Fırat University
Anabilim Dalı

Cumhuriyet Tarihi Anabilim Dalı

Fırat University

11

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

11 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İran-Irak Savaşı (1980-1988)

Çalışma 1980 ve 1988 yılları arasında yapılan İran-Irak Savaşı ekseninde taraf devletlerin savaştan önceki durumları, savaşa gerekçe oluşturan sebepler, savaş sırasında yapılan muharebeler, devam eden savaş sürecinde diğer devletlerin politikaları ve son olarak savaşın sonuçları üzerinde durmaktadır. Çalışmanın ilk bölümü taraf devletler olan İran ve Irak hakkında genel bilgiler içermektedir. Bu bölümde bu devletlerin tarihsel süreçlerine, siyasi, ekonomik ve toplumsal özelliklerine kısaca değinilerek savaşa etki eden hususların irdelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda ikinci bölüm içeriğinde başlıklar halinde savaşın temel sebepleri incelenecektir. Üçüncü bölümde savaş sırasında taraflarca yapılan askeri taarruzlar ve harekâtların nasıl olduğu ve nasıl geliştiğine değinilecektir. Dördüncü bölümde savaş devam ederken ve bitiminde gerek bölge ülkelerinin gerekse bölge dışındaki devletlerin yürüttüğü politikaların neler olduğuna bakılacaktır. Son bölümde ise savaşın sonuçları ve bölgeye etkilerinin neler olduğunun ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İran, Irak, İran-Irak Savaşı, Saddam Hüseyin, Humeyni, Ortadoğu, Şii, Baas, Petrol, Şattülarap.

Humeyni, AyetullahIrakSaddam Hüseyin+4
Hüseyin Çakırtaş
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bingöl yerel basınına göre siyasi hayat ve Demokrat Parti (1950-1960)

Türk siyasi hayatında demokrasinin sürdürülebilmesi için en önemli şey siyasi partilerin varlığı olmuştur. Türkiye'de Cumhuriyet ilan edilmeden önce 9 Eylül 1923 tarihinde Mustafa Kemal'in Halk Fırkasını kurması demokratik hareketlere verdiği önemi ortaya koymuştur. Halk Fırkasının kuruluşundan sonra bir müddet başka parti varlık gösterememişse de 17 Kasım 1924 tarihinde ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurulması demokrasi için bir yenilik olmuştur. Ancak izlediği politikalar neticesinde cumhuriyet karşıtlarının sığındığı bir parti haline gelmiş, Şeyh Sait İsyanı sırasında bazı parti yöneticilerin ayaklanmaya katılanlarla yakın ilişkiler kurmaları ve Cumhuriyet rejimine karşı maddi ve manevi destekte bulunmaları gerekçesiyle 1925 yılında kapatılmıştır. 12 Ağustos 1930 tarihinde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası ise kuruluşunda Cumhuriyete ve laikliğe karşı olmadığını ilan ederek karışıklıklara ortam vermek istememiştir. Ancak ülkedeki siyasi durum yeniden Cumhuriyet karşıtlarının parti örgütlenmelerinde yer almasına neden olmuş, demokrasinin ve çok partili hayatın benimsenmesini engellemiştir. Cumhuriyet karşıtı tepkiler neticesinde SCF'nin kapatılması ile çok partili hayat denemeleri sonuçsuz kalmıştır. 1946 yılına kadar tek parti dönemi yaşanmış, Demokrat Partinin kurulması ve 1946 seçimlerine katılması ile çok partili hayata geçiş denemeleri sonuç vermeye başlamıştır. Demokrat Parti kuruluşundan sonra yaptığı çalışmalar ve izlediği politikalar neticesinde 1950 seçimi olarak adlandırılan Ak Devrim ile iktidarın sahibi olmuş, iktidarı boyunca ülkede siyasi, sosyal, iktisadi hayatta yenilikler meydana getirmiştir. İç politikada ve dış politikada izlediği siyaset Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir yer edinmesini sağlamıştır. Halkın desteğini alarak 1954 seçimlerinde en parlak dönemini yaşamış, 1957 yılından sonra bu durum tersine dönerek güç kaybetmeye başlamıştır. Uyguladığı yönetim eleştirilere neden olarak muhalefetin güçlenmesini sağlamış, güçlenen muhalefet ordu desteği ile 1960 darbesi gerçekleştirmiştir. 1960 darbesi ile Türkiye'de yeni bir dönem açılmıştır. Meydana gelen 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra geçen 17 ay boyunca demokrasi sekteye uğramış 1961 seçimine kadar ülkeyi Milli Birlik Komitesi yönetmiştir. Oluşturulan yeni anayasa ve seçimler sonucu Türkiye'de ilk koalisyon hükümeti kurulmuştur.

