Erzurum Technical University
Anabilim Dalı

Felsefe Anabilim Dalı

Erzurum Technical University

22

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0

Araştırmacı

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

22 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Baudrillard felsefesinde modern dünyanın gerçeklik inşâsı

Modern dünya ile başlayan süreçten günümüze kadar olan serüveni Baudrillard cihetinden incelemiş bulunduğum bu çalışmada, yaşam biçimleri üzerinden birtakım tespitler ortaya koymak ve bu tespitlerin kökenine inmek gaye edinilmistir. Bununla birlikte, modern faaliyetlerin gerek toplumlar gerekse bireyler için nasıl bir dünya tasarımı sunduğu irdelenmiş ve sunulan yeni dünya tasarımının şehirler, medeniyetler, kültürler, değerler bakımından ne gibi sonuçlar getirebileceği üzerinde mülahazalar yapılmıştır. Yine ek olarak, modern dünya tasavvurunun argümanlarını eleştiren post-modern düşünceye yer verilmiş ve post-modern düşüncenin ortaya koyduğu yeni önerilerin ne yazık ki yetersiz kaldığı vurgulanmıştır. En önemlisi de Baudrillard'ın bahsettiği yeni dünyanın artık son sınıra ulaştığına deginilmekle beraber, ulaşmış olduğumuz bu son evrenin Baudrillard açısından dönüşü olmayan bir ütopya dünyasına karşılık geldiği saptanmıştır. Son olarak ise, mevcut problemlerin çözümü noktasındaki yetersizliklerden bahsedilmiş ve bu doğrultuda muhtemel görülen birtakım görüşler değerlendirilmeye tâbi tutulmuştur.

Baudrillard, JeanGerçekliğin inşasıHipergerçeklik+5
Eda Topar
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kant'ın ahlak felsefesinde özgürlük ve nedensellik sorunsalı

Kant'ın ahlak felsefesi bağlamında özgürlük ve nedensellik kavramlarının önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede iki farklı nedensellik türü ile iki farklı özgürlük türü karşımıza çıkmaktadır. Bu anlayışlardan hangisinin ahlak yasasının oluşumunda başat rol oynadığının incelenmesi gerekmektedir. Söz konusu sorunsalın araştırılması bağlamında öncelikle Kant'ın ahlak felsefesi ana hatlarıyla ele alınacaktır. Onun ahlak felsefesi çerçevesinde şu temel konular tahlil edilmektedir: mutluluk, ödev ilkesi, koşulsuz buyruk, özerklik, yaderklik. İkinci adımda ise onun özgürlük ve nedensellik kavramlarını hangi ölçüte göre tasnif ettiği aydınlatılmaya çalışılacaktır. Aynı zamanda Kant'ın özgürlük ve nedensellik kavramları ile ödev ahlakı arasında nasıl bir bağ kurduğu irdelenecektir.

AhlakAhlak felsefesiKant, Immanuel+2
Ayşe Tutal
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilimin tarihsel gelişim sürecinde Paul K. Feyerabend'in bilim felsefesi

Bilim felsefesi söz konusu olduğunda üzerinde durulması gereken önemli düşünürlerden biri Paul Karl Feyerabend'dir. Özellikle 19. yüzyılın sonlarından itibaren ilerleme kaydeden bilim felsefesi, bilgiye ulaşma yöntemlerinin ve bilimsel geleneklerin tartışılması olanağını sağlamıştır. Bununla birlikte bilimsel bilginin elde edilmesinde herhangi bir yöntemin tek başına yeterli olup olamayacağı konusu tartışılmalı bir hal almaya başlamıştır. Böylelikle bilimin her türlü problemi tek başına çözebileceği ya da kendisiyle bağdaşmayan unsurları reddedebileceği anlayışına karşı itirazların arttığı görülmektedir. Bu bağlamda Feyerabend'in epistemolojik anarşizm düşüncesinin geleneksel bilim anlayışına karşı temel bir itiraz olduğu anlaşılmaktadır. Onun bilim tasarımı, bilimde kesin ve değişmez evrensel yasaların olamayacağı ve farklı bilgi edinme yollarının mümkün olabileceği anlayışına dayanmaktadır. Elinizdeki çalışma Feyerabend'in epistemolojik anarşizm ve bilim tasarımı düşüncesini tartışmayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede onun fikirlerinin modern bilimin tarihsel gelişim sürecindeki konumu incelenecektir. Ayrıca, Feyerabend gibi mevcut bilim tasarımlarına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan Popper, Kuhn ve Lakatos'un görüşleri de Feyerabend'in bilim felsefesiyle karşılaştırılarak, Feyerabend'in farklı ve özgün yönleri belirlenmeye çalışılacaktır.

