Eskişehir Osmangazi University
Anabilim Dalı

İnşaat Mühendisliği Anabilim Dalı

Eskişehir Osmangazi University

5.074

Arşivlenen Tez

22

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Betonarme çerçevelerde yenilikçi çift kademeli eğilmeli çelik sönümleyicilerin deneysel olarak incelenmesi

Ülkemizin mevcut yapı stoğu göz önüne alındığında, mevcut yapıların büyük çoğunluğunun depreme karşı güçlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Mevcut düzende bu güçlendirme işlemi çoğunlukla "Kentsel Dönüşüm" ismiyle yapıların yıkılarak güncel yönetmeliklere uygun olarak tekrar inşa edilmesi ile yapılmaktadır. Bu işlem yapıların değerini arttırmasının yanında yapı sahiplerinin depreme dayanıklı bir yapıda oturmalarına imkân vermektedir. Ancak yapıların yeniden inşa edilmesi hem maliyetli olmakta hem de uzun zaman almaktadır. Ayrıca, yapıların yıkılması ve yeniden yapılması her durumda mümkün olmamaktadır. Örneğin, tarihi değeri olan yapılar yıkılamayacak yapılara en önemli örnektir. Bu tarz yapılar uygun güçlendirme teknikleri ile depreme karşı dayanıklı hale getirilmelidir. Bir diğer örnekte değişen imar planlarına göre yıkıldığında aynı kat yüksekliğine ya da oturum alanına sahip olamayacak yapılardır. Bu yapılar yapı sahipleri tarafından yıkılmak yerine güçlendirilmesi tercih edilebilir. Başka bir örnek olarak ise çalışmalarına ara vermek istemeyen işyerleri verilebilir. Bu işyerleri zararlarını en aza indirmek için yapının yıkılıp yeniden yapılması yerine daha kısa sürede yapılacak güçlendirmeyi tercih edebilir. Kamu giderlerini düşük tutmak amacıyla sayıları çok olan özellikle okul ve diğer kamu yapıları için çok daha uygun maliyetli olan güçlendirme yöntemleri tercih edilebilir bir seçenektir. Güçlendirme yöntemlerinden bir tanesi olan eğilmeli çelik sönümleyicilerin yapının uygun yerlerindeki çerçeveleri arasına yerleştirilmesidir. Bu tezin de konusu olan bu uygulamada yapının sönüm oranı arttırılarak yapıya etkiyen deprem kuvvetleri azaltılmaktadır. Tezde sunulan yenilikçi çift kademeli metalik eğilmeli sönümleyiciler bu tip sönümleyicilerin yapının davranışının istenilen şekilde ayarlanması için birçok parametre sunmaktadır. Bu parametrelerin istenilen şekilde ayarlanması ile sönümleyicinin farklı kat ötelenmesi seviyelerinde farklı davranış göstermesi sağlanabilmektedir. Bu şekilde güçlü yer hareketleri sırasında yapıya aktarılan büyük enerji yapıda oluşan hasarların yanında ilave edilecek eğilmeli çelik sönümleyiciler ile soğurulmakta ve yapıda oluşacak hasarlar azaltılmaktadır.

Enerji sönümleme
Ömer Karagöz
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Baraj dolgularında kullanılan zeminlerin fiziko-kimyasal özelliklerinin dayanım ve dinamik parametrelerine etkisinin araştırılması

Barajlar rezervuarlarında depolanan suyu kontrol eden ve nehirlerin akışını düzenleyen yapılardır. Baraj yapılmasına karar verilirken malzeme kaynakları, baraj yeri, temel zemini ve topografik koşullar dikkate alınmaktadır. Barajlar, inşaat ve kullanım ömürleri boyunca birçok göçme problemiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Barajlarda oluşan göçmelerin çoğu, dünyadaki barajların çoğunluğunu oluşturan toprak dolgu barajlarda oluşmaktadır. Dolgu barajların göçmeleri genellikle kademeli bir süreçtir. Bu sebeple dolgu baraj zeminlerinin statik ve dinamik özelliklerinin iyi bilinmesi gerekmektedir. Dolgu barajların tasarımı kohezyon, içsel sürtünme açısı, yoğunluk, kayma modülü gibi girdi parametreleri kullanılarak yapılmaktadır. Zeminlerin statik ve dinamik özellikleri olan bu girdi parametrelerine, fiziko-kimyasal özelliklerinin de etkisinin olduğu araştırılmaktadır. Yapay zekâ, bilgisayar teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte günümüzde her alanda kullanılmaktadır. Zeminlerin statik ve dinamik özelliklerinin tahmininde de yapay zekâ çözüm teknikleri kullanılması en iyi yöntemlerden birisidir. Dolgu barajlardan temin edilen zeminlerin yapay zekâ yardımıyla kimyasal, mineralojik, statik ve dinamik özellikleri arasındaki ilişkiler irdelenmelidir. Bu tez çalışmasında, Eskişehir ve çevre illerinde bulunan 22 adet toprak dolgu barajlardan alınan zemin numunelerinin statik ve dinamik parametreleri belirlenmiştir. Daha sonra zeminlerin kimyasal ve mineralojik özellikleri belirlenerek, bu özelliklerin statik ve dinamik parametrelere etkisi incelenmiştir. Yapay zekâ yöntemleri yardımıyla, zeminlerin fiziko-kimyasal özelliklerinin dayanım ve dinamik parametrelerine önemli bir etkisinin olduğu belirlenmiştir.

Dolgu barajlarKayma dayanımıKesme modülü+4
Hakan Bilici
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tam dayanımlı bulonlu alın levhalı birleşim tiplerinin lineer olmayan analizlerle değerlendirilmesi

2018 yılında yürürlüğe giren Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'nin bölümlerinden biri olan tam dayanımlı bulonlu alın levhalı birleşimlerin, 4 bulonlu rijitlik levhasız, 4 bulonlu rijitlik levhalı ve 8 bulonlu rijitlik levhalı tiplerinin uygulama sınırları göz önünde bulundurularak, yapısal çelik projelerinde yaygın olarak kullanılan IPE, HEA ve HEB profilleri üzerinden birleşimlerin kullanılabilirliği irdelenmiştir. Malzeme kaliteleri S275 ve S355 olmak üzere her profil tipi için iki kaliteye göre de birleşim detaylarının hesapları yapılmıştır. Statik hesaplamalar neticesinde belirlenen kolon ve kiriş profilleri için, süneklik düzeyi yüksek ya da sınırlı moment aktaran çelik çerçevelerde sağlanması gereken koşullara göre yapılan birleşim hesaplarında, kolon-kiriş birleşimlerinde kullanılması planlanan Mpr, plastik mafsaldaki olası maksimum moment ve birleşimin boyutlandırılmasında kullanılacak Vuc kesme kuvvetine göre tam dayanımlı alın levhalı birleşimler için hangi bağlantı tipinin kullanılması gerektiği hakkında yol gösterici bir çalışma olması hedeflenmiştir. Çalışmada Tam dayanımlı bulonlu alın levhalı birleşim tiplerinden üç farklı tipe ve iki farklı malzeme kalitesine ait modellemeler yapılmıştır.

Mustafa Görkem Açıksözlü
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Silis dumanı ile stabilize edilen problemli zeminlerin statik ve dinamik özelliklerinin belirlenmesi ve karşılaştırmalı analiz

Problemli zeminler arasında sınıflandırılan dispersif ve şişen kil zeminler, diğer doğal afetlerle kıyaslandığında hayatı doğrudan tehdit etmese de doğal bir risk olarak kabul edilmektedir. Havaalanları, karayolları ve demiryolları gibi mühendislik projelerinin inşasında karşılaşılan problemli zeminler, istenilen mühendislik niteliklerine sahip olmayabilir. Birçok ülkede görülen ve ciddi hasarlara yol açan bu problemli kil zeminlerin, farklı içerikli katkı maddeleri kullanılarak iyileştirilmesine yönelik çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Silis dumanı ile gerçekleştirilen stabilizasyon işlemi sonucunda zeminlerin dispersif ve şişme özellikleri düzelmekte, ayrıca dayanım özellikleri ve işlenebilirlikleri de büyük ölçüde artmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, belirlenen sahadan gerekli kil örnekleri temin edilmiş ve zemin tanımlama deneyleri yapılmıştır. Farklı oranlarda (%0, %5, %10, %15, %20, %25 ve %30) hazırlanan zemin-silis dumanı örnekleri üzerinde, belirlenen kompaksiyon özelliklerinde sıkıştırılarak, şişme ve dispersibilite deneyleri gerçekleştirilerek katkının performansı ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir. Farklı çevre basınçları (20, 40 ve 60 kPa) ve kür süreleri (1 gün, 7 gün ve 28 gün) uygulanan örnekler üzerinde konsolidasyonsuz-drenajsız (UU) deneyleri, rezonant kolon deneyleri, dinamik üç eksenli deneyleri ve bender eleman deneyleri yapılarak zemin örneklerinin statik ve dinamik yükler altındaki dayanım parametreleri; kohezyon (c), içsel sürtünme açısı (φ), sönüm oranı (D), kayma modülü (G), modül azalım oranı (G/Gmax ) ve kayma dalgası hızı ilişkileri incelenmiştir. Dinamik yüklemeye maruz kalan örnekler üzerinde UU deneyleri yapılarak stabilize edilmiş zeminin tekrarlı yükleme öncesi ve sonrası dayanım karakteristiklerindeki değişimler iki aşamada belirlenmiştir. Sonuçlar incelendiğinde, silis dumanı (SD) katkısı ile zemin örneklerinin dispersif ve şişme özelliklerinin iyileştiği, kür süresi ile bu iyileşmenin arttığı, statik ve dinamik dayanım özelliklerinin silis dumanı içeriğine bağlı olarak geliştiği görülmüştür.

Ogan Öztürk
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zemin büyütmesinde boyut etkisinin araştırılması

Deprem kaynağından yayılan sismik dalgalar, zemin tabakaları üzerinden farklı hızlarda ilerleyerek yüzeye ulaştıklarında titreşim oluştururlar. Bu titreşimlerin şiddeti ve süresi, depremin büyüklüğüne, kaynağın uzaklığına, zeminin ve anakayanın özelliklerine bağlı olarak değişir. Zemin tabakaları, sismik dalgaların genişlemesini ya da absorbe edilmesini sağlayabilir. Bu çalışmada ele alınan zemin büyütmesi ise, sismik dalgaların zemin tabakalarından geçerken genliklerinin artmasını ifade eder. Bu durum, zemin tabakalarının fiziksel ve dinamik özelliklerine bağlı olarak ortaya çıkar. Gevşek ve yumuşak zemin tabakaları, sismik dalgaların enerjisini artırarak yüzeyde daha büyük titreşimlere neden olabilirler. Bu tez çalışması kapsamında, araştırma bölgesinin depremsellik özelliklerini yansıtan 11 deprem ivme kaydı ölçeklendirilmiş ve DeepSoil programı kullanılarak bir boyutlu doğrusal olmayan zemin büyütme analizleri yapılmıştır. İki boyutlu analizler Plaxis 2D, üç boyutlu analizler ise Plaxis 3D kullanılarak gerçekleştirilmiş ve zemin tepkileri değerlendirilmiştir. Farklı boyutlar için önerilen yöntemler karşılaştırmalı olarak uygulanmıştır. Çalışma, farklı boyutlarda yapılan analizler sonucunda bu boyutlar arasında belirli bir ilişki kurmayı hedeflemektedir. Uzun süren üç boyutlu analizlerin sonuçları, daha kısa sürede tamamlanan iki boyutlu ve bir boyutlu analizlerin sonuçları ile karşılaştırılarak, analiz sürelerinin kısaltılması amaçlanmıştır. Literatürde boyut etkisinin araştırıldığı pek çok çalışma bulunmasına rağmen, bu çalışmalarda kullanılan boyutlara alternatif olarak etkili bir yöntem önerilmemiştir. Bu çalışma, boyut etkilerini inceleyerek doğru sonuçlar elde etmeyi ve mühendislik uygulamalarında kullanılabilirliğini artırmayı amaçlamaktadır.

