleminin felsefi açıdan incelenmesi

Kötülük, farklı tanımları olmakla birlikte herkesin açık bir şekilde sezinlediği bir fenomendir. Düşünce tarihinin en eski ve en çok tartışılan problemlerinden biri de bu fenomenden yola çıkılarak ortaya atılmaktadır. Mutlak kudretli, mutlak alim ve mutlak iyi bir Tanrı fikri ile yeryüzündeki kötülüğün varlığı arasında çelişki olduğu iddiası, ortaya kötülük problemini çıkarmaktadır. Hume bu problemi şöyle dile getirir: "Tanrı kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor? Öyleyse o güçsüzdür (mutlak kudretli değildir). Kötülüğü önlemeye gücü yetiyor da önlemek istemiyor mu? O halde kötü niyetlidir (mutlak iyi değildir). Hem güçlü hem de iyi ise o halde kötülük nerden geliyor?" Kötülük probleminin çözümüne yönelik yöntemleri kabaca iki başlıkta toplamak mümkündür. Bunlardan "Savunma", formüle edilen problemin aslında bir tutarsızlık içermediğini göstermeye çalışan bir yöntemdir. "Teodise"de ise bir adım ileriye giderek tutarsızlık olmadığı gibi, Tanrı'nın kötülüğe izin vermesinin gerekçesi ortaya konmaya çalışılır. İrade ile işlenen "ahlaki kötülüğe" karşı Alvin Plantinga'nın tatmin edici bir açıklama getirdiği, modern din felsefesi literatüründe genel kabul görmüştür. "Doğal kötülük" ün açıklanması konusunda ise Richard Swinburne'ün yaklaşımı yardımcı olabilir. İnsanların bir imtihan ortamında olduklarına dair yaklaşım ise her iki kötülük türünü açıklayıcı güce sahiptir. Bu çalışmada "Özgür İrade Savunması" hem ahlaki hem de doğal kötülük bağlamında incelenecek, itirazlar değerlendirilecek ve bu çözümlerin imtihan paradigması ile ilişkisi ortaya konulacaktır. Ayrıca kötülük kavramının ontolojik temellendirmesinin kötülük probleminin çözümündeki rolü tartışılarak teizmin ateizm karşısındaki pozisyonu analiz edilecektir.

DinDin felsefesiFelsefe+1
Fatih Fidan
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilimin mahiyeti bağlamında Collins'in Felsefelerin Sosyolojisi

Yirminci yüzyılda bilimin mahiyetine ilişkin süregelen tartışmalarda felsefi çevrelerde birbirinden farklılaşan başlıca üç yaklaşım geliştirilmiştir. Genel olarak Pozitivist, İzafi ve Marksist geleneklere bağlanan bu yaklaşımlar, bilimin toplumsal boyutlarını soruşturan bilim sosyolojisi geleneklerinin de teşekkülünü sağlamışlardır. Bilimin mahiyetini tespit için bu yaklaşımların müktesebatının zemin olarak kullanılacağı bu çalışmada, bilimin mahiyetine ilişkin süregelen tartışmalara yeni soluklar katmaya namzet bir çerçeveye sahip olan çatışmacı bilim teorisi incelenecektir. Collins'in Felsefelerin Sosyolojisi isimli çalışması bu teorinin temel kavramlarını, Doğu ve Batı felsefi geleneklerine uygulanış biçimini ihtiva etmektedir. Ayrıca bu çalışmanın bağlamını teşkil eden bilimin mahiyetine ilişkin soruşturmalara da uygulanabilecek bir kapsayıcılığa sahip olan çatışmacı bilim teorisinin sunulduğu bu eserin müspet ve menfi yönleri, alternatif yaklaşımlarla mukayese edilerek sunulacaktır. Anahtar Kelimeler:Bilimin mahiyeti, bilim felsefesi, bilim sosyolojisi, bilim epistemolojisi, bilimin özerkliği, yerellik, çatışma teorisi, bilim teorisi, etkileşim merasimleri, tabakalaşma, kültürel sermaye, duygusal enerji, epistemik ağlar, makro yapı, mikro yapı.