AnarşizmBilimBilim felsefesi+4
Ekin Arısoy
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nietzsche'de insan ve ahlak anlayışı

Tüm zamanlarda temel olarak kabul edilen ve felsefeyle uğraşan kişilerin ilk olarak ele aldığı bazı kavramlar vardır. Bunlardan en temel olanı insan kavramıdır. İnsan hakkında hemen hemen tüm filozofların kendine has bir tanımı olduğu söylenebilir. Fakat ele alınan bu tanımlardan farklı olarak Nietzsche'nin, kendine has yorumlamada bulunduğu bilinmektedir. Onun felsefesi, insan tanımı etrafında şekillenmektedir. Nietzsche, insanları birbirinden ayırır, devamında insanların ahlakını da birbirinden ayırır. Onun felsefesinin en önemli kavramı üst insandır. İnsan, ona göre aşılması gereken bir şeydir. Kendi deyimiyle insan, üst insan ve hayvan arasında gerilmiş bir iptir. En nihayetinde gerekli olan şey bu ara durumdan kurtulup üst insana ulaşmaktır. İnsan kavramının üstüne çıkmak lazım, eğer yalnızca insan olarak kalmayı kabul edersek kirli bir nehir haline geliriz. Oysa insan, kirli nehirden ziyade bir deniz olmalıdır. Üst insan olmayı becerebilen bu kişinin ahlakı da elbette ki diğerlerinden farklı bir ahlak olacaktır. Üst insana ulaşmak zor bir yoldur ama birey bu yola girdikten sonra asla arkasına bakmamalıdır. Üst insanın karşıtı olarak sürü insanı ise Nietzsche'ye göre değersiz insandır. Çünkü hayatta ne istediğine bile kendisi değil başkaları karar verir. Görüldüğü üzere Nietzsche, felsefesini insanları ayrıştırarak kurmuştur. Bu ayrıştırma ile felsefesinin en önemli kavramı olan üst insana ulaşmıştır. Ayrıca, güç istenci kavramı insan hayatının en önemli parçasıdır. "Nietzsche'nin İnsan ve Ahlak Anlayışı" adlı bu tezde filozofun insan tanımlamaları ve felsefesindeki diğer kavramları ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Ahlak, Decadence, Güç istenci, Nihilizm, Üst insan

Halime Damar
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nıetzsche'nin Türkçedeki Zerdüşt basılarına dair akademik bir katkı arayışı

Friedrich Nietzsche'nin "Also sprach Zarathustra: Ein Buch für Alle und Keinen (Zerdüşt)" adlı eserinin, herhangi bir Almanca "Kritische Ausgabe" çalışmasını bütün olarak zemine yerleştirmeden dilimize çevrildiği saptanmıştır. İrdelemelerimiz göstermektedir ki metinden çevrilmiş nitelemesiyle bahsetmek mümkün görünmemektedir. Bu ise olgusal bir saptamadır, normatif değil. Saptamadan hareket edilir ve ayrıca kendi zamanının dil, sanat, felsefe, bilim ve teoloji anlayışlarına Nietzsche'nin katkısı olduğu kabul edilir ise şu sonuca varmak mümkündür: Nietzsche'nin "Zerdüşt" kısaltmasıyla işaret ettiğimiz metninin, dilimize yüz yıla yakın bir zamandır çevrilememesi, dilsel bir problem değildir. Bu, kaynak dilde beliren bir metninin hedef dilde "Kritische Ausgabe" cihetinden temsil ve tesis edilememesi problemidir. Tezimizin amacı, bahsettiğimiz olgusal saptamadan hareketle vardığımız temsil ve tesis problemini sınayışımızı tetkike açmaktır. Bu çerçevede, erişebildiğimiz tüm Türkçe "Zerdüşt" çevirilerini irdeledik. Edinilen verileri öncelikle Almanca, daha sonra ise kısmen İtalyanca, Fransızca ve İngilizce tenkidli eser neşriyatıyla karşılaştırma yoluna gittik. Elde ettiğimiz sonuç şudur: "Zerdüşt" ile ilgili Almanca bir "Kritische Ausgabe" çalışmasını merkeze alarak eseri incelemek, incelemeyi de atıf ve kaynak bakımından sabitlemeye çalışmak, "Also sprach Zarathustra: Ein Buch für Alle und Keinen" metnini çevirebilmek için en verimli yol olabilir.

Damla Yıldırım
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kötülük problemi ve Alvin Plantinga'nın özgür irade savunması

Kötülük problemi felsefe tarihinin en tartışmalı konularından biridir. Bu problemin temelinde mutlak anlamda güçlü ve mutlak anlamda iyilik sahibi bir Tanrı'nın varlığı ile dünyadaki kötülüklerin bir arada açıklanıp açıklanamayacağı sorusu yer alır. Ateistlere göre dünyada bir çok kötülük vardır ve bunların varlığı herşeye gücü yeten bir Tanrı anlayışıyla çelişmektedir. Bu sebeple onlar son kertede Tanrı'nın varlığının reddedilmesi gerektiğini iddia ederler. Teistler bu probleme çözüm önerisi olarak birçok teodise ve savunma geliştirmişlerdir. Çözüm önerileri arasında en çok ilgi gören Alvin Plantinga tarafından sistemleştirilen özgür irade savunmasıdır. Özgür irade savunmasına göre dünyadaki kötülükler insanların özgür iradeleriyle gerçekleştirdikleri eylemlerin sonucunda meydana gelir. Dolayısıyla dünyada kötülüklerin olması Tanrı'nın varlığını reddetmeyi gerektirmez. Bu tezin amacı Alvin Plantinga tarafından öne sürülen özgür irade savunmasının detaylı bir şekilde ele alınması ve değerlendirilmesidir. Çalışmamızın ikinci ve üçüncü bölümünde kötülük kavramı üzerinde durulmuş ve kötülük çeşitleri incelenmiştir. Bununla birlikte kötülük probleminin ne olduğu ve farklı dönemlerde yaşayan filozoflarca nasıl anlaşıldığı üzerinde de durulmuştur. Çalışmamızın dördüncü bölümünde ise özgür irade kavramı ele alınmış ve bilinç kavramından hareketle özgür iradeye sahip failler olup olmadığımız konusu tartışmaya açılmıştır. Çalışmamızın beşinci ve son bölümünde Alvin Plantinga'nın özgür irade savunması detaylı bir şekilde işlenmiştir. Bu bölümde ayrıca Plantinga'ya yöneltilen bazı eleştirilere de yer verilmiştir. Sonuç olarak ise özgür irade savunmasının kötülük problemini çözmeye yönelik makul bir çözüm önerisi olup olmadığı değerlendirilmiştir.