Utku Tuna
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kafes sistemlerin aşamalı göçme analizi

Kafes yapı sistemleri, mühendislik projelerinde yaygın olarak kullanılan bir taşıyıcı sistem türüdür. Bu sistemler, genellikle çelik veya ahşap gibi malzemelerden inşa edilir ve iki veya üç boyutlu bir kafes şekli oluştururlar. Bu sayede yükler homojen bir şekilde dağıtılır; büyük açıklıkların geçilmesine imkân tanır. Bu sistemlerin doğru bir şekilde analiz edilmesi ve tasarlanması büyük öneme sahiptir. Yapıların aşamalı göçmesi, yerel bir hasarın başlangıcında meydana gelen çöküşün, yapının diğer bölümlerine yayılarak genel bir çöküşe neden olma olayını ifade eder. Bu genellikle patlama ve yangın gibi dış etkenler sonucu meydana gelir. Gradyan İniş (Gradient Descent), matematiksel optimizasyon problemlerinde kullanılan basit ve iteratif bir algoritmadır. Bir fonksiyonun yerel minimum veya maksimum değerlerini bulma amacı güder. Algoritma, fonksiyonun gradyanını hesaplayarak mevcut konumdan daha düşük bir fonksiyon değerine doğru adım atmaya çalışır. Bu çalışma, enerji minimizasyonu yöntemi ve Gradient Descent algoritması kullanılarak kafes sistemlerin aşamalı göçme analizinin gerçekleştirilmesi konusunu ele almaktadır. Bu çalışmada önerilen prosedür, üzerinde yapılacak küçük değişiklikler ile kafes sistemlerin doğrusal olmayan analizi gibi çok sayıda başka uygulama için uygun hale getirilebilir.

Doğuşcan Aras
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tünel inşaatı nedeniyle oluşan yüzey deplasmanlarının tahmini

Tüneller, geçmişten günümüze yüksek nüfus yoğunluğuna sahip bölgelerde trafik sıkışıklığını azaltmak, engebeli arazilerde geçişi kolaylaştırmak, çeşitli altyapı hatlarının geçişini sağlamak ve doğal alanları korumak gibi çeşitli amaçlarla tercih edilmektedir. Zemin ile etkileşimi oldukça yüksek olan tüneller, bu özellikleri nedeniyle sismik, jeolojik ve geoteknik mühendisliği açısından diğer mühendislik yapılarından ayrılmaktadır. Zemin formasyonu, kazı yöntemi ve tahkimat modeli gibi parametreler tünel üzerinde doğrudan etkilidir. İmalat sırasında kaya içerisinde ve zemin yüzeyinde birtakım deformasyonlarla karşılaşılması normaldir. Bu deformasyonlar bazı durumlarda zamanla sönümlenerek kaybolurken, bazı durumlarda ise plastik limiti aşarak kalıcı hasarlara yol açabilir. Gerçekleşme ihtimali bulunan risklerin öngörülebilmesi ve gerekli önlemlerin alınabilmesi amacıyla geoteknik araştırmalar titizlikle yürütülmelidir. Bu çalışma kapsamında, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından Çorum İli Laçin İlçesi Kırkdilim güzergahında yapım çalışmaları devam eden tünel projesi incelenmiştir. Zemin yapısı, yapım yöntemi ve imalatta tercih edilen destek elemanları göz önünde bulundurularak nümerik hesap yöntemleri ile analizler gerçekleştirilmiştir. Sarmal yapısı ve keskin virajları nedeniyle trafik kazalarının sıklıkla yaşandığı bu bölgede, Yeni Avusturya Tünel Açma Metodu (NATM) kullanılarak ikiz tünel inşa edilmektedir. PLAXIS 2D programında Sonlu Elemanlar Yöntemi (FEM) ile deformasyon analizi yapılmış ve hesaplanan değerler sahada yapılan deformasyon ölçümleri ile karşılaştırılmıştır. İki değerin birbirine göz ardı edilebilir farklarla oldukça yakın olduğu ve analizlerin gerçeğe yakın sonuçlar verdiği sonucuna varılmıştır. Yapılan analizler sayesinde projeye ait imalatlar öncesinde, kazı esnasında ve sonrasında yaşanabilecek deformasyonlar tahlil edilmiştir. Böylelikle karşılaşılabilecek göçük ve kabarmaların önüne geçmek amacıyla gerekli önlemler değerlendirilmiştir.

Dilara Efdal
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sürdürülebilir duba tasarımı için atık lastiklerden elde edilen çelik lif ve kauçuk agregalarının tek noktalı eğilme analizi ve abaqus modellemesi

Atık lastiklerden geri kazanılan çelik lifler ve kauçuk agregalarının betonarme yapı elemanlarının performansına etkileri, sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda incelenmiştir. Betonun düşük çekme dayanımı ve sınırlı sünekliği, yapı sektöründe önemli bir dezavantajdır. Bu bağlamda, geri dönüştürülmüş malzemeler kullanılarak betonun mekanik özelliklerini iyileştirmek ve çevresel etkileri azaltmak hedeflenmiştir. Çalışma, duba ve benzeri yapı elemanlarının dayanımını artırmak için yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır. Araştırmada, konsol tipi statik tek noktalı eğilme deneyi uygulanarak, 110 cm uzunluğunda kare kesitli (10x10 cm, 15x15 cm ve 20x20 cm) betonarme numuneler üzerinde testler gerçekleştirilmiştir. Numuneler, %5 ve %10 oranlarında çelik lif ve kauçuk agregası katkısı içerecek şekilde tasarlanmıştır. Referans numunelerle karşılaştırmalı olarak, çelik liflerin çatlak kontrolü ve yük taşıma kapasitesini artırdığı, kauçuk agregalarının ise esneklik modülünü düşürerek betonun deformasyon kapasitesini ve darbe dayanımını geliştirdiği gözlemlenmiştir. Deney verileri, yüksek hassasiyetli ölçüm cihazları ve Abaqus programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çelik liflerin, betonun çatlak sonrası yük taşıma kapasitesini artırarak süneklik kazandırdığı, kauçuk agregalarının ise betonun elastik ve plastik davranışlarına olumlu etkiler sağladığı tespit edilmiştir. Duba ve benzeri elemanlarda bu tür malzemelerin kullanımı, uzun ömürlü ve çevre dostu çözümler sunmaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, geri kazanılmış atık lastiklerden elde edilen çelik lif ve kauçuk agregalarının betonarme yapı elemanlarında kullanımıyla hem çevresel hem de mühendislik açısından önemli kazanımlar elde edilebileceğini ortaya koymaktadır. Bu tez, sürdürülebilir yapı malzemelerinin geliştirilmesine ve inşaat sektöründe çevre dostu yaklaşımların yaygınlaştırılmasına yönelik önemli bir bilimsel altyapı sunmaktadır.

Atık lastikDoğal kauçukVulkanize kauçuk+1
Görkem Erdoğmuş
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yüksek sıcaklıklara maruz pirofillit katkılı ince taneli zeminlerin fiziksel ve dayanım özelliklerinin araştırılması

Günümüzde artan nüfus ile birlikte, uygun mühendislik özelliklerine sahip olmayan zeminler üzerinde yapılaşma ihtiyacı, çeşitli zemin stabilizasyon yöntemlerinin geliştirilmesine neden olmuştur. Stabilizasyon yöntemi olarak geleneksel biçimde kullanılan katkı malzemelerinin olumsuz çevresel etkileri, lojistik ve maliyet problemleri, daha sürdürülebilir, kolay temin edilebilir ve ucuz alternatif katkı malzemelerinin araştırılması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Nüfus artışı ile birlikte yükselen enerji ihtiyacı, yüksek sıcaklıkların zemin özelliklerini önemli ölçüde etkileyebileceği dolayısıyla olumsuz bir durumda insan ve çevre sağlığına tehdit oluşturabilecek termik ve nükleer enerji santralleri gibi tesislerin çoğalmasına sebep olmuştur. Ayrıca, artan orman yangınları da yüksek sıcaklıkların zeminlerin davranışı ve mühendislik özellikleri üzerindeki etkisinin incelenmesini önemli bir araştırma konusu yapmaktadır. Bu çalışmada, geoteknik mühendisliğinde nadiren kullanılan bir mineral olan Pirofillit kullanılarak düşük plastisiteli kil (CL) zeminin değişen sıcaklıklar, katkı içeriği ve kür süresi koşullarında mühendislik özellikleri araştırılmıştır. Zemin numuneleri kuru ağırlıklarının %0, %10, %20 ve %30'u kadar Pirofillit katkısı ile 7 ve 21 günlük kür süreleriyle stabilize edilmiş ve 25°C, 100°C, 200°C ve 500°C sıcaklıklara maruz bırakılmıştır. Zeminlerin fiziksel ve mukavemet özelliklerini değerlendirmek için Standart Proktor Kompaksiyon Deneyleri, Konsolidasyonsuz-Drenajsız Üç Eksenli Basınç Deneyleri ve Serbest Basınç Dayanımı Deneyleri yapılmıştır. Amaç, Pirofillit ile stabilize edilmiş zeminlerin termal değişimler altındaki performansını değerlendirmek ve zemin stabilizasyon yöntemleri ve sıcaklığın zeminlerin mühendislik özellikleri üzerindeki etkisi ile ilgili literatüre katkıda bulunmaktır.

Zemin stabilizasyonu
Egemen Oturak
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eğilme hasarlı kirişlerin yüksek dayanımlı harç ve CFRP ile onarılmasının dayanım üzerindeki etkisi

Deprem sırasında oluşan yer hareketleri, kirişler üzerinde eğilme momentleri oluşturur. Özellikle kirişlerin ortasında meydana gelen bu momentler, kirişin üst ve alt yüzeylerinde gerilim farklarına neden olarak çatlamalara ve kırılmalara yol açabilir. İnşaat mühendisliğinde önemli bir sorun olan hasar görmüş yapı elemanlarının güçlendirilmesi, yapıların güvenliğini ve dayanıklılığını artırmak için gereklidir. Bu çalışmada, araştırmanın amacı eğilme hasarı almış kirişlerin onarımı ve dayanımlarının artırılması amacıyla kullanılan yüksek dayanımlı harç ve CFRP'in (Karbon Fiber Takviyeli Polimer) etkilerini incelemektir. Deneysel çalışma kapsamında, 250 mm×400 mm boyutlarında kesite ve 2000 mm uzunluğuna sahip toplam 8 kiriş numunesi üretilmiştir. Kirişler, eğilme deneyine tabi tutulmuş ve yük, kirişin dört noktasına uygulanarak maksimum taşıma kapasitesi ile oluşan deformasyonlar gözlemlenmiştir. Hasar görmüş 4 kirişe açıklık ortasında 100 mm×700 mm dörtgen boşluk oluşturularak ilave hasar verilmiştir. Daha sonra kirişlerin, farklı detaylarla yüksek dayanımlı harç ve CFRP kumaş kullanılarak onarımı sağlanmıştır. Onarılan 6 kiriş numunesi, tekrar eğilme deneyine tabi tutulmuş ve yük, her bir kirişin dört noktasına uygulanarak maksimum yük taşıma kapasitesine ulaşılmıştır. Deneyler sonucunda, onarım yöntemlerinin kirişlerin taşıma kapasitesi üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde incelenmiş, elde edilen veriler ışığında, yüksek dayanımlı harç ve CFRP'in, hasar görmüş kirişlerin dayanımını artırmadaki potansiyeli değerlendirilmiştir. Her bir numunenin yük taşıma kapasitesi, rijitliği, sünekliği ve enerji tüketme kapasitesi değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen tüm sonuçlar kıyaslanarak ilgili yöntemlerin kirişlerin onarılmasındaki etkinliği yorumlanmıştır.

Alı Karımov
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köprü orta ayaklarında oluşan yerel oyulmanın hücresel dolgu sistemi (HDS) ile azaltılmasının incelenmesi

Akarsu köprülerinin orta ayakları etrafında meydana gelen yerel oyulmalar, ulaşım yapılarının stabilitesini etkileyen en önemli hidrolik problemlerden biridir. Bu çalışmada, yerel oyulma probleminin kontrol altına alınmasında alternatif bir uygulama olan HDS'nin etkinliği deneysel olarak incelenmiştir. Deneyler, temiz su oyulması şartlarında, 4,05 mm ortalama çapa sahip iri yatak malzemesi kullanılarak farklı debi koşullarında yürütülmüştür. Silindirik köprü ayağı etrafına yerleştirilen HDS'nin derinliği ve akım yönündeki uzunluğu sistematik olarak değiştirilerek, bu parametrelerin Frd ve dsmax ile olan ilişkisi araştırılmıştır. Yapılan ölçümler sonucunda, HDS'nin yatak malzemesini sınırlandırarak yanal hareketleri engellediği ve maksimum oyulma derinliğini korumasız duruma göre belirgin ölçüde azalttığı gözlemlenmiştir. Sistemin oyulma azaltma verimliliğinin, ayarlanan hücre ebatlarına doğrudan bağlı olduğu; en yüksek verimliliğin (%54), sığ (εz=5 cm) ve dar (εx=7,5 cm) hücre konfigürasyonunda elde edildiği gözlemlenmiştir. Hücre derinliği ve uzunluğunun artmasıyla birlikte, köprü ayağına çarpıp aşağı yönelen akımın ve girdapların yatak malzemesine etki etmesi kolaylaştığından sistem verimliliğinde düşüş gözlenmiştir. Bu tez kapsamında ayrıca deneysel veriler kullanılarak boyutsuz maksimum oyulma derinliğini tahmin eden çoklu doğrusal olmayan regresyon modelleri geliştirilmiş ve istatistiksel uyumları (R2=0,721) değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, köprü ayaklarında oyulma kontrolü için HDS uygulamasının, mevcut köprü statiğine fiziksel bir müdahale gerektirmeyen, iri sediment ile uyumlu ve istikrarlı bir koruma yöntemi olarak değerlendirilebileceği ortaya konmuştur.

