
21
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Üretim otomasyonunda görüntü tabanlı hata tanıma sistemi
Endüstriyel üretim sistemleri günümüzde hızla gelişmektedir. Bununla beraber üretimde kalite ve verime olan talep de artmakta, ürünlerin kalite denetimleri önem kazanmaktadır. Bu denetimler, önceleri insan gözlemiyle oldukça yavaş ve düşük verimle yapılırken günümüzde otomasyon sistemleri kullanılarak bu işlemleri tamamıyla otomatikleştirme çabası doğmuştur.Özellikle görselliği ön planda olan ürünlerde yüzeysel hataların saptanabilmesi için görüntü işleme teknolojisinin kullanılması hem hız hem de verimlilik açısından oldukça önemlidir. Belirtilen önemi çıkış noktası alan bu çalışma, hareketli üretim bantlarından akan ürünlerin kameralar vasıtasıyla video görüntülerinin alınması ve görüntü işleme yöntemlerini kullanarak hızlı bir şekilde, üretimi aksatmadan hata tespitlerinin yapılmasını sağlamıştır. Bu hata tespiti değişik aşamalardan oluşmaktadır. İlk aşama görüntünün alınmasıdır. Görüntüler bant üzerinde sağlanan sabit ışık seviyeli ortamda alınırlar. Uygun bir kamera ile çekilen video görüntüleri içerisinden ürünlerin net olarak görüldüğü kareler alınır. Ancak ürünler üretim bandı üzerinde rasgele bir konumda bulunurlar. Bu nedenle ürünlerin görüntüleri konumdan bağımsız hale getirilmelidir. Geliştirilen tarama algoritması ile resmin herhangi bir noktasındaki ürün doğru koordinata taşınır. Elde edilen resimler hata analizinin yapılabilmesi için bazı ön işlemlerden geçirilir. İlk olarak resimdeki arka planlar, arındırma algoritması ile yok edilir ve RGB resim gri seviyeye çevrilir. Bu sayede resim boyutları küçültülerek yazılımın daha hızlı çalışması sağlanır. Sonrasında malzeme birden çok parçadan oluşuyor ise bu parçalar tek tek ayrılır. Elde edilen resimlerde Canny algoritması, Otsu eşikleme yöntemi ve morfolojik operatörler kullanılarak çizik taraması yapılır. Çizik saptamada en önemli problemlerden biri uyarlamalı eşikleme problemidir. Bu problemi aşmak için otsu uyarlamalı eşikleme yöntemi kullanılmıştır. Hata analizi sonrasında ise ortaya çıkarılan çiziklerin boyut ve sayıları belirlenir. Son olarak elde edilen bu verilerle ürünün hatalı veya hatasız olduğu bir mesajla belirtilir, ürün banttan ayrılır veya sınıflandırılır.
Türkiye genelinde kükürt dioksit ve partiküler madde kirlilik dağılımlarının analizi
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yaşam şartları, nüfus ve gelişen teknolojiyle artan enerji talebi çevre için artan kirlilik yükü getirmektedir. Oluşan bu kirliliğin önemli kollarından biri olan hava kirliliği, mevcut tüketim yüküyle birlikte ciddi boyutlara ulaşmaktadır.Hava kirliliğinin başlıca kaynağı olarak gösterebileceğimiz yanma reaksiyonları sonucu atmosfere birçok çeşitli kirleticiler salınmaktadır. Bu kirleticilerin atmosferdeki değişken durumlarında mevcut ortam şartlarının, bir başka deyişle meteorolojik verilerin önemli etkileri vardır. Bununla birlikte insan yaşamındaki birçok çevresel olmayan faktör doğrudan veya dolaylı olarak hava kirliliğine etkimektedir.Bu çalışmada hava kirliliğini oluşturan başlıca kirleticilerden SO2 ve PM konsantrasyonlarının, kirliliğe indikatör ve katalizör etki yapan çeşitli çevresel olmayan verilerle birlikte analizi yapılmıştır. Mevcut kirlilik değerleri, kirliliğe neden olan tüketim ve tüketime yol açan talebi oluşturan verilerle ilişkilendirilmiştir. Sonuç olarak kükürt içeriği yüksek yakıtların tüketimi başta olmak üzere ısınma amaçlı fosil yakıt tüketiminin, hava kirlilik seviyesinin artmasında büyük bir etki yaptığı görülmüştür.