Salih Erdem
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Platon'da Daimōn ve Daımonıon ile irtibatı içerisinde epistēmē

"Daimōn," Platon öncesi "epos" ve "thegonia" merkezli Grek tahayyülünde "theos" ve "anthrōpos" arasında yer alan "theios" vasfına sahip bir işaret edilen olarak karşımıza çıkar. Bu tahayyülün, Herakleitos'da "ēthos"a temas ve Parmenides'de ise "alētheia" yolculuğunu nakletme çerçevesinde, işaret edilenin "theios" vasfını muhafaza ederek sürdürüldüğü görülür. Platon fikriyatında Sokrates'e atıfla ve "daimōn"un "daimonion" dilsel türeviyle karşılaştığımız işaret edilen, Apologia metninde Sokrates'in "theoi"ya bağlı olup olmadığını belirginleştirme hattında, yoğun bir irdeleme ağının merkezinde yer alır. Tartışma, Symposion metninde ise "daimōn" zemininde, "philosophia" sürecinin "eros"a dönük cihetini tasvir etmek için sürdürülür. Metinleri dikkatli bir biçimde tetkik edildiğinde, Platon'un birbirine anlam ve işlev bakımından son derece yakın düşen iki katmanlı bu örüntüyü, "theios" vasfını reddetmeden, aynı zamanda Sophistes metninde, kuvvetli bir "eleştiri (krinein)" mekanizması olarak kullandığı saptanmaktadır. Tezimizin amacı, bahsedilen örüntü çerçevesinde Platon metinlerini çözümlemek için yeni bir yaklaşım geliştirmektir. Bu hususu adlandırmak için "epistemik duruş" deyişini kullandık. Bahsedilen yaklaşım, birbirine bağlı üç ana sav çerçevesinde ileri sürülüp gerekçelendirilmeye çalışıldı. İlk olarak, "daimōn" ve "daimonion" örüntüsü, Platon metinleri içerisinde ve bu metinlerin kayıt ve sınırlarını aşmadan, "muthos" yazımı ekseninde değil, "epistēmē" zeminde anlaşılabilir. İkinci olarak, bu anlama, "epistēmē"yi mümkün kılan faaliyete, "sınır mefhum" deyişi ile açılan bir irtibatı kullanmak suretiyle gerçekleştirilebilir. Böyle bir irtibat, muhakeme (dionaia) üzerinden değil muhakemenin sınırlarını tanıma yönünden "logos"a doğru yönelen "mesafe"li bir "duruş" ile mümkündür. Son olarak, "logos"a doğru kat edilen mesafe düzleminde "daimōn" ve "daimonion" örüntüsünü kullanmanın temel amacı, Platon düşüncesi itibariyle, "politik yapı"nın (politeia) sadece tesisine değil aynı zamanda sınanmasına götürecek bir imkân tesis etmektir.

Politeia
Seda Yalçın
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Francis Bacon'ın tümevarım anlayışı

Novum Organum, Denemeler ve Yeni Atlantis adlı kitaplarının Türkçeye çevrilmesiyle yaşadığımız coğrafyada sadece felsefe alanıyla ilgilenenler arasında değil, genel okuyucu kitlesi tarafından da bilinir olan Francis Bacon, felsefi ve bilimsel düşüncenin gelişmesine katkı yapan çığır açıcı düşünürlerden biridir. Onun başarısı, yerleşik kabullere tepki olarak yeni bir bilimsel yöntem kavrayışı sunmasından kaynaklanır. Bu bağlamda Bacon, tümdengelime dayalı mantığın felsefi ve bilimsel sorunların üstesinden gelemediği/gelemeyeceği iddiasıyla ilerlemeyi sağlayacak olan tek çözüm yolunun tümevarım olduğunu ileri sürmüştür. Bu durum, bilimsel yöntem meselesinin ne denli büyük bir öneme sahip olduğunu göstermiştir. Buna bağlı olarak tez çalışmasında, Bacon'ın Novum Organum adlı eseri merkeze alınarak onun tümevarım anlayışı incelemeye tabi tutulacaktır. Bunun için de düşünürün kendi dönemine kadar etkin olan Aristotelesçi yaklaşım tarzına yönelik eleştirileri, "Bilgi güçtür." şiarıyla özetlenebilecek olan bilim anlayışı ve idol kavramlaştırması irdelenecektir. Böylece bilimsel ilerlemenin olanaklı hale gelmesine etkide bulunan sağlam ve güvenilir bir bilimsel yöntemin tesisinin nasıl olduğu, bilim tarihinin dikkat çekici bir kesitinin değerlendirilmesi suretiyle ele alınacaktır.