BasınBasın tarihiDemokrasi+7
Tuğba Yolcu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Cumhuriyet Dönemi Türkiye-Kırgızistan ilişkileri

Tarihsel bağımız olan ve aynı kökene sahip olduğumuz Kırgız Türkleri ile 1920'li yıllarda kesilen irtibatımızı Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yeniden tesis etme fırsatı doğmuştur.Bağımsızlığını kazanmasından itibaren Kırgızistan ile Türkiye, arasındaki ilişkiler yoğunlukla kültürel alanda gelişmiştir. Son yıllarda ticari ilişkilerde de canlanma görülmektedir.Türkiye açısından Kırgızistan kültürel, sosyal, ekonomik ve özellikle siyasi yönlerden önemlidir. Bölgesel güç olmak, yıllar önce kopma noktasına gelen kardeşlik bağlarını yeniden oluşturmak ve dünyanın yeni stratejik merkezi olan bu coğrafyada söz sahibi olabilmek için Kırgızistan ile ilişkileri geliştirmek faydalı olacaktır.Bu çalışma cumhuriyet dönemindeki Türkiye ve Kırgızistan arasındaki ilişkileri incelemek maksadıyla hazırlanmıştır.

Cumhuriyet DönemiKırgızistanOrta Asya+3
Levent Ünal
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

İkinci Dünya Savaşı sonrası Yeşil Kuşaktan Büyük Ortadoğu Projesine Türkiye'de siyasal islam

Türkiye'de siyasal İslam 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin dağılma sürecinde ortaya çıkmıştır.Cumhuriyet'in ilk yıllarında da bazı kesimlerce gündeme getirilmiştir. Bu tartışmaların önüne geçebilmek için Atatürk döneminde birçok devrim gerçekleştirilmiştir. Uzun süren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) iktidarında sürecinde laiklik ile ilgili politikalarda çok büyük değişiklikler olmamakla birlikte bu durum 1946 yılında Demokrat Parti'nin (DP) kurulup aynı yıl yapılan seçimlerde pek tahmin edilmeyen bir başarı kazanmasıyla değişmiştir. 24 Aralık 1946 tarihli TBMM oturumunda CHP'li bazı üyeler, din öğretiminin yeniden başlatılmasını önermişlerdir. Görüldüğü gibi devletin dini konularda çeşitli açılımlar yapması çok partili hayatın getirdiği iktidarı yitirmesi korkusuyla paralellik göstermektedir.14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimlerle birlikte Türkiye'de 27 yıl süren CHP iktidarı sona ermiş ve DP dönemi başlamıştır.Türkiye'de çok partili hayatın başlamasını ve DP'nin iktidar oluşunu yalnızca iç faktörlere bağlamak eksik olur. İkinci Dünya Savaşı sonrası Dünya ölçeğinde iki büyük güç ortay çıkmıştır. Bunlardan biri ABD, diğeri ise Sovyetler Birliği'dir. Savaş sonrası Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den isteklerde bulunması, ABD'nin çıkarlarına ters düştüğü ve Türkiye'nin ideolojisine uygun olmadığı için ABD ile Türkiye arasında yakın ilişkiler başlamıştır. ABD'nin Türkiye ile ilişkisini belirleyen temel nokta, Türkiye'nin jeopolitik konumundan dolayı sahip olduğu stratejik önemdir. Bununla birlikte Türkiye'nin Batı ittifakı içerisindeki görevi sadece diğerleri gibi çok partili bir demokrasinin yaşatılmasıyla sınırlı değildi. Türkiye Sovyetler Birliği'nin komşusu ve yayılma alanı içerisinde olduğunda komünist rejim tehlikesine muhatap olduğu düşünülmüştür. Bu tehlikeye karşı ise Türkiye'deki düşünce yapısının daha dini nitelikli bir hal alması için çalışmalar başlamıştır. Bu durumda Türkiye'de siyasal İslam'ın yükselişine uygun bir ortam hazırlamıştır.Görüldüğü gibi 1946 yılından itibaren Türkiye'de gerçekleşen hızlı değişimler bir bütünlük göstermektedir.