BilimBilim felsefesiBilim sosyolojisi+4
Yakup Kalın
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı'da teknolojinin özendirilmesi bağlamında Resimli Gazete'de teknoloji ile ilgili seçilmiş makaleler üzerine bir inceleme

Bu tez kapsamında Resimli Gazete'de teknoloji konusunda yayınlanan makalelerin günümüz Türkçesine transliterasyonu yapılarak bu makalelere daha kolay ulaşım imkanı sunulacaktır. Ayrıca o dönemin sivil bir yayını olan Resimli Gazete'de Osmanlı halkına tanıtılan teknolojik icatlar konusunda bilgi sahibi olunabilecektir.

Bilim tarihiMakaleOsmanlı Devleti+2
Asiye Kılıç
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahlak felsefesi bağlamında Nietzsche ve postmodernizm

Bu çalışma; üç farklı problemi, ahlak felsefesini, Nietzsche'yi ve postmodernizmi birbirleriyle ilişkisel bir biçimde irdelemeyi amaçlamakla birlikte, çeşitli filozofların fikirleri üzerinden farklı birçok konuya eğilmekte, Nietzsche'yi postmodernizmi ön-celeyen bir filozof olarak ele almakla yetinmek yerine, geçmişe ve çağımıza damgasını vuran filozoflarla bir bütün olarak değerlendirmektedir. Nietzsche'nin yaşamdan yana koyduğu tavrı ve Batı felsefesi eleştirisini postmodernizmin çıkış noktalarıyla birleştirmekle birlikte ilerlemecilik, üst anlatı ve hakikat gibi kavramlar üzerinden çağın krizini etik gerçeklik bağlamında tartışmaya açmaktadır. Çünkü insanlığın ulaştığı aşamayı Nietzsche'nin öngörüsündeki nihilizmi anımsatmakla birlikte, hakikat ve yanılsama, gerçek ve kurgu arasındaki duvar hiç olmadığı kadar zedelenmektedir. İnsan yaşamın anlamı ve amacı konusunda eski dayanaklarını yitirmekte, kimi kavramlar üzerinde şüpheye düşmektedir. Dolayısıyla dünyayı anlamlandırma proje-lerinin insan gerçeği ve yaşam noktasında yetersiz kalışı, yeni bir gerçeğe adım attı-ğımızı göstermekte, bu da kendisini postmodernizm olarak ortaya koymaktadır. Ay-dınlanmacı felsefeden farklı olarak postmodernizm kavramların egemenliğinden ko-puşu temsil eder. Nietzsche'nin aklın, geleneksel düşünme biçiminin ürünü olan iyi-kötü ile beraberinde hakikatin putlaştırılmasına karşı yaşamdan yanalığı postmoder-nizmi öncelemekte; önemli bir problem olarak ilerlemeci tasarılar doğrultusunda 'şimdi'nin yitirilişi ise etik bir problem olarak kendisini çalışma boyunca farklı bağ-lamlarda göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Nietzsche, Postmodernizm, Ahlak, Nihilizm, Üst Anlatılar

AhlakAhlak felsefesiNietzsche, Friedrich Wilhem+3
Barkın Can Topcu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Jacques Derrida'nın yapısökümü ve feminist öğreti

Bu çalışmada Derrida'nın yapısöküm isimli eleştirel yöntemi, feminist felsefeye uygulanmıştır. Yapısalcı ve post-yapısalcı felsefenin ayrım noktalarıyla birlikte çalışma kapsamında yapısökümün eleştirel yönteminin post-modern feminist felsefe ile ilgisi incelenip karşıt ikilik olarak sunulan kadın ve erkek cinslerini Batı metafiziğinin geleneksel anlayışından uzaklaştırarak toplumsal cinsiyetlerin yeniden oluşmasına müsaade edilmiştir. Aynı zamanda çeşitli feminist teoriler bağlamında ataerkil yapının şiddetine maruz kalan hayvanların durumu da yorumlanmıştır.