Bilim felsefesi
Gülan Sarılı
Gümüşhane University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Paulo Freıre'nin eleştirel eğitim felsefesi ve günümüz için önemi

Eleştirel eğitim felsefesi denince üzerinde durulması gereken önemli düşünürlerden biri Paulo Freire'dir. Eleştirel eğitim felsefesi, bilim ve pozitivizm etkisinde yeni bir dünya kuran modernizmin neden olduğu eşitsizlik, savaş, baskı, zulüm ve sömürüleri sorunsallaştırmıştır. Freire söz konusu problemlerin eğitim ile olan ilişkisini ve bankacı eğitim modeli olarak isimlendirdiği gelenekçi bir yapı içerisinde sürekli yeniden üretildiğini ortaya koymuştur. O eleştirel eğitim felsefesi bağlamında kendisinin de bizzat yaşadığı ezilme durumuna neden olan söz konusu eğitim anlayışının alternatifi olarak özgürleşmeyi esas alan problem tanımlayıcı eğitim modelini geliştirmiştir. Elinizdeki çalışma günümüz eğitim sorunlarını Freire'nin eleştirel eğitim felsefesi bağlamında tartışmayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede düşünürün ezilenlerin pedagojisi eseri merkeze alınarak onun düşüncelerinin günümüz eğitimine yansımaları incelenmiş olup problemleştirdiği durumlar ve özgün çözüm önerileri belirlenmiştir.

Recep Kayalı
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Logoterapi'nin felsefi temelleri

Logoterapi, XX. yüzyılda ortaya çıkmış "Üçüncü Viyana Psikoterapi Ekolü" olarak bilinen kuramdır. Öncüsü nörolog ve psikiyatrist Viktor E. Frankl'dır. Diğer temsilcilerinden ise Irvin Yalom, Rollo May ve James Bugental öne çıkmaktadır. Logoterapi kuramının temsilcilerine göre insan hayatının yaşanılır kılmanın yolu "anlam"dan geçmektedir. Buna göre logoterapi'yi "anlam terapisi" olarak tanımlamak mümkündür. Bu kuram psikoloji alanında yer almasına rağmen önemli ölçüde felsefe ile bağının olduğu dikkat çekmektedir. Planlanan tez çalışmasında logoterapinin temelinde yer alan felsefi anlayışların aydınlatılması amaçlanmaktadır. Aynı zamanda varoluşçu felsefenin logoterapi üzerindeki etkileri araştırılacaktır. Bununla birlikte anlam, kaygı, ölüm vb. konularla ilgili fikirler ileri sürmüş filozofların logoterapiye olan katkılarının incelenmesi planlanmaktadır. Bu çerçevede Kierkegaard, Nietzsche, Heidegger, Sartre, Buber, Binswanger ve Boss gibi filozofların düşüncelerine başvurulacaktır. Son bölümde ise logoterapinin gelişimi ve günümüz için önemi konusunda bazı önerilerin oluşturulması amaçlanmaktadır.

Buğrahan Sürül
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suç ve Ceza'da Raskolnıkov'un çıkış arayışından hareketle "Yegânelik" ve "Yozlaşma" düşünceleri hakkında bir felsefe araştırması

Bu tez çalışmasının amacı, Rusça "Raskolnikov" kelimesinin çözümlenmesinden hareketle kendini göstermektedir. Bu kelimenin eki, Slav ülkelerinin pek çoğunda kurucu bir anlam barındırır. Kelimeyi, "raskol-nik-ov" şeklinde yazdığımızda, "raskol" bileşeni "ayrılık" anlamına gelip bu bileşenden meydana gelen "raskolnik" sözcüğü ise "ayrılıkçı" demektir. Şu durumda "raskolnikov" bir dizi çağrışıma açık son derece sembolik bir isimdir. Bu metinde, COVID-19 ve 2023 depremlerinden sonra gündelik ve akademik hâdiselerde yaşanan kırılmaların, üniversite bünyesindeki yasnsımalarını irdelemek temel hedefimizdir. Tezin temel problemi, bahsettiğimiz "isim"e ait anlam katmanlarının güümüzdeki açmazlar bakımından tahlil edilmesinde bulunur. Tezin hipotezi, bir "sav"ın veya bir "önerme"nin veya bir "cümle"nin kuruluş yapısında bulunduğu kabul edilebilecek unsurların iki yönden açılabileceğildir. İlkine "anlam" ikincisine ise "anlam fazlalığı" diyoruz. Bahsedilen hipotezi sınamak için kullanılan yöntem, "μέθοδος" kelimesinin Helence özgün anlamına yakın düşmektedir. Çalışmamızda karşılaşılanlar açısından fenomenolojik bir analiz sunuyoruz. Bunun için ise analizin doğasına uygun olarak gelişen "raporlama" tekniğini kullanıyoruz

Hasret Altunok
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansDOIAçık ErişimTR

Yapay zekâ sistemlerinde bilinç sorunu

Bu çalışma, yapay zekâ sistemlerinde bilincin ortaya çıkma olasılığını felsefi, teknik ve toplumsal boyutlarıyla incelemektedir. Yapay zekâ; insan zekâsını taklit eden, öğrenme ve problem çözme yeteneklerine sahip sistemler olarak tanımlanır. Tarihsel olarak El-Cezeri'den Turing'e kadar birçok öncünün katkılarıyla günümüz yapay zekâ temelleri atılmıştır. Bilinç tartışmaları Turing Testi ve Çince Odası gibi düşünce deneyleri üzerinden ele alınırken, bazı yaklaşımlar makinelerin bilinç kazanabileceğini savunmakta; bazıları ise anlamdan ve öznellikten yoksun olduklarını öne sürmektedir. Çalışma, doğal dil işleme, makine öğrenmesi gibi teknik uygulamaların yanı sıra etik, veri gizliliği ve istihdam gibi toplumsal etkileri de kapsamaktadır. Gelecekteki gelişmelerin insan-makine etkileşimini dönüştüreceği öngörülürken, bilinç meselesinin çok disiplinli bir yaklaşımla ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır.