Büyük Orta Doğu ProjesiDin-siyaset ilişkileriSiyasi tarih+3
Sezen Karabulut
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Aydın ve Muğla Kuva-yı Milliyesi

Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesini imzalayarak mağlup devletler arasındaki yerini almıştı. İtilaf Devletleri, 18 Ocak 1919 tarihinde başlayan Paris Barış Konferansı'nda yapılan görüşmeler sonucu, İzmir'in Yunanistan tarafından işgalini kabul etti. 15 Mayıs 1919'da Yunan gemileri İtilaf Devletleri korumasında İzmir'i işgal ettiler. Yunan Efzon Taburları coşkun Rum kalabalığın taşkın hareketleriyle karşılandılar. Türk tarafından atılan bir kurşunla taburun önündeki bir Yunan askerinin yere düşmesi, Yunan işgal kuvvetlerinin erken zamanda cinayetlere başlamasına sebep oldu.İzmir'in işgali haberinin duyulması ile Aydın'da Hürriyet ve İtilaf Fırkası üyeleri başkanlığında, Muğla'da ise Ragıp Bey başkanlığında birçok kez toplantı yapılmış ise de silahlı direniş yönünde bir karar alınamamıştı. İzmir'de durumlarını sağlamlaştıran Yunanlılar, Venizelos'un emri ile 27 Mayıs 1919'da Aydın'ı işgal ettiler. Aydın'ın ileri gelenleri ise çoktan işgali sükunetle karşılama kararı almışlardı.İtalya ise mütareke boyunca faaliyette bulunduğu Menteşe sahillerinin işgaline, 11 Mayıs'ta Fethiye'nin işgaliyle başlamış, Kuşadası, Selçuk, Söke, Milas, Çin'e şeklinde devam etmiştir. İtalya işgal siyaseti pek çok bakımdan Yunan işgal siyasetinden kalın çizgilerle ayrılmaktadır. Yunanlıların yaptıkları cinayetlerle bölgeden Türk halkını göç ettirerek, buralara Rum göçmenlerini yerleştirmeyi planlamışlardır. Buna karşı İtalyanlar bölgedeki ekonomik faaliyetlerinde kullanmaya amaçladıkları Türk halkını her bakımdan kazanmaya çalışmışlardır.Aydın'ın işgalinden sonra Çine'ye gelen Asaf Gökbel, Teğmen İsmail Hakkı Bey, Yedek Subay Necmi Bey gibi vatanseverler Yörük Ali Efe ile irtibat kurarak, Efe'yi mücadeleye ikna etmişlerdir. 15/16 Haziran'da gerçekleştirilen Malgaç baskını, bölgede Kuva-yı Milliye'nin ilk başarısıdır. Bu baskını Erbeyli baskını, Tellidede çarpışması izlemiş ve Kuva-yı Milliye birlikleri Yunan işgal kuvvetlerini sürekli rahatsız eder olmuştur. Kuva-yı Milliye'ye katılımın hızla artması ile 30 Haziran 1919 tarihinde Yunanlılar Aydın'dan çıkarılmıştır. Fakat takviye edilen Yunan kuvvetleri 4 Temmuz 1919 tarihinde Aydın'ı tekrar ele geçirdiler. Dağılan Kuva-yı Milliye birlikleri kısa süre sonra beşer onar kişilik guruplar halinde Umurlu'da toplanmaya başlamışlardır. 11 Temmuz'da 57. Topçu Alay Komutanı Binbaşı İsmail Hakkı Bey'in, Umurlu'da bin kadar Kuva-yı Milliye'nin toplandığını ve Demirci Mehmet Efe ile iki yüz kadar maiyetinin de mücadeleye katıldığını bildirmesi, direnişe kalındığı yerden devam edeceğini göstermekteydi. Bundan sonra Kuva-yı Milliye birlikleri Yunanlıları baskın ve pusularla sürekli rahatsız etmiştir.17 Temmuz 1919'da her bakımdan üstün Yunan kuvvetlerinin ileri harekata başlaması üzerine, Kuva-yı Milliye Köşk'e çekilmek zorunda kalmıştı. Köşk cephesinin kurulup teşkilatlanmasında Demirci Mehmet Efe büyük rol oynarken, Yörük Ali Efe ise kalabalık maiyetiyle Dalama'ya yerleşmişti. 23 Haziran 1919 Yunan genel taarruzuna kadar, Kuva-yı Milliye'nin baskın, keşif kolu çarpışmaları, demiryolu ve köprü tahripleri ile düşman kuvvetlerine rahat verilmemiştir.Düşmana karşı mücadelenin sürdürülebilir olması için Nazilli'de toplanan kongreler sayesinde teşkilatlanma yoluna gidilmiş, bölgede asker toplanmasından, iaşe faaliyetlerine hemen hemen tüm konularda askeri görevlilerden idari görevlilere, aydınlara, efelere kadar tam bir işbirliği sağlanmıştır. Bu sayede 23 Haziran 1920'ye kadar Yunan ileri harekatı durdurulabilmiştir.