Derrida, JacquesDil felsefesiFeminizm+4
Zehra Türk
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Modern zamanlarda geleneksel ve çağdaş normların insan karakterine paradoksal etkisi

Tezimiz üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde insan, kültür ve gelenek arasındaki ilişki biçimleri üzerinde duruldu. İnsanın sosyal bir canlı olduğu ve kültür içerisinde var olduğu belirtildi. Kültürün ise gelenekle taşındığı ve geleneğin birey üzerindeki etkisine değinildi. İnsanın yaşam biçimine ait normların, kültür ve gelenekten hangi ölçülerde ele alındığı üzerinde duruldu. Türkiye gibi geçiş süreçlerini yaşayan toplumların geleneksel değerlerle olan bağları ve yaşadıkları çatışmalar üzerinde açıklamalar ve analizler yapıldı. İkinci bölümde ise, insan ve çağdaşlık sorunu ele alındı. Modern dönemin tüm insanlık ailesi için bir realite olduğu belirtildi. Bu realitenin kendi değerleri ile geleneksel bireyin üzerinde aşın etkiye sahip olduğu ve yaşam biçimini değiştirdiği görüldü. Modern değerler ile geleneksel değerlerin çatışması sırasında, daha çok geleneksel değerlerin geriye çekildiği ortaya kondu. Üçüncü bölümde geleneksel ve modern normların insan karakterinde paradoksal anlamda nasıl bir etkiye sahip olduğu üzerinde duruldu. Çatışma sırasında bazı temel geleneksel değerlerin terk edildiği, ama bazısından ise uzaklaşılmadığı görüldü. Birbiriyle çatışma halinde olan modern ve geleneksel değerlerin ise birey üzerinde paradoksal etkiye sahip olarak yaşamını sürdürdüğü ya da sürdürmek zorunda olduğu vurgulandı.

Kitle kültürü
Zeliha Candan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mevlana ve Kierkegaard'da Fideizm

Din, insanoğlunun varoluşundan itibaren tartışılagelen ve günümüzde de çözüme kavuşmamış olan, içinde gizem barındıran bir olgudur. İnsan hayatında oldukça önemli yer kaplayan din kavramının -bilhassa dini dogma ve öğretilerin- çözümlenememiş yönlerinin hakikati yansıtıp yansıtmadığı, epistemolojik olarak temellendirilebilir olup olmadığı, iman-akıl ilişkisinin ne düzeyde ve ne şekilde olması gerektiği gibi sorunlar hayatın amacını anlamlandırma çabası içinde olan insanlar için geçmişten bu yana hep ilgi odağı olmuştur. Akıl ile iman arasındaki ilişkinin tam olarak ortaya konulmaması bu ilgi odağını bir çatışma haline büründürmüştür. Antik çağ filozoflarından bu yana tartışılagelen bu durum günümüzde de devam etmektedir. Fideizm bu süreğen tartışmaya açıklık getirmek için çeşitli görüşler sunmuştur. Bu bağlamda Fideizm ile ilgilenen filozofların hem İslam felsefesinde (Mevlana) hem de Hristiyan Felsefesinde (Kierkegaard) yaptıkları çalışmalar, fideizmin karanlık yönüne ışık tutmaktadır. Mevlâna ve Kierkegaard, Tanrı'nın kanıtlanmasının imkânsız olduğu hususunda benzer fikirlere sahiptirler. Onlara göre Tanrı'ya iman etmek için kanıt aramak, inanç açısından istenilen bir durum değildir. Mevlana ve Kierkegaard'ın fideizm ile ilgili görüşlerinin incelendiği bu çalışmada iki temel hedef üzerinde durulmaktadır. Öncelikle Mevlana ve Kierkegaard'ın fideizmini daha anlaşılır kılmak için: fideizm açıklanmaya çalışılacaktır. Bununla beraber elde edilen fideizm çerçevesinde bu iki filozofun eserlerinden hareketle inanç konusunda ki benzer ve farklı görüşlerini ortaya koymak amaçlanmaktadır.