Doğukan Yurdagel
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2025.259
Yüksek LisansDOIAçık ErişimTR

Doğa durumundan sivil topluma Rousseau'da özgürlük sorunu

Jean-Jacques Rousseau, siyaset ve toplum felsefesini bir sözleşme fikri üzerinden temellendirirken, insanın gerçek doğasını kavrayabilmek için sivil toplum öncesine, yani doğa durumu tasarımına başvurmuştur. Ona göre, doğa durumunda insan özgür ve eşittir; kendi kendine yeten, doğanın sunduklarıyla yetinebilen, korku ve kaygıdan uzak bir varlıktır. Doğuştan eşit olan insanlar, bu eşitlik sayesinde merhametli olup birbirleriyle mücadele etmemektedir. Rousseau, insanı doğal olarak iyi bir varlık olarak görür ve sözleşme öncesindeki doğa durumunu, bireyin kendi varlığını korurken başkalarına en az zarar verdiği, barışa ve insan türünün varlığına en uygun koşullara sahip bir dönem olarak tanımlar. Ancak, özgür ve eşit doğan insanı bencil ve kötü bir varlığa dönüştüren şey, toplumun kendisidir. Rousseau'nun ifadesiyle, "Her şey Tanrı'nın elinden çıktığında iyidir, insanoğlunun elinde bozulur." Toplumu insanın yarattığı bir yapı olarak gören Rousseau, Hobbes'un doğal insan için betimlediği açgözlülük ve bencillik gibi eğilimlerin doğa durumundaki insanı değil, uygar insanı nitelediğini savunur. Doğa durumuna ilişkin optimist bir bakış açısına sahip olan Rousseau, doğa haline dönüşün artık mümkün olmadığı bir dünyada, toplum sözleşmesi yoluyla bireyin doğal haklarını koruma ve güvence altına alma arayışını dile getirir. Bu bağlamda, Rousseau'nun 'özgürlük ideali', bireyin doğuştan sahip olduğu özgürlüğün, toplum içinde adil ve ortak iradeye dayalı bir düzen çerçevesinde yeniden inşasını öngörür. Bu çalışmada, doğa durumuna geri dönemeyen insanın, Rousseau'nun düşüncesinde nasıl yeniden özgür bir varlığa dönüşebileceği ele alınacaktır.

Gamze Karaçavuş
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2025.130
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişinin yaşamını sonlandırma isteği temel bir hak mıdır? Felsefi bir tartışma

İnsan hakları dediğimizde ırk, ulus, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların yararlanabileceği hak ve özgürlüklerden bahsederiz. Bu haklar evrensel, devredilemez ve değiştirilemez niteliktedir. Yaşama hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, mülkiyet hakkı, seçme ve seçilme hakkı, özel hayatın gizliliği hakkı, eğitim hakkı, beslenme ve barınma hakkı sahip olduğumuz temel insan hak ve özgürlüklerinden bazılarıdır. Bu hakların insanlara doğuştan verili olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte insanların söz konusu temel haklardan vazgeçmek gibi bir hakkının olup olmadığı temel bir tartışma konusudur. Bu bağlamda "İnsan, en temel hakkı olan yaşama hakkından özgür iradesi ile vazgeçebilir mi?" diye bir soru karşımıza çıkmaktadır. Diğer bir ifadeyle "Kişi yaşama hakkını kullanmama ya da yaşama hakkından vazgeçme özgürlüğüne sahip midir?" diye sormak mümkündür. Aynı zamanda yaşama hakkından vazgeçmenin niçin birçok toplumda hoş karşılanmadığı ve temel insani değerlere aykırı olarak görüldüğünün aydınlatılması gerekmektedir. Tarihsel süreçte yaşama hakkından vazgeçmenin lanetlendiği toplumsal yapılar ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, kişinin yaşamını sonlandırma hakkı, insan hakları çerçevesinde felsefî olarak ele alınacak ve intihar ile ötanazi kavramlarına ilişkin değerlendirmeler tartışılacaktır. Bu çerçevede yaşama son verme hakkının temel insan haklarına dâhil olup olmadığı analiz edilecektir.

Yaşama hakkıÖlme hakkıÖtanazi+2
Tuğba Çelik Korkmaz
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansDOIAçık ErişimTR