Jeodezik uygulamalarda tek frekanslı GPS alıcılarının kullanılabilirliğinin araştırılması
Günümüz jeodezik uygulamalarının vazgeçilmez bir parçası olan GPS' in (Global Positioning System-GPS) her geçen gün kullanım alanı genişleyerek yaygınlaşmaktadır. Amaçlar doğrultusunda yapılacak GPS gözlemlerinden, amaca uygun doğrulukta, kısa sürede ve ekonomik sonuçların elde edilmesi beklenmektedir.Bu çalışmanın amacı, GPS ağlarının sıklaştırılmasında çift frekanslı GPS alıcılarına göre düşük maliyetli tek frekanslı GPS alıcılarının kullanımını sağlamak ve bu alıcıların özellikle jeodezik çalışmalarda kullanılabilirliğini araştırmaktır. Ayrıca bu çalışma ile, tek frekanslı GPS alıcılarının çift frekanslı GPS alıcılarına göre performansları ortaya konmuştur.Değerlendirme sonucunda farklı zaman aralıklarının konum doğruluğuna etkisi incelenmiştir ve farklı frekans tiplerinden faydalanılarak frekans tipi-zaman-mesafe ilişkisi araştırılmış ve bu sayede düşük maliyetli tek frekanslı GPS alıcılarının Jeodezik uygulamalarda kullanılabilirliğinin araştırılması hedeflenmiştir. Çalışmamızda, uzunlukları 1 km ile 38 km arasında değişen 8 baz ile 6 güne ait veriler kullanılmıştır. Her bir güne ait veriler 1, 2, 4, 6, 8 ve 10 saatlik dilimlere bölünüp ayrı ayrı değerlendirmeye alınarak tek ve çift frekanslı GPS alıcıları için; ölçüm süresinin ve baz uzunluklarının konum doğruluğu üzerindeki etkileri belirlenmeye çalışılmıştır.
Deniz seyir haritalarının üretimi
Üç tarafı denizlerle çevrilmiş olan ülkemizde, denizciliğin gelişimini yakından takip etmek, bu gelişime katkıda bulunmak için artan bir çaba vardır. Bu amaçla ticaret ve taşımacılıktaki maliyetleri düşürmek, denizlerimizdeki seyirleri daha güvenli bir hale getirmek, su altı ve su üstü zenginliklerinden maksimum faydaları sağlamak için sürekli Hidrografik, Oşinografik ölçümler yapılmakta, Seyir Haritaları üretilmektedir. İnsan hayatının ön planda tutulması prensibiyle sağlıklı ve güvenilir deniz haritaları üretilmeli ve her türlü yardımcı kaynakları ile birlikte teknolojiyle paralel bir gelişim içerisinde kullanıcılara sunulmalıdır.Bu çalışmada Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze deniz haritacılığının gösterdiği gelişim, deniz seyir haritalarının nasıl üretildiği, teknolojinin yeni bir ürünü olan Elektronik Seyir Haritaları (ENC)'nın üretimi ve de deniz haritacılığının nasıl bir geleceğe doğru gitmekte olduğu anlatılmaya çalışılmıştır.Halen kullanımda olan klasik kağıt seyir haritalarının, planlanmasından basımına kadar olan üretim süreci çeşitli standartların da yardımıyla açıklanmış, ardından günümüzün en yeni gelişimlerini içeren, en az kağıt seyir haritaları kadar güvenilir olan, maliyeti düşüren ve zamandan tasarruf sağlayan, GPS (Global Konum Belirleme Sistemi) uyduları, ARPA Radar vb. teknolojik ekipmanlar ile uyumlu ve kendine özgü bir gösterim ve bilgi sistemiyle (ECDIS ile) vektörel olarak çalışan, uluslararası standartlarda elektronik seyir haritalarının üretimi açıklanmıştır.Anahtar Kelimeler: Deniz Haritacılığı, Radar, Elektronik Seyir Haritası (ENC), Kağıt Harita, Hidrografi, Oşinografi, Elektronik Seyir Haritası Gösterim ve Bilgi Sistemi (ECDIS).