İman
Fatma Keskin
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de öncü felsefeci kadın: Bedia Akarsu örneği

İstanbul Üniversitesi'nin ilk kadın felsefe Profesörü unvanını taşıyan Bedia Akarsu, Cumhuriyet döneminde yetişen, fikirleri ve yaşantısında döneminin etkilerini görebildiğimiz önemli bir değere sahip felsefeciler arasındadır. Tezimizin ilk bölümünde Akarsu'nun hayatı ve eserlerini geniş bir perspektifte ele alırken, ikinci bölümde ise felsefe anlayışına değindik. Akarsu'nun felsefeye katkıları, etkilendiği düşünürler ve felsefe çalışmaları çerçevesindeki görüşlerini ele alarak değerlendirmeye çalıştık. Üçüncü bölümü, Akarsu'nun dil ve kültür ilişkisi, dil felsefesi yaklaşımı, dil ile felsefe ilişkisi, dilin kültürel rolü bağlamında ele aldık. Akarsu'nun felsefe anlayışını dil, kültür ve ahlak felsefesi oluşturmakla birlikte, felsefi görüşü ise aydın, çağdaş, Atatürkçü düşünce ve ideolojilerden oluşmaktadır. Akarsu, sahip olduğu bilgi birikimi ve felsefe alanında yazdığı eserlerle katkılar sunarak topluma ilham olmuştur. Felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesi konusunda öncü olan Akarsu, bu hususta Felsefe Terimleri Sözlüğü ile felsefe alanına önemli katkılar sağlamıştır. Ahlak felsefesi alanında ahlak ile ilgili düşüncelerini Kant'ın düşünceleri kapsamında değerlendirmiştir. Dil ve kültür konusunda ise dilin yabancı etkilerden arındırılması ve dilin sınırlarının bağlı olduğu kültür ile iç içe olması gerektiğini düşünmüştür. Çalışmamızı, Akarsu'nun felsefi görüşleri ile dil ve ahlak alanında sınırlandırarak ele almaya çalıştık. Akarsu, insan hakları ve topluma karşı duyarlı düşünceleri ile Türkiye'de felsefenin gelişimine ışık tutan öncü kadın felsefecilerimiz arasındadır.

AhlakAydınlanmaDil+2
Ayşe Turan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gazâlî'nin adalet anlayışı ve günümüz hukuk sistemine yansımaları

Bu tez çalışmasında, adaletin yalnızca yazılı hukuk normlarına indirgenemeyeceği; aksine adalet kavramının vicdan, ahlâkî sorumluluk ve içsel olgunlukla birlikte düşünülmesi gerektiği fikri temel alınarak, günümüz hukuk düzlemi ile Gazâlî'nin adalet anlayışı kıyaslanarak incelenmiştir. Gazâlî'nin, adalet kavramını da kapsayan ahlakı güzelleştirmekle ilgili tavsiyeleri ve yöneticilere yönelik uyarıları, günümüz hukuk sisteminde karşılaşılan yapısal sorunlar bağlamında yeniden değerlendirilmiştir. Tezde, öncelikle insan, ruh ve ahlâk kavramlarının felsefî temelleri ele alınmış; ardından ülkemizdeki hukuk sistemi içerisinde adaletin ne şekilde tesis edildiği, anayasal ilkeler ve yargı kararları ışığında tartışılmıştır. Gazâlî'nin ahlaki temelli adalet anlayışı ise yargı süreçlerinde göz ardı edilen insani boyuta dair kıymetli ve eleştirel bir perspektif sunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma, adaletin yalnızca kurallardan değil, karar vericinin vicdanı ve ahlâkî yetkinliğinden doğan bir değer olduğunu vurgulamakta; Gazâlî'nin düşüncesinin günümüz hukuk anlayışına vicdan, empati ve hikmet gibi ahlaki kavramlar üzerinden katkı sunabileceğini ortaya koymaktadır.