AydınDemirci Mehmet EfeKuva-yı Milliye+5
Emine Duran Pancar
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İzmir İktisat Kongresi'nden dünya ekonomik bunalımına İzmir'de tarımsal etkinlikler

İzmir, Osmanlı son döneminde devletin en önemli ekonomik merkezlerinden biri haline gelirken, aynı zamanda uygulanan emperyalist yöntemlerin de en çarpıcı izlerini taşıyan bir kent görünümündeydi. Doğal kaynaklar açısından zengin bir bölgenin dışa açılan kapısı konumunda bulunan İzmir, giderek önem kazanan bir ticaret merkezi haline gelmişti. Bu gelişimde, bölgenin geleneksel tarım ürünleri olan incir, üzüm, pamuk, afyon, zeytin haşhaş ve pamuk önemli bir yere sahiptir.Uzun süren savaş yıllarının ardından Osmanlı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti'ne enkaz haline gelmiş bir tarım ülkesi bıraktı. Savaşların olumsuz koşulları içinde üretim düşmüş, genç nüfus savaşlarda ölmüş, iş hayvanları başta olmak üzere geri durumdaki tarım araçlarının önemli bir bölümü yitirilmişti. Ülkenin çoğunluğu köylü nüfustan oluşmasına rağmen tarım ürünlerinin önemli bir kısmı ithal edilir hale gelmişti. Tarımda eski yöntemlerin kullanılması da tarımsal üretimin düşük olmasına neden oluyordu. Bunların yanında ulaşım ağının gelişmemiş olmasının da etkisiyle ülkenin bir bölgesinde kıtlık yaşanırken bir başka bölgesinde üretici ürününü pazara ulaştıramadığı için yakmak zorunda kalıyordu. İzmir İktisat Kongresi'nden 1929 Dünya Ekonomik Bunalımına kadarki süreçte İzmir'de tarım sıkıntılara rağmen dirilmeye çalışan bir sektör konumundaydı.