Köprü ayaklarıOyulma
Muhammed Kasım Atalar
İnönü University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2026
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Okullarda su verimliliğinin analizi ve izlenmesi için su verimliliği sürdürülebilirlik indeksi çerçeve yapısının geliştirilmesi

Değişen iklim koşulları ve su talebinin artması kentsel su yönetiminde su verimliliğini zorunlu kılmaktadır. Özellikle okullar gibi yüksek tüketimli kullanıcılarda bu durum daha da önemlidir. Yüksek tüketimli kullanıcılarda su verimliliği faaliyetlerinin sürdürülebilirliği izlenmelidir. Bu çalışmada okullarda su verimliliği faaliyetlerinin mevcut uygulama düzeylerinin izlenmesi ve değerlendirilmesi amacıyla su verimliliği sürdürülebilirlik indeksi çerçeve yapısının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bunun için Eğitim ve Kapasite Geliştirme (EKG-İndeks) (47 alt bileşen), Su Tüketim Analiz ve İzleme (STA İndeks) (50 alt bileşen), Denetim, Kontrol ve Bakım (DKB İndeks) (26 alt bileşen) alt sürdürülebilirlik indeksleri altında toplam 123 alt bileşen tanımlanmıştır. Bu kapsamda ilk önce okullarda su verimliliği uygulamalarının mevcut uygulama düzeyini değerlendirmek için 1 ile 5 arasında puanlandırma yapısına sahip bir değerlendirme sistemi önerilmiştir. Değerlendirme sistemi toplam 35 okulda yerinde yapılan incelemelere göre uygulanmıştır. Pilot okullarda genel olarak eğitim ve kapasite geliştirme ve su tüketim analiz ve izleme altındaki değerlendirme bileşenleri yetersiz düzeydedir. Bununla birlikte, Denetim, Kontrol ve Bakım altındaki bileşenler ise genel olarak ortalamanın üzerindedir. Özellikle okullarda su verimliliği kapsamında farkındalık, bilgilendirme, eğitim ve etkinlik düzenleme faaliyetlerinin yetersiz düzeyde olduğu görülmüştür. Bu çalışmada önerilen su verimliliği değerlendirme sistemi okullara yıllık olarak uygulanmalıdır. Bu değerlendirme sistemi okullarda su verimliliği kapsamında zayıf yönlerin belirlenmesi, zayıf yönlerin zaman içinde iyileşme durumunun izlenmesi, etkinliklerin su verimliliği üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi açısından önemli katkılar sunacaktır. Çalışmanın ikinci aşamasında okullarda su verimliliği sürdürülebilirlik indeksi hesaplama metodolojisi oluşturulmuştur. Bunun için çoklu ölçütlü karar verme yöntemleri (En İyi En Kötü, Entropi, FUCOM) kullanılarak alt sürdürülebilirlik indeksler, ana faaliyet ve değerlendirme bileşenlerinin ağırlıkları hesaplanmıştır. BWM yöntemine göre EKG, DKB ve STA alt sürdürülebilirlik indekslerinin ağırlıkları sırasıyla 0.394, 0.307 ve 0.299 olarak elde edilmiştir. Okullarda su verimliliği indeksi çerçeve yapısı toplam 35 okulda uygulanmış, saha verilerine göre her bir bileşen için elde edilen puanlar elde edilmiş ve ağırlıklar dikkate alınarak su verimliliği sürdürülebilir indeksi hesaplanmıştır. Okullarda su verimliliğinin izlenmesi için önerilen çerçeve yapısı, bu çerçeve yapısındaki hiyerarşik hesaplama metodolojisi, su verimliliğinin kapsamlı bileşenlere göre değerlendirilmesi ve ağırlıklı puanlara göre izleme indeksinin hesaplanması çalışmanın özgünlüğünü güçlendirmektedir. Bu çerçeve yapısının okullarda su verimliliğinin izlenmesinde önemli katkılar sunacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Su verimliliği, okullarda su verimliliği, su verimliliği değerlendirme sistemi, su verimliliği sürdürülebilirlik indeksi, çoklu ölçütlü karar verme

Furkan Güngör
İnönü University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2026
00
Yüksek LisansCrossrefindexliAçık ErişimTR

Beton dolgulu çift cidarlı oluklu çelik kolonların eksenel ve döngüsel yükleme altındakı davranışının sonlu elemanlar yöntemiyle incelenmesi

Bu tez çalışmasında, beton dolgulu çift cidarlı oluklu çelik kompozit kolonların döngüsel yükler altındaki yapısal davranışı sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Çalışmanın temel amacı, oluklu çelik cidar kullanımının kolonların taşıma kapasitesi, süneklik performansı ve enerji yutma kapasitesi üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Bu kapsamda, farklı kesit geometrilerine sahip üç konfigürasyon ele alınarak kompozit kolon numuneleri modellenmiştir. Bu konfigürasyonlar, iç çelik cidarı oluklu ve dış çelik cidarı düz olan kolonlar, dış çelik cidarı oluklu ve iç çelik cidarı düz olan kolonlar ve iç ve dış çelik cidarları düz olan referans kolonlardan oluşmaktadır. Ayrıca çelik cidar kalınlığının ve kolon narinliğinin yapısal davranış üzerindeki etkisi incelenmiştir. Tüm modellerde malzeme özellikleri sabit tutulmuştur. Analiz sonuçlarına göre oluklu kesit geometrisine sahip kolonların, düz cidarlı kolonlara kıyasla daha yüksek taşıma kapasitesi ve daha kararlı bir yük–deplasman davranışı sergilediği belirlenmiştir. Ayrıca, dış oluklu tasarımın beton çekirdeğe daha iyi bir sargılama sağladığını, yerel burkulmayı geciktirdiğini ve böylece referans kolona göre ortalama üç kat, içten oluklu kolonlara göre ise bir buçuk kat daha fazla enerji yutma kapasitesi sağladığını göstermiştir. Çelik cidar kalınlığının artırılması hem nihai kapasitede hem de enerji dağıtımında önemli iyileştirmeler sağlamıştır. Genel olarak, bu çalışma, özellikle oluklu dış yüzeye sahip çift cidarlı çelik kesitlerin geometrisinin faydalı olduğunu ve deprem riski yüksek bölgelerdeki yapılar için avantajlı olabileceğini ortaya koymaktadır.

Beton dolgulu çift cidarlı oluklu çelikDöngüsel yükEnerji yutma kapasitesi+2
Gulshan Shukurova
Gümüşhane University · Mühendislik ve Doğa Bilimleri Enstitüsü
2026
21
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2026.259
DoktoraAçık ErişimTR

Betonarme binalarda hızlı risk tespiti yöntemlerinin etkinliğinin makine öğrenme yöntemleri kullanılarak artırılması

Türkiye, yüksek sismik tehlike kuşağında yer almakta olup mevcut yapı stokunun önemli bir kısmı depremlere karşı yetersiz durumdadır. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri, riskli binaların hızlı ve güvenilir biçimde tespit edilmesinin afet yönetimi açısından kritik olduğunu göstermiştir. Bu tez çalışmasının amacı, betonarme binalarda kullanılan hızlı risk tespiti yöntemlerinin etkinliğini makine öğrenmesi yöntemleriyle artırmak ve deprem sonrası bina sismik risk önceliklendirme süreçlerini iyileştirmektir. Hipotez, saha verileri ve resmi kurum verilerinin ayrı ayrı kullanılması ile geliştirilen makine öğrenmesi modellerinin yüksek doğruluk sağlayacağıdır. Çalışmada iki bağımsız veri seti kullanılmıştır. İlk veri seti, Elazığ ili merkez mahallelerinde yürütülen saha çalışmalarıyla elde edilen 4200 betonarme binaya ait saha verilerinden oluşmaktadır. Bu veriler kullanılarak FEMA-154, Riskli Yapıların Tespit Edilmesine İlişkin Esaslar (RYTEİE), Kanada Sismik Tarama ve Hindistan hızlı görsel değerlendirme yöntemleri ile performans puanları hesaplanmış ve makine öğrenmesi algoritmaları (XGBoost, Random Forest, KNN, AdaBoost) ile modellenmiştir. İkinci veri seti ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'ndan temin edilen deprem sonrası bina hasar durumları resmi verileridir. Bu veri seti de aynı yöntemle işlenerek makine öğrenmesi modelleri eğitilmiş ve doğruluk performansları karşılaştırılmıştır. Sonuçlar, her iki veri setinde de XGBoost ve Random Forest algoritmalarının en yüksek doğruluk oranlarını sağladığını, geleneksel hızlı değerlendirme yöntemlerine kıyasla tahmin başarısını önemli ölçüde artırdığını ortaya koymuştur. Model çıktıları, saha gözlemleri ve deprem sonrası gerçek hasar verileri ile yüksek uyum göstermiştir. Özellikle kat adedi, bina yaşı, yumuşak kat varlığı ve malzeme dayanımı gibi değişkenlerin modellerde belirleyici rol oynadığı görülmüştür. Bu yaklaşım hem saha verileri hem de resmi veriler için hızlı uygulanabilirlik, düşük maliyet, geniş ölçekli değerlendirme imkânı ve afet sonrası kaynakların etkin yönetimi açısından önemli avantajlar sunarak, kentsel dayanıklılığın artırılmasına doğrudan katkı sağlamaktadır.

Rabia Nur Sağlam
Fırat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Riskli alanlarda inşa edilen kentsel dönüşüm binaların mühendislik özelliklerinin biyoharmolojik incelemesi: Elazığ kent merkezi örneklemi

Bu tez çalışmasında riskli alanlarda kentsel dönüşüm sonrası inşa edilen binaların mühendislik özelliklerinin biyoharmoloji bilimi esaslarına göre incelenmesi amaçlanmıştır. Tez kapsamında incelenen mahallelerin kentsel dönüşüm strateji belgeleri, zemin ve geoteknik raporları, kullanıcı memnuniyet düzeyleri ve genel mühendislik özellikleri biyoharmolojik uygunluk değerlendirme kriterlerine göre incelenmiştir. Çalışmanın bulguları beş ana başlıkta açıklanmıştır. Bunlar, kentsel dönüşüm strateji belgesinin değerlendirilmesi için hazırlanan değerlendirme formu mahallelerde uygulanmıştır. Zemin raporu verileri DeepSoil programı ile doğrusal olmayan zaman tanım alanında yöntemi ile analiz edilmiş ve zeminlerin deprem etkisi altında dinamik davranışları incelenmiştir. Bina kullanıcılarının memnuniyet düzeyinin belirlenmesi için anket hazırlanmış ve sahada uygulanmıştır. Anket verilerinin analizinde Ki-kare testi ve keşfedici faktör analizi kullanılmıştır. Geliştirilen hipotezlere göre kullanıcı memnuniyet düzeyi Hoc, Hoy, Hohhs, Hoed, Homçd, Hoeoms değişkenlerine bağlı, Homd değişkeninden bağımsızdır hipotezi kabul edilmiştir. Binaların genel mühendislik özelliklerinin belirlenmesinde özel ölçek geliştirilmiş ve binalarda uygulanmıştır. Binaların biyoharmolojik özelliklerini belirlemede 600 sorudan oluşan değerlendirme formu kullanılarak BUD puanları hesaplanmış ve Abdullahpaşa 379.72, Sürsürü 377.85, Mustafapaşa 313.93 ve Rüstempaşa 336.16 puanlarını almışlardır. Sonuç olarak, dört mahallenin kentsel dönüşüm strateji belgesi değerlendirme formu puanlarına göre orta derecede başarılı, dört mahallenin parsel bazındaki zemin raporlarının standart, yönetmelik ve ilgili literatürle uygun olduğu, binaların genel mühendislik özellikleri puanlarına göre orta düzeyli binalar oldukları, incelenen binaların taşıyıcı elemanlarının beton dayanım sınıflarının SonReb yöntemiyle yapılan deneysel çalışma sonucunda dört mahalledeki binaların beton sınıfı C30-35 grubunda yer aldığı ve incelenen binaların BUD sertifika puanlarına göre Abdullahpaşa ve Sürsürü binalarının iyileştirilmeli ve standartlara yakın, Mustafapaşa ve Rüstempaşa binalarının iyileştirilmeli ve standartlardan uzak binalar oldukları anlaşılmıştır.