Hukuk felsefesi
Murat Özdemir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Şehâbeddin Sühreverdî'de varlığın dereceleri bakımından arınma

Düşünce tarihinde insanoğlu kendi varlığının özü hakkında değerlendirmelerde bulunmuştur. İnsanoğlunun bu anlam anlayışı sadece "nasıl" sorusuna cevap bulmakla yetmemekte "niçin" sorusuna "nasıl" sorusu kadar zihnini meşgul etmektedir. Felsefede en temelde insanoğlunun kendi varlığının özü arayışına cevap verme girişimidir. İnsanın ölümlü bir hayata niçin doğduğu ve bu hayattaki amacının ne olduğunu bilmesi ve bulması çetrefilli bir iştir. İnsanın bu çetrefilli kurulabilmesi için insanı siyasi ve diğer yönlerden ele almak gerekmektedir. Bu noktada Sühreverdi'nin varlık anlayışını insan ve nefs çevresinde ele alarak arınma ve mutluluğa ulaşma yolları ve yöntemleri değerlendirilecektir. Bu değerlendirme yapılırken de diğer islam filozofların görüşleri de önem kazanacaktır. Sühreverdi'nin arınma konusu kendi kitapları ve konu üzerine yazılmış diğer eserlerden yararlanılarak irdelenilecektir.

Sema Güler
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
10
DoktoraAçık ErişimTR

Reuno Guenon'un metafiziği modernite eleştirisi

Bu çalışma, René Guénon'un metafizik anlayışı bağlamında gelenekselcilik ve modern dünya eleştirisini derinlemesine ele almaktadır. Guénon'un düşünceleri, modernitenin neden olduğu manevi, toplumsal ve kültürel krizlerin analizine dayanarak, geleneksel kozmik düzenin ve aşkın hakikatlerin modern yaşamın anlam krizlerine bir çözüm sunduğunu ileri sürmektedir. Modern dünya, Guénon'a göre, insanın varoluşunun derin manevi boyutlarını ihmal ederek, materyalizm ve sekülerizm ekseninde tek boyutlu bir gerçeklik anlayışını hâkim kılmıştır. Bu durum, bireylerin aşkın olanla bağlarını koparmış, hakikate yönelik sezgisel idrakten uzaklaştırmış ve insanın kozmik düzene uyumunu bozmuştur. Guénon, bu kopuşun, bireysel yalnızlık, toplumsal çatışma ve doğal çevrenin tahribi gibi modern dünyanın temel sorunlarının kökeninde yattığını savunmaktadır. Çalışmada, gelenekselcilik anlayışı, insan varoluşunun aşkın düzenle olan bağlantısını yeniden tesis etme çabası olarak ele alınmıştır. Guénon'un metafizik düşüncesi, hakikatin yalnızca maddi dünya sınırlarının ötesinde bulunduğunu, dolayısıyla bireyin ve toplumun kozmik düzenle uyumlu bir yaşam pratiği geliştirmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Kadim geleneklerin, bireysel ve kolektif olarak anlam arayışında rehberlik ettiği ileri sürülmüş; özellikle Doğu metafizik sistemlerinin, Batı modernitesinin eksiklerini tamamlayan bir bilgi kaynağı olduğu belirtilmiştir. Guénon'un eleştirisi, modernitenin sadece bir uygarlık krizi değil, aynı zamanda manevi bir kopuş olduğuna işaret etmektedir. Gelenekselci perspektif ise insanın aşkın olanla yeniden bağlantı kurarak hem bireysel hem de toplumsal düzeyde dengeyi ve anlamı yeniden kazanabileceğini öngörmektedir. Bu bağlamda çalışma, Guénon'un metafizik ve gelenekselci yaklaşımının modern dünyadaki krizlere yönelik dönüştürücü gücünü tartışmaktadır. Anahtar Kelimeler: René Guénon, Metafizik, Gelenekselcilik, Modernite Eleştirisi, Doğu Metafiziği.