John Dewey'in eğitim felsefesinde ilerlemecilik kavramı

Eğitim felsefesi, eğitimle ilgili temel kavramları ele alan ve mevcut sorunlara çözümler üretmeye çalışan bir felsefe disiplinidir. Eğitim felsefesinin ele aldığı sorunlar geleneksel felsefi sorunlardan ziyade 'eğitim nedir?', 'bilmek nedir?', 'öğrenmek ve öğretmek arasındaki farklar nelerdir?' gibi eğitim ile ilgili sorunlardır. John Dewey pragmatist anlayışı eğitim felsefesine uygulamaya çalışan bir düşünürdür. Ona göre eğitim ömür boyu süren bir eylemdir ve bu sebeple en etkili öğrenme yaparak ve yaşayarak kazanılan öğrenmedir. Bu tezin amacı, genel olarak, John Dewey'in görüşleri ışığında eğitim felsefesinin temel ilkelerinin detaylı bir şekilde ele alınması ve yorumlanmasıdır. Spesifik olarak ise amacımız Dewey'in felsefesinde önemli bir yer işgal eden ilerlemecilik anlayışının eğitim felsefesi açısından yeri ve önemini değerlendirmektir. Çalışmamızın birinci bölümünde Dewey'in eğitim anlayışı ele alınacak ve eğitim felsefesinin temel kavramları üzerinde durulacaktır. Ek olarak, Dewey'in görüşlerini etkileyen düşünürlere de yer verilecektir. İkinci bölümde ise John Dewey'in Türkiye'ye davet edilme süreci hakkında bilgi verilecek ve Türk Eğitim Sistemi hakkında hazırladığı raporun içeriği analiz edilecektir. Mustafa Kemal Atatürk'ün eğitim fesefesi ile John Dewey'in eğitim felsefesi arasındaki benzerlik ve farklılıklara da değinilecektir. Bu bölümde ayrıca tezimizin esas konusu olan ilerlemecilik kavramı, bu kavramı benimseyen ve uygulayan düşünürlerin yorumları ışığında detaylı olarak ele alınacaktır. Üçüncü ve son bölümde amacımız ilerlemecilik anlayışının eğitim felsefesi açısından yeri ve önemine dair bir tartışma yapmaktır. Bu amaç doğrultusunda çağdaş ve geleneksel eğitim anlayışları karşılaştırılacak ve buradan hareketle ilerlemecilik ilkesine yönelik bir değerlendirme yapılacaktır.

Fatma Meşegülü
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2025.240
Yüksek LisansDOIAçık ErişimTR

Felsefi bağlamda liberal eğitim anlayışı ve eleştirisi

Liberalizm ortaya çıktığı dönemden itibaren insan ve toplum hayatında önemli etkiler meydana getirmiş olan bir akımdır. İlk başlarda bireysel özgürlük fikrine dayalı bir düşünce olarak gelişen liberalizm, zamanla ekonomi alanda etkili bir akım haline gelmiştir. Özellikle XX. yüzyılda gelişen liberal ekonomi düşüncesi farklı alanlara yayılarak etkisini hissettirmiştir. Bununla birlikte liberalizmin küresel anlamda hayatın her alanına yayılan etkisi önemli ölçüde eğitim alanına da yansımıştır. Çalışmamızda liberalizmin temelleri, insan hayatına etkileri ve eğitim alanındaki yansımaları incelenmektedir. Liberal akımların öngördüğü eğitim anlayışının insani ve ahlaki anlamda yol açtığı etkilerin felsefi bağlamda analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Söz konusu analiz kapsamında eleştirel bir yöntem izlenmektedir. Bu çerçevede tezimizde ilk olarak liberalizmin ortaya çıkışı, öncüleri ve temel kavramları ele alınmaktadır. İkinci adımda ise liberal eğitim anlayışı insan olgusu bağlamında analiz edilmektedir. Sonraki aşamada liberal eğitim anlayışın felsefi bağlamda eleştirisine yer verilmektedir. İnsani değerler bakımından liberal eğitimin yol açtığı sorunlar tartışmaya açılmaktadır. Bununla birlikte son tahlilde bazı alternatif öneriler oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Bireysel eğitimEkonomik özgürlükEpistemik özgürlük+2
Mehmet Yücel
Gümüşhane University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2025.195
Yüksek LisansAçık ErişimTR

St. Augustinus ve Immanuel Kant'ın ahlak felsefelerinin karşılaştırılması

Bu çalışma Patristik felsefenin önde gelen temsilcilerinden St. Augustinus'un Tanrısal iradeye dayalı ve onun rızasını kazanmaya çalışan ahlak anlayışı ile "etik" denilince akla ilk gelen ve aydınlanma dönemi filozoflarından Kant'ın insan aklına dayalı olan ve niyet temelli etik anlayışını karşılaştırmaktır. Bir taraftan insanın yapıp etmelerinin sonuçları üzerinden değerlendiren teleolojik etiğin çıkar temelli anlayışına ki bu çıkar Tanrının rızasını kazanmak dahi olsa buna karşı deontolojik etiğin ise ahlaki eylemi sonuçlarından bağımsız olarak sadece yapılması gerektiği bilinci ile gerçekleştirdiği görülecektir. Sonuç olarak bir tarafta Tanrısal yazgıya bağlı olan ve eylemlerinin edilgen nesnesi konumundaki insan ile diğer tarafta kendi eylemlerinin faili olarak kaderinin öznesi olan insanın karşılaştırmasını bu çalışmada görmek temel amaçtır. Anahtar Kelimeler: Augustinus, Kant, Etik, Özgürlük, Ödev

AhlakAhlak felsefesiAugustinus+4
Naim Karatepe
Erzurum Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soren A. Kierkegaard'ta insan ve eğitim problemi