BiyoharmolojiKentsel dönüşümKonut sertifikaları+2
Belkıs Elyiğit
Fırat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Metakaolinin geçirimli betonda dayanım ve durabilite özelliklerıne etkisinin araştırılması

Metakaolin çimentoya göre daha çevreci bir malzeme olduğundan çevre dostu beton üretiminde metakaolinin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Literatür incelendiğinde geçirimli betonda metakaolin kullanımı hakkında çok az çalışmaya rastlanılmıştır. Yapılan çalışma ile araştırmacılara bir sonraki çalışmalarında ışık tutmak hedeflenmektedir. Bu çalışmada metakaolin ile çimento ağırlıkça %0, %5, %10, %20, %25, %30 oranlarında ikame edilerek metakaolinin geçirimli betonun dayanım ve durabilete özelliklerine etkisini geniş kapsamda ele alınmıştır. Hazırlanan her seriden belirli sayıda numune standartlara uygun bir şekilde alınarak 28 gün boyunca kür havuzunda bekletilmiştir. 28 gün sonunda basınç dayanımı, yarmada çekme dayanımı, birim hacim ağırlık, boşluk oranı, aşınma dayanımı, infiltrasyon testi yapılıp bulunan parametreler ile metakaolinin geçirimli betonda ne gibi etkilerinin olduğunu araştırmacılara sunulmuştur.

Şeyda Nur Çenesizoğlu
Fırat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deprem etkisi altında çelik yapıların deplasmanlarının yapay sinir ağları ile incelenmesi

Bir yapının tasarım boyutlandırılması, zemin analizi, taşıyıcı sistem seçimi, malzeme tayini, üç boyutlu modelleme ve analiz, gerekli durumlarda revizyon ve tadilatların yapılması gibi zaman alan bir süreci kapsamaktadır. Yapay zekâ kullanımı ise bu sürecin hızlanmasını sağlayıp zaman kayıplarını minimize edebilecek bir teknolojidir. Bu çalışmanın amacı bu teknolojinin bu alandaki kullanımını sorgulamaktır. Bu nedenle çalışmada öncelikle örnek çelik yapılarımız moment aktaran çelik yapılar olarak belirlendi. Örnekler, dört farklı taban alanı, iki farklı kat yüksekliği ve sekiz farklı kat sayısı kombinasyonu kullanılarak toplam 64 adet olacak şekilde oluşturuldu. Örnek yapılar, SAP 2000 programı yardımıyla modellenerek deprem etkisi atında doğrusal statik analizi yapıldı. SAP 2000 ile analizi yapılan örnek yapıların, maksimum deplasman değerleri oluşturulan yapay sinir ağının (YSA) çıktı seti olarak belirlendi. Maksimum deplasmanı etkileyecek bazı parametreler olarak; kat sayısı, kat yüksekliği, yapı toplam yüksekliği, yapı taban alanı ve yapı ağırlığı değerleri ise girdi seti olarak belirlendi. Girdi ve çıktı veri kümesi belirlenen YSA modeli Matlab programı yardımıyla oluşturuldu. Çalışma sonucunda oluşturulan YSA modeli ile tahmin edilen değerler ile SAP 2000 ile bulunan değerler arasında kıyaslama ve regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan kıyaslama ve regresyon analizinde, YSA ile tahmin edilen değerlerin sıfır hata çizgisine oldukça yakın dağılım gösterdiği, bağıl hata oranlarının düşük ve regresyon katsayılarının 1'e oldukça yakın olduğu görülmüştür. Yapay zekanın sadece bir alt dalı ile yapılan bu çalışma ile alınan olumlu sonuç diğer alt dallarında da olumlu sonuçlar verme umudunu göstermekte hatta birden fazla alt dalının birlikte kullanılmasıyla gelecekte inşaat mühendisliğinin proje aşamasında farklı ve yenilikçi senaryoların ortaya çıkabileceği öngörülmektedir.

DeplasmanDeprem analiziYapay sinir ağları+1
Niyazi Safa Aksu
Fırat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mevcut betonarme bir binanın sistem iyileştirilmesi ve taşıyıcı eleman güçlendirme yöntemlerine göre karşılaştırılması

Sismik olarak aktif alanlarda bulunan mevcut betonarme binaların çoğu mevcut deprem yönetmeliklerini karşılayamamaktadır. Aynı zamanda güçlü depremlerin bir sonucu olarak, birçok bina büyük maddi hasar eşliğinde hasara ve yıkıma maruz kalmaktadır. Bu çalışmada, sismik olarak aktif alanda bulunan mevcut bir betonarme binanın performansı ilk olarak DBYBHY 2007'ye göre değerlendirilmiş ve durumu tespit edilmiştir. Ardından 2007 yönetmeliğine göre taşıyıcı eleman güçlendirmesi ve sistem güçlendirmesi alternatifleri incelenmiştir. DBYBHY 2007'ye göre istenen performans seviyesini sağlayan güçlendirme önerisi TBDY 2018'e göre ayrıca değerlendirilmiş ancak 2018 yönetmeliğindeki istenen performans seviyesini sağlamadığı görülmüştür. Bu durum üzerine güçlendirme önerisinde bazı eklemeler gerçekleştirilerek TBDY 2018'e göre de uygun hale getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güçlendirme, Hasar düzeyleri, Performans analizi, Sistem iyileştirme.

Betonarme binalarYapısal güçlendirme
Hakan Sargın
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İki boyutlu çerçevelerin plastik analizinde eksenel kuvvetlerin etkisinin incelenmesi

İdeal elastik ve tam plastik malzemeden yapılmış çubuklara sahip iki boyutlu çerçevelerde, yüklerin adım adım artırılması ile çubuk uçlarında oluştuğu kabul edilen plastik mafsallarla, sonuçta, çerçevelerde bir göçme mekanizması oluşmaktadır. Her bir plastik mafsal çerçevede ilave bir dönme serbestliği oluşturmaktadır. Bu nedenle her plastik mafsal oluşumundan sonra rijidlik matris boyutunun bir artırıldığı bir çerçeve modeli ile, birbirini takip eden iki plastik mafsal arasında ardışık elastik analizler yapılarak, çerçevelerin elastik-plastik analizi gerçekleştirilmektedir. Rijidlik matrisini singuler yapan son plastik mafsal oluşumu ile çerçeve göçme durumuna gelmekte ve göçme yükü böylece hesaplanabilmektedir. Çubuk kesitinde etki eden eğilme momenti ve eksenel kuvvetin plastik mafsal oluşumunda etkili olduğu, kesme kuvveti etkisinin ise ihmal edilecek kadar az olduğu kabul edilmektedir. Plastik mafsalın oluştuğu kesitteki eğilme momenti ve eksenel kuvvet, kabul edilen akma yüzeyi üzerinde bir nokta tarif etmektedir. Bu nokta, normallik kuralına uygun olarak, bu yüzey üzerinde plastik olarak akar veya elastik boşalma olduğunda çözüm bölgesi içerisine doğru hareket eder. Yük katsayısı arttıkça plastik mafsaldaki plastik dönme açısının mutlak değeri de artar. Bu değerin artması yerine azalması ise plastik mafsalda elastik boşalmanın olduğuna işaret eder. Geliştirilen bilgisayar programı ile değişik akma kriterlerine göre çerçevelerin elastik-plastik analizleri yapılabilmektedir. Bunun yanı sıra, düzgün yayılı yük taşıyan çubuk açıklıklarında oluşan plastik mafsal lokasyonları da hassas bir şekilde hesaplanabilmektedir. Değişik referanslardan alınan on beş iki boyutlu örnek çerçeve, geliştirilen bilgisayar programı kullanılarak, analiz edilmiş ve göçme yük katsayıları referanstaki değerlere çok yakın olarak hesaplanmıştır. Ancak, çerçeve davranışlarının daha hassas olarak hesaplanması için gelecekte yapılacak araştırma çalışmalarında elastik-plastik çerçeve analizlerinin nonlineer analiz olarak gerçekleştirilmesi önerilmektedir.

Fethullah Uslu
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alüminasilikat bazlı jeopolimerlerin incelenmesi

Bu tez çalışmasında, kaolen tabanlı alkali reaktifleştiricilerle tepkimeye sokulmuş jeopolimerlerin üretimi ve karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Kaolen tabanlı jeopolimerlerin üretiminde döküm ve hidrolik el presi ile şekillendirme yöntemleri kullanılmıştır. Ayrıca numuneler sinterleme gerektirmeksizin düşük sıcaklıklarda (60-80˚C) kür işlemi uygulanarak enerji tasarrufu sağlanmıştır. Hammadde olarak kullanılan kaolenin kimyasal bileşimini belirlemek amacıyla X-ışınları florosans spektroskopisi (XRF) kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre SiO2 ve Al2O3 içeriğinin yüksek olması sebebiyle temel malzeme olarak tercih edilmiştir. Nihai ürün ve hammaddelerin kristal boyutlarını, faz miktarlarını ve çeşitlerini tayin etmek amacı ile X-ışınları kırınım cihazı kullanılmıştır. Kristal fazlarında ağırlıklı olarak kaolinit fazı görülmesi ve bu fazın kristal boyutlarındaki artış ile jeopolimerlerin dayanımlarında ciddi anlamda azalma tespit edilmiştir. Oluşan bağları belirlemede ise Furier dönüşümlü kızılötesi spektrofotometre kullanılmıştır. Dayanımı ölçmek amacı ile servo kontrollü beton pres test cihazı kullanılmıştır. Üretilen jeopolimerlerin mikro yapı analizleri ise taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile yapılmıştır. Analizleri yapılmış jeopolimer numunelerinde yüksek dayanımlara erişilmiş ve çeşitli katkılarla (silis dumanı, cam suyu) dayanımın arttığı gözlenmiştir.

Sezer Çetin
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tabakalı kompozit kirişlerin sonlu farklar metodu ile analizi

Bu çalışmada; tabakalı kompozit kirişlerin gerilme ve şekil değiştirme analizleri sonlu farklar yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Analizlerde farklı mesnet koşulları ve farklı yüklemeler etkisi altındaki kirişler, Euler-Bernoulli ve Timoshenko kiriş teorilerine göre incelenmiştir. İncelenen bu kirişler farklı tabaka sayıları ve farklı oryantasyon açılarına sahiptirler. Tabakalı kompozit kirişler, düzlem gerilme problemi olarak ele alınmıştır. Gerilme ve şekil değiştirme analizleri yapılırken ilgili bünye bağıntıları ve denge denklemleri için bazı kabuller yapılmıştır. Üç boyutlu doğrusal olmayan şekil değiştirme ifadeleri, iki boyutlu ve doğrusal şekil değiştirme ifadelerine indirgenmiştir. Bu diferansiyel denklemlerin çözümü için merkezi sonlu fark ifadeleri kullanılmıştır. Her sonlu fark düğüm noktası için merkezi sonlu fark ifadesi yazılmıştır. Daha sonra bu ifadeler sınır şartlarına göre tekrar düzenlenmiştir. Elde edilen bünye bağıntıları ve denge denklemlerinin çözümü için açık kaynak kodlu olan DEV-C++ V 5.8.3 editörü kullanılarak bir bilgisayar programı geliştirilmiştir. Geliştirilen bu program kullanılarak sayısal uygulamalar yapılmıştır. Literatürde bulunan örnek problemler çözülerek geliştirilen bilgisayar programının doğruluğu test edilmiştir. Sonuç olarak tabaka dizilişleri ve sınır şartları farklı tabakalı kompozit kirişlerin yük altındaki gerilme ve şekil değiştirme davranışları ortaya konulmuştur. Elde edilen sonuçlar tablo ve grafiklerle sunulmuştur.

Mustafa Emin Gürlek
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ulaştırma sistemlerinin altyapısına etki eden faktörlerin belirlenmesi ve önem derecelerine karar verilmesi; Manisa ili örneği

Günümüzde hem ulusal hem de uluslararası ulaşım ihtiyacının artması, ulaştırma sistemlerinin alt yapısının önemini daha da arttırmaktadır. Bu doğrultuda ulaştırma sisteminin alt yapısının kurulmasında önemli olan faktörler, maliyet ve zaman unsurları nedeniyle proje aşamasında da önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışma üç bölümden oluşacaktır. Çalışmanın birinci bölümünde, literatür araştırması ele alınacaktır. İkinci ve üçüncü bölüm çalışmanın uygulama aşamasını oluşturacaktır. Bu doğrultuda, ikinci bölümde Manisa İlinde aktif olarak çalışan İnşaat Mühendislerinin görüşlerine bağlı olarak ulaştırma sisteminin alt yapı faktörleri SPSS paket programı ile belirlenecektir. Üçüncü bölümde, belirlenen faktörler doğrultusunda karar verme yöntemlerinden Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP)yöntemi kullanılarak ulaştırma sisteminin alt yapısının kurulmasında önemli olan faktörlerin sıralaması önem derecelerine göre yapılacaktır.