Hakan Erdemir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sinema filmlerinin felsefe grubu derslerinin öğretimi ile ilişkilendirilmesi

Daha sonra dolduSinema kuramcıları sinema sanatının amacıyla ilgili tartışmalar yapmışlardır. Bu tartışmalardan ilki; sinemayı bir deney ve gözleme dayalı iletişim aracı olarak görmekteyken, diğer bir tartışma; sinema sanatını felsefi boyutlarıyla ele almayı tercih etmiştir. Her iki görüşü birleştirdiğimizde, ilk olarak görsel bir iletişim aracı olması bakımından sinemanın eğitim-öğretimde işlevsel olacağı ve ikinci olarak ise sinemanın felsefe derslerinde, felsefe problemlerinin öğrencilere etkili bir şekilde aktarılmasını sağlayabileceği sonucuna ulaşılabilir. Felsefe grubu dersleri öğretimi bu çalışmalar için müsait bir alandır. Son yıllarda ders kitaplarında örnek filmler ve bunların felsefe konularıyla ilişkilendirmesiyle ilgili örneklerin artırıldığını söyleyebiliriz. Özellikle 10. sınıfta felsefe dersi ile ilk defa tanışan bir öğrenci için film etkinliklerinin yapılarak konuların eğlenceli hâle getirilmesi derse olan ilginin, sevginin sağlanması açısından da önemli olacaktır. Bu çalışmanın amacı soyut konular içeren felsefe dersinin ve felsefe grubu derslerinin öğretim programları arasındaki kazanımlar ile sinema filmleri arasında bağlantı kurmak, böylece kazanımların anlaşılmasını sağlamaktır. Bu çalışmanın çıktıları sayesinde felsefe grubu öğretmeninin öğrenciye dersi sevdirmesi, böylelikle öğrencilerin konuları daha kolay kavramasını sağlayacağı öngörülmektedir. Çalışmanın örneklemini, 2023-2024 eğitim-öğretim yılının 1. döneminde Ankara ili Sincan ilçesi Şehit Ömer İpek Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi 10. sınıf öğrencileri ve 11. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında 10. sınıf öğrencilerine "Hay" çizgi filmi, 11. sınıf öğrencilerine "Yeni Hayat" filmi, izletilmiş ve filmlerin felsefe öğretimine olan etkisine ilişkin sorular sorularak felsefe ve sinema arasındaki ilişki kurulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sinema, Felsefe, Eğitim, Yeni Hayat, Hay

Sinan Işık
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geç dönem Stoacı filozofların yaşam felsefesi