Varoluşçu felsefenin en önemli temsilcilerinden Søren A. Kierkegaard, teolog ve filozoftur. Kierkegaard, katı bir atmosferde yetişmiştir ve bu ortam onun felsefi düşüncelerini de etkilemiştir. Bu çalışmada Kierkegaard'ın insan anlayışının, eğitim anlayışına yansıması ele alınmıştır. Buradaki asıl amaç insan ve din temelli olarak Kierkegaard'ın eğitim hakkındaki görüşlerini felsefi bir temelde açıklayabilmektir. Çalışmamızda, insan temelinde Kierkegaard'ın eğitim felsefesi irdelenerek hedef, içerik, eğitim durumları ve ölçme değerlendirme konuları değerlendirilmiştir. Bu sayede Kierkegaard'ın eğitim anlayışında; eğitimin insanın anlamını bulmasında destek konumunda mı yoksa engel konumunda mı olacağı görülmüştür. Bunun için Kierkegaard felsefesinin insana dair ana hatlarını meydana getiren özgürlük, seçim, sorumluluk, kaygı, tekil birey, sentez, varoluş alanları ve benlik gibi kavramları irdelenerek bu kavramların eğitim ile olan ilişkileri açıklanmıştır. Ayrıca modern dönemde insanın durumunu aktarmaya çalışan Kierkegaard'ın geleneksel okullara yaptığı eleştiriler dile getirilerek mevcut problemler ele alınmıştır. Araştırmamızda sorunlar için sunulan çözüm yolları aktarılarak kuramsal bir çalışma yapılmıştır.

EğitimEğitim felsefesiEğitim sorunları+5
Abdulvahap Uslu
Erzurum Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Niccolo Machiavelli ve Thomas Hobbes'un politika alanındaki düşünceleri

Bu çalışmanın amacı, modern dönemin mihenk taşı niteliğinde olan Rönesans Dönemi'nin siyasi bağlamda pesimist düşünürü Niccolo Machiavelli ile 17. yüzyıl İngilteresinin alengirli döneminde yaşamış olan Thomas Hobbes'un politika alanındaki homotetik fikirlerinin analizidir. İki ana bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümü Niccolo Machiavelli özelinde yürütülmüştür. Gerek coğrafi konumundan dolayı gerekse İtalya coğrafyasında bu dönemde yaşanılan sosyal ve siyasi olaylardan dolayı başlayan Rönesans hareketinin akabinde, ekonomik, politik ve askeri alanlarda birçok dengenin değiştiğini söyleyebilmek mümkündür. Bu dönemde, bahsi geçen coğrafyanın içine doğmuş olan Machiavelli'de değişen dengelerde ağırlığını klasik dönemden yana değil de modern dönem lehine kullanmış olan düşünürlerden biridir. Mevcut dönemde var olan umarsız İtalya coğrafyasını, ancak oportünist eylemlerle yıkılabileceğini düşünen, gaye olarak ise İtalya coğrafyasında ulus devleti kurmayı amaçlayan, aktif ve pasif politik yaşantısı boyunca bu doğrultuda eserler ve nasihatler vererek bu amacını gerçekleştirmeye çalışan bir siyaset adamıdır. Çalışmamızda Niccolo Machiavelli'nin hükümet, devlet, lider ve ordu hakkında detaylı açıklamalarda bulunulmuş, onun düşünceleri ayrıntılı bir biçimde açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümü Thomas Hobbes özelinde yürütülmüştür. 17. yüzyıl İngiltere'sinde, politik bağlamda yaşanan anlaşmazlıklar, doğrudan askeri minvale taşınmıştır. Bu durumun akabinde bahsi geçirilen yüzyılda İngiltere coğrafyası, üç farklı iç savaşa şahitlik etmiştir. Bu çetrefilli bölge içerisine doğan Thomas Hobbes'ta ortaya attığı siyasi düşüncelerini doğal olarak bu olaylar ile paralelize ederek insani ve siyasi fikirlerini pesimist ve karamsar bir çerçevede sergilemiştir. Çalışmada öncelikli olarak Thomas Hobbes'un içine doğduğu coğrafyanın alengirli yapısından bahsedilmiş olup akabinde doğa durumundaki insanın potansiyel kötülüğüne değinilmiş, nihayetinde sözleşme, devlet, hukuk ve şiddet gibi kavramlara yer verilip, Thomas Hobbes'un politika anlayışı açıklanmaya çalışılmıştır. Belirtilen düşünürlerin görüşleri, öncelikli olarak birinci elden kaynakların incelenmesinin paralelinde mevcut teze aktarılmıştır. Çalışmanın ana bölümlerinde devlet, lider, ordu gibi politik yapıda var olması gereken etkenler, her iki düşünür açısından incelenmiş, nihayetinde Machiavelli ve Hobbes'un buluştuğu ortak noktalar belirtilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Machiavelli, devlet, Hobbes, hukuk, doğa durumu.

DevletDevlet anlayışıDoğa durumu+6
Muhammet Ali Yıldırım
Erzurum Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Judith Butler ve feminizm