UlaştırmaUlaşımUlaşım sistemleri
Burak Özkan
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genleştirilmiş kil agregası ile taşıyıcı hafif beton üretimi

İnşaat sektörünün temel yapı malzemelerinden olan beton, minimum 3 farklı malzemeden üretilen kompozit bir malzemedir. Bunlar agrega, çimento ve sudur. Betonarme bir yapıda en fazla yükün betondan geldiği bilinmektedir. Betonun ağır bir yapı malzemesi olması yapıların deprem davranışlarını olumsuz etkilemektedir. Bu tezde, genleştirilmiş kil agregası ile kireçtaşı agregası beraber kullanılarak taşıyıcı hafif beton üretilip, geleneksel betonla fiziksel ve mekanik özelikleri karşılaştırılmıştır. Bu amaçla geleneksel betondaki kireçtaşı agregalar; küçük (0-3 mm), orta (3-8 mm), büyük (8-16 mm) olmak üzere üç ayrı tane boyutlarında genleştirilmiş kil agregaları ile hacimce %40 oranında yerdeğiştirilerek iki ayrı Dmax (16 ve 22,4 mm) değerine sahip 6 taşıyıcı hafif ve 2 geleneksel kontrol serisi olmak üzere 8 ayrı beton serisi hazırlanmıştır. Hazırlanan bu numunelerin ağırlık ve basınç dayanımlarındaki değişiklikler bütün seriler için yorumlanmıştır. Küçük genleştirilmiş kil agregaları kullanılan Dmax 16 ve 22,4 mm beton serilerinde basınç dayanımları sırayla 50,54, 56,86 MPa, genleştirilmiş kil agregalarının puzolonik özelliklerinin de katkısıs ile kontrol betonları dayanımlarından (45,64, 53,18 MPa) daha yüksektir. Bu serilerin birim hacim ağırlık değerleri ise Dmax 16 ve 22,4 için sırayla 2,11, 2,15 gr/cm3 olmuştur. En düşük birim hacim ağırlık değerleri büyük genleştirilmiş kil agregası kullanılan serilerde ortalama 1,87 gr/cm3 elde edilmiştir. Bu serilerin basınç dayanımları ise Dmax 16 ve 22,4 kontrol serilerine göre ortalama %56,55 düşmüştür.

Osman Güneş
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Endüstriyel atıkların geotekstil tüp kullanılarak susuzlaştırılması ve depolanması davranışının deneysel araştırılması

Yüksek su muhtevasına sahip endüstriyel atıkların, bertarafı veya yeniden kullanılması için son yıllarda geotekstil tüplerin kullanımı yaygınlaşmıştır. Geotekstil tüpler ile susuzlaştırma uygulamalarında, susuzlaştırma kalitesini artırmak için doğal veya yapay polimerler ve lifler kullanılmaktadır. Bu çalışmada endüstriyel bir atık olan Seyitömer termik santrali uçucu külü seçilmiştir. Polimerlerin ve liflerin uçucu külün susuzlaştırılması üzerine etkisini incelemek için anyonik ve katyonik polimerler ve polipropilen sentetik bir lif kullanılarak bulanıklık, sedimantasyon ve filtrasyon deneyleri yapılmıştır. Polimer kullanımı filtrasyonu ve zemin çökelme hızını belirgin derecede hızlandırdığı görülmüştür. Etkili polimer ve dozu kullanıldığında bulamaç yüzde yedi yüze kadar daha hızlı şekilde susuzlaşmıştır. Polimer kullanımı susuzlaşma verimini artırırken filtre kek hacmini de artırmaktadır. Etkili polimer ve dozunun belirlenmesinde bulanıklık deneyi etkili ve hızlı bir yöntem olsa da tek başına yanıltıcı olduğu, mutlaka sedimantasyon ve filtrasyon deneyleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği görülmüştür. Sentetik lif ilavesi, bulamacın çökelmesini hızlandırmış, düşey yönde filtrasyonu artmışken iki boyutlu filtrasyonda toplam filtrasyon üzerinde belirgin bir etki göstermediği belirlenmiştir. Tabakalı filtrasyon deneyi ile tekrarlı doluma imkân veren geotekstil tüpün 4 defa etkili şekilde kullanıma uygun olduğu, 4'ten fazla filtrasyonda da kullanıldığında susuzlaştırmaya devam ettiği belirlenmiştir. Yapılan bu çalışmada, bir boyutlu filtrasyon deneyinin hız bakımından incelenmesi yanıltıcı sonuçlar verebilmesine rağmen, filtre kekinin davranışını gözlemlemek için mutlaka yapılması gerektiği belirlenmiştir. Bulanıklık, sedimantasyon ve iki boyutlu filtrasyon deneyinin ise birbiriyle uyumlu sonuçlar verdiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Geotekstil Tüp, Filtrasyon, Polimerler, Sentetik Lif, Susuzlaştırma.

FiltrasyonPolimerlerSentetik lifler+1
Abdulkadir Bulut
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kum drenli kil zeminlerde oturma davranışının deneysel olarak incelenmesi

Ülkemizde artan nüfus ve büyüyen kentleşme ile birlikte problemli zemin koşullarında yapılaşmanın sağlanabilmesi, bu zeminlerin iyileştirilmesi ile mümkün olabilmektedir. Özellikle, suya doygun yumuşak kil zeminlerde karşılaşılan önemli sorunların başında gelen yapı yükleri altındaki konsolidasyon oturmalarının, düşey dren uygulamaları ile hızlandırılması ve azaltılması zemin iyileştirme yöntemleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada, laboratuvarda hazırlanan suya doygun düşük plastisiteli kil zeminin oturma davranışı üzerine düşey drenlerin geleneksel yöntemleri arasında yer alan kum drenlerin etkileri ele alınmıştır. Çalışmada kullanılan kil zemin, kenar uzunluğu yaklaşık 20 cm olan büyük numune tankı içerisinde 50 kPa'lık önkonsolidasyon gerilmesine maruz bırakılmıştır. Daha sonra, bu çalışma kapsamında tasarlanan yükleme çerçevesiyle uygulanan 100 kPa ve 200 kPa'lık üniform gerilmeler altındaki deformasyonlar zamana bağlı olarak kaydedilmiştir. Deneylerde ilk olarak kum dren uygulaması yapılmamış olan doygun kil numunesinin konsolidasyon davranışı incelenmiştir. İkinci grup deneylerde, aynı başlangıç koşullarında hazırlanan kil zeminler üzerinde, 2 cm çapında ve yaklaşık 15 cm yüksekliğinde 4'lü, 8'li ve 14'lü kum drenlerin etkisi araştırılmıştır. Üçüncü grup deneylerde ise daha sıkı formda hazırlanmış olan kum drenlerin davranış farklılığı 4'lü ve 8'li kum dren uygulamaları üzerinden tartışılmıştır. Konsolidasyon deneyleri sonunda, alınan numuneler üzerinde üç eksenli basınç deneyleri gerçekleştirilerek iyileştirme sonrasında mukavemet davranışları yorumlanmıştır. Çalışma sonucunda, laboratuvar ve teorik toplam oturmalar arasında %46'ya varan farkların oluşabileceği belirlenmiştir. Foraj sırasında gerçekleşen sıvaşma etkisinin, zamana bağlı oturma davranışını önemli ölçüde etkilediği anlaşılmıştır. Sıvaşma bölgeleri iç içe girmeyen 4'lü kum drenli laboratuvar modelinin konsolidasyonu hızlandırma ve oturmaları azaltmada daha etkili olduğu görülmüştür. Sıkı olarak hazırlanan kum drenli kil zeminlerin toplam oturma miktarında gevşek olana göre yaklaşık %17'lik bir azalma olduğu gözlenmiştir.

Türker Rüstemoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lifli geçirimli beton yol üstyapısının durabilitesinin incelenmesi.

Ülkemizde ve Dünya da nüfusun hızla artması ulaşım türlerinin de gelişmesini hızlandırmıştır. Yük ve yolcu taşımacılığının büyük bir kısmı karayolu taşımacılığı ile yapılmaktadır. Bu nedenle karayolları kaplama yüzeyleri sürüş güvenliği ve konfor açısından belirli bir düzeyde olmalıdır. Karayollarında sürüş güvenliği ve konforun sağlanmasında kaplama tipinin doğrudan etkisi büyüktür. Esnek kaplamalarda hammadde ihtiyacında dışa bağımlılık olduğu için yerli hammaddelerle rijit kaplama yapma alternatifi bulunmaktadır. Rijit kaplamalar, farklı özelliklerde beton türleri ve farklı özelliklerde yapım şekilleriyle çeşitlilik göstermektedir. Bu çalışmamızdaki esas amaç yol ve sürüş güvenliği açısından yola gelecek yağmur ve kar sularının yol yüzeyinde birikmesi sonucu su kayağı riski oluşması ve yine yol yüzeyinde biriken suların donması sonucu oluşabilecek kaza riskini azaltmaktır. Bu amaçla geleneksel betona alternatif olan geçirimli (poroz) betonun yol betonu olarak kullanılabilmesi için farklı oranlarda lif takviyesi ile dayanıklılık özellikleri araştırılmaktadır. Belirli oranlarla hazırlanan geçirimli beton dizaynına farklı oranlarda lif eklenerek hazırlanan betonlara çeşitli deneyler yapılarak dayanıklılık özellikleri karşılaştırılmıştır.

Nuh Mehmet Polat
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üç boyutlu çerçeve sistemlerin deplasman metoduna göre analizi

Bilindiği gibi yapı sistemleri gerçekte üç boyutlu olarak modellenmelidir. Bazı durumlarda problemin büyüklüğü, sistemlerin iki boyutlu eşdeğer yapılarla modellenmesini gerektirmektedir. Ancak bu modellemede gerçeğe yakın sonuçları bulmak ve eşdeğer yapıyı gerçek yapı gibi iki boyutlu modellemek bazen mümkün olmayabilmektedir. Bu çalışmada çerçeve sistemini üç boyutlu olarak modelleme ve deplasman metoduyla analiz etme tekniği kullanılarak, daha doğru analiz etme imkânı elde edilmiştir.Yapılan çalışmada deplasman metodu prensiplerine göre geliştirilmiş bir bilgisayar programı (ÇERSİSPRO v.1.0) yardımıyla üç boyutlu çerçeve sistemlerin düğüm noktalarında oluşan deplasmanlar ile çubuk ucu kuvvetleri hesaplanmıştır. Günümüzde popüler paket program olan SAP2000 (Structural Analysis Programming) sonuçları ile yapılan karşılaştırma sonunda, sonuçların birbirleriyle uyumlu olduğu görülmektedir. Geliştirilen programla sistemdeki çubuk elemanların atalet momentlerini sıfır kabul ederek ve düğüm noktasındaki dönmeleri de serbestlik olarak kabul etmeyerek üç boyutlu kafes sistemler de çözülebilmektedir. Bu çalışmada konu ile ilgili 20 örnek problem deplasman metoduna göre üç boyutlu çerçeve sistemlerin analizini yapmak üzere geliştirilen bilgisayar programı (ÇERSİSPRO v.1.0) ile analiz edilmiş ve sonuçlar referanstaki sonuçlar ile karşılaştırılmıştır.