Dış mekan aydınlatmalarının bazı bitki türlerine etkisi
Dış mekan aydınlatmasının bazı bitki türlerine etkisini ortaya koymayı hedefleyen bu çalışma Çukurova Üniversitesi yerleşke alanında farklı 2 alanda yürütülmüştür. Yapılan deneme sonucunda gece sürekli aydınlatma yapılan alanda en çok olumlu etkilenen türler sırasıyla Hibiscus mutabilis, Robinia pseudoacacia'nın küçük bireyleri ve Hibiscus syriacus' tur. Sonuç olarak; aydınlatma yapılan alanlarda ve yollarda söz konusu türler güvenle kullanılmak üzere önerilebilir.
Mersin kenti için alternatif katı atık düzenli depolama alanlarının araştırılması
Düzenli depolama yöntemi, güvenli ve ekonomik oluşu ile yaygın olarak kullanılan bir atık depolama yöntemidir. Bu depolama yönteminde en önemli unsur atık depolanacak yerin belirlenmesidir. Mersin ili 709.848 nüfusu ve sanayi potansiyeli ile Türkiye'nin önemli yerleşim yerlerinden biridir. Şehirde oluşan günlük atık miktarı yaklaşık 650 tondur. Mevcut depolama alanı ömrünü doldurmuş hem toplum hem de çevreyi tehdit eder hale gelmiştir. Mevcut depolama alanının yerleşim yerine olan mesafesinin azalması ile toplum sağlığı açısından da risk taşıyan bir durum ortaya çıkmıştır. Bu olumsuzluklardan ötürü Mersin ili yerleşim yeri için yeni bir atık depolama sahasının belirlenmesi ihtiyacı doğmuştur.Bu çalışma ile yer seçiminde önemli kriterler, öngörülen 4 alternatif alan için değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmalar ile en uygun alan belirlenerek projelendirme safhasına geçilmiştir. Bu amaçla, üzerinde bir çimento fabrikasının da ocak olarak işlettiği saha değerlendirilerek katı atık depolama için elverişli görülmüştür. Depolama alanı CH, CL türü ince taneli birimlerden oluşan Handere Formasyonu üzerinde yer almaktadır. Birimin kısmen geçirimsiz olması da olumlu özelliklerinden biri olarak değerlendirilmiştir.
Farklı lineer yoğunluk ve elastan oranlarında eğrilmiş pamuk ipliklerinin gömleklik kumaş özelliklerine etkisi
Tekstil endüstrisinde ürünlerin kullanım özellikleri üzerinde etkili olan başlıca faktörler lif (hammadde), iplik, kumaş yapı ve özellikleri ve uygulanan bitim işlemleri olarak sıralanabilir. Son yıllarda pamuk içerikli gömleklik kumaşlara olan ilgi artmaktadır. Pamuk lifi her ne kadar gömleklik kumaşlar için albenisi yüksek bir lif olsa da albeniliğinin daha da arttırılması için bazı üretim oynamaları kaçınılmazdır. Yeniliklerden bir tanesi, pamuk ipliğine elastan katılması ve belli yönde kumaşta bir esneklik sağlanması şeklindedir.Elastan kullanımının yanı sıra verilen dokuma özellikleri ve bitim işlemlerinin de gömleklik kumaş üzerinde oldukça farklı özellikler kazandırdığı bilinmektedir. Ütülenebilirlik veya ütü bozulmazlık gibi işlemlerde çeşitli apreler vasıtasıyla sağlanabilmektedir. Ayrıca kumaşın genel görünümünü verilen dokuma raporları ile değiştirmek de mümkünüdür. Bu iyileştirmeler yapılırken, yapılan her ek işlemin avantajının yanında dezavantajının da bulunulabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.Bu çalışmada 6 farklı grup kendi içinde ve diğer gruplarla olan özellikleri bakımından kıyaslanacaktır. Her 6 grupta genel olarak elastan oranı, atkı çözgü sıklıkları, %100 pamuk kullanımı, atkı çözgü numaraları ve örgü tipleri değiştirilip etkileri incelenmiştir. Bu çalışmada eldeki gruplardan oluşan kumaşlara yapılacak testler sayesinde grupların kendi içlerinde bulunan fiziksel test değerleri ile gruplar arası bulunan test değerleri istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Elde edilen test değerleri M&S ve işletmenin kendi içerisinde kullandığı standart test değerleri ile belirlenmiştir.