Ece Aytekin
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2009
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

653 Numaralı Karahisar-ı Sahip şer'iyye sicili

Bu çalışmamızda, H. 9 Receb 1312 - 21 Şevval 1312 \ 14 Safer 1338 - 18 Receb 1338 (M. 1895 \ M. 1920) yıllarına ait iki ayrı defterden oluşan 653 Numaralı Karahisâr-ı Sâhib Şer`iyye Sicili incelenmiştir.Şer`iyye sicillerinin, şehir tarihi araştırmalarında önemli bir konuma sahip olmasından dolayı, çalışmış olduğumuz Karahisâr-ı Sâhib Şer`iyye Sicili'nde bulunan 278 adet belge transkripsiyona tabi tutularak günümüz Türkçesine çevrilmiş, ayrıca belli bir plan dâhilinde değerlendirilmiştir.Defterden, Afyonkarahisar'ın idâri ve fiziki yapısı ile ilgili olarak, belirtilen yıllarla ait, merkeze bağlı kazalar, nahiye, köy, mahalle isimleri ve dağılımı ile bazı mevki adlarını tespit etmek mümkün olmuştur. Bunun yanı sıra incelediğimiz dava kayıtlarından sosyal hayatla ilgili olarak; Türk ve Ermenilere ait şahıs isimleri, bulunduğu mahalleler, evlenme, boşanma, miras ve nafaka hukuku gibi toplumsal yapıya ışık tutabilecek önemli bilgilere de bir ölçüde ulaşılmıştır.Özellikle ikinci defter kaydının tutulduğu dönemde; Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'ndan henüz çıkmış bulunmasının etkisiyle, siyasi ve ekonomik yönden sıkıntılı bir dönem içerisindedir. Belgelerin büyük bir kısmında ekonomik sıkıntıdan kaynaklanan meseleler vardır. Bu nedenle çalışmamız, XX. yüzyılın başlarında, önemli gelişmelerin cereyan ettiği bir dönemde, Afyonkarahisar'ın sosyo-ekonomik ve etnik durumuna ışık tutması açısından son derece önemlidir.Anahtar Kelimeler: Şer`iyye Sicili, Afyonkarahisar, Ermeniler, evlenme, boşanma

Adli belgeAfyonkarahisarAile hukuku+3
Mehmet Özgür Ergün
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
11
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milli iktisat ve tasarruf cemiyeti

ÖZET Batılı emperyalist güçlere karşı yürütülen Türk ulusal Kurtuluş Savaşı başarı ile sonuçlandırıldıktan sonra, siyasal, ekonomik ve kültürel alanda yeni bir yapılanmaya gidildi. Savaş sonrası ülke ekonomik alanda tam bir çöküntü halindeydi. Buna rağmen kalkınmak için ilk önce iç kaynaklara başvurulmuş ve ülke kalkınması yerli kaynaklarla sağlanmaya çalışılmıştır. Kaynakların değerlendirilmesinde çok titiz davranılmış, Mustafa Kemal'in "Azami tasarruf şiar-ı millimiz olmalıdır" sözü ilke olarak kabul edilmiştir. Yerli malı kullanma ve tasarruf yapma düşüncesi, daha çok ülkelerin ekonomilerinin, savaş, ekonomik krizler gibi çıkmazlarla karşılaştıkları dönemlerde gündeme getirilmiştir. Ülkemizde de bu durum değişmemiş, bu konudaki ilk önemli girişimler I. Dünya Savaşı sırasında görülmüş, kurtuluş savaşı sırasında da devam etmiştir. Cumhuriyet'in ilanından sonra ise yapılan bir takım yasal düzenlemelerle bu politikaya devam edilmiştir. 1929 yılı başlarında Türk lirasının, İngiliz sterlini karşısında hızlı bir değer kaybına uğraması ve aynı yıl içerisinde ortaya çıkan Amerika merkezli "Dünya Ekonomi Krizi" Cumhuriyet yöneticilerini çeşitli önlemler almaya zorladı. Bu dönemde Türkiye'de ekonomi krizine tepki olarak ortaya çıkan ilk kurumsallaşma, Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti'nin kurulmasıdır. Cemiyet, çalışmalarıyla ülkedeki tüketim normunun değişmesinde önemli bir rol oynadı. Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti'nin kuruluşunda dikkati çeken en önemli özellik, örgütün doğrudan dönemin üst düzey yöneticilerinin öncülüğünde kurulmuş olmasına rağmen, bir devlet kuruluşu olarak değil de, gönüllü bir kuruluş olarak ortaya çıkmasıdır. Bu araştırmada, Dünya Ekonomi Krizi ile birlikte ortaya çıkan, devletçilik politikasına gidişte adeta bir geçiş kurumu rolünü üstlenen, yaptığı çalışmalarla ülke kalkınmasına önemli katkılarda bulunan ve günümüzde de bu işlevini bir başka kimlik altında sürdüren Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti'nin faaliyetleriyle toplumu nasıl etkilediği ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar sözcükler: Türkiye, Dünya Ekonomi Krizi, Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti.