Ferdi Mandal
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şehiriçi kara yolu geometrik standartlarının kara yolu kapasitesine etkisinin modellenmesi

Karayolu kapasitesini etkileyen birden fazla değişken bulunmaktadır. Bu değişkenlerin etkileri tek tek olabildiği gibi, birkaçı bir araya geldiğinde de olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı da; karayolu kapasitesini etkileyen bu değişkenlerin araştırılması ve bu değişkenlerden, şerit genişliği, boyuna eğim ile yol kenarında park eden araç sayısının birlikte karayolu kapasitesine etkilerinin değerlendirildiği bir modelin elde edilmesidir.Karayolu kapasitesini etkileyen oldukça fazla belirsizliklerin bulunması nedeniyle modelin oluşturulmasında bulanık mantık yöntemi kullanılmaktadır. Model, MATLAB programının yardımı ile oluşturulmaktadır.Model; iki şeritli, tek yönlü ve çıkış eğimli, B (ana cadde, durma yasağı var ve eşdüzey kesişmeler az) ve C (cadde, bekleme ve park yasağı var, kavşakların kapasitesi iyi) gibi iki farklı şehiriçi karayolu tipi için oluşturulmaktadır. Modelde şerit genişliği, boyuna eğim, yol kenarında park eden araç sayısı girdi, pratik kapasite de çıktı olarak alınmakta ve Mamdani çıkarım yöntemi kullanılmaktadır.B ve C yol tipleri için ayrı ayrı oluşturulan modelden elde edilen sonuçlar referans alınan TS12008'deki verilerle karşılaştırıldığında B yol tipi için R-Kare dağılımı 0.9521, C yol tipi için ise 0.936 olarak elde edilmektedir.Oluşturulan model ile karayolu kapasitesini etkileyen üç değişken birlikte değerlendirilmektedir. Değişken sayısını arttırarak modeli geliştirmek mümkündür.Anahtar Kelimeler: Bulanık Mantık, Karayolu Kapasitesi, Karayolu Geometrik Standartları

İlker Şahinoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tahribatsız test yöntemleri ile beton kalitesinin denetimi

Bu çalışmada iki farklı agrega granülometrisi ve 4 farklı w/c (su/çimento) oranı kullanılarak beton numuneler hazırlanmıştır. Deneylerde kullanılan agrega granülometrisi, A16 ve B16 olan 2 farklı agrega granülometrisidir. Kullanılan w/c oranı ise 0,60, 0,65, 0,70, 0,75 olarak seçilmiştir. Her bir w/c oranında 7, 28, 60 ve 90 günlük beton silindir ve küp numuneler hazırlanmıştır. A16 granülometri eğrisine uygun, 4 farklı w/c oranında (0,60, 0,65, 0,70 ve 0,75) ve 4 farklı beton yaşında (7, 28, 60 ve 90 gün ) 16 grup ve B16 granülometri eğrisine uygun, 4 farklı w/c oranında (0,60, 0,65, 0,70 ve 0,75) ve 4 farklı beton yaşında (7, 28, 60 ve 90 gün ) 16 grup olmak üzere toplam 32 grup karışım hazırlanmıştır. Her bir grup 4 adet 150 mm boyutlu standart küp ve 7 adet 150x300 mm boyutlu standart silindirden olmak üzere toplam 11 adet numuneden oluşmaktadır. Küp ve silindir numuneler, kırılma yaşı olan 7, 28, 60 ve 90 olan günlerde kür havuzundan çıkartılmış, numuneler üzerinde gerekli UPV ve test çekici ölçümleri yapıldıktan sonra preste kırılmış ve kırılma yükleri kaydedilmiştir. Basınç dayanımları ile UPV arasında, basınç dayanımları ile test çekici değerleri arasında, silindir yarma dayanımları ile UPV arasında ve silindir yarma dayanımları ile test çekici değerleri arasındaki ilişkiler incelenmiş ve regresyon analizleri yapılmıştır. Bu analizler sonucu w/c oranı ve beton yaşı için regresyon denklemleri çıkartılmıştır.Basınç dayanımları ve silindir yarma dayanımları ile UPV arasındaki ilişkinin test çekicine göre daha doğrusal bir davranış gösterdiği belirlenmiştir. Gerçeğe daha yakın sonuçlar elde etmek için, UPV ve test çekici yöntemlerinin birlikte kullanılmasının daha doğru olduğu sonucuna varılmıştır.

Muhammed Ali Tanrıkulu
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yolculuk yaratımının yapay sinir ağları ile modellenmesi

Yolculuk yaratımını etkileyen birden fazla değişken bulunmaktadır. Bu değişkenlerin etkileri tek tek olabildiği gibi, birkaçı bir araya geldiğinde de olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı da; yolculuk yaratımını etkileyen bu değişkenlerden, nüfus, gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) ile illere kayıtlı otomobil sayısının (OS) birlikte kullanılarak yolculuk yaratımının Yapay Sinir Ağları (YSA) ile tahmini ve regresyon sonuçları ile karşılaştırılmasıdır.Yolculuk yaratımını etkileyen oldukça fazla belirsizliklerin bulunması nedeniyle çalışmalar YSA yöntemi ile yapılmakta olup, MATLAB programından yararlanılmaktadır.Çalışma; 2007-2008 yılı verileri kullanılarak 2009 yılı için 81 ilde, 2007-2008 yılı verileri kullanılarak 2009 yılı için seçilen 8 ilde ve 2009 yılı verileri kullanılarak 8 ilde devlet il yollarında oluşacak günlük yolculukları tahmin etmek için yapılmaktadır.Bu üç uygulama sonucunda YSA ile yapılan tahminler çoklu regresyon yöntemine göre daha iyi sonuçlar vermektedir. İlk uygulamada YSA LOG için R-Kare dağılımı 0.914, YSA TAN için R-Kare dağılımı 0.928 ve ÇDRÇ için R-Kare dağılımı 0.560 elde edilmektedir. İkinci uygulamada YSA LOG için R-Kare dağılımı 0.991, YSA TAN için R-Kare dağılımı 0.970 ve ÇDRÇ için R-Kare dağılımı 0.946 elde edilmektedir. Üçüncü uygulamada YSA LOG için R-Kare dağılımı 0.942, YSA TAN için R-Kare dağılımı 0.953, ÇDRÇ için R-Kare dağılımı 0.922 elde edilmektedir.Yapılan çalışmada yolculuk yaratımını etkileyen üç değişken birlikte değerlendirilmektedir. Değişken sayısını arttırarak çalışmayı geliştirmek mümkündür.

Muhammet Mahir Yenice
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Burkulma kısıtlamaları ile en hafif kafes yapı tasarımı

En hafif kafes yapılar, nonlineer kafes optimizasyonu problemlerinin kombinasyonu olarak ifade edilmişlerdir. Bu çalışmanın amacı verilen bir çubuk kombinasyonu için ortaya konulan nonlineer kafes optimizasyon probleminin optimum çözümünü bulmaktır. Daha sonra tüm geçerli kombinasyonların optimum çözümleri arasından en hafif olanı seçilerek kafes yapının gerçek optimumu elde edilir.Verilen bir çubuk kombinasyonu için nonlineer kafes optimizasyon problemi fizibil bir noktada lineerleştirilir. Bu şekilde çubuk gerilmeleri ve düğüm noktası deplasmanları kesit alanları cinsinden lineer olarak tarif edilebilirler. Böylece lineerleştirilmiş kafes optimizasyon problemi çubuk kesit alanları uzayında özgün bir lineer programlama problemi olarak ifade edilmiş olur. Önceden belirlenmiş hareket limitleri dahilinde ortaya konulan bu lineerleştirilmiş kafes optimizasyon probleminin optimumu hesaplanır. Bu şekilde ardışık lineer programlamanın bir iterasyonu tamamlanmış olur. Yukarıdaki iterasyonlar hesaplanan ardışık optimum çözümler arasındaki fark yok oluncaya kadar tekrarlanır.Çubuk kesit alanları cinsinden özgün olarak tarif edilen çubuk burkulma gerilmeleri ve çubuk narinlik oranları lineerleştirilerek yukarıdaki ardışık lineer programlamanın kısıtlarına dahil edilirler. Bu burkulma kısıtlarının yardımıyla kafes yapıların doğru optimum çözümleri elde edilebilmektedir. Bu çalışmada bazı örnek problemler geliştirilen bilgisayar programı kullanılarak çözülmüş ve sonuçlar literatürdeki sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Burkulma gerilmelerinin aktif olduğu durumlarda literatürdeki yaklaşık çözümlere karşın bu çalışmada doğru olan optimum çözümler elde edilmiştir. Diğer durumlarda ise literatürdekilerine benzer optimum çözümler elde edilmiştir.

Mahmud Sami Döven
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kesikli değişkenler ile en hafif kafes yapı tasarımı

Kesikli değişkenli en hafif kafes yapı tasarımı, aslında geometrisi belirli olan bir kafes yapının çubuklarının, verilen bir profil setinden seçilmesi ile ilgili bir kombinasyon problemidir. Kombinasyon sayısını azaltmak için bu çalışmada iki aşamalı optimizasyon yöntemi kullanılmıştır. İki aşamalı optimizasyon yönteminin birinci aşamasında, nonlineer optimizasyon problemi olan sürekli değişkenli kafes optimizasyon problemi, profil tablosu ile ilgili ilave kısıtlar da dikkate alınarak, ardışık lineer programlama metodu ile çözülür. Optimizasyon yönteminin ikinci aşamasında, profil tablosu kısıtları ile uyumlu sürekli optimum çözüm çevresinde oluşturulan kısıtlı bir çözüm bölgesinde, kesikli değişkenli kafes optimizasyon probleminin kesikli optimum çözümü aranır.Profil tablosu ile ilgili ilave kısıtlar, sürekli değişkenli kafes optimizasyon problemine ilave edilerek, özgün bir optimizasyon problemi elde edilmiştir. Bu sürekli optimum çözüme yakın bir çevrede oluşturulan çözüm bölgesinde, özgün olarak geliştirilen bir bilgisayar programı kullanılarak, çoklu kombinasyon metodu ile kesikli değişkenli kafes yapı tasarımının optimumu aranır. Çoklu kombinasyon metodunun çözümünde uzun süreye ihtiyaç duyulması halinde, özgün olarak bu çalışmada geliştirilen yaklaşık kesikli çözüm metodlarından ikili kombinasyon metodu veya kıdemli alanı yuvarlama metodu yaklaşık çözüm hesap etmek üzere kullanılır.Bu çalışmada yayınlardan alınan on iki kesikli değişkenli kafes optimizasyon problemi yukarıda belirtilen iki aşamalı optimizasyon yöntemiyle başarılı bir şekilde çözülmüştür. Bu problemlerin beşinde ise daha hafif kesikli kafes yapı optimum tasarımı elde edilmiştir. Bu çalışmada ayrıca, yayınlarda yer almayan otuz bir kesikli değişkenli optimizasyon problemi daha yukarıda belirtilen iki aşamalı optimizasyon yöntemiyle başarılı bir şekilde çözülmüştür.

Burak Kaymak
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karşılatırmalı standart belirleme yöntemi ile ülkemizdeki hafif raylı sistemlerin karşılaştırılması

Kentsel toplu taşımada raylı sistemlere olan talep her geçen gün artmaktadır. Artan kent nüfusuna bağlı olarak insanların daha konforlu ve hızlı seyahat etme taleplerine karşılık verebilen raylı sistemler birçok kentin trafik sorununu çözmede öncelikli hale gelmiştir. Dolayısıyla, ortalama nüfusa sahip kentlerde tramvay ve metro arasındaki boşluğu dolduran hafif raylı sistemler bir çok kentimizin toplu taşıma ihtiyacını karşılayabilecektir.Bu çalışmada öncelikle kentsel toplu taşımada kullanılan raylı sistemlere değinilmiştir. Daha sonra, kentin ihtiyacına göre doğru raylı toplu taşıma sisteminin seçilmesi ve seçilen sistemin verimli kullanılması hedeflenmiştir. Ülkemizde aktif olarak işletilen hafif raylı sistemlerin Karşılaştırmalı Standart Belirleme Yöntemi kullanılarak ne kadar verimli kullanıldıkları belirlenmiştir. Ayrıca, ortalamanın altında kalan sistemlerin verimli çalışan diğer sistemlerin işletme politikalarını izleyerek performanslarını nasıl arttırabilecekleri tartışılmıştır.

Raylı sistemlerVerimlilik analizi
Rukiye Özden
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Demiryollarında yol geometri kusurlarının incelenmesi ve çözüm önerileri: Kütahya-Afyon demiryolu hattı örneği

Ülkemizde son yıllarda gelişmekte olan yüksek hızlı tren ağı ile şehirlerarası mesafeler kısalmakta ve artan hızlar sayesinde yolculuk süreleri azalmaktadır. Demiryollarında yeni yapılan yollar sayesinde yollar yüksek hızlı tren standartlarına uygun hale getirilmiştir fakat bundan daha önemlisi işletme şartları altında yolun standartlarının korunmasıdır. Yol kalitesinin korunmasında ise en önemli unsur yol geometrisi kusurlarının sürekli olarak gözlem altında tutularak bakım faaliyetlerinin zamanında yapılmasıdır. Bu çalışmada öncelikle söz konusu yol geometrisi parametreleri olan dever, ekartman, nivelman, fleş ve burulma kavramları incelenerek ilgili Avrupa Birliği normları çerçevesinde bunlarla ilgili hatalar değerlendirilmiştir. 2008 yılında ölümlü tren kazasının meydana geldiği ve 2013 yılında da poz çalışması geçirmesi nedeniyle hattaki iyileşmelerin karşılaştırılma imkanı bulunan Kütahya-Afyon demiryolu hattında ölçüm çalışmaları yapılarak bölümdeki yol geometrisi kusurları incelenmiştir. Değerlendirme bölümünde, dört yıl içerisinde yapılan ölçüm çalışmaları ile Kütahya-Afyon demiryolu hattı üzerinde belli bir kesimde yol geometrisindeki bozulmalar saptanmış ve yapılan poz çalışmasının yol geometrisi kalitesine etkileri ortaya çıkartılmıştır. Çalışmada son olarak yol geometrisi kalitesinin korunması amacıyla ülkemizde ve yurt dışındaki örnekler incelenerek genel çözüm önerileri sunulmuştur.