Elazığ havzası paleojen istifinin mikropaleontolojik (Planktonik foraminifer ve ostrakodlarının) incelenmesi ve ortamsal yorumu
Bu çalışmanın amacı, Elazığ bölgesinde yayılım gösteren Tersiyer birimlerinden Kırkgeçit Formasyonu'nun planktonik foraminifer içeriğini, inceleme alanındaki yaşını belirlemek ve paleoortamsal yorumunu yapmaktır. Birim, Elazığ ilinin kuzeydoğu, güneybatı ve kuzeybatısında yayılım göstermekte olup, çakıltaşı, silttaşı, kumtaşı ve marnlardan oluşmaktadır. Kırkgeçit Formasyonu'nu temsil eden birimlerden 3 stratigrafik kesit ölçülerek, 197 örnek derlenmiştir. Planktonik foraminiferlerden 10 cins, 34 tür tanımlanarak sistematikteki yerleri belirlenmiştir. Bu türlerin biyostratigrafik dağılımlarından yararlanarak Turborotalia frontosa, Turborotalia possagnoensis, Turborotalia pomeroli/Turborotalia cerroazulensis ve Turborotalia cerroazulenis/Turborotalia cocaensis Zonları ayırtlanmıştır. Ayrıca ostrakodlardan 9 cins, 10 tür tanımlanmıştır. Bu planktonik foraminifer topluluğuna göre, birimin yaşı İpresiyen-Priyaboniyen'dir. Birimin litolojik özellikleri, planktonik/bentik foraminifer oranı ve ostrakodların ortam belirleyici özelliklerinden yararlanarak Kırkgeçit Formasyonu'nun inceleme alanında derin denizel bir ortamda çökeldiğini göstermektedir.
Benzinli motorun hava görüşüne yerleştirilen türbülatörün yanma ve emisyon üzerindeki etkisinin deneysel olarak incelenmesi
Günümüz otomotiv sektöründe motor teknolojisi üzerindeki gelişmeler sadece motor hızını,gücünü ve performansını artırmak amacıyla yapılan çalışmalarla sınırlıdır. Bu tip yenilikler beraberinde bir çok sorunu da ortaya çıkarmaktadır. Motorlu taşıtların hepsi fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli olan enerjiyi büyük ölçüde petrolden almaktadır. Dünyada ki petrol rezervlerinin sınırlı olması ve günümüz motorların petrole bağımlı olarak çalışmasından dolayı motor teknolojisinde yakıt ekonomisi çok önem kazanmaktadır. Bu yüzden bütün motor üretici firmalar motordan en yüksek verimi alabilmek için araştırmaya ve gelişmeye büyük yatırımlar yapmaktadırlar.Bu çalışmada hava girişine türbülatör yerleştirilmiş benzinli motorun yanma ve performans üzerindeki etkisi deneyler yapılarak incelenmiştir. Yapılan deneylerde benzinli motor farklı yüklerde türbülatörlü ve türbülatörsüz çalıştırılarak özgül yakıt tüketimi ve egzoz emisyonlarının ölçümü yapılmıştır.Sonuç olarak hava girişine eklenen türbülatörün düşük devirlerde yanmayı olumlu olarak etkileyerek emisyon değerlerini ve yakıt sarfiyatını düşürdüğü ancak yüksek devirlerde Yanmayı yüksek yük altında, ateşlemeyi geciktirmeden hızlandırmanın silindir içi basıncının çok daha yüksek olmasına yol açacağı yanmayı çok erken gerçekleştirdiği, Bunun sonucu olarak da vuruntu oluşturduğu görülmüştür.Ateşleme sistemi daha hızlı bir yanma için ayarlanmalıdır aksi halde bu sistemlerin yakıt ekonomisi üzerine etkileri kötüleştirici olabilir.Ateşleme geciktirilmediği taktirde tam yükteki türbülans artışı motora zarar verebilir.