Bu tez çalışması, Geç Dönem Stoacılığın önemli temsilcileri olan Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius'un yaşam felsefeleri incelenmektedir. Çalışmada, bu filozofların Tanrı, doğa ve insan üzerine görüşleri, evrensel düzen anlayışı çerçevesinde ele alınmış; insanın kozmik bütün içerisindeki yeri ve yaşamın anlamına dair sundukları öğretiler değerlendirilmiştir. Stoacı düşüncede evrene uyumlu yaşamanın merkezinde yer alan erdem kavramı, her filozofun etik anlayışında farklı boyutlarıyla işlenmiş ve bireysel yaşam ile toplumsal sorumluluk arasındaki ilişki ortaya konmuştur. Tez kapsamında, insanın doğa ile uyumlu evrensel düzen içerisindeki rolü ve toplumsal eşitlikçi yaklaşımı ön plana çıkarılmış; bireysel erdem ile toplumsal sorumluluk arasındaki ayrılmaz bağ vurgulanmıştır. Bireysel gelişimin ardından sağlanan fayda, yalnızca kişinin kendisi için değil, toplum ve kültürler için de değer yaratmaktadır. Bu bağlamda, her bireyin kat edeceği erdemli yaşam serüveni, erdemli ve dengeli toplumların oluşumuna katkı sağlayacaktır. Ayrıca, tezde bireyin erdemli yaşamı seçerek doğa yasaları ve evrensel düzenin farkındalığı ile hareket etmesi, doğum ve ölüm arasındaki yaşam sürecini anlamlı kılması ve zamanı bilinçli biçimde değerlendirmesi üzerinde durulmuştur. Çalışma, insanın kimliği, nasıl yaşaması gerektiği, bireysel gelişim, psikolojik dayanıklılık ve içsel huzur gibi konuların günümüz insanı için hâlen bir rehber niteliği taşıdığını göstermektedir. Bu yönüyle tez, Stoacı felsefenin modern dünyada da insan yaşamına ışık tutan evrensel değerini vurgulamaktadır.

Doğa
Esma Taşkın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soren Kıerkegaard felsefesinde günah kavramı

Buna bağlı olarak ilk bölümde Kierkegaard ve felsefesinin temel konuları irdelenmiştir ve Kierkegaard'ın bireysellik ve varoluşa yaklaşımı, Hegel'e ve kiliseye olan tepkisi ele alınmıştır. Daha sonra Hristiyanlıkta günah kavramı üzerinde durulmuştur. Hristiyan dininde günah kavramı, Mevrus günah ile karşımıza çıkmaktadır. Mevrus günah insanın doğumundan itibaren nesilden nesile aktardığı günahkarlığa vurgu yapmaktadır. Hristiyan bir filozof olan Kierkegaard'ın felsefesinde günah kavramı aktif bir kavram olup yaşamına ve eserlerine yansımaktadır. İkinci bölümde Kierkegaard felsefesinde günah kavramı incelenmiştir. Günah ve mevrus günah anlayışına farklı bir yaklaşım getiren Kierkegaard, varoluş açısından bireyi tekrardan değerlendirerek kaygı kavramını ele almıştır. Günah ve kaygı kavramının kökenine ve doğasına inen Kierkegaard, Âdem'in işlemiş olduğu ilk günahın nesilden nesile aktarılıp aktarılamayacağını ele alarak tartışmıştır. Üçüncü bölümde Kierkegaard felsefesinde günahın psikolojik boyutu olan umutsuzluk kavramı incelenmiştir. Kierkegaard, bireyin yaşamış olduğu umutsuzluğu Tanrı huzurunda günah olarak tanımlamıştır. O, Tanrı huzurunda bireyin kendisi olamamayı umutsuzluğun bir formu olarak görmüş ve umutsuzluğu ölüme götüren bir hastalık olarak tanımlamıştır. Dördüncü bölümde Kierkegaard felsefesinde günahın aşılma durumunun iman ve sevgi ile olduğu üzerinde durulmuştur. Kierkegaard, İbrahim kıssasından hareketle imanı varoluşsal bir düzlemde değerlendirmiştir. Bireyin ahlakı teolojik olarak askıya almasının günah olup olmadığı üzerinde durmuştur. Kierkegaard'a göre bireyin işlemiş olduğu birçok günah, Tanrı kökenli bir sevgi ile bağışlanarak örtülür. Bu sevgi kötüye giden tüm yolları kapatarak bireyi günah karşısında koruyucu bir işlev üstlenir. Kierkegaard'a göre, bağışlayıcı ve dönüştürücü sevginin kaynağı ise Tanrı'dır. Anahtar Kelimeler: Günah, kaygı, umutsuzluk, iman, sevgi.

Esra Yılmaz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00