Sezgin İça
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kütahya Kırgıllı tüflerinin karakterizasyonu

Çalışma alanı Kütahya'nın batısında Eskişehir yolu 3.km.'sinde Kırgıllı mevkiindedir. Frig vadisi içerisinde yoğun tüf bulunan bölgedeki tüfler doğal soğuk hava deposu olarak ve mağara olarak kullanılmaktadır. Bugüne kadar bu bölgedeki tüflerin özellikleri ile ilgili bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmamızda bölgedeki tüfler oyularak yapılmış doğal soğuk hava depolarından 25-30 cm boyunda ve 9,4 cm. çapında 12 adet karot alınmıştır. Daha sonra alınan bu karotlar 9,4 cm. boyunda kesilerek biri karakterizasyon deneyleri diğeri ise ısıl işlem deneylerinde kullanılmak üzere 2 adet eşdeğer karot elde edilmiştir. Karakterizasyon karotları K1, K2, K3………..K12 şeklinde kodlanmıştır. Isıl işlem karotları ise her sıcaklık için 3 adet karot olmak üzere K1-900, K2-900, K3-900 ; K4-1000, K5-1000, SK6-1000 ; K7-1100, K8-1100, K9-1100 ve K10-1200 , K11-1200, K12-1200 şeklinde kodlanmıştır. K1-900; 900 ° C sıcaklıkta işlem gören K1 eşdeğer karotunu temsil etmektedir. Isıl işlem 900, 1000, 1100 ve 1200 ° C sıcaklıklara kadar karotların kül fırınında 10 ° C /dak. hızla ısıtılması, karotların bu sıcaklıkta 1 dakika kaldıktan sonra kül fırınında ortam sıcaklığına kadar soğutulması şeklinde uygulanmıştır. Karakterizasyon ve ısıl işlem karotları üzerinde aşağıda yapım şekilleri anlatılan fiziksel özellik (birim hacim ağırlık, özgül ağırlık, ağırlıkça su emme, hacimce su emme, kapiler su emme, porozite), basınç dayanımı, kimyasal, mineralojik ve morfolojik ve termal analizler (XRF, XRD, optik mikroskop, SEM,TG-DTA) yapılarak tüflerin karakteristik özellikleri ve ısıl işlem ile bu özelliklerdeki değişimler belirlenmiştir. Tüflerin % 48 civarında poroziteye sahip olduğu, porozitenin 1100 ve 1200° C sıcaklıklarda sırasıyla % 11 ve 63 azaldığı görülmüştür. Bunun sonucunda bu sıcaklıklar için basınç dayanımları 7 Mpa' dan sırasıyla 12 ve 46 Mpa'ya yükselmiştir. XRD sonuçları incelendiğinde montmorillonit ve mika mineralleri, feldispat ve kuartz görülmektedir. 1000°C'deki XRD sonucunda montmorillonite ait pik kaybolmuştur. 1200°C'de ise mika ve feldispat piklerinin kaybolduğu görülmektedir. 1200°C'de camsı fazın artmış, corondum ve leucit oluşumu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Isıl işlem , Porozite , Sem , Sinterleşme , Tüf, Xrd , Xrf .

Mehmet Ali Arslanbaba
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Performans tabanlı plastik tasarım yönteminin şekil değiştirmeye göre tasarım yöntemiyle kıyaslanması

Performans tabanlı plastik tasarım yöntemi, tasarımın başında hedef ötelenme değerini ve mekanizma durumunu tasarım kriterleri olarak kullanan çok etkili bir yöntemdir. Yönetmeliklerce belirlenen birçok tasarım yönteminde ise tasarım yapıldıktan sonra mekanizma durumu ve yapının performans durumu belirlenir. Ayrıca yönetmeliklerde kullanılan bu metodlar ön tasarımdan sonra birçok doğrusal olmayan analiz yapılmasını gerektirir. Bunlar aşırı iteratif ve zaman alıcı olabilir. Bununla birlikte yönetmeliklerce bellirlenen tasarım hedefleri ile tasarlanan yapılar ileri düzey depremlere daire sonuçlar hakkında bilgi vermez. Performans tabanlı plastik tasarım yönteminin kolay uygulanabilirliğini ve bu yöntemi yönetmeliklerde verilen şekil değiştirmeye göre tasarım yöntemleri ile kıyaslayabilmek için 4 ve 9 katlı iki adet moment aktaran çelik çerçeveli yapı kullanıldı. Performans tabanlı plastik tasarım yöntemi ile ilgili tüm detaylar ve tablolar elde edildi ve bu yapılar her iki yönteme göre tasarlandı. Ardından bu yapılar doğrusal olmayan itme analizi ve zaman tanım alanında doğrusal olmayan analiz yöntemleriyle değerlendirildi. Analizlerin çoğu Sap 2000 programı ile gerçekleştirildi ve Python programlama dilinden tez boyunca yararlanıldı. Doğrusal olmayan analiz metodlarından elde edilen maksimum göreli kat ötelenme değerleri, kat kesme kuvvetleri, yanal yük dağılımı ve taban kesme kuvvetleri kıyaslandı.

Mehmet Fatih Arat
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İki boyutlu çerçevelerin matris deplasman metodu ile plastik analizi

Bu çalışmada matris deplasman metodu ile iki boyutlu çerçeve sistemlerinin elastik ve elasto-plastik analizlerini yapabilen bir bilgisayar programı geliştirilmiştir. C++ dili ile yazılan bu program art arda elastik çözümler yaparak iki boyutlu çerçeve sistemleri göçmeye götürecek yük limitini, plastik mafsalları oluşturan yük çarpanlarını ve plastik mafsalların yerlerini hesaplamaktadır. Plastik analiz ve matris deplasman metodunun da ayrıntılı şekilde anlatıldığı çalışmanın sonuna literatürden seçilen örnek sorular ilave edilerek referansları ile karşılaştırılmış, oluşacak plastik mafsalların sıralaması, her adımdaki yük faktörü ve yük-deplasman grafikleri de örnek çözümlere ilave edilmiştir.

Plastik mafsalPlastik çözümlemeYapı analizi
Yunus Ünal
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yığma duvar elastik davranışının düzlem çubuk elemanlarla mikro modellemesi

Bu çalışmada yığma yapıların en önemli taşıyıcı elemanı olan yığma duvarların elastik davranışlarının tespiti için düzlem çubuk elemanlarla duvarın mikro modellemesi yapılmıştır. Tarif edilen mesnet şartlarına sahip duvarların ve duvarı oluşturan tuğla birimlerin boyutları girilerek modelin sistematik olarak oluşturulduğu ve matris deplasman metodu ile analizinin yapıldığı bir bilgisayar programı geliştirilmiş ve geliştirilen program ile literatürden örnek çözümler yapılarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Bu çerçevede çalışmada birinci bölümde çalışmanın amacı, kapsamı ve konu ile ilgili literatür irdelenmiştir. Mevcut literatürde yığma duvarların modellenmesi ile ilgili çalışmalara değinilmiş, ikinci bölümde ise yığma yapılar ve yığma duvarlarda kullanılan malzemeler ve yığma yapılarda modelleme teknikleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise çalışma çerçevesinde sistemin analizinde kullanılan matris deplasman metodu irdelenmiştir. Dördüncü bölümde ise yığma duvarların düzlem çerçeve ve kafes elemanlarla mikro modellenmesi için önerilen modelleme tekniği tarif edilmiştir. Beşinci bölümde ise geliştirilen bilgisayar programı tanıtılarak literatürdeki bazı örneklerin önerilen modelleme yöntemi ile elastik analizi yapılmış ve literatürle uyumlu sonuçlara ulaşılmıştır.

Matris deplasman yöntemiYığma yapılar
Uğur Kafkas
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kohezyonlu ve kohezyonsuz zeminlerde şev stabilitesi ve uygulama yöntemleri

Kohezyonlu ve kohezyonsuz zeminlerde şev stabilitesi ve uygulama yöntemleri konusundaki bu çalışmada; Yamaç ve şev stabilitesinde, kütle hareketleri sınıflandırılarak, Jeomorfolojik açıdan incelenmiştir. Şev stabilitesinin etüdünde arazi ve laboratuar çalışmalarıyla stabilite bozulmalarını denetleyen etmenler üzerinde durularak şev ve yamaç stabilitesinin bozulmasında önemli bir yer tutan heyelanlara ayrıca değinilmiştir. Şev stabilitesinin sağlanması ve bu konuda alınacak önlemler, örneklerle anlatılarak ayrıca ankraj tekniği üzerinde durulmuştur. Şev stabilitesi konusuna teorik açıdan yaklaşılarak, şevlerde stabilite analizi yöntemleri çözümlü örneklerle anlatılmıştır.

Kohezyonlu zeminKohezyonsuz zeminŞev kararlılığı
Caner Özsoy
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
1998
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İki boyutlu çerçeve analizinde kesme kuvvetinin etkisi

Çerçeve yapıların tasarımında kesmenin etkisi genellikle göz önüne alınmaz. Perdeli çerçeve yapıların tasarımında kesmenin etkisi bu çalışmada incelenmiştir. Yapıların analizinde matris metotlarının kullanılması, bilgisayarların hafıza kapasitesi ve işlem hızlarının artmasıyla gelişmiştir. Matris metotlarıyla analizlerde kesmenin etkisi kolay bir şekilde analiz metoduna dahil edilebilmektedir. Bu konuda geliştirilen çeşitli algoritmalar ile perdeli ve perdesiz çerçeve modelleri analiz edilmiş ve kesmenin etkisi incelenmiştir. Perdeli çerçevelerde kesmenin etkisinin olduğu görülmüştür. Ancak bu etkinin büyük olmadığı ve ihmal edildiğinde kritik bir durumun ortaya çıkmadığı anlaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Deplasman Metodu, Kesme Kuvveti, Matris Metotları, Perdeli Çerçeve

Kesme kuvvetiMatris deplasman yöntemiPerde çerçeve sistemleri
Mustafa Halûk Saraçoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2002
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Değişik çevresel koşullar altında, şişen zeminlerin özelliklerinin belirlenmesi

DEĞİŞİK ÇEVRESEL KOŞULLAR ALTINDA, ŞİŞEN ZEMİNLERİN ÖZELLİKLERİNİN BELİRLENMESİ Murat ÇETİN İnşaat Mühendisliği, Yüksek Lisans Tezi, 2003 Tez Danışmanı: Yrd.Doç.Dr. Yücel GÜNEY ÖZET İnşaat mühendisliğinde; su muhtevasındaki değişime bağlı olarak önemli ölçüde hacim değiştirme potansiyeline sahip zeminler şişen zeminler olarak tanımlanmaktadırlar. Şişen zeminler dünyanın pek çok yerinde önemli zararlara neden olmaktadırlar. Şişen zemin problemi özellikle hafif yapılar ve yollar için deprem, sel gibi diğer doğal afetlerden daha tehlikelidir. Şişen zemin problemlerinin çözümü için genellikle kimyasal katkı maddeleri ile stabilizasyon, ön ıslatma, sıkışma kontrolü, sürsaj yüklemesi, su muhtevasının korunması gibi yöntemlerle zemin iyileştirilmesi yöntemlerine başvurulur. Bu yöntemlerden özellikle kireç stabilizasyonıı etkin ve ekonomik kullanımı nedeniyle en sık başvurulan yöntemdir. Bu zeminler, stabilize edilmeden önce veya sonra ıslanma-kuruma, sıcaklık, kür süresi, donma-çözünme, su muhtevası değişimleri, kirlilik gibi çok sayıda çevresel etkilere maruz kalmaktadırlar. Bu çalışmada şişme potansiyeline sahip doğal ve farklı oranlarda bentonit ve kaolen içeren kil karışımları kullanılmıştır. Doğal ve kireç-çimento ile stabilize edilmiş numuneler üzerinde su muhtevası, uygulanan sıkıştırma enerjisi miktarı, katkı maddeleri, kür süresi, kür sıcaklığı, donma-çözünme ve ıslanma-kuruma çevrimleri gibi çevresel koşulların şişme özelliklerine etkileri incelenmiştir. Deneyler sonucunda, şişme potansiyelinin su muhtevasının azalması ve sıkıştırma enerjinin artması ile arttığı belirlenmiştir. Ayrıca katkı miktarının, kür süresinin ve sıcaklığının artması ile şişme potansiyelinin azaldığı görülmüştür. Islanma kuruma çevrimlerinin doğal zeminlerde şişme potansiyelini önemli ölçüde azaltırken, stabilize edilmiş zeminlerde ıslanma kuruma çevrimlerinin şişme potansiyelinde az bir miktarda artışa neden olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Islanma-Kuruma, Kür Şartları, Stabilizasyon, Şişen Zeminler

KilKil mineralleriKür koşulları+2
Murat Çetin
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ağır metal ve tuzlarla kirlenmiş killi zeminlerin geoteknik özelliklerinin belirlenmesi

IV AĞIR METAL VE TUZLARLA KİRLENMİŞ KILLI ZEMİNLERİN GEOTEKNIK ÖZELLİKLERİNİN BELİRLENMESİ Tayftın ŞENGÜL İnşaat Mühendisliği, Yüksek Lisans Tezi, 2003 Tez Danışmanı: Yrd.Doç.Dr. Yücel GÜNEY ÖZET Evsel ve endüstriyel atık depolama alanlarında oluşan sızıntı suları geçirimsiz kil tabakalarının geoteknik özelliklerini değiştirmektedir. Bu değişimin önceden tanımlanabilmesi geoteknik mühendisliği açısından önemlidir. Çünkü bu tür geçirimsiz deponi tabakalarında kimyasal kirlilikten dolayı oluşabilecek hasarlar, çevre ve insan sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, çöp deponi tabakası malzemelerinin kirleticiler karşısında geoteknik, fîziko-kimyasal ve mikro yapısal özel liklerindeki değişimlerin belirlenmesi amacıyla laboratuarda deneyler yapılmıştır. Çalışmalarda çöp deponi tabakası malzemesi olarak Na- Bentonit/Kaolin kili karışımları, kirletici olarak da PbCl2, CuCl2, ZnCl2 metal çözeltileri, NaCl, CaCl2, KC1 tuz çözeltileri, HC1 asidik çözeltisi, NaOH bazik çözeltisi ve B203 içerikli bor madeni ayrıştırma suyu kullanılmıştır. Bu çözeltilerle kirletilen Na-bentonit/Kaolin karışımları üzerinde konsolidasyon, serbest şişme, kıvam limitleri, serbest basınç, elektriksel iletkenlik, pH deneyleri ve taramalı elektron mikroskobu analizleri yapılmıştır. Deneyler sonucunda; kirlenmiş Na-Bentonit/Kaolin karışımlarının, serbest basınç mukavemeti, likit limit ve plastik limit miktarlarında azalma, permeabilite değerlerinde ise artma belirlenmiştir. Taramalı elektron mikroskobu analizlerinden ise kilin mikro yapısında bozulmalar meydana geldiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çöp Deponi Tabakası, Geoteknik Özellikler, Kaolin, Kimyasal Kirlilik, Mikro Yapı, Na-Bentonit.