Toprakta değişik uçucu organik bileşiklerin adsorpsiyonunun incelenmesi
20. yüzyılın son yıllarında hızla artan dünya nüfusu ve gelişen endüstri ile birlikte doğal kaynaklar, habitatlar büyük ölçüde tahrip edilmiş; kirletilmiş ve bunların sonucunda çevre sorunları konusu da önem kazanmıştır. Günümüzde böylesi önemli bir konu üzerinde, bir yandan toplumun bilinçlendirilmesi çalışmaları ve hukuki düzenlemeler bir yandan da bilimsel çalışmalar yapılarak hassasiyetle durulmaktadır. Bilimsel çalışmalar göstermiştir ki kirleticilerin toprağı kirletmesi yanında diğer alıcı ortamları da tehdit etmektedir. Bunlar arasında yeraltı suları en önemlileridir. Uçucu organik bileşiklerin taşınım davranışlarını incelemek, anlamak bu anlamda çok önemlidir. Çünkü onların toprakta yetişen bitkilerin köklerine, temiz yeraltı sularına ve temiz bölgelere potansiyel göçü söz konusudur. Taşınım mekanizması çok özellikli bir yapıya sahip olan toprağın karakterizasyonuna, kirletici olan uçucu organik maddelerin fiziksel, kimyasal yapısına ve toprakta bulunan mevcut su miktarına göre değişmektedir. Bu çalışmada uçucu organik bileşik (izleyici) olarak seçilen etil bromür, diklorometan ve 1,1,1 trikloroetan kullanılarak Çanakkale Çan Bölgesi kaynaklı Maden Tetkik Arama Enstitüsü'nden (MTA) temin edilmiş killi toprak yüzeyinde sabit basınç ve sabit sıcaklık altında farklı taşıyıcı hızlarında taşınım incelenmiştir. Ayrıca deneylerin gerçek koşullar ışığında reel sonuçlar verebilmesi için toprağın özellikli yapısının sağlanabilmesi açısından %10 humik asit ilavesi yapılarak laboratuvar ortamında organik madde katkılı killi toprak elde edilmiş, yapısında organik madde bulunan toprakta oluşması düşünülen adsorpsiyon ve kirletici taşınım süreci de incelenmiştir. Seçilen kirleticilerin 2 ve 3 klorlu bileşik olması klor etkisinin ayrıntılı gözlenebilmesine de olanak sağlamıştır. Gazların topraktaki taşınım ve adsorpsiyon parametrelerinin incelenebilmesi için bir taraflı tek tablet moment tekniği kullanılmıştır. Her üç kirleticinin doğal kaolin kilinde adsorpsiyon denge sabitleri (?pKi) sırası ile etil bromür için 1,526; diklorometan için 1,485 ve 1,1,1 trikloroetan için 0,137 olarak bulunmuştur. Ağırlıkça %10 humik asit ilave edilmiş kaolin kilinde ise adsorpsiyon denge sabitleri (?pKi) sırası ile etil bromür için 2,027; diklorometan için 1,669 ve 1,1,1 trikloroetan için 0,491 olarak bulunmuştur. Kirleticilerin yapılarındaki klor sayısı arttıkça adsorpsiyon denge sabitlerinin düştüğü gözlenmiştir. Bunun sebebinin kirleticilerin dipol momentlerinin farklı olmasından ileri geldiği düşünülmektedir. Organik madde ilave edilmiş kilde aynı kirleticiler için kuru ortamda elde edilmiş adsorpsiyon denge sabitleri doğal kaolin kiline oranla yüksek bulunmuştur. Bu husus; topraktaki organik maddelerin içeriği ile bu maddelerin pek çok organik kimyasalı tutabilme kapasiteleri arasında çok iyi bir ilişki olduğunu düşündürmüştür.