Doğan Duman
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
1990
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cumhuriyet Dönemi Ağrı vilâyeti nüfus sayımları ve nüfus yapısı (1927-1980)

"Cumhuriyet Dönemi Ağrı Vilâyeti Nüfus Sayımları ve Nüfus Yapısı (1927-1980)" adlı yüksek lisans çalışmasının hazırlanmasındaki amaç, Ağrı ilinin, demografik ve tarihî gelişimine dair ilgili verilerin tespit edilerek söz konusu verilerin sayısal bilgilerle ortaya çıkarılmasıdır. Milli Kütüphane ve Beyazıt Devlet Kütüphanesinde incelenen yerel ve ulusal gazeteler, Türkiye İstatistik Kurumu ve Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi'nden elde edilen bilgi ve belgeler kapsamında vilayet nüfusunun ve nüfus bileşenlerinin ülkedeki sosyo - kültürel, ekonomik ve askerî şartlar gereği oluşan gelişmeler, bunlarla etkileşimi tarih disiplininin ilkeleri ve araştırma metotları çerçevesinde değerlendirilerek ortaya çıkarılması bu çalışmanın amaçları arasındadır. Bu yolla Cumhuriyet'in ilanından 1980 yılına kadar Ağrı nüfusunda ne gibi değişme ve gelişmelerin olduğu ayrıntılı bir biçimde ortaya çıkarılmıştır. Bilindiği üzere, nüfus sayımlarında her vilâyetin durumu ayrı olarak değerlendirilmektedir. Nüfus sayımları neticesi Ağrı nüfusu, gösterdiği değişiklikler bakımından dikkat çekmektedir. Cumhuriyet döneminde yapılan ilk nüfus sayımı olan 1927 yılından 1980'e kadar Ağrı'da nüfus artış hızı 1960'tan sonra göçlerin etkisiyle azalmasına rağmen; daima Türkiye ortalamasının üzerinde olmuştur. Böylece Ağrı nüfusu sürekli olarak artmıştır. Malum olduğu üzere, Ağrı'da nüfus alanındaki gelişmelere bağlı olarak hem kent merkezleri hem de kırsal alan nüfus oranlarında önemli değişiklikler olmuştur. Bu çalışmada, Cumhuriyet döneminde Ağrı nüfusundaki değişim ve gelişimler ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Bu kapsamda, Cumhuriyet döneminin ilk nüfus sayımı olan 1927'den başlamak üzere sırasıyla 1935, 1940, 1945, 1950, 1955, 1960, 1965, 1970, 1975 ve 1980 genel nüfus sayımlarında her beş yıl boyunca vilayetin nüfusundaki artış ya da azalmalar ve bunların vilâyet nüfusunun potansiyel durumuna etkisi incelenmektedir. Ağrı nüfusu ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda konuyla ile ilgili bilgilerin genel olarak verildiği görülmektedir. Tarafımızdan hazırlanan bu tezde ise, daha önce yapılan çalışmalardan farklı olarak her nüfus sayımındaki veriler dikkatli bir biçimde incelenerek Ağrı nüfusundaki değişim ve gelişimler yıl yıl olarak kapsamlı bir biçimde incelenmiştir. Ayrıca 1927 yılından 1980'e kadar yapılan 11 adet nüfus sayımında bütün bilgiler bir bütün olarak değerlendirilmekte olup; her nüfus sayımında elde edilen verilerin önceki nüfus sayımlarındaki farklılıkları da değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Bunlar yapılırken hem yerel ve ulusal basından hem de arşivlerden elde edilen bilgiler detaylı bir biçimde kullanılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Türkiye Cumhuriyeti, Ağrı, Bayazıd, Nüfus sayımı, Vilayet