AtıklarAğır metallerJeoteknik özellikler+6
Tayfun Şengül
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Behavior of shear deficient reinforced concrete columns jacketed with engineering cementitious composite concrete for seismic loads

This study focuses on treating the lack of shear resistance of columns exposed to axial and lateral force, such as earthquake and wind loads. The original columns were strengthened using Engineered cementitious composite ECC jackets, which are characterized by high plastic energy dissipation capability, and a mechanism that allows for the development of multiple tensile microcracks, high tensile resistance, and high hardening strain in tension, using two types of ECC, coated and uncoated fibers. This study bases on simulation and finite element analysis of 40 retrofitted models of experimental columns using the ABAQUS software under conditions similar to those that occurred in the laboratory, by utilizing concrete damage plasticity model to represent concrete behavior under different conditions. The stress-strain relationship and constitutive models in compression and tension have been calibrated. The finite element verification was implemented for all experimental specimens, which exhibit high identical behavior with the tested columns. All models of strengthened specimens with Engineered cementitious composite (ECC) exhibit an increase in lateral load capacity as well as a distinct increasing in ductility that change the sudden shear failure to flexural failure and high enhancement in total and plastic dissipation energy compared with the original experimental columns. The ECC demonstrate excellent compatibility with steel reinforcement and large ability to compensate for the deficiency of shear reinforcement.

Alı Lılo Abed Alhasan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Analysis of stability-deformation properties of a cut slopes under seismic effects

This thesis investigates the seismic slope stability of a critical cut slope segment (Km 13+580) along the Palu-Beyhan-Gökdere Highway in Eastern Anatolia, Turkey, a region known for high seismic activity. Utilizing finite element analysis with PLAXIS 2D software to model the slope geometry and soil properties. The Hardening Soil small-strain (HS small) model is utilized to accurately capture the nonlinear soil behavior, particularly under dynamic loading. Appropriate boundary conditions and ground motion data from the PEER ground motion database are incorporated into the analysis. The study evaluates the slope's stability and displacement under seismic loading. The data for field studies conducted by an existing project, including geotechnical surveys and soil sampling, were used to inform the model parameters. Static and dynamic analyses are employed to understand failure mechanisms. The static analysis assesses current slope stability, while the dynamic analysis identifies critical areas susceptible to failure during earthquakes. Findings show the Km 13+580 slope is susceptible to significant displacements and stress concentrations under earthquake loads, potentially leading to slope failure. Based on these results, the study proposes mitigation measures to reduce the risk of failure, ensuring highway safety and reliability. This includes enhancing the existing successful soil nail design, demonstrably reducing deformation compared to the previous condition.

Earthquake analysis
Zamzam Shuayb Osman
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni betonarme yapıların tasarımında ve mevcut betonarme yapıların değerlendirilmesinde kullanılan etkin kesit rijitliklerinin irdelenmesi

Betonarme taşıyıcı elemanların rijitlik değerleri, deprem etkisi altında öngörülen değerlerden farklı olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle yapıların tasarım ve değerlendirilmesinde çatlamış kesite ait rijitlikler dikkate alınmaktadır. Betonarme taşıyıcı elemanların tasarım ve değerlendirilmesinde dikkate alınan etkin kesit rijitlikleri standartlarda birbirinden farklı olarak sunulmuştur. Bu çalışmada Türkiye'de yayınlanan TDY 2007 ve TBDY 2018 yönetmelikleri, Avrupa yönetmeliği Eurocode 8 ve Amerika yönetmeliği ASCE 7/16 ele alınmıştır. Tasarımda betonarme çerçeveli bir konut binası örneği birinci deprem bölgesinde, 5, 10 ve 14 katlı durumuna göre SAP2000v20 programı ile doğrusal hesap yöntemleri olan eşdeğer deprem yükü yöntemi kullanılarak deprem hesabı yapılmış olup elde edilen göreli kat öteleme oranları, taban kesme kuvvetleri ve yapı doğal titreşim periyotları, adı geçen dört yönetmeliğe göre karşılaştırılmıştır. Ayrıca yönetmeliklerde belirtilen zemin sınıflarına göre çatlamış kesit rijitlikleri de göz önüne bulundurularak yapıda oluşan değişimler incelenmiştir. Bu rijitliklerin belirlenmesinde en gerçekçi yollardan birisi de moment – eğrilik ilişkilerinin kullanılmasıdır. TDY 2007 kısmen bu şartı dikkate almasına rağmen bahsi geçen diğer yönetmelikler sabit katsayıların kullanılmasını uygun görmüştür.

Erkin Bek Çağatay
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İki boyutlu çerçevelerin nonlineer analizi

11 İKİ BOYUTLU ÇERÇEVELERİN NONLİNEER ANALİZİ Burak KAYMAK İnşaat Mühendisliği, Yüksek Lisans Tezi, 2005 Tez Danışmanı: Prof.Dr.Mehmet T. BAYER ÖZET Bu çalışmada iki boyutlu çok katlı çerçeveler, geliştirilen bilgisayar programları kullanılarak deplasman metodu ile lineer ve nonlineer olarak analiz edilmişlerdir. Bu iki analiz sonuçları karşılaştırılarak değişim yüzdeleri hesaplanmıştır. Değişimlerin +%15'in üzerine çıkmadığı çok katlı çerçevelere yüksekliği az olan çerçeveler denilmiştir. Büyük değişimlere sahip çok katlı çerçeveler arasından kesitlerinde oluşan en büyük zorlamalarda %25'in üzerinde artışa sahip olan çerçevelere de yüksekliği fazla olan çerçeveler denilmiştir. Yüksekliği fazla olan iki boyutlu çerçevelerin lineer ve nonlineer analiz sonuçları karşılaştırıldığında önemli farkların oluştuğu ve bu önemli farkların bazı kesitlerde görülen en şiddetli kesit zorlamalarını artırıcı yönde olduğu ve bu nedenle kritik durumlar meydana geldiği görülmüştür. Bu nedenle, yüksekliği fazla olan, iki boyutlu çerçevelerin nonlineer analiz yöntemleri ile analiz edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ancak bu çalışmadaki yüksekliği fazla olan betonarme çerçevelere etki eden yatay yüklemeler yalnızca teorik bir tartışma amacına yönelik olarak kullanıldığından pratiğe uygulanması konusunda bir hüküm ifade etmeyebileceği unutulmamalıdır. Buna karşılık yüksekliği az olan iki boyutlu çerçevelerin lineer analiz yöntemleri ile analizlerinin yeterli olabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler : Deplasman Metodu, Geometrik Nonlineerlik, Nonlineer Analiz

Burak Kaymak
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Optimum usage of mixed damping systems (rubber concerete or x diagonal dampers) on multystory building

This research aims to compare usage of X plate chevron dampers (Wen Plasticity Dampers) in a concrete multi-story framed building which installed in different locations of the structure, in accompany of using rubberized concrete - treated crumped rubber added to concrete aggregates - using different rubber percentages for the building's members. Comparison of Nonlinear Push Over Analysis of models' results were done, such as transmitted base shear forces, roof displacement, pseudo acceleration, pseudo displacement, effective period, ductility ratio and most importantly effective damping ratio which plays major role in reducing demand curve of the design response spectrum. Two and three-dimensional multi story building models had analyzed by SAP2000 and ETABS, compared analysis results according to multiple study cases will be shown, trying to reach optimum usage of such damping systems.

Nonlinear analysisSeismic energySeismic energy resources+2
Samı Bennı
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
10
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Properties of green high performance concrete reinforced with different fibers

An experimental work was carried out to investigate the mechanical properties of Green High Performance Concrete (GHPC) reinforced individually with three different types of fibers such as polypropylene fiber (PPF) ,carbon fiber (CF), and glass fiber (GF) with volume fractions 0.3%,0.6%,and 1%. For this, GHPC mixtures were produced using silica fume (SF) at 20 percent as a partial substitute by cement weight, in addition to using the super plasticizer (SP) to obtain the appropriate workability with low w/b ratio. A constant w/b ratio of 0.35 was used for the produced mixtures, and in order to control the workability of the mixtures, the super plasticizer ratios were modified. Standard curing was used in this study, then the specimens were tested for compressive strength and flexural strengths. The results show that the blends reinforced with polypropylene fiber, carbon fiber, and glass fiber with fractions of volume of 1%, 0.6 %, and 0.3 %, respectively, demonstrated the highest compressive and flexural strength.

Mohammed Najat Ahmed Ahmed
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Effect of polypropylene fibers and diatomite on mechanical properties of geopolymer mortar exposed to elevated temperatures

The aim of this study is to assess the effect of polypropylene fibers (PP) and diatomite aggregates (with replacement amount of 0%, 25%, and 40% of the river sand content) on the mechanical properties of slag-based geopolymer mortar (GPM) under the exposure of high temperatures up to 750 ⁰C. The workability, density, color change, mass loss, spalling resistance, mechanical properties (compressive strength, tensile stress-strain diagram, load-deflection response, failure mode) were evaluated before and after fire deterioration. The obtained results showed that the flow-table of slag-based geopolymer mortar reduced with the increasing diatomite aggregate content, also, the addition of 1% of PP fibers decreased the workability of GPM mixtures regardless of the aggregate type. The substitution of river sand with diatomite aggregates affected the mechanical properties of GPM samples at ambient temperatures negatively due to the high porosity and low bonding resistance of diatomite aggregate. However, the inclusion of PP fibers enhanced the tensile stress, strain capacity and flexural properties of all GPM specimens at room temperatures due to the ability of PP fibers to prevent crack's propagation which can enhance the bridging between geopolymer matrix and aggregates. After exposure the GPM samples to high temperatures, the results demonstrated that the sample contain diatomite aggregates had a higher thermal resistance and lower strength reduction than the samples that include 100% river sand aggregate.

Anas Mashaan Najım
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Flexural performance of reinforced concrete-encased concrete filled steel tubes

This study was presented to demonstrate how steel pipe beams behave with concrete CFST under pure bending, laboratory tests were performed on twelve test samples, which included two units of concrete CFST beam samples, a test that included ten sample units were classified into three groups It is as follows: Two units of reinforced concrete with two different reinforcing diameters (8 mm, 12 mm) free of steel tube beam (control) as a control element. Four units of hollow steel tube were encapsulated with external reinforced concrete (control) with different reinforcing diameters (8 mm, 12 mm) and different thicknesses of the steel tube (1.5 mm, 3 mm) Hollow. The last four units En-cased (CFST) steel tube filled with control reinforced concrete containing different rebar diameters (8mm, 12mm) and steel tube with different thicknesses (1.5mm, 3mm), the important factors were relied on in this study. It is the nature of the use of the tube and the diameter of the rebar based on these parameters, the bending moment against the deflection in the mid-range and the deflection curves, the bending curves, the bending stiffness, the bending ability. Ductility was examined, and the results of the laboratory work showed a clear improvement in the instantaneous amplitude and strength of the CFST beams over Steel pipe beams filled with concrete. As confirmed by this study.

Mohammed Salah Qader
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00