Hiç şüphesiz Judith Butler feminist felsefesiyle birlikte son döneme damgasını vuran en önemli düşünürlerden biridir. O, klasik feminist anlayışların sunduğu 'kadın' algısı yerine geçirmeyi arzuladığı 'alternatif faillik' düşüncesi ile feminizm içinde radikal bir değişim ve dönüşüm yaratma çabasındadır. Bu çaba kadının yeniden tasavvur edilmesi ve yeniden tanımlanmasını gerekli kılar. Buna paralel olarak toplumsal cinsiyetin tarihsel anlamı da değişecek, yeniden yazılacak ve 'cinsiyet' ile 'toplumsal cinsiyet' arasındaki uyumsuzluk ya da karşıtlık bir senteze dönüşecektir. Butler, alışılmışın dışındaki görüşleri ve çok uç bir fikir olan 'queer kuramı' ile feminist geleneğin hem içeriği hem de istikameti noktasında önemli bir konuma sahiptir. O, 'cinsiyet' konusunun sadece biyolojik olarak ya da toplum tarafından belirlenen bir olgu olarak algılanmaması gerektiğini, 'cinsiyet' dediğimiz şeyin tüm boyutları ile değerlendirildiğinde sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik süreçleri alt üst edecek güç ve yapıda olduğunun farkında olunması gerektiğini savunur. Bu noktadan hareketle görüşlerinin sadece feminist geleneğe değil felsefeden psikolojiye, siyasetten sosyolojiye birçok alana etki ettiği söylenebilir. Judith Butler ve Feminizm adlı çalışmamızın temel amacı, Butler'ın feminizm hakkındaki görüşlerini incelemek, feminizme yaptığı eleştirilerden ve kendine özgü felsefesinden yola çıkarak kadın kavramını, kadının özne olma durumunu, kadının toplumlarda neden hep ezilen taraf olduğunu ana hatlarıyla ortaya koymaktır. Ayrıca bu çalışmada, Butler'ın heteroseksüel görüş ve temelleri alaşağı eden queer kuramından hareketle heteroseksüellik ve homoseksüellik ilişkisini nasıl ele aldığını ve bu bağlamda toplumsal cinsiyet anlayışını çözümlemek, değerlendirmek ve tartışmaktır. Anahtar Kelimeler: Judith Butler, Feminizm, Toplumsal Cinsiyet, Queer Kuram, Cinsiyet.

Butler, JudidthCinsiyetFeminizm+2
Sibel Kanar
Erzurum Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

George İvanovich Gurdjieff'in insan anlayışı

Bu çalışmanın amacı, 1866 yılında Kars'ta dünyaya gelen George Ivanovich Gurdjieff'in insan anlayışını ele almaktır. Çalışmanın birinci bölümünde, İlk Çağ'dan Gurdjieff'e kadar insan sorunu ele alınmış, İlk Çağ, Orta Çağ ve Yakın Çağ'ı karakterize eden bazı filozofların insan görüşlerine yer verilmiş, felsefi antropoloji kavramının tarihsel gelişimi açıklanmaya çalışılmıştır. Gurdjieff'in insan hakkındaki düşünceleriyle paralel düşüncelere sahip olan filozofların insan görüşleri Gurdjieff'in insan görüşüyle karşılaştırmalı olarak incelenmiş, insan kavramının tarihsel ve felsefi düşünce sistemindeki arka planı araştırılmıştır. Sokrates, Platon, Aristoteles, Augustinus, Aquinalı Thomas, Descartes, Rousseau, Kant, Hegel, Marx, Kierkegaard, Nietzsche, Heidegger, Sartre, Camus, Gasset, Scheler, Althusser ve Horkheimer'ın insan hakkındaki düşüncelerine değinildikten sonra Gurdjieff'in insan anlayışına geçilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, insan ve varlık anlayışı bağlantılı olan Gurdjieff'in varlık kategorilerine yer verilerek insan kategorileri açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bölümde, insanın makine olma durumundan kurtulup objektif şuura sahip olma durumuna geçişi aşamalar halinde anlatılmıştır. Evrenin kanunları ile varlığın kanunları, varlığın kanunları ile de insanın kanunlarının aynı olduğunu iddia eden Gurdjieff'e göre, insan uykuda olan bir makinedir, insanın uykusundan uyanması için ona yol gösterecek kılavuz ise Dördüncü Yol'dur.

Mustafa Othan
Erzurum Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Søren Kierkegaard'da modernizm eleştirisi vevaroluş meselesi

Søren Kierkegaard'a göre insanın varoluşunu gerçekleştirmesi ve kendisi olabilmesi, birtakım engellerle karşı karşıya kalmasını kaçınılmaz kılmıştır. Bireyin, özgün kimliğini bulma yolunda karşısına çıkan bu engelleri aşması ve kendi benliğini keşfetme çabasından vazgeçmemesi gerekir. Kimi zaman bu engeller, insanın yüzleşmekten kaçındığı veya fedakârlık yapmak istemediği unsurlar olabilir. Ancak insan, kararlı bir iradeyle hareket ederek kendi olmayı seçmeli ve bu yolda karşısına çıkan tüm zorluklarla mücadele etmelidir. Kierkegaard varoluşunun önündeki en önemli engellerden biri olarak Modernizmi belirlemiştir. Çünkü ona göre modernizm ve onun 'kamu' dediği kalabalıklar, insanı kendine yabancı durumuna getirmiştir. Sözsüz ve iradesiz bir yığın içinde olan insan, kendi olamamış ve benliğini yitirmiştir. İnsanı düştüğü bu durumdan kurtaracak olan şey, yani insanı insan yapan şey varoluştur. Bu bağlamda Kierkegaard'ın konu üzerindeki düşüncelerini, katkısını anlamak ve bunun değerlendirmesini yapmak çalışmanın temel amacıdır. Kierkegaard'da varoluş, bizzat somut gerçeklik olarak insanın yaşantısıdır. Bu nedenle o, insana odaklanarak, insanın kendi özünü özgür seçimleriyle ortaya koymasını ister. Ama bu hemen gerçekleşebilecek bir şey değil, estetik, etik ve dini olmak üzere üç evreden geçen belli bir sürecin ürünüdür.

Beyza Pınar
Erzurum Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00