AğrıNüfusNüfus sayımı
Ömer Demir
Ağrı İbrahim Çeçen University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Balkanlardaki milliyetçilik akımları ve Srebrenica olayı

Bu çalışmada esas olarak Srebrenica soykırımı incelenmiştir. 1992'de Bosna-Hersek'te savaş başladığında, uluslararası toplum bir adım geride durdu ve sadece Sırbistan'ın Müslüman topluma karşı uyguladığı saldırganlıkları izledi. Dünya ülkeleri, toplama kamplarını, toplu tecavüzleri ve katliamları, kültürel varlıkların yok edilmesini, şehrin kuşatılmasını ve sivillerin kasıtlı olarak açlığa mahkûm edilmelerini görmezden geldi. Kısacası, yapılmakta olan soykırımdan haberdar değilmiş gibi davrandılar. Hatta bunun adına sivil savaş dediler, onlara göre Sırpların yaptıkları "Etnik temizlikti". 1995'te savaş iyice şiddetlendi. BM'in "Güvenli Bölgesi" olan Srebrenica'nın işgal edilmesinden sonra Sırp Kuvvetleri birkaç günde sekiz bin kadar Müslüman yetişkin ve genç erkeği katlettiler. BM'in sivilleri koruyamamasından dolayı Srebrenica'da katledilenlerin sayısının adeta ikiye katlanması, uluslararası toplumu nihayet askerî önlemler almaya zorlamıştı. Bosna'da yapılan soykırım tüm hızıyla devam ederken, masum kurbanlar, BM Güvenlik Konseyinin uyguladığı silah ambargosu yüzünden kendilerini savunma hakkından mahrum kalmışlardı. Katliamları, tüm adalet kurgusunu hiçe sayan Dayton Barış Anlaşması ile sonuçlanan barış görüşmeleri takip etmişti. Soykırımın failleri, âdeta işledikleri cinayetlerden dolayı ödüllendirilmişlerdi. Savaştan önceki toprakların neredeyse yarısı onlara verilmişti ve Özerk Bosna Sırp Cumhuriyeti, resmi olarak Bosna-Hersek topraklarında bulunan bir Sırp Cumhuriyeti'ne dönüştürülmüştü. 1993'te Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesinin (EYUCM) kurulması, üstü örtülen gerçeklerin açığa çıkması adına umut verici olmuştu ve uluslararası ceza mahkemesi, politikacıların yaptıkları hataları telâfi edebilirdi. Ancak zaman içinde Bosna Halkı büyük oranda adalete olan inancını kaybetti. Her ne kadar Lahey'deki Mahkeme savaş esnasında kurulmuş olsa da adeta içi boştu. Bu çalışmada, BM'nin, NATO'nun UNPROFOR (Dutchbat-3)'un ve aynı zamanda uluslararası toplumun Srebrenica Soykırımındaki sorumlulukları analiz edilmiştir. Gerçeklere ışık tutmak maksadıyla Srebrenica'ya gittim, bölgede yaşayan bazı mağdurlarla (UNPROFOR'un tercümanlığını yapan Admir Jusupović, Boşnak astsubay Hasan Hasanović, rehber Hasan Hasanović, Srebrenicalı Anneler Derneği Başkanı Hatice Mehmedović ve Almasa Salihović ile) röportaj yaptım ve onların duygularını ve acılarını anlamaya çalıştım. Ayrıca "Marš Mira-Barış Yürüyüşü" adı verilen, 110 kilometre olan ve üç gün süren yürüyüşe Boşnak Yüzbaşı Esnaf Avdić ile katıldım, 1995 yılında ormanlarda neler olduğunu anlamaya çalıştım. Ve nihayetinde Srebrenica ve Potoćari'de gördüklerimi, duyduklarımı ve hissettiklerimi bu esere yansıtmaya çalıştım.

BalkanlarBosna-Hersek-SrebrenicaCumhuriyet tarihi+5
Nurettin Altay
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Düşünce ve uygulamaları ile Atatürk'ün manevi kızı Afet İnan

ÖZET Bu çalışmada düşünce ve uygulamalarıyla Atatürk'ün manevi kızı Afet İnan incelenmiştir. 30 Ekim 1908'de dünyaya gelen Afet İnan, çocukluğunda 1912 yılı Balkan Harbinin meşakkatli günlerini derinden yaşamış ve hissetmiş bir kişiliktir. Bu süreçte ailesinin desteği ile öğretmen olabilmeyi başaran Afet İnan, hayatının belki de en kritik dönüm noktasını Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ile tanışarak yaşamıştır. Mustafa Kemal ile tanışan ve Atatürk'ün manevi kızı olarak Cenevre'de lisans ve doktorasını tamamlayan Afet İnan, 64.000 kişi üzerinde antropometrik bir ölçümü devletin desteği ile gerçekleştirerek bugün bile tartışılan büyük bir başarıya imza atmıştır. Çalışmamda Afet İnan'ın yaptığı doktora tezine yönelik eleştiriler, tezin amacı ve dönemin koşulları ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Tezin yöntemi birincil kaynakların taranması üzerinedir. Ahmet Piriştina Kent Arşivi, İzmir Milli Kütüphane, DEU Merkez Kütüphanesi, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Daire Başkanlığı(ATASE), Ankara Milli Kütüphane, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi(BCA), Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi, Arşiv Belgeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Cerideleri, dönemin gazete ve dergileri taranmıştır. Çalışmamda Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra yaşanan değişim ve dönüşüm sürecinde Afet İnan'ın Türk kadını ve tarih araştırmacısı olarak ortaya çıkışı anlatılmaya çalışılmıştır. Özellikle Afet İnan'ın Türk Tarih Tezi ve Türk Tarih Kurumunun kuruluşundaki üstlendiği görevler, UNESCO Türkiye Milli Komisyon üyesi olarak yapmış olduğu çalışmalar üzerinde durulmuştur. Türkiye'de kadınlara seçme ve seçilme hakkının kazanılması sürecinde ve Türk kadınının çağdaşlaşmasında çok değerli hizmetleri olan Afet İnan, o dönem içerisinde yaşadıklarını kayıt altına alan ender kişilerden birisidir. Kırka yakın kitabı, çeşitli gazete ve dergilerde yüz yirmiye yakın makalesi bulunan Afet İnan'ın Atatürk ile paylaştıkları konular ve dönemin önemli olayları ile ilgili tuttuğu kayıtlar bu çalışmayı daha farklı bir hale getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Afet İnan, Atatürk, Kadın Hakları, İdeal Cumhuriyet Köyü.

Atatürk, Mustafa KemalBiyografiİnan, Afet
İsmail Uzun
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2018
20